Discipline

Department of Fundamentals of Nursing

123

Archived Theses

7

DOIs Assigned

6%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yeni mezun hemşirelerin mesleki yetkinlikleri ile hemşirelik bakımı algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Sağlık hizmeti sunan hemşirelerin,sunduğu bakımı güvenli ve etik olarak uygulayabilmesi için bilgi, beceri, yetenek ve kritik düşünme yönlerinden yetkin olması gerekmektedir. Bu araştırma, yeni mezun hemşirelerin hemşirelik bakım algıları ve mesleki yetkinlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ilişkisel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, "2019-2020 Eğitim-Öğretim" yılında Ankara'da dört kamu üniversitesinden mezun 249 yeni mezun hemşire oluşturmuştur. Araştırmada yeni mezun hemşirelerin bakım algılarının değerlendirilmesi amacıyla Bakım Davranışları Ölçeği (BDÖ), yetkinlik düzeylerinin değerlendirmek amacıyla Hemşirelik Öğrencileri Yetkinlik Ölçeği (HÖYÖ) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda yeni mezun hemşirelerin bakım algılarının ve mesleki yetkinliklerinin iyi düzeyde olduğu bulunmuştur. Yeni mezunların bakım algılarının "tıbbi bakım verme/alma deneyimine sahip olan, hemşirelik mesleğini isteyerek seçen, pandemi sürecinde mesleki oryantasyonda sorun yaşamayan ve alınan mesleki eğitimin içeriğinin yeterli olduğunu düşünen" grupta daha olumlu yönde etkilendiği bulunmuştur. Diğer yandan yeni mezun hemşirelerin mesleki yetkinliklerinin "kadın cinsiyete sahip olma, daha önce tıbbi bakım verme deneyimine sahip olma, hemşirelik mesleğini isteyerek seçme ve alınan mesleki eğitimin içeriğinin yeterli olduğunu düşünme" faktörlerinden olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Yeni mezun hemşirelerin bakım algıları ile yetkinlik düzeyleri arasında pozitif yönde orta derecede bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda yeni mezun hemşirelerin bakım algılarının ve yetkinliklerinin eğitim sürecinde incelenmesi önerilmektedir.

AlgıHemşirelerHemşirelik+3
Merve Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların çevresel stresör ve bireyselleştirilmiş bakım algılarının incelenmesi

Araştırma, yoğun bakım hastalarının çevresel stresör ve bireyselleştirilmiş bakım algılarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlandı. Araştırmanın örneklemini, Manisa'da bir şehir hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde yatarak tedavi gören, 18 yaş ve üzeri araştırmaya dahil etme kriterlerine uyan 190 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında, Hasta Bilgi Formu", "Yoğun Bakım Ünitesinde Çevresel Stresörler Ölçeği (YBÜÇSÖ)" ve "Bireyselleştirilmiş̧ Bakım Skalası-B (BBSB)" kullanıldı. Hastaların yaş ortalamasının 62,52±13,17 yıl, %51,1'inin (n=97) kadın olduğu, yoğun bakım ünitesinde yatış süresi ortalamasının 1,28±0,45 gün, %42,6'sının (n=81) 2.basamak yoğun bakım ünitesinde olduğu, %35,8'nin (n=68) yoğun bakımda yatış nedeninin kalp ve damar hastalıkları olduğu saptandı. Hastaların YBÜÇSÖ toplam puan ortalaması 109,27±19,19, BBSB puan ortalaması 2,64±0,81 idi. BBSB alt boyut puan ortalamalarının "Karar Verme Kontrolü" (3,05±0,92), "Klinik Durum" (2,85±1,15) ve "Kişisel Yaşam Durumu" puan ortalaması (1,65±0,91) olduğu saptandı. Bazı bireysel ve hastalık özelliklerinin, bu puan ortalamalarını etkilediği belirlendi. Hastaların YBÜÇSÖ toplam puan ortalaması ile BBSB toplam, "Klinik Durum" ve "Karar Verme Kontrolü" alt boyut madde puan ortalamaları arasında çok zayıf düzeyde, negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu (p ˂ 0,05). Sonuç olarak, hastaların çevresel stresör algılarının ortalamanın üzerinde, bireyselleştirilmiş bakım algılarının orta düzeyde olduğu ve aralarında negatif yönde bir ilişki bulunduğu, bazı bireysel ve hastalık özelliklerinin bu algıları etkilediği görüldü.

