İstanbul University
Anabilim Dalı

Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı

İstanbul University

67

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Okçuzâde Mehmed Şâhî ve Münşeatı: Münşe'âtü'l-İnşâ (İnceleme-Metin)

17. yüzyılın önemli münşîleri arasında sayılan Okçuzâde Mehmed Şâhî'nin münşeâtı Türk edebiyatında münşeât türünün zirve dönemi eserlerindendir. Okçuzâde ve münşeâtının ele alındığı bu tez, giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmada genel olarak münşeât türü hakkında bilgiler verilmiş, Okçuzâde'nin hayatı konu edilmiş ve Münşe'âtü'l-inşâ'nın edebî yönden incelemesi yapılmıştır. Birinci bölümde tezde yararlanılan temel kaynakların yanında çalışmanın amacı ve yöntemi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde münşeât türü ile ilgili mektup, nesir, inşâ, münşî gibi kavramlar teorik çerçevede ele alınmış, bu türlerin tarihsel gelişimi ve Türk edebiyatındaki yerleri üzerinde durulmuştur. Ardından konu ile bağlantısı sebebiyle kısaca Osmanlı münşeât geleneği ve diplomasisi hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Okçuzâde Mehmed Şâhî'nin hayatı; ilmî, tasavvufî, edebî şahsiyeti ele alınmıştır. Bu bölümde Münşe'âtü'l-inşâ'nın mukaddimesinde yer alan biyografik bilgilerin ışığında tezkire türü eserler ve konu ile ilgili farklı kaynaklar taranmış ve ipuçları yakalanmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde eserin dil, üslup ve muhteva yönünden incelemesi yapılmıştır. Münşe'âtü'l-inşâ'nın litaretürdeki yerinin de bir irdelemesi sayılabilecek bu bölümde dil ve şekil özellikleri incelenmiş; kaynakları, ıstılahları, âyet ve hadîs-i şerîflerden yapılan iktibaslar tespit edilmeye çalışılmıştır. Münşeâtın muhteva yönünden de bir incelemesi yapılarak literatürdeki yeri ortaya koyulmuştur. Eserin Türkiye ve dünyadaki nüshaları ayrıntılı bir biçimde incelenmiş, kataloglarda Okçuzâde münşeâtı olarak kayıtlı olan ancak Münşeâtü'l-inşâ'nın dışında değerlendirilmesi gereken eserler tespit edilmiştir. Tezde eserin nüshaları incelenerek toplam 96 adet mektup olduğu tespit edilmiş, bu mektupların nüshalardaki başlıkları ve sıralamaları tablolar hâlinde verilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise münşeâtın en kâmil üç nüshası olarak tespit edilen İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi 3105, Tire Necip Paşa Kütüphanesi 372 ve Mısır Milli Kütüphanesi Edebi Türkî Talat 149 nüshaları ele alınarak mukayeseli metin ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu üç nüshanın yeterli gelmediği durumlarda diğer nüshalara da başvurulmuştur. Metnin daha rahat anlaşılabilmesi adına tezin sonuna bir sözlük ilavesi de yapılmıştır.

17. yüzyılDivan edebiyatıEski Türk edebiyatı+4
İlknur Özer
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rusça gazetelerde Kafkas Cephesi (1914-1917)

Kafkasya Çarlık Rusya yayılmacılığında önemli bir bölge olmuştur. 18. yüzyılın sonlarında Kuzey Kafkasya'da hakimiyet sağlayan Çarlık Rusya, Tiflis'in ilhak edilmesinden sonra Osmanlı Devleti ve İran ile girdiği mücadeleden sonra 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Güney Kafkasya'yı topraklarına katmıştır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Kars, Ardahan ve Batum'u ele geçiren Çarlık Rusya, Osmanlı Devleti ile yeniden karşı karşıya geleceği Birinci Dünya Savaşı'nda Anadolu'nun içlerine yapacağı operasyonlar için fırsat elde etmiştir. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na dahil olması ile Rus Kafkas Ordusu Doğu Anadolu'da bulunan Türk-Rus sınırını geçmiştir. Yapılan Köprüköy ve Azap Muharebelerinde 3. Ordu birlikleri başarılı olmuştur. Fakat 22 Aralık 1914 tarihinde 3. Ordu tarafından başlatılan Sarıkamış Harekâtı'nın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Rus Kafkas Ordusu Kafkas Cephesi'nde ilerleme imkânı elde etmiştir. 17 Nisan 1915'te Van'ı işgal eden Rus Kafkas Ordusu Doğu Karadeniz kıyı şeridinde Türk kuvvetleri karşısında üstünlük sağlamıştır. 1916 yılına gelindiğinde 3. Ordu birliklerinin sebatlı bir savunma yapmasına rağmen 16 Şubat 1916 tarihinde Erzurum işgal edilmiştir. Rus Kafkas Ordusu daha sonra sol kanadında 18 Şubat 1916'da Muş'u, 3 Mart 1916'da Bitlis'i, sağ kanadında ise 7 Mart 1916'da Rize'yi, 17 Mart 1916'da Trabzon'u, 16 Temmuz 1916'da Bayburt'u, 22 Temmuz 1916'da Gümüşhane'yi, 25 Temmuz 1916'da Erzincan'ı işgal etmiştir. Bu süreçte 3. Ordu bir taraftan da iaşe sıkıntıları ve salgın hastalıklar ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Rus işgali ile bölgede yaşayan Müslüman ahali evlerini terk etmiştir. 18 Aralık 1917 tarihinde imzalanan Erzincan Mütarekesi şartları gereği Rus Kafkas Ordusu Anadolu topraklarından çekilmiştir. Köklü bir geleneğe sahip olan Rusça gazeteler ise Birinci Dünya Savaşı yıllarında kendilerine uygulanan askerî sansür programına rağmen önemli bir görev üstlenmişlerdir. Yeni ekler, başlıklar ve konularla savaş ile ilgili haber içeriklerini zenginleştirmişlerdir. Rusça gazeteler Rus Kafkas Ordusu Karargâh Merkezi'nin günlük resmî duyurularının yanı sıra cephedeki birçok kaynak aracılığı ile askerî hareketliliği günü güne sayfalarına taşımıştır. Rusça gazeteler ayrıca Kafkas Cephesi ve işgale uğrayan Anadolu şehirleri ilgili siyasî, sosyal, dini, ekonomik, etnografik, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri gibi birçok konuyu Rus kamuoyu ile paylaşmıştır. Yaptıkları propaganda nitelikli içerikler ile haber ve yazılara yer veren Rusça gazeteler Çarlık Rusya devletinin kolonileştirme faaliyetlerine hizmet etmişlerdir. Bu çalışmada Birinci Dünya Savaşı yılları ve Kafkas Cephesi'ne tanıklık eden ve önemli birer belge niteliğindeki Rusça gazeteler temel kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca daha geniş bir bakış açısı oluşturmak amacı ile Çarlık Rusya askeri arşiv belgeleri, Türkçe ve Rusça araştırma eserleri, makale ve hatıratlardan faydalanılmıştır.

GazetelerKafkas CephesiOsmanlı Devleti+6
Fatih Mehmet Eşki
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nikolay Fedoroviç Katanov'un hayatı, kütüphanesi ve Türkoloji alanındaki eserleri

Nikolay Fedoroviç Katanov (1862-1922), Rus Doğu bilimi ve Türkoloji alanında önemli eserleri bulunan değerli bir ilim adamıdır. Orta Asya ve Sibirya'daki Türk halkları ile ilgili dilbilimi, etnografya, folklor, tarih, arkeoloji, nümizmatik, dinler tarihi ve müzecilik gibi farklı alanlarda eserler kaleme almıştır. Erken yaşlardan itibaren birçok Avrupa ve Asya dilini öğrenen N. F. Katanov daha Krasnoyarsk Klasik Gimnazyumu'nda öğrenci iken ilmî çalışmalarını kaleme almaya başlamıştır. Karakterinin ve ilmî hayatının şekillenmesinde N. İ. İlminskiy'in ve V. V. Radlov'un büyük etkisi olmuştur. 1888 yılında St. Petersburg Üniversitesi Doğu Dilleri Fakültesi Arapça-Farsça-Türkçe-Tatarca bölümünden mezun olur olmaz Türk halklarını incelemek amacıyla Sibirya, Kuzey Moğolistan, Cungarya ve Doğu Türkistan'a ilk ilmî gezisini gerçekleştirmiştir. 1894-1922 yılları arasında İmparatorluk Kazan Üniversitesi'nde hocalık yapmıştır. Avrupa ve Rusya'daki birçok ilmî kuruluşun aktif üyeliğini yapmış ve özellikle Sibirya'da yaşayan Rus olmayan halkların eğitim ve toplumsal meseleleriyle yakından ilgilenmiştir. Sibirya Türkoloji'sinin gelişmesine öncülük etmiş ve bu alanın kurucularından biri olmuştur. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kazan şehrinin, Rusya'nın Doğu bilimi alanında en büyük araştırma merkezlerinden biri haline gelmesinde Katanov'un çok büyük katkısı olmuştur. XX. yüzyılın başlarında ise Rusya ve Sibirya'da bulunan birçok ulusal müze ve kütüphane yine Katanov'un bizzat ilmî gezilerinden topladığı görsel ve yazılı materyallerle zenginleşmiştir. Katanov'un Türk halkları ile ilgili ilmî çalışmaları ve inceleme metotları ise ilim dünyasında hala geçerliliğini korumaktadır. Günümüzde İÜ TAE arşivinin önemli bir kısmını Katanov Kütüphanesi oluşturmaktadır. Çalışmamıza kaynak olan bu kütüphanenin İÜ TAE tarafından yüzyıldır korunuyor olması ise Türkiye ve Türk Dünyası adına takdir edilmesi gereken önemli bir görevdir.

Bilimsel araştırmalarBiyografiEdebi eserler+5
Gülcan İnalcık
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğu Makedonya Yörük yerleşim yerlerinin halkbilimi açısından monografik incelemesi

Halk kültürü, genel olarak somut ve somut olmayan tarihe mal olmuş ve devam edegelen kültürel varlıkların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Değişebilen özellikleriyle dinamik bir yapıya sahip olan halk kültürü toplumsal yapıyı ayakta tutan temel değerler arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın konusunu oluşturan Makedonya Yörük Halk Kültürü'nün de Makedonya Yörük topluluklarının gerek Osmanlı dönemi gerekse Osmanlı sonrasında varlıklarını sürdürmeleri hususunda önemli rol oynamıştır. Ancak, modernleşmenin yaygınlık kazanmasıyla birlikte bu kültürün bazı önemli unsurlarının kaybolmaya yüz tuttuğu gözlemlenmiştir. Bu sebeple söz konusu bölgedeki halk kültürünün yazılı olarak kayıt altına alınıp kalıcılığı ve sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla böyle bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırma alanından konuya ilişkin halk kültürü verilerinin derlenmesinde folklor derleme çalışmalarında yaygın olarak kullanılan "gözlem", "görüşme" ve "mülakat" yöntemleri esas alınmıştır. Derleme çalışması sonrasında bu verilerin yedeklemeleri yapılmış, ardından yazıya aktarılarak konularına göre dağılım ve tasnifleri yapılmıştır. Sonrasında ise söz konusu verilerin nitel araştırma yönte¬mindeki teknikler ile çözümlemeleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sahasındaki halk kültürü verilerinin incelenmesi ve çözümlenmesi sonucunda, bölge halkının başta modernleşme olmak üzere her türlü dış etkene karşı kendi kültürünü muhafaza etmeye, diğer bir ifade ile korumaya ve yaşatmaya çalıştıkları tespit edilmiştir.

Doğu MakedonyaHalk bilimiHalk kültürü+5
Ekrem Destanov
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Halil Rıza Ulutürk ve Arif Nihat Asya'nın şiirlerinde millî duygular

Halil Rıza Ulutürk ve Arif Nihat Asya'nın Şiirlerinde Millî Duygular adlı bu tez çalışması; Azerbaycan ve Türk Edebiyatının iki önemli sanatçısının şiirlerindeki millî duygu anlayışını bütüncül bir bakışla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Azerbaycanlı şair ve yazar Halil Rıza Ulutürk'ün biyografisi, aile ve meslek hayatı, kişiliği ve genel edebî faaliyeti incelenerek detaylı bilgi verilmiştir. Arif Nihat Asya'nın Hayatı Ve Edebî Faaliyeti adlı ikinci bölümde, şairin biyografisi verilmiş, aile ve meslek hayatı, dinî tasavvurları, genel edebî faaliyeti incelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde ise Arif Nihat Asya ve Halil Rıza Ulutürk'ün eserlerinde var olan millî duygular tespit edilerek karşılaştırma yapılmıştır.

19. yüzyılAsya, Arif NihatAzeri edebiyatı+7
Aysel Rustamova
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Macar masallarında ve efsanelerinde şamanizm

Bu çalışma Macar masallarında ve efsanelerinde yer alan Şamanizm'in etkilerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Eski Macar inanış sistemiyle ilişkin tarihi, yazılı ve dilbilimsel sonuçların tanıtılmasının yanı sıra; Macar halk masallarındaki ve efsanelerindeki Şamanizm'e ait olabilecek motifler incelenmiştir. Araştırmamızın çıkış noktası Macar Halk Masalları Kataloğunun yanı sıra; onlarca halk masalı kitabının ve efsane koleksyonunun incelenmesi ve içlerindeki Şamanizm'e ait olan motifleri tespit etmektir.

