
18
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de kentsel dönüşüm ve yerel yönetimler: Esenler ilçe belediyesi örneği
Bu araştırmada, Esenler ilçesi ve Esenler Belediyesi kapsamında kentsel dönüşüm olgusu incelenmiştir. Çalışmanın perspektifini, kentsel dönüşüm uygulamaları ve yerel yönetimler seviyesinde kentsel dönüşüm uygulamaları oluşturmaktadır. Merkezi yönetimin kentsel dönüşümdeki rolü ve öneminin yanı sıra yerel yönetimlerin rol, görev ve sorumlulukları da yine bu bağlamda dikkate alınan hususlar arasındadır. Esenler Belediyesi, kentsel dönüşüm uygulamalarını kendi iktisadi teşebbüsü olan ESKON A.Ş. üzerinden yapmakta; projelerin değerlendirilmesi, planlanması, ihale şartnameleri ve hatta kimi projelerin de yapımını yine bu iştiraki aracılığıyla hayata geçirmektedir. Bunun yanı sıra Esenler ilçesinde faaliyet gösteren müteahhitlerin oluşturduğu Esinder A.Ş. de hem Esenler ilçesi sınırları içerisinde kentsel dönüşüm uygulamalarını hayata geçirmiş hem de Aydın Üniversitesi işbirliğinde bu konuyla alakalı olarak bir bilinçlenme süreci başlatmıştır. Bu sürecin neticesinde "Müteahhitlik Okulu" uygulamasının ortaya çıktığı görülmektedir. Görülen o ki, Esenler Belediyesi kentsel dönüşüme, İstanbul ilçeleri içersinde kentsel dönüşümün startının verildiği yer olması hasebiyle de oldukça çaba harcamakta ve bu anlamda ilçe sınırları dahilinde mahalle bazında bir dizi planı hayata geçirmektedir. Anahtar Kelimeler: Kentsel Dönüşüm, TOKİ, Eskon A.Ş., Esinder A.Ş.
Hukuki düzenlemeler ışığında büyükşehir belediye meclisi: Mardin örneği
İlk köy organizasyonlarından günümüz devletlerine kadar geçen süre zarfında insanlık birçok yönetim modeli belirlemek suretiyle gelişimini devam ettirmiştir. Yönetimlerin örgütlenmeleri bulundukları toplum yapısı, tarih, kültür, sosyal ve ekonomik durumlarına göre farklılık arz etmektedir. Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde devletler vatandaşlarına hizmet götürmek amacıyla merkezi ve yerel yönetimler şeklinde teşkilatlanmak suretiyle görev paylaşımı yoluna gitmektedirler. Merkezi ve yerel yönetimler arasındaki ilişki yetki genişliği ile sağlanmaktadır. Yerel yönetimler halkın mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılayan hukuk düzeni içinde meydana gelmiş kuruluşlardır. Demokrasinin yaygınlaşması, küreselleşme, Türkiye'nin Avrupa Birliğine giriş süreci gibi etmenlerden dolayı yerel yönetimler güçlendirilerek geliştirilmek suretiyle, yerel halkı yönetimin temel bileşeni haline getirilmeye çalışılmaktadır. Yerel yönetimlerin özerk yapısı Anayasa ve kanunlar çerçevesinde belirlenmiştir. Mardin Büyükşehir Belediyesi ve diğer yerel yönetim organizasyonlarında yer alan eş başkanlık uygulamaları iki kişinin başkanlık yapma durumudur. Eş başkanlık yönetmeliklerinin hukuksal altyapısını düzenlemeden uygulamaya koymak hizmet faaliyetlerinin aksamasına sebep olacaktır. Yerel yönetimlerin yetki alanında yaşayan vatandaşların hizmetlerden memnuniyeti yönetimlerin temel başarı kriteridir.
Kent kimliğinde yapısal estetiğin mevzuattaki karşılığı, uygulama esasları, denetimi ve öneri sistem modeli
Kentler, kuruldukları andan itibaren gelişmekte, kimlik kazanmakta ve belli bir olgunluğa ulaşmaktadırlar. Bu durum kentlerin ölçeklerine ve bulundukları coğrafyaya göre üzerindeki yapılar ve doğal oluşumlar sonucu bir siluet kazandırmaktadır. Kentlerdeki birbirinden bağımsız yapılaşma çabaları, sadece kendi içinde amacına hizmet vermekte, kentin içinde yer almakta fakat kent kimliğinden soyutlanmış bir ruh ile yaşamaktadır. Kentlerin ruhu, kimlikleri ile nefes almaktadırlar. Bu nedenle kent kimliğine aykırı tüm uygulamalar, kendi içlerinde modern, estetik ya da işlevsel değerlendirilseler dahi çevresiyle uyumsuz, kent estetiğine aykırı bir tutum sergilemektedir. Ülkemizde imar faaliyetleri, 3194 sayılı imar kanunu kapsamında genel başlıkta ele alındığında yapılaşma hareketlerine göre planlama, projelendirme, uygulama ve denetleme aşamaları olarak yürütülmektedir. Sürecin başlangıç aşaması olan planlama çalışmaları için kanun, birden fazla kamu kurumuna plan yapma ve onaylama yetkisi vermektedir. Her kurum kendi sorumluluk alan sınırları içerisinde planlarına uygun projelendirme yapmakta ve uygulamaya koymaktadır. Bu durum neticesinde birbirinden bağımsız birçok uygulamalar tamamlanmakta fakat kent içinde hiçbir harmonisi olmayan yapı ürünleri kendine yer edinmektedir. Çalışmada kentlerin estetik kaygıdan uzak, ekonomik temeller üzerine kurulu bir anlayışla kaybetmekte oldukları bu kimlik kaybı karşısında mevzuat, mimari tasarım, yapısal estetik, ekonomi ve çevre esaslı yapılacak düzenlemeler ve olması gereken kriterlerin irdelenmiş olup kamu yönetimince yapılması gereken çalışmalar ortaya konulmuştur. Özgün kent kimliğine ve kent siluetine sahip kentler ortaya konulup kimlik tahribatına uğramış, rant odaklı yaklaşımlarla kaybolan kent kimliklerinin tekrar kazanımı ve yenileme süreçleri anlatılmıştır. Kentin coğrafi, ekonomik, tarihi ve kültürel dokusu kentteki yapılaşma, dönüşüm ve gelişme faaliyetleri için temel dayanaklar olarak ele alınmıştır. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. İmar mevzuatı ve yetkili idareler, korunması esas kentsel kimlik kavramı, ekonomik odaklı yapılaşma faaliyetleri ve yapılaşma çalışmaları için öneri sistem modeli ana başlıkları oluşturmaktadır. Çalışma ile başlangıçtaki planlama aşamasından en son yapı ürününün tamamlanma aşamasına kadar olan ve sonrasını kapsayan sürecin paydaşları, gereklilikleri ve kent kimliğine uyumu işlenmiş olup tüm süreci kapsayan öneri sistem modeli belirtilmiştir.
