
4.361
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Yerüstü sularında bulunan öncelikli endokrin bozucu moleküllerin bozunma reaksiyonlarının hesapsal incelenmesi
Bu çalışmada öncelikli endokrin bozucu moleküllerden Aklonifen, Terbutrin, Kinoksifen, Heptaklorepoksit, Klorfenvinfos, Klorprifos, Trifluralin, Bifenoks, Di (2-etilhekzil) fitalat, Perflorooktansülfonik asitmoleküllerinin OH radikali arasındaki meydana getireceği olası reaksiyon yolları belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizilmiştir. Daha sonra, Gaussian 09 programı ile geometrik optimizasyon yapılarak en düşük enerjili halleri bulunmuştur. Geometrik yapı analizi yapılmış ve bağ uzunlukları ile bağ açıları hesaplanmıştır. Bu çalışmadaki amaç, gaz fazı ve sulu ortam içinde öncelikli endokrin bozucu moleküllerden Aklonifen, Terbutrin, Kinoksifen, Heptaklorepoksit, Klorfenvinfos, Klorprifos, Trifluralin, Bifenoks, Di (2-etilhekzil) fitalat, Perflorooktansülfonik asitve OH radikali etkileşiminin en muhtemel reaksiyon yolu belirlemektir. Çözücü suyun etkisi, çözme modeli olarak COSMO kullanılmış ve reaksiyonlarda enerjiyi azaltıp stabilize edici bir etkiye sahiptir. En düşük enerjili molekül en kararlı yapıya sahiptir. Buna göre endokrin bozucu moleküllerini en kararlıdan en kararsıza sıraladığımızda; Heptaklorepoksit, Klorprifos, Perflurooktansülfonikasit, Klorfenvinfos, Bifenoks, Kinoksifen, Trifluralin, Di (2-etilhekzil) fitalat, Aklonifen, Terbutrin şeklinde sıralanmaktadır. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Trakya bölgesinde yetişen Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium bitkilerinin toplam fenolik, flavonoid madde, antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Trakya bölgesinde yetişen Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium bitkilerinin toplam antioksidan aktivite ve kapasitelerinin, CUPRAC, ABTS/Persülfat ve DPPH yöntemleri ile analizlerinin yapılması planlanmaktadır. Ayrıca Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium bitkilerinin toplam fenolik ve flavonoid madde içeriklerinin ise Folin-Ciocalteu ve AlCl3/KAc yöntemleri kullanılarak belirlenmesi hedeflenmektedir. Bitkilerin antimikrobiyal özelliklerinin disk difüzyon yöntemi ile analizi sağlanacaktır. Bu çalışma sonucunda, CUPRAC ve ABTS/Persülfat yöntemleri ile analizlenen en yüksek toplam antioksidan kapasite/aktivite değerleri Jurinea kilaea bitkisinde gözlenmiştir. Aynı bitkinin DPPH yöntemiyle analiz edilen % inhibisyon değerinin en düşük olduğu tespit edilmiştir. Toplam fenolik madde içeriği tayininde ise Folin-Ciocalteu yöntemi kullanılmış ve burada da en yüksek gallik asit içeriğine sahip olan bitkinin Jurinea kilaea olduğu görülmüştür. AlCl3/KAc yöntemiyle toplam flavonoid içerik tayininde Peucedanum obtusifolium bitkisi en düşük kuarsetin içeriğine sahip iken, en yüksek kuarsetin içeriği Allium rumelicum bitkisinde saptanmıştır. Disk difüzyon yöntemi ile elde edilen antimikrobiyal aktivite analizi sonuçlarına göre; Peucedanum obtusifolium bitkisinin; üzerinde çalışılan 5 mikroorganizmadan 3'üne etkisinin olduğu belirlenmiştir. Jurinea kilaea bitkisi; üzerinde çalışılan mikroorganizmalardan sadece Salmonella enteritidis ATCC13076 üzerinde etkili olurken, Allium rumelicum bitkisinin ise üzerinde çalışılan mikroorganizmalardan sadece Staphylococcus aureus ATCC6538 üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium
Grafen oksit/polipirol/polivinil alkol nanokompozit ve türevlerinin nanofiber süperkapasitör cihaz uygulamaları
Bu çalışmada süperkapasitörler için elektrot malzemesi olarak geniş yüzey alanlarına ve yüksek spesifik kapasitans değerlerine ulaşılmak amacıyla nanolif yapıların kullanılması tercih edilmiştir. Elektrot materyali olarak kullanılacak olan bu kompozit nanolifleri üretmek için en etkin yöntem olan elektrospin yöntemi tercih edilmiştir. Bu yöntemde, hazırlanan polimer kompozit şırınganın içine yerleştirilir ve şırınga ucuna 25 kV'a kadar gerilim uygulanır. Besleyici ünitedeki şırınganın ucunda duran polimer damlası kritik bir voltaj değerine kadar küresel bir biçimde bulunur. Uygulanan potansiyel fark bir eşik değerine ulaştığı anda ise polimer damlası koni biçimini alır ve voltajdaki çok küçük bir artışla birlikte koni ucundan bir jet fışkırır. Bu jette besleme ünitesine belli bir mesafe uzağına yerleştirilen toplayıcı levhaya doğru farklı yollar izleyerek ilerler ve nanofiber yapıları oluşturulmuştur. Bu yöntemde kullanılan GO, rGO, PPy, GO/PPy/KS, rGO/PPy/KS, GO/PPy/PVA, rGO/PPy/PVA, GO/PPy/PVA/KS, rGO/PPy/PVA/KS malzemelerin sentezleri başarıyla gerçekleştirilmiş ve termogravimetrik analiz (TGA-DTA), BET yüzey analizi, taramalı elektron mikroskobu-enerji dağılımlı X ışınları analizi (SEM-EDX), Raman spektroskopi, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR-ATR), X ışınları kırınımı (XRD), atomik kuvvet mikroskobu (AFM), katı iletkenlik gibi yöntemlerle karakterize edilmiştir. Ayrıca, devre modeli analizi ile devre parametreleri incelenmiştir. Sentezlenen malzemeler iki elektrot sistemli 1 M H2SO4 çözeltisi ile süperkapasitör cihaz oluşturulmuştur. Cihaz performans testleri 3 farklı methodla döngüsel voltametri (CV), galvanostatik şarj/deşarj (GCD), elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) ile test edilmiştir. Ayrıca, spesifik kapasitans (Csp), enerji ve güç yoğunlukları, süperkapasitör cihazın stabilite testlerinden sonra kapasitans koruma değerleri bu tezde raporlandı. Anahtar Kelimeler: Nanolif, Süperkapasitör, Elektrospin, İletken polimer, Grafen.
İndol temelli oksadiaol bileşiklerinin sentezi ve karakterizasyonu
Benzen ve pirol halkalarının kaynaşması sonucu oluşan indoller; doğada bulunan, sentetik türevleri çok çeşitli biyolojik aktivite gösteren ve modifiye edilebilen bileşiklerdir. İndollerin biyoizosteri olan 7-azaindoller pirol ve piridin halkalarının kaynaşması sonucu oluşmuştur ve sentetik turevleri degisik biyolojik aktiviteler gosterir. Elekrofilik aromatik sübstitüsyon tepkimelerine karşı çok aktiftirler. Patentlerde ve literatürde sıklıkla karşımıza çıkan beş halkalı bir furan türevi olan oksadiazoller sentez, ilaç, ve malzeme kimyası alanlarının vazgeçilmez bir ürünü olmaya devam etmektedirler. Metabolik profil yapıları ve hidrojen bağına olan eğilimlerinden dolayı sentetik organik kimyacıların da ilgi alanları arasında olan moleküllerdir. Oksadiazoller çok çeşitli yöntemlerle sentezlenebilmekte olup, schiff bazı tepkimesi sonucu oluşan imino asetil hidrazinlerin oksidasyonu çok kullanılan yöntemlerden biri olarak öne ҫıkmaktadır. Bu tez kapsamında; C4 ve C6 pozisyonlarinda metoksi grubu iceren modifiye edilmis 2,3-difenil ve 3-fenil indollerin sentezini takiben formülasyonları ve sonrasında 2,3-difenil ve 3-fenil indol temelli oksadiazollerin eldesi ile 7-azaindolün formulasyonunu takiben 7-azaindol temelli oksadiazollerin sentezleri hedeflenmistir. Daha önce sentezi yapılmamış tez kapsamındaki bileşiklerin yapıları; erime noktası, infrared spektroskopisi, 1H-NMR ve 13C-NMR spektroskopileri, ve HRMS spektrometre teknikleri kullanılarak aydınlatılmıştır.
Sulu TiO2 süspansiyonları varlığında ileri oksidasyon teknikleri ile organofosforlu ve karbamatlı pestisitlerin teorik ve deneysel fotodegredasyonu
Organofosforlu (OP) ve Karbamatlı (CB) pestisitlerin OH radikali ile yaptıkları reaksiyonların kinetiğini incelemek ve mekanizmayı belirlemek amacıyla, organofosforlu pestisitler olarak Fosmet, Azametifos, Kumafos ve Temefos ve karbamatlı pestisitler olarak Metiokarb, Karbofuran ve Pirimikarb bileşikleri ile çalışılmıştır. Araştırmada teorik olarak öncelikle bileşiklerin başlangıç geometrileri tespit edilmiştir. Olası tüm reaksiyon yollarını saptayabilmek için, reaktanların geometrik optimizasyonları, kuantum mekaniksel Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi (DFT) nin DFT/B3LYP/6-31G(d) temel setinde yapılmıştır. Pestisitlerin OH radikali ile reaksiyonları hem su temizlenmesi hem de atmosfer kimyası açısından önemli olduğundan, hesaplamalar hem gaz fazında hem de çözücü etkisi modellenerek su fazında gerçekleştirilmiştir. Her bir molekül için, hesaplanan enerji değerlerinden yararlanılarak parçalanma reaksiyonları tahmin edilmiştir. Deneysel aşamada sulu TiO2 suspansiyonlarında, kirletici olarak seçilen pestisitlerin ışık etkisi ile degradasyon reaksiyonları incelenmiştir. Optimum fotokatalizör miktarı çalışılan pestisitler için belirlenmiş ve tüm deneylerde TiO2 konsantrasyonu miktarı saptanmıştır. Degradasyon hızları belirlendikten sonra başlangıç konsantrasyonunun etkisi incelenmiştir. Pestisitlerin OH radikali ile yapmış olduğu reaksiyonlar atmosferdeki yok olma reaksiyonları arasında en baskın olanıdır. Reaksiyonlarda meydana gelen radikal ara ürünlerin belirlenememesi eksikliği nedeniyle sonuca, teorik ve deneysel sonuçlar karşılaştırılarak varılmıştır. Araştırma sonunda bileşiklerin OH radikali ile atmosferde ve sularda yaptıkları reaksiyonların mekanizması aydınlatılmış, reaksiyon ürünleri de belirtilmiştir.
Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesini besleyen yerüstü sularında bulunan pestisitlerin mevsimsel değişimlerinin ve bozunma reaksiyonlarının hesapsal incelenmesi
Bu çalışmada, yüzeysel sularda kontrol edilmesi gereken pestisitlerden olan 2,3,4,5,6 pentaklorotoluen, Benzilbenzoat, Demeton, Dioktilftalat, İzopropilbenzen, İsodrin, o-Ksilen, N,N,N,N tetrametilbenzen ve Permetrin moleküllerinin OH radikali arasında meydana getireceği olası reaksiyon yolları belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizilmiş, sonrasında Gaussian 09 programı ile geometrik optimizasyon yapılarak en düşük enerjili halleri bulunmuştur. Geometrik yapı analizi yapılmış ve bağ uzunlukları ile bağ açıları hesaplanmıştır. Bu çalışmadaki amaç, gaz fazı ve sulu ortamda yüzeysel sularda kontrol edilmesi gereken pestisitlerden olan 2,3,4,5,6 pentaklorotoluen, Benzilbenzoat, Demeton, Dioktilftalat, İzopropilbenzen, İsodrin, o-Ksilen, N,N,N,N tetrametilbenzen ve Permetrin'in OH radikali ile etkileşiminin en muhtemel reaksiyon yollarınını belirlemektir. En düşük enerjili molekül, en kararlı yapıya sahiptir. Bu çalışmalar haricinde Tekirdağ İli Süleymanpaşa İlçesini merkez mahalleleri besleyen Naip Barajından 4 farklı mevsimde alınan su numunelerinde bahsi geçen 9 pestisitin mevsimsel değişimleri incelenmiştir. Sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Yeni bir reaktif olan metoksimetil bromit kullanılarak aldoksimlerden nitril sentezi
Nitriller organik sentezlerde önemli rol oynayan yapı taşlarıdır. Nitril siyano bileşiği grubu olarak da bilinir. Molekül yapılarında bir karbon atomuna bağlı bir siyano grubu ( ) bulunan organik bileşiklerin genel adıdır. Nitriller karboksilli asitlerdeki oksijen atomlarının azotla yer değiştirmesi sonucunda türetilen yüksüz (nötr) maddelerdir. Bu çalışma, THF'de metoksimetil bromür (MOM-Br) ile aldoksimlerden çeşitli nitrillere erişmek için etkili, yüksek verimli ve hızlı bir yöntemi özetlemektedir. Nitrilleri sentezlemek için bir deoksimasyon reaktifi olarak MOM-Br'nin ilk uygulamasını temsil eder. Oksimlerde -OH grupları zor ayrılan bir gruptur bunun nedeni kuvvetli bir baz olmasıdır ve kolay ayrılmaz metoksi metil bromürle biz bu yöntemi gerçekleştirdik. Reaksiyon, nitrillerin 20-45 dakika içinde mükemmel verimini (% 79-96) sağlamak için geri akışta gerçekleştirildi. Ayrıca, bu yöntem aromatik, heteroaromatik, siklik ve asiklik alifatiğin sentez öncüsünün sentezine başarıyla uygulanmıştır. Anahtar kelimeler: Nitriller, aldoksim, metoksimetil bromür, aromatik, heteroaromatik, alifatik sentezi 2021, 93 Pages
Covid-19'un etken maddelerinin moleküler modelleme yöntemiyle parçalanma reaksiyonları
Koronavirüs (Covid), soğuk algınlığından akut solunum yolu enfeksiyonuna kadar çeşitli hastalıklara neden olduğu bilinen geniş bir virüs ailesidir. Enfeksiyonun ciddiyeti zatürre, akut solunum sendromu ve hatta ölüm olarak görülebilir. Bu virüs grubu, SARS salgınına kadar büyük ölçüde göz ardı edildi. Bununla birlikte, SARS ve MERS salgınlarından bu yana, bu virüsler, aşı araştırmalarını ilerletmek için daha ayrıntılı olarak incelenmiştir. 31 Aralık 2019'da, Çin'in Hubei Eyaletindeki Wuhan şehrinde gizemli zatürre vakaları tespit edildi. 7 Ocak 2020'de, neden olan yeni bir koronavirüs (2019-nCovid) olarak tanımlandı ve hastalık daha sonra DSÖ tarafından Covid-19 olarak adlandırıldı. Bu çalışmada, Afzelin, Delta Viniferin ve Hesperidin moleküllerinin OH radikali arasındaki meydana getireceği olası reaksiyon yolları belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizilmiştir. Daha sonra, Gaussian 09 programı ile geometrik optimizasyon yapılarak en düşük enerjili halleri bulunmuştur. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Bazı bitki özütlerinin antibakteriyel etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada lavanta (Lavandula officinalis), hatmi (Althaea officinalis), sarı kantaron (Hypericum perforatum), defne (Laurus nobilis), yeşil çay (Camellia sinensis), böğürtlen (Rubus fruticosus), zeytin yaprağı (Olea europaea) ve maydanoz (Petroselinum crispum) bitkilerinden farklı çözücülerde elde edilen özütlerin Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, Enterococcus faecalis bakterileri üzerindeki antibakteriyel etkileri ölçüldü. Bu bitkilerin doğal olarak kurutulmuş halleri aktardan temin edilerek soxhlet ekstraksiyonu ile ve etanol, saf su, hekzan çözücüleri kullanılarak ekstrakte edildi. Agar kuyu difüzyon yöntemi ile 3 tekrarlı olacak şekilde antibiyogram tekniği uygulandı. Referans antibiyotikle karşılaştırıldığında yeşil çay, sarı kantaron, defne yaprağı, zeytin yaprağı, hatmi özütlerinin bakteriler üzerinde inhibisyon etkisi olduğu tespit edildi. Yeşil çay için en etkili çözünün saf su, diğer bitkiler için ise etanol olduğu, hekzanın bu bitkiler için Soxhlet ekstraksiyonunda uygun bir çözücü olmadığı görüldü.