EfsanelerHalk edebiyatıMacar edebiyatı+5
Dıanna Orovec Borbely
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

İran'da yaşayan Kaşkay Türklerinin inançlarının halk bilimi açısından incelenmesi

İran'ın güney bölgesinde ve çevresinde yaşayan etnik gruplardan olan Kaşkaylar, Türk kimliğinin ve kültürünün önemli taşıyıcılarından olan halklardandır. Göçebe ve yarı göçebe hayat süren Kaşkaylar, ataları gibi yaşamaktan hala vazgeçmemişler, yaylak ve kışlık hayatını günümüzde de sürdürmektedirler. Onlar, hem hayat tarzları hem de örf adetleri bakımından eski bozkır kültürünün taşıyıcıları sayılmaktadırlar. Kaşkay Türkleri, karışık bir coğrafyada yaşamalarına ve kendi dillerinde eğitim almamalarına rağmen kendilerini Türk olarak görmeye ve Türklüklerini yaşatmaya devam etmektedirler. Sık yaşadıkları bölgeler Şiraz, Ardakan, Kazerun, Buşehir, Firuzabad, İsfahan, Şahreza, Semirom ve.s gibi şehirlerdir. İslam'ın Şiilik mezhebine mensup olan bu göçebe toplum, kültürel kimliklerini, dillerini, inançlarını günümüze kadar korumuştur. Tarihi dönemlerde farklı din ve kültürlerle etkileşim içinde yaşayan Kaşkay Türkleri inanç yapısı olarak Şiilik inancı ile birlikte eski şaman inançlarını farklı şekillerde sürdürmektedirler. Çalışmamızın konusu "Kaşkay Türklerinin İnançlarının Halk Bilimi Açısından incelenmesi" dir. Bu çalışma Kaşkay Türklerinin inançları, örf ve adetleri, gelenekleri üzerinden ele alınmıştır. Geleneksel kültürün temel yapısını oluşturan inançlar toplumun varlığının en önemli belirleyicisidir. Çünkü Kaşkay Türkleri günümüzde de eski Türk dini ve inançlarını hayatlarının her alanında yaşatmaktadırlar. Çalışmamız yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilmiş verilere dayanmaktadır. Gözlem, görüşme teknikleri ile yapılan derleme çalışmaları yorumsamacı ve işlevselci yaklaşımlar da kullanılarak incelenmiştir. Kaşkayların inanç dünyasını araştırıp incelerken diğer Türk topluluklarının inançlarıyla, bunlara bağlı ortaya çıkan kültler, ritüeller de dikkate alınarak yorumlanmıştır. Bu tür bir yaklaşım, Kaşkayların mensubu oldukları kültür dünyasının tespitinin yanı sıra, inançlarının anlamlandırılıp yorumlanabilmesi açısından da önemlidir. Çalışma ile İran'da yaşayan Kaşkay Türklerinin kimlikleri ve varlıklarını devam ettirmeleri için bir mücadele içinde olduğu görülmüştür. Farklı kültürlerle ve inançlarla aynı çatı altında yaşayan Kaşkaylar için milli değerlerin, dilin korunması toplumun en temel sorunları arasındadır. Yerel ve küresel değişimler içinde yerleşik hayata geçen Kaşkaylar arasında kültürel değerlerin zayıflatmakta olduğu, kırsal kesimlerde ise bu değerlerin korunduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kültür, Folklor, İran Türkleri, Kaşkay Türkleri, İnançlar

Halk bilimiKaşkay TürkleriTürk kimliği+2
Venera Mustafayeva
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğu Türkistan'da nüfus hareketi ve iskân politikası (1949-1976)

1949 yılında Merkezi Çin başta olmak üzere Qing Hanedanlığı ve Guomindang döneminde hâkim olunan tüm toprakları ele geçiren Çin Komünist Partisi bu suretle iktidara gelmiş ve bundan sonraki süreçte kendi yönetimini güçlendirmek üzere bir dizi siyasi programı uygulamaya koymuştur. 1 Ekim 1949 tarihi itibariyle kurulduğu resmen ilan edilen Çin Halk Cumhuriyeti, aynı tarih itibariyle Doğu Türkistan'da da yönetimi ele almıştır. Bu tarih itibariyle Komünist sistemin Doğu Türkistan'da tamamen uygulanması adına adımlar atan Pekin yönetimi ilk olarak bölgede rejime muhalif olan herkesi tasfiye hareketine girişmiştir. Bununla birlikte bölgedeki keyfi uygulamalardan duyulan rahatsızlık halkın zaman zaman ayaklanmasını ortaya çıkarmış, Komünist iktidar her türlü başkaldırı hareketini acımasız bir şekilde kuvvet kullanarak bastırmıştır. 1 Eylül 1955 tarihi itibariyle Doğu Türkistan "Xin-jiang Uygur Özerk Bölgesi" ilan edilerek idari statüsü belirlenmiştir. 1955 sonrası dönemde, 1930'lu yıllarda başlayan bölgeye göçmen Çinli iskânı projesi Komünist Parti eliyle ama bu sefer daha yoğun olarak bölgeye nüfus transferi gerçekleştirilmiştir. Merkezi Çin Hükümeti'nin Doğu Türkistan'a iskân ettiği göçmen Çinlilerin bölgede nerelere ve ne amaçla yerleştirildikleri günümüzde hala çokça tartışılan bir konudur. 1952 yılı itibariyle, Doğu Türkistan nüfusunun %5'ini oluşturan etnik Çinli nüfus, 2000'li yıllara gelindiğinde %45 seviyelerine ulaşmış, günümüzde ise bu oran %50'yi geçmiş durumdadır. Çalışma ile Çin Komünist Partisi'nin Doğu Türkistan'a iskân ettiği göçmen Çinliler üzerinden bölgenin demografik yapısını nasıl değiştirdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. 1949 sonrası süreçte bölgenin tam bir sömürge mantığı ile yönetilip, halkın asimilasyonu ile bölgede kalıcı bir Çin yönetimi oluşturmaya matuf Çin Komünist parti siyaseti de ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma ile Doğu Türkistan'daki Çin komünist Partisi'nin tarih, kültür, dini hayat, eğitim, nüfus planlaması adı altında kürtaj, nükleer denemeler gibi birçok tahrifata sebep olan uygulamaları ve bu uygulamalara bölge halkının tepkisi örnekleriyle ortak konulma gayretinde olunmuştur.

Doğu TürkistanNüfusNüfus hareketleri+5
Nurat Ilıyas
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e bir âlim, yazar ve şair: Tahir Harîmî Balcıoğlu

Tahir Harîmî Balcıoğlu, 1893-1951 yılları arasında yaşamış, çok sayıda eser kaleme almış bir fikir adamıdır. Tarih, mitoloji, felsefe, tasavvuf, tarih, hatırat, roman ve şiir gibi alanlarda eserler vermiş, farklı dergilerde çok sayıda yazısı yayımlanmıştır. Bu çalışmada, Balcıoğlu'nun hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilip eserlerinden hareketle edebî kişiliği aydınlatılmıştır. Birinci bölümde, arşiv belgeleri, Tahir Harîmî'nin eserleri ve konuyla ilgili diğer kaynaklar kullanılarak müellifin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Tahir Harîmî'nin çeşitli yazılarından hareketle onun dil ve edebiyat hakkındaki görüşleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Balcıoğlu'nun mitoloji hakkındaki görüşleri irdelenmiştir. Mitolojiden edebiyat-felsefeye evrilen bir çerçevede varlığın, suların, kuşların, ağaçların ve dağların sahip olduğu anlamlar evreni tespit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, Tahir Harîmî'nin hem hatıratında yer alan Osmanlı Türkçesi ile yazdığı hem de çeşitli dergilerde yayımlanmış şiirlerinin metinleri yer almaktadır. Ayrıca, şiirlerindeki otobiyografik unsurlar dikkate alınarak Tahir Harîmî'nin şiirleri ve hatıraları arasındaki müşterek mevzular tespit edilmeye çalışılmıştır. Beşinci bölümde, Balcıoğlu'nun Mayasıllı Muhtar Kabak Ali isimli kısa hikâyesi, Gün Görmeyen Sokak ve Konya Selçukî Sultanları ve Bâtınîler adlı romanları yapı ve tema bakımından incelenmiştir. Ek bölümünde ise Tahir Harîmî'nin hayatına, memuriyetine dair arşiv belgelerine ve yazma hâlindeki eserlerinin kapak sayfalarına yer verilmiştir. Yine burada, yazarın otobiyografik bilgiler içeren bir yazısının ve şu an elimizde olmayan bir eserine yazdığı giriş yazısının orijinal ve çeviri yazı metinleri yer almaktadır. Ayrıca bu bölümde, Gün Görmeyen Sokak ve Konya Selçukî Sultanları ve Bâtınîler romanlarındaki kişi ve olaylarla ilgili bilgiler veren, bu romanların taslağı sayılabilecek metinler ve çeviri yazıları bulunmaktadır.

Balcıoğlu, Tahir HarimiBalıkesir-EdremitBiyografi+6
Eren Yavuz
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mizah penceresinden Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)

Birinci Dünya Savaşı ile ilgili bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir. Bu çalışmalar başta daha çok savaşın genel tarihi, nedenleri/sonuçları, askerî, siyasî ve toplumsal yönüyle ilgilidir. Sonraları savaşın propagandist, psikolojik, felsefî, görsel yönüyle de ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu savaşta denizaltılar, uçaklar, zeplinler en geniş ve modernize edilmiş şekilde kullanılmış, ilk kez tank, gaz, gaz maskesi ve çapı genişletilmiş toplar sahne almıştır. Savaşta kullanılan bu mühimmatlarla ve araçlarla ilgili de farklı çalışmalar yapılmıştır. Biz bu çalışmamızda savaşın getirdiği sansür nedeniyle propaganda aracı olan Karagöz mizah gazetesinin savaşa yaklaşımını incelemeye çalıştık. Çalışmamızda Karagöz gazetesinin seçilmesinin en önemli sebebi savaş boyunca aralıksız çıkan tek mizah gazetesi olmasıdır. Güldürü ve savaş kavramının yan yana gelmesi de bizi bu çalışmaya iten diğer etkenlerden biridir. Çalışmamız sırasında savaşın başından sonuna kadar çıkan tüm gazeteler taranmış ve günümüz Türkçesine aktarılmıştır. Yaptığımız araştırmalarda daha önce Karagöz'ün de içinde bulunduğu, savaşın mizahi yönüyle ilgili bir bölgeye veya cepheye dair birkaç çalışma yapıldığını gördük. Karagöz'ün Avrupa'da, Osmanlı'da, İran'da, Uzak Doğu'da, Afrika'da ve tüm denizlerde savaşa dair sütunlarına taşıdığı karikatürlerinden, manzum/mensur metinlerinden uygun görülenler çalışmamızda kullanılmıştır. Çalışmamız bu yönleriyle savaşın mizahî yönden incelendiği en geniş kapsamlı çalışmadır. Ayrıca gazetenin Osmanlı'nın savaşa girmeden önce ve girdikten sonraki iki farklı yaklaşımı da ortaya konmuştur. Gazete savaşın gerçek yüzünü önce siyasî ve askerî yönden, 1917'den sonra sansürün hafifletilmesiyle salgın hastalıklar, yokluk, hayat pahalılığı, harp fırsatçıları, haksız kazanç sağlayanlar yönünden de okurlarına duyurmuştur. Biz bunlar içerisinden savaşı askerî ve siyasî yönden inceleyerek derinlemesine bir inceleme yolunu tercih ettik. Çalışmamızın bölümlerini ise savaşın ilk yılından son yılına kadar senelik zaman dilimlerinden oluşturmayı uygun gördük. Böylece daha derli toplu bir çalışma sunmaya çalıştık.

Dünya Savaşı IGazetelerMizah+6
Nida Kırömeroğlu
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sivas ağıtlarının halkbilimi yöntemleriyle incelenmesi

İnsanlar, hayatı boyunca etrafında yaşadığı kayıplardan, felaketlerden, gurbetliklerden, göçlerden, savaşlardan etkilenir. Yaşanılan bu acılı olaylar insanın duygu dünyasında açığa çıkma ihtiyacı hissetmiştir. Kalpten sözcüklere dökülen bu duygular "ağıt" olarak isimlendirilmiştir. Ağıt, genellikle ölüm sonrası, insanların ölenin arkasından söylediği şiirler olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte ağıt denilen bu duygu yüklü şiirler ayrılık, doğal afet, gurbet gibi derin duygular uyandıran başka konularda da insanların dili olmuş, çağlar boyu akmıştır. Ağıtlar, millȋ kültürümüzün en önemli unsurlarından biridir. Ağıtlar aracılığı ile başta ağıtçı dediğimiz ağıdı yazan ve ağıdı yakılan kişiler olmak üzere, derlenen ağıdın derlendiği yöre, yörenin kültürel düzeyi, dinȋ inançları, sosyal yaşantısı, inanışlar, gelenek ve görenekleri gibi pek çok konuda bilgi edinilebilmektedir. Bu bağlamda ağıtlar millȋ kültürümüzün taşıyıcısı rolünü üstlenen önemli bir kaynak konumundadır. "Sivas Ağıtlarının Halkbilimi Yöntemleriyle İncelenmesi" başlığını taşıyan bu çalışmada sözlü ve yazılı olmak üzere iki kaynaktan derlenmiş toplam 90 ağıt bulunmaktadır. Çalışmada ağıtların söyleyicileri, ağıtların yakılış sebebi ve yakıldığı kişiler, ağıtların sosyo-kültürel işlevleri gibi konuların yanı sıra ağıdın biçim ve içerik yönünden incelemesi yapılmıştır. Ağıtların hikâyeleriyle birlikte derlenmiş şekilleri çalışma içerisinde yerini almıştır. Beş bölümden oluşan tezin birinci bölümü; Türkü ve Ağıt Türünün Yapı, İçerik ve Gelenek Açısından İncelenmesi, ikinci bölümü; İcra Bağlamında Sivas'ta Ağıt Söyleme Geleneği, üçüncü bölümü; Sivas'ta Derlenen Ağıtların Biçim ve İçerik Açısından İncelenmesi, dördüncü bölüm; Sivas Ağıtlarının Bireysel ve Toplumsal İşlevleri, beşinci bölümü; Ağıt Metinleri başlığını taşımaktadır.