Şehirleşme süreci ve odak şehirler : Lüleburgaz örneği
Şehirlerin ortaya çıkışından günümüze kadar uzanan sürece baktığımızda her dönemin kendine özgü bir yapısının olduğu görülmektedir. Ancak son yıllardaki kadar birbirine benzeyen değerlerin döngüsünde deveran eden, birbirinin kopyası olan şehir havasına şahit olmadık. Dolayısı ile kentlerin kaderi gün geçtikçe birbirine yakınlaşmakta ve yeknesak bir hal almaktadır. Böyle bir dünya sahnesinde farklılaştıran, nitelikli insan gücünü, sermayeyi ve teknolojiyi kentin bünyesine çeken, sürdürülebilir planlamalar yaparak yaşam kalitesini yükselten kentsel politikalar önem kazanmaktadır. Artık Donald Haider'in "mekânların savaşı" olarak nitelendirdiği kentler arası rekabet sona ermiş, rekabetin yapılamayacağı alanlar yaratan kentlerin dönemi başlamıştır. Bugün global ekonomi, şehirlerin kendini ifade edebilme ve yerel değerler ile evrensel eğilimler arasında köprü kurabilme kabiliyetini ödüllendirmektedir. Bu nedenle şehirler, kültürel zenginlikler başta olmak üzere her türlü değerlerini tespit etmek, onları sunmak ve modern dünyaya entegrasyonunu sağlamak durumundadır. Bunun yanında yatırımlar için cazibe merkezi haline gelmek, yerel ekonomik kalkınmanın ana hedeflerinden biridir. Bugün şehirler ve ülkeler sayılan nedenlere bağlı olarak fiziksel, ekonomik, sosyal ve kültürel planlar yoluyla farklı tipte kullanıcıların (şehirliler, yatırımcılar ve ziyaretçiler) beklentilerini karşılama çabası içindedirler. Bu çalışma kapsamında öncelikle kavramlar analiz edilerek şehirlerin ortaya çıkışından günümüz dünyasındaki rolü ve küresel gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan yeni kentsel politikalar ve kent modelleri incelenmiştir. Bu doğrultuda yeni bir anlayış olan "Odak Şehir" modeli irdelenerek, çalışmanın teorik esasları perspektifinde model olarak Lüleburgaz ele alınmış, küresel ölçekte yaşanan bu hızlı değişim ve dönüşüm karşısında kentin durumu, geleceğe bakışı ve kentsel politikaları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Şehir, Odak Şehir, Çağdaş Kent Politikaları, Lüleburgaz
Kültürel mirasın korunmasında yerel yönetimlerin rolü: Beyoğlu belediyesi örneği
Hazırlanan tez çalışması, tarihi ve kültürel değerlerimizin korunması ve bu hususta yerel yönetim kuruluşlarının önemli ölçüde yetkili olduğunu kanıtlamayı hedeflemektedir. Böylece yerel yönetim kuruluşlarının tarihi ve kültürel değerleri koruma konusunda, ilgili belediye kanunlarında yer alan hükümler ile görevlerinin neler olabileceği hususunda konu açıklanmaya çalışılmıştır. Yerel yönetim kuruluşları en yakın yönetim birimi olduğundan, kentte bulunan tarihi ve kültürel niteliğinde olan taşınmazların korunmasında her türlü faaliyetlerinden sorumlu ilk yetkili birim olmalıdır. Bu noktadan yola çıkılarak çalışmada bazı ülkelerde yerel yönetimler tarafından uygulanan koruma çalışmalarına bir örnek verilmiştir. Bir bölgede kültürel miras koruma çalışması yapılacaksa, önce bölgenin tarihi hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Tez çalışmasında bunun öneminden bahsedilmeye çalışılmış, araştırılması yapılan bölgenin tarihsel gelişimi kronolojik sırası takip edilerek aktarılmıştır. Hatta bölgenin sahip olduğu belli başlı tarihi-kültürel nitelikteki varlıklar, periyodizasyon yapılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Böylelikle araştırılması yapılan bölgenin bir nevi envanteri oluşturulmuştur. Ayrıca araştırılan bölgenin belediyesi tarafından uygulanan tarihi ve kültürel varlıkları koruma çalışmaları birkaç örnek ile açıklanmıştır. Tüm bu araştırmalar ışığında yerel yönetimler ve kültürel miras arasında ilişki kurularak koruma konusunda çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Araştırmadaki hedef yerel yönetimlerin kültürel mirası koruma konusuna bir farkındalık getirmektir. Anahtar Kelimeler: Kültür, kültürel miras, yerel yönetimler, tarih, sanat, mimarlık, kanun, belediye
Sosyal belediyecilik anlayışı üzerinden engellilere yönelik hizmetler: İBB Engelliler Müdürlüğü örneği
