Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Anabilim Dalı

Halk Sağlığı Anabilim Dalı

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

1.034

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Aile hekimlerinin uygulamadaki tarama ve takip programları hakkındaki öz değerlendirmesi ve görüşleri: Çanakkale örneği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Çanakkale'de çalışan aile hekimlerinin, Sağlık Bakanlığı'nca belirlenen koruyucu sağlık hizmetlerini uygulama düzeylerinin belirlenmesi; aile hekimlerinin bu hizmetler hakkındaki görüşlerinin ve yaşadıkları sorunların değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızda iki aşamalı karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşaması kantitatif, 2. aşaması kalitatif olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın 1. aşamasının evrenini Çanakkale'de çalışan 170 aile hekimi oluşturmaktadır. Örneklem seçilmeden, evrenin tamamına ulaşılması amaçlanmıştır; araştırma verileri soru formu yoluyla toplanmıştır. 2. aşama için 5 katılımcı ile görüşme yapılmıştır; yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Katılımcıların HYP (Hastalık Yönetim Platformu) ve PSM'de (Periyodik Sağlık Muayeneleri ve Tarama Testleri Rehberi) belirtilen işlemleri uygulama düzeyi 0-100 arası bir değer alacak şekilde puanlanmıştır. Bulgular: Araştırmamızın 1. aşamasına 142 (katılım orantısı %83,5) aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların %58,5'i erkek, %80,3'ü pratisyen aile hekimidir; yaş ortalaması 45,2'dir. Katılımcıların, HYP ve PSM'nin uygulanabilir olduğunu düşünme orantısı sırasıyla %15,5 ve %42,3'tür. PSM uygulama puanı 62,8, HYP uygulama puanı 26,5 olup, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Günlük ortalama muayene sayısı ile HYP uygulama puanı arasında pozitif yönlü, zayıf şiddette korelasyon tespit edilmiştir; diğer sosyodemografik özellikler ve çalışma özellikleri ile HYP ve PSM uygulama puanı arasında ilişki tespit edilememiştir. Çalışmamızın 2. aşamasında yapılan görüşmelerde; koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili görüşler, koruyu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar ve koruyucu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlarla ilgili çözüm önerileri olmak üzere 3 tema belirlenmiştir. Sonuç: Katılımcılarımız, birinci basamakta önerilen koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulanabilirliğinin düşük olduğunu düşünmekte ve düşük düzeyde uygulamaktadır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin, birinci basamağın en önemli görevi olduğu düşünülmektedir. Bu hizmetlerde yaşanan sorunlar arasında aile hekimlerinin iş yükünün fazla olması, bireylerin sağlıkları ile ilgili sorumluluğunun düşük olması ve aile hekimliği birimlerine bağlı nüfusun fazla olması yer almaktadır.

Birinci basamak sağlık hizmetleriCinsel sağlıkKoruyucu sağlık hizmetleri+5
Süleyman Konuş
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lüleburgaz'da özel bir hastaneye başvuran yetişkin bireylerin kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri ve kardiyovasküler hastalıklar bilgi düzeyleri ile yeme tutumları arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle gerçekleşen ölümler dünyada ve ülkemizde tüm ölüp sebepleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Kardiyovasküler hastalıkların erken dönemde önlem alınabilmesi için risk faktörlerinin ve farkındalık seviyelerinin tespit edilmesi çok önemlidir. Bu çalışmada, Lüleburgaz'da özel bir hastaneye başvuran yetişkin bireylerin kardiyovasküler hastalıklar risk faktörlerini ve kardiyovasküler hastalık bilgi düzeylerini belirlemek ve yeme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, Lüleburgaz'daki Özel bir Hastaneye herhangi bir nedenle başvuran 18 yaş ve üzeri 240 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Yüz yüze yapılan çalışmada; veri toplamada Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği (KARRİF-BD), on yıllık KVH riski (SCORE) hesaplama metodu ve Yeme Tutum Ölçeği (YTT-26) kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında SPSS 22,0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 40,94 ±13,61 yıl, %71,3'ü kadın, %55,8'inin eğitim durumu lise ve altında olup %70'i evlidir. Ortalama KARRİF-BD puanı 22,90±3,46, kardiyovasküler hastalık risk skoru 5,24±6,42 ve YTT-26 ölçek puan ortalaması 9,53±8,49 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların KARRİF-BD ölçek puanı ile cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumu, egzersiz yapma, tuz tüketimi, ailede KVH durumu arasında anlamlı farklılık belirlenmiştir. SCORE puan ortalamasına göre katılımcıların %16,3'ünün çok yüksek risk grubunda olduğu bulunmuştur. KARRİF-BD ölçek puanı arasında bir korelasyon saptanmamıştır. Katılımcıların %12,1'inin YTT-26' cut-off değeri olan 20 puanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların SCORE puanları ile YTT-26 puanları arasında negatif yönde bir zayıf korelasyon saptanmış olup KARRİF-BD ölçek puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır Sonuç: Çalışmada katılımcıların KARRİF-BD ölçeği puan ortalamasının yüksek olmasına rağmen SCORE puanlarına bakıldığında %40'ının KVH riskinin yüksek risk sınıflamasında yer aldığı ve yaklaşık her sekiz kişiden birinin yeme tutumu açısından risk altında olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmesi, izlemler ile riskleri belirlemek ve gerekli önlemleri almak önemli olacaktır.

Beslenme ve yeme bozukluklarıDuygusal yemeHipertansiyon+3
Esengül Kombak
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin afete hazır olma durumları ile afete hazırlık algıları ve psikolojik sağlamlılık düzeyleri

Giriş ve Amaç: Afetlere hazırlık ve müdahalenin, tüm hemşirelerin bilgi ve becerilerinin bir parçası olarak kabul edilmesi, Uluslararası Hemşirelik Konseyi tarafından önemle vurgulanmıştır. Bu araştırmada hemşirelerin afetlere hazırlık algılarını ve psikolojik sağlamlılık düzeyleri belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi ve Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan 400 hemşire ile yürütülmüştür. Yüz yüze yapılan çalışmada veri toplama aracı olarak; demografik özelliklerinin sorgulandığı anket formu, Hemşirelerde Afete Hazırlık Algısı Ölçeği (HAHAÖ) ve Connor ve Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-PSÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce kurum izinleri ve etik kurul onayı alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 32,29±7,12 olup %73'ünün lisans mezunu, %69'unun mesleğini severek yaptığı, %67,5'inin bir afet durumuyla karşılaştıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin %85'i afet ile ilgili bir eğitim aldığını ve %72'si afete kısmen hazır olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların HAHAÖ toplam puan ortalaması 78,64±9,47 olup lisansüstü eğitime sahip, afet eğitimi alan ve mesleğini severek yapan hemşirelerin ölçek puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte hemşirelerin ölçeğin müdahale alt boyutundan daha düşük puan aldıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin CD-PSÖ puan ortalaması 62,84±16,43 olarak bulunmuş olup mesleğini severek yapan, hemşire olarak kendini afetlere hazır hisseden, herhangi bir afette kayıp yaşayan ve kronik hastalığı olan hemşirelerin puan ortalaması anlamlı olarak yüksektir. HAHAÖ Ölçeği ile CD-PSÖ toplam puan ortalamaları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r= 0,464, p<0,001). Sonuç: Hemşirelerin afete hazırlık algısının iyi, psikolojik sağlamlılıklarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin afete hazırlık algıları arttıkça psikolojik sağlamlılıkları da artmaktadır. Anahtar kelimeler: Afet, afet yönetimi, afete hazırlık, hemşire, psikolojik sağlamlılık

Devlet hastaneleriDoğal afetlerHastane hemşireleri+3
Şeyda Batı
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edirne ili Keşan içesine bağlı iki köyde tarım çalışanlarının deri kanseri risk düzeyleri, risk algıları konu ile ilgili bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Deri kanseri tüm dünyada ve Türkiye'de artan insidansı ile dikkat çeken önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada, tarım çalışanlarının deri kanseri risk algıları, risk düzeyleri, deri kanseri ve güneşten koruma ile ilgili bilgi düzeyleri ve davranışlarını belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan çalışma Edirne ili Keşan ilçesine bağlı Akhoca ve Suluca köylerinde yaşayan 186 tarım çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler, tarım çalışanlarının sosyodemografik özelliklerini sorgulan kişisel bilgi formu, Fitzpatrick deri fototipi sınıflaması, deri kanseri bilgi ve davranış soru formları ile toplanmıştır. Anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. İstatistiksel analizleri yapmak için SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada tarım çalışanlarının yaş ortalaması 52,89±13,63 olup %89,8'i erkek ve %67,7'si ilkokul mezunudur. Katılımcıların %34,4'ünün Fitzpatrick deri fototipi sınıflamasına göre yüksek risk düzeyinde olduğu fakat %75,3'ünün kendisini deri kanserine yakalanma açısından riskli görmediği belirlenmiştir. Tarım çalışanlarının bilgi puan ortalaması 7,76±1,65, davranış puan ortalaması 12,11±3,78'dir. Tarım çalışanlarının bilgi puan ortalamasını özellikle yüksek gelir durumuna sahip olma 0,896 puan ve 40 yaşından küçük olma 0,854 puan arttırmaktadır. Davranış puan ortalamasını ise kadın cinsiyeti 3,562 puan, 6 aydan daha az çalışma süresi 1,987 puan, risk düzeyi 2,306 puan ve bilgi puan ortalaması 0,385 puan arttırmaktadır. Sonuç: Çalışmada her üç çiftçiden birinin deri kanseri risk düzeyinin yüksek olduğu söylenebilir. Bununla birlikte katılımcıların deri kanseri ve güneşten korunma ile ilgili bilgi düzeyinin iyi olduğu fakat davranış puanlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Risk düzeyleri yüksek, bilgi ve davranış puan düzeyleri düşük olan kişilere yönelik deri kanseri ve güneşten korunma hakkında eğitimler verilmesi ve tarama programlarının düzenlenmesi gereklidir. Anahtar kelimeler: Deri kanseri, tarım çalışanı, risk algısı, risk düzeyi, güneşten korunma

Deri hastalıklarıGüneş radyasyonuKaçınma davranışı+4
Gülsüm Tombul
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan asistan ve intörn hekimlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Akılcı ilaç kullanımı; bireysel olarak hastalıkların doğru ve etkili tedavisinde oldukça önemli bir yere sahip olduğu gibi, gereksiz ve yanlış ilaç kullanımının yarattığı birçok sorun sebebiyle, uygulandığında toplumsal düzeyde de fayda sağlayabilecek bir yaklaşımdır. Bu konunun en önemli bileşenlerinden olan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı açısından hastalarına olduğu kadar kendilerine karşı da sorumlulukları vardır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Ocak 2023 - Ağustos 2023 tarihleri arasında 2022-2023 eğitim öğretim döneminde Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan intörn hekim ve asistan hekimler arasında akılcı ilaç kullanımı açısından fark olup olmadığını, sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama işlemi literatürden yararlanılarak geliştirilen 69 soru, Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği'ne ait 21 soru olmak üzere toplam 90 sorudan oluşan anket formu ile yüz yüze uygulanarak gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizleri yapmak için Statistical Package for Social Sciences 20 adlı paket program kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 27.3 ± 3.9 olup % 56.3'ü kadındır. Katılımcıların Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği puan ortalaması 40.1 ± 2.8 olup hekimlerin sadece % 4.7'sinin kesme puanının altında puan aldığı tespit edilmiştir. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından asistan ve intörn hekimler arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyleri kadınların erkeklere göre, dahili bilimlerin cerrahi ve temel bilimlere göre, hastalık durumunda doktora/eczaneye gidenler ile yakınlarının tavsiyelerinden faydalanan/bitkisel tedavi kullananlara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırmamıza katılan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı konusunda yüksek düzeyde bilgiye sahip oldukları, konu ile ilgili duyarlı oldukları söylenebilir. Fakat yine de akılcı ilaç kullanımı konusundaki tutum, davranış ve alışkanlıklarda yanlışlar ve eksiklikler olduğu saptanmıştır. Bu yüzden sadece bilgi eksikliğinin giderilmesi değil, doğru akılcı ilaç kullanımı tutum ve davranışlarının uygulamaya geçirilmesi de önemlidir. Anahtar kelimeler: İlaç, akılcı ilaç kullanımı, hekim

Akılcı ilaç kullanımıOkullar-halk sağlığı
Elif Sultan Bolaç
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne merkez ilçede görev yapan ve çocuk istismarı ve ihmali vakalarıyla karşılaşma olasılığı bulunan hekimlerin konuyla ilgili bilgi ve tutumları

Çocuk istismarı ve ihmali; insanlık tarihi kadar eski olan, bireysel ve toplumsal derin yaralara sebep olan çok önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, çocuk istismar ve ihmalinin tanınmasında ve önlenmesinde önemli rolleri olan hekimlerin konu ile ilişkin bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve yaklaşımlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup, Temmuz 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında, Edirne merkez ilçede görev yapan Acil Tıp, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Aile Hekimliği birimlerinde görev yapan 236 hekimle yapılmıştır. Veri toplama yöntemi araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 32 soruluk bir anket formu ve 67 soruluk "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek" (ÇİİBRTYÖ) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza katılan hekimlerin % 38,6'sı tıp fakültesi eğitimleri sırasında veya mezuniyet sonrasında çocuk istismarına yönelik eğitim almış, eğitim alanların yarıdan fazlası (% 51,6) aldıkları eğitimi yetersiz bulduğunu belirtmiştir. Hekimlerin % 90,7'si çocuk istismarı ve ihmali (Çİİ) konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak istediğini ifade etmiştir. Hekimlerin % 68,2'si meslek yaşamlarında istismar/ihmal vakası ile karşılaşmıştır. En çok karşılaşılan istismar türü fiziksel istismardır (% 64,5). Mesleki hayatında Çİİ ile karşılaşan hekimlerin en çok zorlandıkları durumlar içinde ilk sırada % 66,4 ile öykü alma gelmektedir. Hekimlerin % 72,9'u görev yaptıkları kurumlarda Çİİ prosedürünün varlığı hakkında bilgi sahibi değildir. Çalışmamıza katılan hekimlerin ÇİİBRTYÖ genelinden aldıkları puan ortalaması 3,9 ± 0,3 olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin bilgi düzeyleri arasında unvan, branş, görev yapılan kurum, istismar ve ihmal vakalarını tanıma ve birbirinden ayırt edebilme durumu, çocuklukta istismar/ihmale uğrama durumu, fiziksel istismar ile karşılaşma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç olarak; hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bazı alanlarda yetersiz bilgi ve farkındalığa sahip olduğu ve karşılaştıkları vakalarda süreci yönetmekte zorlandıkları gözlenmektedir. Mezuniyet öncesi ve sonrası verilecek eğitimlerle hekimlerin bilgi farkındalık düzeyleri en yüksek seviyede tutulmaya çalışılmalıdır.

Okullar-halk sağlığı
Kaan Demirbaş
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne merkez ilçe ilkokul öğrencilerinin problemli medya kullanımı, obezojenik aile ortamları ve duygusal-davranışsal sorunları arasındaki ilişki

ÖZET Aile ortamı ve görsel medya kullanımı, çocukların ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma ile ilkokul öğrencilerinin; görsel medya kullanım alışkanlıkları, problemli medya kullanım eğilimleri, aile ortamlarının obezojenikliği, duygusal-davranışsal sorun risklerinin tespit edilmesi, bu faktörler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki bu çalışma; 2023 Eylül - 2024 Haziran tarihleri arasında, Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü Merkez İlçe İlkokullarında öğrenim gören 1007 öğrencinin velisine 34 soruluk anket, Problemli Medya Kullanım Ölçeği, Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Güçler ve Güçlükler Anketi olmak üzere 106 sorudan oluşan form uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; fazla kilolu veya obez öğrencilerin hafta sonu görsel medya kullanım süreleri zayıf ve normal kilolu öğrencilere göre daha yüksektir. Öğrencilerin medya kullanım süreleri arttıkça uyku süreleri kısalmakta ve problemli medya kullanım eğilimleri artmaktadır. Obezojenik aile ortamı, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Aile ortamı daha obezojenik olan öğrencilerin problemli medya kullanım eğilimleri ve duygusal-davranışsal sorun riskleri daha fazladır. Ayrıca problemli medya kullanım eğilimi arttıkça duygusal-davranışsal sorun riskleri de artmaktadır. Yaş, cinsiyet, görsel medya ile karşılaşma yaşı, uyumadan önce ekrana maruziyet, ebeveyn tutumları, keyif alınan aktiviteler ve aile içi beslenme, fiziksel aktivite örüntüleri problemli medya kullanımının yordayıcıları olarak saptanmıştır. Öğrencilerin duygusal-davranışsal sorun risklerinde; problemli medya kullanım eğilimleri, aile beslenme ve fiziksel aktivite örüntüleri ve sosyoekonomik düzeyin belirleyici rol oynadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, ilkokul öğrencilerinin fiziksel ve bilişsel sağlıklı gelişimi için; aile ortamındaki obezojenik faktörler, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılması, ebeveyn rehberliği ve bütüncül müdahaleler gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: İlkokul öğrencileri, Problemli medya kullanımı, Obezojenik aile ortamı, Duygusal-davranışsal sorunlar

Fulya Özder Taş
Trakya University
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik bilgi ve tutumları ve sağlıklı yaşam farkındalıkları

