
753
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Evaluation of low back pain, quality of life and functional limitation of drivers and nurses working in medical home
Evaluation of Low Back Pain, Quality of Life and Functional Limitation of Drivers and Nurses Working in Medical Home The aim of this study is to evaluate the low back pain, quality of life, and functional limitation of the drivers and nurses working in medical home. This study was carried out with 100 participants, who are 50 drivers and 50 nurses working at home health services of Istanbul Metropolitan Municipality at between January 2018 and April 2018. In order to evaluate the severity of pain at rest and activity, the Visual Anologue Scale (VAS), for the measurement of low back pain disability the Oswestry Scale, and to measure the quality of life the Short Form Quality of Life Scale (SF-36) were used. Intergroup comparisons were analyzed with Independent t-Test in this observational, descriptive and analytical study. p <0.05 was statistically significant value. The mean age ± standard deviation was 36.54 ± 7.93 years, and the height ± standard deviation was 169.00 ± 8.40 cm of the 100 participant included in study population. The resting VAS values of the participants were 2.01 ± 2.26, the activity VAS values were 3.80 ± 3.00, and the Oswestry Scale total score was 12.62 ± 13.67. There were significant differences between resting VAS and SF-36 values of drivers and nurses (p <0.05). These differences revealed that especially nurses having more severe pain problems both at rest and at activity in VAS and SF-36 values. According to the Oswestry scale, the values of the nurse group are higher and there is a significant difference. No significant difference was found between the two groups in terms of VAS values (p> 0.05). As a consequence, low back pain of the drivers and nurses working at medical home increases with the activity, it decreases the quality of life. In addition, disability related to low back pain didn't cause any problems in their daily lifes. Keywords: low back pain, disability, nurse, driver, quality of life
Hemiplejik serebral palsili erişkinlerde ayna tedavisinin el fonksiyonları üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı, hemiplejik serebral palsili bireylerde geleneksel tedaviye eklenen ayna tedavisinin kas tonusu, motor iyileşme ve fonksiyonel durum üzerine etkisini belirlemektir. Çalışmaya yaşları 16-40 yıl arası değişen 50 hasta alındı. Tüm hastalar bulundukları özel eğitim merkezinde haftada 2 gün her seans 40 dakika olmak üzere 8 hafta boyunca geleneksel tedaviye devam ettiler. Ayna grubundaki (n=25) hastaların 40 dakikalık seanslarının 20 dakikasında geleneksel tedavi, 20 dakikasında ayna tedavisi uygulandı. El bileği ve dirsek fleksör kaslarında kas tonusu Modifiye Ashworth Skalası (MAS) ile, el bileği ve dirsek eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometre ile, üst ekstremite motor iyileşmesi Brunnstrom Evrelemesi ile, kaba el becerileri Tahta Kutu Blok Testi (TKBT) ile, fonksiyonel durum Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ile değerlendirildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 8 haftalık tedavi sonrasında aynı fizyoterapist tarafından yapıldı. Grupların tedavi öncesi karşılaştırılmalarında ayna grubunun el bileği ekstansiyon EHA (p=0,001) ve önkol pronasyon EHA (p=0,017) kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Tedavi öncesi ve sonrası grup içi karşılaştırmalarda her iki grubun da TKBT, üst ekstremite Brunnstrom evresi ve FBÖ puanları anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0,05). El bileği fleksör kaslarında tonus azalması her iki grupta da anlamlıydı (p<0,05). El bileği ekstansiyon (p=0,006) ve önkol supinasyon (p=0,008) EHA artışı sadece ayna grubunda anlamlıydı. Gruplar değişim fark puanı açısından karşılaştırıldığında sadece paretik tarafın TKBT değişim puanı ayna grubunda anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,034). Bu çalışmada, hemiplejik SP'li bireylerin geleneksel rehabilitasyon programlarına eklenen haftada 2 gün 20 dakikalık ayna tedavisinin el kaba motor becerilerini geliştirmede geleneksel tedaviden daha etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Serebral Palsi, Spastisite, El Fonksiyonları, Ayna Tedavisi, Rehabilitasyon
Diplejik serebral palsili çocuklarda duyu bütünlemenin postüral denge ve postüral reaksiyonlar üzerine etkisi
Serebral palsili (SP) olan çocuklar, motor aktivitelerini ve çevre ile etkileşimlerini engelleyebilecek postüral kontrol problemleri ile karşılaşabilirler. Çalışmamız kaba motor fonksiyon sınıflama sistemine göre seviye 2,3 ve 4 olan diplejik SP'li çocuklara uygulanan duyu bütünleme terapisinin postüral denge ve postüral reaksiyonlar üzerine etkisini incelemek amacı ile planlandı. Ocak 2020- Nisan 2020 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya diplejik SP tanısı konmuş, yaşları 4-17 yıl arasında değişen 20 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan hastalardan 10'una sadece nörogelişimsel tedavi (NGT) uygulanırken (kontrol grubu), 10'una NGT'ye ek olarak duyu bütünleme terapisi uygulandı. Rehabilitasyon programından önce ve sonra tüm hastaların, kaba motor fonksiyon ölçümü Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü-88 (GMFM-88) ,denge ölçümü Pediatrik Berg Denge Ölçeği (PBDÖ), gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile ve postüral reaksiyonlar manuel olarak değerlendirildi. GMFM-88 gruplar arası tedavi öncesi ve tedavi sonrası A bölümünde yatma ve dönme fonksiyonlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). B bölümü oturma,C bölümü emekleme diz üstünde durma ,D bölümü ayakta durma ,E bölümü koşma-yürüme-zıplama fonksiyonlarında ve toplam skorlarda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Grup içi karşılaştırmada tedavi grubunda A,B,C ve toplam skorda; kontrol grubunda ise C,D ve toplam skorda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). PBDÖ her iki grupta gruplar arası ve grup içi karşılaştırmalarda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (TMCS) tüm alt ölçekleri gruplar arası anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Grup içi karşılatırmada ise tedavi grubunda statik alt ölçekte ve toplam skorda; kontrol grubunda ise toplam skorda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Postüral reaksiyonlarda tedavi grubunda ayakta duruşta yana doğru hareket hariç tedavi sonrası reaksiyonların açığa çıkması artmıştır. TÖ-TS GMFM-88, TMCS ve PBDÖ delta fark değerleri gruplar arası karşılaştırmada TMCS koordinasyon ve GMFM-88 C alt ölçek anlamlı fark yaratan değişkenler olarak bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda; NGT ile birlikte uygulanan duyu bütünleme terapisinin postüral ve postüral reaksiyonlarda anlamlı kazanımlar sağladığı ve yalnızca NGT uygulaması ile kıyaslandığında ise TMCS koordinasyon GMFM-88 C alt ölçeklerinde ayrıca yararlılık sağladığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Duyu Bütünleme Terapisi, Postüral Denge, Postüral Reaksiyon
İnme sonrası hemiplejik hastalarda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetinin, gövde kontrolü, fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin belirlenmesi
İnme serebral damarların tıkanması, yırtılması ya da kopması sonucu motor kayıp, duygu ve denge bozukluğu, konuşma ve bilişsel fonksiyonların görüldüğü klinik bir tablodur. İnmeli hastaların % 10'u ilk bir ay içerisinde kendiliğinden iyileşmekte olup; diğer % 10'luk kısım tedaviye yanıt vermemektedir. Hastaların % 80'i ise rehabilitasyona ihtiyaç duymaktadır. İnme rehabilitasyonundaki amaç bireylere en kısa sürede ihtiyaç duyduğu fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlığı kazandırmaktır. Bu çalışma inme sonrası hemiplejik hastalarda solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetinin, gövde kontrolü, fonksiyonel kapasite ve fonksiyonel bağımsızlık ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya inme sonrası hemipleji tanısı almış, dahil edilme kriterlerimize uyan 25 gönüllü hasta dahil edilmiştir. Bireylerin solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinde spirometrik ölçüm, solunum kas kuvvetinin değerlendirilmesi amacıyla ağız içi basınç ölçümü (MIP: maksimal inspiratuar basınç, MEP: maksimal ekspiratuar basınç), gövde kontrolünün değerlendirilmesinde Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ), fonksiyonel kapasite değerlendirilmesinde zamanlı kalk-yürü testi (ZKYT) ve fonksiyonel bağımsızlıklarının değerlendirilmesinde Barthel İndeksi (Bİ) kullanılmıştır. İstatiksel analizler, Windows tabanlı SPSS 22 istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analizde yanılma olasılığı p<0.05 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak PEF (%) ve FEV1/FVC değerleri dışında solunum fonksiyonları ile fonksiyonel kapasite arasında, FEV1 (%) ve FVC (%) ile gövde kontrolü arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Solunum kas kuvveti ile fonksiyonel kapasite, gövde kontrolü ve fonksiyonel bağımsızlık arasında bir ilişki olmadığı görülmüştür.
Primer dismenoreli olgularda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma primer dismenore (PD) tanılı kadınlarda fiziksel aktivite düzeyinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya PD tanılı, yaş ortalamaları 21,83±2,9 yıl olan 42 kadın dahil edildi. Tüm olgulara demografik verilerin ve menstrual özelliklerin sorgulanması amacıyla tarafımızca hazırlanan ''Kişisel Bilgi Formu'' doldurtuldu. Menstruasyon semptom şiddetini değerlendirmek için ''Menstruasyon Semptom Ölçeği'' (MSÖ), menstrual ağrı şiddetini değerlendirmek için ''Vizüel Analog Skala'' (VAS), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form''(UFAA-KF), yaşam kalitesini değerlendirmek için ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' kullanıldı. Katılımcılar fiziksel aktivite seviyelerine göre düşük (n=19) ve orta (n=23) şiddette olarak ikiye ayrıldı ve menstrual ağrı şiddeti, menstruasyon semptom şiddeti ve yaşam kalitesi puanları açısından karşılaştırıldı. Çalışmadan elde edilen verilere göre düşük fiziksel aktivite seviyesindeki grubun menstrual ağrı ve semptomlarının fiziksel aktivite seviyesi daha yüksek olan gruba kıyasla daha şiddetli olduğu (p<0,05); yaşam kalitesinin ise daha kötü olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Dismenore semptomlarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği, yüksek semptom şiddetinin düşük yaşam kalitesiyle korele olduğu bulunmuştur (p<0,05). PD tanılı kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırmaya yönelik eğitim ve egzersiz programlarının planlanması, menstrual semptomların azalmasını ve yaşam kalitesinin artmasını sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Primer dismenore, menstruasyon semptom şiddeti, fiziksel aktivite seviyesi, yaşam kalitesi
COVID 19 geçiren ve geçirmeyen bireylerde fiziksel uygunluk, egzersiz kapasitesi ve kardiyorespiratuar yanıtların karşılaştırılması
SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu COVID-19 salgını, hızla tüm dünyaya yayılmış ve koronavirüs ailesinin neden olduğu ilk pandemi olarak tespit edilmiştir. COVID-19 çoklu tutulum gösterebildiği gibi genellikle solunum sistemini etkileyen, hafif semptomlardan ağır klinik tablolara varabilen bir hastalıktır. Bu çalışmada COVID-19 hastalığını geçiren ve geçirmeyen bireylerin egzersiz kapasitelerini, kardiyorespiratuar durumlarını ve çeşitli fiziksel uygunluk skorlarını karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız 30 COVID-19 geçmişi olan ve 30 COVID-19 geçirmeyen katılımcı gönüllülük esasına göre dahil edilerek yürütülmüştür. Katılımcılar Kütahya ilinde ikamet eden kişilerden rastgele seçilmiştir. Katılımcılara 6 dakika yürüme testi ve fiziksel uygunluk testleri uygulanmış, 6 dakika yürüme testi öncesinde ve sonrasında kardiyorespiratuar veriler kayıt edilmiştir. Katılımcılarımızın yaş ortalaması 29,22 olup vücut kitle indeksi ortalaması 23,76'dır. Değerlendirme sonunda 6 dakika yürüme testi skor ortalaması hastalık geçirenlerde 554,33 olup geçirmeyenlerde 581.27 olarak bulunmuştur. COVID-19 geçirmiş olma durumu ile 6 dakika yürüme testi skorları arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Test sonrası nabız değeri ve nabızda ortaya çıkan fark değeri ile hastalığı geçirmiş olma durumu arasında istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,001). Hastalık geçirmiş olma durumu ve test sonrası diyastolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı fark değeri, test öncesi solunum frekansı ve solunum frekansı fark değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0,05). Fiziksel uygunluk testleri ve hastalık geçmişi arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Çalışmamız sonucunda COVID-19 geçirmiş olma durumunun kardiyorespiratuar yanıtları etkilediği fakat fiziksel uygunluk parametrelerine aynı ölçüde etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yaşlının yaşadığı yerin depresyon, günlük yaşam aktivitesi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu araştırma yaşlının yaşam ortamının depresyona, günlük yaşam aktivitesine ve yaşam kalitesine etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 65 yaş üzerinde farklı mekanlarda yaşayan (huzurevinde, evde yalnız ve evde aile ile yaşayanlar) toplam 180 yaşlı bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan olgular demografik özellikleri yanında yaşlılıkla ilişkili hastalık ve özgeçmişleri yönüyle ilgili incelendi. Farklı ortamlarda yaşayan üç gruptaki geriatrik olgunun, sosyodemografik özellikleri, sağlık durumları kaydedildi. Her grubun depresyon durumu Geriatrik Depresyon Skalası ile, günlük yaşam aktiviteleri Lawton ve Brody'nin Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Skalası ve Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi ile, yaşam kalitesinin değerlendirilmesi Yaşlılar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-OLD) ile, boş zamanlarının değerlendirilmesi ise Boş Zaman Aktiviteleri Formu kullanılarak ölçüldü. Verilerin analizinde, Statistical Package for Social Science (SPSS) Windows version 23.0 kullanıldı. Gruplar kendi aralarında F Testi (ANOVA) ve Independent Samples T Testi ile karşılaştırılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen verilere göre gruplar arası Geriatrik Depresyon düzeyi anlamlı bulunamamıştır (p=0,219). Günlük yaşam, boş zaman aktiviteleri ve yaşam kaliteleri düzeyi gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlara göre yaşlıda yaşam yerinin Geriatrik Depresyon düzeyine etkisi bulunmazken, günlük yaşam, boş zaman aktivite seviyesine ve yaşam kalitesine etki ettiği bulunmuştur.
Uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter kadınların ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi
Sedanter yaşam tarzı; obezite, tansiyon problemleri, kaslarda zayıflık, postüral bozukluklar, kalp hastalıkları gibi birçok sağlık sorununa sebep olmaktadır. Uzun süre aynı postürde çalışmak da statik kas yüklenmesinden kaynaklı kaslarda gücün azalmasına ve yorgunluk gibi bazı problemlere yol açar. Bu çalışmada da uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter yaşayan kadınlar arasındaki ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ocak 2019- Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya yaşları 18 ile 45 arasında olan 30 sedanter yaşayan kadın ve 30 uzun süre ayakta çalışan sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcılara bireylerin demografik özelliklerini, ağrı prevelansını ve ağrı bölgesini belirlemek amacıyla Değerlendirme Formu, Ayak Postür İndeksi, Ayak Fonksiyon İndeksi, AOFAS Ayak-Ayak Bileği Araştırması, New York Postür Analiz Yöntemi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulandı. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında ağrının varlığı açısından istatisksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışan kadınların % 83,3'ü, çalışmayan kadınların ise %56'sının ağrı şikayetlerinin olduğu belirlenmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlara ait ağrı yeri karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışan kadınlarda en çok ağrıyan kısmın topuk (%9,1), çalışmayan kadınlarda ise en çok ağrıyan kısmın ayak bileği (%9,1) olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında Yaşam Kalitesi Ölçeği, Postür Değerlendirme, Ayak Fonksiyon İndeksi, Ayak Postür İndeksi ile AOFAS karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Kadınlar, Ayak-ayak bileği problemleri, Yaşam kalitesi
Sağlıklı erkek bireylerde egzersiz eğitimine eklenen pilates egzersizlerinin; Esneklik, benlik saygısı ve yaşam kalitesine etkisi
Egzersiz, sağlıklı yaşamın devamlılığı için gerekli en önemli faktörlerden birisidir. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı erkek bireylerde egzersiz eğitimine eklenen pilates egzersizlerinin; esneklik, kas gücü, benlik saygısı, yaşam kalitesi ve depresyon düzeyi üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışmaya; Ocak - Nisan 2019 tarihleri arasında, Ordu İli ProMOSS Manuel Terapi Merkezinde, yaş ortalaması 27,78±5,25 olan 20-45 yaşları arasında, 60 sağlıklı erkek katılımcı dahil edilmiştir. Yapılan değerlendirmeler öncesinde katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedilmiştir. Katılımcılar, grup 1 ve grup 2 olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Grup 1'e sadece egzersiz eğitimi verilirken grup 2 ye eğitime ek olarak pilates egzersizleri yaptırılmıştır. Egzersiz ve/veya eğitim öncesi ve sonrasında esneklik ölçümü için Otur-Uzan Testi, anterior gövde fleksiyonu ve gövde ekstansiyonu kas gücü değerlendirmesi için Manuel Kas Testi, benlik saygısını değerlendirmek için Rosenberg Benlik Saygısı Anketi, depresyon düzeyini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesini değerlendirmek için SF-36 Kısa Formu kullanılmıştır. Egzersiz öncesi gruplar arası karşılaştırmalarda grup 2 nin eğitim düzeyi grup 1 den anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0.033) . Çalışma sonunda grup 1 de gözlenen değişimler istatistiksel açıdan anlamlı düzeye ulaşmazken (p>0.05), grup 2 de Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği hariç değerlendirilen tüm parametrelerde çalışma öncesine göre anlamlı düzelme meydana gelmiştir (P<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada sağlıklı erkeklerde egzersiz eğitimine pilates egzersizlerinin eklenmesi ile kas gücü, esneklik, yaşam kalitesi ve depresyon düzeyinde olumlu gelişme sağlanmış ancak benlik saygısında değişiklik olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Pilates, Esneklik, Benlik Saygısı, Yaşam Kalitesi, Depresyon
Hemiplejik serebral palsili çocukların etkilenmemiş üst ekstremiteleri ile sağlıklı çocukların üst ekstremitelerinin güç, beceri ve fonksiyonellik yönünden karşılaştırılması
Bu çalışmada HSP'li çocukların üst ekstremitelerinin güç, beceri ve fonksiyonellik yönünden incelenmesi ve sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan tarafları ile karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışma Kasım 2018 – Mayıs 2019 tarihleri arasında, İstanbul'da yer alan farklı özel eğitim rehabilitasyon merkezlerinde fizik tedavi ve rehabilitasyon alan 6-16 yaşları arasında, mental retardasyon gibi ikincil bir özürü olmayan 30 HSP'li çocuk ve 6-16 yaş aralığında herhangi bir sistemik veya nöromusküler problemi olmayan 30 sağlıklı çocuk ile gerçekleştirilmiştir.Tüm olgularda el kaba kavrama gücü "Jamar Dinamometre" ile, beceriklilik "Nine Hole Peg Test" ve "Tahta Kutu ve Blok Test"ile, fonksiyonellik ise"Jebsen Hand Function Test" ile değerlendirilmiştir. Sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan taraf verileri ile HSP'li çocukların etkilenmemiş taraf verileri karşılaştırılmıştır.Çalışma sonucunda sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan taraflarının kavrama gücü ile HSP'li çocukların etkilenmemiş taraflarının kavrama gücü arasında fark bulunmamıştır (p=0.357). Sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan taraflarının, uygulanan NHPT ve TKBT'inde HSP'li çocukların etkilenmemiş taraflarından daha iyi oldukları anlaşılmıştır (p<0.05). JTHF testindeise birçok alt testteHSP'li çocukların etkilenmemiş kabul edilen taraflarının sağlıklı çocukların dominant tarafına göre anlamlı derecede geride olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sağlıklı çocukların dominant olmayan taraflarının, HSP'li çocukların etkilenmemiş taraflarına göre üstünlüğü NHPT (p=0.001) ,TKBT (p=0.007) ve yalnız bir JTHF alt testinde (p=0.003) gözlemlenmiştir.Sonuç olarak HSP'li çocuklarda el kaba kavrama gücü,beceri ve fonksiyonelliği arttırmaya yönelik tedavi yöntemleri sadece etkilenmiş ele değil etkilenmemiş ele de uygulanmalıdır.
Serebral palsili çocuklarda duyu bütünleme tedavisinin gövde kontrolü ve denge üzerine etkisi
Serebral palsi (SP) hayat boyu rehabilitasyon alması gereken popülasyonun içinde en sık karşılaşılan durumdur. SP'nin rehabilitasyonunda farklı birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden birisi de duyu bütünleme tedavisidir. Bu çalışmada duyu bütünleme tedavisinin diparetik SP'li bireylerde gövde kontrolü ve dengenin geliştirilmesine etkisi araştırıldı. Altmış diparetik SP'li birey "tedavi grubu" ve "kontrol grubu" olmak üzere rastgele ikiye ayrıldı. Kontrol grubuna sadece konvansiyonel tedavi uygulanırken, tedavi grubuna konvansiyonel tedaviye ek olarak duyu bütünleme tedavisi uygulandı. Çalışma İstanbul İli Güngören İlçesi'nde yer alan Duha Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde gerçekleştirildi. İki ay boyunca haftada 2 seans olmak üzere toplam 16 seans tedavi alan gruplar tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirildi. Gövde kontrolünü ölçmek amacıyla "Gövde Kontrolü Ölçüm Skalası", dengeyi ölçmek amacıyla da "Pediatrik Berg Denge Skalası" kullanıldı. Tedavi öncesi değerlendirmelerde iki grup birbirine benzer bulundu. Çalışma sonunda tedavi grubunda hem gövde kontrolünde (p=0,007) hem de dengede (p=0,001) anlamlı düzelme olduğu gözlendi. Kontrol grubunda çalışma sonunda gövde kontrolünde bir değişiklik olmazken (p=0,235), dengenin anlamlı düzeyde düzelme gösterdiği (p=0,020) tespit edildi. Değişim farkları açısından iki grup arasında fark gözlenmedi (p>0,05). Sonuç olarak diparetik SP'li çocuklarda konvansiyonel tedaviye eklenen duyu bütünleme tedavisi gövde kontrolünün arttırılmasında etkilidir. Diparetik SP'li çocukların dengelerinin geliştirilmesinde konvansiyonel tedavi etkilidir ve tedaviye duyu bütünleme tedavisinin eklenmesi dengenin geliştirilmesinde ek bir katkı sağlamamıştır. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Duyu bütünleme, Gövde Kontrolü, Denge
Farklı yaş gruplarındaki serebral palsili bireylerin beden kütle indekslerinin fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, farklı yaş gruplarındaki Serebral Palsi (SP) hastası bireylerde beden kütle indeksi ve fonksiyonel seviyeleri inceleyerek, artan beden kütle indeksinin fonksiyonellik ile ilişkisini araştırmaktır. Araştırmanın örneklem grubu İstanbul ili, Eyüp Sultan ilçesindeki Özel Yaşam Işığı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi gören 35 SP'li katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmaya katılan bireylerin yaşları 5-25 yaş aralığında belirlendi. Demografik özellikler Demografik Veri Formu ile değerlendirildi. Serebral Palsi etkilenim derecesi, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflama Sistemi (KMFSS)'ne göre kayıt edildi. Fonksiyonel değerlendirmeler Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (PFBÖ-WeeFIM) ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ-FIM) ile değerlendirildi. Kaba motor fonksiyonlardaki değişikliğin belirlenmesi amacıyla Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü – 88 (KMFÖ-88) uygulandı. Beden kütle indeksi (BKİ), vücut ağırlığının kilogram (kg), boy uzunluğunun metre (m) cinsinden karesine bölünmesiyle elde edilerek kaydedildi. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Science) 22.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bağımsız iki grup verilerinin ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığını belirlemek için T-test, verilerin gruplara göre karşılaştırılmasında Mann Whitney-U testi kullanıldı. Nicel verilerin karşılaştırılmasında ise Ki-Kare testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışma sonunda katılımcıların cinsiyet, SP tipi, KMFSS ve BKİ gibi parametrelerde yetişkin ve pediatrik grup arasında anlamlı fark tespit edilemedi(p>0,05). Yetişkinlerde BKİ ile KMFSS arasında anlamlı fark bulunmadı(p>0,05). Pediatrik olgularda BKİ ile KMFSS arasında anlamlı fark bulunmadı(p>0,05). Yapılan anketler sonucu Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (PFBÖ-WeeFIM) toplam puanı ile KMFSS arasında yüksek oranda anlamlılık bulundu(p<0,05). Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ-FIM) toplam puanı ile KMFSS arasında anlamlılık tespit edildi(p<0,05). Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği toplam puanları ve Beden Kütle İndeksi arasında anlamlı fark bulunmadı(p>0,05).
Sağlık bireylerde izometrik ve izokinetik kuvvetlendirme yöntemlerinin omuz pik tork, esneklik, propriosepsiyon duyusuna etkinliğinin incelenmesi
Çalışmanın amacı sağlıklı bireylerde izometrik ve izokinetik kuvvetlendirme egzersizlerinin omuz pik tork, esneklik ve propriosepsiyon duyusuna etkinliğinin izokinetik sistemde incelemektir. Yaşları 15-35 olan sağlıklı 16 erkek ve 14 kadın üzerinde non-dominant omuzda yapılmıştır. 15 kişilik izometrik ve izokinetik çalışma grubundan oluşmuştur. Katılımcıların başlangıç değerlerini belirlemek amacıyla esneklik değerlendirilmesi, izokinetik sistemde omuz internal ve ekstarnal pik tork kuvvet testi ve internal rotasyon 30° ve 60°; eksternal rotastyon 30° ve 60° açılarında pasif ve aktif eklem pozisyon hissi testi yapılmıştır. Katılımcılara 3 gün/hafta olarak 6 hafta boyunca egzersiz uygulanmıştır. Çalışma sonrasında, çalışma öncesi uygulanan testler tekrar edilmiştir. Bulgulara göre izometrik egzersiz grubunda egzersiz öncesine göre egzersiz sonrasında omuz internal rotasyon (p=0,002) ve eksternal rotasyon esneklik ölçümünde (p=0,009) artış görüldü. İzokinetik egzersiz grubunda egzersiz öncesine göre egzersiz sonrasında omuz internal rotasyon (p=0,002) ve eksternal rotasyon esneklik ölçümünde (p=0,009) artış görüldü. İzometrik egzersiz grubunda internal rotasyon pik tork (p=0,001) ve eksternal rotasyon pik tork değerinde (p=0,001) ve izokinetik grupta internal (p=0,001) ve eksternal (p=0,001) rotasyon pik tork değerinde artış görüldü. İzometrik egzersiz grubunda aktif eklem pozisyon hissi tüm açılarda istatitistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,940). İzometrik egzersiz grubunda pasif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,002). İzokinetik egzersizde aktif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (0,085). İzokinetik egzersizde pasif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (0,015). Sonuç olarak; omuz yaralanmalarını önlemek, nöromuskuler kontrolün gelişmesini sağlamak, kuvvet performanslarını değerlendirmek amacıyla izokinetik sistemde yapılan egzersizlerin omuz pik tork, esneklik, aktif ve pasif eklem pozisyon hissi değerlerini artırabileceği gözlendi.
Geriatrik bireylerde kırılganlık, denge ve depresyonun günlük yaşam aktivitesine etkisi
Yaşlanan nüfusun, aktif yaşamın içinde olması ve yeti kayıplarının önlenmesi için, yaşlıda ilişkili faktörler bilinmeli ve eşlik eden hastalıklara bağlı fonksiyonel kayıplar azaltılmalıdır. Bu doğrultuda çalışmamızda; geriatrik bireylerde kırılganlık, denge ve depresyonun günlük yaşam aktivitelerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız, Amasya Merkez ilçesinde 1'nolu Sağlık Ocağı'na bağlı 85 geriatrik birey gönüllülük esasına göre dahil edilerek yürütülmüştür. Bilişsel düzey değerlendirmesi için Mini Mental Durum Testi, denge için Berg Denge Ölçeği (BDÖ), depresyon için Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ), günlük yaşam aktiviteleri için ise Lawton Brody Enstrümental Günlük Yaşam Aktivite Ölçeği kullanılmıştır. 85 geriatrik birey ile yapılan çalışmamızın yaş ortalaması 73,53 ± 6,785 olup; %56,6 (48) kadınlar, %43,5 (37) erkek katılımcılar oluşturmaktadır. Kırılganlık durumuna göre grup dağılımı yaptığımız çalışmada kırılgan grup 33 kişi (%38,8), kırılgan öncesi grup 32 kişi (%37,6), normal grup ise 20 kişi (%23,5) olarak dağılım göstermiştir. Katılımcıların BDÖ ortalaması 35,51 ± 12,29; GDÖ ortalaması 3,89 ± 3,15 ve LBEGYA ortalaması ise 6,51 ± 1,93 bulunmuştur. LBEGYA ile kırılganlık (r=-0,391) ve GDÖ (r=-0,556) arasında negatif yönlü orta düzey ilişki bulunurken; LBEGYA ile BDÖ (r=0,691) arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p˂0,05). Yapılan regresyon analizi sonucuna göre; denge depresyon ve kırılganlığın günlük yaşam aktivitesini %46,6 oranında açıkladığı belirlenmiştir. Çalışmamız sonucunda; kırılganlık, denge ve depresyonun rehabilitasyon programlarının temel amacı olan günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık ile ilişkili faktörler olduğu belirlenmiştir. Bu faktörlerin dikkate alınması ile oluşturulacak rehabilitasyon stratejilerinin etkinliğinin artacağı öngörülmektedir.
Total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev programlarının etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmanın amacı osteoartrit nedeniyle total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev egzersiz programlarının etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya katılan hastalar randomize olarak video bazlı ev egzersiz programı grubu (n=20) ve broşür bazlı ev egzersiz grubu (n=20) şeklinde iki gruba ayrıldı. Her iki gruba hastanede yattığı süre boyunca araştırmacı fizyoterapist tarafından ortopedik rehabilitasyon uygulandı. Hastalar taburcu olduktan sonra atandığı gruba göre ev egzersiz programı verildi. Broşür bazlı ev egzersiz programı önerilen gruba bir broşür sayfası verilirken, video bazlı ev egzersiz programı önerilen hasta grubuna aynı egzersizlerin olduğu video link olarak verildi. Hastalar taburculuklarında, postoperatif ikinci ve altıncı haftada değerlendirildi. Ağrı değerlendirmesi için Visüel Analog Skala (VAS), Eklem Hareket Açıklığını (EHA) değerlendirmek için universal gonyometrik ölçüm ve fiziksel performansı değerlendirmek için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Fonksiyonellik düzeyi Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri İndeksi (WOMAC) ile fonksiyonel değerlendirmesinin günlük yaşam kalitesi düzeyi ise Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile sorgulandı. Cerrahi sonrası ikinci ve altıncı haftada grup içi değerlendirmede Fleksiyon EHA, VAS, 6 DYT, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Merdiven İnip Çıkma Testi ve WOMAC alt parametrelerinden ağrı ve fiziksel fonksiyondaki değişimin her iki grupta da benzer şekilde anlamlı olarak arttığı görülürken (p<0,005), gruplar arası karşılaştırmada cerrahi sonrası video bazlı ev egzersiz grubu lehine fleksiyon EHA, 6 DYT, zamanlı kalk yürü testi, merdiven inip çıkma testi ,Womac sertlik ve fiziksel fonksiyon alt parametreleri arasında anlamlı farlılıklar olduğu görülmüştür (p<0,005). Sonuç olarak total diz artroplastisi sonrası hastaya önerilen video bazlı ev egzersiz programının broşür bazlı programa göre yaşam kalitesi ve fonksiyonellik açısından daha olumlu etkilere sahip olduğu görüldü.