19. yüzyılda başlayan ekonomik ve sosyal yapıdaki değişiklikler, 1929 ekonomik buhranı ve özellikle de II. Dünya savaşı neticesinde ortaya çıkan toplumsal ihtiyaçların devletler tarafından karşılanması beklentisine cevap olarak 1945-1970 yılları arasında uygulanan sosyal politikalar, devletlerin 1970'li yıllarda ekonomik ve sosyal açıdan krizler yaşamasına ve sosyal devlet fonksiyonlarının işlevsiz hale gelmesine neden olmuş ve bu durum siyasal ve ekonomik açıdan dönüşümü gerekli hale getirmiştir. 1980'li yıllar itibariyle uygulanan neoliberal politikalar, küreselleşme ve bilgi ve iletişim olanakların gelişmesiyle birlikte merkezi yönetimlerin sosyal politikalar alanında hizmet sunma yönetmelerinde değişiklik yaşanmasına neden olmuş ve merkezi yönetimlerin yetki ve sorumluluklarının bir kısmı yerel yönetimlere devredilmiştir. Bu bağlamda günümüzde merkezi yönetimler savunma, sosyal güvenlik, adalet, eğitim gibi ülke genelindeki hizmetlere yönelik politikalar üretirken, halka en yakın yerel yönetim birimi olan belediyeler de imar, şehircilik, altyapı, çevre düzenleme gibi görevlerinin yanında sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde sunduğu, bilgilendirme, bilinçlendirme, sosyal ve kültürel faaliyetler, sosyal hizmetler ve yardımlar ile aktif bir rol oynamakta ve hizmeti en etkin, hızlı ve sürdürülebilir şekilde yerine getirmektedir. Bu çalışmada örnek olay yönetimi kullanılarak belediyelerin sosyal belediyecilik anlayışı üzerinden engellilere yönelik sunulan hizmetler değerlendirilecektir. Çalışmanın giriş bölümü ile birlikte ikinci bölümünde engelli ve engellilik kavramları, Dünya, Türkiye ve İstanbul'da yaşayan engellilerin niceliksel değerleri ve yasal haklarının tarihsel gelişimi; üçüncü bölümünde yerel yönetim ve sosyal belediyecilik kavramları ile sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde hizmet veren belediyelerin tarihsel gelişimi, fonksiyonları ve faaliyet alanları; dördüncü bölümünde engellilere yönelik hizmetleri değerlendirmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü tarafından verilen hizmetler üzerinde çalışılmıştır. Sonuç bölümünde İBB Engelliler Müdürlüğü tarafından verilen hizmetlerin ve istatistiklerin değerlendirilmesi yapılmış ve çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Sonuç olarak İBB Engelliler Müdürlüğü'nün; mali bütçesinin, yetki ve sorumluluklarının, hizmet alanları ve çeşitliliğinin artış gösterdiği, engellilere en yakın ve hızlı hizmet vermek amacıyla İstanbul genelinde merkezler kurduğu ve sosyal belediyecilik anlayışı çerçevesinde engellilere yönelik sunulan hizmetleri ile Türkiye ve Dünya'ya örnek model olduğu gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Engelli, Engellilik, Yerel Yönetimler, Belediye, Sosyal Belediyecilik.
Mahalli idarelerde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve yerinden yönetim
Günlük hayatımızda büyük önem ifade eden alım, satım, yapım, hizmet, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işleri yönünden yerel yönetimlerde diğer kamu kurum ve kuruluşları gibi, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve bu kanunlara göre çıkarılmış bulunan yönetmelikler hükümlerine tabi kılınmışlardır. Türkiye'de ihale sistemini düzenleyen 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu 01.01.1984 tarihinden bu yana uygulanmakta olup, günümüzde yaşanan küresel ve teknik gelişmeler açısından belli bir ölçüde yetersiz kaldığı, değişen ve gelişen ihtiyaçlara cevap vermediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu kurumlarını kapsamadığı ve AB ile bütünleşme çabaları, Kamu İhale uygulamalarını yönlendirerek denetimini gerçekleştirecek bağımsız bir kuruma ihtiyaç duyulması, yeni bir ihale kanununun ortaya konulmasına zemin hazırlamış ve bu doğrultuda 4734 sayılı Kamu ihale Kanunu hazırlanarak 01.01.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çıkarılan bu yeni ihale kanunuyla, ihtiyaçların zamanında, kaliteli ve en uygun fiyatla karşılanmasıyla kamu yararı hedeflenmektedir. Rekabet unsuruyla daha uygun fiyatla daha kaliteli alım yapmak, saydamlık kavramıyla da rüşvet, hile v.b. istismarların önlenmesi sağlanacaktır.