Giriş ve Amaç: Çalışmada, Edirne merkez ilçedeki Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerin ülkemizde yürütülen kanser tarama programları ile ilgili bilgi ve tutumlarını belirlemek ve bireylerin sağlıklı yaşam biçimi ile ilgili farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerde 01 Ocak 2023 – 15 Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran ve araştırmayı kabul eden gönüllü 385 kişi ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri sosyo-demografik özellikleri sorgulayan kişisel bilgi formu, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği(KYTÖ) ve Sağlıklı Yaşam Farkındalığı Ölçeği(SYFÖ)ile yüz yüze toplanmıştır. İstatiksel analiz yapmak içim SPSS (IBM SPSS Statics 20) adlı program kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 48,0±9,2'dir. Araştırmaya katılan kişilerin %83,6'sı kadın,%16,4''ü erkektir. Medeni durumlarına bakıldığında %84,4'ü evli,%6'sıbekar, %6'sı ü boşanmış ve %3,6'sı dul olduğunu bildirmiştir. Eğitim durumlarına bakıldığında; katılımcıların %2,3'ü okur-yazar, % 22,9'u ilkokul mezunu,%6,2'si ortaokul mezunu,%28,3'ü lise mezunu, %34,8'iüniversite ve %5,5'i üniversite ve üzeri eğitim düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %49,9'u sigara kullandığı, %74,3'ü sağlıklı beslendiğini düşündüğü ve %38,2 daha önce kanser taraması yaptırdığı belirlenmiştir. SYFÖ toplam puan ortalaması 61,15±13,23'tür. Kadın cinsiyetinde, hayatının herhangi bir döneminde sigara kullanmayanlarda ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerde SYFÖ puan ortalamaları anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Katılımcıların KYTÖ toplam puan ortalaması ise 101,71±12,95 bulunmuş olup kadınlarda anlamlı ölçüde yüksektir. Ayrıca günde 2 paketten fazla sigara içenlerin KYTÖ puanı en düşük bulunmuşken, sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcılar kanser taramalarına katılımları daha fazladır. Daha önce kanser taraması yaptıranların kanser taramalarına katılımlarının yüksek olduğunu görmekteyiz. Özgeçmişinde meme, rahim ağzı kanseri varlığı kanser taramalarına tutumu pozitif yönde etkilemiştir. Sonuç: Bulgulara göre kadınlar kanser taramalarına karşı pozitif tutumları mevcut olup ve sağlıklı yaşam farkındalıkları daha yüksektir. Kanser taramaları konusunda bilinçli bir tutum geliştiren bireylerin, taramalara katılım oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiş, bu da sağlık hizmetlerine katılımın arttırılmasının önemini vurgulamaktadır. Bireylerin sağlıklı yaşam farkındalığı ne kadar yüksek ise o kadar taramaya katılım arttığı düşünülmektedir. Çalışma, sağlık hizmetleri sunucularının, bireylerin sağlık bilgilerini artırmaya yönelik daha etkin stratejiler geliştirmeleri ve kanser taramalarına katılımı artırmaya yönelik kampanyalar düzenlemelerinin önemini vurgulamaktadır. Bu araştırma, kanser taramalarına yönelik katılımın artırılması için ulusal ve yerelde yılabilecekler konusunda katkı sağlayacak bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kanser, tarama, koruyucu sağlık hizmetleri.

MamografiPrekanseröz durumlarSağlık bilgisi-tutum, uygulama+2
Meltem Sözer Yavuz
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bursa ili Yıldırım ilçesinde yetişkin nüfusun beslenme okuryazarlığı düzeyi, beslenme davranışları ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Beslenme bilgisindeki yetersizlik, yetersiz ve dengesiz beslenmenin başlıca nedenlerindendir. Buna ek olarak toplumda beslenmeyle ilişkili sağlık sorunlarının artan prevalansı bireylerin beslenme okuryazarlığı düzeylerinin yeterli olmadığı göstergelerinden biridir. Bu çalışmada, Bursa ili Yıldırım ilçesinde yaşayan yetişkinlerin, beslenme davranışlarını, beslenme okuryazarlığı düzeyini ve ilişkili faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tipteki çalışma, Bursa ili Yıldırım ilçesinde bulunan iki Sağlıklı Hayat Merkezine (I ve II) çalışma tarihleri içerisinde herhangi bir nedenle başvuran 18 yaş ve üzeri 400 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Yüz yüze yapılan çalışmada; veri toplamada beslenme alışkanlıkları puanlaması anket formu ve yetişkinlerde beslenme okuryazarlığı değerlendirme aracı kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında SPSS 26.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 40,70 ± 14,19 yıl, %69,8'i kadın, %66'sının eğitim durumu lise ve altında olup %57'si evlidir. Beslenme alışkanlıkları puanlaması ortalama puanı 42,49±9,45, yetişkinlerde beslenme okuryazarlığı değerlendirme aracı puan ortalaması 21,58±4,87 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları puanlaması anketi ortalama puanı ile yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, beden kütle indeksi arasında anlamlı farklılık belirlenmiştir. Öğün atlamayanların beslenme alışkanlığının iyi olma durumu öğün atlayanlara göre 8,898 (7,305- 10,490) kat ve fast food tüketmeyenlerde 2,918 (1,325- 4,510) kat daha fazladır. Yetişkinlerde beslenme okuryazarlığı değerlendirme aracı puan ortalaması ile cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumu, düzenli fiziksel aktivite yapma durumu, sağlıklı beslenme konusuyla ilgili eğitim alma gibi bağımsız değişkenler arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmada katılımcıların yaklaşık yarısının beslenme alışkanlıklarının orta düzeyde olduğu, her dört kişiden birinin kötü beslenme alışkanlığına sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca katılımcıların yarısından fazlasının "sınırda veya yetersiz" bir beslenme okuryazarlığı düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Bulgular konu ile ilgili farkındalığın arttırılması çalışmalarına gereksinim olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Anahtar kelimeler: Yetişkin, beslenme, beslenme okuryazarlığı, beslenme alışkanlıkları, sağlıklı beslenme

Miray Öztürk
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin HIV/AIDS hakkındaki bilgi düzeyleri ve tutumları

Giriş ve Amaç: HIV/AIDS ile ilgili literatür bilgisi, gençlerin salgınla mücadelede kritik bir noktada olduğunu göstermektedir. Eğitime, sağlık hizmetlerine ve ruh sağlığı desteğine erişim gibi bu demografiyi etkileyen benzersiz zorlukların ve faktörlerin ele alınması, yeni enfeksiyonların azaltılması ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi için oldukça önemlidir. Çalışmamızın amacı; Trakya Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin; HIV/AIDS bilgi düzeyini ve HIV/AIDS'li bireylere karşı tutumlarını ve bunlarla ilgili etmenleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın evrenini Trakya Üniversitesinin Edirne ili merkez ilçesindeki Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda örgün eğitim alan 1700 öğrenci oluşturmaktadır. Örnek seçimi hesaplanmış olup, çalışma 416 öğrenci ile tamamlanmıştır. Veriler Kişisel bilgi Formunda sosyodemografik özellikleri sorgulayan (13 soru), HIV/AIDS Bilgi Durumları (14 soru), 3 alt boyuttan oluşan HIV/AIDS Bilgi Ölçeği (Bulaşma yolları 7 soru, Korunma ve genel bilgi 9 soru, Tedavi 5 soru; toplam 21 soru), AIDS Tutum ölçeği (17 soru) anket formlarıyla toplanmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaklaşık % 80'i kız ve %20' si erkek öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerin 2/3'ü birinci sınıftır. Öğrencilerin yarısı HIV/AIDS konusunda eğitim almıştır ve bilgi kaynağı olarak sosyal medya önemli yer tutmaktadır. Ayrıca yarısından fazlası eğitim almak istemektedirler. AIDS Bilgi Ölçeği (ABÖ) değerlendirildiğinde üç alt boyut puan ortalamaları sırasıyla bulaşma yolları için ortalama 2,52±1,77; korunma yolları için ortalama 6,98±2,45 ve tedavi için ortalama 2,42±1,65' tir. Olumlu tutum için kadın ve erkek cinsiyette sırasıyla 33,24±3,16 ve 32,32±3,85; stigma için 11,34±3,72 ve 12,67±4,01 olarak hesaplanmıştır. Koruyuculuk alt ölçeğinden alınan puan arttıkça stigmatizasyon azalmaktadır; tedavi alt ölçeğinden alınan puan arttıkça pozitif tutum artmaktadır. ABÖ alt boyutlarından alınan puanların ilişkili olduğu diğer parametreler; yaşanılan yer, medeni durum, HIV/AIDS hakkında daha önce eğitim alma durumları ve HIV/AIDS hakkındaki bilgilerini yeterli bulma durumlarıyla ilgili değişkenlerdir. ATÖ ölçek puanlarının ilişkili olduğu parametreler; yaşadıkları yer, HIV/AIDS ile ilgili daha önceden eğitim almadır. Sonuç: Çalışmada öğrencilerin % 60' ı konu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını ve %40' ı da eğitim almak istediğini belirtirken, daha önce eğitim alma durumunun HIV/AIDS' ten korunma ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Özellikle HIV/AIDS için pandemi yaşı olan gençlere; yaşa göre yapılandırılmış cinsel sağlık eğitimi ve danışmanlık hizmetlerinin yürütülmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Üniversite öğrencileri, HIV/AIDS, bilgi, tutum, korunma

Şebnem Bukavaz
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkisi: Kırklareli ili örneği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırklareli ilindeki gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızın tipi, Kırklareli İlindeki gebe sınıflarında ve okullarında düzenlenen eğitimlere katılan gebelere verilen eğitimin bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemeye yönelik müdahale çalışmasıdır. Araştırma Kırklareli İlindeki tüm gebe sınıflarında ve okullarında 7 Kasım 2022 –14 Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde eğitime katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler ile çalışılması hedeflenmiş, örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya 120 gönüllü gebe katılmış ve evren olarak alınmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında 34 adet sosyodemografik özellikleri (yaş, gelir, eğitim durumu, sosyal güvence vb.), gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası döneme soruları da kapsayan ait birey tanıtım formu, gebelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı ile ilgili 30 adet soru kısımlarını içeren eğitim öncesi gebelerin bilgi düzeyini ölçen anket yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında gebe sınıflarında/okullarında verilen eğitim sonrasında eğitimini tamamlayan gebelere eğitim öncesinde cevapladıkları 30 adet bilgi düzey anketi, eğitim sonrası tekrar uygulanmıştır. Gebe sınıflarından ve okullarından memnuniyeti ölçmek için ayrıca eğitimini tamamlayan gebelere 15 soruluk bir memnuniyet anketi de düzenlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları 28,73 ± 4,14 yaş (minimum:19 maksimum:46 ) olup, katılımcıların 64,2 %'si ilçelerde ikamet etmektedir. Gebelerin % 70'inin eğitim durumu lisans ve üstüdür. Araştırma grubumuzdaki gebelerin ortalama aylık geliri incelendiğinde, 17.830 TL ± 8.221 Türk Lirası (TL) (minimum: 6.000 TL maksimum: 60.000 TL) olarak bulunmuştur. Gebelerin % 97,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu görülmektedir. Gebeler içinde 90 kişi birinci gebeliği olduğunu belirtirken, 23 kişi ikinci gebeliği olduğunu belirtmiştir. Bir önceki gebeliğinin sonlanma şekli ile ilgili soruya verilen yanıtlar incelendiğinde; % 32,0'si sezaryen yöntemi ile doğum yaparken, % 28,0'i normal doğum yaptıklarını belirtmişlerdir. Doğumun normal fizyolojik bir olay olduğu önermesine, eğitim öncesinde yedi kişi (% 5,8) yanlış yanıt verirken, eğitim sonunda katılımcıların %99,2'si doğru şekilde yanıtlamıştır. Eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında bilgi düzeyleri arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,016). ''İlk 6 ay yalnızca anne sütü bebeğin beslenmesinde yeterlidir." önermesine eğitim öncesinde katılımcılar içinden 110 kişi ( % 91,7) doğru yanıt verirken, eğitim sonunda doğru yanıt verenlerin sayısı 119 ( % 99,2) olmuştur. Aradaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,004). Araştırmaya katılan gebelerin tamamı eğitimden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Araştırmamıza katılan gebelerin hane halkının refah düzeyi eğitim seviyesinin yükselmesi ile artmaktadır. Gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında gebelik döneminde verilen eğitim ile normal doğum oranları ile alakalı genel görüş bu eğitim ile anne adaylarının doğum hakkında sahip olduğu olumsuz düşüncelerini değiştirdiği, doğum korkularını azalttığı, bununla beraber doğumla baş etmelerinin kolaylaştığı ve doğum sürecine aktif katılımlarının sağlandığı yönündedir. Bu eğitimlerde doğumun fizyolojik bir olay olduğu anlatılarak gebeler normal doğuma teşvik edilmekte ve elektif sezaryen tercihlerinin azalması hedeflenmektedir. Eğitim ile birlikte gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında eğitici ile anne adayı arasında güven veren bir iletişim kurulmalı, eğitim alan anne adaylarının özgüvenleri yükseltilerek sadece doğum öncesi ve doğuma değil, doğumdan sonraki sürece hazırlanmaları sağlanmalıdır.

DoğumEğitimGebelik+1
Aylin Can
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı: Sistematik derleme ve meta-analiz

Araştırmalar, tüm dünyada D vitamini eksikliğinin artmakta olduğunu ve bunun önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini göstermektedir. D vitamini eksikliği, genel popülasyonda mortalite için bağımsız bir risk faktörü olup, kanser, kalp hastalıkları, kırıklar, otoimmün hastalıklar, grip, tip 2 diyabet ve depresyon gibi birçok hastalığın etiyolojisinde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2003-2023 yılları arasında dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansını sistematik derleme ve meta-analiz ile tahmin etmektir. Sistematik derlemeler ve meta-analizler için tercih edilen raporlama öğeleri önerilerine uygun prosedürler izlenmiş ve sistematik derlemelerin uluslararası prospektif kaydı kaydı oluşturulmuştur. 4 farklı veri tabanından literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 51,1 olarak saptandı. Bu oran kadınlarda % 56,8 iken; erkeklerde % 43,8 olarak tespit edildi. Afrika bölgesinde D vitamini eksikliği prevalansı % 54,2 olarak tahmin edilmekte, bu oran sağlıklı yetişkin kadınlarda % 61,6'dır. Amerika bölgesinde genel D vitamini eksikliği prevalansı % 34,3 iken, kadınlarda % 33,5, erkeklerde ise % 30,7 olarak hesaplanmıştır. Avrupa'da genel prevalans % 51,6, kadınlarda % 60,5 ve erkeklerde % 52,8 olarak tespit edilmiştir. Batı Pasifik bölgesinde genel prevalans % 44,9, kadınlarda % 55,3 ve erkeklerde %33,5 olarak bulunmuştur. Doğu Akdeniz bölgesinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 62,1.Doğu Akdeniz'de kadınlarda D vitamini eksikliği % 62,7, erkeklerde % 49,3 olarak hesaplanmıştır. Güneydoğu Asya bölgesinde genel prevalans % 55,3, kadınlarda % 58,8 ve erkeklerde % 53,0 olarak gözlemlenmiştir. Genel olarak en düşük D vitamini eksikliği prevalansı Amerika'da saptanmış olup, burada her üç kişiden birinde eksiklik tespit edilmiştir. Kadınlarda D vitamini eksikliği erkeklere göre daha yüksek oranlarda bulunmuş, özellikle Doğu Akdeniz'de % 62,7 ile en yüksek prevalansa ulaşmıştır. Bu bulgular, her bölgenin kendine özgü stratejiler geliştirmesi gerektiğini göstermektedir. Güneş ışığına maruziyeti artırma ve D vitamini takviyeleri gibi halk sağlığı önlemleri, eksiklikle mücadelede etkili olabilir. Uluslararası ve yerel sağlık kuruluşlarının bu konuda eğitim ve farkındalık kampanyaları düzenlemesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: D vitamini eksikliği, yetişkinler, prevalans, sistematik derleme ve meta-analiz

Vitamin D eksikliği
Berna Büşra Ergin
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde son sınıf öğrencilerinin Ortoreksiya Nervoza eğilimi ve ilişkili faktörler

Yeme davranış bozuklukları önemli bir sağlık sorunu olarak görülmekte olup birçok çevresel, sosyokültürel etkenle ilişkilendirilmiştir. Ortoreksiya nervoza doğru beslenme kaygısının kişinin günlük işlevselliğini etkileyecek kadar patolojik saplantı boyutlarında gözlemlenmesidir. Sağlık anksiyetesi ise "herhangi bir hastalığı olmamasına rağmen bireyin kendi bedenindeki değişiklikleri hastalık belirtileri olarak abartılı şekilde yorumlaması" olarak tarif edilmektedir. Gıda okuryazarlığı; ihtiyaçları karşılamak ve gıda alımını belirlemek için gıdaları planlamak, yönetmek, seçmek, hazırlamak ve yemek için gerekli olan birbiriyle ilişkili bilgi, beceri ve davranışlar bütünüdür. Çalışmamızda; Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencilerinde ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile ilişkili olabilecek sosyodemografik değişkenlerin saptanması, ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile eğitim türü, sağlık anksiyetesi ve gıda okuryazarlığı arasında bir ilişki olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 18 soru, Ortoreksiya Nervoza Envanteri'ne (ONE) ait 24 soru, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'ne ait 18 soru, Gıda Okuryazarlığı Kısa Form'a ait 12 soru olmak üzere toplam 72 sorudan oluşan anket formu uygulanması yoluyla gerçekleştirildi. Toplamda 467 öğrenciye oluşturulan bu anket formu uygulandı. Çalışmamızda öğrencilerin cinsiyeti, sağlık ve beslenme dersi olan fakültede eğitim görmesi, kronik hastalık tanısı olma durumu, alkol tüketim alışkanlığı ile ONE puanı arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fiziksel aktivite yapanlarda, özel diyet uygulayanlarda, geliri giderinden az olanlarda, beden kitle indeksi yüksek olanlarda, sağlık anksiyete ölçeği puanı yüksek olanlarda, gıda okuryazarlığı kısa form puanı yüksek olanlarda, başka bir yeme bozukluğu tanısı olanlarda ONE puanı daha yüksek bulunmuştur.