Disfonksiyonel işemesi olan bireylerde dinamik nöromüsküler stabilizasyon egzersizlerinin idrar akışına ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma kapsamında disfonksiyonel işemeli bireylerde dinamik nöromüsküler stabilizasyon (DNS) egzersizlerinin idrar akışına ve yaşam kalitesine etkisi değerlendirilmiştir. Bu deneysel çalışma, Mart 2021 ile Haziran 2023 tarihleri arasında İstanbul ilinde ÜroKlinik'e başvuran ve disfonksiyonel işeme tanısı almış hastalar ile yürütüldü. Çalışmaya dahil edilen 34 katılımcı, DNS egzersizlerinin uygulandığı deney ve manuel uygulamanın yapıldığı kontrol grubu olmak üzere iki gruba randomize edildi. Tüm katılımcılara, müdahale öncesinde ve sonrasında Disfonksiyonel İşeme ve İnkontinans Semptom Skorlaması (DVISS), SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Kısa Formu ve Üroflowmetri testi uygulandı. Araştırmamız sonucuna göre, DNS egzersiz grubunda yer alan katılımcıların tedavi sonrası üroflowmetri sonuçlarından cinsiyet, işenen hacim, ortalama akış hızı, düzeltilmiş akış hız ile yaşam kalitesi parametrelerinden fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı, genel sağlık algısı ve işeme bozuklukları semptom düzeylerinin tedavi öncesine kıyasla iyileştiği; bulunmuştur (p˂0,05). Diğer değişkenler ise tedavi öncesi ve sonrası değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Diğer yandan kontrol grubunda yer alan katılımcıların tedavi sonrası üroflowmetri sonuçlarından akış hızı, ortalama akış hız ile yaşam kalitesi parametrelerinden fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji/canlılık/vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı, genel sağlık algısı ve işeme bozuklukları semptom skoru düzeylerinin iyileştiği bulunmuştur (p˂0,05). Diğer değişkenler ise tedavi öncesi ve sonrası değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). DNS egzersiz grubunda yer alan katılımcıların işeme bozukluğu semptom düzeyindeki azalma kontrol grubuna kıyasla daha fazladır. Diğer değişim miktarları ise gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Sonuç olarak çalışmamızda, hem DNS egzersiz yaklaşımının hem de manuel uygulamaların işeme bozukluğu semptomlarının tedavisinde etkili olabileceğini gösterilmiştir. Ancak DNS egzersiz grubunda yer alan katılımcıların işeme bozukluğu semptom düzeyindeki azalma kontrol grubuna kıyasla daha fazladır.
Primer dismenorede tetik nokta masajı ve germe egzersizlerinin menstruasyon belirtileri, ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Primer dismenore, öncelikle genç kadınları etkileyen, günlük aktiviteleri engelleyen, iş verimi kaybına neden olan ve yaşam kalitesini düşüren kronik bir sağlık durumudur. Bu kontrollü çalışmada, primer dismenore tanısı almış hastalara uygulanan tetik nokta masajı ve germe egzersizlerinin ağrı şiddeti, menstruasyon belirtileri ve yaşam kalitesi üzerine etkileri incelenmiştir. Çalışmaya Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde primer dismenore tanısı ile takip edilen 45 kadın katılmıştr. Katılımcılar, "germe", "germe ve tetik nokta" ve "kontrol" grubuna ayrıldılar. Tedavi öncesi ve sonrasında toplam iki kez yapılan menstrual ağrı şiddeti değerlendirilmesinde "Vizüel Analog Skala", menstrual semptom şiddetinin değerlendirilmesinde "Menstruasyon Belirti Ölçeği" ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde "SF-36" kullanılmıştır. Tedavi sonrasında ağrı şiddeti kontrol grubunda değişmezken her iki germe grubunda da anlamlı düzeyde azaldı (P<0,001), tetik nokta ve germe egzersizinin birlikte uygulandığı grupta ağrı şiddetindeki azalmanın daha fazla olduğu bulunmuştur. Katılımcıların Menstruasyon Belirti Ölçeği değişimleri incelendiğinde, germe egzersizi ve tetik nokta masajı uygulanan grupta tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırıldığında negatif etkide grup içinde ve gruplar arasında anlamlı fark olduğu görülmüştür (p=0,000). Germe grubu ile germe egzersizi ve tetik nokta masajı verilen grupta, tedavi öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldığında baş etme yöntemlerinde grup içinde ve gruplar arasında anlamlı fark görülmüştür (p=0,009). Germe egzersizi ve tetik nokta masajının birlikte uygulandığı tedavi programı menstruasyon belirtileri ve ağrı şiddeti üzerine tek başına germe egzersizi uygulanan gruba göre daha etkili olmuştur.
Mobil telefon kullanım süresi ve ekran bağımlılığının kardiyovasküler risk faktörleri üzerine etkisi
Bu çalışmada mobil telefon kullanımı ve ekran bağımlılığının olumsuz faktörlerinin, kardiyovasküler sistem üzerine etkilerini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya 18-35 yaş arası, İstanbul ilinde ikamet eden 61 katılımcı (kadın=32 erkek=29) dahil edildi. Çalışmamıza katılan bireylerin yaş ortalamaları 25'ti. Katılımcıların demografik bilgileri, hazırlanan sosyodemografik değerlendirme formu ile toplandı. Katılımcılar Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Form, Çoklu Ekran Bağımlılığı Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği-Kısa Form, Framingham Risk Skoru Değerlendirmesi ölçeklerini doldurdular. Bireylerin son 3 ay içinde yaptırdıkları kan değerleri kaydedildi. Yapılan analizlerde, anketler arasındaki ilişki incelendiğinde Çoklu Ekran Bağımlılığı Ölçeği ile Günlük Ortalama Telefon Kullanım Süresi (p=0,009) ve Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği (p=0,000) arasında anlamlı ilişki bulundu. Framingham Risk Skoru Değerlendirilmesi Ölçeğinin, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği, Çoklu Ekran Bağımlılığı Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçekleri ile arasında anlamlı ilişki yoktu (p>0,05). Çalışmamıza katılan bireylerin kan değerleri incelendiğinde, kolestrol düzeyleri ile Framingham Risk Skoru Değerlendirmesi arasında (p=0,000) ve LDL (Düşük yoğunluklu lipoprotein) ile Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi arasında (p=0,004) anlamlı bir ilişki olduğu görüldü. Kan Değerleri ile Telefon ve Ekran Bağımlılığı arasındaki ilişkide anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Kadın ve erkek katılımcıların anket değerlerinin karşılaştırılması incelendiğinde Framingham Risk Skoru Değerlendirmesi (p= 0,023) skorunda anlamlı fark bulundu. Çalışmamız sonucunda, mobil telefon kullanım süresi ve ekran bağımlılığının, kardiyovasküler risk faktörleri ve 10 yıllık kardiyovasküler risk üzerine etkisi bulunmamıştır.
Artroskopik menisküs tamiri uygulanan hastalarda dinamik denge, dinamik taban basınç dağılımı, kinezyofobi ve fiziksekl fonksiyon parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, artroskopik menisküs tamiri uygulanan hastalarda dinamik denge, dinamik taban basınç dağılımı, kinezyofobi ve fiziksel fonksiyon parametreleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Kesitsel ve gözlemsel olarak tasarlanan araştırma, İstanbul Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde postoperatif 6-24 ay aralığında olan yaş ortalaması 32,39 yıl olan 21'i kadın (%38,9) ve 33'ü erkek (%61,9) olmak üzere toplam 54 katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışmaya, 20-50 yaş aralığında bulunan, izole artroskopik menisküs tamiri geçirmiş, standart rehabilitasyon programına katılmış, değerlendirmelere koopere olan ve dengeyi etkileyebilecek herhangi bir nörolojik, sistemik veya ortopedik problemi bulunmayan bireyler dahil edilmiştir. Ek diz cerrahisi veya yaralanması öyküsü, alt ekstremitede mekanik bozukluk, bilişsel yetersizlik veya rehabilitasyon almamış olmak ise dışlanma kriteri olarak belirlenmiştir. Veri toplama aracı olarak Y Denge Testi (YDT), Footwork Pedobarografi Analizi, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Tegner Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Lysholm Diz Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler, SPSS 25.0 yazılımı ile gerçekleştirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgulara göre, ameliyatlı tarafta YDT posterolateral yön denge skorları ile Tegner Fiziksel Aktivite Skoru (r=0,242; p=0,044) ve Lysholm Diz Skoru (r=0,263; p=0,031) arasında pozitif ve zayıf düzeyde; Tampa Kinezyofobi Skoru (r=−0,234; p=0,049) ile negatif ve zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). Ameliyatlı taraf toplam YDT skoru ile Tegner skoru (r=0,239; p=0,046), ve Lysholm Skoru (r=0,244; p=0,042) arasında statstksel olarak anlamlı, poztf ve zayıf düzeyde; Tampa Skoru (r=- 0,246; p=0,041) le negatf ve zayıf düzeyde lşk bulunmuştur (p<0,05). Dinamik taban basınç dağılımı parametrelerinin fiziksel fonksiyon ve kinezyofobi ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Tampa Kinezyofobi Skoru, Tegner (r=−0,971; p=0,000) ve Lysholm (r=−0,919; p=0,000) skorları ile istatistiksel olarak anlamlı, negatif ve güçlü düzeyde korelasyon göstermiştir. Sonuç olarak menisküs tamiri cerrahisi geçirmiş hastalarda fiziksel fonksiyonun dinamik denge ve kinezyofobi üzerinde kritik rol oynadığı, ancak dinamik taban basınç dağılımı ile doğrudan ilişkisi olmadığı belirlenmiştir. Bu bulgular, menisküs tamiri sonrası rehabilitasyonda çok yönlü denge eğitimi ve psikolojik destek programlarının önemini vurgulamaktadır.
Sedanter kadınlarda pilates ve gevşeme egzersizlerinin fiziksel ve kognitif parametreler üzerindeki etkisi
Bu araştırma, sedanter kadınlarda pilates ve gevşeme egzersizlerinin fiziksel ve kognitif parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, sosyal medya duyuruları aracılığıyla ulaşılan ve önceden belirlenen dahil edilme ve dışlanma kriterleri doğrultusunda uygun bulunan, yaş ortalaması 34,88 ± 9,49 olan toplam 34 sedanter kadın katılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterleri katılımcıların çalışmaya katılım istekleri, son 6 ay içinde egzersiz yapmamış olmaları, 20–50 yaş aralığında bulunmaları, herhangi bir cerrahi operasyon geçirmemiş olmaları ve Mini Mental Test skorlarının 24'ün üzerinde olması olarak belirlenmiştir. Ayrıca, majör psikiyatrik hastalık, ciddi ortopedik sorunlar veya spor yapmasını engelleyen tıbbi durumlar gibi dışlanma kriterlerine sahip bireyler çalışmaya dahil edilmemiştir. Katılımcılar, Research Randomizer yazılımı ile rastgele şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Deney grubuna sekiz hafta boyunca, haftada iki gün ve 90 dakika süresince pilates egzersizlerine ek olarak progresif gevşeme egzersizleri ve solunum teknikleri uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise aynı süre ve sıklıkta yalnızca 60 dakikalık pilates egzersizleri yaptırılmıştır. Egzersizlerin öncesinde ve sonrasında tüm katılımcılara esneklik değerlendirmesi için Otur-Uzan Testi, dayanıklılık değerlendirmesi için McGill Kas Endurans Testleri (Plank, Ekstansiyon ve Lateral Plank), denge değerlendirmesi için Y Denge Testi (Anterior, Posteromedial, Posterolateral) uygulanmıştır. Katılımcılara kognitif değerlendirme için ise Stroop ve Sayı Menzili Testleri uygulanmıştır. Veriler, SPSS 25.0 programında analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, deney grubunda Otur-Uzan Testi (p=0,001), McGill Plank (p=0,001), McGill Ekstansiyon (p=0,001), McGill Lateral Plank (p=0,001) ve Y Denge Testinin tüm yönlerinde (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı farklar elde edilmiştir (p<0,05). Stroop (p=0,001) ve Sayı Menzili Testlerinin tüm alt parametrelerinde (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı fark gözlemlenmiştir (p<0,05). Kontrol grubunda ise Otur-Uzan (p=0,001), McGill Ekstansiyon (p=0,001), McGill Lateral Plank (p=0,001) ve Y Denge Testinin tüm yönlerinde (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı farklar elde edilmiştir (p<0,05). Stroop (p=0,001) ve Sayı Menzili Testlerinin tüm alt parametrelerinde (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı fark gözlemlenmiş (p<0,05). Gruplar arası gelişim farkı analizinde tüm fiziksel ve kognitif parametrelerde deney grubu ile kontrol grubu gelişimleri arasında (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, eğitim sonrası her iki grupta da fiziksel ve kognitif parametrelerde anlamlı gelişimler gözlenmiştir. Ancak, pilates egzersizlerine ek olarak progresif gevşeme ve solunum teknikleri uygulayan deney grubunda bu parametrelerde daha fazla gelişim sağlandığı gözlenmiştir.
Üriner inkontinansı olan kadınlarda kor kas kuvveti, endurans ve denge parametrelerinin değerlendirilmesi
Üriner inkontinans (Üİ), kişinin kontrolü dışında gerçekleşen ve hem hijyen hem de sosyal yaşamı olumsuz etkileyen istemsiz idrar kaçırma durumu olarak tanımlanmaktadır. Araştırmalar, Üİ'li bireylerde kor kas kuvveti ve enduransının azaldığını ve bu durumun denge parametrelerinde de değişikliğe sebep olabileceğini bildirmektedir. Bu sebeple araştırmamızda, Üİ'li kadınlarda kor kas kuvveti, endurans ve denge parametrelerinin Üİ tipi göz önünde bulundurularak araştırılması amaçlandı. Bu çalışma Ocak 2025 ile Nisan 2025 tarihleri arasında İstanbul ilinde Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Ürojinekoloji Kliniğine başvuran ve alanında uzman bir hekim tarafından Üİ tanısı almış hastalar ile yürütüldü. Çalışmaya 32 katılımcı dahil edildi. Tüm katılımcılara demografik değerlendirme formu, fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA), Pelvik Taban Distres (PTD) ile ilişkili semptomların rahatsızlık düzeyinin belirlenmesi için Pelvik Taban Distres Envanteri (PTDE-20) ve bu ölçeğin tüm alt parametreleri, ürodinami ölçümü, Üİ şiddetini belirlemek için ped testi, pelvik taban kasları (PTK) kuvvetini değerlendirmek amacıyla perineometre cihazı, kor kas kuvvetinin değerlendirilmesi için Stabilizer Pressure Biofeedback Unit cihazı ile Sahrmann'ın beş seviyeli kor stabilizasyon testi, kor enduransının değerlendirilmesi için Mc Gill Gövde Endurans Testleri ve denge değerlendirmesi için Y Denge Testi uygulandı. Çalışmamızda, hem tüm Üİ'li bireylerin sağlıklı kadınların normatif verilerine göre karşılaştırması yapıldı, hem de bireyler Üİ tiplerine göre sınıflandırılarak incelendi. Katılımcıların Üİ tipi incelendiğinde %23,3'ü stres üriner inkontinans (SÜİ), %23,3'ü urge üriner inkontinans (UÜİ), %43,3'ü mikst üriner inkontinans (MÜİ) ve %10'u diğer tip Üİ olarak bulundu. Araştırmamız sonucuna göre, Üİ tanısı alan kadınlarda kor kas kuvveti, enduransı ve denge parametrelerinin sağlıklı kadınlara kıyasla daha düşük olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). Buna ek olarak, Üİ ile ilişkili rahatsızlık düzeyi MÜİ grubunda, SÜİ ve UÜİ gruplarına kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). İşenen hacim miktarı SÜİ ile MÜİ arasında (p=0,010) ve UÜİ ile MÜİ arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0,020). Son olarak, SÜİ'li bireylerde PTK kuvvetinin UÜİ'li bireylere göre daha yüksek olduğu ve bu farkın da istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. (p=0,032). Sonuç olarak çalışmamız Üİ'li kadınlarda kor kas kuvveti, enduransı ve stabilitesinin azaldığı, bunun da denge üzerinde olumsuz etkiler yarattığı görülmüştür. Bu durum Üİ'nin rehabilitasyon sürecinde multidisipliner yaklaşımın (PTKE, kor kas enduransını arttırmaya yönelik egzersizler, denge egzersizleri, genel fiziksel aktivite ve yaşam tarzı düzenlemeleri) gerekliliğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Üriner inkontinans, Kor Kas Kuvveti, Endurans, Denge, Pelvik Taban Kasları.