Yerel yönetimler ve sosyal sorumluluk: Acil kan ihtiyacının karşılanmasında Güngören Belediyesi kan kardeşliği kulubü(kanka) örneği
YEREL YÖNETİMLER VE SOSYAL SORUMLULUK ACİL KAN İHTİYACININ KARŞILANMASINDA GÜNGÖREN BELEDİYESİ KAN KARDEŞLİĞİ KULÜBÜ (KANKA) ÖRNEĞİ ÖZET Sosyal sorumluluk kavramı, işletmeler tarafından sosyal bir poitika olarak uygulanmaktadır. Sosyal sorumluluk, tüm organizasyonları ilgilendirmektedir. İşletmeler faaliyetlerinin sonuçlarından etkilenmekte ve sorumlu tutulmaktadırlar. Sosyal sorumluluğa yönelik çalışmalar, mali olarak yüksek bütçeler gerektirmektedir. Sosyal sorumluluk, faaliyette bulundukları toplumun bir parçası olan kurumların etik değerlere uygun biçimde davranma yükümlülüğüdür. Yerel yönetimler, yer yönünden yerinden yönetim prensibine göre kamusal mal ve hizmet sunan kamu kuruluşlarıdır. Yerel yönetimler, belde halkının müşterek yerel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuşlardır ve topluma karşı çeşitli sorumlulukları bulunan kamu kurumlarıdır. Bu sorumluluk içerisinde yerel yönetimler, kararlarını halkın beklenti ve çıkarlarına göre almak durumundadırlar. Yerel düzeyde hizmet üreten ve sunan belediyelerin topluma karşı yükümlülüklerinin büyük bir kısmı kurumsal anlamda sosyal sorumluluk kapsamındadır. İnsan kanı, yalnızca oluştuğu bedene ve dolayısıyla bu bedende yaşayan kişiye değil, başka kişilere de büyük yararlar sağlamaktadır. İnsan kanı günümüzde kişilerin vücudundan, başka insanların vücuduna nakledilmek ya da üzerlerinde bilimsel araştırma ve deneyler yapılmasına olanak sağlamak amacıyla alınmaktadır. Kan, kaynağı insan olan ve elde edilmesi için başka seçeneği olmayan bir tedavi vasıtasıdır. Dünya Sağlık Örgütü'nün raporuna göre, Gelişmekte olan ülkelerde, güvenli kanın sağlanmasında en önemli problem, yetersiz gönüllü kan bağışı sebebiyle güvenli olmayan ve en ucuz yöntemlerin tercih edilmesidir. Dünya çapında yılda 81 milyon ünite kan bağışı yapılırken bu kanların %82'si gelişmiş ülkelerde gönüllü kan bağışçılarından sağlanarak tüm tarama testlerine tabi tutulmaktadır. Kan bağışı konusunda gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında Türkiye oldukça geri sıralarda yer almaktadır. Bu ülkelerde gönüllü kan bağışlarının nüfusa oranı %5'e ulaşabilirken Türkiye'de bu oran halen % 1.5-2 civarındadır. En önemli problem gönüllü kan bağışçısı sayısındaki yetersizliktir. Türkiye'de kan hizmetleri konusunda kapsayıcı bir standardizasyon ve denetim mevcut değildir. Acil kan ihtiyacını karşılamak amacıyla faaliyet gösteren Güngören Belediyesi Kan Kardeşliği Kulübü (KANKA), kana ihtiyacı olanlarla kan vermek isteyenleri buluşturan bir organizasyondur. Güngören Belediyesi Kan Kardeşliği Kulübü (KANKA); Türkiye'de acil kan ihtiyacının karşılanmasına mütevazı bir katkıda bulunmak ve kan verme bilincinin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yerel yönetimler, belediyeler, Güngören Belediyesi, sosyal sorumluluk, kan, kan ihtiyacı, kan bağışı, Kan Kardeşliği Kulübü
21.YY'da akıllı belediyecilik ve kentsel dönüşüm (Başakşehir Belediyesi modeli)
Bu tez çalışması kapsamında, kentsel yenileşme kavramının 1900'lü yıllardan itibaren yaşadığı gelişim süreci, kentsel yenileşmenin aracı olarak kentsel dönüşüm projeleri ve temel konuları, sürdürülebilir kentsel gelişme kavramıyla ortaya çıkan akıllı şehircilik ve kent formu ve planlama yaklaşımları incelenmiştir. Bu yaklaşımlardan, akıllı şehircilik yaklaşımının özellikleri, örnekleri, uygulama araç ve teknikleri ele alınarak, özellikle Amerika'da kentsel yenileşme ve eskiyen alanları kente kazandırma amaçlı yapılan projeleri değerlendirmede belediye seviyesinde derinlemesine görüşme ve topluluk ölçeğinde kullanılan anket soruları ile proje özelinde akıllı şehirciliğin hayata uyarlanma matrisleri düzenlenecektir. Başakşehir Belediyesi'nin kentsel dönüşüm alanlarından seçilen örnekler akıllı şehircilikle ilgili yaptığı çalışmalar değerlendirilmiştir.