Beslenme ve yeme bozukluklarıOrtoreksiya nervozaSağlık anksiyetesi+1
Yusuf Ergin
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Biyokimyasal parametreler kullanılarak idrar kültür sonuçlarının öngörülmesinde yapay zeka teknolojilerinin rolünün araştırılması

Üriner sistem enfeksiyonları sık karşılaşılan enfeksiyonlardan olup laboratuvar tanısında altın standart test idrar kültürüdür. Ancak idrar kültürünün sonuçlanması belirli bir zaman gerektirmesi klinik yönetimde gecikmelere yol açabilmektedir.Bu çalışmada, biyokimyasal parametreler kullanılarak idrar kültürü sonuçlarını daha kısa sürede öngörmek amacıyla farklı yapay zeka modellerin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Tek merkezli, kesitsel ve metodolojik tipte olan çalışmamız Ocak 2014 - Aralık 2023 tarihleri arasında idrar kültürü ile aynı gün içinde hemogram, tam idrar tetkiki, üre, kreatinin, crp istenen hastalara ait sağlık verileri retrospektif olarak taranarak gerçekleştirilmiştir. Toplam 25796 klinik örnek 46 değişkenin olduğu tam değişken seti ve invaziv işlem gerektirmeyen 12 değişkenin olduğu daraltılmış değişken seti ile beş farklı makine öğrenmesi yöntemi ile test edilmiştir. Ayrıca yaş ve cinsiyet gibi değişkenlere göre subgrup analizleri gerçekleştirilmiştir.Tam değişken seti ile en iyi performans gösteren algoritma Random Forest (AUC: 0,909; doğruluk: 0,867; duyarlılık: 0,705 ve özgüllük: 0,930) ve daraltılmış değişken setiyle en iyi performans gösteren algoritma Random Forest (AUC: 0,897; doğruluk: 0,856; duyarlılık: 0,689 ve özgüllük 0,912) olmuştur. 65 yaş üstü kadınlarda ve 18 yaş altı erkeklerde en iyi performansı ise XG Boost göstermiştir.Nesnel laboratuvar parametreleri eşliğinde makine öğrenmesi algoritmalarının kullanımı idrar kültür sonuçlarını yüksek özgüllükle tahmin etme potansiyeline sahiptir.. Random Forest algoritması, hem tam hem de daraltılmış değişken setlerinde en iyi performansı sergilemiş olup yaş ve cinsiyet gibi faktörlere bağlı olarak XG Boost'un da kullanılabileceği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İdrar Kültürü, Makine Öğrenmesi, Üriner Sistem Enfeksiyonu, Yapay Zeka

Pınar Zehra Davarcı
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin farklı sınıflarında öğrenim gören tıp öğrencilerinin, aile hekimliği ve iç hastalıkları asistanlarının yaşlılara yönelik bilgi ve tutumları

Demografik dönüşüm, nüfus içerisinde yaşlı bireylerin oranının artmasına yol açar. Tıbbi iş gücü planlaması açısından önemli olan bu durum; giderek artan sayıda yaşlı hastanın bakım ve tedavisini üstlenmek durumunda kalacak olan, tüm hekimlerin yaşlı bireylere yönelik bilgi, tutum ve becerilerini geliştirmeleri gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, tıp öğrencilerinin ve asistan hekimlerin, yaşlı bireylere yönelik bilgi düzeylerinin artırılması ve olumlu tutumlarının desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Çalışmamız, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören birinci, dördüncü ve altıncı sınıf lisans öğrencileri ile aile hekimliği ve iç hastalıkları asistan hekimleri arasında yaşlılara yönelik bilgi ve tutumlar açısından fark olup olmadığını değerlendirmek, sosyo demografik değişkenlerle ilişkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, literatürden yararlanılarak geliştirilen 31 soru ve UCLA Geriatrik Tutumlar Ölçeği'ne ait 14 soru olmak üzere toplam 45 sorudan oluşan anket formu kullanılarak 434 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Aile hekimliği asistanlarının, iç hastalıkları asistanlarına kıyasla; kadınların erkeklere kıyasla; geniş ailede yetişenlerin çekirdek ailede yetişenlere kıyasla; büyükanne ve büyükbabalarıyla daha sık görüşenlerin daha seyrek görüşenlere kıyasla; yaşamlarının belirli bir döneminde 65 yaş üstü bir yetişkinle birlikte yaşama deneyimi olanların bu deneyimi olmayanlara kıyasla; akademik kariyerin devamında yaşlı sağlığına ilgi duyanların ilgi duymayanlara kıyasla ve hekimlik mesleğini severek yaptığını belirtenlerin bunu kısmen veya hayır olarak belirtenlere kıyasla daha olumlu tutumlara sahip oldukları belirlenmiştir. Yaşlılara yönelik bilgi düzeyi incelendiğinde klinik deneyimi artan gruplarda hasta yönetimi ve klinik uygulama ile ilişkili bilgi sorularında anlamlı düzeyde daha yüksek doğru yanıt oranları saptanmıştır. Aile hekimliği ve iç hastalıkları asistanları arasında yaşlılara yönelik bilgi düzeyi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır.

Mehmet Alperen Sezer
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yetişkin yaş grubu Tetanos Bilgi Ölçeğinin geliştirilmesi: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Bu çalışmanın amacı, yetişkin yaş grubunda tetanos bilgi düzeyini ölçmek üzere geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Veri toplama süreci, Şubat 2025–Haziran 2025 tarihleri arasında Edirne ili merkez ilçesindeki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 18 yaş ve üzeri toplam 400 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama işlemi sosyodemografik değişkenlerin yer aldığı 13 soru ve Yetişkin Yaş Grubu Tetanos Bilgi Ölçeğine ait 40 soru olmak üzere toplam 53 sorudan oluşan anket formu ile gerçekleştirilmiştir. Ölçek geliştirme sürecinde, içerik geçerliği Lawshe tekniği ile değerlendirilmiş, kapsam geçerlik oranı hesaplanarak ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0,94 bulunmuştur. Yapı geçerliği için veri seti ikiye ayrılmış; 200 kişilik ilk veri grubuna açımlayıcı faktör analizi, diğer 200 kişilik gruba doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçek 7 alt boyut ve 23 maddeden oluşmuştur ve faktör yükleri 0,40'ın üzerinde saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde 7 alt boyut ve 22 maddenin uyum indeksleri kabul edilebilir düzeyde bulunmuştur. Güvenirlik analizlerinde Cronbach Alfa katsayısı, madde-toplam korelasyonları, % 27'lik alt-üst grup karşılaştırmaları ve İkiye Bölme Güvenirliği yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin tamamı için Cronbach Alfa katsayısı 0,87 olarak bulunmuş, alt boyutların Cronbach Alfa değerleri de kabul edilebilir sınırlar içinde yer almıştır. İkiye Bölme Güvenirliği analizinde Spearman-Brown katsayısı 0,92 olarak hesaplanmıştır. Ölçek maddelerinin madde-toplam korelasyonlarının tümü 0,30'un üzerinde olup, %27'lik alt-üst grup karşılaştırmaları istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Geliştirilen "Yetişkin Yaş Grubu Tetanos Bilgi Ölçeği"nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Ölçek, halk sağlığı alanında tetanos bilgi düzeyinin değerlendirilmesi ve eğitim programlarının planlanması amacıyla kullanılabilir niteliktedir.

Miraç Çağlayan
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

1990'dan günümüze Türkiye'de ishalli hastalıklara bağlı ölümlerin etiyolojik faktörlere atfedilen oranlarının trendi: Bir hastalık yükü çalışması Türkiye örneği

Bu çalışmanın amacı Küresel Hastalık Yükü-2021 çalışması verileri kullanılarak, Türkiye'de 1990-2021 yılları arasında ishalli hastalıkların mortalitesinin çeşitli etiyolojik faktörlere atfedilen oranlarının yıllar içindeki trendini cinsiyet ve yaş gibi değiştirilemez risk faktörlerine göre incelemektir. Çalışmanın bulgularına göre etkenlere atfedilen ölüm ve engelliliğe göre ayarlanmış yaşam yılları bir etken dışında diğer tüm etkenlerde 1990-2021 yılları arasında düşüş eğiliminde olduğu, bir etkende de aynı yıllarda artış eğiliminde olduğu görülmüştür. Yaşa özel ölüm sayıları incelendiğinde oransal olarak 1990-2021 yılları arasında iki yaş grubunda (beş yaş altı ve yetmiş yaş üstü) hala önemli sayıda ölüme sebep olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, elde edilen bulgular ishalli hastalıklara bağlı ölümlerde anlamlı bir ilerleme kaydedildiğini göstermekle birlikte, bu kazanımların sürdürülebilir kılınması için etken temelli yaklaşımın ve yaş grubu odaklı müdahalelerin kararlılıkla devam ettirilmesi gerekmektedir. Azalan eğilim, mücadelenin başarısını göstermekle beraber daha yüksek hedeflere ulaşmak için bir motivasyon kaynağı olarak değerlendirilmelidir.

Hazım Barış Pınarbaşı
Trakya University
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ'da hemodiyaliz ünitelerinde tedavi gören kronik böbrek hastalarında beslenme eğitiminin malnütrisyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmada, Tekirdağ Süleymanpaşa'da faaliyet gösteren iki hemodiyaliz ünitesinde tedavi gören kronik böbrek hastalarına (KBH) verilen beslenme eğitiminin hastaların beslenme bilgi düzeyine, malnütrisyon skoruna ve yaşam kalitesine etkilerinin saptanması amaçlanmıştır. Müdahale araştırması olarak planlanan bu çalışmaya Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma Hastanesi ve Tekirdağ Özel Ege Diyaliz Merkezinde tedavi gören toplam 32 KBH'lı hasta katılmıştır. Veri toplama aşamasında üç adet veri toplama formu kullanılmıştır. İlk olarak beslenme eğitimi öncesinde çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllü hastalardan araştırmacı tarafından konu ile ilgili literatür doğrultusunda anket formu oluşturulan, demografik özellikleri ve hastalığa ilişkin bilgileri içeren 12 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla 13 sorudan oluşan "Nütrisyonel Risk İndeksi Formu (NRİ)" ve 36 sorudan oluşan "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılarak veriler toplanmıştır. Verilen beslenme eğitiminden üç ay sonra diyaliz seansı sırasında doğrudan görüşme yapılarak hastalara tekrardan NRİ ve SF-36 uygulanmış; yeniden NRI puanları ve SF-36 yaşam kalitesi ölçeği puanları hesaplanmıştır. Hemodiyaliz ünitelerinde tedavi gören kronik böbrek hastalarının malnütrisyon skorları değerlendirilmiş beslenme bilgi durumu, tutum ve davranışları saptanmış, beslenme eğitimi verilmesinin bu hastaların beslenme bilgi durumlarına, bazı kan parametrelerine, malnütrisyon riskine etkileri ve beslenme eğitiminin hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkileri üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmaya katılan hastalarda beslenme eğitimi öncesi beslenme bilgi düzeyi puanı 20 puan üzerinden 15,9 iken beslenme eğitiminden hemen sonra 18,4 üç ay sonra 17,6 olarak hesaplanmıştır. Hastaların genelinde nütrisyonel risk indeksi başlangıç skor ortalaması 101,3 iken hastalıklarına özgü beslenme bilgilendirmesi yapıldıktan üç ay sonra 104,1 olarak hesaplanmıştır. SF-36 yaşam kalite ölçeğindeki fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, vitalite/enerji ve genel sağlık algısı skorları beslenme eğitimi sonrasında yükselirken diğer faktörlere ait skorlar düşmüştür.

Arda Eker
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemoterapi alan kanser hastalarında yaşam biçimi davranışları, beslenme alışkanlıkları ve beslenme durumları

Bu çalışmada, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (TNKÜ) Hastanesi Medikal Onkoloji polikliniğinde kanser tanısıyla izlenen ve kemoterapi alan hastaların yaşam biçimi davranışlarının, besin tüketim sıklıklarının, riskli beslenme alışkanlıklarının ve beslenme durumlarının kanser türlerine göre belirlenerek bulgular ışığında kanserli hastalara tedavi boyunca ve sonrasında önerilecek yaşam biçimi alışkanlıklarına, beslenme biçimlerine yönelik gerçekleştirilecek eğitimler/girişimlerde başarılı olmak amaçlanmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma TNKÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Medikal Onkoloji Kliniğinde kemoterapi almakta olan 176 hasta üzerinde yürütülmüştür. Veri toplanması için literatürden yararlanılarak oluşturulan kişinin demografik bilgileri ve hastalık öyküsünün yanı sıra yaşam biçimi ve beslenme alışkanlıklarını ve besin hazırlama, saklama koşullarını sorgulayan iki bölümden oluşan bir "Anket Formu", üç sorudan oluşan ve hastaların beslenme müdahalesine ihtiyacı olup olmadığını tespit etmeye yarayan "Kısa Nutrisyonel Değerlendirme Formu" ve "Besin Tüketim Sıklığı Formu" kullanılmıştır. Araştırmaya katılmış olan tüm bireylere ilişkin bilgiler anket formundaki sorular bireylere doğrudan kendilerine, yüz yüze sorularak elde edilmiştir. Veriler IBM SPSS Statistics 20 programında değerlendirilerek, tanımlayıcı istatistikler için ortalama ±Standart sapma, sayım değerleri için oranlar kullanılmıştır. Karşılaştırmalı analizler için Student t testi ve Ki-Kare testleri uygulanmıştır. Katılımcıların %54'ü kadın ve %46'sı erkektir. Kadın hastalarda meme kanseri en sık görülen kanser türüyken, erkek hastalarda akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Kısa Nutrisyonel Değerlendirme Formu'na (KNDF) göre katılımcıların beslenme alışkanlıkları değerlendirilmiş ve kadınların %64,2'sinin erkeklerin ise %39,5'inin iyi beslendiği saptanmıştır (p<0,05). Hastaların %55,2'sinin vücut kitle indeksi (VKİ) 25'in üstündedir. Katılımcıların KNDF'a göre beslenmeleri değerlendirilmiş ve vücut kitle indeksi 40 ve üzeri olanların %83,3 ile en beslendiği saptanmıştır (p<0.05). Kemoterapinin yan etkilerine bağlı olarak hastaların %60,2'si öğün atlayabilmektedir. Kadınların erkeklere göre daha dengeli ve sağlıklı beslendikleri gözlemlenmiştir (p<0,001). Katılımcıların yeterli ve dengeli beslenme örüntüsünün oluşturulması amacıyla bireylerin tanı anından itibaren beslenmeleri bir uzman tarafından takip edilmeli ve tedavi süresince beslenme durumunun değerlendirilmesi önerilebilir.

Ebru Genç
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyaliz hastalarında nütrisyonel durum, malnutrisyon inflamasyon skoru ve sarkopeni arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma hemodiyaliz (HD) hastalarında nütrisyonel durum, malnütrisyon-inflamasyon skoru ve sarkopeni arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Mart 2023- Ekim 2023 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi, Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi, Tekirdağ Çorlu Devlet Hastanesi Diyaliz Üniteleri ve Özel Tekirdağ Ege Diyaliz Merkezinde bulunan çalışmanın katılım kriterlerine uyan gönüllü 53 kadın, 67 erkek toplam 120 HD hastası üzerinde yürütülmüştür. Çalışma kapsamında hastalara yüz yüze anketler uygulanmıştır. Handgrip için CAMRY marka EH-101 elektronik el dinamometresi ile sarkopeni varlığı incelenmiş ve hasta dosyalarından biyokimyasal veriler alınmıştır. Hastaların %75,8'inde (n=91) sarkopeni, %39.2'sinde malnütrisyon saptanmıştır. Diyalize giren hastalarda sıkça inflamasyon ile karşılaşılmaktadır. Hastalarda malnütrisyon-inflamasyon skor (MIS) ortalaması 8,084,01 ve ortalama serum CRP düzeyi 14,44 ± 23,11 mg/dL olarak saptanmıştır. Sarkopenik hastaların yaş ortalaması (62,6412,55) sarkopeni olmayan hastaların (51,0712,48) göre daha yüksek tespit edilmiştir. Sarkopenik hastaların vücut ağırlıkları (66,1211,87) sarkopeni olmayan hastaların (73,5817,96) vücut ağırlıklarından daha düşük tespit edilmiştir. Sonuç olarak, yaş ve vücut ağırlığı değişkenlerinin sarkopeni üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkisinin bulunduğu ve sarkopeni sıklığının erkeklerde kadınlara oranla daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.