Propolis ürünlerindeki makro ve mikro element içeriklerinin ICP-OES ile tayini
Propolis bal arılarının farklı bitki organlarından topladıkları reçinelerden ürettikleri ve bal mumu ile karıştırdıkları bitki kaynaklı bir doğal arı ürünüdür. Propolisin biyolojik etkileri sayesinde M.Ö. 300'lü yıllardan itibaren çeşitli amaçlarla kullanıldığı bilinmektedir. Eski çağlardan beri propolisin biyolojik özellikleri bilinmekte ve insanlar tarafından çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Propolisin; in vitro koşullarda kanserli hücrelerin çoğalmasını durdurabilen bileşikleri içerdiği bildirilmektedir. Propolis ile ilgili yapılan farklı kimyasal analizler sonucunda günümüze kadar propolisin içeriğinde birçok kimyasal bileşen tanımlanmıştır. Bu tez kapsamında, ticari propolis damla ürünlerinde bulunan sodyum (Na), magnezyum (Mg), potasyum (K), kalsiyum (Ca), fosfor (P), demir (Fe), bakır (Cu), bor (B), mangan (Mn), çinko (Zn), alüminyum (Al) element içerikleri nicel olarak İndüktif Olarak Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektrometresi (ICP-OES) ile belirlenmiştir. Propolis örneklerinden 1'er mL alınarak, 9 mL derişik HNO3 (nitrik asit) karışımı ile mikrodalga çözünürleştirme sistemi ile çözünürleştirme işlemleri gerçekleştirilmiştir. ICP-OES ile metal analizlerinde validasyon parametreleri; doğruluk, % geri kazanım, kesinlik (%RSD), korelasyon katsayısı, LOD (Gözlenebilme Sınırı) ve LOQ (Tayin Sınırı) olarak belirlenmiştir.
Amfoterik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerinde etkinliği
Gerçekleştirilen bu çalışmada amfoterik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerindeki viskozite ve köpürme etkinliği incelenmiştir. Çalışmada en sık kullanılan üç farklı amfoterik yüzey aktif madde seçilmiştir. Bunlar; Kokamidopropil Betain (Dehyton KE), Disodyum Koko Amfo Diasetat (Dehyton DC) ve Kapril/Kapri amidopropil Betain (Lirobet 810) şeklindedir. Hazırlanan şampuan bazı üzerine farklı oranlarda ilave edilen amfoterik yüzey aktif maddeler ve NaCl ile viskozite ölçümleri yapılmıştır. Bu değerler kendi aralarında ve kendi içlerinde karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif maddesinin diğer çalışılan iki amfoterik yüzey aktif maddeye göre daha az oranda NaCl kullanılarak kıvam aldığı gözlemlenmiştir. Kendi içindeki en iyi değer ise şampuan bazı üzerine %7 (w/v) oranda Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif madde eklenen halidir. Çalışılan şampuan bazı üzerine eklenen farklı oranlardaki amfoterik yüzey aktif maddelerin köpük seviyeleri incelenmiştir. En iyi köpürme özelliği gösteren amfoterik yüzey aktif maddenin Kokamidopropil Betain 'in olduğu tespit edilmiştir. Kendi içindeki en iyi değer ise şampuan bazı üzerine eklenen Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif maddesinin %10 (w/v) oranda kullanılan halidir. Yapılan çalışmalar sonucunda hem az miktarda NaCl ilavesi ile kıvam alan hem de en iyi köpüren Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif maddesinin olduğu belirlenmiştir.
Anyonik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerindeki etkinliği
Bu çalışmada anyonik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerindeki viskozite ve köpürme etkinliği araştırılmıştır. Literatürde yer alan şampuan formülasyonlarının incelenmesi sonucunda en sık kullanılan 3 farklı anyonik yüzey aktif madde seçilmiştir. Seçilen anyonik yüzey aktif maddeler Sodyum Lauril Sülfat, Sodyum Lauret Sülfat ve Sodyum C14-16 Olefin Sülfonattır. Bu anyonik yüzey aktif maddeler hazırlanan şampuan bazına belirli oranlarda ilave edilmiştir. Anyonik yüzey aktif madde eklenmiş olan şampuanların üzerine %0,5-2 NaCl eklenerek viskozite değerleri ölçülmüştür. En az anyonik yüzey aktif madde ve en az miktar NaCl eklenerek en ideal viskozite değerine sahip anyonik yüzey aktif madde belirlenmiştir. Bu anyonik yüzey aktif madde şampuan bazına %5 Sodyum Lauril Sülfat ile %1 NaCl eklenmiş halidir. Hazırlanmış olan şampuan bazının üzerine farklı oranlarda anyonik yüzey aktif madde eklendikten sonra köpük testleri yapılmıştır. Köpük testi sonucuna göre Sodyum Lauril Sülfat eklenmiş olan şampuan numunesi en iyi köpürme özelliği göstermiştir. Sodyum Lauril Sülfat miktarı arttıkça köpürme miktarı artmaktadır.
Bazı tiyofen tiyosemikarbazon türevlerinin Bizmut(III) halojenür komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve biyolojik özelliklerinin incelenmesi
Tiyosemikarbazonlar ve tiyosemikarbazonların metal kompleksleri sahip oldukları anti-bakteriyel, anti-tümör, anti-kanser, anti-viral, anti-sıtma ve anti-fungal gibi biyolojik aktivitelerinden dolayı önemli bir yere sahiptirler. Bizmut bileşikleri ise tıbbi alanda çeşitli hastalıkların tedavisinde yüzyıllardır yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra alaşımlar, kozmetik gibi farklı alanlarda da kullanıldığı bilinmektedir. Gerçekleştirilen bu tez çalışmasında bazı tiyofen tiyosemikarbazon türevleri olan tiyofen-2-karbaldehit tiyosemikarbazon, tiyofen-2-karbaldehit-N-metil tiyosemikarbazon ve tiyofen-2-karbaldehit-N-etil tiyosemikarbazon'un bizmut(III) halojenürler (BiX3; X: Cl, Br, I) ile reaksiyonları sonucu 6 adet yeni bizmut bileşikleri sentezlenmiştir. Sentezlenen bu bileşiklerin kimyasal yapıları elementel analiz, UV-Vis spektroskopisi, 1H ve 13C-NMR spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, FT-Raman spektroskopisi ile termogravimetrik ve diferansiyel termal analiz yöntemleri ile aydınlatılmıştır. Ayrıca tiyofen-2-karbaldehit-N-metil tiyosemikarbazon, tiyofen-2-karbaldehit-N-etil tiyosemikarbazon'un ve sentezlenen tüm bizmut(III) halojenür bileşiklerinin kristal yapıları tek kristal X-ışını kırınımı analizi ile belirlenmiştir. Bizmut komplekslerin, adenokarsinom (MCF-7) hücrelerine karşı sitotoksik aktiviteleri test edilmiştir. Komplekslerin ve ligandlarının antibakteriyel aktiviteleri, gram negatif türler (Pseudomonas Aeruginosa (ATCC 27853) ve Escherichia Coli (ATCC 25922)) ile gram pozitif türlere (Staphylococcus Epidermidis (ATCC 35984) ve Staphylococcus Aureus (ATCC 25923)) karşı test edilmiştir.
Tetrahidroimidazo[1,5-b] İzoksazol-2,3-Dietil Dikarboksilatların Sentezi
1960'lı yıllarda Huisgen tarafından geliştirilen 1,3-dipollerin halkakatılma reaksiyonlarının organik kimyada genel uygulamaları sistematik olarak yapılmıştır (Huisgen, 1961). İlk kez Beckmann (Beckmann, 1890) tarafından 1890 da sentezlenen nitronların ikili veya üçlü bağlara sahip dipolarofillerle reaksiyonlarından 5 üyeli heterohalkalı bileşikler elde edilebilmektedir (Hamer ve Macaluso, 1964). Nitronların 1,3-dipolar halkakatılma reaksiyonu sonucu oluşan heterohalkalı sistemler yapılarında azot atomu taşımaları nedeniyle pek çok alkaloid ve doğal bileşikler açısından nitronları önemli hale getirmiştir (Padwa, 1987). Tetrahidroimidazol halkasını içeren bileşiklerin potansiyel antibakteriyel ve antikanserojen (Coşkun ve ark., 1997) aktiviteye sahip olmaları nedeniyle sentezlenmeleri önem arz etmektedir. 3-İmidazolin-3- oksitlerin DMAD ve -pinen (Coşkun ve ark., 2001), metil tiyo izosyanat (Coşkun ve Tat, 2003), fenil propanoik asit alkil esterleri (Coşkun ve Yılmaz, 2006), gibi polarofillerle reaksiyona sokularak tetrahidroimidazo [1,5-b] izoksazolin ikili halka sistemi sentezlenmiştir. Bizim çalışmamızda DMSO içinde 65oC de bir seri-3-imidazolin-3-oksit DEAD (Dietilasetilen di karboksilat) ile reaksiyona sokularak orta derecede verimlerle dietil 5,6-substituefenil-3a-fenil3a,4,5,6-Tetrahidroimidazo [1,5-b] isoksazol 2,3-dikarboksilatlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Halkakatılma, 1,3-Dipolar Halkakatılma, Dietilasetilen Dikarboksilat, Nitron
İndirgenmiş grafen oksit / politiyofen / polivinil alkol nanokompozit ve türevlerinin süperkapasitör cihaz uygulamaları
Süperkapasitörler, normal kapasitörlere göre daha uzun ömürlü yüksek güç enerji yoğunluğuna sahiptir. Karbon ya da karbon bazlı, metal oksitli ve iletken polimerler malzemeler süperkapasitörler de kullanılmaktadır. Bu tezde nanokompozit sentezleriyle elektrokimyasal performanslarını ve süperkapasitör cihazlarını geliştirmek hedeflenmiştir. GO, rGO, PTh, PVA, GO/PTh/KS, rGO/PTh/KS, GO/PTh/PVA, rGO/PTh/PVA, GO/PTh/PVA/KS, rGO/PTh/PVA/KS nanokompozitleri ikili elektrot sistemlerinde gerçek devrelerde uygulanabilmesi için sentezlendi. Elde edilen nanokompozitler taramalı elektron mikroskobu- enerji dağıtıcı x-ışını spektroskopisi (SEM-EDX), fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopis - azaltılmış toplam yansıma (FTIR-ATR), atomik kuvvet mikroskobu (AFM),termogravimetrik analiz- diferansiyel termal analizi (TGA-DTA), BET yüzey analizi karakterizasyon yöntemlerinde karakterize edilmiştir. Galvanostatik şarj/deşarj (GCD), döngüsel voltametri (CV) ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EES) ile 3 farklı methodla Cihaz performansları test edildi. 6 M KOH çözeltisi kullanılarak sentezlenen malzemeler süperkapasitör cihaz oluşturuldu. En yüksek spesifik kapasitans, GCD yöntemi ile rGO/PTh/PVA/CB nanokompozit için 10 A×g-1'de Csp= 65 F×g-1 olarak elde edilmiştir.
Pyraclostrobin, Pinoxaden, Gamma-cyhalothrin pestisitlerin DFT yöntemi ile yer altı sularından uzaklaştırılması
Günümüzde Dünya nüfusu artışı sebebiyle yiyecek sıkıntısı oluşmaktadır. Bu sebeple tarımda ürün kaybına neden olmaması için bitki zararlılarını uzaklaştırmada pestisitler kullanılmaktadır. Özellikle tarımda yüksek verim elde edebilmek için oluşturulan sentetik pestisitler gün geçtikçe artmaktadır. Kullanılan pestisitler toprağa, oradan yeraltı sularına karışmaktadır. Bu çalışmada fungusit çeşidinden Pyraclostrobin, herbisit çeşidinden Pinoxaden, insektisit çeşidinden Gamma-cyhalothrin pestisitlerinin yeraltı sularında parçalanarak uzaklaştırılma yolları teorik olarak incelenmiştir. Gauss View 5.0 ile optimize geometrileri çizilmiş olup, daha sonra Gaussian 09W programı ile Fonksiyonel Yoğunluk Teorisi (DFT) ve Hartree-Fock yöntemleri kullanılarak geometrik optimizasyonu yapılmıştır. 6-31G(d) temel setinde ab-initio yöntemler içerisinde Hartree-Fock (HF) metodu ve yoğunluk fonksiyon teorisi (DFT) ile B3LYP teori düzeyinde seçilen üç molekülün ve bu moleküllerin olası parçalanma ürünlerinin geometrik yapısı (bağ açıları ve bağ uzunlukları) hesaplanmıştır. Böylece bu üç pestisit molekülünün sularda olası parçalanma mekanizmaları belirlenmiştir. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecektir.