Türkiye'de genel ve yerel seçimler arasındaki ilişki (2002-2015 dönemi)
Bu çalışmada ilk olarak Türkiye'deki idari teşkilatın nasıl örgütlendiği üzerinde durulmuş sonrasında, merkezi ve yerel idare yapıları kısaca açıklanmaya çalışılmış ve bu idari yapıların seçimle oluşturulan organları, tarihsel bir süreç izlenerek anlatılmıştır. Ayrıca bu idari teşkilat içinde kamu hizmetini sunacak kişilerin ve yönetim organlarının belirlenmesinde son derece etkili olan seçimlerin dünyadaki ve ülkemizdeki, tarihi arka planına değinilmiş ve seçimlerin demokrasi ile olan ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Türkiye'de 2002-2015 yılları arasında yapılan genel ve yerel seçimler, siyasal partilerin propaganda faaliyetleri, 2002, 2007, 2011, 2015 milletvekili genel seçimleri ile 2004, 2009, 2014 yerel seçimleri incelenerek araştırılmıştır. Bu araştırmada 2002-2015 döneminde yaşanan gelişmeler özetlenmiş; ve bu dönemde yapılan genel ve yerel seçimler, sırasıyla seçim öncesi ve sonrası siyasal durum, partilerin kampanya dönemlerinde yapılan propaganda çalışmaları ve seçim sonuçları incelenerek ele alınmıştır. Ayrıca çalışmada genel ve yerel seçimler arasındaki etkileşim, seçmenin oy tercihi üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Genel Seçimler, Yerel Seçimler, Seçmenler, Siyasal Partiler
Kent yönetiminde şeffaflık
Kent yönetiminin tarihsel gelişimi tanzimat öncesi dönemin öncesi ve sonrası, Cumhuriyet dönemi ve günümüze kadar ulaşan bir süreçtir. Bu dönemlerde kent yönetiniminde merkezi ve yerel ölçekte birçok düzenlemeler yapılmış ve yeni kamu yönetimi anlayışı oluşturulmuştur. Bu çerçevede inceleyecek olursak kamu yönetimi anlayışı birçok değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmektedir. Kamu yönetiminin geleneksel anlayıştan yeni kamu yönetimi anlayışına geçiş süreçleri elbetteki şeffaflığın temel unsurlarını oluşturmaktadır. Bu süreç şefaflığın bir diğer adıyla kamu yönetiminde gün ışığında yönetimin sağlanmasının gereği ve önemi vurgulanmaktadır. Yerel yönetimlerde halka en yakın birimler belediyelerdir. Halk ilk önce demokratik ve şeffaf katılım sağlamak amaçlı bu birimden yararlanmalıdır. Hemşehri bilinci bu sayede sağlanır ve gerekleri yerine getirilir. Halk tarafından elde edilen haklar yasalar ilede güvence altına alınmalı temeli sağlamlaştırılmalıdır. Yerel yönetimlerde kaynakların sürekli, etkin, verimli, nitelikli kullanımı sağlama koşullarının oluşturulması yeni kamu yönetimi anlayışının mihenk taşıdır. Çalışmamızda kent yönetiminde şeffaflık konusunda yeni kamu yönetimi anlayışına uygun yönetişim kavramı üzerinde durmaktayız.Yerel yönetimlerde katılımcı demokrasi bilincinin oluşturulması ve uygulanmasının gerekliliğine vurgu yapmaktayız. Katılımcı demokrasinin uygulanabilmesi için hemşehrilerin yerel yönetimde şeffaflığı sağlaması, etkin ve verimli katılımda bulunabilmesi şartı karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler:şeffaflık, gün ışığında yönetim,hemşehri, yerel yönetim,katılımcı demokrasi
Yerel yönetimlerde halkın yönetime katılımı ve kent konseyi kurul ve organlarının seçimle belirlenmesi
Bu tezin amacı, cumhuriyet rejiminin en önemli araçlarından biri olan ve Antik Yunan'dan başlayarak, günümüze kadar birçok aşamadan geçen demokrasi kavramının en önemli uygulamalarından biri, halkın yönetime doğrudan katılımının yerel yönetimler ayağının ve sivil halk meclisleri olan kent konseyinin günümüz yerel yönetimlerindeki rolünün açıklanmasıdır. Öncelikle, demokrasi kavramının gelişmesinin tarihsel süreci anlatılmalı ve Türkiye'de ilk yerel yönetim uygulamalarının tahlili yapılmalıdır. İlk belediye teşkilatımız olan 6.Daire ve bu ilk yerel yönetim deneyimimizin oluşmasına neden olan Tanzimat Dönemi ve bu dönemin siyasi aktörlerinin demokratik ve katılımcı bir yerel yönetim oluşturma çabalarının incelenmesi gerekmektedir. Söz konusu çabalar cumhuriyet rejimiyle birlikte, yerel yönetimlerde gerçekleşecek olan reformların dayanak noktasını oluşturacaktır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesini sağlayan 1930 tarihli ilk belediye kanunumuz ve artan nüfus ve sanayinin gelişmesiyle meydan gelen özel yönetim birimi büyükşehir belediyeleriyle tanışmamız ve üyelik sürecindeki aday ülkelerle imzaladığı yerel özerklik şartının uygulanmasını kolaylaştıran 5393 sayılı Belediye Kanunu başta olmak üzere Türkiye yerel yönetimlerinin kırılma noktaları incelenmeden, günümüz yerel yönetimlerinin tahlili yapılamaz. Türkiye'de belediyecilikte devrim niteliğinde bir deneyim yaşatan, halkı yönetime katmanın ötesine halkı ve kentte yaşayan tüm kesimleri yönetimin başlıca unsuru haline getiren Fatsa bağımsız belediye başkanı Fikri SÖNMEZ, bilinen adıyla Terzi Fikri'nin, siyasi ve toplumsal mücadelesi ve bugünün demokrasi mücadelesine ışık tutan halk meclisleri demokratik yerel yönetimlere tartışılmaz katkılar sunmuştur. Bu uygulamaların temsilcilerinin devlet otoritelerince engellenmesi ve Terzi Fikri'nin askeri bir darbeyle cezaevine atılması ve yaşamının bir hücrede son bulması da tartışılması gereken başka bir konudur. Terzi Fikri'nin halk meclisleriyle kıyaslanamayacak ölçüde olan ve AB ile imzaladığımız yerel özerlik şartının doğurduğu kent konseyi idarecileri ve belediye yöneticileriyle yapılan görüşmeler ve farklı kent konseyi çalışmalarının incelenmesi sonucunda kent konseylerinin yasal düzenlemelerden yoksun ve uygulamalara farklılık gösteren bir yapıda olduğu gözlemlenmiştir. Kent konseylerini belediyenin resmi organı haline getirecek ve kentli bireyleri konseye katacak bir model öngörülmüş, önerilen kent konseyinin hangi usul ve esaslarla işleyeceği, en alt birimlerinin çalışma düzenine kadar açıklanmakla birlikte, sözü edilen model tezin ana konusunu oluşturmaktadır.