Birgül Kulan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amiyotrofik lateral skleroz (ALS) hastasına primer bakım veren aile bireylerinde bakım yükü,algılanan sosyal destek ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Bu çalışmada ALS hastasına primer bakım veren aile bireylerinin bakım verme yükü, algılanan sosyal destek ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. ALS hastasına primer bakım veren aile bireylerinin bakım verme yükünün ve yaşam kalitesinin algılanan sosyal destek, ALSFRS-R puanı ve ALS hastasının ve bakım verenin özelliklerinden nasıl etkilendiği araştırılmıştır. Çalışma analitik kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini ALS hastalarına bakım vermekte olan aile bireyleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise ALS MNH Derneği'ne 118 bakım veren oluşturmuştur. Araştırmanın verileri sosyodemografik veri formu, ALSFRS-R, Bakım Yükü Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve SF-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 27.0 programı ile analiz edildi. Veri analizinde yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Spearman ve Pearson korelasyon testleri ve lineer regresyon analizleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için sınır değer p<0,05 kabul edildi. Çalışmada ALS hastasına bakım veren aile bireylerinin Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 43,0±13,9, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 51,7±19,6, SF-12 Ölçeği fiziksel bileşeni ortalaması 40,5±8,5 ve SF-12 Ölçeği mental bileşeni ortalaması ise 35,5±9,5 olarak tespit edildi. Bulgulara göre ALSFRS-R puanı, bakım verenin ALS hastasıyla aynı evde yaşaması, bakım verenin ALS hastasıyla iletişimde zorluk yaşaması ve bakım verenin ALS hastasına bakım vermede zorluk yaşaması ALS hastasına primer bakım veren aile bireylerinin bakım verme yükünü anlamlı biçimde etkilemektedir. Bakım verenin çok sayısı, bakım vereninin kadın olması, bakım verenin ALS hastasıyla aynı evde yaşaması, hastanın hanesindeki kişi sayısı, hastanın ALS hastalığı tanısı almasının üzerinden geçen süre, hastanın gelirini orta ve üzerinde algılaması, bakım vereninin iletişimde zorluk yaşaması, hastanın çalışıyor olması, hastanın sağlığını orta ve üzerinde algılaması, ALSFRS-R puanı, ÇBASDÖ toplam puanı ve bakım verme yükü ölçeği puanı ALS hastasına primer bakım veren aile bireylerinin yaşam kalitesi anlamlı biçimde etkilemektedir. ALS hastalarına bakım veren aile üyelerinin algıladıkları bakım yükü arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı bulunduğundan bakım vericilerin algıladıkları bakım yükünün azaltılması için çaba gösterilmesi ve bu amaçla sosyal desteklerin artırılması önerilmiştir.

Nafiye Türkmenel
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir ilköğretim okulu öğrencilerinde beslenme alışkanlıklarının eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilmesi

Bu araştırma Isparta il merkezindeki Sidre İlköğretim Okulu Öğrencilerine verilen beslenme eğitiminin, öğrencilerin beslenme alışkanlıklarına olan etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Isparta Sidre İlköğretim Okulu'ndaki 266 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak demografik bilgiler, öğün tüketim durumu, besin tüketim sıklığı formu ve beslenme alışkanlıkları sorgulama formu literatür taranarak hazırlanmış ve kullanılmıştır. Öğrencilerin cinsiyet dağılımı incelendiğinde % 47'sinin kız, % 53'ünün ise erkek öğrenci olduğu belirlenmiştir. Çocukların bilişsel gelişiminde rol alan düzenli kahvaltı yapma alışkanlığı ve öğün atlanmaması için aile ve okul fertlerine gerekli bilincin kazandırılması gerekmektedir. Katılımcıların ana öğün yapma durumu incelendiğinde 3 ana öğün tüketenler, verilen beslenme eğitimi sonrasında % 83,1'e yükselmiştir. Düzenli kahvaltı yapma durumu beslenme eğitimi sonrasında % 78,6'ya yükselmiştir. Kahvaltıda eğitim öncesi yumurta tüketimi % 78,2 iken eğitim sonrası yumurta tüketimi % 86,5'a yükselmiştir. Kazanılan beslenme alışkanlıklarının sürdürülebilmesi için adölesan dönem büyük önem taşımaktadır. Öğrencilerin her gün peynir tüketme sıklığı verilen beslenme eğitimi sonrası % 72,2'ye, haftada 1-2 kez kırmızı et tüketimi % 48,9'a, haftada 1-2 kez balık tüketimi % 48,9, haftada 1-2 kez tavuk tüketiminin % 52,3'e her gün yumurta tüketiminin % 52,6'ya, haftada 1-2 kez kurubaklagil tüketiminin % 56,4'e yükseldiği görülmektedir. Her gün taze meyve tüketimi beslenme eğitimi sonrası % 66,5'a,her gün sebze yemeği tüketiminin % 28,2'ye yükseldiği belirlenmiştir. Adölesan dönemde öğrencilere beslenme eğitimi verilerek ya da müfredata sağlıklı beslenme ile ilgili ders eklenerek yeterli ve dengeli beslenme konusunda öğrenciler bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Emine Ezgi Atak
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir devlet hastanesinde çalışan sağlık personellerinin probiyotikler hakkında bilgi düzeyi ve tüketim alışkanlıklarının saptanması

Amaç: Bu çalışma Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde çalışmakta olan sağlık personellerinin probiyotikler hakkındaki bilgi düzeylerinin ve probiyotik tüketim durumlarının saptanması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Burdur merkezinde bulunan Burdur Devlet Hastanesi'nde çalışan hekim hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının probiyotik bilgilerinin saptanması ve probiyotik tüketim sıklığının belirlenmesi amacıyla 302 sağlık personeline yüz yüze anket uygulanmıştır. Gereç ve Yöntem: Katılımcılara üç bölümden oluşan bir anket uygulanmıştır. İlk iki bölümde katılımcıların demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları araştırılırken, üçüncü bölümde ise probiyotik ürünler ile ilgili alışkanlık ve bilgileri araştırılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler branş bazında ve yaş bazında pearson ki-kare testi yardımıyla istatistiksel olarak anlamlı olup olmadıkları araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda kullanılan anketimize toplam 302 kişi katılmıştır. Ankete 20-30 yaş aralığında 58 kişi (%19,20), 31-40 yaş aralığında 128 kişi (%42,40), 41-50 yaş aralığında 116 kişi (%38,40) katılmıştır. Katılımcılar branş bazında incelendiğinde 41 hekim (%13,60), 161 hemşire (%53,30), 100 diğer sağlık personeli (%33,10) katılmıştır. Katılımcıların yaş ve branş bazında üçüncü bölümdeki sorulara verdikleri cevaplardan bir kısmı yapılan testlere istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonucunda elde edilen sonuçlar farklı testlerle istatistiksel olarak anlamlılık yönünden değerlendirilmiştir. Bununla birlikte çalışmanın literatüre fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

Devlet hastaneleriProbiyotiklerSağlık personeli
Hasibe Kılcı
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Genç Erkeklerin Bigoreksiya Düzeyine; Beden Algısı, Sosyal Fizik Kaygı ve Algılanan Desteğin Etkisi

Bu çalışmada genç erkeklerin bigoreksiya düzeyine; beden algısı, sosyal fizik kaygı ve algılanan sosyal desteğin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel analitik tipteki bu çalışma, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni, üniversitedeki 15 fakülteden herhangi birinde lisans düzeyinde eğitim alan 15 890 erkek öğrencidir. Evrendeki birey sayısı (N): 15 890, sıklık (p): 70/120, hata payı (α): %5, desen etkisi 1 alınarak OpenEpi programında 366 hesaplanmış, %5 daha eklenerek, fakültelere göre tabakalama ve yuvarlama yapıldığında 386 olarak belirlenmiştir. Veriler, tabakalı basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 386 erkekten hibrit olarak toplanmış; SPSS 22.0 programında yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, ki-kare ve t testi, Pearson korelasyon ve lojistik regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni, MDDI puanına göre belirlenen bigoreksiya durumudur. Sosyodemografik, egzersiz, beslenme, ergojenik destek ürünü kullanımı gibi özelliklerin yanında; beden algısı (BAÖ), sosyal fizik kaygı (SFKE) ve algılanan sosyal destek (ÇBASDÖ) durumları incelenmiştir. Araştırma grubunda bigoreksiya %18,9; düzenli egzersiz %58,8 ve ergojenik destek ürün kullanımı %19,4 sıklığa sahipti. Kendi evinde kalanlarda; apart, yurt veya akraba evinde kalanlara göre bigoreksiya sıklığı 0,5 kat daha azdı (p=0,017). Sportif performans için ergojenik destek ürün kullananlarda, kullanmayanlara göre bigoreksiya sıklığı 4,8 kat daha fazlaydı (p<0,001). Dış görünüşten duyulan kaygı (SFKE puanı) arttıkça; bigoreksiya riski 1,3 kat artmaktaydı (p<0,001). Beden algısı memnuniyet düzeyi (BAÖ puanı) ve algılanan sosyal destek düzeyi (ÇBASDÖ puanı) arttıkça, bigoreksiya düzeyi (MDDI puanı) azalmaktaydı (sırasıyla r=-0,011, p=0,832, r= -0,152, p=0,003). Aile veya arkadaş kaynaklı algılanan sosyal destek düzeyi arttıkça, bigoreksiya düzeyi (MDDI puanı) azalmaktaydı (sırasıyla r= -0,150, p=0,003 ve r= -0,148, p=0,004). Sonuç olarak, bu çalışmada yaklaşık beş genç erkekten birinde, yani oldukça yüksek bir sıklıkta, bigoreksiya varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca genç erkeklerdeki beden algısının, sosyal fizik kaygının ve algılanan sosyal desteğin bigoreksiyada etkili faktörler olduğu görülmüştür.

Algılanan sosyal destekBeden imajıBigoreksiya+1
Kıymet Batmaz
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin yalnızlık ve yaşam doyumuna; sosyotelizm (phubbing), etkileşim kaygısı ve fiziksel aktivitenin etkisi

Araştırmada Süleyman Demirel Üniversitesi lisans düzeyi öğrencilerinde yalnızlık ve yaşam doyumuna sosyotelizm, etkileşim kaygısı, fiziksel aktivite düzeyi ve sosyodemografik değişkenlerin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel analitik tipte planlamış olan çalışmaya 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi'nde lisans düzeyinde öğrenim görmekte olan 969 öğrenci dahil edilmiştir. Anketin bölümlerinde öğrencilerin sosyodemografik özellikleri, yalnızlık ve yaşam doyumu ile ilişkili olabilecek diğer bireysel özellikleri, Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ), UCLA Yalnızlık Ölçeği-kısa formu (ULS-8), Sosyotelizm Ölçeği, Etkileşim Kaygısı Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ)-kısa form kullanılmıştır. Tanımlayıcı bulgular sayı, yüzde, ortalama, standart sapma şeklinde verilmiştir. Analizde bağımsız gruplarda t testi, Man Whitney U testi, ANOVA testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi ile lineer regresyon analizi kullanılmış ve p<0,05 olduğu durumlarda anlamlı olduğu kabul edilmiştir. Araştırmada katılımcıların YDÖ toplam puanı 13,6±4,6, ULS-8 toplam puanı 13,9±5,0 olarak hesaplanmıştır. Korelasyon analizi sonucunda YDÖ ile ULS-8 arasında negatif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır. Etkileşim kaygısı, sosyotelizm toplam ve alt boyutlarının; YDÖ ile negatif yönlü, ULS-8 ile pozitif yönlü anlamlı ilişkiye sahip oldukları görülmüştür. Lineer regresyon analizi sonucunda alkol kullanma, Twitter hesabına sahip olma, telefon tutkusu artışı ve etkileşim kaygısı artışının yaşam doyumunu azalttığı; fiziksel aktivite düzeyinin artışının, tablete sahip olmanın ve algılanan ekonomik durumun artışının yaşam doyumunu artırdığı görülmüştür. Lineer regresyon analizinde iletişim bozukluğunun artışı, etkileşim kaygısı artışı, e-kitap okuyucuya sahip olma, geniş aileye kıyasla dağılmış ve çekirdek aileye sahip olma durumlarında yalnızlığın arttığı; algılanan ekonomik durumun artışı ile yalnızlığın azaldığı görülmüştür. Öğrencilerde yaşam doyumunu artırmak ve yalnızlığı azaltmak için etkileşim kaygısı ve sosyotelizmi azaltmaya yönelik çalışmalar yapılması faydalı olacaktır. Ayrıca fiziksel aktivite yapmayı artırmaya yönelik çalışmalar da yaşam doyumunu artırmak açısından önemli olacaktır. Anahtar Sözcükler: Etkileşim Kaygısı, Fiziksel Aktivite, Sosyotelizm, Yalnızlık, Yaşam Doyumu

Betül Çoban
Süleyman Demirel University
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evli kadınların çalışma durumlarının toplumsal cinsiyet algıları ve aile planlaması yöntemi kullanımları üzerine etkisi

Bu çalışma, evli kadınların çalışma durumlarına göre aile planlaması yöntem kullanımları, toplumsal cinsiyet algısının aile planlaması yöntem kullanımına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Isparta ili Şarkikaraağaç ilçesinde ikamet eden 188 çalışan ve 188 çalışmayan olmak üzere toplam 376 evli kadına yüz yüze anket uygulanmıştır. Veri toplamada kullanılan anket formu üç bölümden oluşmaktadır; sosyodemografik değişkenler, aile planlaması tutum ve davranışları ölçmeye yönelik sorular ve toplumsal cinsiyet ölçeği sorularıdır. Araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmış olup kesitsel tipte bir araştırmadır. Bulgular kadınların yarısına yakınının hiçbir aile planlaması yöntemi kullanmadığını göstermiştir. Aile planlaması yöntemlerini kullanma durumunun yaş, evlilik süresi ve çocuk sayısı ile ilişkisi olduğu ancak diğer demografik değişkenlerle ilişkisi olmadığı, kadının çalışma durumuna göre de farklılaşmadığı bulunmuştur. Kadınların en sık kullandıkları aile planlaması yöntemlerinin sırasıyla geri çekme, kondom, rahim içi araç, hap ve tüplerin bağlanması olduğu ve bu durum açısından çalışan kadınlarla çalışmayanlar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Geçmişte kullanılan aile planlaması yöntemlerini terk etmenin öncelikli nedenlerinin sırasıyla; güvenilir olmaması, ilaç alımının zor olması, kanama yapması, kullanımın zor olması ve yan etkileri olması olduğu bulunmuştur. Aile planlaması yöntemleriyle ilgili araçlara erişimde çoğunlukla bir zorluk yaşanmadığı ve araçlara erişimin büyük oranda ücretli olduğu saptanmıştır. Kadınların yarısından biraz azının acil durum kontraseptif yöntemleri hakkında bilgi sahibi olduğu ve bunların çalışan kadınlar olduğu saptanmıştır. Kadınların toplumsal cinsiyet tutum düzeylerinin yüksek olduğu ve kadınların toplumsal cinsiyet yaklaşımlarının pozitif yönlü olduğu bulunmuştur. Kadınların toplumsal cinsiyet algılarının aile planlaması kullanma durumuna göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Diğer taraftan, çalışan kadınların toplumsal cinsiyet algılarının çalışmayanlardan, kendi eğitim düzeyi ve eşlerinin eğitim düzeyi yüksek olanların eğitim düzeyleri ve eşlerinin eğitim düzeyleri düşük olanlardan, beyaz yakalı çalışanların çiftçilerden ve ev hanımlarından, ilçede ikamet edenlerin kasabada ve köyde ikamet edenlerden ve çekirdek aile sahibi olanların geniş aile sahibi olanlardan toplumsal cinsiyet algılarının daha yüksek olduğu ortaya çıkartılmıştır. Çocuk sayısının toplumsal cinsiyet algısını negatif yönlü etkilediği, eğitim düzeyinin ise pozitif yönlü etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

Kevser Yaşar
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mültecilerde depresyon, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu sıklığı ve ilişkili faktörler

Türkiye, başta Suriye, Afganistan ve İran'dan olmak üzere 4 milyondan fazla mülteci ve sığınmacıya ev sahipliği yapmaktadır. Bu önemli nüfusa rağmen, ruh sağlığı durumları ile çatışma ve yerinden edilmenin bu gruplar üzerindeki etkisi hakkında sınırlı veri bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki farklı menşe ülkelerden gelen mültecilerin ruh sağlığını değerlendirmek, risk faktörlerini belirlemek ve sosyodemografik özelliklerin, travmatik olayların ve yerinden edilme sonrası stres faktörlerinin ruh sağlığı koşullarını nasıl etkilediğini incelemektir. Kasım 2022 ve Mart 2023 tarihleri arasında, Türkiye'deki 521 mülteciden, tercüman yardımı ile aynı dilde ölçekler kullanılarak yüz yüze görüşmeler yoluyla veri toplanmıştır. Veriler sosyodemografik özellikleri, travmatik olayları (Harvard Travma Anketi), göç sonrası stres faktörlerini (Göç Sonrası Yaşam Zorlukları Kontrol Listesi), depresyon ve anksiyete semptomlarını (Hopkins Semptom Kontrol Listesi-25) ve travma sonrası stres bozukluğunu (TSSB) (PCL-5) kapsamaktadır. Mülteciler arasında ruh sağlığı sorunlarının yaygınlık oranları anksiyete için %45,1, depresyon için %48,8 ve TSSB için %44 olarak tahmin edilmiştir. Ruh sağlığının temel belirleyicileri arasında cinsiyet (kadın), menşe ülke (İran), yaş grupları (18-29, 30-39 ve 40-49 yaş), medeni durum (bekar, boşanmış veya dul), çalışma durumu, çok düşük ekonomik durum, önceki ruhsal veya fiziksel hastalık, travmatik olaylara maruz kalma ve yerinden edilme sonrası sosyoekonomik stres faktörleri yer almıştır. Sonuç olarak, Türkiye'nin mülteci nüfusu arasında ruh sağlığı bozukluklarının yüksek prevalansı dikkat çekicidir. Bulgular, kadın mültecilerin, İranlıların ve genç-orta yaş gruplarının daha yüksek risk altında olduğunu vurgulamaktadır. Ekonomik ve medeni durumun ruh sağlığı üzerindeki etkisinin yanı sıra fiziksel ve ruhsal sağlık geçmişlerinin belirleyici rolü vurgulanmaktadır. Bu sonuçlar, bu grupların özel sağlık ihtiyaçlarının ele alınması, sağlık hizmetlerine erişimin iyileştirilmesi ve entegre yaklaşımlar yoluyla sosyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır.