Para kloro anilinin tekstil boyalarında GC-MS ile tayini
Azo boyar maddeler; molekül yapısında azo grubu (-N=N-) bulunan sentetik organik boyar maddelerdir. Dünya üzerindeki boyar maddelerin yaklaşık %60-%70'ini oluşturan azo boyar maddeler, insan vücudundaki indirgen enzimlerle bozunup kanserojen amin bileşikleri oluştururlar. ( P.J. Wakelyn, in Cotton, 2007). Azo boyar maddelerin 4 tanesi kesin kanserojen, 20 tanesi de olası kanserojen olarak adlandırılır. Bu çalışmada, bu kanserojen etkiye sahip olan, azo boyar maddelerden en çok karşılaşılan para kloro anilinin miktar tayini için, hızlı ve tekrarlanabilirliği yüksek bir gaz kromatografisi kütle spektrometresi (GC-MS) yöntemi kullanıldı. Yöntem, tekstil boyaları içerisinde bulunan azo bağlarının uygun pH ve sıcaklıkta sodyum ditiyonit ile parçalanması, daha sonra da ter-metilbutil eter ile sıvı-sıvı ekstraksiyonu yapılarak organik faza çekilmesi ve GC-MS cihazı ile tayin edilmesi esasına dayanmaktadır. Tekstil boyalarındaki para kloro anilin varlığı ve miktarının hızlı bir şekilde tayin edilmesi, dolayısıyla boyama proseslerine girme riskinin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.
Sefalosporin grubu antibiyotiklerin DFT yöntemiyle atık sulardan uzaklaştırılması
Bu çalışmada ß-Laktam antibiyotiklerinin sınıfında yer alan, penisilinden sonra ikinci büyük grubu olan Sefalosporinlerden; sefasetril, seftibüten, seftarolin fosamil, sefkinom, sefsulodin, sefodizim ve sefovesin antibiyotiklerinin OH radikali ile yaptıkları olası reaksiyon yolları reaksiyonlarını belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizip hesaplamalar Gaussian09 paket programında yapılmıştır. Farmasötik bileşiklerin moleküler mekanik MM Yöntemi ile konformasyon analizi yapılarak en dayanıklı konfermeri belirlenmiştir. Kuantum mekaniksel hesaplar gaz fazında yoğunluk fonksiyonel teorisi DFT/B3LYP/6-31G* yöntemiyle yapılmıştır ve her molekülün optimum geometrik parametreleri termodinamik ve elektronik özellikleri hesaplanmıştır. OH radikalinin elektrofilik karakteri nedeni ile molekülün elektronca zengin bölgelerine saldıracağı için reaksiyon merkezlerini belirlemek amacıyla anitibiyotiklerin Mulliken yük dağılımı da hesaplanmıştır. Çözücü suyun etkisi, çözme modeli olarak COSMO kullanılmıştır. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Gümüşhane yöresinde üretilen ballarda GC–MS ile pestisit tayini
Bu tez çalışmasında Gümüşhane iline bağlı Kelkit, Şiran ve Köse ilçe köylerinden bal örnekleri alınmıştır. Bal örneklerinin Gümüşhane ilçelerinden yalnız 3 farklı ilçesinden alınmasının nedeni, bu 3 ilçenin gerek coğrafi özellikleri gerek tarımsal faaliyetleri açısından diğer ilçelere göre oldukça zengin ve benzer özellikler göstermelerindendir. Alınan bal örnekleri 2021 yılına ait çiçek ballarından oluşmaktadır. Bal örneklerinin toplanmasında ilçe merkezlerine yakın ve ilçe merkezlerinden uzak lokasyonlar dikkate alınmıştır. Bal örneklerinde pestisit kalıntı analizleri GC-MS cihazı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmalarda bölge tarımında kullanılan Cyfluthrin, Cypermethrin, Deltamethrin ve Malathion olmak üzere 4 farklı pestisit bileşeni, 20 farklı süzme çiçek balında analiz edilmiştir. Analizler, grafikler ve şekillerle görsel olarak da gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bal, GC-MS, Pestisit
RGO, rGO/MnO2, rGO/CuO, rGO/MnO2/PANI, rGO/CuO/PANI ikili ve üçlü nanokompozit sentezleri,süperkapasitör uygulamaları
Süperkapasitörler, geleneksel kapasitörlere kıyasla yüksek güç ve enerji yoğunlukları ve uzun ömürleri ile önem kazanmış ve daha fazla kullanılmaya başlamıştır. Süperkapasitörler için genellikle karbon ve karbon bazlı malzemeler, iletken polimerler ve metal oksitli malzemeler kullanılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı yeni nanokompozit sentezleriyle süperkapasitör cihazlar geliştirmektir. İkili elektrot sistemleri ile süperkapasitör cihazlar üzerinde uygulanabilirliğini göstermek amacı ile rGO, rGO/MnO2, rGO/CuO, rGO/MnO2/PANI, rGO/CuO/PANI ikili ve üçlü nanokompozitler başarılı bir şekilde sentezlenmiştir. SEM-EDX, FTIR-ATR, termal gravimetrik analiz (TGA-DTA), 4-nokta prob katı iletkenlik ölçümleri ve yüzey analizi (BET) gibi çeşitli karakterizasyon yöntemleri kullanılarak karakterize edilmiştir. Elde edilen elektroaktif malzemeler süperkapasitör cihazlar yapılarak elektrokimyasal performansları (döngülü voltametri (CV), galvanostatik yükleme / boşalma (GCD) ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) ölçümleri ile 3 farklı elektrokimyasal performans ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Stabilite testleri 1000 döngüye kadar yapılarak süperkapasitör cihazın kararlılık testleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca eşdeğer devre analizleri R(C(R(QR)))(CR) ile teorik ve deneysel veriler çakıştırılarak elektrik devre parametreleri incelenmiştir.
Asetofenon ve benzaldehit-N-alkil-tiyosemikarbazonların bizmut(III) halojenür komplekslerinin sentezi ve biyolojik özelliklerinin incelenmesi
Gerçekleştirilen bu tez çalışmasında asetofenon-N-metiltiyosemikarbazon (Hacpmtsc), asetofenon-N-etiltiyosemikarbazon (Hacpetsc), benzaldehit-N-metiltiyosemikarbazon (Hbzmtsc) ve benzaldehit-N-etiltiyosemikarbazon (Hbzetsc) ligantları ve bu ligantların bizmut(III) halojenür (BiX3; X: Cl ve Br) ile oluşturduğu 8 yeni bileşik sentezlemiştir. Tiyosemikarbazon türevi ligandların sentezi uygun bir aldehit ve ketonun bir tiyosemikarbazid ile 1:1 molar stokiyometrik oranlarda schiff bazı reaksiyonu sonucu gerçekleştirilmiştir. Bizmut(III) halojenür bileşikleri ise, bizmut(III) klorür ve bizmut(III) bromürün asetofenon ve benzaldehit tiyosemikarbazon türevi ligand ile 1:2 ve 1:3 metal:ligand molar stokiyometrik oranlarında uygun çözücü ve sıcaklıklar kullanılarak sentezlenmiştir. Sentezlenen bu ligand ve bizmut(III) tiyosemikarbazon bileşiklerinin kimyasal yapıları erime noktası, elementel analiz, molar iletkenlik, FT-IR spektroskopisi, FT-Raman spektroskopisi, Termal Gravimetri-Diferansiyel Termal analizi, 1H ve 13C NMR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi ve X-ışını kırınımı yöntemleri ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin kimyasal formülleri {[BiCl2(µ2-Cl)(ƞ1-S-Hacpmtsc)2]2} (1), {[BiCl2(µ2-Cl)(ƞ1-S-Hacpetsc)2]2} (2), {[BiBr2(µ2-Br)(ƞ1-S-Hacpmtsc)2]2} (3), {[BiBr2(µ2-Br)(ƞ1-S-Hacpetsc)2]2} (4) {[BiCl3(ƞ1-S-Hbzmtsc)3]} (5), {[BiCl3(ƞ1-S-Hbzetsc)3]·(CH3OH)} (6), {[BiBr3(ƞ1-S-Hbzmtsc)3]} (7) ve {[BiBr3(ƞ1-S-Hbzetsc)3]} (8) şeklindedir. 1-4 nolu bileşikler dimerik yapıya, 5-8 nolu bileşikler ise monomerik yapıya sahiptirler. Dimerik yapıdaki bileşiklerin monomerik birimleri bizmut atomuna üç halojen atomunun ve iki ayrı ligandtan gelen iki kükürt atomunun bağlanması ile kare piramit geometriyi oluşturmaktadır, kare piramit geometriye sahip monomerik birimler ise birbirlerine halojen köprüleri ile bağlanarak dimerik yapıyı meydana getirmektedir. Monomerik yapıdaki 5-8 nolu bileşikler ise her bir ligandtan gelen üç kükürt atomu ve üç halojenür atomu sayesinde oktahedral geometriye sahiptirler ve üç halojen atomunun oktahedral geometrinin tek bir düzleminde bulunması sonucu bileşiklerde meridiyonel izomerlik meydana gelmektedir. Gerçekleştirilen bu tez çalışmasında sentezlenen ve kimyasal yapıları aydınlatılan ligand ve bizmut(III) tiyosemikarbazon bileşiklerinin lipoksigenaz (LOX) enziminin inhibe edici etkileri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlardan bizmut(III) bileşiklerinin (1-8) serbest ligandlara göre daha kuvvetli bir enzim inhibisyonuna sahip oldukları ve bizmut(III) bileşiklerinin enzim inhibisyon değerlerinin cisplatin (IC50: 65.9 µM) ile karşılaştırıldığında 2, 3 ve 8'nolu bileşiklerinin cisplatin'e göre daha yüksek bir enzim inhibisyonu gösterdikleri görülmektedir.
Tetrasiklik 20-deetil-4-demetildasikarpidon ve 20-deetildemetildasikarpidon sentezi üzerine çalışmalar
Alkaloitler, keşfedildikleri ilk yıllardan itibaren alkaloitlerin kimyasal özellikleri ve etkinlikleri üzerine sürekli çalışmalar yapılmıştır. İndol alkaloitlerinin yapısının belirlenmesi ve sentezlenmesi alanında alkaloitlerin keşfinden itibaren günümüze kadar olan zamanda önemli ilerlemeler kat edilmiştir. Strychnos tipi alkaloitler, Güney Asya'da bulunan Loganiacea familyasında yer alan bitkilerin tohumlarından elde edilen alkaloitlerdir. Bu alkaloitlerin merkezi sinir sistemi üzerinde ciddi bir uyarıcı etkisi olduğundan tıbbi tedavi ve zehir bilimi (toksikoloji) alanında sahip oldukları rol oldukça önemlidir. Strychnos tipi alkaloitler, kanser ve AIDS ilaçlarında ağırlıklı olarak kullanılırlar. Bunun yanında ağrı kesicilerde, pıhtılaşmayı önleyen ve kan basıncını düşüren ilaçlarda, astım, öksürük ve tüberküloz tedavilerinde, sinirsel hastalık ilaçlarında ve medikal uyuşturucularda etken madde olarak kullanılmaktadırlar. Alkaloitler bitkilerde bulunurlar ancak bitkilerdeki bulunma oranları oldukça düşük olduğundan dolayı sentetik olarak elde edilebilmeleri oldukça önemlidir. Bu çalışmada tert-bütil [2-metil-1-]den elde edilen ara tetrahidrakarbazolün tetrakloro-1,4-benzokinon (TCB) aracılı siklizasyonu ile tert-bütil [2-metil-1-(4-metil-benzen-sülfonil)-1H-indol-3-il]metil karbonattan 20-deetil-4demetildasikarpidon ve 20-deetildasikarpidon sentezi için etkili bir yöntem bildirilmektedir. Strychnos alkaloit ailesinin ABCD alt yapısı olan 2-[9-(4-Metilbenzensülfonil)-2,3,4,9-tetrahidro-1H karbazol-2-il] asetonitril ilk kez farklı bir şekilde sentezlenmiştir.
Deetıltubifolin'in sentezi üzerine çalışmalar
Alkaloitlerin biyolojik aktiviteleri farmakolojik açıdan dikkat çekmektir. Günümüzde alkaloitler birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. En önemlilerinden olan kanser, tüberküloz, HİV ve sinir sistemi haslarının tedavilerinde kullanılmaktadır. Alkaloitler bitkilerin farklı kısımlarında bulunurlar. Fakat bitkilerden çok az miktarda elde edildiklerinden dolayı sentetik olarak sentezlenmeleri üzerine çalışmalar önem kazanmıştır. Strychnos alkaloitlerinin temel yapısını metanoazacino[4,3b]indol iskeleti oluşturur. Bu çalışmada tetrasiklik halka sisteminin oluşumu için yeni bir yöntem sunuyoruz ve deetiltububifolidinin toplam sentezini gösteriryourz. Bu yöntemle %49 verimle 20-dietiltubifolidin elde edilmiştir.
Bazı sülfonamid bileşiklerinin karbonik anhidraz enzimi üzerine in vitro etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, glokom hastalığı tedavisinde kullanılmak üzere potansiyel aday olan bazı sülfonamid türevli bileşiklerin karbonik anhidraz enzimi üzerine in vitro etkileri araştırılmıştır. Karbonik anhidraz enzimi, Sepharose-4B-L-Tirozin-Sülfonamid kimyasal yapısına sahip afinite jeli kullanılarak sığır kanından saflaştırılmıştır. Kan örnekleri Siirt ilindeki hayvan kesim noktalarından kesim anında alınmıştır. Spektrofotometrik deneysel çalışmalar, 348 nm'de 0. ve 3. dakikadaki absorbans değerleri belirlenerek yapılmıştır. Sığır karbonik anhidraz enzimine karşı oksadiazol sübstitüye türevli bileşiklerin afiniteleri deneysel olarak araştırılmıştır. Deneysel çalışmalarla elde edilen verilerden yararlanarak inhibisyon sabiti olan IC50 değerleri tespit edilmiştir. Diğer inhibisyon sabiti olan Ki ise Cheng&Prusoff denklemi yardımıyla matematiksel olarak hesaplanmıştır.
Bazı oksadiazol sübstitüye türevli bileşiklerin karbonik anhidraz enzimi üzerine in vitro etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, glokom hastalığı tedavisinde kullanılmak üzere potansiyel aday olan bazı oksadiazol sübstitüye türevli bileşiklerin karbonik anhidraz enzimi üzerine in vitro etkileri araştırılmıştır. Karbonik anhidraz enzimi, Sepharose-4B-L-Tirozin-Sülfonamid kimyasal yapısına sahip afinite jeli kullanılarak sığır kanından saflaştırılmıştır. Kan örnekleri Siirt ilindeki hayvan kesim noktalarından kesim anında alınmıştır. Spektrofotometrik deneysel çalışmalar, 348 nm'de 0. ve 3. dakikadaki absorbans değerleri belirlenerek yapılmıştır. Sığır karbonik anhidraz enzimine karşı oksadiazol sübstitüye türevli bileşiklerin afiniteleri deneysel olarak araştırılmıştır. Deneysel çalışmalarla elde edilen verilerden yararlanarak inhibisyon sabiti olan IC50 değerleri tespit edilmiştir. Diğer inhibisyon sabiti olan Ki değerleri ise Cheng&Prusoff denklemi yardımıyla matematiksel olarak hesaplanmıştır.