Parkinson hastalarında depresyon, anksiyete, yorgunluk, uyku bozukluğu ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu araştırma kapsamında, parkinson hastalarında depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu, anksiyete ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu doğrultuda araştırma verileri İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde 01.12.2019-01.04.2020 tarihleri arasında toplandı. Araştırma gözlemsel, analitik ve kesitsel modelde gerçekleştirildi. Araştırmaya Parkinson tanılı 30 olgu ve sağlıklı 30 birey katıldı. Çalışmada verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek oluşturulan sosyo demografik veri formu, Parkinson hastalığının derecesinin belirlenmesi "Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği", bireylerin depresyon "Beck Depresyon Ölçeği", yorgunluk "Yorgunluk Şiddet Ölçeği", uyku bozukluğu "Pitts Burgh Uyku Kalitesi indeksi, anksiyete "Hamilton Anksiyete Ölçeği" ve yaşam kalitesi ise "Sf-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form" ile değerlendirildi. Gruplar arası farklılıklar Student t testi ve ANOVA testi kullanılarak analiz edildi ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırma sonucunda Parkinson hastalığına sahip olan bireyler ile sağlıklı bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak farklılaştığı görüldü (p<0.05). Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk ve anksiyete düzeyleri sağlıklı bireylere oranla anlamlı olarak daha yüksekken; yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak daha düşüktür (p<0.05). Aynı zamanda Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri cinsiyet, yaş ve hastalık evresine göre farklılık göstermemekteydi (p<0.05). Sonuç olarak; Parkinsonlu bireylerin depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu ve anksiyete düzeyleri Parkinson olmayan bireylere göre yüksek, yaşam kaliteleri düşük bulunmuştur.
Profesyonel futbol oyuncularında hamstring kası kısalığının koşu hızına etkisi
Bu çalıĢmada, profesyonel alt yapı futbol oyuncularında hamstring kas kısalığının koĢu hızına etkisi olup olmadığının araĢtırılması amaçlanmıĢtır. Gözlemsel, kesitsel metotla yapılan bu çalıĢma Kasım 2019-Haziran 2021 tarihleri arasında Mersin Mezitli Spor KlübüAlt Yapı Takımı‟nda yapılmıĢtır. ÇalıĢmaya yaĢları 9-18 yaĢ grubunda yer alan 25 lisanslı futbol oyuncuları dâhil edilmiĢtir. ÇalıĢmanın yapılabilmesi için "Haliç Üniversitesi GiriĢimsel Olmayan Klinik AraĢtırmalar Etik Kurulu‟ndan gerekli izin ve onay alınmıĢtır (30.12.2019, GO 13/273-21)". ÇalıĢmaya katılan tüm bireylere çalıĢma öncesi uygulama ve değerlendirme yöntemleri ayrıntılı olarak açıklanmıĢtır. ÇalıĢmaya dâhil edilen futbolcular 9-18 yaĢ grubunda oldukları için ailelerinden veli onam formu alınmıĢtır. Futbolculara tarafımızca hazırlanmıĢ olan kiĢisel bilgi formu doldurulmuĢtur. ÇalıĢmamızda; gonyometrik ölçümlerde kullanılan en yaygın referans değerler Kendall McCreary ölçümleri üzerinde değerlendirilmiĢtir. Futbolculara hamstring kısalık ölçümü pasif düz bacak kaldırma yöntemiyle sağ ve sol bacak için eklemin hareket açısı gonyometreile tespit edilerek kısalık değeri derece cinsinden kaydedilmiĢtir. Bunun yanı sıra Otur ve Uzan Testi (Sit and Reach Flexibility Test) ve 100 m Sürat KoĢusu testleri uygulanmıĢtır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 24 (Statistical Package for the Social Sciences-IBM®) istatistiksel yazılım programı kullanılmıĢtır. Anlamlılık %95‟lik güven aralığında değerlendirilmiĢ olup, p <0.05 değeri anlamlı olarak kabul edilmiĢtir. ÇalıĢmada profesyonel alt yapı futbol oyuncularında hamstring kası kısalığı ile koĢu hızı arasında iliĢki tespit edilmiĢtir. ÇalıĢmada yer alan; futbolcuların otur-uzan testi sonucu ortalama 2,48±4,68 (min:-11 max:+11) olurken, kısalık dereceleri ortalama 41,48±15,08 (min:15 max:75) olarak saptanmıĢtır.Kısalık derecesi, koĢu testi arasındaki korelasyon katsayıları (r) degerlerine göre boy uzunlukları ile yaĢları,ağırlıkları vücut kitle indeksi (VKĠ), futbola baĢlama yılı arasında, koĢu testi (r:-0,456, p<0,05), ile futbolcuların, ağırlıkları ile yaĢları boy uzunlukları VKĠ futbola baĢlama yılı koĢu testi (r:-0,439, p<0,05), arasında anlamlı orta düzeyde negatif yönlü bir iliĢki tespit edilmiĢtir. Futbola baĢlama yılları ile yaĢlar, boy uzunlukları, ağırlıkları, haftada antrenman sayısı, koĢu testi (r:-0,512, p<0,01), arasında ise anlamlı orta düzeyde negatif yönlü bir iliĢki tespit edilmiĢtir. ÇalıĢmamız sonucunda profesyonel futbol oyuncularında hamstring kası kısalığının koĢu hızına etkisinin bulunduğu tespit edilmiĢtir. Hamstring kası kısalığı arttıkça, koĢu hızının azaldığı, hamstring kası kısalığı azaldıkça da koĢu hızının arttığı söylenebilir.
Farklı klinik tablolarda COVİD-19 geçiren bireylerin uzun dönem fiziksel ve fonksiyonel kapasitelerinin karşılaştırılması
COVID-19 sonrası kas gücü, fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi, uyku kalitesi değerlerinde azalma, bireylerde uzun dönem etkileri olarak halen devam edebilmektedir. Bu problemler ARDS tanısı almış bireylerde evde kontrolü sağlanmış bireylere göre daha fazla rastlanmaktadır. Kısa dönemde şikayetler evde tedavi görmüş bireylerde de görülse de, uzun dönemde çok daha az görülmektedir. Çalışmamızda taburculuklarının veya karantina bitiş tarihlerinin üzerinden en az 9 ay geçmiş bireylerin kas gücü, fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi, uyku kalitesi değerlerinin karşılaştırılması amaçlandı. Katılımcılar ARDS geçirmiş ve hastanede tedavi görmüş bireylerle, evde takibi sağlanmış hospitalizasyon gerekmeyen bireylerden oluşturuldu. ARDS geçirmiş kişiler Medipol Mega Üniversite hastanesinde tedavi görmüş bireylerden, evde tedavi görmüş bireyler ise İstanbul Zeytinburnu 92 Nolu Aile Sağlığı Merkezi tarafından takip edilmiş kişilerden oluşturuldu. Çalışmamız 1 Mart 2022 - 1 Haziran 2022 tarihleri arasında Haliç Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirildi. Çalışmaya COVID-19 sonrası en az 9 ay geçmiş 40 hasta dahil edildi. Dahil edilen bireyler 20 kişi ARDS grubu, 20 kişi ev karantinası grubu olarak oluşturuldu. Katılımcılara demografik değerlendirme formu, manuel kas testi, 6 dakika yürüme testi (6DYT), Pittsburgh uyku anketi (PUKİ), COVID-19 sonrası fonksiyonel durum ölçeği (PCFS), kısa form 36 (SF-36) uygulandı. Çalışmada demografik bilgiler karşılaştırıldığında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Manuel kas testi sonucu çıkan değerler karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). 6DYT değerleri karşılaştırıldığında total yürüme mesafeleri, SpO2 (test sonrası), dispne (test sonrası), quadriceps yorgunluğu (test sonrası) değerlerinde anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). PUKİ skorlarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). PCFS sonuçlarında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). SF-36'nın alt parametrelerinden ruhsal sağlık hariç diğer tüm alt parametrelerde anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Yapılan anketler dışında hasta değerlendirilmesinde nefes darlığı, öksürük, balgam, yorgunluk, ishal, kas ağrısı, baş ağrısı ve göğüs ağrısı şikayetlerinde anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda ARDS grubunun ev karantinası grubuna göre uyku kalitesi hariç diğer tüm etkilerden daha fazla etkilendiği ve halen devam ettiği belirlenmiştir.
Aletli pilates uygulamasının 20-45 yaş arası kadınlarda vücut kompozisyonu, hamstring esnekliği, egzersiz inanışı ve egzersiz davranışlarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, aletli pilates uygulamasının 20-45 yaş arası kadınlarda vücut kompozisyonu, hamstring esnekliği, egzersiz inanışı ve egzersiz davranışlarına etkisini belirlemektir. Çalışma deneysel olarak tasarlanmış olup, tüm katılımcılara haftada 2 defa olmak üzere 50 dakikalık 8 seans boyunca kuvvetlendirme, esneklik, denge çalışmalarına yönelik fiziksel hareketlerden oluşan egzersiz programı uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini 20-45 yaş arası aletli pilates yapan kadınlar, örneklemi ise İstanbul Unique Pilates ve Diyet Merkezi'nde takip edilmekte olan 20-45 yaş arası toplam 38 aletli pilates yapan kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik ve Vücut Kompozisyonu Bilgi Formu, Otur-Uzan Testi ve Egzersiz İnanışları Ölçeği kullanılmıştır. Bireyler çalışmanın başlangıcında ve çalışmanın sonunda veri toplama araçları kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak, nicel yöntemler ile analiz edilmiştir. Aletli pilates uygulamasının vücut kompozisyonu üzerindeki etkisi ile ilgili bulgular incelendiğinde, pilatesin vücut kompozisyonunu anlamlı olarak değiştiren bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), bel çevresi, kalça çevresi ve bel/kalça değerlerinde %1-3 arasında çok belirgin olmayan azalma yaşanmış ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Öte yandan aletli pilates uygulamasının hamstring esnekliği üzerindeki etkisi ile ilgili bulgular ise olumlu sonuçlar ortaya koymuştur. Katılımcıların esneklik ortalamalarında %47,4 oranında bir artış meydana gelmiş ve bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Aletli pilates uygulamasının egzersiz inanışı üzerindeki etkisi incelendiğinde ise genel olarak yine esneklik üzerindeki olumlu etkiye benzer biçimde olumlu yönde etki tespit edilmiştir. Katılımcıların egzersizlerin yararlı olduğu ile ilgili inançları anlamlı olarak artmış, egzersizler önünde engeller var olduğu ile ilgili inançları ise anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, 20-45 yaş arası kadınlarda, haftada 2 defa olmak üzere 50'şer dakikalık 8 seans halinde 3 ay süresince yürütülen bu araştırma sonucunda aletli pilates uygulamasının kadınlarda hamstring esnekliği ve egzersiz inanışını olumlu yönde etkilediği, kadınların egzersiz davranışlarını arttırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aletli pilates, Egzersiz inanışı, Esneklik, Vücut kompozisyonu.
Diz eklem hareket açıklığı ölçümünde giyilebilir hareket sensörlerinin geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Eklem hareket açıklığı (EHA), kas-iskelet sisteminin işlevini belirleyen faktörlerden biridir, doğru ve tekrarlanabilir bir yöntemle ölçülebilmeli ve kaydedilebilmelidir. Bu çalışmada; diz ekleminde EHA'nın giyilebilir hareket sensörleri ile ölçülmesinin geçerli ve güvenilir bir ölçüm yöntemi olup olmadığının araştırılması amaçlanmaktadır. Çalışma Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü'nde 15 Aralık 2021 – 15 Nisan 2022 tarihleri arasında, 18-25 yaş arası 70 sağlıklı üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Katılımcıların dominant diz eklemi EHA'ları hem dijital gonyometre (Meloq EasyAngle) hem de giyilebilir hareket sensörleri (MetaMotionRL) ile ayrı ayrı ölçüldü. Diz eklemi aktif fleksiyon açısı önce birinci değerlendirici tarafından; dijital gonyometre (Meloq EasyAngle) ile 3 kez ölçüldü ve en yüksek değer kaydedildi. İki adet giyilebilir hareket sensörü dominant alt ekstremitede tibia ve femur orta noktası hizasında uyluk ve bacak dış kenarına velkrolu bant ile sabitlendi. Birinci değerlendirici tarafından diz eklemi aktif fleksiyon açısı MetamotionRL ile 3 kez ölçüldü ve en yüksek değer kaydedildi. Sensörler çıkarıldı ve 10 dakika içinde tekrar takılarak aynı değerlendirici tarafından ikinci kez aynı yöntemle ölçüldü ve en yüksek değer kaydedildi. Sensörlerin çıkarılmasını takiben katılımcı aynı odada farklı bir muayene masasına alındı ve sensörlerin uygulanması sonrasında protokole uygun olarak ikinci değerlendirici tarafından ölçüm 3 kere gerçekleştirildi ve en yüksek değer kaydedildi. Değerlendirici içi ve değerlendiriciler arası güvenilirlik Sınıf İçi Korelasyon (ICC) testi ile; gonyometre ve giyilebilir hareket sensörü ölçümleri arasındaki uyum (geçerlilik) Spearman korelasyon testi ile değerlendirildi. Giyilebilir hareket sensörü ile yapılan ölçümlerde değerlendirici içi (ICC p=0,000) ve değerlendiriciler arası (ICC p=0,000) güvenilirlik yüksek bulunmuştur. Dijital gonyometre ile ölçülen diz aktif fleksiyon açısı ile giyilebilir hareket sensörü ile yapılan ölçüm arasında yüksek korelasyon (Spearman rs=0,865, p=0,000) gözlenmiştir. Bu çalışmada, 18-25 yaş arası sağlıklı erişkinlerde MetaMotionRL marka giyilebilir hareket sensörleri ile yapılan diz aktif fleksiyon eklem hareket açıklığı ölçümünün geçerli ve güvenilir bir yöntem olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Diz Eklem Hareket açıklığı, Giyilebilir Hareket Sensörleri, MetamotionRL.