Eyüb Kaçmaz
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuk aşılarında ebeveynlerin aşı kabulünde birey-grup ve bağlamsal etkilerin aşı tereddütüne etkisi

Bu çalışma, e-sağlık okuryazarlığı düzeyi ve sağlık sistemlerine duyulan güvensizliğin, aşı tereddütü üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. E-sağlık okuryazarlığı, bireylerin internet aracılığıyla sağlık bilgilerine ulaşma, anlama ve kullanma becerilerini ifade ederken, sağlık sistemlerine güvensizlik ise bireylerin sağlık kurumlarına, sağlık hizmetlerine ve sağlık hizmeti sunucularına yönelik şüphe ve endişelerini tanımlar. Bu bağlamda çalışmamız, e-sağlık okuryazarlığı ve sağlık sistemlerine güvensizlik düzeyinin, aşı tereddütü üzerindeki potansiyel etkileşimleri değerlendirerek, rolünü anlamayı ve sağlık perspektifiyle çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, tanımlayıcı, kesitsel analitik tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini; Isparta il merkezinde yaşayan, anaokuluna devam eden 5 yaş ve altında çocuğu bulunan, 18 yaş ve üzeri ebeveynler oluşturmakta olup çalışmaya 523 ebeveyn dahil edilmiştir. Çalışmanın veri toplama aşamasında veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından oluşturulmuş Sosyodemografik Bilgi Formu ile birlikte E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Sağlık Sistemlerine Güvensizlik Ölçeği ve Beş Yaş Altı Çocukların Ebeveynlerinde Aşı Tereddütü Ölçeği'nde yer alan sorular sorulmuştur. Veriler, IBM SPSS 29.0 (IBM Corp. Released 2022. IBM SPSS Statistics for Macintosh, Version 29.0. Armonk, NY: IBM Corp.) paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada istatistiki olarak anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %65.2'si (n=341) kadın, %34.8'i (n=182) ise erkek cinsiyete sahipti. Araştırma grubunda en küçük yaş 21, en büyük yaş 55 'ti, yaşa ait ortalama ve standart sapma 33.92 ± 5.30'du. E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ile Beş Yaş Altı Çocukların Ebeveynlerinde Aşı Tereddüt Ölçeği arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Sağlık Sistemlerine Güvensizlik Ölçeği ile Beş Yaş Altı Çocukların Ebeveynlerinde Aşı Tereddüt Ölçeği arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Çalışmada çıkan sonuçlarına göre, düşük e-sağlık okuryazarlığı düzeyi ve sağlık sistemlerine güvensizlik aşı tereddütünün yordayıcı nedenlerindendir. Günümüzde ciddi şekilde sağlık tehdidi olan aşı tereddütlerinin azaltılması için, ebeveynlerin e-sağlık okuryazarlığı düzeylerini arttırılmasına ve sağlık sistemine olan güvenlerinin artmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Ramazan Öztop
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İsparta il merkezindeki yaşlılarda yaşlı dostu şehir algısı ve aktif yaşlanmanın yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışmanın amacı Isparta il merkezinde yaşayan yaşlıların sosyodemografik özelliklerinin, yaşlı dostu şehir algılarının ve aktif yaşlanma düzeylerinin yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Kesitsel tipteki bu çalışma Mart 2023- Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma evrenini Isparta il merkezinde yaşayan 36,500 yaşlı oluşturdu. Örneklem sayısı hesaplamak için yaşam kalitesi evren standart sapması () 7, ortalamaya göre yapılmak istenen sapma (d) 0,7 ve anlamlılık düzeyi (%5 için t=1.96) alınarak 786 bulundu, örneklemeyi kolaylaştırması için 800 kişiye ulaşılması hedeflendi. Çalışma 653 kişiye (%81,62) ulaşılarak tamamlandı. Araştırmanın bağımlı değişkeni yaşlıların yaşam kalitesi, bağımsız değişkenleri sosyodemografik özellikler, yaşlı dostu şehir algısı ve aktif yaşlanma düzeyiydi. Yaşlıların yaşam kalitesi için YYK-Kısa ölçeği, yaşlı dostu şehir algısı için AFCCQ-TR ölçeği ve aktif yaşlanma düzeyi için AYÖ kullanıldı. Veriler yüz yüze toplandı ve SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, bağımsız gruplarda t testi, Pearson korelasyon testi, Mann Whitney U testi ve lineer regresyon analizi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için sınır değer p<0,005 kabul edildi. Bu çalışmaya katılanların YYK-Kısa puan ortalaması 47,8±9,5; AFCCQ-TR toplam puan ortalaması 13,5±12,4; AYÖ toplam puan ortalaması 149,9±43,4 bulundu. Yaşlıların düzenli işte çalışması, arkadaşının olması, hobisinin olması, spor veya egzersiz yapması, eğitim durumunun ilköğretim ve altında olması, gelirinin giderine eşit veya giderinden fazla olması, sağlık durumunun orta veya iyi olması, sigara içmemesi, günlük işlerini kendisinin yapması, medeni durumunun evli olması yaşlı dostu şehir algısının yüksek olması, aktif yaşlanma düzeyinin yüksek olması yaşam kalitesini arttıran faktörler olarak bulundu. Yaşlı nüfusu giderek artmaktadır, bu sebeple yaşlıların yaşadığı şehirlerde onlara uygun hizmetlerin yapılması, aktif yaşlanma düzeylerine arttırmaya yönelik çalışmaların planlanması, yaşlıların yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin belirlenmesi, yaşam kalitesini arttırmaya yönelik önlemler alınması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Aktif Yaşlanma, Yaşlı Dostu Sağlık Hizmetleri, Yaşlı Dostu Şehir ve Topluluklar, Yaşlılarda Yaşam Kalitesi, Yaşam Kalitesi

Edanur Doğan
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlık ile ilgili lisans eğitimi alan üniversite öğrencilerinde dijital bağımlılık ve uyku kalitesinin gündüz aşırı uykululuğuna etkisi

Bu çalışmanın amacı lisans düzeyi sağlık alanı öğrencilerinde sosyodemografik faktörlerin, uyku kalitesinin ve dijital bağımlılığın gündüz aşırı uykululuğu (GAU) üzerine etkilerini saptamaktır. Kesitsel tipteki çalışma Ağustos 2022-Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Evreni 2022-2023 Eğitim Öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi'ndeki sağlık alanında eğitim veren fakültelerde eğitim alan lisans seviyesi 4241 öğrenci oluşturmuştur. Örnek büyüklüğü OpenEpi programı ile; sıklık (p) %14 ve sıklığa ait dağılım aralığı (d) %2 alınarak, %5 hata payı (α), ve %95 güven aralığında 909 hesaplandı, 1088 kişiye ulaşılarak çalışma tamamlandı. Araştırmanın bağımlı değişkeni GAU görülme durumu, bağımsız değişkenleri sosyodemografik değişkenler, uyku kalitesi ve dijital bağımlılıktı. GAU için Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), uyku kalitesi için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), dijital bağımlılık için Dijital Bağımlılık Ölçeği (DBÖ) kullanıldı. Online veri toplama yöntemiyle toplanan veriler SPSS 24.0 (Statistical Package for the Social Sciences,) programı ile analiz edildi. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum (min-maks) değerler, ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, lojistik regresyon analizi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için sınır değer p<0,05 kabul edildi. Bu araştırmada GAU prevalansı %25,5 olarak bulunmuştur. GAU görülme düzeyi kadınlarda, istediği alanda eğitim görmeyenlerde, genellikle yatmadan önce yemek yiyenlerde, kötü uyku kalitesine sahip olanlarda ve dijital bağımlılığı yüksek öğrencilerde daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca kötü sağlık düzeyi algısına ve yüksek stres düzeyi algısına sahip olanlarda, yaşadığı yer gürültülü olanlarda, uyku ritüeline sahip olanlarda, düzenli spor yapmayanlarda ve uykuya dalma sürecinde elektronik cihaz kullananlarda da GAU düzeyleri daha yüksek olarak tespit edilmiştir. Isparta'daki her dört sağlık alanı öğrencisinden bir tanesinde GAU görüldüğü saptanmıştır. GAU'nun olumsuz etkilerini azaltmak için GAU ile ilgili farkındalığın artırılması ve etkileyen faktörler ile ilgili düzenlemeler yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Epworth Uykululuk Ölçeği, Gündüz Aşırı Uykululuğu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Sağlık Alanı Öğrencileri, Uyku Bozuklukları

Merve Güven
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniversitesi sağlıkla ilişkili fakülteleri öğrencilerinde çocukluk çağı travmalarının ruhsal ve sosyal etkisi

Bu çalışmanın amacı lisans düzeyi sağlık alanı öğrencilerinde çocukluk çağı travmalarının ve sosyodemografik faktörlerin, yalnızlık, tükenmişlik ve yaşam doyumu üzerine etkilerini saptamaktır. Kesitsel analitik tipteki bu çalışmanın evrenini 2023 - 2024 eğitim öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi'ndeki sağlık alanındaki fakültelerde (Tıp, Diş Hekimliği, Eczacılık, Sağlık Bilimleri Fakültesi) öğrenim gören lisans seviyesi 4396 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü Open-Epi programı ile, prevelans %50, güven aralığı %95 ve desen etkisi 2 kabul edilerek, 707 olarak hesaplandı. Öğrenciler fakültelerine göre tabakalandırıldı, 707 öğrenciye ulaşılarak çalışma tamamlandı. Araştırmanın bağımsız değişkenleri öğrencilerin sosyo demografik özellikleri ve Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), araştırmanın bağımlı değişkenleri UCLA Yalnızlık Ölçeği (UYÖ), Maslach Tükenmişlik Envanteri – Öğrenci Formu (MTE-ÖF), Yaşam Doyum Ölçeği (YDÖ)'dir. Yüz yüze ve online veri toplama yöntemiyle toplanan veriler SPSS 26.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programı ile analiz edildi. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum (min-maks) değerler, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA testi, Pearson korelasyon testi ve lineer regresyon testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için sınır değer p<0,05 kabul edildi. Bu çalışmada, öğrencilerin UYÖ değişkenini duygusal ihmal, duygusal istismar, öğrenim gördüğü sınıf, anne öğrenim düzeyi, duyarsızlaşma, yetkinlik ve YDÖ değişkenlerinin; MTE-ÖF alt faktörlerini ÇÇTÖ toplam puanı, duygusal ihmal, öğrenim gördüğü fakülte, öğrenim gördüğü sınıf, aylık kişisel harcama miktarı, okuduğu bölümü isteyerek tercih edip etmeme durumu, bölümünden memnun olma puanı, UYÖ ve YDÖ değişkenlerinin; YDÖ değişkenini duygusal ihmal, okuduğu bölümü isteyerek tercih edip etmeme durumu, bölümünden memnun olma puanı, UYÖ, tükenmişlik ve yetkinlik değişkenlerinin etkilediği tespit edilmiştir. Çocukluk çağı travmaları öğrencilerin yaşamındaki birçok parametreyi etkilemektedir. Ayrıca bazı sosyo demografik değişkenlerin de öğrencilerin yalnızlık, tükenmişlik ve yaşam doyumu algıları üzerine etkilerinin olduğu saptanmıştır. Toplum çocukluk çağı travmaları açısından bilinçlendirilmeli, aileler çocuk yetiştirme konusunda eğitilmelidir. Öğrencilerin yalnızlıklarını ve tükenmişliklerini azaltıcı, yaşam doyumlarını arttırıcı psikolojik destek ve sosyal faaliyetler arttırmalıdır.

Mustafa Develi
Süleyman Demirel University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hızlı ofis zorlanma değerlendirmesi (Rapid Office Strain Assesment-ROSA) ölçeğinin Türkçe geçerlilik, güvenirliği ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi

Bilgisayar destekli masa başı çalışma, günümüzde en yaygın çalışma biçimlerinden biri hâline gelmiş olup, beraberinde çeşitli ergonomik riskleri de getirmektedir. Bu riskler, çalışanların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilmekte ve önemli iş sağlığı sorunlarına yol açabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, bilgisayar karşısında masa başı çalışan bireylerde ofis ergonomisini değerlendirmek amacıyla geliştirilen Hızlı Ofis Zorlanma Değerlendirme Ölçeği'nin (ROSA) Türkçe geçerliliğini araştırmak ve ergonomik risk düzeylerinin yaşam kalitesi ile olan ilişkisini sosyodemografik değişkenler çerçevesinde incelemektir. Araştırma, 2024-2025 yılları arasında Isparta ilinde yer alan üç kamu kurumunda çalışan 395 kişi ile analitik kesitsel ve metodolojik olarak yürütülmüştür. Çalışma kapsamında, katılımcıların ergonomik risk düzeyleri ROSA ölçeği ile, yaşam kaliteleri ise EUROHIS-QOL-8 yaşam kalitesi ölçeği ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaşam kalitesi toplam puan ortalaması 22,18±4,94; ROSA puan ortalaması ise 4,80±0,78 olarak bulunmuştur. Kronik hastalığı olmayanlar, erkek cinsiyette olanlar, kas-iskelet sistemi şikâyeti bulunmayanlar, ergonomi eğitimi almış olanlar, ergonomik çalışma koşullarına daha fazla dikkat edenler, göz rahatsızlığı yaşamayanlar, düzenli egzersiz yapanlar, iş yerinde esneme-germe gibi hareketleri uygulayanlar ve iş yerinde bilgisayar karşısında daha az zaman geçiren bireylerin yaşam kalitesi daha yüksek bulunmuştur. Bilgisayar karşısında masa başında çalışan bireylerin sayısının artmasıyla birlikte iş istasyonuna bağlı problemlerinin sıklığının da artması ve buna bağlı olarak yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesi beklenmektedir. Ergonomik risklerin erken dönemde tespit edilip ortadan kaldırılması, iş istasyonlarının ergonomik koşullarının iyileştirilmesi, çalışanlara ergonomi eğitimi verilmesi, gerekli durumlarda tıbbi değerlendirme yapılması, kronik hastalıkların kontrol altında tutulması ve erken rehabilitasyon uygulamaları bireylerin yaşam kalitesinin korunması ve artırılmasına katkı sağlayabilir. Bu çalışmayla birlikte ROSA ölçeği Türkçe literatüre kazandırılmış ve ofis çalışanlarında ergonomik risklerin hızlı bir şekilde tespit edilerek yaşam kalitesini artırmaya yönelik müdahalelere katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ergonomi, Masa başı, Ofis çalışanı, ROSA, Yaşam kalitesi

Ömer Kalaycı
Süleyman Demirel University
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite personelinde sezgisel beslenmenin vücut kompozisyonu ve yaşam doyumuyla ilişkisi

Bu çalışmanın konusu üniversite personelinde sezgisel beslenme düzeyi, sezgisel yeme davranışının vücut kompozisyonu ve yaşam doyumuna muhtemel etkisidir. Sezgisel beslenmenin fiziksel belirteçlere ve yaşam memnuniyetine etkisini değerlendirmek için yapılmıştır. Nedensel karşılaştırmalı ve ilişkisel model ile yürütülen nicel, kesitsel ve arşiv tabanlı bir araştırmadır. Araştırmanın katılımcılarını, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesinde çalışan gönüllü 130 akademik ve idari personel oluşturmaktadır. Araştırmanın amacına dair bilgilendirilmiş ve gönüllü olarak çalışmaya dahil edilmiş bireylere BIA cihazı ile ölçümler aynı merkezde gerçekleştirilmiştir. Demografik, sağlık ve yaşam tarzı sorularını, Sezgisel Yeme Ölçeği-2'ni, Yeme Farkındalığı Ölçeği-30'ni, Yaşam Doyumu Ölçeği'ni içeren anket katılımcılar tarafından doldurulmuştur. Genel yeme farkındalığı (yeme farkındalığı ölçeği genel sonucu) ile yaşam doyumu arasında pozitif anlamlı bir ilişki vardır (r=0,191, p=0,029). İç yağlanma ve sezgisel yeme düzeyi arasında (r = -0,182, p = 0,038), yiyeceklere karşı özgürlük ve esneklik arasında (r=-0,206, p=018), bedenin ihtiyacına duyarlı olma (r=-0,180, 0,041) arasında negatif anlamlı bir ilişki vardır. İlaç kullananlar ve kullanmayanlarda yaşam doyumunda anlamlı şekilde farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p=0,042). Regresyon analizleri neticesinde de sezgisel yeme düzeyindeki artışın düşünmeden yeme davranışı ile pozitif korelasyon oluşturduğunu duygusal yeme ile de negatif bir korelasyon gösterdiğini belirtmektedir. Evli ya da 35 yaşın üzerinde olanlarda yaşam doyumu anlamlı olarak yüksektir. Sonuç olarak, yaşam doyumu ile sezgisel yeme seviyesini anlamada hem bireyin medeni durumu hem de yeme farkındalığına dair bazı boyutları önemli rol oynamaktadır. Örneklem grubunun büyütüldüğü farklı yaş grupları veya topluluklardaki bireyler üzerinde yapılacak çalışmalar, daha geniş kapsamlı bulgular sunabilir.