Kentsel dönüşüm: 6306 sayılı Kanun kapsamında İstanbul'dan örnekler
Gelecek yüzyıla bakışta kentlerimizi yenilemek, dönüştürmek ve yeniden ele alarak kentlere kimlik kazandırmanın toplumda aidiyet duygusunun sağlanmasının, çevresel, kentsel, tarihi korunmanın sağlanmasının ve bir vizyonu olan tasarımlarla kentsel estetiğe yer verilmesinin kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple ve küreselleşen dünyada artık kentlerin sürdürülebilir bir şekilde değişim ve dönüşümü gerçekleştirerek kent kimliklerini kazanmaları gereği, "kentsel dönüşüm'' olgusunu gündeme getirmiştir. Türkiye üzerinde bulunduğu jeolojik konumu gereği tektonik, sismik, topoğrafik ve iklimsel olaylar sonucu meydana gelen afetlerle sıklıkla yüz yüze kalan bir ülkedir. Bu afetler kimi zaman su baskını, sel, çığ, heyelan olduğu gibi en yaygın ve hasar verici etkisi bakımından en önemlisi depremdir. Ülkemizde 1999'da yaşanan Marmara Depremi ve 2011'de yaşanan Van Depremi ile kentlerimizin acil bir şekilde riskli yapılardan güvenli yaşam alanlarına dönüşmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu yaklaşımlarla Ülkemizde; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun sağlıklı ve güvenli yaşam çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasların belirlenmesi amacıyla 2012 yılında 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" yürürlüğe girmiştir. Kentsel dönüşüm olgusu; Ülkemizde ağırlıklı olarak bu kanun çerçevesinde, mevzuat ve uygulamalar irdelenerek, kamunun ve özel sektörün sürece olan katkıları dâhilinde, İstanbul'dan bir kısmı kendi kavramlarında ilklerden olan örneklere yer verilerek analiz edilmiştir. Kavramlar ve deneyimler doğrultusunda kentsel dönüşümün, Ülkemizde çoğunlukla "riskli bina'' ölçeğinde ele alındığı, örneklerin de bu yaklaşımlarla mekânsal dönüşümlerde başarılı olduğu, buna rağmen dönüşümün "kentsel ölçekte'' bir etkileşim ağı ile birlikte ele alınması gerekliliği görülmüş ve çözüme yönelik stratejiler geliştirmek adına önerilere yer verilmiştir.
Yerel yönetimlerde stratejik planlama: İstanbul Avrupa yakası ilçe belediyeleri örneği
yerel yönetimlerde stratejik planlamanın öneminin personel üzerindeki etkisi.
Sosyal belediyecilik kapsamında Milli Görüş'ün yerel yönetim yaklaşımı
Milli Görüş hareketinin kurucusu Necmettin Erbakan, bu hareketle özdeşleşmiş bir siyaset adamıdır. Erbakan, siyasete girmeye karar vermeden önce, bir bilim adamı olarak, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını elde ederek kalkınması mücadelesini yapmıştır. Bu sebeple, daha sonra ismi 'Pancar Motor' olarak değişecek olan 'Gümüş Motor' fabrikasının kurulması ve yerli otomobilin imal edilmesine öncülük etmiştir. 'Ağır Sanayi' kurulması teşebbüslerinin desteklenmemesi ve Odalar Birliği başkanlığından, zamanın başbakanı Süleyman Demirel tarafından uzaklaştırılması üzerine Erbakan, siyasete girmeye karar vermiştir. Adalet Partisi'nden aday olma isteği Demirel tarafından veto edilince, 1969 seçimlerinde Erbakan, Konya'dan bağımsız aday olmuştur. Erbakan'ın yakın arkadaşlarıyla birlikte başlattığı '1969 Bağımsızlar Hareketi', Milli Görüş tarihinin başlangıcı olarak kabul edilir. 1970 yılında Milli Nizam Partisi (MNP), Milli Görüş'ün ilk partisi olarak kurulmuştur. MNP'nin laiklik ilkesini ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması üzerine, 1972 yılında Milli Selamet Partisi (MSP) kurulmuştur. 12 Eylül 1980 darbesiyle kapatılan MSP'den sonra Milli Görüş, 1983 yılında kurulan Refah Partisi (RP) ile yoluna devam etmiştir. Milli Görüş partileri içerisinde RP, en önemli yükselişi göstermiş ve 1996 yılında Erbakan, başbakan olarak, RP-DYP koalisyon ortaklığıyla 54. Hükümeti kurmuştur. RP iktidarına, RP'nin yerel yönetimlerde göstermiş olduğu performansın büyük etkisinin olduğunu söylemek yanlış olmaz. 1989 yılında kazanılan belediyelerdeki aktivasyon RP'nin 1991 seçimlerinde meclise girmesini sağlamıştır. RP, 1994 yerel seçimlerinde ise İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok il, ilçe ve beldede seçimleri kazanarak önemli bir başarı yakalamıştır. RP'nin seçim başarısından daha ziyade faaliyetleri o dönemin tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmalardan en önemlisi sosyal belediyecilik adına yapılan hizmetlerdir. Kültür merkezleri, ramazan çadırları, beyaz masa, halk meclisleri, sosyal konutlar, meslek edindirme kursları, aşevleri, engelliler lokali gibi sosyal projeler ve uygulamalar, Milli Görüş belediyelerinin farkını ve önemini ortaya koymuş ve belediyecilikte önemli bir çığır açmıştır. Milli Görüş'ün, sosyal belediyecilik yaklaşımı günümüzde sosyal belediyecilikten sapmalar yaşansa da, hala etkisini ve önemini korumakta ve birçok belediye tarafından farklı şekilde de olsa uygulanmaktadır. Sosyal belediyecilik açısından Milli Görüş'ün yerel yönetim anlayışı ve faaliyetleri, Türkiye'de belediyecilik tarihi açısından önemli ve dikkat çeken bir dönem olmuştur.