Açık maden işletmelerinde çalışan işçilerin mesleki maruziyetinin günlük yaşam, fiziksel aktive ve solunum fonksiyonuna etkisinin değerlendirilmesi
Sanayileşmenin artması ile madencilik faaliyetleride hız kazanmıştır. Açık ve kapalı olarak yürütülen madencilik faaliyetleri dünyadaki iş faaliyetleri arasında en tehlikelisidir. Çalışmamızda açık ocak maden işletmelerinde çalışan işçilerin günlük yaşam, fiziksel aktivite ve solunum fonksiyonlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. 5 Aralık 2021 ve 10 Haziran 2022 tarihleri arasında Muğla/Milas' ta yürütülen çalışmaya 30-50 yaş aralığında olan, en az 3 yıldır kum madeninde çalışan madenciler grubunda yer alan 31 kişi ve farklı işlerde çalışan, kontrol grubunda yer alan 31 kişi olmak üzere toplamda 62 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil olan tüm katılımcılara İş sahasında ve çevresel olarak yaşadıkları maruziyeti ve solunumsal semptomları değerlendirmek için Mesleki ve Çevresel Akciğer Hastalıklarını Değerlendirme Formu, solunum fonksiyonlarını değerlendirmek için Solunum Fonksiyon Testi, mesleki maruziyetin yaşam kalitesinde yol açmış olabileceği kayıpları belirleyebilmek için St George Solunum Anketi, katılımcıların günlük yaşam aktivitelerindeki bozuklukları değerlendirmek için London Chest Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, katılımcıların fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, göğüs kafesinin hareketliliği ve postür analizi için Üst Gövde Postür Analizi ve Torakal Ekspansiyon Değerlendirmesi, katılımcıların son bir hafta içinde yaşadıkları dispne şiddetini belirlemek için Modifiye Borg Skalası uygulanmıştır. Çalışmanın solunum değerlendirmesinde yapılan spirometre sonuçlarına göre madenciler ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark bulunamadı. (FVC (L) , FVC (%) , FEV1 (L) , FEV1 (%) , FEF25-75 (L), FEF25-75 (%) , FEV1/FVC, PEF (L) ve PEF (%) parametreleri için p ≥ .05). Saint George Solunum Anketi ve solunum fonksiyon parametreleri arasındaki ilişkide anketin aktivite bölümü ile FEF25-75 (%) ve FEV1/FVC değerleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişiki tespit edilirken, sırasıyla; r = -0,37, p =0,03 ve r = - 0,39, p= 0,03, diğer günlük yaşam ve fiziksel aktivite anketleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı, tüm parametreler ve değerler için p ≥ 0,05. Madencilere yapılan Modifiye Borg Skalası sonucu ile FEV1/FVC değeri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu r = -0,41, p =0,02. Sonuç olarak çalışmamızda, açık ocak madeninde çalışan ve mesleki maruziyet yaşadığı düşünülen katılımcıların solunum, günlük yaşam ve fiziksel aktivite açısından kontrol grubu ile kıyaslandığında maruziyet-etkilenme ilişkisi bulunamamıştır.
Kronik boyun ağrısı olan ev hanımlarında izometrik egzersize eklenen aerobik egzersizin ağrı, fonksiyonellik ve boyun farkındalığı üzerine etkisi
Bu randomize kontrollü deneysel çalışmanın amacı kronik boyun ağrısı olan ev hanımlarında izometrik egzersize eklenen aerobik egzersizin ağrı, boyun farkındalığı ve fonksiyonellik üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya en az 3 aydır boyun ağrısı olan 20-60 yaş arası, İstanbul'da yaşayan 26 gönüllü ev hanımı katıldı. Katılımcılar randomize olarak deney (n=13) ve kontrol (n=13) gruplarına ayrıldı. Her iki gruba da boyun izometrik egzersizleri öğretildi ve günde 3 kez 10 tekrarlı yapmaları istendi. Deney grubuna boyun izometrik egzersizlerine ek olarak modifiye BORG skalasına göre 3-4 düzeyinde haftada 3 gün 30 dakika yürüyüş şeklinde aerobik egzersiz verildi. Tedavi öncesi ve sonrası katılımcıların boyun ağrısı şiddeti (VAS) ve boyun eklem hareket açıklığı (gonyometre) ölçülüp kaydedildi. Fonksiyonellik ve boyun farkındalığı ise Boyun Özürlülük Sorgulama Ölçeği, Bournemout Boyun Ölçeği ve Fremantle Boyun Farkındalık Anketi (FBFA) kullanılarak değerlendirildi. Kontrol ve deney grubunda müdahale sonrası boyun ağrısı, fonksiyonellik ve boyun farkındalığında anlamlı iyileşmeler görüldü (p<0.05). Fakat sağ-sol lateral fleksiyon EHA değeri hariç diğer tüm parametrelerde gruplar arasında bir üstünlük görülmedi. Sağ ve sol lateral fleksiyon eklem hareket açıklığındaki iyileşme deney grubunda kontrol grubuna göre anlamlı iyileşme gözlendi (p<0.05). İzometrik egzersizle beraber yapılan aerobik egzersizin boyun lateral fleksiyon değerleri üzerinde etkisi vardır.
Kronik inmeli hastalarda core stabilizasyon ve PNF egzersizlerinin denge,fonksiyonel kapasite ve yürüyüş üzerine etkilerinin karşılaştırılması
İnme rehabilitasyonunda yapılan çalışmaların çoğu, üst veya alt ekstremite disfonksiyonunun tedavisi ile ilgilidir. Üst ve alt ekstremite rehabilitasyonunun yanında gövde yeteneğinin yeniden kazanılması inme rehabilitasyon araştırmalarının oldukça ihmal edilen bir alanıdır. Çalışmamızda, kronik inmeli hastalarda core stabilizasyon ve proprioseptif nöromüsküler fasilitasyon (PNF) egzersizlerinin denge, fonksiyonel kapasite ve yürüyüş üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza en az 6 ay önce inme tanısı almış 24 birey core stabilizasyon eğitim grubu (CSE, n=12) ve PNF eğitim grubu (PNF, n=12) olmak üzere iki gruba randomize edilmiştir. Tüm katılımcıların denge yeteneği Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), fonksiyonel kapasitesi 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ve yürüyüş performansı Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) kullanılarak tedavi öncesi ve sonrası değerlendirilmiştir. İki gruba da öncelikle 30 dakika konvansiyonel tedavi uygulanmıştır. Core stabilizasyon eğitim grubuna ek olarak 30 dakika core stabilizasyon egzersizleri uygulanırken PNF eğitim grubuna ise ek olarak 30 dakika PNF egzersizleri uygulanmıştır. Tüm katılımcılar 6 hafta boyunca haftada 3 kez aynı fizyoterapist tarafından eğitime alınmıştır. Gruplar arası demografik ve klinik özellikler karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışma öncesi gruplar arası BDÖ, FUT, 6DYT ve ZKYT değerlendirmeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Her iki grupta da denge, fonksiyonel kapasite ve yürüme parametrelerinde tedavi sonrası, tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Tedavi sonrası gruplar arası karşılaştırmada ise BDÖ (p=0,543), FUT (p=0,525), 6DYT (p=0,729) ve ZKYT (p=0,204) skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, core stabilizasyon ve PNF uygulamalarının her ikisinin de denge, fonksiyonel kapasite ve yürüyüş performansını geliştirmede etkin olduğu fakat etkinlik açısından birbirlerine üstün olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Core Stabilizasyon, Proprioseptif Nöromüsküler Fasilitasyon, İnme, Denge, Fonksiyonel Kapasite, Yürüyüş.
Disparoni olan kadınlarda pilatesin cinsel fonksiyon, depresyon ve yaşam kalitesine etkisi
Kadınların %10 ila %20'si hayatlarının bir döneminde veya sürekli olarak disparoni, yani cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı hissi yaşamaktadırlar. Bu durum kişinin hem cinsel işlevlerini hem de genel yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, disparoni tanısı almış kadınlarda pilates egzersizlerinin cinsel fonksiyon, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmaya, yaşları 22 ile 47 arasında değişen toplam 24 kadın katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar, rastgele kura yöntemi ile 12 kişilik deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Tüm katılımcıların demografik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik değerlendirme formu aracılığıyla toplanmıştır. Çalışma öncesinde her iki gruba da disparoniye ilişkin bilgilendirme yapılmıştır. Cinsel işlevin değerlendirilmesinde Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (FSFI), depresyon düzeyinin belirlenmesinde Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesinin ölçülmesinde Kısa Form-36 (SF-36) Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Değerlendirme araçları, müdahale öncesinde ve sekiz haftalık sürecin sonunda yeniden uygulanmıştır. Başlangıç verileri incelendiğinde, iki grup arasında demografik özellikler açısından anlamlı bir fark bulunmadığı, yalnızca FSFI ölçeğinin lubrikasyon alt boyutunda anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir (p=0,049). Kontrol grubuna yalnızca bilgilendirme yapılırken, deney grubuna sekiz hafta süresince haftada iki gün olmak üzere pilates egzersizleri uygulanmıştır. Çalışma sonunda, deney grubunda FSFI ölçeğinin orgazm (p=0,012) ve memnuniyet (p=0,027) alt boyutları ile toplam puanında (p=0,009) anlamlı düzeyde iyileşme gözlenmiştir. Ayrıca, Beck Depresyon Ölçeği sonuçlarına göre depresyon düzeylerinde anlamlı bir azalma (p=0,027), SF-36 ölçeğinde ise enerji/canlılık (vitalite) (p=0,046) ve ruhsal sağlık (p=0,004) alt boyutlarında anlamlı artışlar saptanmıştır. Kontrol grubunda yalnızca FSFI'nın cinsel istek alt boyutunda anlamlı bir değişim meydana gelmiştir (p=0,039), ancak toplam cinsel fonksiyon puanı ile diğer ölçütlerde anlamlı farklılık izlenmemiştir (p>0,05). SF-36 ölçeğinde yalnızca fiziksel fonksiyon alt boyutunda anlamlı bir artış kaydedilmiş olup, bu sonucun günlük yaşam aktivitelerinden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Elde edilen bulgular, pilates egzersizlerinin disparoni tanısı almış kadınlarda cinsel işlev, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkiler sağladığını göstermektedir. Özellikle orgazm, memnuniyet ve ruhsal sağlık gibi boyutlardaki gelişmeler, bu egzersizlerin bütüncül sağlık yaklaşımlarında destekleyici bir yöntem olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Disparoni, Pilates, Cinsel Fonksiyon, Depresyon, Yaşam Kalitesi
Akıllı telefon kullanım süresinin görsel dikkat, boyun ağrısı ve boyun kas enduransı ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, akıllı telefon kullanım süresinin görsel dikkat, boyun ağrısı ve boyun kas enduransı ile ilişkisini incelemek amaçlandı. Çalışmanın evrenini İstanbul'da yaşayan, 25-55 yaş aralığında akıllı telefon kullanan bireyler oluştururken, örneklem olarak İstanbul Anadolu Yakası'nda ikamet eden 40 katılımcı dâhil edildi. Çalışma Ocak 2025 ile Nisan 2025 tarihleri arasında yürütüldü. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini değerlendirmek amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, akıllı telefon bağımlılık düzeylerini belirlemek için Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği-Kısa Form (ATBÖ-KF), görsel dikkati ölçmek için İz Sürme Testi (İST-A ve İST-B), boyun ağrısına bağlı fonksiyonel kısıtlılığı değerlendirmek için Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) ve boyun kas enduransını ölçmek için Derin Boyun Fleksör Kas Enduransı Ölçümü (DBF-Endurans) kullanıldı. Veriler SPSS istatistik programı ile analiz edildi ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmaya 19 kadın (%47,5) ve 21 erkek (%52,5) olmak üzere toplam 40 birey katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 36,33±9,17 yıl idi. Katılımcılar akıllı telefon bağımlılığı olan grup (ATBG) ve bağımlılığı olmayan kontrol grubu (KG) olarak ikiye ayrıldı. ATBG'de ATBÖ-KF değeri 35,45±3,99, BÖİ değeri 14,45±5,41, İST-A skoru 39,94±14,62, İST-B skoru 74,30±18,98 ve DBF-Endurans süresi 37,13±20,05 saniye olarak ölçüldü. ATBG'de, GAS ile ATBÖ-KF (r=0,597, p=0,005) ve BÖİ (r=0,688, p=0,001) arasında, günlük oturma süresi ile PC kullanım süresi (r=-0,468, p=0,037), ATBÖ-KF (r=0,474, p=0,035) ve BÖİ (r=0,473, p=0,035) arasında, ATBÖ-KF ile BÖİ (r=0,556, p=0,011) ve DBF-Endurans (r=-0,449, p=0,047) arasında, BÖİ ile DBF-Endurans (r=-0,549, p=0,012) arasında anlamlı ilişkiler tespit edildi. Kontrol grubunda ATBÖ-KF değeri 19,55±3,99, BÖİ değeri 7,45±4,50, İST-A skoru 29,85±6,72, İST-B skoru 57,39±14,94 ve DBF-Endurans süresi 52,12±20,65 saniye olarak ölçüldü. KG'de GAS ile DBF-Endurans arasında (r=-0,514, p=0,020), günlük oturma süresi ile BÖİ (r=0,466, p=0,038), PC kullanım süresi ile İST-B (r=-0,531, p=0,016), İST-A ile İST-B (r=0,591, p=0,006) ve DBF-Endurans (r=-0,465, p=0,039) arasında anlamlı ilişkiler bulundu. Diğer parametreler arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Gruplar arası karşılaştırmada; GAS (p=0,015), günlük akıllı telefon kullanım süresi (p=0,044), ATBÖ-KF (p<0,001), BÖİ (p<0,001), İST-A (p=0,001), İST-B (p=0,010) ve DBF-Endurans (p=0,012) değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar belirlendi. Sonuç olarak, akıllı telefon bağımlılığı ve kullanım süresinin artması; psikomotor hız, sürdürülebilir ve karmaşık dikkat düzeyi, boyun ağrısı, boyun kas enduransı ve boyun fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu saptandı. Bu çalışma, akıllı telefon bağımlılığının boyun ağrısı, görsel dikkat ve boyun kas dayanıklılığı üzerinde risk faktörü olabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon kullanımı, boyun ağrısı, görsel dikkat, bağımlılık davranışı, kas dayanıklılığı
Alt ekstremite amputasyonu olan bireylerde dinamik yürüme indeksinin (DGI) geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, Dinamik Yürüme İndeksi'nin geçerlik ve güvenilirliğini araştırmak ve alt ekstremite amputelerinin değerlendirilmesinde pratik, tutarlı ve hızlı bir yöntem olarak kullanılıp kullanılamayacağını belirlemektir. Çalışmaya en az altı aydır aynı protezi kullanan, edinsel alt ekstremite amputasyonu olan 18-45 yaş arasında 20 birey dahil edildi. İndeks 20 ampute birey üzerinde iki fizyoterapist tarafından iki hafta arayla izlenen video kayıtlarının puanlanması ile uygulandı. İndeksin iç tutarlılığı, Chronbach's alpha katsayısı 0,833'tür. Test-tekrar test analizleri sonucu ICC 0,96 olarak bulundu. İki farklı fizyoterapist arasındaki uyuma baktığımızda ise ilk ICC sonucu 0,88 olarak, 2. ICC sonucu ise 0,99 olarak bulundu. Dinamik Yürüme İndeksinin uyum geçerliliği için, Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (Timed Up and Go Test – TUG), Dört Adım Kare Testi (Four Square Step Test – FSST) ve Amputelerde Mobilite Belirleme Testi (Amputee Mobility Predictor Scoring – AMP) ile arasındaki korelasyon Spearman Sıra Korelasyon Katsayısı (rs) ile incelendi. DYİ'nin toplam puanı ile TUG arasında negatif zayıf ilişki (rs= -0,383), FSST arasında negatif zayıf ilişki (rs= -0,275) ve AMP arasında orta düzey ilişki (rs=0,560) bulundu. Çalışmamızın yapı geçerliliği analizi diyagram üzerinden Amos paket programı ile yapıldı. Çalışmamızın Ki-kare testi (Chi Square Index- CMIN/df) değeri 0,679, İyilik Uyum İndeksi (Goodness of Fit Index- GFI 0,873, Karşılaştırmalı Uyum İndeksi (Comparative Fit Index, CFI) değeri 1, Ortalama Hataların Karekökü (Root Mean Square Residual, RMR) değeri 0.024 ve Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Error of Approximation, RMSEA) değeri ise 0'dı. Dinamik Yürüme İndeksinin alt ekstremite amputelerinde yürüme, dinamik denge ve düşme riskini değerlendirmede ve klinikte kullanım için güvenilir ve geçerli bir test olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Amputasyon, Dinamik Yürüme İndeksi, Geçerlik ve Güvenirlik