Beyzanur Göksular
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Süleyman Demirel Üniversitesi sağlıkla ilgili olmayan fakültelerdeki öğrencilerin HPV aşısına yönelik bilgi tutum ve davranışları ile HPV sağlık inanç modeli

Amaç: Bu çalışma, Süleyman Demirel Üniversitesi'nde sağlıkla ilgili olmayan fakültelerde okuyan öğrencilerin insan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonu ve aşısı hakkındaki bilgi, inanç ve tutumlarını değerlendirmek ve bu değişkenlerin sosyodemografik özellikler ve aşı durumu ile ilişkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel analitik çalışma, Aralık 2024 ile Mart 2025 tarihleri arasında yüz yüze anket kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Anket üç bölümden oluşmaktaydı: sosyodemografik veri formu, HPV Bilgi Ölçeği (HPV-KS) ve HPV ve Aşısı için Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (HBM-HPV). Bulgular: Katılımcılar arasında HPV aşılama oranı %1,5 idi. HPV-KS'nin ortalama toplam puanı 11,3 ± 5,9 idi. HBM-HPV'nin ortalama alt ölçek puanları şöyleydi: algılanan faydalar 8,1 ± 1,9, algılanan duyarlılık 5,2 ± 1,4, algılanan ciddiyet 11,9 ± 2,6 ve algılanan engeller 11,0 ± 2,8. Kadın öğrenciler, evli/boşanmış/dul olanlar ve ailelerinde rahim ağzı kanseri öyküsü olanlar aşı olma olasılıkları anlamlı olarak daha yüksekti. Aşı olan katılımcılar, aşı olmayanlara kıyasla HPV-KS toplam ve aşılama programı bilgisi puanları anlamlı olarak daha yüksek, algılanan engeller puanları ise daha düşüktü (p < 0,05). Regresyon analizi, kadın olmak, lise veya daha yüksek eğitimli bir anneye sahip olmak, alkol kullanımı ve cinsel deneyimin HPV-KS puanlarını artırdığını, çalışan bir babaya sahip olmanın ise bu puanları düşürdüğünü gösterdi. Evli/boşanmış/dul olmak ve çalışan bir anneye sahip olmak algılanan engel puanlarını artırırken, cinsel deneyim ve daha yüksek HPV-KS puanları bu puanları düşürdü (p < 0,05). Sonuçlar: Bulgular, sağlık fakültesi öğrencileri dışındaki öğrencilerin HPV bilgisinin yetersiz olduğunu ve aşılama oranlarının son derece düşük olduğunu göstermektedir. Aşılama davranışını teşvik etmek için bilgi tek başına yeterli değildir; algılanan risk, hastalığın ciddiyeti ve algılanan engeller önemli rol oynar. Üniversite öğrencileri arasında HPV aşısının kabulünü artırmak için bilgiyi artıran ve algılanan engelleri azaltan müdahaleler gereklidir.

Merve Hayrunnisa Akyol
Süleyman Demirel University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bir tıp fakültesi öğrencilerinde internet bağımlılığı ile sosyal anksiyete ve dürtüsellik düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

İnternet kullanımı dijitalleşen dünyada hızla artmaktadır. İnternet bağımlılığı kavramı internetin halkın kullanımına sunulduğu ilk yıllarda ortaya çıkmasına rağmen günümüzde akademik anlamda sıkça dile getirilmekte ve potansiyel tehlikeleri vurgulanmaktadır. İnternet bağımlılığı interneti aşırı kullanma isteği, bu isteğin önüne geçilememesi ve sonuç olarak işlevselliğin bozulması ile karakterizedir. Bu çalışmanın amacı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde internet bağımlılığı düzeylerini ve internet bağımlılığı yaygınlığını ölçmek, internet bağımlılığının sosyal anksiyete ve dürtüsellik düzeyleri ile ilişkisini ortaya koymaktır. Kesitsel tipteki bu araştırmaya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören 332 öğrenci dahil edilmiştir. Veri toplamada literatür eşliğinde hazırlanmış sosyodemografik bilgi formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği kısa formu kullanılmıştır. Katılımcıların %56'sını (n=186) kadınlar, %44'ünü (n=146) erkekler oluşturmaktaydı. Yaş ortalaması 21,6±2,71 idi. Katılımcıların %91'inin (n=302) herhangi bir psikiyatrik hastalığı bulunmazken; %9'unun (n=30) psikiyatrik hastalığı bulunmaktaydı. Katılımcıların %88,3'ü (n=293) ortalama internet kullanıcısı iken %11,7'si (n=39) riskli internet kullanıcısı idi. Katılımcıların Young İnternet Bağımlılığı Ölçek puanları ile Liebowitz Sosyal Kaygı ölçeği puanları ve Barratt Dürtüsellik Ölçek puanları arasında pozitif yönlü korelasyonlar saptandı. Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde kadın katılımcıların sosyal anksiyete ve dürtüsellik puanlarının bazı alt boyutlarında erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. İnternet bağımlılığını yordamaya yönelik kurulan lojistik regresyon modeline cinsiyet, dürtüsellik toplam puanı ve günlük internet kullanımı dahil edildiğinde varyansın %29,8'ini görülmüş olup modelde erkeklerin riskli internet kullanıcısı olma olasılığı kadınlara kıyasla 2,21 kat daha yüksek bulunmuştur. Ek olarak dürtüsellik ölçeğinden alınan her bir puanlık artışın riskli internet kullanıcılığına geçiş ihtimalini %18,9 oranında arttırdığı saptandı. İnternet bağımlılığına neden olan etkenler tam anlamıyla tanımlanmamıştır. Bağımlılığın tanımlanması, önlenmesi, eşlik eden hastalıkların değerlendirilmesi ve tedavi edilebilmesi için bu alana yönelik çalışmaların attırılması gereklidir.

DürtüsellikSosyal kaygıTıp öğrencileri+1
Güvenç Deniz Akmaz
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Selçuklu ilçesinde eğitim araştırma aile sağlığı merkezlerine başvuranların yenidoğan taramalarında sağlık hizmetleri sistemine çok boyutlu güven ölçeği düzeyi ile sağlık okuryazarlığı ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

Giriş: Sağlık sistemine duyulan güven ve sağlık okuryazarlığı, toplum sağlığı açısından kritik öneme sahip yenidoğan taramalarına katılımı etkileyen önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Konya ili Selçuklu ilçesinde bulunan Eğitim Araştırma Aile Sağlığı Merkezleri'ne başvuran bireylerin yenidoğan taramaları konusunda sağlık hizmetleri sistemine duyduğu güven düzeyi ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişki incelemek, sağlık sistemine güvenin farklı boyutları ele alınarak, sağlık okuryazarlığını etkileyen sosyodemografik faktörlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Gönüllülük esasına dayalı olarak sözel onamları alınan 315 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma Konya Selçuklu ilçesinde bulunan iki eğitim ve araştırma aile sağlığı merkezine (17 Nolu ASM VE 28 Nolu ASM) herhangi bir sebeple 2025 yılının Şubat, Mart, Nisan aylarında başvurmuş 1 yaş altı çocuğu olan ebeveynlerde yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyodemokgrafik veri formu, Sağlık Hizmetleri Sistemi Çok Boyutlu Güven Ölçeği ve Sağlık Okuryazarlığı Türkiye Ölçeğinden (TSOY-32) oluşan anket formu kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların en küçüğü 19 en büyüğü 55 yaşındaydı ve yaş ortalaması 32.7 idi. Çalışmaya dahil edilen kişilerin %59.4'ü (n=187) kadın, %40.6'sı (n=128) erkeklerden oluşmaktadır. Katılımcıların Sağlık Bakım Sistemine Çok Boyutlu Güven Ölçeğinden aldıkları puanlara bakıldığında toplam ölçek puan ortalaması 56.9±9.9 (ortanca=58.0)' dur. Katılımcıların Sağlık Okuryazarlığı ölçeğinden (TSOY-32) aldıkları puanlara bakıldığında toplam puanların ortalaması 31.0 ±9.5 (ortanca=30.7)'tır. Yenidoğan taramaları nasıl olmalı sorusuna verilen cevaplar ile ilişkili faktörler lojistik regresyon analizinde incelenmiştir. Aylık gelir ve sağlık okuryazarlığı ile yenidoğan taramaları nasıl olmalı sorusuna verilen yanıtlar arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmada katılımcıların sağlık sistemine güven düzeyi orta seviyede bulunmuş; kadınlar, bekarlar ve yüksek gelir grubunun daha yüksek güven sergilediği görülmüştür. Katılımcıların çoğu yetersiz-sınırlı sağlık okuryazarlığına sahip olup bu durum eğitim, gelir ve ebeveynin sağlık alanında çalışmış olmasıyla artmıştır. Yenidoğan taramalarına ilişkin tercihlerde aylık gelir ve sağlık okuryazarlığı belirleyici faktörler olurken, düşük okuryazarlık isteğe bağlı olma eğilimini, yüksek güven ve gelir ise zorunluluk görüşünü güçlendirmiştir. Anahtar kelimeler: Yenidoğan taramaları, sağlık sistemine güven, sağlık okuryazarlığı, 1 yaş altı çocuğu olan ebeveyn

Zeynep Sarı Gökoğlu
Selçuk University
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Erişkin Suriyeli göçmenlerde belirsizlik ölçeği geliştirilmesi ve belirsizlik ile sağlık düzeyleri ilişkisinin değerlendirilmesi

Belirsizlik, gelecekteki olaylar veya sonuçlar hakkında tahmin edilemezlik, öngörülemezlik, açıklık veya güven eksikliği ile karakterize edilen subjektif bir bilişsel ve/veya duygusal durumu ifade eder ve göç çerçevesi içinde ele alındığında, belirsizlik sayısız dışsal unsurun etkisiyle iç içe geçmiş karmaşık bir yapıya dönüşür. Belirsizlik, insan sağlığı ve iyi olma hali üzerinde çok yönlü etkilere sahiptir. Bu araştırmada erişkin göçmenlerin algıladıkları belirsizliği ölçen geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı geliştirmek ve ölçülen belirsizlik düzeyi ile genel sağlık durumu algı düzeyi ilişkisinin tanımlanması amaçlanmıştır. Metodolojik tipte olan bu araştırmanın evrenini Ankara İli, Altındağ, Mamak ve Yenimahalle İlçelerindeki Suriyeliler oluşturmaktadır. Örneklem, bu ilçelerden 18-64 yaş arası, 666 okur-yazar kadın ve erkek Suriyeli göçmeni içermektedir. Madde havuzu fenomenolojik araştırma ile oluşturulmuş, uzman çalıştayları, Davis kapsam geçerliliği metodu ile değerlendirilmiş ve geçerlilik-güvenilirlik analizine alınacak 39 madde oluşturulmuştur. Madde analizleri, madde ayırt edicilik değeri ve faktör yükü; geçerlilik, kapsam ve yapı geçerliliği; güvenilirlik yarıya bölme ve testi oluşturan maddelerin uyumu ve tanımlayıcı analizler, tanımlayıcı istatistik, Ki‐kare testi, Kruskall-Wallis ve Mann-Whitney-U testleri ile değerlendirilmiştir. Erişkin Göçmenlerde Belirsizlik Ölçeği (EGBÖ) 0,20 üzeri madde ayırt edicilik değerleri ve 0,30 üzeri faktör yükleriyle 24 maddeden oluşmaktadır. Cronbach alfa=0,80, Spearman Brown Coefficient=0,73 ve RMSEA=0.06 bulunmuştur. Ölçekten alınabilecek toplam minimum puan 24, maksimum puan 120'dir ve ölçekten alınan puan yükseldikçe belirsizlik düzeyi artmaktadır. Suriyeli göçmenlerin ortalama belirsizlik puanı 57,1±10,9 olarak bulunmuştur. Kadın, kiralık evde yaşayan, meslek sahibi olmayan, kronik hastalığı olan, multimorbiditesi olan ve silahlı çatışmaya şahit olan Suriyeli göçmenlerin belirsizlik puanları daha yüksektir. Belirsizlik puanı ile ekonomik durum ve genel sağlık durumu algı düzeyleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. EGBÖ alana göçmenlerin algıladıkları belirsizliği ölçen geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak sunulmuştur. Ölçeğin farklı gruplarla uygulanması, belirsizliği derinlemesine anlamayı ve halk sağlığı müdahalelerine belirsizliğin katılmasına olanak tanıyacaktır.

Güvenilirlik ve geçerlilik
Gamze Aktuna
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğurgan çağ evlenmiş kadınlarda 1998-2018 yılları arasında obezite prevalansındaki değişim ve bazı demografik, sosyoekonomik özellikler ve kadının statüsü ile ilişkisinin incelenmesi (Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları ileri analizi)

Köse E, Doğurgan Çağ Evlenmiş Kadınlarda 1998-2018 Yılları Arasında Obezite Prevalansındaki Değişim Ve Bazı Demografik, Sosyoekonomik Özellikler Ve Kadının Statüsü İle İlişkisinin İncelenmesi (Türkiye Nüfus Ve Sağlık Araştırmaları İleri Analizi), Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Epidemiyoloji Programı Doktora Tezi, Ankara 2024. Bu çalışmada 1998, 2003, 2008, 2013 ve 2018 yıllarında yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verileri kullanılarak 15-49 yaş evlenmiş kadınların obezite ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. TNSA beş yıl aralıklı olarak yapılan tüm Türkiye'yi temsil eden çok aşamalı, tabakalı ve ağırlıklı örneklemiyle anne, çocuk sağlığı ile ilgili konularda hakkında bilgi edilen bir araştırma serisidir. Bu çalışma beş TNSA'dan yapılan bir ikincil analizidir. Analizlere en az bir kez evlenmiş olan, araştırma sırasında ya da altı ay öncesinde gebe olmamış olan, antropometrik ölçümleri yapılmış olan kadınlar dâhil edilmiştir. Yapılan araştırmalardan dâhil edilen kadınlar her yıl için sırasıyla (TNSA 1998-2018) toplam örneklemin %22,2; %31,4; %80,1; %68,1 ve %61,1'ini kapsamaktadır. Çalışmada faktör analizinin temel bileşenler yöntemi uygulanarak kadının statüsü indeksi geliştirilmiştir. Analizlerde Ki-kare testi ve Hiyerarşik Binary Lojistik Regresyon analizleri ile ardışık olarak değişkenler yerleştirilerek dört model oluşturulmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı değişkenler ile beşinci model, literatür göz önüne alınarak altıncı model oluşturulmuştur. Kadınlarda obez olma sıklıkları sırasıyla (TNSA 1998-2018) %19,1; %23,4; %35,4; %35,5; %40,1'dir. TNSA 2008, 2013 ve 2018'in altıncı modelinde yaş, eğitim, hane halkı refah düzeyi, toplam gebelik sayısı, TNSA 2008 ve 2013'de bölge, sigara içme, ilk evlenme yaşı, eşin yaşı; TNSA 2008 ve 2018'de spor yapma durumu, ilk doğum yaşı; TNSA 2013 ve 2018'de eşin eğitimi; TNSA 2018'de çalışmış olma durumu değişkenleri obeziteyle ilişkili çıkmıştır. TNSA 2008, 2013 ve 2018 verilerinin birleştirilerek yapılan analizlerinde obez olmada istatistiksel olarak anlamlı şekilde artan bir trend olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Ayrıca yapılan modellemelerde yaş, eğitim durumu, bölge, yerleşim yeri, çalışmış olma durumu, araştırma yılı değişkeni, hane halkı refah düzeyi, spor yapma durumu, sigara içme durumu, ilk evlenme yaşı, ilk doğum yaşı, toplam gebelik sayısı, eşin yaşı, eşin eğitimi ve eşin çalışma durumu değişkenleri obezite ile anlamlı olarak ilişkili çıkmıştır. Diğer taraftan modele konan kadının statüsü, baba okuryazarlık duurmu değişkenleri modelde anlamlı olarak çıkmamıştır. Hane halkı refah düzeyinin orta düzeyde olması (OR:1,49 %95 GA:1,29-1,71), kadınların çalışmamış olması (OR:1,09 %95 GA:1,01-1,19), ilk evlenme yaşının 18'in altında olması (OR:1,25, %95 GA:1,12-1,39), ilk doğum yaşının 18'in altında olması (OR:1,18 %95 GA 1,03-1,34) ve toplam gebelik sayısının dört ve üstünde olması (OR:1,75 %95 GA:1,49-2,05) kadınlarda obezite ile ilişkili değişkenlerden öne çıkan sonuçlardır.Sonuç olarak, Türkiye'de doğurgan çağdaki en az bir kez evlenmiş kadınlarda obezite sıklığı giderek artmıştır ve obezite ile ilişkili faktörler yıllar içinde değişim göstermiştir.