Şehirleşmede yerel yönetimlerin etkisi ve kentsel dönüşüm uygulamaları
Şehir kavramı, tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanmış olmasına rağmen; genel olarak kentsel yerleşim alanlarının genel adı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanayi devriminden sonra şehir kavramının tanımında hızla gelişen kentlerin yapılarına bağlı değişime rastlamaktayız. Şehri; kendi sınırları içinde yaşayan insanların, geçim kaynaklarını tarım ve hayvancılık dışı uğraşıların oluşturduğu, yönetim yapısı, toplumsal ilişkiler, kültürel alanlar, nüfus yoğunluğu gibi birçok yönden kırsal alanlardan farklı olan yerler şeklinde tanımlamak da mümkündür. Kentleşme ise bir değişme sürecidir. Gelişmekte olan ülkeler kentleşmeyi, ileriye dönük kalkınma hedeflerine ulaşmada hızlandırıcı ve yön verici bir araç olarak kullanmakta ve bunun yanında kentleşme sonucu meydana gelen sorunları, olumsuz etkileri ortadan kaldırmak için büyük çaba harcamaktadırlar. Bilindiği üzere kentlerin asıl gelişmesi sanayi devriminden sonra olmuştur.Sanayi devrimiyle birlikte kentlerin gelişmesi, büyümesi, büyük endüstri merkezleri halini alması köylerden kentlere doğru olan göçlerin artmasına ve hızlı bir kentleşmenin ortaya çıkmasına neden olmuş ve 21. Yüzyılın en önemli özelliklerinden birini teşkil eden bu hızlı kentleşme süreci ile birlikte gerek bireylerin, gerekse bir bütün olarak toplum hayatını etkileyen, hızlı ve sağlıksız kentleşmenin sebeplerinden olan göç faktörünün etkisiyle başta sağlıksız konut ve plansız şehir olmak üzere işsizlik, yalnızlık, yabancılaşma gibi bir çok sosyal problem ortaya çıkmıştır. Yerel yönetimler; kavram olarak, merkezi yönetim dışında, yerel bir topluluğun ortak bir gereksinmesini karşılamak amacıyla oluşturulan, karar organları doğrudan halk tarafından seçilen, demokratik ve özerk bir yönetim birimi, bir kamusal örgütlenme modeli olarak tanımlanabilir. Bir başka tanımlamaya göre; Yerel Yönetimler, ülke sınırları içinde belli bir bölgede yerleşmiş insan topluluklarının ortak ve yerel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş görev ve yetkileri kanunla belirlenmiş, özerkliğe sahip kamu tüzel kişilikleridir. Benzer bir tanımlama yeni Belediye kanununun 3. maddesinde de yapılmıştır. Bu çalışmamızda, Şehirleşmeye Yerel Yönetimlerin etkileri araştırılmıştır. Şehirleşmeye Yerel Yönetimlerin birçok olumlu olumsuz etkisi olmaktadır. Biz bu çalışmamızda Şehir Planlaması ve İmar Planlarını mercek altına alınmaya çalışılmıştır. Şehir planlarının ve imar bölge planlarının, bir bölgenin yaşanılabilir ve her konuda ulaşılabilir olması için çok önemli olduğunu görmekteyiz. Bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Şehir ve şehirleşme kavramlarının tanımı ve tarihçelerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise Yerel Yönetimler özelliklede İl ve ilçe belediyeleri üzerinde durulmuştur. Yerel Yönetim kavramının tanımı yapıldıktan sonra, Belediyenin görev, sorumluluk, yetki alanı, ilgili kanun ve yönetmelikler üzerinde durulmuştur. Bu görev ve sorumluluklarının içerisindeki en önemlilerinden bir tanesi olan Şehir Planlama ve İmar planları konusuna ise 4. Bölümde izah edilmiştir. Bu bölümde ise planlamanın genel tanımı, imar planları yapılırken dikkat edilmesi gereken kanun ve yönetmelikler ile beraberinde şehircilik ilkeleri gibi konular irdelenmiştir. 5. ve son bölümde ise, Kentsel dönüşüm kavramı ve örnekleri ele alınmıştır. Kentsel dönüşüm kavramının tanımı, yöntemi, çeşitleri, Türkiye'de ve Dünyadaki uygulama türleri analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra Kentsel Dönüşümüm hızlanması açısından önemli kanunlardan olan 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi ile ilgili kanun maddesi ve uygulama yönetmelikleri incelemiş ve bu işin teoride göründüğü gibi kolay olmadığı insan ve mülkiyet faktörünün de çok önemli olduğunu görüyoruz. Üsküdar ilçesinde Boğaz geri görünüm ve Etkilenme bölgelerinde yeni yapılan 1/1000 ve 1/5000'lik imar bölge planları yapılmıştır. Yeni yapılmış bu plana istinaden, önce mevcut durumun envanteri olan yapı adeti, daire sayısı, mülkiyet durumu, nüfus gibi veriler ortaya çıkarılarak analiz edilmiştir. Bu analizin neticesinde, yeni plana göre yapılabilecek kentsel dönüşüm projeleri hazırlanmıştır. Projelerde de görüldüğü gibi, yaşanması birçok açıdan kolay olmayan bir bölgeyi teknik olarak ayrıntılı bir imar planı yaparak ülkemizdeki deprem riski yönünden belirli standartların üzerine getirmiş oluyoruz ve insanlara yeşil alanı, okulu, ibadethanesi vb. yani sosyal donatıları olan bölgenin fiziki planına ve şehircilik ilkelerine göre planlanmış olması gerekmektedir. Yapmış olduğumuz bu çalışmada görüyoruz ki; aslında yıllar öncesinde yapılmış düzgün bir şehrin bölge imar planları olsa idi, hem şehirleşme planlı bir şekilde ilerleyecekti hem de günümüzde yeniden bölge planı yapılıp bu alanları dönüştürmek zorunda kalınmayacaktı. Bu nedenle bir bölge yerleşim alanı olarak açılacaksa ilk önce en az 100 yıllık bir şehir bölge planları yapılması gereklidir. Bu durum da yerel yönetimlerin en asli görevlerinden birisidir. Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, Şehirleşmede Yerel Yönetimlerin etkisi çok büyüktür ve en büyük etki de doğru İmar ve Şehir planlamasının yapılmasıdır. Anahtar Kelimeler; Şehir, Şehirleşme, Yerel Yönetimler, İmar Planı ve Kentsel Dönüşüm