Boyun ağrısı olan ofis çalışanlarında koruyucu fizyoterapi uygulamalarının başın anterior tilt postürü ve üst ekstremite iş ile ilişkili fonksiyonları üzerine etkisi
Bu çalışmada, boyun ağrılı ofis çalışanlarında iş ile ilişkili kas-iskelet sistemi bozukluklarına (KİSB) yönelik Koruyucu Fizyoterapi Yöntemlerinden (KFY); postür eğitimi ve ergonomik düzenlemeler, egzersiz ve EMG Biyofeedback (EMG-B) eğitimlerinin, başın anterior tilt postürü (BATP) ve üst ekstremite iş ile ilişkili fonksiyonları üzerine etkilerini araştırmak amaçlandı. Çalışmaya en az 3 aydır boyun ağrısı bulunan, 24-40 yaş aralığında, son 1 yıldır aktif tam zamanlı çalışan 51 ofis çalışanı dahil edildi. Tüm bireylere postür eğitimi verilerek, çalışma alanlarında ergonomik düzenlemeler yapıldı. Her grupta 17 bireyin bulunduğu EMG-B, Egzersiz ve Kontrol olmak üzere 3 grup oluşturuldu. EMG-B ve Egzersiz eğitimleri haftada 3 gün olmak üzere, 6 hafta boyunca uygulandı. Çalışma öncesi ve sonrasında ağrı (NDI ve NPAD), postür (BATP ve RULA), üst ekstremite fonksiyonelliği (DASH T/W, Constant-Murley Skoru), görev performansı (klavye / mouse görevi) ve Üst Trapez (ÜT) kas aktivasyonu (sEMG) değerlendirildi. Elde edilen bulgulara göre; her üç grupta da görev performansı ve kas aktivasyonu dışında tüm parametrelerde anlamlı gelişmeler gözlendi. ÜT kas aktivasyonunun sadece EMG-B grubunda azaldığı (p<0,01); Egzersiz grubunda ise BATP ve boyun ağrısının diğer gruplara göre daha düşük olduğu görüldü (p<0,01). RULA ve üst ekstremite fonksiyonelliğinde gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). BATP ile boyun ağrısı, mouse kullanma hızı ve ÜT aktivitesinin ilişkili olduğu belirlendi (p<0,05). Ofis çalışanları için fizyoterapistler tarafından verilen bireyselleştirilmiş postür eğitimi ve ergonomik düzenlemelerin ağrı, postür ve iş ile ilişkili fonksiyonlar üzerine olumlu etkiler gösterdiği, BATP ve ağrı üzerine daha etkin bir tedavi amaçlandığında programın egzersiz eğitimi ile, ÜT kas aktivitesini azaltmak hedeflendiğinde ise EMG-B ile desteklenmesinin yararlı olacağı sonucuna varıldı. KFY'nin uzun dönem etkilerinin ve psikososyal parametrelerin incelendiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Alt ekstremite ortezi kullanan bireylerde ortez protez kullanıcıları anketi memnuniyet modülünün Türkçe versiyonu, geçerlik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı alt ekstremite ortezi kullanan bireylerde Ortez/Protez Kullanıcıları Anketi Cihaz Memnuniyeti ve Servis Memnuniyeti bölümlerinin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Ölçek, OPKA-M olarak isimlendirilmiş ve 67 kişiye uygulanabilmiştir. Anketin geliştiricisi ile görüşülerek 12 yaşın üzerinde olan kişilerin anketi bağımsız olarak yapabileceği konusunda fikir birliğine varılmıştır ve 12 yaşının üzerinde olan 48 alt ekstremite ortezi kullanıcısı ile istatiksel değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. OPKA-M ölçeğinin güvenilirlik analizi test-tekrar test yöntemiyle, iç tutarlılığı Cronbach alfa analizi ile, ölçeğin yapı geçerliği genel memnuniyeti değerlendiren VAS ile korelasyonuna bakılarak, ek olarak AFA ve DFA hesaplanarak belirlenmiştir. Anketin test-tekrar test güvenilirliği mükemmel bulundu (ICC=0,995, %95GA:0,986-0,998). OPKA-M cihaz ve servis memnuniyeti ölçeklerinin cronbach alfa analizi sonucunda değerler yüksek, iç tutarlılığa uyumlu ve yakın bulundu (cihaz cronbachα=0,845, servis cronbachα=0,925). VAS ölçeğinden elde edilen puanlar arasında pozitif ve anlamlı korelasyon saptandı (r=0,623, p<0,001). AFA sonuçlarına göre OPKA-M cihaz memnuniyeti ölçeğinde faktör yükleri 0,437-0,838 ve servis memnuniyeti ölçeğindeki faktör yüklerinin ise 0,493-0,920 arasında olduğu saptandı. DFA'da ise uyum indeksleri değerlerine göre modelin veri ile iyi bir uyum sağlamadığı, ölçeğin özgün haline bağlı kalmak koşuluyla modelin uyumunu geliştirmek için değişikliğe ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. OPKA-M ölçeğinin alt ekstremite ortezi kullanan kişilerde, klinikte ve bilimsel araştırmalarda memnuniyet değerlendirmesi için kullanılabilecek uygun bir ölçek olabileceği sonucuna varılmıştır.
Diz osteoartriti olan orta yaş kadınlarda intramüsküler yağ oranının iskelet kası mimari yapısına ve fiziksel performansa olan etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı diz osteoartriti (OA) olan orta yaş kadınlarda kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramüsküler yağ (İMY) oranını sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Ayrıca diz OA olan kadınlarda İMY oranı ile iskelet kasının mimari özellikleri ve fiziksel performans arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çalışmamıza 40-65 yaş aralığında 31 diz OA olan ve 31 sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcıların demografik verileri (yaş, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi), ağrı durumları ve diz eklemi hareket açıklıkları kaydedildi. Yağ ve kas kütlesinin değerlendirilmesi; Bioelektrik İmpedans Analizi ile, izometrik kas kuvveti; hand held dinamometre ile, diz OA ile ilişkili semptom ve diz eklemi fonksiyonları Diz Yaralanma ve Osteoartrit Sonuç Skoru (KOOS) ile değerlendirildi. Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının mimari özelliklerinden pennasyon açısı, lif uzunluğu ve kalınlığı gibi Ultrasonografi (US) yöntemi ile değerlendirildi. Kasların İMY oranı ise ekointensite (Eİ) ölçümleri kullanılarak analiz edildi. Eİ değerlendirmesi, US yöntemi ile elde edilen görüntülerin ImageJ programı aktarılması ile yapıldı. Katılımcıların fonksiyonel performans değerlendirmeleri, Beş Kere Otur ve Kalk Testi, Zamanlı Kalk Yürü Testi ve Merdiven İnip-Çıkma Testi ile, yürüme hızı ise 20 Metre Yürüme Testi ile değerlendirildi. Diz OA olan hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre rektus femoris, vastus intermedius, vastus lateralis, vastus medialis, biseps femoris, semitendinosus ve semimembranosus kaslarının İMY oranı daha fazla idi (p<0,05). Diz OA olan kadınların yaşları, vücut kütle indeksleri, vücut yağ kütlesi arttıkça kuadriseps ve hamstring kaslarının İMY oranı artmakta, iskelet kas kütlesi ve iskelet kas kütle indeksi artıkça İMY oranı azalmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris, vastus medialis, biseps femoris ve semitendinosus kaslarının İMY oranı azaldıkça pennasyon açıları artmaktaydı (p<0,05). Rektus femoris ve vastus medialis kaslarının İMY oranı artıkça dizin izometrik ekstansör kuvveti azalmakta, biseps femoris kasının İMY oranı artıkça dizin izometrik fleksör kuvveti azalmaktaydı (p<0,05). Ayrıca vastus medialis ve biseps femoris kasların İMY oranı artıkça KOOS puanları azalmaktaydı (p<0,05). Kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının İMY oranı arttıkça diz OA olan kadınların fiziksel performansları ve yürüme hızları da kötüleşmekteydi (p<0,05). Diz OA olan orta yaş kadınların kuadriseps femoris ve hamstring kaslarının intramuskuler yağ oranı sağlıklı kontrol grubuna göre daha fazla olup, bu hastalar için intramüsküler yağ dokusunu azaltmaya yönelik egzersiz ve tedavi stratejileri belirlenmelidir.
Alt ekstremite ortezi kullanan çocuklarda yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı alt ekstremite ortezi kullanan çocukların yaşam kalitesini etkileyen faktörleri incelemekti. Çalışmaya yaş ortalaması ve standart sapması 11,6 ± 4,7 olan 4-18 yaş arası 76 çocuk dahil edildi. Çalışmada katılımcıların demografik bilgileri, fizyoterapistin önerdiği ortez kullanımın saatlerine uyumu, toplam ortez kullanım süresi (yıl) ve günlük ortez kullanım saatine ait bilgiler kaydedildi. Ailenin ortez hakkındaki bilgi düzeyi ve ailenin ortezin işlevselliğine olan inancı Görsel Analog Skalası (VAS) ile, bireylerin sağlıkla ilgili yaşam kalitesi Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri (PÖDE) ile, fonksiyonel bağımsızlık seviyeleri Çocuklar İçin Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (WeeFIM) ile, ortez kullanımının hayatlarına etkisi Hasta Tarafından Oluşturulan İndeks (PGI) ile, ortez memnuniyeti ise QUEBEC Yardımcı Teknoloji Kullanıcılarının Memnuniyetini Değerlendirilmesi anketi (QUEBEC) ile değerlendirildi. Elde edilen bulgulara göre yaşam kalitesinin ailenin ortezin işlevselliğine olan inancı ile düşük (r=0,249), ortez kullanımı ile iyi (r=0,594), fonksiyonel bağımsızlık ile mükemmel (r=0,885), ortez memnuniyeti ile orta derecede (r=0,491) pozitif yönde ilişkisi bulundu. Fizyoterapistin önerdiği ortez kullanım saatlerine uyum ile yaşam kalitesi arasında ortez kullanım saatlerine uyanlar lehinde pozitif bir ilişki bulundu. Ailenin ortez hakkında bilgi düzeyi ile yaşam kalitesi arasında bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak ortez kullanan çocuklarda yaşam kalitesi üzerinde ailenin ortezin işlevselliğine olan inancı, ortez kullanım saatlerine uyum, ortez kullanım durumu, fonksiyonel bağımsızlık ve ortez memnuniyetinin etkili olduğu görüldü. Çocukların yaşam kalitesine olumlu yönde etki edebilmek için kişiye özel doğru ortez önerimi yapılmalı, ortez memnuniyeti arttırılmalı, aileye bu ortezin işlevselliği hakkında detaylı bilgi verilmeli ve önerilen ortez kullanım saatine uyum sağlanmalıdır.
Revize-toplumsal katılım anketi'nin alt ekstremite amputelerinde geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, alt ekstremite amputelerinde Toplumsal Katılım Anketi-Revize (TKA-R) ölçeğinin geçerliğini ve güvenirliğini belirlemektir. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında, en az 6 ay protez kullanmış ve araştırmaya katılmaya gönüllü alt ekstremite amputeleri dahil edildi. Amputelerin proteze adaptasyonu "Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği" (TAPES) ile, fiziksel görünümü algılamaları "Ampute Vücut İmajı Ölçeği" (ABIS) ile ve toplumsal katılımları ise TKA-R ile değerlendirildi. TKA-R ölçeğinin yapı geçerliğini belirlemek için TAPES ve ABIS ile korelasyonu ve doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. TKA-R ölçeğinin test-tekrar test güvenirliği sınıf içi korelasyon katsayısı (SKK) yöntemi ile belirlendi. İç tutarlılık analizi chronbach alfa katsayısı ile değerlendirildi. Çalışmaya 90 ampute alındı (ortalama yaş: 40,96±12,89 yıl; BKİ: 25,55±5,55 kg/m2). Katılımcıların 20'sine 1 hafta sonra TKA-R ölçeği tekrar uygulandı. TKA-R genel skoru ile TAPES genel psikososyal uyum alt parametresi arasında pozitif yönde orta derecede (r=0,405, p<0,001); aktivite kısıtlaması parametresi ile negatif yönde düşük-orta derecede (r=-0,359, p<0,05). TKA-R genel skoru ile TAPES protez ile memnuniyet alt parametresi ve ABIS ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadı (sırasıyla r=0,197, p=0,062; r=0,029 p=0,062). Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre TKA-R yapısal geçerliği kabul edilebilir düzeyde bulundu. TKA-R test-tekrar test güvenirliğini gösteren sınıf içi korelasyon katsayısı iyi seviyede bulundu (SKK=0,806). Ölçeğin iç tutarlığı yüksek olarak bulundu (Cronbach alfa=0,920). Bu çalışmanın sonuçları, TKA-R ölçeğinin amputelerde toplumsal katılımın değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu gösterdi.
Kronik bel ağrılı bireylerde temel beden farkındalığı terapisinin postür, ağrı, yeti yitimi, yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve beden farkındalığı üzerine etkisi
Bu çalışma kronik bel ağrılı bireylerde konvansiyonel tedavi ve konvansiyonel tedaviye ek olarak uygulanan Temel Beden Farkındalığı Terapisi (BBAT) 'nin postür, ağrı, yeti yitimi, yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve beden farkındalığı üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 18-65 yaş arasındaki kronik bel ağrısı tanılı 28 birey dahil edildi. Bireyler, 6 hafta boyunca haftada 3 gün toplam 18 seans olmak üzere sadece konvansiyonel tedavinin uygulandığı "kontrol grubu" (n=14) ve konvansiyonel tedaviyi takiben her seans sonunda ek olarak Temel Beden Farkındalığı Terapisi'nin uygulandığı "tedavi grubu" (n=14) olmak üzere randomize olarak iki farklı gruba ayrıldı. Bireyler tedaviye alınmadan hemen önce ve 6 haftalık tedavi programları sonrasında olmak üzere toplam 2 defa postür, ağrı düzeyi, yeti yitimi, yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve beden farkındalığı parametreleri açısından değerlendirildi. Çalışma sonuçlarında her iki grupta da tedavi sonrasında postür, ağrı yoğunluğu, yeti yitimi, fiziksel yaşam kalitesi ve lumboservikal, perine, uyluk ve diz bölgesi farkındalıklarında tedavi öncesine göre özellikle tedavi grubunda olmak gelişmeler gözlemlendi (p<0,05). Yalnızca tedavi grubunda ise duyusal ve algısal ağrıda, öznel uyku kalitesi ve uyku latansında, toplam uyku skorlarında, mental yaşam kalitesinde, beden imajı algısında, emosyonel durumda ve birçok bölgesel beden farkındalığına ek olarak genel beden farkındalığında gelişmeler görüldü (p<0,05). Bu bulgular, kronik bel ağrılı bireylere konvansiyonel tedavi yöntemlerinin yanında uygulanan BBAT'nin destekleyici bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini gösterdi. Sonuç olarak kronik bel ağrılı bireylerin ilave olarak uygulanan BBAT programından da fayda gördüğü ve BBAT'nin mevcut yaklaşımların özellikle mental yönünü destekleyebileceği düşünüldü. Bununla birlikte bu faydaların uzun dönemdeki etkilerinin belirlenebilmesi için tedavi sonrası takip çalışmalarına ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Kronik bel ağrısı, farkındalık, ağrı, postür, fonksiyon urulacaktır.