Elif Köse
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bir ilde kamuda görevli sağlık çalışanlarının iş güvenliği iklimi ve iş yerinde COVİD-19 yakın temaslı olma durumunun değerlendirilmesi

Sağlık çalışanları, sık bir şekilde, iş yerinde COVID-19 hastaları ile yüksek riskli temasta bulunmakta, yani COVID-19 yakın temaslı olmaktadırlar. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarının İskandinav İş Güvenliği İklimi Anketi'nin (NOSACQ-50) Türkçe versiyonu ile ölçülen iş güvenliği iklimi algılarının, iş yerinde COVID-19 yakın temaslı olma durumları ile ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca, çalışanların COVID-19'a mesleksel maruz kalım riskini değerlendirmek için bir risk endeksi oluşturulmuştur. Örneklemin basit rasgele örnekleme yöntemiyle çalışan listesinden seçildiği kesitsel tipteki bu araştırma, Mardin İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı devlet hastaneleri/entegre sağlık merkezi (H/ESM) ile ilçe sağlık müdürlükleri/toplum sağlığı merkezlerinde (İSM/TSM) çalışanlar arasında yürütülmüştür. Veriler, çalışanların bazı bireysel ve çalışma yaşamı özelliklerine ilişkin sorular ile NOSACQ-50 maddelerinin yer aldığı anket aracılığıyla, çalışanların öz-bildirimlerine dayalı olarak, 15 Eylül-31 Aralık 2021 arasında toplanmıştır. H/ESM'lerden 215 (%38,1) ve İSM/ TSM'lerden 172 (%33,3) kişinin doldurduğu anketler analiz edilmiştir. Yaş ortalamaları 32,4±7,1 yıl ve %56,4'ü erkek olan katılımcıların, %56,2'sinin düşük bir maruz kalım riskine sahip olduğu ve %31,8'inin, en az bir kere, iş yerinde COVID-19 yakın temaslı olduğu saptanmıştır. İş yerinde COVID-19 yakın temaslı olma sıklığı, iş güvenliği iklimi algısı olumlu olanlara göre algısı olumsuz olanlar arasında daha yüksek saptanmıştır (%22,9 ve %36,0; p=0,011). Temel bileşenler analizi ile hesaplanan COVID-19 maruz kalım risk endeksi puanı dâhil edilerek lojistik regresyon analizi yapılmıştır. NOSACQ-50 puanındaki bir puanlık artışın, iş yerinde COVID-19 yakın temaslı olma olasılığını %53,3 (2,1 kat) azalttığı tespit edilmiştir (p=0,009; %95 GA: 0,264-0,827). COVID-19 gibi salgın dönemlerinde, sağlık çalışanlarının iş güvenliği iklimi algılarını iyileştirmeye yönelik çalışmalar yürütülmelidir.

Güvenlik kültürüİş sağlığı
Özgür Bilek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin bulaşıcı olmayanhastalıklar risk faktörleri yönünden Türkiye erişkin yaş grubuylakarşılaştırılması

Bu çalışmada Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin bulaşıcı olmayan hastalıklar ve bunlara ilişkin risk faktörleri yönüyle durumlarının tespiti ve Türkiye yetişkin nüfusunda görülen bulaşıcı olmayan hastalıklar ve risk faktörleriyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışmada Türkiye ve Almanya STEPS araştırma sonuçları karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi Türkiye'yi temsil eden 6.053 birey, Almanya'da yaşayan Türkiye göçmen toplumunu temsilen 1.157 bireyden oluşmaktadır. Çalışmada birincil veri kaynakları, Türkiye'de Dünya Sağlık Örgütü ve T.C. Sağlık Bakanlığı ortaklığında 2017 yılında uygulanan STEPS araştırması veri seti ve T.C. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından 2021 yılında Almanya'daki Türkiye kökenli göçmen nüfusta yapılan STEPS araştırması kullanılmıştır. Her 2 araştırma veri setinde de ağırlıklandırma yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Almanya'da araştırmaya katılan Türkiye kökenli kişilerin alkol kullanma (%31,9), uyuşturucu kullanma (%13,7), ağır/çok yoğun fiziksel aktivite (%30,2), hipertansiyon (%25), diyabet (%55,7) ile fiziksel yaralama (%5,7) yüzdesi Türkiye STEPS araştırmasındaki katılımcılardan anlamlı derecede yüksektir. Türkiye STEPS araştırmasındaki katılımcılarda alkol kullanma yüzdesi (%16,4), uyuşturucu kullanma yüzdesi (%3,0), ağır/ çok yoğun fiziksel aktivite yüzdesi (%20,0), hiptertansiyon yüzdesi (%18,7), diyabet yüzdesi (%47,4) ve fiziksel yaralanma yüzdesi (%3,9)'dur. Türkiye STEPS araştırmasındaki katılımcıların tütün kullanma yüzdesi (%31,5) daha fazladır. Bu araştırma ile göçün sağlığın sosyal belirleyicisi olarak ele alınması, göç ve sağlık arasındaki bağlantıları incelemenin yeni ve değerli bir yolunu sunabilir. Sağlık hizmet sağlayıcıları göçmen sağlığını korumak için göçmenlerin kültürel arka planlarını anlamalı ve bu çerçevede hizmet sunmalıdır.

Enes Efendioğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastane çalışanlarında fazla kiloluk/obezite ile bazı psikososyal etkenler ve yeme tutumu ilişkisi

Savaş Duman, Ç., Hastane Çalışanlarında Fazla Kiloluluk/Obezite İle Bazı Psikososyal Etkenler Ve Yeme Tutumu İlişkisi: Vaka Kontrol Çalışması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Epidemiyoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Bu çalışmada temel amaç, hastane çalışanlarında fazla kilolu/obez olma durumunda yeme tutumunun, algılanan stresin ve algılanan sosyal desteğin ana etken olup olmadığını ve diğer kuvvetle muhtemel etkenleri incelemektir. Ayrıca, fazla kilo/obezitenin olası sağlık sonuçlarını kişilerin beyanlarına göre son bir hafta içerisinde gelişen şikayet sıklıklarına göre değerlendirmek de amaçlanmıştır. Çalışma, Türkiye genelinde sağlık çalışanlarında fazla kiloluluk ve obezitenin yeme tutumu ve psikososyal özellikler ile ilişkisini değerlendiren ilk çalışmadır. Bu çalışmada 149 fazla kilolu, 113 obez ve 224 normal kilolu sağlık çalışanı ile görüşülmüştür. Obez vaka grubunun ileri analizlerinde değişkenler ile Logistik Regresyon Testi kullanılarak 4 farklı model oluşturulmuş olup modeller arası uyum analizine göre şeçilmiş modelin OR ve güven aralıkları değerlendirilmiştir. Her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı değilse de kontrol grubu ile karşılaştırıldığında obez grupta erkeklerin kadınlardan 1,4 kat daha fazla olduğu görülmüştür (%95 GA 0,73-2,67) (p=0,30). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, 30-39 yaş aralığında olan obezlerin, 20-29 yaş aralığında olanların 5,6 katı (%95 GA 3,11-10,35; p<0,001) olduğu görülmüştür. Obezlerde ana etken (main effect) olarak araştırılan yeme tutumu değişkeni incelendiğinde, bozulmuş yeme tutumuna sahip olanların, yeme tutumu bozulmuş olmayanların 2,4 katı (%95 GA 1,05-5,70; p=0,037) olduğu görülmüştür. Fazla kilolu çalışanlarda en fazla lise düzeyinde eğitim görenlerin lise üstü eğitim görenlerden 1,6 kat daha fazla oldukları saptanmıştır (OR= 1,6, %95 GA=1,04-2,73; p=0,034). Obez sağlık çalışanlarında "diğer meslek mensuplarının", "sağlık meslek mensuplarının" 5,1 katı (%95 GA=2,76-9,71; p<0,001); fazla kilolulularda ise 2,4 katı (%95 GA=1,27-4,70; p=0,001) olduğu görülmüştür. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, fazla kilolu ve obez çalışanların hane halkı büyüklüklerinin kontrol grubundan daha fazla olduğu (hane halkı büyüklüğü ≥5 olanlar Kontrol grubunda %16,5, Fazla kilo grubunda %18,1, obez grubunda %27,4; p1=0,10, p2=<0,001) görülmüş olup, hane halkı sayısına eklenen bir bireyin obezite görülme ihtimalini 1,4 kat artırdığı (%95 GA=1,19-1,82; p<0,001) tespit edilmiştir. Obezite bir sağlık sorunu olmasına rağmen obez hastane çalışanları, genel sağlık durumlarını iyi/çok iyi şeklinde değerlendirmiştir. Fazla kilolu/obez çalışanların çoğunun en az bir kez kilo vermeyi denemiş olmaları ve halen kilo vermeyi istemeleri, sağlık algılarından ziyade beden imajına verdikleri önemden kaynaklandığını düşündürmektedir. Sağlık iş gücünün korunması ve geliştirilmesinde, Sağlık Bakanlığının önerileri doğrultusunda, çalışanların periyodik tarama programlarının içinde yıllık BKİ takiplerine yer verilmesi önemlidir. Bu programlar, obez çalışanların ek sağlık riskleri gözetilerek olası sağlık sonuçlarını erken tespit edebilmek amacıyla ek ileri tetkikleri de içermelidir. Anahtar Kelimeler: Fazla kilo, obezite, yeme tutumu, psikososyal, sağlık çalışanı.

Çiğdem Savaş Duman
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk kızılay afet personelinin küresel iklim değişikliği bilgilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada afetler ile mücadelede ilk elden görev alan Türk Kızılay afet personelinin küresel iklim değişikliği bilgilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı tipte bir epidemiyolojik araştırma olup çalışmaya katılım %30,3 olarak gerçekleşmiştir. Veriler; araştırmacılar tarafından hazırlanan veri toplama formu ile Haziran-Eylül 2022'de çevrimiçi olarak toplanmıştır. Çalışmaya katılan afet personelinin (n=77), %84,4'ü (n=65) erkek olup, %40,3'ü (n=31) 40-49 yaşındadır. Afet personelinin küresel iklim değişikliği ile ilgili genel bilgi düzeyi puan ortalaması 15,56 (Orta Düzey), küresel iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalaması 14,23 (Orta Düzey) olarak bulunmuştur. 20-29 yaş arasında olan afet personelinin küresel iklim değişikliği ile ilgili genel bilgi düzeyi puan ortalamaları, 40-49 yaş arası afet personelinin puan ortalamalarından fazladır (p<0,05).Yönetici olan afet personelinin küresel iklim değişikliği ile ilgili genel bilgi düzeyi puan ortalamaları, uzman ve işçi olan afet personelinin puan ortalamalarından fazladır (p<0,05). Lisans ve üzeri öğrenim seviyesi olan afet personelinin küresel iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları, lise ve altı öğrenimi olan afet personelinin puan ortalamalarından fazladır (p<0,05). Küresel iklim değişikliğinin gerçekleşeceğini ve gerçekleşmeyeceğini düşünen, yaşamın sonunu getireceğini ve getirmeyeceğini düşünen, önlenebilir veya önlenemez olduğunu düşünen afet personelinin küresel iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları, fikri olmayan afet personeline göre yüksektir (p<0,05). Kızılay, afet personeli için iklim değişikliği ve etkileri konusunda farkındalık ve bilgi düzeylerini artırmak için düzenli eğitimler sunabilir.

AfetlerBilgiKızılay+1
Şule Karakaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anca ilişkili vaskülitler-hasta kaynaklı ölçütler (AAV-PRO) ölçeğinin Türkçe çevirisinin güvenilirlik ve geçerliliğinin incelenmesi

ANCA-ilişkili vaskülitler (AAV), temelde küçük damarları etkileyen kronik hastalıklardır. Oxford Üniversitesi öncülüğünde 2016 yılında geliştirilen, 29 maddeden oluşan bu ölçek, hastaların tedavi ve takibinde hastalık aktivitesi yanındaki durumların daha objektif ölçülmesini sağlayacaktır. Bu çalışmada, AAV-Hasta Kaynaklı Ölçütler (AAV-PRO) ölçeğinin Türkçe çevirisinin geçerlilik ve güvenilirlik özelliklerinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Ölçeğin orijinal yapısı ve İtalyanca olarak valide edilmiş yapısı üzerinden doğrulayıcı faktör analizi, hipotez-test ve yakınsak validite, iç tutarlılık ve sınıf içi korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. Ocak 2023 ile Mayıs 2024 tarihleri arasında Hacettepe, Gazi ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Romatoloji kliniklerine başvuran ve katılmayı kabul eden 154 AAV tanılı hasta dahil edilmiştir. Hastaların ortalama (SS) yaşı 52,6 (14,8) yıl; %45,5'i kadındır. ANCA-ilişkili vaskülit alt grup dağılımı incelendiğinde 111 (%72,1) hasta GPA, 24 (%15,6) hasta EGPA tanısına sahip olup, organ tutulumları literatürle benzer bulunmuştur. Orijinal ölçek yapısı ile yapılan faktör analizinde yapı geçerliliği sağlanamamıştır. İtalyanca ölçek yapısı (3 alt gruplu yapı) ile yapılan doğrulayıcı faktör analizinde, çalışma grubunda CMID/DF=1,36; IFI=0,95; TLI=0,95; CFI=0,95 ve RMSA=0,048 olarak bulunmuş ve ölçek yapı geçerliliği sağlanmıştır. Aktif hastalarda alt skorlar (hipotez-test geçerliliği) anlamlı düzeyde daha yüksek saptanmıştır. Alt grup skorları ile EQ-5D-5L alt grup skorları arasında (yakınsak geçerlilik) kuvvetli korelasyon saptanmıştır. Cronbach's alfa katsayısı 0,94'tür. Test-tekrar test analizine 46 hasta dahil edilmiştir. Sınıf içi korelasyon katsayıları: 'organ spesifik ve sistemik semptomlar' alt grubu için 0,95 [%95 Güven Aralığı (GA)= 0,90 – 0,97]; 'fiziksel fonksiyon' için 0,94 (GA= 0,90 – 0,97); 'sosyal ve emosyonel etki' alt grubu için 0,96 (GA= 0,92 – 0,98) olarak hesaplanmıştır. Çalışma bulguları ışığında AAV-PRO ölçeğinin (3 alt gruplu yapıdaki) Türkçe çevirisinin ANCA-ilişkili hastaların takip ve tedavisinde geçerli ve güvenilir olarak kullanılabileceği gösterilmiştir.

ANCAGüvenilirlik ve geçerlilik
Emre Bilgin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özofagus atrezili çocukların primer bakım vericisinde ebeveynlik stresi, bakım verme yükü ve başa çıkma öz-yeterliğinin belirlenmesi

Pars H. Özofagus Atrezili Çocukların Primer Bakım Vericisinde Ebeveynlik Stresi, Bakım Verme Yükü Ve Başa Çıkma Öz-Yeterliğinin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Epidemiyoloji Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Dünya Sağlık Örgütü ruhsal sağlık kavramının temellerinde stres, öz-yeterlilik ve bakım verme yükünün önemini vurgulamaktadır. Bu araştırma, özofagus atrezili çocukların primer bakım vericisinde, ebeveynlik stresi, bakım verme yükü ve başa çıkma öz-yeterliğini değerlendirmek ve bakım verme yükü ile ilişkili faktörleri belirlemek amacı ile analitik tipte, kesitsel bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmaya özel hazırlanmış veri toplama formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği, Başa Çıkma Öz-Yeterlilik Ölçeği ve Ebeveyn Stres Ölçeği kullanılarak 139 geçerli veri toplanmıştır. Analizler IBM SPSS Statistics 26 ve IBM SPSS Amos 21 ve Jamovi paket programları ile yapılmıştır. Katılımcıların %68,3'ünün bakım verme yükünün hafif olmadığı saptanmıştır. Bakım Verme Yükü Ölçeği ile Başa Çıkma Öz-Yeterliği Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düşük düzeyde negatif yönlü; Ebeveynlik Stres Ölçeği puanları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. İncelenen yapısal modelde Ebeveynlik Stresinin Bakım Verme Yükü ile ilişkisinde Başa Çıkma Öz-Yeterliğinin aracı etkisi bulunmamıştır. Lojistik regresyon analizinde başa çıkma öz-yeterliliği, cinsiyet, düşük doğum öyküsü, gebelik yaşı, çocukta ek kronik hastalık varlığı kontrol edildiğinde ebeveynlik stresi bakım verme yükü ile ilişkili (OR=1,1 %95 GA=1,1-1,2) saptanmıştır. Düşük öyküsü ve gebelik yaşı bakım verme yükü ile ilişkili bulunan diğer değişkenler olarak tespit edilmiştir. Ebeveynlik Stresi Ölçeği puanına göre orta-ağır ve ağır bakım verme yükünü belirlemek için ROC eğrileri ve Youden indeksi kullanılarak kesim noktası oluşturulmuştur. ROC eğri altında kalan alan 0,765, ölçeğin kesim noktası ise 22 olarak belirlenmiştir. Ebeveynlik stres ölçeği puanı 22 ve üzeri olanlar, düşük öyküsü ve gebelik yaşı 31-40 yaş aralığında olanlar bakım verme yükü açısından önceliklendirilecek grupta değerlendirilebilir. Çalışma bulguları hastane yöneticileri, kronik hastalıklarla ilgili politika yapıcılar ve bu konuda çalışan sağlık uzmanları için ileriye dönük müdahalelerin planlanması açısından yol gösterici bir kaynak olacaktır. Anahtar kelimeler: Bakım veren, bakım veren yükü, öz-yeterlilik, ruh sağlığı, stres

Ana-çocuk hemşireliğiAna-çocuk sağlığıHalk sağlığı hemşireliği+1
Hatice Pars
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara 112 il Ambulans Servisi Başhekimliği ambulansları tarafından müdahale edilen ev içi şiddet olgularının koronavirüs pandemisi öncesi (10 Mart 2019-09 mart 2020) ve pandeminin birinci yılındaki (10 Mart 2020-09 mart 2021) değişiminin değerlendirilmesi

Kadına yönelik ev içi şiddet dünya çapında yaygın halk sağlığı sorunlarından biridir. 20-44 yaş arası kadınların %26-%28'i hayatları boyunca en az bir kez fiziksel ya/ya da cinsel şiddete maruz kalmaktadır. 2020 yılı başlarında tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs pandemisi ev içi şiddet mağdurları için durumu daha da kötüleştirmiştir. Pandeminin yayılmasını engellemeye dönük "evde kal" emirleri, pandemiye bağlı olarak artan stres ve ekonomik zorluklar vakaların tespitini ve müdahale edilmesini daha da zorlaştırmıştır. Bu araştırmanın amacı Koronavirüs pandemisi öncesinde ve Koronavirüs pandemisi sırasında Ankara 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği ambulansları tarafından müdahale edilen ev içinde kadına yönelik şiddet olgularının incelenmesidir. Bu amaçla Ankara 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği ambulansları tarafından yapılan müdahaleler, Koronavirüs pandemisinin Türkiye'deki başlangıcı olan 10 Mart 2020 tarihinden itibaren bir yıl geriye dönük ve bir yıl ileriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Bu tarihler arasında müdahale yapılan kadınları hedef alan ev içi şiddet vakalarına ait vaka formları, olgu ile ilgili değişkenler (yaş cinsiyet), çevresel özellikler (lokasyon, kırsal kentsel, zaman), hizmet özellikleri (yerinde müdahale, hastaneye nakil) gibi kriterler bakımından incelenmiştir. Araştırmada ev içi şiddete maruz kalan kadınların sayısı pandemi öncesinde 1032 iken pandemi sırasında 752 olarak bulunmuştur. Müdahale edilen olguların yaş ortalaması pandemi öncesi dönemde 36,4±14,9, pandemi döneminde 35,6±13,5 olarak bulunmuştur. Araştırma sonuçları dünyadaki diğer ülkelerle benzer şekildedir ve ambulans hizmetlerinin kullanımına benzer şekilde ambulans hizmeti kullanan kadına yönelik şiddet vakaları da azalmıştır. Bu durumun pandemi koşulları ve evde kal emirlerine bağlı olabileceği düşünülmüştür. Kadına yönelik ev içi şiddet vakalarının önlenmesinde kurumlar arası eşgüdüme dayanan bir sistem geliştirilmesi olgu sayılarının azaltılmasında ve önlenmesinde etkili olacaktır.