AğıtlarGeleneklerHalk bilimi+3
Cansever Kayapunar Kesgül
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkçeyle ve Moğolca arasındaki benzer kelimeler ve ekler

Bu çalışmada, Eski ve Orta Türkçe dönem metinlerinde yer alan Türkçe ve Moğolca ortak unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde, Eski Türkçe metinlerindeki Moğolca ve Türkçe ortak sözcükler tespit edilmiştir. Çalışma, "Giriş", "Türkçe ve Moğolcada ortak kelimelerin tespiti", "Orta Türkçe Dönemindeki Çağatay Türkçesindeki Moğolca Unsurlar", "Eski Anadolu Türkçesindeki Moğolca unsurlar", olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında Altay Dil Ailesi hakkında kısa bir bilgi vererek teoriye karşı çıkan araştırmacıların görüşlerini incelenmektedir. Sonradan Türk ve Moğol dillerinin ilişkisi, birbirlerine olan etkisi ve iki dilin tarihi hakkında bilgiler ayrı başlıklar altında verilmektedir. "Türkçe ve Moğolcada Ortak Kelimelerin Tespiti" bölümünde Eski Türkçe metinler üzerinden taranmış Türkçe ve Moğolca kelimeler sırayla yer almaktadır. "Orta Türkçe Döneminde Çağatay Türkçesi kolunda Moğolca Unsurlar" bölümünde ise Orta Türkçenin bazı önemli eserleri hakkında kısaca bilgi verilmektedir. Bununla birlikte araştırmacıların Çağatay Türkçesindeki Moğolca unsurlar üzerine görüşlerin hakkında bilgi verilerek inceleme yapılmaktadır. "Eski Anadolu Türkçesindeki Moğolca Unsurlar" bölümünde Eski Anadolu Türkçesi hakkında kısa bilgi verilerek ikinci kısım ile aynı doğrultuda bazı araştırmacıların çalıştığı makale ve eserlerden faydalanılmış, eserlerdeki Türkçe ve Moğolca ortak unsurlar incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkçe, Moğolca, ortak kelimeler, ekler, söz varlığı

DenkteşlerDil bilgisi-eklerMoğolca+3
Byambasuren Tumenbayar
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük'ündeki Türkçe kökenli kelimeler üzerine bir inceleme: Ö maddesi örneği

Sözlükler bir dilin kelime hazinesini belli bir tertip ile bir araya getiren eserlerdir. Bu çalışma kapsamında Türkiye Türkçesinin söz varlığı üzerine yazılan TDK Türkçe Sözlük'ün 'ö' maddesindeki sözler incelenmiştir. Çalışmada öncelikle Türk Dil Kurumu tarafından Türkçe kökenli olduğu belirtilen kök hâlindeki kelimeler araştırılmıştır. Bu kelimelere ek olarak incelenen köken bilim, çağdaş ve tarihî Türk lehçeleri sözlüklerindeki madde başı bazı gövdeler de tetkik edilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde tezde yararlanılan köken bilimi sözlükleri tavsif edilmiştir. İkinci bölümde Türkçe kökenli isimler, üçüncü bölümde Türkçe kökenli fiiller art ve eş zamanlı yöntemle incelenmiştir. Çalışmanın inceleme kısmındaki kelimeler öncelikle iki ana başlık altında 'isimler ve fiiller' olarak tasnif edilmiştir. Her kelimenin güncel ve tarihî sözlüklerdeki biçimleri incelenmiş ardından her lehçe grubundan en az bir üye seçilecek şekilde çağdaş Türk lehçelerindeki (Altay, Azerbaycan, Başkurt, Çuvaş, Gagavuz, Hakas, Karaçay-Balkar, Karay, Kazak, Kırgız, Kırım Tatar, Kumuk, Özbek, Tatar, Tuva, Türkmen, Yakut ve Yeni Uygur Türkçesi) durumları karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. İncelenen kelimelerin Kore ve Moğol dillerindeki kullanımlarına ve kelime ile ilgili köken bilimi açıklamalarına da bu çalışma kapsamında yer verilmiştir. Ayrıca çalışmada incelenen her kelime yukarıda bahsedilen araştırmalar ışığında değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı; tetkik edilen kelimelerin tarihî ve çağdaş Türk lehçelerindeki durumunun tespit edilmesi ve bu kelimeler özelinde yapılan köken bilgisi çalışmalarını bir araya getirerek incelenen kelimeler hakkında bir değerlendirmede bulunmaktır. Böylelikle köken bilimi çalışmalarına ve genel anlamda Türklük bilimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.

KelimelerKöken bilimLehçe+4
Nermin Yıldırım
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğd bölgesi şehirlerin fiziki yapısı (8-13. yüzyıllar)

Soğd, Amuderya ve Siriderya nehirlerinin arasında, Zerefşan ve Kaşkaderya vadilerini kapsayan eski bir bölgedir. Bölgenin ticaret yollarının kesiştiği noktadaki avantajlı konumu ve komşu devletlerle sürekli bağları burada zengin bağdaştırıcı (senkretik) bir kültürün gelişmesine neden olmuştur. 7. yüzyılın sonlarında – 8. yüzyılın başlarında Araplar, Soğd'a yeni bir devlet yapısının yanı sıra İslamiyet'i de getirmişlerdir. Hilâfetin farklı bölgeleri ile yeni, güçlü, ticari ve kültürel bağların kurulması, Soğd'da ticaretin ve zanaatların aktif olarak gelişmesine, fikir alışverişine ve bölgenin kültürel zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Eski Semerkant şehri, yüzyıllar boyunca Soğd'un merkezî şehri olarak kalmıştır. Şehrin 712 yılında Araplar tarafından ele geçirilmesinden sonra şehir Araplar'ın Maverannaünehir'deki ana kalesi haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Semerkant örneğini ele alarak erken İslamiyet döneminin Soğd bölgesi şehirlerinin gelişimindeki ana eğilimleri belirlemektir. Çalışma sırasında, 9-11. yüzyıllar arasında yazılan Arap ve Fars coğrafyacılarının ve tarihçilerinin eserlerinden oluşan Orta Çağ yazılı kaynakları ve modern arkeologların ve sanat tarihçilerinin bilimsel çalışmaları incelenmiştir. Söz konusu dönemin şehirlerinin sosyal yapısının özelliklerinin incelenmesine özel önem verilmiştir. Yapılan çalışmalardan hareketle, incelenen dönemde Soğd şehirlerinin hızlı bir büyüme dönemi yaşadığı sonucuna varılmıştır. Bölgenin iktisadi büyümesi, rabaz denilen tarım, ticaret ve zanaat ile geçimlerini sağlayan varoşların gelişmesine de neden olmuştur. Yeni dinin ve devlet sisteminin yaygınlaşması, şehirde birtakım yeni yapıların ortaya çıkmasına ve şehrin sokaklarında düzen ve temizlik üzerinde devlet denetiminin kurulmasına yol açmıştır.

Dini yapılarEvlerFiziki yapı+6
Anastasııa Belokoneva
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Metinlerarasılık bağlamında 1980 sonrası anlatılarda Doğulu metinlerin izleri

Anlatı, insanlık tarihinin kendisiyle başlar. Dünyanın hiçbir yerinde anlatısı olmayan bir halk yoktur. Bu tez, 1980 sonrası çağdaş anlatıda hangi mit ve masalların sürekli tekrar ettiği ve bu tekrar eden mit ve masalların, 1980 sonrası anlatılarda nasıl dönüştürüldüğü sorusu üzerine temellendi. Tezimize başlarken Türk edebiyatının postmodern özellikler taşıyan eserlerinde, sıklıkla tekrar eden iki kadim Doğu metni dikkatimizi çekti: Gılgamış Destanı ve Binbir Gece Masalları. Bu iki metin, 1980 sonrası çağdaş anlatılarda yeniden yazılırken özellikle üç konu etrafında örülüyordu: hikâye anlatıcılığı, oyun ve labirent. Ayrıca bu anlatıların, bir kesişim noktası daha vardı: anlatının inşa süreci. Bu eserlerde anlatının inşa sürecini anlatmak, kurmacanın asıl gayesi haline dönüşüyordu. Tezimizde 1980 sonrası çağdaş anlatıda, bu ilişkiyi tespit ettiğimiz yedi eser seçtik. Binbir Gece Masalları'nı incelerken Hasan Ali Toptaş'ın Bin Hüzünlü Haz adlı romanını, İhsan Oktay Anar'ın Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri adlı romanını ve Murat Gülsoy'un Bize Kuş Dili Öğretildi adlı öyküsünü ele aldık. Gılgamış Destanı'nı incelerken ise Özen Yula'nın Hayat Bir Kere adlı romanını, Sema Kaygusuz'un Karaduygun adlı anlatısını, Murathan Mungan'ın Dumrul ile Azrail adlı öyküsünü ve Zeynep Avcı'nın Gılgamış adlı oyununu ele aldık. Tezimizi metinlerarasılık kuramı çerçevesinde inceledik. Metinlerarasılık, metnin kapalı bir yapı olmadığını ve anlamın sürekli başka metinlere aktarılarak sonsuza taşındığını vurgular. Metinler arasındaki bu sonsuz oyun, metinlerarasılık kuramını, yapısöküm kuramına ulaştırır. Mihail Bahtin saf metnin olmadığını söylerken Gérard Genette, tüm yazarların sadece tek bir kitap yarattığını vurgular. Roland Barthes, her metnin bir metinlerarası olduğunu dile getirir. Jacques Derrida, metnin sadece kendisinden önceki metinlerle değil kendisinden sonraki metinlerle de ilişki kurduğunu söyler. Bir metnin var olabilmesi, kendisinden önce ve sonra gelen ve gelecek olan başka metinlere bağlıdır. Yapısökümün yollarından biri, metnin parçalarının yerlerini değiştirmektir. Bu bağlamda biz de seçtiğimiz eserleri incelerken anlatıların nasıl örülüp söküldüğüne, hangi metinlerle ilişki kurduğuna ve nasıl dönüştürüldüğüne dikkat çektik.

1980 sonrasıAnlatıAnlatıcı+6
Bahar Yıldırım Sağlam
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kâtip Çelebi'nin Takvîmü't-Tevârîh'i (metin-inceleme)

Osmanlı müelliflerinin en velut isimlerinden biri olan Kâtip Çelebi, Takvîmü't-Tevârîh adlı eserinde Âdem'in yaratılışından hicri 1058 / miladi 1648 senesine kadar kronolojik bir dünya tarihi anlatır. Çelebi, bu dünya tarihinin başında zaman ve takvim konularına da değinir. Kitabın sonunda ise devletler ve önemli devlet adamları hakkında tablo şeklinde bilgiler verir ve eseri bir hatimeyle noktalar. Kâtip Çelebi; Uluğ Beğ'in Zîc'i, Ebü'l-Fidâ'nın el-Muhtasar'ı, Cenâbî Tarihi ve Neşrî Tarihi olmak üzere birçok eserden yararlanarak takvimlerin işleyiş şekillerini, tarihini ve hilkatten hicri 1058 / miladi 1648 senesine kadar geçen olayları kaleme almıştır. Bu vakalar çok detaylı şekilde anlatılmamış yalnızca başlık şeklinde verilmiştir. Öte yandan Kâtip Çelebi, eserin derkenarlarında da birçok açıklamalara ve tarih düşürmelerine yer vermiştir. Osmanlı tarih yazıcılığında tarihî takvimlerin popülerliğini yitirdiği bir dönemde, Kâtip Çelebi yazdığı eserle bu türe yeni bir soluk getirmiştir. Eser neredeyse yüz yıl boyunca istinsahla çoğaltılmış; İtalyanca, Fransızca, Latince ve Farsça gibi birçok dile çevrilmiş, matbaalarda basılmıştır. Ayrıca Çelebi'den sonra gelen Şehrizâde Mehmed Said ve Şemdânîzâde Süleyman Efendi gibi birçok tarihçi eserlerini Takvîmü't-Tevârîh'in üzerine inşa etmiştir. Bu çalışmada, daha önce tıpkı basım olarak neşredilmiş fakat Latin harflerine aktarılmamış olan Takvîmü't-Tevârîh'in transkripsiyonu yapılmış ve eserin içeriği ile önemi değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kâtip Çelebi, Takvîmü't-Tevârîh, tarihi takvimler, tarih yazımı, dünya tarihi

Katip ÇelebiTakvimTakvimü't-Tevarih+1
Oğuz Selim Başar
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fildişi Sahili'nde sömürgecilik süreci (1893-1960)

"Fildişi Sahili'nde Sömürgecilik Süreci (1893-1960)" başlıklı bu çalışma ile Fildişi Sahili tarihinin bilhassa Fransız sömürge döneminin öğrenilmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Fildişi Sahili'ni koloni haline getiren Fransa'nın zikredilen tarih döneminde sadece Fransız çıkarlarını düşünerek hareket ettiği anlaşılmıştır. Fransa bu durumu gerçekleştirmek için Fildişi Sahili'nin millî eğitim kurumlarını kontrol ve dönüştürmek suretiyle sadece maddi kazanımlar peşinde olmamış zihinleri de değiştirmeyi amaç edinmiştir. Fildişi Sahili'nde uygulamaya konulan Frankofon Projesi ile Fransız kültürünün düşünce ve eylemde de baskın hale gelmesi için mahalli dillere bir alternatif olarak sunulduğu bu çalışma ile ortaya konuşmuştur. Yine bu çalışma ile sömürgecilikten kurtulmak için yapılacak en ciddi ve ilk işin Fildişi Sahili milli kültürüne geri dönüş olduğu da vurgulanmıştır. Bu çalışma ile ayrıca sömürgeci Fransızların milli yapılarının Fildişi Sahili'nin hemen her bölgesinde varlığını korurken sömürülmek istemeyen Fildişi halkının milli mimari eserlerinin ortalıkta gözükmediği konusuna da değinilmiştir. Hâlbuki olması Fildişi Sahili'nin gerçek sahiplerinin milli kültür eserlerinin varlıklarını devam ettirmesi ve sömürgeciliğe karşı Fildişi halkının tarihinin öğrenebilmesi adına bir millî eğitim müfredatına ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır. Fransızların, Fildişi Sahili'nin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini de sömürdüğünü ortaya koyan 1893-1960 arası dönemde Fransız sömürgeci valilerinin uygulamaları ele alınarak ülkede yaşananların tespiti cihetine gidilmiştir. Anakhtar Kelimeler: Afrika, Fildişi Sahili, Fransa, Sömürge, siyasi tarih

AfrikaAfrika ülkeleriFildişi Sahili+4
Kamagate Soualıho
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli Edebiyat Akımı'nın Azerbaycanlı şair Ahmed Cevad şiiri üzerine etkisi