İdiyopatik skolyozda kortikal değişiklikleri etkileyen faktörlerin incelenmesi
Çalışmamızda idiyopatik skolyozlu (İS) bireylerde eğrilik paternine göre motor görev sırasında kontralateral hemisferde meydana gelen kortikal aktivasyonunun Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (FMRG) ile değerlendirilmesi ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılması amaçlandı. Bununla birlikte İS' li bireylerde kortekste meydana gelen fonksiyonel değişiklikler ile ilişkili olabilecek olası faktörlerin (gövde kas enduransı, yürüyüşün zaman- mesafe karakteristikleri, statik- dinamik denge, kozmetik deformite algısı, yaşam kalitesi) belirlenmesi amaçlandı. Eğri paterni, yaş ve cobb açısına göre tabakalı randomizasyon yapılan 15 İS' li kadın birey (15.4±0.68 yıl) ile benzer yaş grubunda olan 5 sağlıklı kadın birey (14.6±0.8 yıl) dahil edildi. İS' li bireyler eğrilik paternine göre primer torasik (PT Grup), primer lumbar (PL grup) ve çift eğrilik (ÇE grup) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm bireylerin motor görev sırasında kontralateral hemisferde meydana gelen kortikal aktivasyonları FMRG ile bilateral olarak değerlendirildi. Bireylerin skolyoza ait özellikleri, spinal koronal parametreleri, aksiyal gövde rotasyonu, gövde kas enduransı, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri, statik-dinamik denge, kozmetik deformite algılaması ve yaşam kalitesi sonuçları kaydedildi. Değerlendirme sonucunda, skolyozlu bireylerde eğrilik paternine bakılmaksızın belirli bir motor görev sırasında kontralateral hemisferde meydana gelen kortikal aktivasyonunun sağlıklı bireyler ile benzer olduğu (p>0.01) bulundu. Eğrilik paterninden bağımsız olarak, İS' de gövde fleksör ve ekstansör kas enduransının sağlıklı bireylere göre anlamlı şekilde azaldığı (p=0.008), ÇE grupta sağlıklı bireylere göre sol adım uzunluğunun anlamlı şekilde azaldığı (p=0.008), PT grupta diğer eğrilik paternine sahip bireyler ve sağlıklı bireylere göre, sol tek ayak üzerinde duruş süresinin anlamlı derecede azaldığı (p=0.008), eğrilik paternine bakılmaksızın dinamik denge parametrelerinden yer değiştirme miktarının İS' de sağlıklı bireylere göre daha fazla olduğu (p=0.008), deformite algısının ve yaşam kalitesinin eğrilik paternine göre değişmediği (p=0.109, p=0.574 sırasıyla) bulundu. Çalışmanın sonucunda İS' li bireylerde sağlıklı bireylere göre motor görev kortikal sinyallerde herhangi bir değişiklik olmadığı ve kortikal aktivasyonun eğrilik paternine göre farklılık göstermediği tespit edildi.
Serebral palsili (SP) çocuklarda çiğneme performans seviyesi ile besin tüketim durumu ve aile etkilenimi ilişkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Serebral Palsili (SP) çocuklarda çiğneme performans seviyesi ile besin tüketim durumu ve aile etkilenimi ilişkisinin belirlenmesidir. Çalışmaya yaş ortalaması 45,90±15,63 ay olan 40 SP'li çocuk dahil edildi. Çocukların demografik bilgileri ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. Antropometrik ölçümlerine göre z skorları hesaplandı. Çiğneme performansını değerlendirmek için Karaduman Çiğneme Performans Skalası (KÇPS) ve Çiğneme Fonksiyonu Gözlem ve Değerlendirme Aracı (T-MOE) kullanıldı. Günlük diyet ile alınan enerji ve besin öğeleri miktarlarının saptanması için ailelerinden geriye dönük 24 saatlik hatırlatma yöntemi ile bir günlük besin tüketim kayıtları alındı. Çocukların tükettikleri besinler sıvı-blenderize, ince kıyılmış-yumuşak ve katı besinler olarak gruplandırıldı. Yutma fonksiyonu ile ilişkili aile etkilenim düzeyinin belirlenmesinde Beslenme/Yutma Etki Anketi (T-FS-IS) ve kaygı düzeyinin değerlendirilmesinde Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen çocukların KÇPS skoru ile günlük alınan protein miktarı arasında negatif yönde düşük düzeyde ilişki olduğu belirlendi (r=-0,32, p=0,04). KÇPS skoru ile günlük enerji ve karbonhidrat alımının sıvı-blenderize besinlerden gelen oranları (%) arasında pozitif yönde yüksek düzeyde ilişki (sırasıyla; r=0,72, p<0,001; r=0,73, p<0,001), protein, yağ ve lif alımının sıvı-blenderize besinlerden gelen oranları arasında ise pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu belirlendi (sırasıyla; r=0,66, p<0,001; r=0,66, p<0,001; r=0,68, p<0,001). KÇPS skoru ile katı besinlerden gelen enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve lif alım oranları arasında negatif yönde yüksek düzeyde ilişki bulundu (sırasıyla; r=-0,75, p<0,001; r=-0,74, p<0,001; r=-0,74, p<0,001; r=-0,74, p<0,001; r=-0,74, p<0,001). Çocukların T-MOE skoru ile T-FS-IS günlük aktivite, endişe ve beslenme zorluğu alt parametreleri arasında negatif yönde düşük düzeyde (sırasıyla; r=-0,36, p=0,02; r=-0,37, p=0,01; r=-0,36, p=0,02), T-FS-IS toplam skoru arasında negatif yönde orta düzeyde ilişki bulundu (r=-0,40, p<0,01). Sonuç olarak; SP'li çocuklarda çiğneme performansı azaldıkça günlük enerji ve makro besin ögelerini sıvı-blenderize besinlerden karşılama oranlarının ve yutma ile ilişkili aile etkileniminin arttığı belirlendi. SP'li çocuklarda çiğneme bozukluğu hem çocuk, hem ebeveynleri içerecek şekilde erken dönemde fizyoterapist ve beslenme ve diyetetik uzmanı eşliğinde değerlendirilmeli, çocuk ve aile merkezli çiğneme eğitimi ve beslenme programı ile izlenmelidir.
Siyanotik ve asiyanotik konjenital kalp hastalığı olan bebeklerde cerrahi öncesi dönemde fidgety hareketlerin analizi
Konjenital kalp hastalıkları (KKH) doğumsal defektlerin en fazla görülen tipi olmakta ve varlığında nörogelişimsel gecikme riski artmaktadır. Fidgety hareketlerin post-term 9-20. haftalar arasında görülmemesi ya da anormal olması nörogelişimsel bozukluk varlığını düşündürmektedir. Çalışmanın amacı, siyanotik ve asiyanotik KKH bebeklerde; cerrahi öncesi dönemde fidgety hareketleri (FMs) ve kaba motor gelişimi karşılaştırmaktı. Çalışmaya yaş ortalaması 15 hafta olan 19 asiyanotik ve 16 hafta olan 13 siyanotik KKH bebek dahil edildi. Takip edilen bebeklerin 20'si kız, 12'si erkekti. Bebeklere ait demografik bilgiler, klinik özellikler ve laboratuvar değerleri kaydedildi. Bebeklerin FMs'leri video kayıt yöntemi ile kaydedilerek Motor Optimalite Skoru (MOS) hesaplandı. Kaba motor gelişim Alberta Infant Motor Scale (AIMS) ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda siyanotik ve asiyanotik KKH bebeklerin MOS arasında fark bulunmadı (p>0,05). Kaba motor gelişim değerlerini karşılaştırdığımız AIMS yüzdelik değerleri asiyanotik KKH grubunda daha düşüktü (p<0,05). Siyanotik KKH bebeklerin laboratuvar değerlerinden hemoglobin, hematokrit değerleri daha yüksek (p=0,002, p=0,001 sırasıyla), trombosit ve oksijen saturasyonu değerleri asiyanotik KKH bebeklere göre daha düşük (p=0,006, p<0,001sırasıyla) bulundu. Kalp hastası bebeklerde siyanozun varlığına bakılmaksızın kaba motor gelişimlerinin değerlendirilmesi, oksijen saturasyonu takibinin yapılması önemlidir.
0-12 ay yaş aralığında olan yüksek serebral palsi riskli bebeklerin çok yönlü nörogelişimsel değerlendirmesi
Bu çalışma riskli bebeklerin çok yönlü nörogelişimsel değerlendirmeleri ile yüksek serebral palsi (SP) riskli bebeklerin belirlenmesi ve erken rehabilitasyon uygulamalarına yönlendirilmesi ile pediatrik nöroloji uzman hekimi ile fizyoterapistin uygulayacağı Hammersmith Bebek Nörolojik Muayenesi, Hammersmith Infant Neurological Examination (HINE) arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere tasarlandı ve uygulandı. Türk Neonatoloji Derneğinin Yüksek Riskli Bebek İzlem formu temel alınarak oluşturulan dahil etme kriterlerimiz kapsamında 32 riskli bebek İşlevsellik Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması, International Classification of Functioning, Disability and Health (ICF) kapsamında Vücut yapı ve fonksiyonları için, (HINE), aktivite düzeyi için Alberta Bebek Motor Skalası, Alberta Infant Motor Scale (AIMS), katılım ve çevresel etkilenim için Aile Kaygıları, Katılım ve Çevresel Etkilenim anketi ile değerlendirildi. Zamanında doğuma göre 3 aylık olan bebekler ayrıca Genel Hareket Değerlendirmesi, General Movement Assessment (GMA) ile değerlendirildi, medikal kayıtlarında Manyetik Resonans Görüntülümesi olan bebeklerin sonuçları raporları üzerinden incelendi. Riskli bebeklere ek olarak 32 tipik gelişim gösteren bebeğin ailesi Aile Kaygıları, Katılım ve Çevresel Etkilenim anketini doldurmaya davet edildi. HINE testi için fizyoterapist ve pediatrik nörolog arasında uyum olduğu görüldü (P<0.05). Riskli bebeklerden 18'inin HINE testinin kesme noktası değerleri uyarınca suboptimal olduğu görüldü. Zamanında doğuma göre düzeltilmiş 3 aylık bebeklerde GMA testinde Fidgety Absent olan 3 bebek ile AIMS testinin norm değerlerine göre "Anormal" olan 12 bebeğin tamamının bu gruba dahil olduğu görüldü. Çalışmamız sonucunda 18 bebek "Yüksek Serebral Palsi Riskli Bebek" olarak değerlendirildi ve erken rehabilitasyon uygulamalarına yönlendirildi.
İdame tedavisi alan akut lenfoblastik lösemi tanılı çocuklarda fiziksel aktivite düzeyinin yaşam kalitesi ve aile kaygı düzeyi ile ilişkisinin belirlenmesi ve aktivite memnuniyet düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, idame tedavisi almaya devam eden Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) tanısı alan çocuklarda fiziksel aktivite düzeyleri, yaşam kaliteleri, bakım verenlerin kaygı seviyeleri gibi parametrelerin ilişkisini belirlemeyi; çocukların aktivite memnuniyet ve performans düzeyleri ile ailenin bu aktiviteler üzerindeki memnuniyet ve performans düzeyinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 13 ALL tanılı idame tedavisine devam etmekte olan çocuk, 13 ebeveyn olmak üzere 26 birey dahil edildi. Çocuklar fiziksel aktivite (ÇEKFY-EAA), yaşam kalitesi (PedsQL) ve aktivite memnuniyet ve performans düzeyi açısından (KAPÖ) değerlendirilirken; ebeveynler, kaygı düzeyi (BKÖ), çocukların egzersiz kısıtlılıkları ve aktivite memnuniyet ve performans düzeyindeki görüşleri açısından değerlendirildi. Ebeveyn kaygı düzeyi ve yaşam kalitesi arasında istatistiksel olarak negatif yönde zayıf ilişki bulunurken (r=0,461, p=0,113), çocukların fiziksel aktivite düzeyi ve aile kaygı düzeyi arasında da negatif yönde zayıf ilişki bulundu (r=0,244, p=0,422). Ayrıca ALL tanılı idame tedavisi alan çocukların fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi arasında pozitif yönde zayıf derecede ilişki bulundu (r=0,331, p=0,269). Ebeveynlerin kaygı düzeyinin azalması çocukların fiziksel aktiviteye yönelimlerinin artmasıyla ilişkili olduğu, çocukların aktiviteler içerisindeki performans ve memnuniyet düzeylerindeki artışın, yaşam kalitelerinde artışları beraberinde getirdiği belirlendi. Bu alanda fizyoterapistlerin değerlendirmelerinin, çocuk ve ailenin ihtiyaçlarını karşılamak hedefiyle oluşturacağı fiziksel aktivite ve rehabilitasyon programının önemi vurgulanmalıdır.
Subtalar valguslu bireylerde frontal düzlemde kalkaneus desteğinin dengeye olan etkisinin incelenmesi
Çalışmanın amacı, ayakta pronasyon artışı olanlarda medial topuk kamasının statik denge üzerine anlık etkisini incelemekti. Çalışmaya, ayağı pronasyon postüründe 18-35 yaş aralığında 40 (22 kadın, 18 erkek) kişi katıldı. Ayakta her iki ayağa eşit ağırlık verirken kalkaneus ile distal 1/3 tibia uzun ekseni arasından gonyometre ile subtalar açı ölçümü yapılarak ayağı 5° ve üzeri pronasyonda olan bireyler çalışmaya dahil edildi. Ayak Postür İndeksi ile ayak postürü incelenirken, McGill Ağrı Anketi-Kısa Formu ile ayak ağrısı sorgulandı. Bireylerin topuk altına Etil Vinil Asetat ile yapılmış kama yerleştirildi. Stabilometrik ölçümler, Diasu Yürüme Analiz Cihazı ile Milletrix Yürüme Analiz yazılım programı ile yapıldı. Sağ ve sol ayak yük dağılımı (%), ön-arka ayak yük dağılımı (%), statik denge değerlendirmesi için ise tek ayak üzerinde elips yüzeyi (mm²), salınım uzunluğu (mm), x-y ortalaması (mm), AP indeks ve romberg indeksi kamasız ve kamalı olacak şekilde ölçülerek kaydedildi. Desteksiz ve destekli yapılan ölçümlerde ayakta sağ ve sol yük dağılımında ve sol ön-arka ayak yük dağılımında anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05) ancak sağ arka ve ön ayak değişimi anlamlı bulundu (p<0,05). Statik denge için ise sol tarafta elips yüzeyi ve romberg indeksi parametreleri anlamlı bulunurken (p<0,05) kalan değerlerde bir fark bulunmadı (p>0,05). Pronasyon artışı olan genç yetişkinlerde medial topuk kamasının sağ-sol ayak yük dağılımına ve sol ön-arka yük dağılımına etkisi görülmezken sağ tarafta yükü arkadan öne olacak şekilde değiştirdi. Tek ayak üzerinde statik denge, sol tarafta kullanılan destek ile salınımların azalmasıyla daha iyi hale geldi, sağ tarafta ise kamanın dengeye etkisi gözlenmedi. Çalışmamız, pronasyonda ayak postüründeki bireylerde medial topuk desteği ile statik dengenin daha iyi olabileceğini gösterdi. Klinikte, ayak değerlendirmesinde ayaktaki pronasyon açısı da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır ve gerekli görülüyorsa dengeyi daha iyi hale getirmek için medial topuk kaması önerilebilir.