Siirt yöresinde halk tarafından şalgam olarak tüketilen turp bitkisinin metal içeriği ve biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Bu tez çalışması (Eruh) Siirt bölgesinde yetiştirilen bir turp ekotipinden elde edilen şalgam (avtitu) üzerine yapılmıştır. Turptan farklı çözgenler ile elde edilen ekstraklarda antioksidan kapasiteleri, toplam fenolik ve flavonoid miktarları DPPH (serbest radikal süpürme), Ferrik iyon indirgeyici antioksidan gücü (FRAP) analizleri yapılmıştır. Ayrıca örneklerin metal içeriği ve toplandığı alanda alınan toprak numunelerinin element analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda toplam fenolik madde miktarı en yüksek değer 71,97±14,54 mg/mL Gallik asit eşdeğeri ile toprak üstü kısımların metanol ekstraktında tespit edilmiştir. Toplam flavonoid en yüksek değer 298,17±128,13 mg/mL rutin eşdeğeri ile toprak üstü kısımlarına ait metanol ekstraktında tespit edilmiştir. DPPH en yüksek % inhibisyon değeri %66,88 ile turp örneklerinin torak üstü kısmında metanol ekstraktında tespit edilmiştir. Ferrik iyon indirgeyici antioksidan gücü (FRAP) en yüksek değer 3,29±0,01 mg/mL FeSO4 eşdeğeri olarak toprak üstü kısımlara ait metanol ekstraktında tespit edilmiştir. Element içeriği Kalsiyum, Potasyum ve Sodyum gibi besin açısından önemli olan elementler açısından zengin bulunmuştur. Toprak Analizi bakımından bakıldığında organik madde oranı iyi, alınabilir fosfor çok fazla ve alınabililir potasyum iyi olarak tespit edilmiştir.
Hastanede yatan COVID-19'lu hastalara uygulanan bazı biyokimyasal testlerin kemometrik yaklaşım ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada hastanede yatmakta olan 61 COVID-19 koronavirüs hastası ile 42 sağlıklı bireyin bazı biyokimyasal parametreleri karşılaştırılmıştır. Hastanede yatan koronavirüs hastalarının, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında bazı testlerde yükseliş ve düşüşler kaydedilmiştir. Cinsiyetler arası karşılaştırmalarda, erkeklerin virüsten daha çok etkilendiği görülmektedir. Hastalar, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, hastalarda CRP, GLUKOZ, ÜRE, KREATİNİN, Mg, ALP, ALT, AST, GGT, LDH, CK seviyeleri yükselirken, Ca, TP, ALB, GLB testlerinde düşüş kaydedilmiştir. Ancak Na, K, Cl, BİLLİRUBİN seviyelerinde herhanngi bir değişiklik görülmemiştir. Hastanede yatmakta olan COVID-19 hastalarının cinsiyetleri baz alınıp karşılaştırıldığında, erkeklerde CRP, GLUKOZ, ÜRE, KREATİNİN, ALT, AST, GGT, CK, LDH değerleri yüksek seviylerde bulunmuştur. Bunun yanısıra erkeklerde Ca, TP, GLB, ALB, P, ÜRİK ASİT seviyeleri düşerken, kadın ve erkek kıyaslamasında Na, K, Cl, BİLİRUBİN ALP düzeylerinde önemli bir fark görülmemiştir. Erkeklerde, CK değerleri keskin bir şekilde yükselirken, kadınlarda ise düşüşü görülmüştür. Kontrol grubu hastalarında ise cinsiyet değerlendirmesi yapıldığında aynı sonuçlar elde edilmemiştir.
Yarıklı kuvars tüp-atom tuzağı atomik absorpsiyon spektrofotometrisini kullanarak potasyum etil ksantat ile oluşan molibden kompleksinin önderiştirme koşullarının araştırılması
Molibden; 1782 yılında keşfedilmesine rağmen ilk olarak 1891'de alaşım elementi olarak bir zırh üretiminde kullanılmıştır. Sert, sağlam ve ısıya dayanıklı alaşımı, günümüzde birçok sanayi alanında kullanılmaktadır. Bakır madenlerinde ikinci ürün olarak çıkarılmakta ve birçok element gibi eser miktarda bulunmaktadır. Bu çalışmasında Molibden elementinin düşük miktarlarda analiz edilebilmesi için yarıklı kuvars tüp-atom tuzağı kullanılarak atomik absorpsiyon spektrofotometresi ile analizi için duyarlı bir yöntem geliştirilmeye çalışıldı. Çalışmada, metanol, etanol, n-bütanol, aseton, benzen, MİBK (metilizobütilketon), asetik asit, asetik asit, fosforik asit, fosforik asit, kloroform ve bunların iki karşımları kullanıldı. 313,3 nm dalga boyunda (döteryumla), ksantat miktarı, optimum çözücü, karıştırma süresi, çözücü ilavesinden sonraki karıştırma süresi, hava akış hızı, gaz akış hızı gibi optimum koşullar belirlenmiştir. Molibden çözeltisine 2 mL Derişik Hidroklorikasit (20 saniye karıştırma süresi), 2 mL 0,25 M Potasyum Etil Ksantat,1 mL benzen eklenip 5 dakika karıştırıldıktan sonra hazırlanan karışımdan 40 µL numune alınarak 313,3 nm dalga boyundaki 2,4 L/dk hava ve 18 L/dk Asetilen karışımında analiz edilmiştir. Kalibrasyon eğrisi, 10-60 mg L-1 Mo konsantrasyonları arasında lineer olduğu aralık elde edilmiş ve LOD 2,52 µg/mL, LOQ 8,39 µg/mL bulunmuştur
Siirt yöresinde bulunan fıstık fabrikalarından çıkan atık suların oksidasyonu ve cevap yüzey metodu ile optimizasyonu
Fıstık fabrikalrında, işlenmesi sırasında her ton işlenen fıstık başına 2-6 m3 atık su ortaya çıkmaktadır. Fıstık işleme sonucu oluşan atık su çevresel sorunlar oluşturabilecek organik yapıdaki bileşikleri içerir. Bu atık sular doğrudan kanalizasyon sistemine verildiğinde yüksek KOİ, TOK ve TF içeriği sebebiyle kentsel atık su arıtma tesisine ağır yük bindirmekte ve arıtma tesisinin verimini düşürerek deşarj standartlarının sağlanmasını engellemektedir Bu çalışmada Siirt fıstığı işleme atık sularının subkritik su ekstraksiyonu kullanılarak CYM metodu ile arıtımı araştırılmış ve sıcaklık, H2O2 konsantrasyonu ve süre parametreleri incelenerek optimum koşullar belirlenmiştir. Bu atık su için, KOİ, COD ve TF giderimleri için elde edilen en yüksek KOİ, COD ve TF giderim sonuçları sırasıyla %50,4, %92,80, ve %99,7 olarak tespit edilmiştir. Bunun yanında fıstık fabrikası atık su örneği ve subkritik su ekstraksiyon işlemine tabi tutulan örneklerin nitrit, nitrat, toplam fosfat, toplam azot ve askıda katı madde analizi yapılmıştır.
Hyacinthella siirtensis endemik bitkisinin uçucu yağlarının biyolojik aktiviteleri ve fizikokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Türkiye sınırları içerisinde Orta Fırat ve Dicle Bölümlerinde yayılış gösteren Hyacinthella siirtensis B. Mathev bitkisi biyolojik, kimyasal ve fizikokimyasal özellikleri açısından incelenmiştir. H. siirtensis bitkisinin soxhlet ve maserasyon ekstraksiyon yöntemi kullanılarak toplam fenolik ve flavonoid madde miktarı, antioksidan aktivitesi, kimyasal bileşimi, metal içeriği, antibakteriyel aktivitesi ve fizikokimyasal özellikleri tespit edilmiştir. Farklı çözücülerle ekstraksyonlar yapılarak elde edilen ekstraktlar GC MS ile analiz edilmiştir. GC-MS analizi sonucunda soxhlet yöntemiyle elde edilen ekstraktlardan en fazla bileşik tespiti 51 bileşik ile aseton ekstraktından, metanol ekstraktının LC-MS/MS analizi sonucunda ise 19 farklı fenolik bileşik tespit edilmiştir. Toplam fenolik madde miktarları, Folin-Ciocalteau Reaktifi (FCR) yöntemi ile antioksidan aktiviteleri FRAP ve DPPH yöntemleriyle tespit edilmiş ve toplam flavonoid miktarları bulunmuştur. Toplam fenolik madde miktarının en yüksek değeri 95,87 mg/mL gallik asit eş değeri ile %80'lik metanol ekstraktından, toplam flavonoid bileşik miktarı ise 564,63 mg/mL rutin eş değerliği ile saf su ekstraktından elde edilmiştir. Antioksidan aktivitesi ise DPPH serbest radikal süpürme aktivitelerinin en yüksek inhibisyon değeri %68,72 değeri ile %80'lik aseton ekstraktından, FRAP yöntemiyle yapılan antioksidan kapasite analizlerinde en yüksek değerin 1,91 ug/mL FeSO4 eş değeri ile %80'lik metanol ekstraktına ait olduğu görülmüştür. H. siirtensis bitki ekstraktının birçok çözelti konsantrasyonunda gram-negatif bir yapıya sahip E. Coli bakterisine karşı etkili olduğu ve gram-pozitif yapıya sahip S. aureus bakterisine karşı yok denecek kadar az antibakteriyel etki gösterdiği gözlenmiştir. ICP-OES cihazıyla yapılan metal analizi sonucunda en fazla 5,33±0,00 g/kg ile mikrodalga numunesinde kalsiyum elementi, ICP-MS analiz sonucuda ise en fazla 15,65±0,49 g/kg ile mikrodalga numunesinde kalsiyum elementi tespit edilmiştir.
Kaliks [4]aren tiyazol türevlerinin sentezi ve dna ile etkileşimleri, asetilkolinesteraz enzim inhibisyonu ve antioksidan aktivitelerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, tiyazol grubu içeren yeni Kaliks [4]aren bileşiklerin(5,7,8) calf thymus DNA (CT-DNA) ve plazmit DNA ile etkileşimleri, asetilkolinesteraz (AChE) enzim inhibisyon potansiyelleri ve antioksidan aktiviteleri incelenmiştir. İlk olarak, tiyazol türevi kaliksaren bileşiklerin sentezi gerçekleştirilmiş ve bu bileşiklerin yapısal karakterizasyonları FTIR, ¹HNMR, ¹³CNMR spektroskopileri ile elementel analiz yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin CT-DNA ile etkileşimleri, UV-Vis absorbsiyon spektroskopisi ve floresans spektroskopisi teknikleri kullanılarak araştırılmıştır. Üç bileşiğin UV-Vis spektroskopisi sonuçları, absorbans değerlerinde hiperkromik artış olduğunu ortaya koymuştur. Floresans spektroskopisi analizleri, CT-DNA varlığında bileşiklerin emisyon şiddetlerinde bir sönümleme (quenching) meydana geldiğini ortaya koymuştur. Bu etkileşimlerin kantitatif değerlendirilmesi amacıyla Stern–Volmer sönümleme sabitleri (Ksv) hesaplanmıştır. Ayrıca, farklı sıcaklıklarda (298, 303 ve 313 K) etidyum bromür varlığında, bileşikler (5, 7 ve 8) ile CT-DNA arasındaki etkileşimler floresans spektroskopisi ile incelenmiş, sıcaklığın artmasıyla birlikte hem Stern–Volmer sabiti (Ksv) hem de bağlanma sabiti (Kb) değerlerinde gözlenen azalma, floresans söndürmenin statik bir mekanizma ile gerçekleştiğini göstermektedir. Yine elde edilen sonuçlar doğrultusunda bağlanma özellikleri, hesaplanan termodinamik parametreler (ΔH, ΔS ve ΔG) üzerinden değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, serbest enerji değişiminin (ΔG) negatif olması, kaliksaren bileşikleri ile DNA arasındaki etkileşimin kendiliğinden gerçekleştiğini ve termodinamik açıdan uygun olduğunu göstermektedir. Entalpi (ΔH) ve entropi (ΔS) değerlerinin her ikisinin de negatif olması ise, bağlanmanın van der Waals kuvvetleri ve hidrojen bağları aracılığıyla gerçekleştiğine işaret etmektedir. Yürütülen bir diğer çalışmada, pBR322 plazmit DNA ile gerçekleştirilen agaroz jel elektroforez deneyleri aracılığıyla bileşiklerin DNA üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Sentezlenen bileşiklerin biyolojik potansiyellerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen bir diğer çalışmada, asetilkolinesteraz (AChE) inhibisyon aktiviteleri incelenmiş; bileşiklerin IC₅₀ değerleri belirlenerek inhibitör etkileri nicel olarak değerlendirilmiştir. Lineweaver–Burk çift ters grafik yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen enzim kinetiği analizleri sonucunda, bileşiklerin asetilkolinesteraz üzerindeki inhibisyon mekanizmaları değerlendirilmiş ve inhibitör tipleri buna göre karakterize edilmiştir. Analizler, Bileşik 5'in asetilkolinesteraz üzerinde unkompetitif inhibisyon gösterdiğini, Bileşik 7 ve 8'in ise kompetitif inhibitörler olduğunu ortaya koymuştur. Buna ek olarak, kaliksaren bileşiklerin (5,7,8) antioksidan aktiviteleri, DPPH (2,2-difenil-1-pikrilhidrazil) serbest radikal süpürme yöntemi kullanılarak değerlendirilmiş ve elde edilen sonuçlara göre bileşiklerin antioksidan etkinlik sıralaması 7 > 5 > 8 şeklinde belirlenmiştir. Ancak tüm bileşiklerin gösterdiği antioksidan aktiviteler, referans standart bir antioksidan olan askorbik asit ile karşılaştırıldığında daha düşük bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Asetilkolinesteraz, antioksidan, CT DNA, inhibisyon, kaliksaren, tiyazol
Süperkritik akışkan ekstraksiyon sistemi ile ölmez otunda (Helichrysum arenarium L.) bulunan biyoaktif bileşenlerin ekstraksiyonu ve bazı farmasötik özelliklerinin incelenmesi
Geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerde yaygın olarak kullanılan Helichrysum arenarium L. bitkisi, özellikle sindirim sistemi rahatsızlıklarında destekleyici etkileriyle öne çıkmaktadır. Avrupa Birliği monografisinde şişkinlik ve sindirim bozukluklarının tedavisinde kullanımına ilişkin bilimsel onay almıştır. Bu tür bitkisel ürünlerin etkinliğini artırmak ve güvenli bileşik profiline sahip ekstraktlar elde edebilmek için, kullanılan ekstraksiyon yöntemlerinin seçiciliği ve sürdürülebilirliği büyük önem taşımaktadır. Geleneksel çözücü bazlı ekstraksiyon yöntemleri, özellikle fenolik ve flavonoid gibi hidrofilik bileşiklerin ekstrakte edilmesinde başarılı olmakla birlikte, çözeltide kalabilecek çözücü kalıntıları ve işlem süresine bağlı olarak kararlılık sorunları oluşturabilmektedir. Buna karşılık, süperkritik akışkan ekstraksiyon yöntemi (SFE), çözücü kalıntısı bırakmayan, çevre dostu ve lipofilik bileşiklerin seçici ekstraksiyonunda etkili bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Her iki yöntemin farklı bileşik gruplarına yönelik seçiciliği, bu çalışmada geliştirilen formülasyonun temelini oluşturmuş ve SFE ile elde edilen apolar bileşiklerin, alkol-su ile ekstrakte edilen polifenollerin bir araya getirilmesiyle, hem biyoaktif bileşik çeşitliliği hem de biyoyararlanım açısından dengeli standart bir bitkisel preparat hazırlanmıştır. Bu tez çalışmasında; Helichrysum arenarium L. bitkisindeki biyoaktif bileşikler ilk kez SFE yöntemiyle elde edilmiş ve ekstraksiyon verimliliğini artırmak amacıyla sıcaklık, basınç ve süre parametreleri merkezi kompozit tasarım kullanılarak optimize edilmiştir. Optimizasyon sonucunda süperkritik akışkan ekstraksiyon çalışma basıncı, sıcaklığı ve süresi sırasıyla 250 bar, 60 °C ve 180 dk. olarak belirlenmiştir. Optimum koşullarda, hem Helichrysum arenarium L. hem de karşılaştırma amacıyla literatürde sıkça incelenen Helichrysum italicum L. türleri de ekstrakte edilmiş; ekstraksiyon verimleri sırasıyla %2,19 ve %3,14 olarak tespit edilmiştir. Aynı türler, karşılaştırma için geleneksel çözücü ekstraksiyonu yöntemiyle de ekstrakte edilmiş ve bu yöntemle elde edilen ekstraksiyon verimleri sırasıyla %12,58 ve %16,11 olmuştur. Elde edilen ekstraktlar, içerik yönünden kapsamlı analizlere tabi tutulmuş ve bu yönüyle çalışma, farklı ekstraksiyon yöntemlerinin tüm özelliklerinin karşılaştırmalı değerlendirildiği öncü bir çalışma olmuştur. HPLC-UV analizlerinde, Helichrysum arenarium L. alkol ekstraktında apigenin-7-O-glikozit içeriğinin 9060,00 mg/kg, SFE ekstraktında ise 7,84 mg/kg olduğu ve hidrofilik flavonoidlerin alkol bazlı çözücülerle daha etkin bir şekilde ekstrakte edildiği tespit edilmiştir. SFE yöntemiyle ise lipofilik bileşenlerin ekstraksiyonu etkili bulunmuş, özellikle tokoferoller ve uçucu terpenoidlerin yüksek oranlarda elde edildiği tespit edilmiştir. HPLC-FLD ile yapılan analizlerde, SFE ekstraktlarının toplam tokol içeriği alkol ekstraktlarına kıyasla 10 kata kadar daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. GC-MS ile yapılan uçucu bileşen analizinde, Helichrysum arenarium L. ekstraktında borneol, eugenol ve carvacrol, Helichrysum italicum L. ekstraktında ise neryl acetate, gamma curcumene ve beta selinene gibi karakteristik terpenoidler tanımlanmıştır. GC-FID ile yapılan yağ asidi analizinde ise, her iki türde de linoleik asit (C18:2) en baskın yağ asidi olarak bulunmuştur. Özellikle Helichrysum italicum L. türü yüksek oranda PUFA (%63-72) içeriği ile öne çıkmıştır. Antioksidan aktivite tayin çalışmasında, alkol ekstraktları daha yüksek radikal süpürücü kapasiteye sahip olmakla birlikte, SFE ekstraktları da belirli koşullarda anlamlı antioksidan aktivite göstermiştir. Antimikrobiyal aktivite tayinleri ise, her iki bitkinin ekstraktlarının Staphylococcus aureus ve Escherichia coli üzerine belirgin bir etki göstermediğini ortaya koymuştur. Sadece Helichrysum italicum L. alkol ekstraktı düşük düzeyde Staphylococcus aureus'a karşı inhibisyon göstermiştir. Tespit edilen biyoaktif bileşik sonuçlarına göre, hem lipofilik hem de hidrofilik özellikteki bileşikleri içeren, daha dengeli ve sinerjik etkiye sahip 6 farklı karışım formülasyonu geliştirilmiştir. Bu formülasyonlarda, Helichrysum arenarium L. ve Helichrysum italicum L. bitkilerinden hem SFE hem de alkol ekstraksiyon yöntemleriyle elde edilen ekstraktlar kullanılmıştır. Formülasyon içeriği, ekstraktların çözünürlüğünü artırmayı hedefleyen bitkisel yağ bazlı sistemlerle desteklenmiş; ayrıca belirli vitaminler ve fonksiyonel katkılarla zenginleştirilmiştir. Helichrysum arenarium L. bitkisinin etken maddesi olan apigenin-7-O-glikozitin yapay bağırsak sıvısındaki çözünürlüğünün belirlenmesi amacıyla dissolüsyon analizleri gerçekleştirilmiş ve en yüksek çözünürlük değeri, %97 ile Helichrysum arenarium L. SFE ve çözücü ekstraksiyonundan elde edilen ekstraktların kullanıldığı formülasyonda elde edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmayla, Helichrysum arenarium L. bitkisi, SFE yöntemiyle ilk kez sistematik olarak sistem parametreleri optimize edilmiş ve elde edilen ekstraktların bileşen profili detaylı bir şekilde tayin edilmiştir. SFE yöntemi ile elde edilen yüksek lipofilik içerikli ekstraktlar ve alkol-su ekstraksiyonuyla elde edilen yüksek flavonoid içeriğine sahip ekstraktlar bir araya getirilerek, fonksiyonel gıda takviyesi olarak kullanılabilecek yenilikçi bir formülasyon geliştirilmiştir. Geliştirilen bu ürün, sürdürülebilirlik, çözücü güvenliği ve etkin bileşik profili açısından endüstriyel ölçekte değerlendirilebilecek güçlü bir aday olarak sunulmuştur.
Çöven (gypsophilal.) rizomlarının süperkritik akışkan sistemleri ile ekstraksiyonu, nanoparçacık eldesi ve emülsifiyer özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada; yurdumuzda endemik olarak doğal yayılış gösteren Gypsophila Arrostii'nin biyoaktif bileşiklerinin ekstraksiyonu gerçekleştirilmiş ve özellikleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Süperkritik akışkan ekstraksiyon yöntemi kullanılarak çöven rizomlarındaki değerli biyoaktif bileşiklerin eldesinin gerçekleştirildiği, türlerinin ve miktarlarının belirlendiği ilk özgün çalışma olması bakımından önem arz etmektedir. Çöven rizomlarının hidrofilik özellikteki biyoaktif bileşenleri geleneksel çözücü yöntemiyle ve lipofilik özellikteki biyoaktif bileşenleri ise süperkritik akışkan ekstraksiyon yöntemiyle elde edilmiştir. Çöven rizomları önce süperkritik akışkan ekstraksiyonuna tabii tutularak genellikle lipofilik özellikteki ekstraktlar elde edilmiştir. SFE'den geriye kalan katı kısım ve ham çöven rizomları kullanılarak su ve etanol karışımları ile çözücü ekstraksiyonları gerçekleştirilerek hidrofilik özellikteki ekstraktlar elde edilmiştir. Ekstraktlardaki; toplam fenolik madde miktarı, toplam flavonoid madde miktarı, antioksidant kapasitesi, uçucu bileşenleri, yağ asit kompozisyonu, tokoferol ve tokotrienol miktarları, trigliserit türleri ve miktarı, fenolik bileşikleri, saponin miktarları ve saponin türleri belirlenmiştir. Ekstraksiyonlardan elde edilen ekstraktlar kullanılarak nano emülsiyonlar hazırlanmış, SFE ekstraktlarındaki değerli biyoaktif bileşenlerin korunması için enkapsülasyon teknikleri denenmiş ve başarılı sonuçlar alınmıştır. SFE sistemiyle yapılan ekstraksiyonlarda %0,56, SFE sisteminden geriye kalan katı kısmından çözücü ekstraksiyonları ile %4,8-42,5 aralığında ekstraksiyon verimliliği elde edilmiştir. Ham çövenden ise çözücü ekstraksiyonları ile %4,2-42,1 aralığında ekstraksiyon verimliliğine ulaşılmıştır. Ham çöven kullanılarak çözücü ekstraksiyon sistemleriyle elde edilen ekstraktlardaki saponin miktarları %64,3-66,1 aralığında bulunmaktadır. SFE'den geriye kalan katı kısmından; çözücü ekstraksiyonu sistemleriyle elde edilen ekstraktlarda bulunan saponin miktarları ise %46,6-65,1 aralığında bulunmuştur. Ekstraktlardaki toplam fenolik madde miktarı; çözücü ekstraksiyon sistemiyle elde edilen ektraktlarda 12-16 mg GAE/kg ekstrakt aralığında bulunmuşken, SFE sistemiyle elde edilen ektraktlarında 59-317 mg GAE/kg ekstrakt aralığında tespit edilmiştir. Ekstraktlardaki toplam flavonoid miktarı; çözücü ekstraksiyon sistemiyle elde edilen ektraktlarında 41-59 mg rutin/kg ekstrakt aralığında, SFE sistemiyle elde edilen ektraktlarında 113-204 mg rutin/kg ekstrakt aralığında tespit edilmiştir. Ekstraktların antioksidan aktiviteleri trolox eşdeğer miktarda tespit edilerek, inhibisyon yüzdeleri çözücü ekstraksiyonundan elde edilen ekstraktlarda %29-45 aralığında, SFE sistemi ile elde edilen ekstraktlarda ise %12-59 aralığında olduğu belirlenmiştir. Uçucu bileşen olarak alfa.-Pinene, Eucalyptol (1,8 Cineol), beta.-Pinene, delta. 3-carene, Isolongifolene, Caryophyllene ve Beta. Tumerone olduğu bulunmuştur. Ekstraktların, yağ asit türlerinden; Palmitik asit, Oleik asit ve Linoleik asit bakımından zengin olduğu tespit edilmiştir. LLLn, OLLn, OLL ve PLL trigliserit türleri yüksek oranda belirlenmiştir. Ekstraktlarda tokoferollerden gama tokoferol, tokotrienollerden ise alfa ve beta tokotrienol miktarlarının diğerlerinden daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Ekstraktlarda fenolik bileşiklerden; gallik asit, prokateşin, kafeik asit, 4 dihidroksi benzoik asit, vanilin, rutin, apigenin ve salisilik asit tespit edilmiştir. Çövendeki steroidal ve triterpenik saponin varlığı, numunelerdeki renk değişimi ile belirlenmiştir. GC-MS ile gerçekleştirilen saponin tür analiz sonuçlarına göre steroidal türlerden kolestanol, ergostenol, stigma, sitosterol ve triterpenoid türlerden olenan, ursanoik, lupen saponozitlerin olduğu tespit edilmiştir. Ekstraktlarda Gypsogenin 3-O glucuronoid miktarlarının tayini HPLC ve LC sistemleri ile belirlenmiştir. Çözücü ekstraksiyonu ile elde edilen ekstrakta saponin miktarı 325 mg Gypsogenin 3-o glucuronoıd/kg ekstrakt olarak LC-MS sistemiyle tayin edilmiştir. HPLC-UV sistemiyle; ham çöven rizomlarından ve SFE' den geriye kalan katı kısımdan çözücü ekstraksiyonları ile elde edilen ekstraktlardaki saponin miktarları 22-43 mg Gypsogenin 3-o glucuronoıd/kg ekstrakt aralığında olduğu tespit edilmiştir. SFE' den elde edilen ekstraktlarda bulunan saponin miktarları ise sırasıyla SEP1'de 34,2, SEP2'de 22,4 ve SEP3'te 18,5 mg Gypsogenin 3-o glucuronoıd/kg ekstrakt düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çöven rizom ekstraktları kullanılarak yağ/su nano emülsiyonları oluşturulmuş; SFE'den elde edilen ekstraktlar ile hazırlanan emülsiyonların ortalama parçacık boyut dağılımı 125-194 nm aralığında, PDI değerlerinin ise 0,25-0,37 aralığında olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre homojen görünüm ve kararlı bir yapı oluştuğu tespit edilmiştir Süperkritik akışkan ekstraksiyonundan elde edilen ekstraktlarda bulunan esansiyel yağların; kitosan matriksi ile TPP, tween 80 ve saponin kullanılarak kapsülleri oluşturulmuştur. Kapsüllerin ortalama parçacık boyutları DLS ile morfolojik yapılar ise FESEM+EDS ile belirlenmiştir. Doğal emülgatör olan saponinler kullanılarak elde edilen nanoparçacıkların, yeni endüstriyel ürünlerin hazırlanıp, kullanılmasında çok faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çöven (Gypsophıla Arrostii.), Süperkritik akışkan ekstraksiyonu, Kromatografi, Nanoemülsiyon, Saponin, Tokoferol-Tokotrienol, Terpenoid, Trigliserit, Yağ asidi kompozisyonu, DLS, FESEM
Aminoasit bazlı çok yönlü heterosiklik bileşiklerin sentezi ve FE(III), CR(III) metal komplekslerinin incelenmesi
Çalışmamızda, elektron açısından zengin, geniş kullanım alanına sahip heterosiklik bileşiklerden çok yönlü benzimidazol ve benzoksazoller sentezlenmiştir. Reaksiyon aşamasında 1,2-fenilendiamin ve 2-aminofenol ile vücudumuz için gerekli olan ve protein yapısına katılan L-glisin, L-alanin, L-metiyonin, L-tirozin, L-glutamin, L-serin, L-glutamik asit, L-fenilalanin gibi aminoasitler kullanılarak benzimidazol ve benzoksazollerin sentezi gerçekleştirilmiştir. Bu aminoasitlerden elde edilen heterosiklik bileşiklerden toplamda 16 farklı ligand sentezi gerçekleştirilmiştir. Bu heterosiklik bileşiklerin tıpta kullanılan ilaçların temel yapısını oluşturması bizim için dikkat çekici olmuştur. Çalışmanın ikinci aşamasında 1,3,5-tribromobenzen merkez maddesi olarak kullanılarak 16 farklı ligand ile 24 farklı çok yönlü heterosiklik bileşikler elde edilmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında; sentezlenen heterosiklik bileşikler, literatüre uygun olarak hazırlanan [{Fe(salen)}₂O] ve [{Cr(salen)}₂O] komplekslerine, sahip oldukları –COOH grupları üzerinden çift oksijen köprüsü oluşturacak şekilde koordine edilmiştir. Elde edilen ligandların ve heterosiklik bileşiklerin yapıları FT-IR, ¹H-NMR, elementel analiz ölçümleri ile karakterize edilmiştir. Sentezlenen çok yönlü heterosiklik bileşiklerden elde edilen homonükler komplekslerin yapıları ise manyetik süssebtibilite ve elementel analiz ölçümleri ile aydınlatılmışır.