Fransız İhtilali ile birlikte milliyetçiliğin güç kazanması, Avrupa ulusları arasında millî uyanış hareketi başlatmıştır. Bu hareket, Avrupa'nın siyasi hayatında oldukça büyük değişimlere sebep olmuştur. Ulus devletlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Özellikle çok uluslu imparatorluklar bu süreçten olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. Osmanlı da bunlardan biridir. Osmanlı, egemenliğini altındaki azınlıkların milliyetçi hareketlerine ve ayrılıkçı isyanlarına karşı çeşitli siyasi reçeteler geliştirmiştir. Bu noktada Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük gibi siyasi çözüm arayışlarına girişilmiştir. Ancak gayrimüslimlerin bağımsız olması Osmanlıcılığı, Arap ve Arnavut isyanları da İslamcılığın başarısız olmasına sebep olmuştur. Nihayetinde ülkenin aslî unsuru olan Türk milleti ekseninde Türkçülük ideolojisi benimsenmiştir. Bu ideoloji özellikle Balkan Savaşları ile birlikte ülkenin temel ideolojisi haline gelmiştir. Birçok aydın tarafından desteklenmiş ve dönemin kültür hayatında da önemli yansımaları olmuştur. Türkçülüğün, edebî hayata yansıması Millî Edebiyat Akımı olmuştur. Millî Edebiyat, Ali Canip, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp öncülüğünde çıkan Genç Kalemler Dergisi ile başlatılabilir. Bu dergide yayınlanan Yeni Lisan adlı makaleler, Millî Edebiyat'ın manifestosu olarak görülmektedir. Döneminin edebî hayatında büyük etkileri olan Millî Edebiyat, Osmanlı sınırları dışında yaşayan Türkler arasında da destekçiler bulmuştur. Azerbaycan, Millî Edebiyat'ın etkisinin oldukça güçlü olduğu yerlerdendir. 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan edebiyatının gelişiminde de etkili olmuştur. Bu dönemde birçok Azerbaycanlı aydın Millî Edebiyat'tan etkilenmiştir. Ahmed Cevad ise bu aydınların başında gelir. Ahmed Cevad, Azerbaycan edebiyatının en önemli şairlerinden birisidir ve Azerbaycan Millî Marşı'nın güftesinin şairidir. Onun edebiyatında Millî Edebiyat'ın edebî ilkeleri görülmekte, Millî Edebiyat'ın önde gelen şairlerinden olan Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp ve Rıza Tevfik gibi isimlerin şiir anlayışlarının etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde Fransız İhtilali ile birlikte milliliğin doğuşu, Osmanlı'da yayılışı ve bu dönemde ortaya çıkan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük ideolojileri hakkında bilgi verilmiştir. Sonrasında Türkçülüğün edebiyata yansıması olan Millî Edebiyat Akımı ele alınmış ve Genç Kalemler ve Yeni Lisan konuları incelenmiştir. İkinci bölümde Ahmed Cevad, ele alınmıştır. Cevad'ın hayatı, edebî kişiliği ve konularına göre şiirleri ile eserleri incelenmiştir. Onun edebî hayatına etki eden koşullar, şiirlerinin konuları ve şiirlerinin dönemlerinden bahsedilmiştir. Son bölümde ise Millî Edebiyat'ın öncelikle Azerbaycan edebiyatına olan etkisinden bahsedilmiştir. Sonrasında ise Millî Edebiyat'ın Ahmed Cevad şiirindeki etkisi ele alınmıştır. Mehmet Emin'in, Gökalp'in ve Rıza Tevfik ile Mehmet Akif'in onun şiirlerine olan etkisi incelenmiştir. Son olarak da Ahmed Cevad'ın Azerbaycan edebiyatındaki yeri ve bu edebiyata etkisinden bahsedilmiştir.

Ahmed CevadAzerbaycan şiiriAzeri edebiyatı+2
Emre Kurban
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Seyyid Muhammed Maʿrifî'nin Risâle-i Âdâb ve Tarîkatnâme-i Fethü'l-Maʿârif adlı eseri (Metin-inceleme)

On sekizinci yüzyılda Osmanlı topraklarında tasavvuf kültürü büyük bir gelişim göstermiştir. Seyyid Muhammed Maʿrifî bu yüzyılda yaşamış olan önemli mutasavvıflardan birisidir. Kendisi Rifâiyye tarîkatının Maʿrifiyye kolunun kurucusudur. Seyyid Muhammed Maʿrifî İstanbul'daki tekkesinde talebelerini irşâd ettiği sırada Risâle-i Âdâb ve Tarîkatnâme-i Fethü'l-Maʿârif isimli mensur eserini kaleme almıştır. Bu eser tarîkat âdâbının yanı sıra dinî vecibeleri tasavvufî bir bakış açısıyla yorumlaması hasebiyle dikkate değerdir. Bu eserin anlaşılması, tasavvuf edebiyatına ışık tutması ve kaynak teşkil etmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada Risâle-i Âdâb ve Tarîkatnâme-i Fethü'l-Maʿârif Latin harflerine aktarılmış, muhteva yönünden incelenmiş, böylelikle kaynak niteliğinde olan kıymetli bir eser gün yüzüne çıkarılmış ve bilim insanları ile okuyucuların istifadesine sunulmuştur.

RisaleSeyyid Muhammed Ma'rifiTarikatname+4
Aslı Sürgit
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şarki Türkistan Tarihi: Metin tenkidi, Türkiye Türkçesi ve inceleme

Doğu Türkistan tarihine ait eserler birkaç istisna hariç bölgeye yabancı ve tarih boyunca Türkistan bölgesinde siyasi ve askerî çıkarları olan toplulukların yazarları tarafından kaleme alınmıştır. Çalışmamızın temel amacı bu istisnaların en önemlilerinden biri olan Mehmet Emin Buğra'nın "Şarkî Türkistan Tarihi" adlı eserinin Türkiye Türkçesi'ne kazandırılması, eserin içerik, yöntem ve kapsam bakımından tenkitli incelenmesidir. Bu bağlamda eserin müellif el yazması dışında bugüne kadar basılan veya müellife atfedilen bütün nüshaları incelemiştir. Eserde geçen mekan, şahıs, devlet, olay ve tarihler diğer kaynaklarla karşılaştırılmıştır. Günümüz kriterlerini tam olarak karşılamasa da, müellifin elindeki imkanları en iyi şekilde kullanarak, ulaşabildiği kadar farklı kaynaklara (Türkçe, Arapça ve Farsça klasik eserler, batılı yazarların eserlerinin tercümeleri ile Cumhuriyetin ilk dönemine ait Türkçe eserler) müracaatla telif ettiği eser, Doğu Türkistan tarihi konusunda kapsamı, yöntemi ve içeriği bakımından çok önemli bir yere sahiptir. Ayrıca müellifin, 1930'lu yıllardaki millî bağımsızlık mücadelesinin liderlerinden olması hasebiyle yazdığı tarihin bizzat yapanı olması eseri benzersiz kılmaktadır. Bu eserin Türkiye Türkçesi'ne aktarılmasının Doğu Türkistan araştırmalarına ciddi katkı sağlayacağı inancındayız.

Buğra, Mehmet EminDoğu TürkistanTenkidli metin+4
Abdullah Oğuz
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nden Dağıstan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne Dağıstan'da siyasal gelişmeler (1918-1921)

Çalışma, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ve yıkılışının hemen ardından kurulan Dağıstan SSC üzerinedir. Dağıstan'ın ulusal sınırlara malik bir ülke olarak temeyyüz edişi ilk olarak 1921 yılında Dağıstan SSC'inin kuruluşu ile gerçekleşmiştir. Dağıstan SSC'inin kuruluşunu anlamak, öncelikle Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin hangi aşamalardan geçtiğini analiz etmekle mümkün olabilir. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin kuruluşu Dağıstan ve Dağıstanlılar özelinde incelenmemiştir. Çalışmada nüfus ve coğrafya olarak daha büyük olmaları hasebiyle Dağıstanlıların Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti içerisindeki durumlarına bir açıklık getirilmiştir. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ağırlık olarak Dağıstan coğrafyası üzerinde temeyyüz etmiştir. Çalışmada Osmanlı Devleti'nin Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ni resmi olarak tanıması ve ordularını destek amacıyla Dağıstan'a göndermesi de değerlendirilmiştir. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin bağımsızlık savaşları ve bu cumhuriyetin kuruluş ilanı aşamaları incelenmiştir. Dağıstan SSC'sini kuranlar Kuzey Kafkasya Dağlılar Birliği içerisindeki kadrolardan neşet etmiştir. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin kuruluşunda İttihat Terakki yönetiminin, Dağıstan SSC'inin kuruluşunda da Mustafa Kemal dönemi Ankara yönetiminin doğrudan etkileri bulunmaktadır. Çalışmada objektiflik amacıyla 1917-1921 yılları arasında bizzat mücadele içerisinde ve farklı fraksiyonlarda olan kişilerin eserlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada zikredilen dönemi ve konuyu anlatan Rusça, İngilizce ve Türkçe kaynaklar kullanılmıştır. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ile Dağıstan SSC'isinin tarihsel bağları nedeniyle her iki yönetimin kuruluşları birlikte izah edilmiştir.

DağıstanKafkasyaKuzey Kafkasya+6
Mehmet Uyar
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde 3 boyutlu öğrenme ortamlarının konuşma becerisine etkisi

Bu araştırmanın amacı Second Life 3 boyutlu sanal öğrenme ortamında yapılan derslerin yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrencilerin konuşma becerisine yönelik etkisi araştırmaktır. Araştırmanın evreni yabancı dil olarak Türkçe öğrenen B2 seviyesindeki yabancı öğrencilerdir. Araştırmanın örneklemini ise 2018-2019 akademik yılında İstanbul Üniversitesi Dil Merkezinde Türkçe öğrenen B2 seviyesindeki 32 yabancı öğrenci oluşturmaktadır. Deney ve kontrol grupları bağımsız bir şekilde seçilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin tümü Türkçe eğitimlerine A1, A2 ve B1 seviyelerini 21 haftalık (her seviye için 7 hafta) bir süre içinde ve her seviyede kurum tarafından seviye yeterlilik sınavına tabi tutularak tamamlamıştır. Uygulama sırasında önceden verilen konuşma dersi konuları kontrol grubu ile sınıf ortamında, deney grubu ile de Second Life ortamında işlenmiştir. Konuşma derslerinde öğrencilerin sunumlarının yanı sıra soru-cevap ve beyin fırtınası tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. . Ön test ve son testten elde edilen nicel veriler "Bağımsız Grup t-Testi" ile analiz edilmiştir. Odak grup görüşmesi ve yansıtıcı günlükten elde edilen nitel veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulardan Second Life 3 boyutlu sanal öğrenme ortamında yapılan konuşma derslerinin yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrenciler üzerinde olumlu birçok etkisi tespit edilmiştir.

Dil öğretimiKonuşmaKonuşma becerisi+7
Halil Karagülle
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Klasik Türk edebiyatında münazara

Bu tez, genel olarak, klasik Türk edebiyatı sahasında münazara tarzında kaleme alınmış eserleri konu edinmektedir. Ancak, Osmanlı Devleti'nin son yıllarına kadar, bu geleneğe uygun olarak yazılmış eserler de incelemeye dahil edilmiştir. İlk bölümde konunun teorik çerçevesi çizilmeye çalışılmış, bu bağlamda münazaranın kelime anlamının yanı sıra mantık ve edebiyat bilimlerinde kazandığı anlamlar irdelenmiştir. Münazaranın bir tür mü, yoksa bir tarz mı olduğu konusunun açıklığa kavuşması için de edebî türün mahiyeti tartışılmıştır. İkinci bölümde, münazaranın en eski edebî türlerden biri olduğunu ve Türk edebiyatının bu geleneğe nasıl eklemlendiğini göstermek amacıyla, farklı dil ve edebiyatlarda üretilen münazara metinlerine ışık tutulmuştur. Bu kapsamda antik, Doğu ve Batı edebiyatları üst başlığında Sümer, Akad, Antik Mısır, Antik Yunan, Süryani, İbrani, Arap, İran, Latin, İngiliz, Fransız ve Alman edebiyatlarında görülen münazara örnekleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Türkçe edebî münazaralar kahramanlarına göre tasnif edildikten sonra her biri kendi içinde kronolojik olarak sıralanmıştır. Eserlerin her biri okunup kahramanların sundukları argümanlar ekseninde özetleri çıkarılmıştır. Her bir kategorinin sonunda ayrı bir başlık altında eserlerin değerlendirmesi yapılmış, haklarında yapılmış çalışmalar varsa onlardan bahsedilmiş ve eserlerin birbirleriyle mukayesesi yapılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise bir önceki bölümden elde edilen veriler ışığında Türk edebiyatına dahil olan münazaraların özellikleri belirlenmiş, çeşitli özelliklerine göre münazaralar sınıflandırılmış, münazara olmadığı halde münazara olduğu söylenen eserler gerekçeleriyle birlikte ayrıca açıklanmıştır. Münazaranın halk edebiyatındaki karşılıklarına da kısaca temas edilerek iki örnek incelenmiştir. Ek olarak müellifi meçhul bir kılıç ile kalem münazarasının çeviriyazımı ve günümüz Türkçesine aktarımı yapılmıştır.