Hemşirelik
Tuğçe Duymaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Perkütan koroner girişim sonrası hastalara uygulanan modifiye supine yatış pozisyonunun üriner boşaltım üzerine etkisi

Amaç: Araştırma, PKG sonrası hastalara uygulanan modifiye supine yatış pozisyonunun üriner boşaltım üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarım olarak planlandı. Yöntem: Araştırma evrenini, İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığına bağlı bir şehir hastanesinin anjiyo servisinde yatan, PKG uygulanan hastalar oluşturdu. Örneklemi ise, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 64 hasta oluşturdu. Araştırmayı katılan hastalardan kontrol grubunda olanlar için; PKG sonrası sırtüstü yatmayı içeren standart klinik prosedür (0 derece sırt üstü düz yatış), deney grubundaki hastalar için ise, PKG sonrası 6 saat boyunca modifiye sırtüstü pozisyonu içeren hemşirelik girişimi uygulandı. Araştırma verileri; Hasta Bilgi Formu, Standardize Mini Mental Test (SMMT), PKG Sonrası Hasta İzlem Bilgileri Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Görsel Kıyaslama Ölçeği -Anksiyete (GKÖ-A), mesane günlüğü, taşınabilir bir ultrason cihazı ve idrar ölçüm kabı ile toplanmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol gruplarına göre; hastaların bireysel özellikleri, tıbbi tanıları ile ilgili özellikleri ve SMMT puanları anlamlı fark göstermedi. Deney ve kontrol gruplarına göre hastaların PKG sonrası ilk işemeye kadar su içme sürelerinin, ilk işemeye kadar içilen su miktarlarının ve ilk sıkışma zamanlarının benzer olduğu ve gruplar arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Deney grubunda ilk işeme süresi ortalamasının ve ultrasonografi (USG) ile belirlenen ilk işeme sonrası mesanede kalan idrarın deney grubu lehine anlamlı olarak daha kısa olduğu (p<0,05) saptandı. Deney ve kontrol grupları arasında, 1. ve 5. saatlerdeki çıkan sıvı miktarlarındaki farkın, deney grubu lehine (yaklaşık 60-70 ml fark) olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; PKG sonrası modifiye supine yatış pozisyonunun, hastaların 6 saate kadar üriner fonksiyonlarında olumlu etkiye sahip olduğu; ancak uzun süreli etkilerinin incelenmesi için daha geniş örneklem gruplarında ve izlemli çalışmaların yapılması önerilir.

Hemşirelik bakımıKardiyak kateterizasyonKardiyovasküler hemşirelik+3
Esra Karagöz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnkontinansla ilişkili dermatitin önlenmesine ilişkin tutum ölçeği'nin türkçe geçerlik ve güvenirliği