Bölgeye özgü glikolizasyon analizlerinde kullanılan çarpışmalı fragmantasyon tekniklerinin glikopeptit tanımlama performanslarının kıyaslanması
Protein glikozilasyonu, Post Translasyonel Modifikasyon (PTM) çeşitlerinden biridir ve birçok fizyolojik ve biyolojik süreçlerle ilişkilidir. Glikoproteinin kimliği hakkında bilgi sahibi olmak için peptit dizisi, glikozilasyon bölgesi ve glikan yapısı hakkında bilgi üretilmelidir. Glikopeptitlerin analizi için Tandem Kütle Spektrometrisi (MS/MS) yaygın olarak kullanılmaktadır. Peptit ve glikan yapıları farklı kimyasal özellikleri nedeniyle karmaşıktır. Parçalama yöntemlerinden biri olan Çarpışma İle İndüklenmiş Parçalama (CID), Dört Kutuplu-Uçuş Zamanlı Kütle Spektrometrisi (QTOF-MS) enstrümanı ile beraber uyumlu bir şekilde çalışmaktadır. Yüksek Enerjili C-trap İle Parçalama (HCD) yöntemi ise, Dört Kutuplu Orbitrap (Q- Exactive Plus) enstrümanı ile çalışmaktadır. Ayrıca çok benzer olan HCD ve CID tekniği, glikan birimleri için B- ve Y- tipi fragmentleri üretirken peptit omurga parçalaması sonucunda peptit fragmentlerine ait b- ve y- tipi iyonları üretir. Son yıllarda fragment iyonların verimliliği arttırmak için Basamaklı Çarpışma İle İndüklenmiş Parçalama (sCID) ve Basamaklı Yüksek Enerjili C-trap İle Parçalama (sHCD) tekniği ortaya çıkmıştır. Bu tekniklerle farklı enerjiler uygulanarak hem glikan hem de peptit fragmentleri hakkında eş zamanlı bilgi edinilir. Tez kapsamında, QTOF s(CID) (Basamaklı Çarpışma İle İndüklenmiş Parçalama) ve Q-Exactive Plus s(HCD) (Bacamaklı Yüksek Enerjili C-trap İle Parçalama) sistemlerinin glikopeptit tanımlama performansları kıyaslanmıştır. Haptoglobin (Hpt) proteininin, Hpt 1-1, Hpt 2-2 ve Hpt-M adı verilen bu üç farklı varyantı tez çalışmasında kullanılmıştır. Her bir varyant, dört tekrarlı olacak şekilde hem QTOF s(CID) hem de Q-Exactive Plus s(HCD) sistemlerinde analiz edilmiştir. QTOF s(CID) sistemi, Q-Exactive Plus s(HCD) sistemine göre hem daha çok glikozilasyon bölgesi hem de daha fazla glikopeptit sayısı tanımlamıştır. Q-Exactive Plus s(HCD) sistemi, QTOF s(CID) sistemine göre daha yüksek toplam ortalama skor sayısı tespit edilmiştir.
Kontrollü ilaç salımı için kollajen temelli nanobaloncuklar
Nanobaloncuklar temel olarak, taşınan ilacın hedeflenen bölgeye yapısal kararlılığını ve dağıtımını artırmak için tasarlanmış nano-boyutlu baloncuklardır. Küçük boyutları nedeniyle kan dolaşımından istenilen bölgeye nüfuz edebilirler. Baloncukların yapısı, içinde bir dış kabukla çevrili gaz içerir. Literatürde nanobaloncuklar için girişimsel olmayan, hedeflemeli ilaç salım sistemlerini içeren çalışmalar bulunmaktadır. Bu tez çalışmasında sulu ortamda çözünürlüğü düşük olan ve düşük dozlarda toksik etki göstermeyen perfloropentan (PFP) gazı iç dolgusu olarak kullanılmıştır. İlaç yüklü nanobaloncuklar, ultrasonun etkisi ile patladığında, hücre yüzeylerinde geçici gözenekler oluşmasına neden olur ve taşıdıkları ilacın hücreye alımını artırır. Bu çalışmada, iyi bilinen doğal bir protein olan kollajeninin biyolojik olarak parçalanabilirliği ve mükemmel biyouyumluluğu, lenf kanseri tedavisinde kullanılan ibrutinibin salınması için nanobaloncuklar hazırlamak üzere kullanılmıştır. Bu amaç doğrultusunda taramalı elektron mikroskobu (SEM), Fourier dönüşümlü infrared-azaltılmış toplam yansıma (FTIR-ATR), ışık mikroskobu ve zeta-boyut ve yük analizi teknikleri kullanılarak karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Çeşitli ilaç dozlarında hazırlanan kollajen nanobaloncukların salım çalışmaları, diyaliz membranı kullanılarak farklı pH (5,5-7,4) ve sıcaklık (4,0-40,0oC) aralığında bir Franz hücresinde gerçekleştirilmiştir. Kollajen nanobaloncuklar ile yapılan salım deneylerinde, pH 7,4'te ilacın yaklaşık %70'inin 6 gün içerisinde salındığı gözlemlenirken, ultrason ile kollajen nanobaloncukların patlatılması ile aynı sonuca 24 saatte ulaşıldığı görülmüştür. Aynı zamanda, sentezlenen nano-baloncukların etkinliğini göstermek için bir sitotoksisite çalışması yapılmıştır.
Determination of molecular traces of various snake venomes using proteomics and glycomic approaches based on mass spectrometry
Viperidae snake species are distributed in a wide geographical region in Turkey. Specific proteome and glycoproteome composition profiles provide comprehensive information to study the venom's biological function and taxonomical classification. In this context, we used proteomics, glycoproteomics, and glycomics strategies to characterize proteins present in the proteome and glycoproteome of five venoms belonging to the Viperidae family. The finding showed a distinct composition for each venom, particularly the glycoproteome profile. The overall mass spectrometry profiles identified 144 different proteins, 36 glycoproteins and 78 distinct N-glycan structures varying in composition across the five venoms. The glycoprotein composition data obtained from glycoproteomics aligns consistently with the findings from glycomics. Many the identified proteins across the five venoms belong to glycosylated protein families, snake venom serine protease (SVSP), snake venom metalloprotease (SVMP), and C-type lectins (CTL). The clustering and principal component analyses (PCA) illustrated the composition-based similarities and differences between venom proteome, glycoproteome and glycan profiles. Specifically, the N-glycan profiles of M. xanthina (Mx) and V. a. ammodytes (Vaa) venoms were identical and difficult to differentiate; in contrast, their proteome profiles were distinct. Clustering analysis enabled the classification of venom species into different groups presenting their taxonomical classification. Interestingly, the variety of the proteins across venom species highlights the impact of glycosylation on the diversity of glycosylated protein in venom proteome. This proposed high throughput approach provides accurate and comprehensive profiles of the composition and function of various Viperidae snake venoms.
Poli(metil vinil eter-ard-maleik anhidrit) ve poli(etilen-ard-maleik anhidrit) kopolimerlerinin çözelti dinamiği ve termodinamiği
Bu çalışmada, Poli(metil vinil eter-ard-maleik anhidrit) (Mw=216.000 g/mol) ve Poli(etilen-ard-maleik anhidrit) (Mw=100.000-500.000 g/mol) kopolimerlerinin, değişik çözücüler ile kimyasal ilgi profillerini belirlemek ve çözelti dinamiği ile termodinamiğini incelemek amacıyla hem teorik yaklaşım hem de deneysel çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Seçilen bu iki kopolimerlerin tekrarlanan birimlerinde maleik anhidrit birimi sabit iken, tekrarlanan diğer birimlerden biri metil vinil eter ve diğeri ise etilen olarak seçilmiştir. Fark edilebileceği gibi, kopolimerlerde tekrarlanan birim farklılığı sadece bir metoksi grubu ile değişim göstermektedir. Bu grubun hem teorik anlamda hem de deneysel anlamda farklılık getirebileceği bu tez kapsamında, kapsamlı incelenmiştir. Teorik anlamda termodinamik büyüklüklerin hesaplanması için HSPiP programı kullanılmıştır. Bu programa göre her iki kopolimer için de çok sayıda çözücü için Kimyasal İlgi Profilleri hesaplanmış ve bu değerler 2D ve 3D diyagramlar üzerinden takip edilmiştir. Sonrasında, çözünürlük parametre farklarının da (l∆δTΙ, ∆δT, RED) hesaplaması yapılarak çok sayıda çözücü arasından PMVEMA için DMSO, MEK ve Etil Asetat; PEMA için ise DMSO, DMA ve Aseton seçilerek deneysel çalışma adımları gerçekleştirilmiştir. Deneysel olarak kopolimerlerin belirlenen çözücüler içinde çözeltileri hazırlanıp daha sonra kurutularak elde edilen katı örnekler kullanılarak Spektroskopik (FTIR) ve Termal (DSC) çalışmalar gerçekleştirilirken; kopolimerlerin Çözelti Davranışları ise Işık Saçılması (Statik Işık Saçılması), Viskozimetrik ve Reometrik yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. FTIR çalışmalarında, özellikle karbonil piklerinde çözücüye bağlı olarak anlamlı kaymalar görülmüş, bu kayma değerlerinin 'iyi çözücüler' için sayısal olarak daha büyük olduğu gözlemlenmiştir. DSC'de ise camsı geçiş sıcaklığı,Tg davranışlarının polimer-çözücü arasında hesaplanan Kimyasal İlgi Profillerine uyum sağladığı görülmüştür. Çözelti davranışlarını gözlemlemek üzere kullanılan Statik Işık Saçılması yönteminde, kopolimerlerin farklı çözücüler ile hazırlanan çözeltilerinin başlıca Jirasyon yarıçapı,Rg ve İkinci Virial Katsayı,A2 değerleri hesaplanmış ve sonucunda kopolimer-çözücü arasındaki etkileşimlerinin Kimyasal İlgisini profillerine uygun davranışlar gösterdiği gözlemlenmiştir. Hemen ardından gerçekleştirilen Viskozite ve Reoloji çalışmalarıyla kopolimer-çözücü RED uzlaşmasını gösteren sonuçlar elde edilmiştir. Tüm çözelti davranışlarında görülen ortak sonuç; 'iyi çözücülerde' hidrodinamik hacimlerini ([η]), jirasyon yarıçapı ve polimer-çözücü etkileşimlerinin (A2) büyük olduğu; kısmen 'kötü çözücülerde' ise bu değerlerin daha küçük sayısal değerlerde olduğu gözlemlenmiştir.
RAFT/MADIX polımerızasyonu için yeni bir telekelik fotoaktif zincir transfer ajanı (CTA) sentezi, karakterızasyonu ve kullanımı
Bu tez çalışmasında, RAFT/MADIX polimerizasyonu için yeni bir telekelik fotoaktif zincir transfer ajanı (CTA) sentezlendi, karakterize edildi ve RAFT/MADIX polimerizasyonunda kullanıldı. Çalışma dört aşamada tamamlandı. Birinci aşamada, benzoin bileşiğinin 2-bromopropaniol bromür ile tepkimesinden brom (Br) uç fonksiyonlu bir benzoin fotobaşlatıcısı (B-Br) sentezlendi. İkinci aşamada, benzoin bileşiğinin CS2 ile NaH varlığında tepkimesi gerçekleştirildi ve tepkime sonlandırılmadan tepkime ortamına B-Br ilave edilerek yeni bir fotoreaktif telekelik CTA (RAFT ajanı) sentezlendi. Sentezlenen RAFT vasıtasının karakterizasyonu elementel analiz, FT-infrared, 1HNMR, 13C-NMR, UV-Vis ve floresans teknikleri ile yapıldı. Üçüncü aşamada, sentezlenen ksantat türü bu CTA, stiren (St) ile RAFT/MADIX polimerizasyon tekniği kullanılarak zincirin her iki uç grubunda benzoin fotoreaktif grubu bulunduran iyi tanımlanmış bir polistiren (PSt) makrofotobaşlatıcısı (telekelik makrofotobaşlatıcı, B-PSt-B) elde edildi. Elde edilen telekelik polistiren makrofotobaşlatıcısının karakterizasyonu FT-infrared, 1H-NMR, GPC, UV-Vis ve floresans teknikleri ile gerçekleştirildi. Çalışmanın dördüncü ve son aşamasında ise sentezlenen B-PSt-B'nin fotokimyasal özellikleri incelendi. Bu amaçla B-PSt, siklohekzen oksit (CHO) monomerinin fotokimyasal katyonik polimerizasyonda bir ön-polimer olarak kullanılarak ABA tipi bir blok kopolimer (PCHO-PSt-PCHO) elde edildi. Sentezlenen blok kopolimerin karakterizasyonu FTinfrared, 1H-NMR ve GPC teknikleri ile yapıldı.
Telekelik PCL homo ve PCL-PSt-PCL blok tipi makrofotobaşlatıcılarınsentezi ve karakterizasyonu
Bu tez çalışmasında telekelik poli (ɛ−kaprolakton) (B-PCL-B) homo ve poli (ɛ−kaprolakton)-polistiren-poli(ɛ-kaprolakton) (B-PCL-PSt-PCL-B) blok tipi makrofotobaşlatıcıların sentezi ve karakterizasyonu gerçekleştirildi. Bu amaçla öncelikle, benzoin başlatıcısı ve Sn(Oct)2 katalizörü varlığında ɛ−kaprolakton monomerinin halka açılması polimerizasyonu (ROP) gerçekleştirilerek zincirin bir ucunda benzoin fotoaktif grubu (B) bulunduran iyi-tanımlanmış PCL makrofotbaşlatıcısı (B-PCL) sentezlendi. Sentezlenen bu PCL makrofotobaşlatıcısı 4,4′-azobis(4-siyanovalerik asit) (ACVA) ile tepkimeye sokularak zincir ortasında azo grubu (-N=N-), zincirin her iki ucunda benzoin fotoaktif grubu (B) bulunduran polimere (telekelik makro azo PCL fotobaşlatıcısı, B-PCL-B) dönüştürüldü. Daha sonra elde edilen telekelik B-PCL-B makrofotobaşlatıcısı stiren monomerinin termal serbest radikalik polimerizasyonunda bir makrobaşlatıcı olarak kullanılarak telekelik B-PCL-PSt-PCL-B blok tipi makrofotobaşlatıcısı sentezlendi. Makrofotobaşlatıcıların karakterizasyonu FT-infrared, 1HNMR, 13C-NMR, GPC, UV-Vis ve floresans teknikleri ile gerçekleştirildi. İlave olarak, elde edilen telekelik B-PCLPSt-PCL-B makrofotobaşlatıcısı siklohekzen oksit (CHO) monomerinin fotokimysal katyonik polimerizasyonunda bir ön polimer kullanılarak PCHO-PCL-PSt-PCL-PCHO (ABCBA tipi) şeklinde beş bloklu bir kopolimer sentezlendi. Sentezlenen beş bloklu kopolimerin karakterizasyonu FT-infrared, 1H-NMR ve GPC teknikleri ile yapıldı.