Eski Türk edebiyatıKlasik Türk edebiyatıMünazara+1
Şeyma Benli
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk göçebe sanatında ikonografi

Erken Demir Çağından itibaren tarih sahnesinde etkili bir biçimde görülmeye başlayan İskitler ve sonrasında Hunlar kültürel ve siyasi açıdan Avrasya steplerine damga vurmuş önemli göçebe topluluklardır. Göçebe yaşamın getirdiği zorunluluklar gereği varlıklarını yer değiştirerek ve diğer topluluklarla mücadele ederek sürdüren bu göçebe topluluklar doğuda Çin'den batıda Tuna nehrine kadar olan steplerde hüküm sürmüşlerdir. Sanatlarında kendilerine has Hayvan Üslubunu oluşturmuş bu topluluklar gittikleri her yere kültürlerini ve inançlarını da götürmüşlerdir. Zaman içinde geçtikleri bölgelerdeki yerel kültürlerden de etkilendikleri gibi kendi kültür ve sanatları ile de yerel halkları etkilemişlerdir. Bu tezimizde göçebe Türk toplulukları İskitler ve Hunların inanışları ve bunların sanatlarına yansımaları hakkında seçilen bazı sanat eserlerinin yeniden ikonografik çözümlemelerinin yapılması amaçlanmıştır. İkonografik çözümlemeler yapabilmek için gerekli olan bilgiler ancak bu halkların mezarlarından çıkarılan arkeolojik buluntulardan ve yerleşik komşularının bıraktıkları yazılı kaynaklardan edinilebilmiştir. Seçilen eserlerin öncelikle detaylı tanımlamaları yapılmış, sonrasında da daha önce yapılmış çalışmalar ve değerlendirmelerle karşılaştırmalı olarak ikonografik çözümlemeler yapılmıştır. Çalışma eserlerle ilgili yapılan genel bir değerlendirme ile sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: İskitler, Hunlar, İkonografi, Göçebe Sanatı, Göçebe Hayvan Üslubu

Göçebe sanatıGöçebelerHayvan figürleri+5
Figen Bali
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kosova Türkçesi ve fiil yapıları

Şimdiye kadar Kosova Türkçesi hakkında yapılan çalışmalarda çoğunlukla ses hadiseleri üzerinde durulmuş, biçimbilgisi konuları sınırlı ölçüde ele alınmıştır. Ayrıca Türkçeden Balkan dillerine geçmiş olan kelimeler ve bu dillere etkisi hakkında çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu yöndeki çalışmalar hem Türkçe ve Balkan dillerinde hem de Almanca ve İngilizce gibi dillerde yapılmıştır. Bu çalışmada Kosova Türkçesinin sosyolengüistik statüsü, konuşan grupları ve ilişkide olduğu diller hakkında bilgi verilerek ilişki mekanizması hakkında bir fikir oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın Birinci Bölümünde Kosova Türkçesinin dış görünüşüne ışık tutmaya çalışmıştır. Aynı bölümde fonetik özellikleri, kelime yapımı ve isim çekimi kısaca anlatılmıştır. İkinci Bölümde Kosova Türkçesinin fiil sistemi üzerinde durulmuştur. Üçüncü Bölümde cümle bilgisine ilişkin bazı tespitler ortaya konmuştur. Bu çalışmada öne çıkan hususlardan biri Kosova Türkçesinin ilişki dili olarak fiil çekiminde ortaya çıkan analitik yapıları ve Hint-Avrupa morfosentaksına benzeyen yapılarıdır. Türkçenin genel yapısından farklı olan bu yapılar Kosova Türkçesinin ilişkide olduğu Arnavutça ve Sırpçadaki eşdeğerleriyle karşılaştırılarak ilişki dillerinin hangisinden kopyalandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Burada üzerinde durulan hususlar hakkında daha önce yapılmış bir araştırma olmadığından bilgi toplamak amacıyla Kosovalı Türklerden ve Türkçeyi farklı nedenlerle konuşan Kosovalılarla çok sayıda görüşme gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Kosova'da dilbilim, sosyolengüistik, tarih, kültür tarihi gibi alanlarda çalışan akademisyen ve araştırmacılarla görüşerek Kosova'da Türkçenin Türk olmayanlarca konuşulmasının nedenleri ve konuşulma ortamları ile sıklığı hakkında görüşleri alınmıştır.

DilbilgisiDilbilgisi-eylemDilbilim+5
İsa Sulçevsi
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vural Bahadır Bayrıl'ın şiiri

Vural Bahadır Bayrıl'ın Şiiri adlı bu tez çalışması; 1980 sonrası Türk şiirinin Doğu ve Batı kaynaklarından beslenen, geleneğe bağlı çizgisinin önemli isimlerinden biri olan Vural Bahadır Bayrıl'ın şiir anlayışını bütüncül bir bakışla ortaya koymayı amaçlamaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde Vural Bahadır Bayrıl'ın hayatı; aile, eğitim, iş ve sanat merkezli incelenerek 1980 sonrası kültür dünyası ve şairin dört eseri hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Şiir Anlayışı adlı ikinci bölümde, şairin poetikası, öncelikle kendi eserlerinden istifade edilerek şiir ve şair merkezli ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise imge kavramının tarihi gelişimi hakkında teorik bilgilerin verilmesinin ardından Bayrıl'ın şiirlerinde kullandığı imgelerden söz edilmiş; baskın imgelerden olan kadın, çocuk ve zaman imgeleri Türk şiirindeki yeri ve önemiyle birlikte detaylıca analiz edilmiştir. Ayrıca şiirinde kullandığı yapı çeşitleri örnekleriyle beraber incelenmiştir.

Bayrıl, Vural BahadırModern şiirSimgesel anlam+5
Hilal Tanrıverdi
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de hukuk sözlükleri: Sözlükbilimsel bir inceleme

Sözlüklerin dünyası sözcüklerden, onların anlamlarından meydana gelmektedir. Sözcükler soyut kavramlar, somut adlar, bilimsel/akademik terimler gibi birçok alt kategoriyi içerir. Diğer yandan her sözcüğe karşılık gelen bir tanım veya anlam vardır. Tam da bu noktada sözlükler herhangi bir sözcüğe ait niteliksel ve niceliksel bilgiyi bünyesinde bulundurma görevi taşır. Sözlükler, günlük hayatta sıklıkla kullandığımız veya anlamını bilip etkin söz dağarcığımızın bir parçası olmayan ya da anlamını merak edip araştırma peşine düştüğümüz sözcükleri toplar, sınıflandırır, yazılışını, anlamını, kökenini ve bağlamını vermeye çalışır. Tezimizde sözlükbilim ve beraberinde akademik sözlükbilimi adı altında hukuk sözlükbiliminin kapsamı, tarihi ve uygulama alanı gibi inceleme konularının yardımıyla Türkiye'de günümüzde üniversitelerde itibar gören belli başlı hukuk sözlükleri mercek altına alınacaktır. Araştırmamızda teorik bilgilerin yanı sıra sözlüklerin pratikte makro ve mikro yapısı incelenecektir. Sözlüklerin genel görünümü, maddebaşlarının seçimi ve tanımlanması, yapılan tanımların nitelikleri gibi hususlar ele alınacaktır. Anahtar sözcükler: Sözlükbilimi, hukuk sözlükbilimi, makroyapı, mikroyapı.

Dil bilgisiDil bilimHukuk+2
Sedagül Sündü
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrasya stepleri arkeolojisinde illüstratif yaklaşımlar

Avrasya bozkırları binlerce yıl birçok medeniyetin izlerini taşıyan zengin kültürü olan geniş bir coğrafyadır. Bu bozkırlarda yaşayan göçebe kavimlerden İskit, Hun ve Göktürk uygarlıklarının günlük yaşantıları, kültürleri, inançları ve sanat anlayışları günümüzde birçok disiplin tarafından incelenmektedir. Arkeoloji biliminin gelişimiyle birlikte bu alandaki keşifler, bu uygarlıklar hakkında çalışan araştırmacılara ışık tutmaktadır. İskit, Hun ve Göktürk kültürlerinde ölümden sonraki hayatın varlığı, kurgan ve mezar komplekslerinde ihtişamlı sanat eserlerine kaynak sağlamıştır. Ulaşılan sanat eserleri üzerinde ikonografi bilim dalının uğraşı o dönemin mitlerini, kültürünü ve tarihsel süreçteki gelişimini anlamak üzerinedir. Buna karşın yeteri kadar bilgiye ulaşamadığımız antik dönemlerdeki kültürler hakkında farklı araçlara da ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada eserlerdeki figürleri günümüz illüstrasyon araçlarıyla kayıt altına almak, figürlerdeki illüstrasyon üslubundan dönemin sanatsal bakış açısını belirlemek ve yeni yorumlama denemeleri yaparak ikonografi bilimine katkı sağlamak amaçlanmıştır. İlk aşamada seçilen eserlerin illüstratif üslubu göz önünde bulundurulup özgün bir sınıflandırma yapılarak incelenmiştir. Daha sonra bu eserlerin bire bir illüstrasyonu çizilmiş olup, illüstratif restorasyon işlemleri ve tamamlayıcı düzenlemeler yapılmıştır. Son olarak seçilen başlıca eserler, günümüz sanat anlayışlarıyla yorumlanarak özgün illüstrasyon çalışmaları yapılmıştır.

Antik figürlerArkeolojiAvrasya+5
Feyza Canan Koyunoğlu
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kıyiv Metropolitliğinin Moskova patrikhanesine bağlanması süreci(XVII. yy.)

Çalışmamız 988 senesinden beri yüzyıllarca İstanbul Patrikhanesine ait olan Kıyiv Metropolitliğinin XVII. 1648–1700 yılları arasında vukuu bulan Moskova Patrikhanesine bağlanması süreçlerini teferruatlı bir şekilde dile getirmektedir. Bu vesile ile Osmanlı-Kosak Devleti münasebetlerindeki Kilise faktörü, Ukrayna ruhban sınıfının istiklal mücadeleleri ve Moskova Çarlığının İstanbul Patrikhanesi arazilerini zulüm ve aldatma yöntemleriyle istila etmeleri tetkik edilmiştir. Araştırmalarımız sırasında Osmanlı-Kosak Devleti münasebetleri ve Ukrayna Kilisesi tarihiyle ilgili olan farklı dillerdeki eser ve belgelerden yararlandık. Daha önce Kilise tarihçileri ve araştırmacıların tarafından dikkate alınmayan Moskova diplomatik faaliyetine dair Osmanlı belgelerinin sayesinde Ukrayna Kilisesi tarihinin en önemli döneminin yeni bakış açısından değerlendirilmesi imkânı bulunmuştur. Çalışmamız neticesinde 1686 yılında Kıyiv Metropolitliğinin Moskova Patrikhanesine Ortodoks Kilisesi kanunları dışı olarak bağlanmış olduğu kanaatindeyiz. 1686–1700 yılları arasında süren Osmanlı-Moskova Çarlığı savaşı ise Moskova'nın Osmanlı İmparatorluğunda gerçekleştirdiği diplomatik faaliyeti sayesinde mümkün olan bu istilayı tamamlamıştır. Kıyiv Metropolitliğinin istilasının en belirgin özelliği de Moskova Patrikhanesi ve idari makamlarının İstanbul Patriği IV. Dionisius'un 1686 yılında imzaladığı Ukrayna Kilisesi statüsüyle ilgili namelerini bilinçli olarak yanlış bir şekilde çevirtmesi ve yorumlamasıdır. Bununla birlikte çalışmada Kıyiv Metropolitliğinin istilası Moskova Çarlığının "Üçüncü Roma" siyaseti ve Osmanlı coğrafyasında nüfuz elde etme mücadelesi kapsamında teferruatlı bir şekilde incelenmiştir. Bu bakış açısından ulaştığımız sonuçlar hem Türkiye-Ukrayna münasebetleri hem de Ortodoks Kilisesi araştırmalarında geniş bir şekilde istifade edilebilecektir.

Dinler tarihiKıyiv MetropolitliğiOsmanlılar+5
Oles Kulchynskyy
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hanîf İbrâhim Efendi'nin La'lu'l-Musaffâ Fî Ziyâreti'l-Mustafâ adlı eseri (Metin-tahlil)

Bu çalışmanın konusunu, 18. yüzyılın meşhur âlimlerinden biri olan Hanîf İbrahim Efendi'nin hac menâsiki olarak yazdığı La'lu'l-Musaffâ fî Ziyâreti'l-Mustafâ adlı eserinin incelenmesi oluşturmaktadır. Müderrislik, kadılık gibi görevlerde bulunmuş hadis ve siyer âlimi Hanîf İbrâhim Efendi eserini hac menâsikini anlatmak için kaleme almıştır. Tezimizin giriş kısmında menâsik kitapları hakkında genel bilgiler verilerek bu türde yazılan eserlerin başlangıçtan son döneme kadar olan gelişimi ve eserlerin şekil, muhteva gibi özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde hakkında birçok çalışma yapılmış olan Hanîf İbrâhim Efendi'nin hayatı ve eserleri derli toplu olarak ifade edilmeye çalışılmış, edebi kişiliği yorumlanmıştır. İkinci bölümde eserin tanıtımı, muhteva özellikleri, eserin dikkat çeken yönleri incelenmiş ve nüsha bilgileri ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise müellif hattıyla yazılmış olan nüsha esas alınarak eserin metni, transkripsiyonlu olarak verilmiştir.