İnme hastalarında kol salınımları ile dinamik denge ve düşme riski arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu çalışmada, inme hastalarında kol salınım dereceleri ile dinamik denge ve düşme riski arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, bağımsız yürüyebilen, ilk defa inme geçirmiş, yaş ortalaması 54.73 ± 6.52 olan 30 inme hastası dâhil edilmiştir. Bireylerin demografik ve klinik özellikleri kaydedilmiştir. Değerlendirmeler, Hacettepe Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Fakültesi Protez-Ortez ünitesi laboratuvarında yapılmıştır. Yürüme sırasında video kaydına alınan bireylerin video analizleri Dartfish Pro Suite 7 Analiz Yazılımı ile yapılmıştır. Analizler sırasında kol salınımlarını ölçmek amacıyla bireylerin etkilenmiş ve sağlam taraflarının maksimum fleksiyon/ekstansiyon dereceleri kayıt altına alınmıştır. Bireylerin dinamik dengeleri, Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ), Stabilite Limitleri Testi (SLT) ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ile değerlendirilirken; düşme risklerini değerlendirmek için ise Performansa Yönelik Hareket Değerlendirmesi I (POMA-I) Tinetti Denge ve Yürüme Değerlendirmesi ve Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT) kullanılmıştır. Etkilenmiş taraf fleksiyon açısı ve DYİ arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca sağlam taraf fleksiyon açısı ve etkilenmiş taraf SLT arasında pozitif yönde bir ilişki bulunurken (p<0,05); sağlam taraf ekstansiyon açısı ile DYİ, posterior SLT, etkilenmiş taraf SLT ve sağlam taraf SLT arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Etkilenmiş tarafın ekstansiyon ve fleksiyon açısının toplamı olan; etkilenmiş tarafın kol salınım açısının artmasının dinamik dengeyi artırdığına yönelik bir sonuç bulunmuştur (p<0,05). Özellikle etkilenmiş taraf fleksiyon açısı olmak üzere; etkilenmiş tarafın toplam kol salınımı ile ZKYT arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kol salınımlarının ve belli parametrelerinin, dinamik denge ve düşme riski ile anlamlı bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Fakat bütün değerlendirme ölçekleri ile bu ilişki tam olarak ispatlanamadığı için gelecekteki çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İnme, kol salınımları, dinamik denge, düşme riski
Akıllı telefon kullanımının spinal kinematikler, postür, ağrı, yürüyüş ve rahatsızlık hissi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı akıllı telefon kullanımının spinal kinematikler ve yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri üzerine etkisi ile, postür, ağrı ve rahatsızlık hissi arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya 20 kadın, 22 erkek olmak üzere 42 sağlıklı birey dahil edildi. Katılımcıların spinal kinematikleri video-fotoğraf yöntemi ile, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri GAITRite elektronik yürüme yolu ile, postür değerlendirmesi New York Postür Analizi ile, ağrı ve rahatsızlık hissi Cornell kas-iskelet sistemi rahatsızlık hissi ölçeği ile, yaşam kalitesi SF-36 kısa form ile, bireylerin akıllı telefon kullanım postürleri Akıllı Telefon Algısı Değerlendirme Ölçeği ile ve bireylerin akıllı telefon bağımlılığı Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ile değerlendirildi. Elde edilen verilere göre; bireylerin baş ve servikal bölge açıları ile torakal, torakolumbar ve lumbar bölge açılarının oturma pozisyonunda akıllı telefon kullanımından etkilenerek fleksiyon açısının arttığı gözlendi (p<0,005). Ayakta duruş pozisyonunda ve yürüyüşte baş, boyun ve torakal bölge fleksiyon açılarının arttığı ve akıllı telefon kullanımından etkilendiği gözlendi (p<0,005). Akıllı telefon bağımlılığı ile New York Postür Analizi arasında ilişki gözlenmezken (p>0,005), ağrı ve rahatsızlık hissi ile yorgunluk düzeyi ve fiziksel rol güçlüğünün akıllı telefon bağımlılığı ile ilişkili olduğu gözlendi (p<0,005). Akıllı telefon kullanımı esnasında değerlendirilen yürüyüşün zaman-mesafe karakteristiklerinden destek yüzeyi, tek destek süresi ve sağ çift destek süresinin akıllı telefon kullanımından etkilenmedi. (p>0,005). Elde ettiğimiz sonuçlara göre; telefon kullanımının yol açabileceği postür ve yürüyüş değişiklikleri ile fizyoterapistlere Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre bireylere akıllı telefon kullanımı esnasında destekli sandalyelerde oturmalarını, telefon kullanırken kol altına destek almalarını önermekteyiz ve böylece baş aşağı postürün daha az miktarda olabileceğini ve ağrı gibi şikayetlerinin azalabileceğini düşünmekteyiz.
Okçuluk sporcularında stabilizasyonun ve stabilizasyonla ilişkili parametrelerin atış performansına olan etkisinin servikal, lumbal ve skapular seviyede incelenmesi
Bu çalışmanın amacı okçuluk sporcularında stabilizasyonun ve stabilizasyonla ilişkili parametrelerin atış performansına olan etkisinin servikal, lumbal ve skapular seviyede incelemekti. Çalışmaya 10-18 yaş aralığında en az 1 yıldır profesyonel olarak okçuluk sporuyla uğraşan 23 makaralı, 17 klasik yay kullanan toplam 40 okçuluk sporcusu dahil edildi. Sporcuların demografik bilgileri ve kas iskelet sistemi değerlendirmeleri kaydedildi. Sporcuların performansları Üst Ekstremite Kapalı Kinetik Zincir Stabilite Testi, El Kavrama Kuvveti testi ile; skapular diskinezi varlığı Lateral Skapular Kayma Testi ile değerlendirildi. Servikal seviye stabilizasyon Kranioservikal Fleksiyon Testi, skapular seviye stabilizasyon Skapular Kas Endurans Testi ile, lumbal seviye stabilizasyon Abdominal İçe Çekme Testi ve Sahrmann's Core Stabilite Testi ile değerlendirildi. Stabilizasyonla ilişkili parametreler olarak postür Corbin Postüral Değerlendirme Ölçeği ile; denge Stork Denge Testi, Üst Ekstremite Y Denge Testi ile; ağrı Omuz Ağrı ve Özürlülük İndeksi ile değerlendirildi. Atış Performansları 72 ok atışı ile 720 puan üzerinden attıkları puan olarak kaydedildi. İstatistiksel analizler için performansın iyi ve kötü olduğu gruplar arasında farkın analizi için Student-t Test, Mann-Whitney U testi, atış performansına etkili olan faktörlerin belirlenmesi için yapısal eşitlik modelinin farklı bir formu olan ikinci dereceden doğrulayıcı faktör analizi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda modelde etkili bulunan dominant olmayan üst ekstremite uzunluğu (λ=5,185) ve dominant el kavrama kuvvetinin (λ=6,503) atış performansını iyileştirdiği bulundu (p<0,01). Skapular, servikal ve lumbal seviyelerin tamamında stabilizasyonun atış performansına etkisi olduğu bulundu. Skapular seviyenin, servikal ve lumbal seviyeye göre atış performansına etkisi daha büyük bulundu. Abdominal İçe Çekme Testi'nin yüzüstü ve sırtüstü test pozisyonları atış performansı bakımından gruplar arasında anlamlı bulundu (p<0,01). Gruplar arasında özür seviyesi, denge, postür, skapular diskinezi bakımından farklılık bulunmadı (p>0.05). Bu sonuçlara göre atış performansı geliştirilmesi için tüm seviyedeki stabilizatör kaslara yönelik egzersizlerin okçuluk sporcuların antrenman programlarında yerleştirilmesi ve okçuluğa başlanıldığı andan itibaren skapular stabilizasyona özel programların uygulanması önerilmektedir.
Medulla spinalis yaralanmalı bireylerde alt ekstremite ortezi kullanım memnuniyetinin fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi
Akyüz, S., Medulla Spinalis Yaralanmalı Bireylerde Alt Ekstremite Ortezi Kullanım Memnuniyetinin Fonksiyonel Bağımsızlık Düzeyi ve Yaşam Kalitesi ile İlişkisinin İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protez- Ortez ve Biyomekani Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2023 Bu çalışmanın amacı Medulla Spinalis Yaralanmalı (MSY) bireylerde alt ekstremite ortezi kullanım memnuniyeti ile fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya yaş ortalaması 42,38±17,91 olan 107 birey dahil edildi. Ortez memnuniyeti Quebec Yardımcı Teknoloji Kullanıcı Memnuniyeti Değerlendirme Anketi, Fonksiyonel bağımsızlık Spinal Kord Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği (Spinal Cord Independence Measure III- SCIM III), yürüyüş Walking Index for Spinal Cord Injury II (WISCI II) skalası, yaşam kalitesi Short form 36 (SF-36) anketi ile değerlendirildi. Ortez memnuniyeti ile fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Bireyler aldıkları WISCI II skoruna göre terapötik ambulasyon ve fonksiyonel ambulasyon gruplarına ayrıldığında gruplar arasında ortez memnuniyeti açısından fark saptanmadı (p>0,05). Bireyler kullandıkları alt ekstremite ortez çeşidine göre gruplandırıldığında, ortez memnuniyeti yardımcı cihaz memnuniyeti puanı en yüksek grup dorsifleksiyon bandı kullanan grup olarak belirlendi. Diğer gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Bireyler nörolojik düzeylerine göre gruplandırıldığında, ortez memnuniyeti yardımcı cihaz memnuniyeti puanı en yüksek grup L1-L5 seviyesine sahip grup olarak bulundu. Diğer gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Kadın bireylerin ortez memnuniyeti açısından erkek bireylere göre daha iyi sonuç aldığı belirlendi (p<0,05). Çalışmanın sonucunda, ortez memnuniyeti ile fonksiyonel bağımsızlık ve yaşam kalitesi arasında korelasyon bulunmaması, MSY'li bireylerde ortez memnuniyetinin hangi faktörlerden etkilendiğinin araştırılması adına çalışmanın önemli bir basamak olduğuna işaret etmektedir. MSY'li bireylerde ortez kullanımının rehabilitasyon sürecinin vazgeçilmez bir parçası olması nedeniyle ortez memnuniyetine yönelik çalışmalar planlanmasının yerinde olacağı ve alanda çalışan profesyonellere farklı bir bakış açısı getireceği düşünülmektedir.
Elit sporcularda ilerleyici gövde stabilizasyon eğitiminin anaerobik performans üzerine etkilerinin araştırılması
Gövde stabilizasyon eğitiminin sporcularda sportif performansı geliştirdiği bilinse de anaerobik performans üzerine etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir. Dolayısıyla, bu çalışmada elit sporcularda ilerleyici gövde stabilizasyon eğitiminin (İGSE) anaerobik kapasite, anaerobik güç ve yorgunluk üzerine etkileri araştırıldı. Elit sporcular (tekvando, halter, voleybol, badminton) rastgele seçim yöntemi ile çalışma (n=30, 21,70±2,71 yıl) ve kontrol (n=28, 21,71±2,49 yıl) gruplarına ayrıldı. Çalışma grubuna fizyoterapist gözetiminde İGSE (30-40 dk./seans, 3 gün/9 hafta) uygulandı. Kontrol grubuna standart (rutin) gövde kuvvetlendirme eğitimi (3 gün/9 hafta) egzersiz reçetesi olarak verildi. Tüm sporcularda anaerobik kapasite, anaerobik güç ve yorgunluk indeksini ölçmek için laboratuvar testi olarak 30 saniye Wingate Anaerobik Güç testi, saha testi olarak dikey sıçrama testleri kullanıldı. Grupların demografik özellikleri benzerdi (p>0,05). Çalışma grubunda maksimum anaerobik güç, maksimum anaerobik kapasite, 0-5 saniyeler arası anaerobik güç, 0-30 saniyeler arası anaerobik kapasite, 5., 10. ve 15. saniyelerdeki anaerobik güç değerleri ile dikey aktif sıçrama değeri kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha fazla arttı (p<0,05). Kontrol grubunda 20. ve 25. saniyelerdeki anaerobik güç değerleri çalışma grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak arttı (p<0,05). Gruplar arasında minimum anaerobik güç, 30. saniyedeki anaerobik güç, yorgunluk indeksi ve dikey skuat sıçrama değerlerinde istatistiksel anlamlı fark yoktu (p>0,05). Standart gövde kuvvetlendirme eğitimine göre İGSE elit sporcularda anaerobik performans daha fazla artırmaktadır. Ancak her iki egzersiz eğitiminin elit sporcuların yorgunluk indeksine etkisi bulunmadı. Anaerobik performans kullanımının ön planda olduğu spor dallarında İGSE sporcuların antrenman programında yer almalıdır. Anahtar Kelimeler: Sporcular, halter, voleybol, raket sporları, gövde stabilizasyonu
Diz osteoartritinde egzersiz tedavisinin etkinliğini değerlendiren sonuç ölçekleri için en küçük klinik anlamlı değişimin hesaplanması
Diz osteoartrit (OA) tedavisinde kullanılan yöntemlerin etkisi büyük oranda hasta bildirimine dayalı sonuç ölçekleri (patient reported outcome measure-PROM) ile değerlendirilir. Hastalarda tedavi sonrasında elde edilen istatistiksel anlamlı iyileşmelerin kliniğe yansıyıp yansımadığını anlamak, tedaviyi yönetmek ve araştırmalarda kullanılacak örneklem büyüklüğünü hesaplamak için bu ölçeklerin "En Küçük Klinik Anlamlı Değişim" (minimum clinically important difference-MCID) değerlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle tez çalışmasının amacı diz OA hastalarının tedavi sonuçlarını değerlendirmek için en yaygın kullanılan sonuç ölçeklerinden Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Indeks (WOMAC), Alt Ekstremite Fonksiyonel Skala (LEFS), and Oxford Diz Skoru (OKS) ve diz fleksiyon EHA değerlendirme sonuçları için MCID değerlerini hesaplamaktır. Çalışmaya evre 2 ve 3 diz OA tanısı almış 94 hasta dahil edildi ve hastalara 15 seans süreyle süpervize yapılandırılmış egzersiz programı ile ev egzersiz programı uygulandı. Hastaların sosyodemografik verileri kaydedildi, WOMAC, LEFS, OKS ve diz EHA tedaviden önce, tedaviden sonra (6 hafta) ve 4.ayda olmak üzere 3 kez değerlendirildi. MCID değerleri referans temelli hesaplama yöntemi ve 5 basamaklı global değişim skoru ile hesaplandı. Global değişim skoru ile hastaların tedavi sonrası iyileşme düzeyleri kaydedildi. Hastalar iyileşme gösteren ve durumu aynı kalan hastalar olarak iki gruba ayrıldı. Her bir ölçek için tedaviden sonra (6. hafta ve 4. ay) elde edilen ortalamadan, tedavi öncesi ortalama değerler çıkarılarak ortalama fark hesaplandı. Bu fark dikkate alınarak ROC eğrisi çizildi, AUC ve MCID hesaplandı. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde diz fleksiyon EHA dışında diğer tüm ölçeklerde tedavi sonunda ve 4 ay takipte istatistiksel anlamlı gelişmeler tespit edildi (p<0,05). MCID değerleri, orta ile yüksek düzeyde duyarlılık ve özgüllükle tedavi sonrasında WOMAC için 10,5, LEFS için 9,5, OKS için 7,5 bulundu. Bu değerler 4.ayda sırasıyla 11,5, 13,5, 6,5 ve 3,5 olarak hesaplandı. Diz fleksiyon EHA gruplar arasında istatistiksel anlamlı iyileşme göstermediği için MCID hesaplanamadı. Literatürde diz OA tedavisine kanıta dayalı konservatif tedavi programı uygulanarak hesaplanmış MCID sonuçları yetersiz olduğundan bu tez çalışmasında bulunan sonuçlar literatürdeki önemli bir boşluğu dolduracak ve akademik çalışmalara katkı sağlayacaktır.