İyi-tanımlanmış telekelik makro azo poli(L-laktid) fotobaşlatıcısının sentezi ve blok kopolimerizasyonda kullanılması
Bu tez çalışmasında, halka açılması polimerizasyonu (ROP) ve normal kondenzasyon yöntemlerinin birleştirilmesi ile iyi tanımlanmış telekelik makro azo poli(L-laktid) (PLLA) fotobaşlatıcısı sentezlendi ve blok kopolimer eldesinde kullanıldı. Bu amaçla öncelikle, L-laktid (LLA) monomerinin halka açılması polimerizasyonu (ROP) benzoin (B) başlatıcısı ve Sn(Oct)2 katalizörü varlığında gerçekleştirilerek zincir ucunda benzoin fotoaktif grubu bulunduran iyi tanımlanmış PLLA makrofotobaşlatıcısı (B-PLLA) sentezlendi. Daha sonra B-PLLA makrofotobaşlatıcısı 4,4′-azobis(4-siyanovalerik asit) (ACVA) ile kondenzasyona sokularak zincir ortasında azo grubu (-N=N-) ve zincirin her iki ucunda benzoin fotoaktif grubu bulunduran polimer bir polimer olan telekelik makro azo azo poli(L-laktid) fotobaşlatıcısı (B-PLLA-N=N-PLLA-B) elde edildi. Elde edilen bu makrofotobaşlatıcı blok kopolimer eldesinde bir ön polimer olarak kullanıldı. Bu ön polimer stiren (St) monomerinin termal serbest radikalik polimerizasyonunda bir makrobaşlatıcı olarak kullanılması ile telekelik blok tipi bir makrofotobaşlatıcı (B-PLLA-PSt-PLLA-B) elde edildi. Makrofotobaşlatıcıların karakterizasyonu FT-infrared, 1H NMR, GPC, UV-Vis ve floresans yöntemleri ile gerçekleştirilecektir. Son aşamada elde edilen telekelik B-PLLA-PSt-PLLA-B makrofotobaşlatıcısı siklohekzen oksit (CHO) monomerinin fotokimyasal katyonik polimerizasyonunda bir ön polimer olarak kullanılmasıyla ve ABCBA tipi beş bloklu bir kopolimer elde edildi. Sentezlennen ABCBA tipi blok kopolimerin karakterizasyonu FT-infrared, 1H NMR ve GPC teknikleri ile yapıldı.
RAFT/MADIX polimerizasyonu ile iyi-tanımlanmış telekelik poliakrilonitril makrofotobaşlatıcısının sentezi ve karakterizasyonu
Bu tez çalışmasında, RAFT/MADIX polimerizasyon yöntemi kullanılarak iyi-tanımlanmış telekelik poliakrilonitril (PAN) makrofotobaşlatıcısı sentezlendi ve karakterize edildi. Bu amaçla öncelikle RAFT/MADIX polimerizasyonunda kullanılmak üzere yeni bir telekelik fotoaktif zincir transfer ajanı (CTA) sentezlendi. CTA molekülü, benzoin bileşiğinin 2-bromopropaniol bromür ile tepkimesinden elde edilen brom uç fonksiyonlu bromo benzoin (B-Br) fotobaşlatıcısının sodyum O-(2-okso-1,2-difeniletil) karbonditiyoat (bu bileşik benzoin bileşiğinin CS2 ile NaH varlığındaki tepkimesinden elde edildi) ile tepkimesinden elde edildi. Sentezlenen bu yeni ksantat türü CTA ve 4,4′-azobis(4-siyanovalerik asit) (ACVA) başlatıcısı varlığında 60-70 oC'de gerçekleştirilen Akrilonitril (AN) monomerinin RAFT/MADIX polimerizasyonu sonucunda zincirin her iki ucunda bir benzoin fotoreaktif grubu bulunduran iyi tanımlanmış bir poliakrilonitril makrofotobaşlatıcısı (telekelik PAN makrofotobaşlatıcısı, B-PAN-B) elde edildi. Elde edilen PAN makrofotobaşlatıcısının karakterizasyonu FT-infrared, 1H-NMR, GPC, UV-Vis ve floresans teknikleri ile gerçekleştirildi. İlave olarak, sentezlenen bu PAN makrofotobaşlatıcısı siklohekzen oksit (CHO) monomerinin fotokimyasal katyonik polimerizasyonda bir ön polimerler olarak kullanılması ile ABA tipi bir blok kopolimer (PCHO-PAN-PCHO) elde edildi.
Polimer grup içeren bor bileşikleri ve uygulamaları
Lewis asidik bor merkezlerine sahip bor bileşikleri, geniş uygulama alanlarına sahip olmaları nedeniyle her geçen gün akademik camianın ilgisini çekmektedir. Eşsiz özellikleri ve farklı kimyasal yapıları nedeniyle yeni kimyasal bileşiklerin geliştirilmesinde muazzam bir etkiye sahiptir ve erişilebilir karmaşık moleküllerin yapı iskeleti kapsamını genişletmiştir. Son yıllarda yapılan çalışmalar da polimer grup içeren bor bileşiklerinin kontrollü/canlı polimerizasyon, halka açılma polimerizasyonu (ROP) ve diğer polimerizasyon teknikleri yoluyla mükemmel bir şekilde sentezlenebileceğini açıkça göstermektedir. Burada, bor sınıfının önemli bir üyesi olan polimer grubu içeren bor bileşikleri gözden geçirilmiştir. İlk olarak, iyi tanımlanmış yapılara sahip üç koordineli bor bazlı biyolojik olarak parçalanabilen poli(ε-kaprolakton) (PCL) ve poli(L-laktid) (PLLA) polimerleri ve bunların B←N koordinasyon bağları içeren dört koordineli formları sentezlendi. Sentezlenen boronat ester ve polimerleri, elementel analiz, NMR (1H, 13C ve 11B) spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, floresans spektroskopisi ve LC-MS/MS spektrometrisi ile karakterize edildi. Bununla birlikte, bor polimerlerinin termal ve morfolojik davranışları TG-DTA, DTG ve SEM teknikleri ile incelenmiştir. İkinci olarak, bor içeren yeni salen ligandları ve bunların N→B koordinasyon bağları içeren dört-koordineli bor bazlı polimerleri uygun koşullar altında sentezlendi. Sentezlenen bor içeren salen ligandları ve karşılık gelen N→B koordinasyon bağları içeren dört-koordineli polimerlerin yapıları erime noktası, elementel analiz, LC-MS/MS spektrometre, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi ve NMR (1H, 13C ve 11B) spektroskopisi ile aydınlatıldı. Sentezlenen bor içeren salen ligandları ve bunların N→B koordinasyon bağları içeren polimerleri uygun koşullar altında çeşitli aromatik ketonların transfer hidrojenasyonunda yeni organokatalizörler olarak kullanımı test edildi. Tüm katalitik sonuçlar göz önüne alındığında, salen ligandlarının ve bunların N→B koordinasyon bağları içeren dört-koordineli bor bazlı polimerlerin gelecekte transfer hidrojenasyonu için uygun organokatalizörler olduğu görülmüştür. Üçüncü olarak da polimer grup içeren boronik asit ve boronat ester bazlı polimerler sentezlendi. Sentezi gerçekleştirilen boronik asit ve boronat ester bazlı polimerlerin yapıları, NMR (1H, 13C ve 11B) spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, floresan spektroskopisi ve LC-MS/MS spektrometrisi ile karakterize edildi.
Electroanalysis of caffeic acid using glassy carbonelectrode modified with carbon nanotubes, nanofibersand antimony oxide nanoparticles
To detect caffeic acid, a glassy carbon electrode was coated with carbon nanotube, carbon nanofiber, and nanoparticles of antimony oxide and an electroanalytical method was developed. The proposed voltammetric platform showed an improved catalytic properties of caffeic acid and also increased the current response. The electrochemical sensor was used to detect caffeic acid in 0.1 M pH 7 PBS medium. Peak current values increase linearly with caffeic acid concentration in the range of 2.0×10- 9 to 5.7×10-7 M. The detection limit was calculated as 3.4×10-10 M. The developed analysis method has been successfully applied for detection of caffeic acid in grape juice.
Karbon nanotüp, karbon siyahı ve niyobyum nanoparçacık temelli bir elektrokimyasal platform ile parasetamolün saptanması
Camsı karbon elektrotların karbon nanosiyahı, karbon nanotüp ve niyobyum nanotanecikleri ile kaplanması ile parasetamolün voltametrik yöntem ile saptanması için yeni bir voltametrik sensör geliştirilmiştir. Hazırlanan voltametrik sensör, parasetamolün elektrokimyasal reaksiyonunda hem yüksek bir elektrokatalitik aktivite sergilemiş ve akım cevabında önemli artış sağlanmıştır. Voltametrik sensör, pH değeri 7 olan 0.1 M PBS ortamında parasetamolün analitik olarak saptanmasında kullanılmıştır. Akım cevabı, 2.10-7 M ile 1.24.10-6 M aralığında parasetamol derişimi ile doğrusal olarak artış göstermiştir. Saptama sınırı ise 1.3x10-9 mol.L-1 (S/N=3) olarak belirlenmiştir. Hazırlana sensör, parol numunesinde parasetamolün saptanmasına mükemmel bir şekilde uygulanmıştır.
Yeni nötral boronat esterlerin sentezi, spektroskopik ve katalitik özelliklerinin incelenmesi
Bor kimyasının önemli bir grubu olan boronat esterler, Dean-Stark sistemi kullanılarak farklı cis-dioller ile boronik asitlerin uygun koşullar altında esterleşmesi sonucu sentezlenmiştir. Farklı amaçlar için sentezlenen boronat esterler benzersiz fiziksel ve kimyasal özellikleri, farklı kimyasal yapıları, önemli spektroskopik özellikleri ve yüksek katalitik etkinliklerinden dolayı günümüzde sentetik ve endüstriyel kimyada yaygın olarak tercih edilmektedir. Yapılan literatür araştırmasında, boronat esterlerin organokatalizör olarak CO2 ve epoksitlerden beş üyeli halkalı karbonatların sentezlenmesi reaksiyonlarında katalitik etkinliklerinin incelendiği az çalışma bulunmaktadır. Yapılan bu çalışmada ilk olarak farklı yapıdaki sekiz adet boronat esterlerin sentezi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bu bileşiklerin yapıları NMR (1H, 13C ve 11B) spektroskopisi, FT-IR spektroskopisi, UV-Vis spektroskopisi, LC-MS/MS spektrometresi, elementel analiz ve erime noktası yöntemleri ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen boronat esterlerin (1-8) organokatalizör olarak CO2'nin epiklorhidrine siklo-katılma reaksiyonu sonucu 4-klorometil-1,3-dioksalan-2-on sentezinde katalitik aktiviteleri incelenmiştir. Ayrıca CO2'nin halkalı karbonata dönüşümünde en aktif katalizör belirlendikten sonra en ideal sistem şartlarını belirlemek amacıyla epoksit, baz, süre, sıcaklık, basınç, miktar ve atmosferik basınç gibi optimizasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
Çözücü, sıcaklık ve tepkime süresi parametrelerinin L- laktid'in benzoin başlatıcısı ile olan halka açılması polimerizasyonuna etkilerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, L-laktid monomerinin benzoin başlatıcısı ile olan halka açılması polimerizasyonunda (ROP), çözücü, sıcaklık ve tepkime süresi parametrelerinin etkileri incelenip optimum koşullar belirlenmeye çalışıldı. Bilindiği gibi halka açılması polimerizasyonunda alkoller başlatıcı olarak Sn(Oct) 2 de katalizör olarak kullanılmaktadır. Benzoin bileşiği sahip olduğu hidroksil grubu ve fotokromoforik grup sayesinde hem halka açılma polimerizasyonunda hem de katyonik fotopolimerizasyonda fotobaşlatıcı olarak rol alabilmektedir. Dolayısıyla benzoin bileşiği L-laktid monomerinin halka açılma polimerizasyonunda başlatıcı olarak kullanıldı. Yapılan denemeler sonucunda benzoin başlatıcısı varlığında L-laktidin halka açılma polimerizasyonunda optimum şartların çözücüsüz bulk ortamda, 130 °C'de ve 4 saat reaksiyon süresi sonunda ulaşıldığı bulundu. Hazırlanan bu makrofotobaşlatıcı sikloheksen oksit monomerinin katyonik polimerizasyonunda bir ön polimer olarak kullanılarak, AB tipinde diblok kopolimer sentezlendi ve böylece elde edilen makrofotobaşlatıcının fotoaktivitesi kanıtlanmış oldu.
A voltammetric platform with yttrium oxide and tungstennanoparticles for the sensitive detection of methyldopa
A novel electrochemical platform based with carbon nanotubes, yttrium oxide and tungsten has been developed for the voltammetric detection of methyldopa. The electrochemically activearea and charge transfer resistance (Rct) of the proposed electrochemical platform W@Y2O3/CNT/GCE were determined to be 0.227 cm2 and 143 Ω by cyclic voltammetric method(CV) and electrochemical impedance spectroscopic method(EIS), respectively. This indicates that proposed material can be considered as a promising electrocatalyst. The performance of W@Y2O3/CNT/GCE was examined for methyldopa electrode process and compared with other electrodes. W@Y2O3/CNT/GCEimproved the voltametric behavior of methyldopa and exhibited an oxidation peak potential (Epa) of 0.488 V, which less than that of other electrodes. The potential shift and peak improvement ofmethyldopa indicated the higher electrocatalytic activity of electrode modified with W@Y2O3/CNT. W@Y2O3/CNT/GCE exhibited a working range of 2.0×10-8 – 1.0×10-6 M M with a detection limit of3.5×10-9 M (3sb/m) for methyldopa. The Voltammetric measurements showed enormousaccuracy andhigh precision for methyldopa in pharmaceuticals and biological samples.