18. yüzyılDivan edebiyatıEdebi eserler+4
Ebrahım Mohammed Moohialdin Al Kahtani
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Âdilşâhîler Hanlığı ve Yusuf Adil Han (1489-1689)

Hindistan, kadîm devirlerden itibaren başta Türkler olmak üzere İranî kavimler, Afganlar, Habeşliler ve Müslüman Araplar tarafından rağbet edilen bir coğrafya olmuş ve bu milletler Hindistan'a dil, din, ırk ve kültür bakımından tesir etmişlerdir. İslam öncesi dönemde Sakalar, Akhunlar gibi devletlerin ve İslam sonrası dönemde de Gazneliler ve Gurlular gibi devletlerin Hindistan'ı tamamen mesken edinmeyip buraya akınlar düzenlemek suretiyle hakim olmaya gayret göstermişlerdi. Müslüman Arapların Sind'de başlayan fetihleri neticesinde İslamiyet Hindistan'da yayılmış ve Arapların bölgedeki nüfûzunun azalmasından sonra İslamiyet, Türkler eliyle Güney Hindistan'a kadar yayılma imkanı bulmuştur. Bunun neticesinde Gurluların bakiyesi olan Delhi Türk Sultanlığı kuzeyden güneye doğru genişleme gösteren ilk Türk-İslam devleti olmuştur. Delhi Türk Sultanlığı'nın bakiyesi olan Behmenîlerin Güney Hindistan'da kurulan ilk İslam Devleti olması ve özellikle Türklerin ve İranlıların idarede söz sahibi olması sebebiyle Hindistan'ın güney bölgelerinde Türkler kalıcı hale gelmiştir. Adilşâhîler, Güney Hindistan'da Behmenîlerin bakiyesi olarak tarih sahnesine çıkmış bir Türk-İslam devleti olup, Şii mezhebini Hindistan'da ilk ilan eden devlet olmuştur. Çalışmamızda da Türklerin ve İslamiyet'in tedricen kuzeyden Güney Hindistan'a gelişi ve burada kalıcı olması aktarılarak Yusuf Âdil Han'ın Behmenî Hanedanlığı'nda bir valiyken bağımsızlığını ilan edip Âdilşâhî Hanlığı'nı tesisi, güneydeki devletlerle münasebeti, Şiiliğin ilanı ve varisi İsmail Âdilşâh'ın tahta geçişine kadarki süreç incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Âdilşâhîler, Hindistan, Güney Hindistan, Dekken, Yusuf Âdil Han, Behmenîler

AdilşahlarGüney HindistanHindistan+3
Barış Aydın
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni Türk edebiyatında portre türünün gelişimi

Yeni Türk Edebiyatı 1839 Tanzimat Fermanı ile başlayan ve birçok alanda değişimin de başladığı bir dönemdir. Bu dönemde Batı edebiyatının etkisiyle yeni edebî türler Türk edebiyatına girmiş ve var olan birçok tür de değişmeye başlamıştır. Değişim gösteren türlerden biri de portredir. Bu türde özellikle toplumdaki önemli kişiler ele alınıp incelenmiştir. Geçmişten günümüze birçok önemli eserin içinde rastladığımız portrenin edebî tür adı olarak karşımıza çıkması Batı edebiyatında olmuştur. Portre, Cumhuriyet Dönemi ile müstakil bir tür ismi olarak Türk edebiyatında var olmaya başlamıştır. Edebiyat alanında yapılan incelemeler sonucunda Türk edebiyatında edebî tür olarak portre ile ilgili yapılmış alana ışık tutan çalışmalar bulunamamıştır. Edebiyat alanına katkı sağlamak amacıyla yapılan bu çalışmada, geçmişten günümüze kadar portrenin gelişim süreci incelenmiştir. Bu araştırma için birden çok edebiyatçının fiziksel ya da ruhsal portresinin ele alındığı düşünülen seksen bir kitap incelenmiştir. Bu kitaplarda bulunan edebî portreler örneklendirilmiş ve bu kitaplar belirli sınıflara ayrılarak gruplandırılmıştır. Yapılan bu çalışmanın alana fayda sağlaması, bu alandaki araştırmacılara yol göstermesi amaçlanmıştır.

Edebi eserlerEdebi sanatlarEdebi tasvir+4
Deniz Gözde Avcu
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şeyhî Divanı'nda sosyal hayat

Bu çalışmada XIV. yüzyıl sonu XV. yüzyılın başında yaşamış şair Şeyhî'nin Divanı'ndan yansıyan sosyal hayata dair unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Halit Biltekin'in hazırlamış olduğu Şeyhî Dîvânı esas alınmıştır. Çalışmanın Giriş kısmında Şeyhî'nin hayatı, eserleri, edebi kişiliği ve sanatı hakkında kısa, tanıtıcı bilgi verilmiştir. Giriş kısmından sonra çalışma sekiz bölümden oluşmaktadır. Çalışma; Toplum Yapısı, Eğlence Hayatı, Mimari, Yiyecek-İçecek, Giyim-Kuşam, Hastalıklar ve Tedavi, Eşyalar ve son olarak Ȃdet, İnanış, Gelenek ve Çeşitli Uygulamalar şeklinde sınıflandırılarak ana bölümlere ayrılmıştır. Divanda sosyal hayata dair tespit edilen unsurların şiir geleneğinde nasıl ele alındığı, hangi açılardan şiire konu olduğu tespit edilip açıklanmıştır. Çalışmanın Sonuç kısmından sonra yararlanılan kaynaklar çalışmanın sonuna eklenmiştir. Bu çalışma ile Osmanlı şiirinin henüz teşekkül evresinde yaşayan şair Şeyhîʻnin eserinde sosyal hayatın birçok alanına ait unsurları ele aldığı görülmüştür. Bir şair olarak günlük hayatta kullanılan en küçük objeyi hayâl ve gözlem gücüyle şiirinin içine dâhil ettiği ve estetik bir sanat eseri ortaya koyduğu görülmüştür. Şeyhî Divanı aracılığıyla Osmanlı şiirinin toplumdan kopuk ve hayâli olmasının aksine nasıl canlı bir toplum hayatı yansıttığı bir kez daha görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Toplumu, Osmanlı Şiiri, Sosyal Hayat, Divan, Şeyhî

14. yüzyıl15. yüzyılDivan edebiyatı+4
Mükerrem Kocabaş
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk halk inanış ve uygulamalarında el sembolü

İnsanoğlunun yaşamsal faaliyetlerini sürdürürken kullandığı en işlevsel uzuvlarından biri olan el; yapma, çekme, tutma, kavrama gibi hareketlerde rol oynamakla birlikte tarih öncesi çağlardan itibaren farklı toplumlara ait dinlik- büyülük inanış ve uygulamalarda sembolik anlam ve işlevleriyle yer almıştır. Gerek Türk- İslâm kültüründe gerek diğer dünya din ve kültürlerinde elin sembolik anlam ve işlevlerinin tespit edilmesinin amaçlandığı tez çalışmasında öncelikle sembolün tanımı yapılarak sembolün çok anlamlılığı, evrenselliği, tarihselliği, işlevselliği gibi konularda açıklamalarda bulunulmuş elin anatomik yapısı, biyolojik, iletişimsel ve sosyolojik işlevleri ortaya konulmuştur. Tarih öncesi çağlarda mağara duvarlarında ve kaya üzerlerinde görülen el izlerinden başlayarak tek tanrılı dinlerde, tasavvuf geleneğinde ve dinsel-büyüsel inanış ve uygulamalarda elin sembolik anlam ve işlevlerinin görsel ve sözel veriler aracılığıyla ortaya konulması amaçlanmıştır. Kutsal kitaplarda tanrının yaratma, bahşetme, koruma işlevleriyle yer alan el, Türk- İslâm kültüründe Hz. Fatma, Hızır, veli, derviş, evliya gibi kutsal şahsiyetlerin elleri şeklinde inanış ve uygulamalarda yer almaktadır. Sembolik bir anlama sahip olan el, aynı zamanda belirli inanış ve uygulamaların mekânı olarak da kullanılmaktadır. Kına ve dövme geleneği, geleceğe yönelik tahminler ve karakter analizi amacıyla gerçekleştirilen el falı bu amaçla ele alınan başlıca konular olmuştur. Hazırlanan tez, kaynak taramasına ve kaynaklara dayalı verilerin analiz edilmesine yönelik betimleyici bir çalışma olup tezin odağında yer alan el sembolünün üzerinde taşıdığı anlamlar ve sahip olduğu işlevler; toplumun değerleri, sosyal yapısı, dinsel yaşantısının analiz edilmesi adına önemli bir bilgi birikimi sağlamaktadır.

DinElHalk bilimi+6
Hatice Aycan Aydoğan
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yabancı dil olarak Türkçe öğrenen ve ana dili Arapça olan öğrenicilerin yazma becerisinde yaptıkları yanlışların çözümlenmesi

Bu araştırmada, yabancı dil olarak Türkçe öğrenen ve ana dili Arapça olan A1 ve A2 düzeyindeki öğrenicilerin yazılı anlatım becerilerindeki yanlışlar, yanlış çözümlemesi yaklaşımına göre incelenmiştir. Yapılan yaygın yanlışlar tespit edilip; bunların ana dilleri ile olan ilişkisi gösterilerek elde edilen veriler ışığında yabancılara Türkçe öğretimi alanına katkı sağlayacak sonuçların elde edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılan veriler, 2016-2017 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi Dil Merkezinde Türkçe öğrenen 80 öğreniciye A1 ve A2 seviyelerinin sonunda uygulanan kur sınavlarından elde edilmiştir. Araştırmada ana dili Arapça olan A1 ve A2 düzeylerinde 40'ar öğrenici vardır. Bu öğrenicilerin A1 ve A2 kurları sonunda yapılan sınavlarında yaptıkları yanlışlar, ses bilgisel, biçim bilgisel, söz dizimsel, anlam bilimsel ve yazım-noktalama yanlışları başlıkları altında yanlış çözümlemesi yaklaşımına göre incelenmiştir. Karşıtsal dilbilim, ana dili ile hedef dilin benzerlik ve farklılıklarını ele almaktadır. Karşıtsal dilbilim ile tespit edilen benzerlik ve farklılıkların doğruluğunun ve geçerliliğin tespit edilmesi için yanlış çözümlemesi yöntemine ihtiyaç duyulduğu da bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, ana dili Arapça olan öğrenicilerin, yabancı dil olarak Türkçe öğrenirken yazılı anlatım becerisinde karşılaştıkları güçlükler ve yaptıkları yanlışlar, yanlış çözümlemesi yaklaşımına göre dil içi gelişimsel yanlışlar (aşırı genelleme yapma, kural kısıtlamalarını bilmeme, kuralların eksik uygulanması, yanlış kavram geliştirme) ve olumsuz ana dili aktarımı yanlışları kapsamında ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda; ana dili Arapça olan A1 düzeyindeki öğrenicilerin toplam 1316 yanlış yaptığı tespit edilirken; A2 düzeyinde 1640 yanlış tespit edilmiştir. A1 düzeyindeki yanlışların 114 tanesi ses bilgisel, 303 tanesi biçim bilgisel, 103 tanesi söz dizimsel, 161 tanesi anlam bilimsel ve 635 tanesi yazım ve noktalama alanında yapılmıştır. A2 düzeyinde ise 404 biçim bilgisel yanlış, 165 ses bilgisel yanlış, 132 söz dizimsel yanlış, 179 anlam bilimsel yanlış ve 760 yazım ve noktalama yanlışı tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Yabancı dil olarak Türkçe, yanlış çözümlemesi, yazılı anlatım, Arapça, karşıtsal dilbilim.

Dil yanlışlarıDil öğrenimiDil öğrenme yöntemleri+5
Fatih Kahraman
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uygurların Kazakistan'a yerleşmesi ve bugünkü durumları

Bilindiği gibi Doğu Türkistan coğrafyasının yanı sıra Uygur Türklerinin en fazla yerleştiği bölgelerden biri de Orta Asya'nın kilit bölgelerinden olan Kazakistan Cumhuriyeti'dir. Bu çalışmada Uygurların belli bir kısmının ana vatanı olarak bilinen Doğu Türkistan topraklarından SSCB'ye yerleşmesi; yıllarca süren ve tekrarlanan nüfus hareketleri sonrasında yaşanan tarihi olaylar; meşhur şahıslar ve tanınmış aydınlar; Sovyet ve Çin baskısının yaşattığı sorunlar ve sonuçlar; halkı göç etmeye yönelten ana sebepler; Uygurların sınıra yakın bölgelere, yani Kazakistan'ın güneydoğu kısmına yerleşmesi; milli kültürü ile birlikte yaşamış olduğu şehirlerini de yerleştiği bölgelerde yaşatması; ana dili ve milli varlığını koruyabilmesi gibi konular tarihi açıdan değerlendirilmiştir. Kısacası, çalışmada iki komünist dev arasında kalan Uygur Türklerinin tarih sahnesindeki yeri, Çarlık, Sovyet ve 1991 sonrası yani bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti'nin ilanından günümüze dek bu topraklarda yaşamaya devam eden Uygurların genel tarihi ve sosyo-kültürel yaşamının oluşum ve gelişim süreci ile bugünkü durumları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bilhassa 1991 öncesi Kazakistan'a yerleşen Doğu Türkistan Uygur Türklerinin göç süreçleri, yerleşmiş olduğu bölgeler ve bu bölgelerdeki sosyo-kültürel durumları bu çalışma ile ele alınıp değerlendirilmiştir. Zikredilen konu hakkında yapılmış olan ilmi çalışmaların azlığı ve sınırlı sayıda farklı dillerdeki yayınların ilim âlemine kazandırılması, Türkiye-Kazakistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi bağlamında Kazakistan'daki Uygur Türklerinin durumunun objektif olarak ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Türkiye'de bahsi geçen konuyla ilgili tarihi araştırmaların sınırlı kalması muhtemelen materyal eksikliğinden ya da onlara zor erişimden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu durum konuyu ele almamızın önemli nedenlerinden birisini oluşturmuştur.