112 Acil Çağrı MerkeziAile içi şiddetKadına yönelik şiddet
İbrahim Çapar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Research on gender-based violence of women receiving care at Clinica Sur Hospital in Guayaquil, Ecuador

This study examines the influence of socio-demographic factors on Ecuadorian women and how these factors shape their experiences of violence. The focus is mainly on gender-based violence, including mistreatment by intimate partners. The research aims to delve into women's attitudes and thoughts regarding gender roles to provide insights into societal dynamics. The ultimate goal of the study is to develop effective prevention interventions and evidence-based policies to prioritize women's safety and well-being in Ecuador. The study is a descriptive epidemiological study involving 598 women who receive care in a primary care facility in Guayaquil. Key findings reveal that 44.8% of women experienced psychological or emotional violence, 20.9% experienced physical violence, and 11.7% experienced sexual violence. Older women were more likely to experience insults, threats with weapons, and forced sexual intercourse involving physical coercion. Despite experiencing violence, 57.8% of women did not disclose information to their close ones, and 91% did not seek professional support. Married or partnered women reported higher levels of psychological, physical, and sexual violence compared to single women. Men over 40 exhibited more frequent emotional or psychological violence and physical violence towards their partners compared to younger men. Partners with lower levels of education are presumed to engage more in physical violence. The findings highlight the complex nature of gender-based violence and the connotation of addressing various socio-demographic factors, attitudes, and behaviors to combat violence against women effectively. Keywords: Gender, Violence Against Women, Gender Inequality, Violence, Intimate Partner Abuse.

Tıto Francısco Alvarado Álava
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tıpta uzmanlık öğrencileri için eleştirel makale okuma konusunda bir akran eğitim modülü oluşturma ve değerlendirme çalışması

Özden ME, Tıpta Uzmanlık Öğrencileri İçin Eleştirel Makale Okuma Konusunda Bir Akran Eğitim Modülü Oluşturma ve Değerlendirme Çalışması. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Halk Sağlığı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2024. Sağlık hizmeti sunanların kanıta ulaşabilmesi ve kanıtı doğru kullanabilmesi sunulan sağlık hizmetinin niteliği (daha etkili yöntemlerin tercih edilmesi, hata yapılmaması) için önemlidir. Tıbbi bilginin hızla yenilendiği günümüzde hekimlerin eleştirel okuma (EO) becerilerinin yüksek olması elzemdir. Bu kapsamda tıpta uzmanlık öğrencilerine yönelik EO konusunda standart bir akran öğretim modülü oluşturma ve bir pilot araştırma ile kullanılabilirliği ve bilgiyi arttırma etkisinin ölçülerek geribildirimlerle modüle son halinin verilmesi amaçlanmıştır. Modül kapsamında EO konusunda eğitim materyalleri (konuya yönelik bilgi materyalleri, örnek tartışma makaleleri, soru setleri) hazırlanmıştır. Pilot deneme öncesinde eğitimi vermek üzere halk sağlığı uzmanlık eğitimi alan kişi (tez sahibi) 4 ay süre ile kendisi EO eğitimi almıştır. Pilot çalışma 07 Eylül – 23 Kasım 2023 tarihleri arasında 12 haftalık, çevrimiçi, konuda uzman gözlemcilerin gözetiminde bir akran eğitim programı şeklinde yapılmış, sosyal medya ve çeşitli uzmanlık dernekleri üzerinden programın duyurusu yapılmış ve 19 farklı üniversite ve 9 farklı branştan 48 katılımcı ile tamamlanmıştır. Değerlendirmede bilgi ve öz değerlendirmeye yönelik başlangıç, ara ve son oturum testleriyle gözlemci değerlendirmeleri kullanılmıştır. Toplam 93 kişiyle başlanan pilot araştırmayı tamamlayanlardan (n=48) %83'ü (n=40), son bilgi testinde >%65 puan alarak başarı belgesi almaya hak kazanmıştır. Grubun bilgi testinden aldığı ortanca puan %32; eleştirel okuma konusunda kendini yeterli hissetme ortanca puan %75 artmış, eleştirel okuma konulu ödev ve görevlerde stres yaşama ortanca puanı %50 azalmıştır. Araştırma sonucunda modülü başarıyla tamamlayan katılımcıların %82,5'i (n=33) standart eğitim modülünü kullanarak kendi akranlarına benzer bir eğitimi vermek isteyeceklerini belirtmiştir. Eleştirel okuma için geliştirilen akran öğrenme modülünün çevrimiçi uygulanması ile katılımcıların EO konusunda bilgi ve özgüvenlerini arttırmada başarılı olduğu gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Akran eğitimi, Eleştirel Okuma, Kanıta Dayalı Tıp

Mustafa Enes Özden
Hacettepe University
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkin bireylerde genel psikopatoloji profilleri ile şiddet eğilimi ve şiddet davranışı arasındaki ilişki

Şiddet, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün tanımına göre; kişinin kendisine, başka bir kişiye, bir grup veya topluluğa karşı, yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, gelişme geriliği veya yoksunlukla sonuçlanma olasılığı yüksek olan, tehdit altında veya kasıtlı olarak fiziksel güç kullanımıdır. Saldırganlık (agresyon), kendine veya başkalarına zarar verebilecek eylemleri temsil ederken, şiddet aşırı fiziksel zarara neden olmayı amaçlayan saldırganlık olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma sosyodemografik özellikler ve psikopatolojinin şiddet eğilimi ve agresyon ile ilişkisini araştırmaktadır. Veriler online platformlar (facebook, instagram, whatsapp) aracılığı ile ulaşılan bireylerden formları eksiksiz dolduran ve çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 2923 kişinin bilgilerinden elde edilmiştir. Katılımcılarına öz bildirim ölçeklerinin (Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Psikolojik Belirti Tarama Ölçeği (SCL 90-R), Şiddet Eğilim Ölçeği (ŞEÖ), Açık Agresyon Ölçeği(AAÖ)) doldurulması sağlanmıştır. Çalışmaya katılanların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde bireylerin 2134'ü (%73) kadın, 79'u (%27) erkektir. 18-72 yaş aralığındaki katılımcılarınBireylerin yaş ortalaması 39,06±10,64'tür. Çocukken fiziksel şiddete maruz kalan ve tanık olan bireylerde agresyon puanları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. SCL90-R genel puanları katılımcıların 61'inde (%20,8) yüksek, 232'sinde (%79,2) normal saptanmıştır. Cinsiyet ile SCL 90-R alt ölçekleri arasındaki ilişkide psikotizm alt ölçeği erkek grupta anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. ŞEÖiddet Eğilimi Ölçeği puanı, erkeklerde kadınlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. AAÖ puanları ve sözel agresyon puanları erkeklerde kadınlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. İlkokul mezunu olan, düşük gelir durumu olan, bekar olan ve çocuğu olmayanlarda ŞEÖ yüksektir. Çalışmamızda tüm SCL 90-R alt ölçekleri ile ŞEÖ ve AAÖşiddet eğilimi arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Özellikle, paranoid düşünce ölçeği puanları ile şiddet eğilimi arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Regresyon modellerine göre bazı sosyodemografik özellikler ve sağlık durumu şiddet eğiliminin %22'sini, agresyonun ise %19'unu açıklamakta, bu bağımsız değişkenler SCL 90-R genel puanları dahil edildiğinde şiddet eğilimini açıklayıcılığı %41'e, agresyonu açıklayıcılığı ise %30'a çıkmıştır. dır. Ayrıca tüm psikopatoloji alt ölçeklerinin şiddet eğiliminin %53'ünü açıkladığı; depresyon, öfke ve paranoyanın şiddet eğilimi için anlamlı düzeyde risk faktörü olduğu; agresyonun ise %43'ünü açıkladığı, depresyon ve öfke alt ölçeklerinin agresyon için anlamlı düzeyde risk faktörü olduğu görülmüştür. Bu bulgular ışığında sBazı sosyodemografik özellikler ve tüm Bu bulgular, çocukluk döneminde yaşanan travmatik deneyimlerin yetişkinlikteki davranışları etkileyebileceğini göstermektedir. Ppsikopatoloji tipleri ile şiddet eğilimi ve agresyon arasında ilişkili vardır. Depresyon, öfke ve paranoya şiddet için risk faktörleridirarasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Özellikle, paranoid düşünce ile şiddet eğilimi arasında bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca psikopatoloji alt gruplarının şiddet eğiliminin %53'ünü, agresyonun ise %43'ünü açıkladığı; depresyon, öfke ve paranoyanın şiddet için risk faktörü olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma sosyodemografik özelliklerin ve, çocukluk dönemi deneyimlerinin ve psikiyatrik semptomların şiddet eğilimi ve agresyon üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur. Bu sonuçlarbulgular, sağlık politikalarının ve şiddeti önleme programlarının, bireylerin sosyodemografik özellikleri ve psikopatolojilerini yaşam döngüsünün farklı aşamalarını dikkate alarak şekillendirilmesi ve psikiyatrik müdahalelerin daha etkin kullanılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Baise Tıkır
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Deri kanseri ve güneş bilgi ölçeğinin Türkçeye uyarlanması ve ankara'da bir Üniversitenin açık havada çalışan mesleklere ait bölümlerinde eğitim gören öğrencilerin deri kanseri bilgisinin, güneşten korunma davranışlarının ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi

Bu araştırmada; Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği'nin (DEKGÜB ölçeği) geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesi ve Hacettepe Üniversitesi'nde açık havada çalışan mesleklere ait bölümlerde öğrenim gören öğrencilerin bazı güneşten korunma tutumları, güneşten korunma davranışları, deri kanseri hakkında bilgi düzeyleri ve ilişkili bazı faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. İki aşamalı yapılan bu araştırmanın ilk aşaması metodolojik tipte, ikinci aşama ise tanımlayıcı tipte yürütülmüştür. Veriler Nisan 2024'te inşaat, jeoloji, hidrojeoloji ve geomatik mühendisliği ile arkeoloji bölümünde öğrenim gören 175 öğrencinin katılımıyla gözlem altında toplanmıştır. Araştırmada veriler "sosyodemografik özellikler", "deri kanseri risk faktörleri", "eğitim sürecinde güneşe maruz kalma durumları ve korunma davranışları", "güneşe maruz kalım, güneşten korunma, bronzlaşma ve muayene davranışları", "DEKGÜB ölçeği" ve "Güneşten Korunma Davranışları ölçeği" olarak altı bölümden oluşan veri toplama aracıyla toplanmıştır. İlk aşamada; dil, yüzey, kapsam ve yapı geçerliği analizleri sonucu DEKGÜB ölçeğinin geçerli bir ölçek olduğu kabul edilmiştir. Güvenirlik analizlerinde hesaplanan Kuder Richardson değeri 0,838, McDonald Omega katsayısı 0,843'tür. Bu sonuçlar ile ölçeğin güvenilir bir ölçek olduğu kabul edilmiştir. Yapı geçerliği ve güvenirlik analizleri öncesince madde ayırt edicilik indeksi 0,3'ten düşük olan beş madde ölçekten çıkarılmış, bu analizler geriye kalan 20 soru üzerinden yapılmıştır. İkinci aşamada katılımcıların; geçerli ve güvenli olduğu gösterilen DEKGÜB ölçeği ile bilgi düzeyleri, GKD ölçeği ile güneşten korunma davranışları değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yarıdan fazlası (%60,0) erkektir. Katılımcıların yaklaşık üçte biri (%31,4) geomatik, üçte biri (%31,4) inşaat mühendisliği öğrencileridir. Kadınların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu ve daha sık güneşten korundukları saptanmıştır. Katılımcıların ortalama DEKGÜB ölçek puanı 20 puan üzerinden 7,80±4,69 olarak hesaplanmıştır. Bilgi düzeyini anne öğrenim düzeyi (p<0,0001), kendi kendini muayene etme durumu (p=0,02), bilgi kaynağının hekim olması (p=0,003), haber sitesi (p=0,03), lise/üniversite dönemindeki eğitimler (p=0,035) ve televizyon (p=0,03) olması istatiksel olarak anlamlı derecede yükseltmiştir. Korunma davranışlarının sıklığını ise bilgi kaynağının aile ve arkadaşlar olması (p=0,046) ile hekim/sağlık çalışanı olması (p=0,004) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artırmıştır. Yapılan bu çalışma sonucu açık havada çalışan mesleklere ait bölümlerde öğrenim gören öğrencilerin risk bilgi düzeylerinin ve güneşten korunma davranış sıklıklarının düşük olduğu, bu konuda gereken önlemlerin alınmasının ve müdahalelerin planlanmasının önemli olduğu düşünülmektedir.

BilgiDeri neoplazmlarıHacettepe Üniversitesi+3
Alican Güneş
Hacettepe University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara'daki bir üniversite idari personelinin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerini etkileyen bazı faktörlerin kesikli seçim deneyi ile incelenmesi

Bu çalışmada Kesikli Seçim Deneyi (KSD) yöntemi kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesinde çalışan idari personelin ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerini etkileyen bazı faktörlerin belirlenmesi, ödeme istekliliğinin hesaplanması ve bu faktörlere verilen önemin saptanması amaçlanmıştır. Bu amaçla Nisan-Mayıs 2024 tarihlerinde 375 idari personelden sosyodemografik özellikler, ağız ve diş sağlığı özellikleri ve KSD yöntemiyle oluşturulan ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair tercihlerle ilgili, gözlem altında anket şeklinde veri toplanmıştır. KSD, herhangi bir mal veya hizmetin özellikleri ile tanımlanmasına, bireyin bir ürün ya da hizmete ne ölçüde önem verdiğinin bu özelliklerin doğasına ve düzeylerine bağlı olduğu varsayımına dayanan bir yöntemdir. Bu çalışmaya katılanların %53,48'i kadındır; ortanca yaş 44'tür, 1. ve 3. çeyreklik değerler sırayla 38 ve 52'dir. Katılımcıların ortanca eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri 30.769,23 TL olup 1. ve 3. çeyreklik değerler sırayla 22.761,90 TL ve 40.000,00 TL'dir. Dişlerini günde en az 2 kez fırçalayanlar katılımcıların %53,76'sı, diş fırçasını 3 ayda bir ve daha sık değiştirenler %59,01'i, ağız gargarasını 2-3 günde bir ve daha sık kullananlar %21,62'si, diş ipi/arayüz fırçasından en az birini kullananlar %46,76'sıdır. Ağız ve diş sağlığı hizmetlerine dair özelliklere ait düzeylerin koşullu lojistik regresyon analizi yapılıp marjinal ödeme istekliliği (MWTP) incelendiğinde katılımcıların en çok önem verdiği özellik, uzmanlık gerektiren hizmetin sağlanması [MWTP (%95 GA) 398,16 TL (194,59 – 1972,44 TL)] olmuştur ve sırayla kliniğin temizliği, hekimin ilgililiği, tedaviye başlanma zamanı, hekimin açıklamasının anlaşılırlığı ve katılım payı gelmektedir. Modele yaş, cinsiyet, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri, merkez tercihi ve alkol kullanımı değişkenleri eklendiğinde bu önem sırasında hekimin ilgililiğinin iki sıra geriye düştüğü saptanmıştır. Karar vericilerin toplumun ağız ve diş sağlığına yönelik önem verdikleri hususları bilmeleri, toplumun sağlık hizmetlerine katılımını artırmaları ve sunulan hizmetin niteliğinin artırılması bakımından önemlidir. Bu bilgi aynı zamanda kaynakların dağıtımında da bir değişken olarak ele alınabilir ve kaynaklar daha doğru bir şekilde dağıtılabilir, ancak maliyet-kazanç analizinden elde edilen bilginin karar almada tek başına yeterli olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Ayrık seçim modeliDiş sağlığı araştırmalarıHalk sağlığı+5
Murat Özbek
Hacettepe University
2024
00