İzokumarin-pirazol hibrit türevleri içeren bileşiklerin sentezi veinsan karbonik anhidraz izoenzimleri üzerine inhibisyon etkilerininaraştırılması
Bu tezde, yeni bir dizi izokumarin türevi, izokumarin-fenilhidrazon, izokumarin-pirazol ve izokumarin-kalkon (toplam 51 tane bileşik), hibrit bileşiklerin sentezi, karakterizasyonu ve bunlardan 36 tanesinin insan karbonik anhidraz (hCA, EC 4.2.1.1) izoenzimleri, (h)CA I, II, IX ve XII, üzerine inhibisyon etkisi çalışmaları yapılmıştır. Sentezlenen izokumarin türevi bileşikler 3 farklı gruba ayrılmıştır. 1. grup izokumarin türevleri (1a-e, 2a-e, 3a-j) ile 2. grup izokumarin türevleri (4a-4p) ile ve 3. grup izokumarin türevleri ise (5a-5o) ile kodlanmıştır. Bu amaçla, öncelikle 5 tane fenilhidrazon, 5 tane 1-fenil-pirazol ve 10 tane pirazol-sübstitüe pirimidin trion/tiokso-pirimidin dion birimlerini içeren 3-sübstitüe ve 3,4-disübstitüe izokumarin türevi olmak üzere toplam 20 tane bileşik, 1. grup izokumarin türevleri (1a-e, 2a-e, 3a-j), sentezlenmiş ve karakterize edilmiştir. Sonrasında, 16 tane izokumarin-kalkon hibrit bileşiği, 2. grup izokumarin türevleri (4a-4p), sentezlenmiş ve karakterize edilmiştir. Daha sonra, sentezlenen izokumarin-kalkon, 2. grup izokumarin türevleri (4a-4p), hibrit bileşikleri sübstitüe fenil hidrazin bileşikleri ile uygun koşullarda tepkimeye sokularak 15 tane yeni izokumarin-pirazol hibrit bileşiği, 3. grup izokumarin türevleri (5a-5o), sentezlenmiş ve karakterize edilmiştir. Sentezlenen 1. ve 2. gruptaki bileşiklerin insan karbonik anhidraz izoenzimleri, (h)CA I, II, IX ve XII, üzerine inhibisyon etkileri incelenmiştir. Etkili karbonik anhidraz (CA, EC 4.2.1.1) inhibitörleri olarak davranan kumarinler ile izomer olan izokumarinler, bu enzimin inhibitörleri olarak ilk kez bu tezde çalışılmıştır. Sentezlenen tüm bileşiklerin karakterizasyonda FT-IR, 1H-NMR ve 13CNMR teknikleri kullanılmıştır.
Halloysit ve sepiyolit nanokatkılarının polistirene etkilerinin incelenmesi
Polimer/nanokil kompozitlerin üretiminde karşılaşılan başlıca sorun, polimer matrisin özelliklerini geliştirmesi amacıyla katılan nanokatkının matris içinde homojen dağılmaması ve sonucunda gelişmesi istenen özelliklerin daha da gerilemesidir. Bu durum özellikle apolar polimerlerin (poliolefinler, polistiren vb) inorganik katkılarla güçlendirilmesi esnasında görülmektedir. İnorganik katkıların apolar polimer matriste dağılımını arttırmak için inorganik katkı yüzeyi apolar bir molekülle modifiye edilerek matrisle uyumlu hale getirilebilir ve/veya ek katkı olarak uyumlaştırıcı katılabilir. Bu çalışmada inorganik yapıdaki halloysit (HNT) ve sepiyolit (SEP) nanokillerinin, polistiren (PS) matrisle uyumlu hale gelmesi ve polimer içinde karışabilirliğinin artması amacıyla stiren-maleik anhidrit kopolimeri (SMA) ile yüzey modifikasyonu üzerine çalışılmıştır. Nanokillerin yüzey modifikasyonunda ticari olarak piyasada satılan, molekül ağırlıkları ve stiren/maleik anhidrit mol oranları birbirinden farklı dört çeşit SMA kullanılmıştır. Modifiye edilen nanokiller karakterize edildikten sonra ağırlıkça %5, 10 ve 15 oranlarında PS matrise katılmış, çift vidalı ekstrüderde polimer/nanokil kompozitler üretilmiştir. Son olarak elde edilen PS/nanokil kompozitlerin yapısal, termal, mekanik ve morfolojik özellikleri incelenmiştir. Nanokillerin yüzey modifikasyonunda üç farklı kimyasal reaksiyon yöntemi kullanılmıştır. İlk yöntemde nanokil yüzeyleri (3-aminopropil) trietoksisilan (APTES) ile fonksiyonlandırılmış; yüzeydeki serbest –NH2 grupları üzerinden SMA'ların nanokil yüzeyine bağlanması amaçlanmıştır. İkinci yöntemde nanokiller, doğrudan APTES ve SMA ile birlikte reaksiyona sokularak modifiye edilmiştir. Son yöntemde ise nanokiller doğrudan SMA ile modifiye edilmiştir. Karakterizasyon sonuçları, bir basamak eksik olan üçüncü yöntemin sonuçlarının daha iyi olduğunu göstermiştir. Doğrudan SMA ile modifiye edilen nanokillerin FTIR sonuçları, nanokil yüzeylerinde SMA türlerinin stiren ve maleik anhidrit gruplarının bulunduğunu göstermiş ve bu yöntemle modifikasyona devam edileceği için, hazırlanan modifiye SMA'ların XRD, TGA ve SEM yöntemleriyle karakterizasyonları da yapılmıştır. XRD analizinden, modifikasyon sonucunda nanokillerin kristal yapılarını koruduğu belirlenmiştir. TGA sonuçları, molekül ağırlığı ve stiren/maleik anhidrit mol oranı en düşük olan SMA türünün nanokil yüzeylerine en yüksek verimde bağlandığını; stiren/maleik anhidrit mol oranı en yüksek olan SMA türünün ise en düşük oranda nanokil yüzeylerine bağlandığını göstermiştir. SEM görüntülerinden ise modifikasyonun etkisiyle nanokil yüzeylerinde değişiklik meydana geldiği belirlenmiştir. SMA türleri ile modifiye edilen HNT ve SEP nanokillerini ağırlıkça %5, 10 ve 15 oranında içeren PS nanokompozitler, çift vidalı ekstrüderde hazırlanmış ve üretilen nanokompozitlerin yapısal, termal, mekanik ve morfolojik özellikleri incelenmiştir. Karşılaştırma amaçlı, PS nanokompozitleri, ağırlıkça %5, 10 ve 15 oranında modifiye edilmemiş HNT ve SEP nanokilleri kullanılarak da hazırlanmış ve aynı karakterizasyonlar yapılmıştır. PS nanokompozitlerinin yapısal analizleri XRD ölçümü ile yapılmıştır. HNT ve SEP bazlı nanokompozitlerin XRD eğrilerinde, katkı miktarı arttıkça nanokillere ait karakteristik difraksiyon piklerinin belirginleştiği görülmüştür. Bunun yanında HNT ve SEP nanokillerinin kristal yapılarını koruduğu anlaşılmıştır. DSC ve TGA analiz yöntemleri ile HNT ve SEP bazlı PS nanokompozitlerin termal karakterizasyonları yapılmıştır. DSC analizinden hem HNT hem de SEP bazlı PS nanokompozitlerin camsı geçiş sıcaklıklarının (Tg), saf PS'ne göre birkaç derece arttığı görülmüştür. HNT bazlı PS nanokompozitlerin TGA analizleri incelendiğinde, katkı miktarına ve türüne bağlı olarak PS nanokompozitlerin termal kararlılığının değiştiği görülmüştür. Saf HNT içeren PS nanokompozitlerin termal kararlılığı, katkı miktarı arttıkça azalmıştır. Ancak modifiye HNT katkılarının PS'nin termal bozunma sıcaklıklarını daha yüksek değerlere ötelediği, dolayısıyla polimerin termal kararlılığını arttırdığı görülmüştür. Modifiye katkılar arasında en dikkat çeken etkiyi, stiren/maleik anhidrit oranı 4/1 olup en düşük Tg'li SMA (SMA-EF40) ile modifiye edilen HNT katkısı (HNT-EF40) göstermiştir. HNT-EF40, PS matrise ağırlıkça %10 oranında katıldığında diğer modifiye katkı türleri ve miktarlarına göre PS'nin termal kararlılığını en çok arttıran modifiye katkı olmuştur. Bu etki HNT-EF40 katkısının diğer modifiye katkılara göre daha yüksek oranda HNT içeriyor olmasından da kaynaklanmıştır. SEP bazlı PS nanokompozitlerin TGA analizleri incelendiğinde, katkı miktarına bağlı olarak PS nanokompozitlerin termal kararlılığının arttığı görülmüştür. Gene özellikle stiren/maleik anhidrit oranı 4/1 olup en düşük Tg'li SMA (SMA-EF40) ile modifiye edilmiş SEP katkısını (SEP-EF40) ağırlıkça %15 oranında içeren PS nanokompozitin termal olarak bozunmaya başladığı Tilk sıcaklığın 20°C ve termal bozunmanın sonlandığı Tson sıcaklığın 25°C kadar arttığı gözlenmiştir. PS nanokompozitlerin mekanik özellikleri çekme testi ve Shore-D sertlik testiyle incelenmiştir. Çekme dayanımlarının ±%5 hata payı ile ölçüldüğü göz önüne alındığında, saf HNT'den ağırlıkça %5 – 15 oranında içeren PS nanokompozitlerin çekme dayanımlarının ölçüm hata sınırları içerisinde azaldığı görülmüştür. Molekül ağırlığı küçük ve stiren/maleik anhidrit oranı 1/1 olan SMA-1000 ve yüksek molekül ağırlıklı stiren/maleik anhidrit oranı 4/1 olan SMA-EF40 kopolimerleri ile modifiye edilmiş HNT katkılarını (sırasıyla HNT-1000 ve HNT-EF40) ağırlıkça %5 oranında içeren PS nanokompozitlerin çekme dayanımları, ölçüm hata sınırları içerinde azalmıştır. Ancak katkı miktarlarının ağırlıkça %15 oranına yükselmesiyle beraber nanokompozitlerin çekme dayanımlarında saf PS'ne göre %20 oranında azalma gözlenmiştir. Molekül ağırlığı yüksek olan SMA'lar ile modifiye edilmiş HNT'leri ağırlıkça %5 ve %10 oranında içeren PS nanokompozitlerin çekme dayanımları saf PS'ne göre ölçüm hata sınırları içinde azalmıştır. Katkı miktarlarının %15'e yükselmesiyle birlikte nanokompozitlerin çekme dayanımlarında %10 oranında azalma meydana gelmiştir. SEP bazlı PS nanokompozitlerin çekme dayanımları incelendiğinde, saf SEP'ten ağırlıkça %5 ve %10 oranında içeren PS nanokompozitin çekme dayanımının değişmediği, ancak SEP miktarının %15'e çıkmasıyla çekme dayanımının azaldığı görülmüştür. SMA-1000 ile modifiye edilen SEP (SEP-1000) katkısından ağırlıkça %5, 10 ve 15 oranında içeren PS nanokompozitlerin çekme dayanımları ise ölçüm hata sınırları içinde kalmıştır. Diğer SMA'lar ile modifiye edilmiş SEP katkıları da ağırlıkça %10'a kadar PS matrise katıldığında nanokompozitlerin çekme dayanımlarını ölçüm hata sınırlarında değişmiş, ancak katkı miktarının %15'e çıkması, çekme dayanımlarında azalmaya görülmüştür. Shore-D sertlik testinde ise HNT bazlı katkıların PS matrisin sertliğinde çok belirgin bir değişikliğe neden olmadığı, %1-5 arasında değişen oranda sertliği arttırdığı görülmüştür. SEP bazlı PS nanokompozitlerin sertliklerinde ise %5 ve %10 nanokatkı kullanıldığında %14'e varan azalma meydana gelmiştir. Bu durum, özellikle saf SEP ve SEP-1000 katkılarını içeren PS nanokompozitlerin sertliklerinde gözlenmiştir. Ancak bu katkıların miktarının %15'e çıkmasıyla PS nanokompozitlerin sertliği kendi sertlik seviyesine geri dönmüştür. Yüksek molekül ağırlıklı ve stiren/maleik anhidrit oranı yüksek olan SMA'ları içeren nanokatkıların ise miktara bağlı olmaksızın PS nanokompozitlerin Shore-D sertliğini %4 oranında arttırdığı belirlenmiştir. Hazırlanan nanokompozitlerin morfolojik incelemesi SEM analizi ile yapılmıştır. HNT bazlı PS nanokompozitlerin morfolojik özelliklerine bakıldığında, saf HNT'nin PS matriste modifiye HNT örneklerine göre daha büyük topaklar/agregalar halinde dağıldığı ve HNT miktarı arttıkça agrega boyutlarının biraz daha küçüldüğü görülmüştür. Burada apolar PS matrisle polar HNT partikülleri arasındaki itme kuvveti nedeniyle birbirine yakın olan HNT partikülleri birbirleriyle etkileşerek agrega oluşturmuştur. HNT miktarı arttıkça partiküller arasındaki mesafe kısaldığı için daha küçük boyutta topaklar meydana gelmiştir. Ancak modifiye katkılarla hazırlanan nanokompozitlerde bu durum gözlenmemiştir. SMA-1000 ile modifiye edilen HNT (HNT-1000) katkısının PS matriste belirgin bir şekilde diğer katkılara göre çok daha iyi dağılım gösterdiği, agregasyonun nispeten çok daha küçük boyutlarda olduğu görülmüştür ve HNT-1000 miktarının artması, agrega boyutlarında herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır. HNT-1000 yüzeyinin diğer modifiye HNT katkılarına göre daha yüksek oranda stiren molekülleriyle kaplı olması sayesinde, katkı PS matriste homojen bir şekilde dağılım göstermiş ve agregasyon oluşumu minimum seviyede olmuştur. SEP bazlı PS nanokompozitlerin morfolojik özelliklere bakıldığında, saf ve modifiye SEP nanokatkılarının PS matriste beklendiği gibi tabakalar halinde dağıldığı görülmüştür. Saf SEP'in apolar PS matriste agrega oluşturduğu gözlenirken; modifiye SEP örnekleri agrega oluşturmadan daha homojen bir şekilde PS matriste dağılmıştır. Özellikle yüksek molekül ağırlıklı SMA ile modifiye edilmiş SEP içeren PS nanokompozitlerde SEP tabakalarının birbirine geçtiği, özellikle ağırlıkça %5 katkı içeren örnekte tabaka ayırımının daha az olduğu görülmüştür. Burada bu nanokatkının içerdiği SMA'nın molekül ağırlığının yüksek olması nedeni ile SEP yüzeyinde oluşturduğu apolar stiren katman sayesinde, ağırlıkça %5 oranında katıldığında bile PS matriste etkin bir dağılım sağladığı söylenebilir. Sonuç olarak; SMA-EF40 ile modifiye edilen HNT ve SEP nanokatkıları, (HNT-EF40 ve SEP-EF40) PS matrisinin özelliklerini en çok geliştiren katkılar olarak dikkat çekmiştir. SMA-EF40 kopolimeri sahip olduğu yüksek stiren/maleik anhidrit mol oranı (4/1), en düşük Tg değeri, nispeten kısa zincir uzunluğu gibi özellikleri nedeniyle nanokil yüzeylerine daha düşük oranlarda bağlanmış ve dolayısıyla SMA-EF40 ile modifiye edilen HNT-EF40 ve SEP-EF40 katkılarının organik bileşen içeriği, diğer modifiye nanokillere göre daha düşük olmuştur. Bu durum nanokillerin yüzey modifikasyonu için dezavantaj gibi gözükse de PS matrisin özelliklerinin iyileştirilmesinde avantaj sağlamıştır.