KazakistanSosyokültürel durumSosyokültürel yaşam+2
Dılyaram Ayupova
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere esir düşen Türk askerleri

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı öncesi Tarblusgarb (1911) ve Balkan Savaşları (1912-13) ağır atmosferinden çıkmış ve ekonomisi çökmüş durumdaydı. Balkan Savaşı'nın ülkeye verdiği siyasi, sosyal ve ekonomik yıkımı atlatamayan Osmanlı, bir oldubitti ile kendisini yeni bir büyük savaşın içerisinde bulmuştu. I. Dünya Savaşı (1914-1918) boyunca pek çok cephede verilen şehit, yaralı ve kayıplar dışında 200.000'den fazla Türk esirinin varlığı bilinmektedir. Osmanlı'nın savaşta en çok esir verdiği ülke ise İngiltere'dir. I. Dünya Savaşı sürecinde vatanlarını savunmak için cepheden cepheye koşan bu askerlerin pek çoğu gözü yaşlı annelerini ve babalarını, çocuklarını, yeni evlendikleri eşlerini, nişanlılarını geride bırakmıştı. Bir kısmı ise mallarını, dükkanlarını satmak veya başkasına devretmek zorunda kaldılar. Bu askerler hayatlarının önemli bir bölümünü İngiliz esareti altında geçirdiler. Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlere esir düşen Türk askerleri, uzun süre kalacakları kamplara sevklerinde, kamp hayatlarında, kamplardan memleketlerine dönüşlerinde ve savaş sonrası yaşamlarında büyük acılar çekmişlerdi. Çalışmamız, İngilizlerin kamplarda esirlere davranışları uluslararası hukuka aykırı olduğunu ortaya koymakadır. Ayrıca kamp şartları insan onuruna yakışmayacak durumdadır. Pek çoğu cepheden yaralı ve hasta gelen esirlerin sıkıntıları kamplarda devam etmiştir. Bazıları ise bu kamplarda hayatlarını kaybetmiştir. Kamplarda çekilen bu sıkıntılar, esirlerin ruhsal durumlarında telafisi mümkün olmayan yaralar açmıştır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen esirler kamplarda yeni bir hayat kurmayı başarmış; sosyal, kültürel ve dini alanda pek çok faaliyet gerçekleştirmişlerdir. Şanslı olup esaret sonrası evlerine dönebilen askerler için sorunlar bitmeyecektir. Kampı aratmayacak yeni sorunlar evlerinde de kendilerini beklemektedir. Kimisi geride bıraktığı anne ve babasının vefat haberini öğrenecek, kimisi eşlerini ve çocuklarını bıraktıkları yerde bulamayacaktır. Anahtar Kelimeler: Türk, esirler, esir kampları, Ermeni doktorlar, Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti, İngiltere, Mısır, Hindistan, Burma, Kıbrıs, Malta, Selanik, Man Adası

Dünya Savaşı IHindistanMalta+7
Vedat Tüfekçi
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mustafa Kâ'il Efendi'nin Nâme-i 'Aşk adlı Mesnevisi (İnceleme - metin)

Bu çalışmanın konusunu, 18. yüzyılda yaşamış Mustafa Kā'il Efendi'nin Nâme-i 'Aşk adlı mesnevi nazım şeklinde yazılan eserinin incelenmesi oluşturmaktadır. Eserde hikayeler, mesnevi nazım şeklinin özgünleştiği ve milli bir kimlik aldığı 18. yüzyılda, tasavvufun temel konularından olan mecâzî ve ilâhi aşk kavramlarını merkeze alarak işlenmiştir. Çalışmanın giriş kısmında mesnevi hakkında çok genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde hakkında çok bilgiye sahip olmadığımız Mustafa Kā'il Efendi'nin hayatı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde eserin tanıtımı, muhteva özellikleri, eserin dikkat çeken yönleri incelenmiş ve nüsha bilgileri ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise müellif hattıyla yazılmış olan nüsha esas alınarak metin, transkripsiyonlu olarak verilmiştir.

18. yüzyılEski Türk edebiyatıKail+2
Ömer Faruk Kızkın
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1912-1918 yılları arasında Almanya'nın Güney Azerbaycan bağlamında İran politikası

Birinci Dünya Savaşı'na giden süreçte yayılmacı politikalar izleyen emperyalist devletler, özellikle ham madde ve yeni pazarlar arayışıyla Kafkasya'ya yönelmiştir. Tezimizde savaşın en önemli taraflarından birisi olan Almanya'nın, Orient Politik (Şark Politikası) çerçevesinde İran'da, bilhassa Güney Azerbaycan topraklarında uyguladığı siyaset ele alınmıştır. Almanya, İran siyasetinde etkin olmadan önce sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda faaliyetlerde bulunarak bu topraklarda kendisine yer edinmeye çalışmıştır. Ayrıca savaşta izleyeceği siyasetin etkili olması için bölgeye çok sayıda casus göndererek aşiretler ve azınlıklar arasında kendisine yer edinmeye çalışmıştır. Tezimizde bu konulara yönelik çalışmalara da yer verilmiştir. Almanya'nın Dünya Gücü olma hedefi bağlamındaki Şark Politikası, Kafkasya'da Rusları, Hindistan'da da İngilizleri durdurmak üzerine kurulmuştur. Bu hedef doğrultusunda İran bulunduğu konumu gereği, Almanya için bir köprü oluşturmaktadır. İran politikasını uygulamaya koyarken, daha önce Osmanlı Devleti ile kurduğu ilişkilerden yararlanmak, bu siyasetin bir parçası olmuştur. Müslüman Türkler ile diğer Müslüman milletler arasında Türk Birliği ve İslam Birliğini oluşturmaya çalışmıştır. Kafkasya ve Güney Azerbaycan topraklarında yaşayan halkaları işgalci devletlere karşı kışkırtıp ayaklandırmak için Alman ordusunun yanı sıra Osmanlı ordusu da görev almıştır. Bu orduların özellikle Güney Azerbaycan topraklarındaki savaş ve faaliyetleri, Almanya'nın Birinci Dünya Savaşı'ndaki İran siyasetinin de temelini oluşturmuştur. Çalışmamızda Almanya'nın Şark Politikası incelenerek, Güney Azerbaycan hususundaki etkilerine cevap aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Birinci Dünya Savaşı, Almanya, Güney Azerbaycan, Azerbaycan, İran, Osmanlı Devleti, Kafkasya, İngiltere, Rusya.

Gülden Berrin Kanat
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahıska'dan Anadolu'ya göçler (1828-1921)

Ahıska bölgesi, birçok ülke için stratejik öneme sahip olmakla birlikte Türkiye için ayrı bir konumda bulunmaktadır. Bir sınır çizgisi ile kendisinden ayrı düşmüş olan insanlarının hazin hikâyesine sahip oluşu; siyasi, sosyal, ekonomik, jeopolitik ve kültürel etki alanlarından daha önde olması gereken bir konudur. Ahıska'da yaşayan Müslüman Türk halkının XIX. yüzyıldan itibaren değişen kaderi, Kafkasya'da yaşayan diğer halklar ile aynıdır. Benzer süreçleri yaşamış bu halkların bazıları hakkında geniş çaplı araştırmaların ortaya konması sevindiricidir. Ahıska Türklerinin yaşadıkları hakkında sözlü ve yazılı tarih çalışmaları ortaya konmuş ise de belgeler ışığında hazırlanan çalışmaların yetersiz oluşu, bu konuda çalışma yapmamız gerektiği düşüncesini oluşturmuştur. Ahıska Türklerinin tarihi, zorunlu göçe maruz kalışlarının sebepleri, Anadolu topraklarının içlerine kadar gelişlerindeki süreç ve daha sonrasında yerleştirildikleri topraklarda yaşadıkları arşiv belgeleri ışığında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahıska, Rus İşgali, Göç, İskân, Anadolu'da Yaşam.

Ahıska TürkleriAnadoluGöçler+4
Esra Akbaba
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peyami Safa'nın Ateş Böcekleri adlı eseri (inceleme-metin)

Türk edebiyatında psikolojik mahiyetli romanlar kaleme almış olan Peyami Safa, romanlarının yanında hikâyeler de kaleme almış bir ediptir. Özellikle insanların sadece iç maceralarını ve bireysel buhranlarını ele almakla yetinmemiş, toplumsal çatışma ve kültürel tezatlık noktasından da insanların durumunu ele alarak psiko-sosyal tarzda eserler kaleme almıştır. Bu eserlerin başında gelen Ateş Böcekler adlı hikaye kitabı, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte ve yazarın gençlik döneminde yalın bir Türkçe ve anlaşılır bir dille kaleme aldığı bir eserdir. Bu çalışma, Peyami Safa'nın yazdığı eserleri temele alarak Ateş Böcekler adlı hikaye kitabı hakkındadır.

HikayeHikaye kitaplarıSafa, Peyami+1
Öznur Yılmaz
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Safiye Erol'un kurmaca metinleri üzerine tematik bir inceleme

2 Ocak 1902 ve 1 Ekim 1964 tarihleri arasında yaşamış olan Safiye Erol, Türk Edebiyatı'nın hakkı ancak ölümünden yıllar sonra teslim edilmiş önemli isimlerindendir. Çocukluk yıllarından itibaren parlak zekâsı ve hassasiyeti sayesinde dikkatleri üzerine çeken yazarımız, ailesinin eğitim konusundaki özeniyle iyi bir öğrenim görür. Yirmi altı yaşında şarkiyat doktorasını tamamlayıp Almanya'dan yurda döndüğü zaman milletine hizmet etmek gayesindedir. Bu gayeyle 1927 – 1928 tarihlerinde "Dilârâ" ve "Safiye Sâmi" imzalarıyla yazı hayatına başlar. Ele aldığı konular artık şekil değiştirmiş olsa da günümüz insanına rehber olabilecek niteliktedir. Aşk, evlilik, kadın – erkek ilişkileri, kadın, çalışan kadın, sosyal hayat, yalnızlık, dini ve ahlaki değerler, eğitim vb. temalar hakkındaki tespitleri bugün dahi pek çok sorunumuza ışık tutmaktadır. Amacımız, bu tespitleri tematik bir çalışma ile okurlara sunmaktır. Böylece edebiyat başta olmak üzere tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi dallarda çalışma yapan araştırıcılar için de önemli bir kaynak temin edilmiş olacaktır. Selim İleri, Murat Belge, Mustafa Kutlu gibi eleştirmenlerce son günlerde önemine işaret edilen yazarımızın hakkını, sadece doğum ve ölüm yıldönümlerinde yapılan etkinliklerle teslim etmek vefasızlıktır. Bu sebeple şimdiye dek yapılmış olan yüksek lisans ve doktora düzeyindeki çalışmaları ve bireysel araştırmaları da kapsayacak olan çalışmamız, kültür, sanat ve tarih camiasına hizmet edeceği gibi bir nebze de olsa yazarımıza vefa borcumuzu ödememizi sağlayacaktır.

BiyografiErol, SafiyeKurmaca+2
Neslihan Tırlı
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tacikistan'da X-XVIII. yüzyıl mimari yapıları

Tacikistan, güneyinde Afganistan; batısında ve kuzeyinde Özbekistan; doğusunda Çin ve Kırgızistan ile komşu olan bir Orta Asya ülkesidir. %93'ü dağlık olan ve "Dünya'nın Çatısı" adı verilen Pamir Dağları'nın eteğinde uzanan Tacikistan, antik çağlardan günümüze zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Çalışmamızda bu zenginliğin X-XVIII. yüzyıla ait İslâmi dönem yapıları konu edilmiştir. Bu amaçla Soğd bölgesinden başlayarak dağlık Bedahşan bölgesine kadar olan coğrafyada; cami, türbe, medrese ve kale yapılarına ait eserler yerinde incelenmiştir. "Tacikistan'da X-XVIII. Yüzyıl Mimari Yapıları" başlıklı tezimiz, belirtilen yüzyıllar arasındaki mimari yapılarla ilgili bir katalog çalışmasıdır. Camiler, minareler, mezar yapıları, medreseler, kaleler ve saraylar olarak gruplara ayrılan katalogta, eserlerin detaylı bir şekilde anlatımlarına yer verilmiştir. Bu bölümün sonunda tarihi ve bilimsel kaynaklarda olup günümüze ulaşmayan yapılar ve Tacikistan müzelerinde sergilenen günümüze ulaşmamış yapılara ait mimari unsurlar anlatılmıştır. Her bir yapının anlatımı, metinlerin sonundaki çizim ve fotoğraflarla desteklenmiştir. Katalog bölümünün ardından, değerlendirme bölümünde yapı grupları, "plan analizi", "cephe analizi", "inşa malzemesi ve teknik", "yapısal unsurlar", "mimari elemanlar" ile "süsleme" bakımından ele alınmıştır. Bu bölümde eserler, Orta Asya'da benzer özellikteki örnekleriyle karşılaştırılarak değerlendirilirmiştir. Değerlendirme bölümü, "İnşa Malzemesi", "Tuğla ve Kerpiç ölçüleri "Geçiş Unsurları ve Örtü Sistemleri" başlıklı tablolarla desteklenmiştir.

CamilerMedreselerMimari+6
Çağlayan Hergül
İstanbul University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fethiye'de yaşayan İngilizlerin Türkçe kullanımları ve Türkçeye yönelik tutumları

Son yıllarda başka ülkelerden insanlar çeşitli sebeplerle Türkiye'ye göç etmektedir. Bu insanlar hayatlarını idame ettirebilmek için Türkçe öğrenmekte, bu da Türkiye'deki iki dilli insan sayısını arttırmaktadır. İki dilli insan sayısının çok olduğu ABD, Kanada, Almanya gibi ülkelerde dil kullanımını ve iki dilliliği farklı yönleriyle ele alan çalışmalar yapılmıştır. Buna karşılık ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalar adı geçen ülkelerle kıyaslandığında çok azdır. 2000 yılından sonra farklı sebeplerle Fethiye'de İngilizler yaşamaya başlamışlardır. Bu insanların Türkçe öğrenmeye başlamasıyla birlikte toplumda yetişkin iki dilli İngilizler ortaya çıkmıştır. Bu tezde de Fethiye'deki iki dilli İngilizlerin Türkçe dil kullanımları ve Türkçeye karşı tutumları üzerinde çalışılmıştır. Çalışma öncesinde tezin amacına hizmet edebileceği düşünülen 15 katılımcı tespit edilmiş ve kendileri ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde, katılımcılara Türkçeye karşı yaklaşım ve tutumları hakkında sorular sorulmuştur. Görüşmeler ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmış bu kayıtlar daha sonra yazıya dökülmüştür. Bu betimsel çalışma toplum dilbilimsel değişkenleri de göz önünde bulundurarak yetişkin iki dilli İngilizlerin standart Türkçeden yapmış oldukları dil bilgisel sapmaları tespit etmeyi, Türkçeye karşı yaklaşım ve tutumlarını belirlemeyi ve buralardan elde edilen verilerin Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine ne şekilde katkı sağlayacağını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Yapılan çözümlemeler neticesinde katılımcıların özellikle ses bilgisi, biçim bilgisi, söz varlığı ve söz dizimi anlamında İngilizceden kopyalamalar yaptıkları tespit edilmiştir.