Doğal afetlerle mücadelede İstanbul ili Sarıyer ilçesi örneği
Yaşadığımız evrende insanlığın meydana geldiği ilk çağlardan beri, insanlık farklı afetlerle yüz yüze gelmiştir. Afetlerin bazılarının meydana geleceği zaman bilinebilmektedir. Fakat doğal afetlerin çok büyük kısmının ne zaman olacağı bilinememektedir. Yaşadığımız dünyada doğa devamlı bir şekilde değişim ve dönüşüm içerisindedir. Teknolojinin gelişmesi sonucu bazı doğal afetlerin ne zaman olacağı doğal afet olmadan tahmin edilebilmektedir. Tahmin edemediğimiz bir doğal afetin meydana gelmesi, devasa bir olay haline dönüşmesi canlı, cansız bütün varlıkları tehlike altına almaktadır. Bu tahmin edilemeyen olaylar karşısında insanlar ve diğer canlılar genellikle hazırlıksız yakalanırlar. Doğal afetin büyük olması sonucu çoğu zaman hazırlık yapılmış olsa da bu hazırlıklar yetersizdir. Dünyadaki ülkelerin çoğunluğu doğal afet risklerini en düşük seviyede tutmak için doğal afet yönetim sistemleri oluşturulmuştur. Türkiye'de de merkezi yönetim ve yerel yönetimlerde çeşitli doğal afet yönetim düzenleri meydana getirilmiştir. Buradaki amaç doğal afet esnasında oluşabilecek can kayıpları ve mal zararlarını en düşük seviyeye indirmektir. Günümüzde dünyada ve Türkiye'de kullanılan en son doğal afet sistemi olarak bütünleşik doğal afet planı uygulanmaktadır. Bütünleşik afet yönetiminde asıl olan 4 evredir. Bu 4 evreyi ayrı ayrı düşünmek yerine birbirleriyle koordineli bir şekilde kullanmak afet yönetim sistemini etkin kullanmak anlamına gelmektedir. Bu çalışmada, Sarıyer ilçesi kurumların ve burada yaşayan insanların doğal afetlerle mücadelesi ve kurum ve kuruluşların afet yönetimi ele alınmaktadır. Tezin ilk kısmında afetlerle ilgili terimlerin ne anlam ifade ettikleri ve doğal afet çeşitleri hakkındaki kavramların açıklamaları yer almaktadır. İkinci kısımda ise Sarıyer ilçesinin genel olarak tanıtımı yapılmış ve yerel yönetimlerdeki doğal afet yönetim şekilleri hakkında genel bir bilgi verilmiştir. Üçüncü ve son kısımda ise Sarıyer'le ilgili ilçenin doğal afet müdahale planlarıyla ilgili bilgiler ile Sarıyer ilçesi genelinde meydana gelmiş doğal afetlerle ilgili bilgiler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Afet, Doğal Afet Yönetimi, Deprem, Fırtına
Bağımlılıkla mücadelede belediyelerin rolü Güngören Belediyesi örneği
Bağımlılık tedavi edilmesi mümkün olan bir beyin hastalığıdır. Bağımlılık sadece bağımlı olan kişiyi değil aileleri ve çevreyi de etkilemektedir. En önemli ve en zararlı olan bağımlılık madde bağımlılığıdır. Bu tezin amacı uluslararası bir sorun olan bağımlılık konusunda Türkiye'nin iç ve dış politikalarını açıklamaktır. Bu politikalarını uygulama sürecinde kullandığı aktörler ve bu aktörlerin bağımlılıktaki etkileri araştırılmıştır. Bağımlılığın çeşitleri, etkileri ve sonuçları analiz edilmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de bağımlılığın ne boyutta olduğu, bağımlılıkla ön plana çıkmış illerin madde bağımlılık durumu ortaya konulmuştur. Tez, Türkiye'nin uyuşturucu ile mücadele politikasını oluştururken en önemli dinamiklerinin dışta, uluslararası uyuşturucu kontrol mekanizmaları oluşturma girişimleri ve AB üyelik süreci olduğu, içte de birçok kurumun birlikte eşgüdümlü çalışmasıyla başarı elde edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte dışta BM'de UNODC ile AB'de EMCDDA'nın politika yapma sürecinin en güçlü aktörleri olarak Türkiye'de de madde bağımlılığı önleme ve tedavi için kurulan Yeşilay, Amatem, Çamatem ve Yedam gibi kurumların öne çıktığı saptanmıştır. Uyuşturucu ile mücadele konusunda yerel yönetimlerde en etkili kurum olan belediyelerin etkisi de giderek artıyor. Bağımlılar için açtıkları tedavi merkezleri, düzenledikleri paneller, sempozyumlar, yaptıkları maddi manevi yardımlarla oldukça önemli çalışmalar gerçekleştirmektedirler. Güngören Belediyesi olarak da ilçe meclis üyelerinden oluşan bir komisyonla ilçedeki bağımlılık durumu tespit edilerek kapsamlı bir rapor oluşturulmuştur. Rapor sonucunda ilçedeki kamu kurumlarının eşgüdümlü çalışarak Güngören'deki bağımlılığın en aza düşürülmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Güngören, Bağımlılık, Uyuşturucu, Belediye, Madde