Dil kullanımıDil öğretimiMuğla-Fethiye+6
Ahmet Şahbaz
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde blog kullanımının okuma becerisine etkisi

Bu çalışmada, blogların yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrencilerin okuma becerisine etkisi araştırılmıştır. Karma öğrenme modelinin ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilen bu çalışmada araştırmacı tarafından öncelikle bir blog sitesi tasarlanmış ve hazırlanan içerik ders dışı öğretim malzemesi olarak öğrencilere uygulanmıştır. Çalışmanın katılımcılarını Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen B2 düzeyinde 24 üniversite öğrencisi ve onlara ders veren öğretim elemanları oluşturmuştur. Çalışma öncesinde B2 düzeyi kazanımlarına göre hazırlanmış bir okuduğunu anlama testi ön test olarak uygulanarak öğrencilerin okuma becerisi düzeyleri belirlenmiştir. Çalışma sonunda ise, blog uygulamasının etkisini belirleyebilmek amacıyla okuduğunu anlama testi son test olarak tekrar uygulanmıştır. Ön test ve son test verileri SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada, öğrencilerin blog kullanımına yönelik tutumlarının saptanması amacıyla Blog Tutum Ölçeği uygulanmış ve elde edilen veriler nicel yöntemlerle analiz edilmiştir. Bloglara yönelik tutumlar ile okuma başarısı arasındaki ilişki de çalışma kapsamında araştırılmış, bu amaçla blog tutum ölçeği ve okuduğunu anlama testinden elde edilen veriler yine SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan bir diğer araştırma yöntemi odak görüşmeleridir ve bloglara yönelik olumlu-olumsuz görüş ve önerileri doğrultusunda öğrencilerle ve öğretmenlerle gerçekleştirilmiştir. Görüşmelere ait ses kayıtları yazıya aktarılarak elde edilen veriler araştırmacı tarafından betimsel analiz yöntemleri ile analiz edilmiştir. Tasarım tabanlı araştırma modelinin uygulandığı bu çalışmada, blog içeriğini oluşturmak amacıyla gazete haber metinleri kullanılmıştır. Öncelikle öğrencilere haber okuma alışkanlıkları sorulmuş, elde edilen bu veriler blog içeriğinin tasarlanmasında ve uygulama yönteminin belirlenmesinde etkili olmuştur. Altı haftalık uygulama sürecini kapsayan bu çalışmada, B2 düzeyi okuma becerisi kazanımlarına göre belirlenen okuma stratejilerinin öğretimi sağlanmış; ardından konuyla bağlantılı olarak hazırlanan etkinlikler uygulanmıştır. Sonuçlar, öğrencilerin uygulama sonunda okuma becerisi düzeyleri ve bloglara yönelik tutumlarında pozitif yönlü anlamlı bir değişim olduğunu göstermiştir. Öğrencilerin bloglara yönelik tutumları ile okuma başarıları arasında da orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen nitel veriler de okuma becerisi testi ve blog tutum ölçeğinden elde edilen nicel verilerle tutarlılık göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Yabancılara Türkçe öğretimi, Web 2.0 araçları, blog, okuma becerisi, sınıf dışı etkileşim, tasarım tabanlı araştırma, tutum.

BlogDil öğrenme yöntemleriDil öğretimi+7
Murat Sami Türker
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kültürel ihtiyaç analizi

Yabancı dil olarak bir dilin öğretimi çok eskilere dayansa da son yüzyılda gelişen ve değişen dünya ve buna bağlı olarak hızlı teknolojik gelişmeler, dil öğretimi konusunun milletler için "ihtiyaç" haline gelmesine neden olmuştur. Başbakanlık himayesinde "Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı" aracılığı ile üniversiteler bünyesinde merkez statüsünde açılan Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezleri bu alana en büyük hizmeti veren kamu kuruluşları olmuşlardır. Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanındaki bu çalışmanın amacı, Türkiye'de lisans ve lisansüstü öğrenim gören uluslararası öğrencilerin kültürel ihtiyaçlarının belirlenmesi ve öncelikli olarak Türkçe öğretiminde verilmesi gereken kültürel unsurların tespit edilmesi temel amaç olarak belirlenmiştir. Bu araştırmada nicel ve nitel veriler ile karma desen yöntemi uygulanmıştır. Nicel veriler Türkiye'deki 53 farklı üniversitede okuyan 735 uluslararası lisans ve lisansüstü öğrenciden toplanmıştır. Ayrıca 5 farklı üniversitede okuyan 20 öğrenci ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın nicel verileri "Ibm spss statistics 24" nitel verileri ise "maxqda" programı ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde, Türk kültürünün aktarımında öğretmenin önemli rol oynadığı, ders kitapları ve ek malzemelerin çok yararlı olduğu ve ders dışı yapılan gezilerin ise öğrencilerin dil ve kültürel gelişimine katkı sağladığı anlaşılmıştır. Twitter ve facebook gibi günümüz sosyal iletişim kanallarından daha ziyade televizyon ve radyonun kültür aktarımına önemli katkısı olduğu tespit edilmiştir. İletişimsel yaklaşımla dil öğretiminde Türk kültürü bağlamında öncelikle aile yapısının, Türk filmlerinin, Türk tiyatro ve edebiyatının aktarılması; politika ve tarihle ilişkilendirilecek konuların belirli seviyelerden sonra ele alınması gerektiği anlaşılmıştır. Türkiye'de öğrenim gören uluslararası lisans ve lisansüstü öğrencilerin kültürel ihtiyaçlarının tespiti amacıyla yapılan bu araştırma sonuçlarının öğretim programları ve öğretim malzemelerinin geliştirilmesinde katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Türkçe, uluslararası öğrenci, kültür, kültürel ihtiyaç, ihtiyaç analizi.

Dil öğretimiDil-kültürKültür+6
Halit Çelik
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yabancı dil olarak akademik Türkçe: Sosyal bilimlerde akademik ve teknik söz varlığı

Çalışma kapsamında Türkçenin sosyal bilimler alanındaki teknik ve akademik sözvarlığının belirlenmesi ve yabancı dil olarak akademik Türkçe derslerinde yararlanılmak üzere eğitim amaçlı akademik sözcük listesi hazırlanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda sosyal bilimler alanı arkeoloji, felsefe, iletişim, siyasal bilimler, spor bilimleri, ilahiyat, tarih, psikoloji, coğrafya, sanat, sosyoloji, antropoloji, şehir planlaması, turizm, eğitim, ekonomi, dilbilim, edebiyat olmak üzere 18 alana ayrılmıştır. Bu 18 alanda, her biri en az 100.000 (mak. %5+) sözcükbirim olmak üzere 2005-2016 yılları arasında yayımlanan 58 dergiden 385 makale derlenmiş ve toplam 1.854.157 sözcükbirimlik bir veri tabanı oluşturulmuştur. Bu veri tabanında bulunan sosyal bilimlerdeki her bir alt alan, teknik söz varlığı olarak kabul edilmiş ve bu söz varlığı unsurlarından sıklığı 10 ve yukarısında olan sözcükbirimler tekrarlarından arındırılarak değerlendirilmeye alınmıştır. Belirlenen teknik söz varlığındaki sözcükbirimler; kavram değeri taşıyan sözcükler, fiiller, edatlar ve bağlaçlar olarak sınıflandırılmıştır. Kavram değeri taşıyan sözcükler de kendi içerisinde terimler, bilimsel Türkçeye yönelik kullanımlar ve diğer alt derlemlerle ortak sözcük sayıları ve kullanımları açısından değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda sosyal bilimlerdeki 18 alt alanda ortak olarak geçen sözcüklerden, sıklığı 100'den fazla olan sözcüklerden, genel bilimsel Türkçeye yönelik kullanımlardan, fiillerden, edat ve bağlaçlardan oluşan, eğitim amaçlı bir akademik Türkçe sözcük listesi oluşturularak yabancı dil olarak akademik Türkçe öğrencilerinin, eğitimcilerinin, materyal tasarımcılarının ve araştırmacıların kullanımına sunulmuştur.

Sosyal bilimlerSöz varlığıSözcükbilim+4
Burak Tüfekçioğlu
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Moğolistan Zamaar Köyündeki Şoroon Bumbagar Mezarında bulunan köktürklere ait çince yazıtın incelenmesi

2009 yılında Moğol ve Rus araştırma ekibi tarafından Göktürklere ait bir kurganda yapılan kazıdan Çince mezar taşı ve birçok obje keşfedilmiştir. Kurganda keşfedilen ahşaptan ve kilden yapılmış heykeller kutsal sayılan hayvanlara aittir. Ayrıca, kurganda keşfedilen Tölös boyundan P'u Ku kabilesinin bir üyesi olan P'u Ku Yi Tu (僕固乙突) adlı askerin mezar taşı yazıtından, bu askerin Tutuk (都督) (Türkçe'de karşılığı askeri komutan) Çin askeri görevi üstlendiği öğrenilmişti. Çin tarih kaynaklarına göre, P'u Ku kabilesinin Tola nehrinin doğu yakasında yaşadığı kaydedilmişken çıkarılan kurgan, mezar taşı ve birçok heykel Ulan Bator'un kuzey batısında bulunnuştur. Bu durum, P'u Ku kabilesinin merkezi hakkında bilinen eski gerçekleri değiştirmektedir. Bu tez çalışmasında, mezar taşı üzerinde yazılı olan eski Çince yazıt incelenmiştiir ve Göktürklere ait olan bu Çince yazıt Türkçeye çevrilmiştir. Yazıtta geçen tarihi olayların yanı sıra kişi adları, unvanlar, yer, bölge, deniz, dağ vb. adlarla ilgili de tarihsel araştırma yapılmıştır. İlk olarak, P'u Ku kabilesinden olan P'u Ku Yi Tu (僕固乙突) adlı askerin cesur ve itaarkar olduğu kaydedilmiştir. Katıldığı savaşlar sonucu aldığı onur unvanları incelendiğinde P'u Ku kabilesi ve Çin hanedanının yakın ilişki kurduğu görülmektedir. Ardından yazıtta, Çin yönetimine bağlı askerlerin imparatora sadık kalması, anne babaya hürmet göstermesi ve yabancı uyruklu askerlerin bile Çinlileşmiş olduğu yansıtılmıştır. Göktürklere ait Çince yazıtın incelenmesi hakkında yaptığım bu tez çalışmasının Göktürklerle Çinliler arasındaki ilişkiye katkıda bulunmasını umuyorum.

GöktürkçeMezar taşlarıMoğolistan+2
Yı Chun Lın
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muzaffer İzgü öykülerindeki söylem biçeminin yabancı dil olarak Türkçe öğretimine uygunluğu

Bu çalışmanın amacı, Muzaffer İzgü'nün dil kullanımını biçembilim açısından ele almak ve betimlemektir. Bu amaçla seçilen Muzaffer İzgü hikayelerinin, John Haynes'in öne sürmüş olduğu biçembilimsel çözümleme yöntemiyle, biçembilimsel çözümlemeleri yapılmıştır. İkinci olarak, yapılan çözümlemeler sonucunda, her bir hikâye genel olarak Yabancı Dil Olarak Türkçe öğretiminde materyal amaçlı kullanım açısından değerlendirilmiştir. Çalışmada biçembilimsel olarak çözümlenmek üzere 3 öykü seçilmiştir. Dayak Birincisi, Ayılar da Ağlar, Robinson'un Anıları isimli bu öyküler, Muzaffer İzgü'nün öykülerinde en sık seçtiği üç konuyu, sırasıyla devlet organlarını, toplumu ve siyaseti eleştirmektedir. Öyküler bu üç konuda olacak şekilde rastgele seçilmiştir. Araştırmada her bir öykünün biçembilimsel çözümlemesi Haynes'in 11 aşamalı eleştirel söylem biçembilim yöntemi ile yapılmıştır. Bu çözümleme yöntemi, metinlerin hem dilbilgisel hem de anlamsal yönden çözümlemesine olanak vermektedir. Yapılan çözümlemeler sonucunda, İzgü'nün bu üç öyküsünün yabancılar tarafından anlaşılabilmesi için, yalnızca Türkçe dilbilgisinin yeterli olmayacağı, toplumsal ve kültürel bilgi birikiminin de öğrenende bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. İzgü'nün dili, anadili konuşurları için akıcı ve basit olsa da cümle yapıları ve zamanları başlangıç ve orta seviye öğrenenler için zorlayıcı, ileri seviyedeki öğrenenler için ise pek çok yapının bir arada görülebilmesi için bir avantaj niteliğindedir. Ancak, yapıların günlük dilde kullanımı için iyi birer öykü olsalar da anlamsal boyutta yabancılara Türkçe öğretiminde kullanımları uygun olmayacaktır.

BiçimbilimDilbilgisiEleştirel söylem çözümlemesi+6
Öykü Mercan
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1877-1878 Rus - Osmanlı Savaşı'nda propaganda: Avrupalı gazetecilerin faaliyetleri ve Rus savaş muhabiri Vasili İ. N. Dançenko'nun savaş notları

1877-1878 Rus-Osmanlı Savaşı iki cephede, yaklaşık on bir ay süren, uluslararası dengeleri değiştiren ve etkileri günümüzde de devam eden evrensel neticeler doğuran bir savaştır. Osmanlı Devleti'ne getirdiği sosyo-kültürel, demografik, iktisadi ve siyasi bunalımın yanında, günümüzde üzerinde birçok devletin bulunduğu ve yaklaşık 60 milyon insanın yaşadığı Balkan topraklarının önemli bir kısmının ve Kafkasların yeniden şekillenmesine sebep olmuştur. Araştırmada savaşın nedenlerinden sonuçlarına kadar önemli bilgiler sunan, 1877-1878 Rus-Osmanlı Savaşı'nda zor şartlarda görev yapan ve çoğunluğu Osmanlı Devleti aleyhine propaganda yürüten Rus, İngiliz, Amerikan, Fransız, Alman, İtalyan, İsveçli, Avusturyalı ve Prusyalı gazeteciler ile bunların yazı, karikatür gönderdikleri gazeteler hakkında bilgiler verilmesi ve Balkan Cephesinde iki yıl boyunca muhabirlik yapan Rus muhabir Vasiliy İvanoviç Nemiroviç-Dançenko'nun "Savaş Yılı, 1877-78 Bir Rus Muhabirin Günlüğü" adlı birinci el kaynak niteliğindeki çalışmasından notlar, görüşler ve gözlemlerin paylaşılması, bu sayede yeni bilgiler çerçevesinde yorumlanması hedeflenmektedir. Savaş muhabirliğinin bu savaştaki zorlukları, Rus tarafının ve Osmanlı tarafının gazetecilere karşı tutumu, V. Dançenko'nun ve diğer muhabirlerin günlüklerine işledikleri gözlemler, gazete ve gazetecilerle diğer bazı bilgiler araştırmanın temel içeriğini oluşturacaktır.

GazetecilerGünlükOsmanlı Devleti+3
Aytaç Yürükçü
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2018
00