Araştırma, orjinal ismi "Attitude Towards the Prevention of Incontinence‐Associated Dermatitis Instrument (APrIAD)" olan "İnkontinansla İlişkili Dermatitin Önlenmesine İlişkin Tutum Ölçeği (İİDÖİTÖ)"nin Türkçe geçerliliğini ve güvenirliğini test etmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini araştırmanın yapıldığı vakıf üniversite hastanesinde, yatan hasta servislerinde ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan 496 hemşire, örneklemini ise hemşire olarak en az 1 yıllık deneyimi olan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 252 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri Hemşire Tanıtıcı Özellikleri Formu, İİDÖİTÖ ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılarak elde edildi. İstatistiksel analizler için SPSS 28.0 ve Smart-PLS kullanıldı. Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesinde doğrulayıcı faktör analizi ve PLS-SEM yöntemi uygulanarak yol analizi yapıldı. Modelde geçerlik ve güvenirlik kapsamında Cronbach's alpha (CA), Birleşik Güvenirlik (CR), Heterotrait-Monotrait Oranı (HTMT), Çıkarılan Ortalama Varyans (AVE), Varyans Artış Faktörü (VIF) değerleri incelendi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Ölçeğin dil geçerliliği DSÖ'nün "Kültürlerarası Ölçek Uyarlama Aşamaları, Dil ve Kültür Uyarlaması Rehberi"ne göre gerçekleştirildi. Ölçeğin Türkçe formunun CA değerinin 0,63, faktörlerin CR katsayılarının 0,70'in üzerinde ve her bir maddeye ait faktör yükünün 0,30'un üzerinde olduğu belirlendi (p<0,05). Faktörlerin AVE katsayıları 0,42 ile 0,76 arasında değişmekteydi ve tüm faktörlerin CR değerinin AVE değerinden büyük olduğu saptandı. Ayırt edici geçerlik kapsamında değerlendirilen HTMT değerinin ise her bir faktör için 0,90'dan küçük olduğu bulundu. Eş zaman geçerliğinin test edilmesinde kullanılan GÖYÖ ile İİDÖİTÖ arasında düşük düzeyde ve anlamlı olmayan bir ilişki saptandı (p>0,05). Test-tekrar test yönteminde ilk uygulama ile 4 hafta sonra elde edilen puan arasında fark görülmedi (p>0,05).VIF değerleri 5'in altındaydı. Bu doğrultuda ölçeğin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir olduğu belirlendi. Sonuç olarak, "İİDÖİTÖ"nün Türkiye'de hemşire örnekleminde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulundu. Ölçeğin gücünü ortaya koymaya yönelik daha geniş bir popülasyonla tekrar test edilmesi önerilir.

Dilek Yılmaz Akyaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek nakli olan hastalarda ilaç uyumsuzluğu nedenlerinin belirlenmesi

Araştırma, böbrek nakli olan hastaların ilaç uyumsuzluğu nedenlerinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı türde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini; bir özel üniversite hastanesi Organ Nakli Polikliniği'nde takip edilen tüm hastalar (N=450), örneklemini ise 18-65 yaş arası, nakil sonrası 3 ay geçen, okuma-yazma bilen, duyusal/işitsel engeli olmayan, araştırmaya katılmaya istekli ve onam alınan 120 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", ilaç uyumunun değerlendirilmesinde "Adherence Scale with Knowledge (ASK-20)'' ve "Medication Adherence Report Scale-5/İlaç Uyumu Bildirim Ölçeği (İUBÖ)", yaşam kalitesininin değerlendirilmesinde "Yaşam Kalitesi Ölçeği-5 Boyut (EQoL-5D-3L)" kullanıldı. Verilerin analizi, IBM SPSS®22.0 programında tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve karşılaştırmalı istatistikler kullanılarak gerçekleştirildi. Böbrek nakli hastaların İUBÖ puan ortalamasının 23.16±2.83 olduğu ve %37.5'inin ilaç uyumsuzluğu olduğu saptandı. EQoL-5D-3L VAS puan ortalamasının ise 79,5±8,43 (min=40-maks=90) olduğu belirlendi. İUBÖ ile EQoL-5D-3L arasında negatif yönde, anlamlı ilişki olduğu görüldü (r=-0,203;p0,05). Hastaların %59,2'si erkek, %69,20'si evli, yaş ortalamasının 40.50±11.92 yıl ve nakil sonrası geçen süre ortalamasının 17,3±15,61 ay olduğu belirlendi. Yaş arttıkça (r=-0,210;p0,05), çocuk sayısı arttıkça (r=-0,270;p0,05), nakil üzerinden geçen süre arttıkça İUBÖ puanlarının azaldığı (r=-0,313;p<0,001) belirlendi. Dil ve içerik geçerliği yapılan ASK-20 ölçeğinin, yapı geçerliği adımında Kaiser-Meyer-Olkin testi değeri 0,50 altında olduğu için (0,314) faktör analizine uygun olmadığı görüldü. Bu araştırmada yaşın (p<0,05) ve nakil üzerinden geçen sürenin (p<0,001) artmasının, ilaç uyumsuzluğunu arttırdığı belirlendi. Erkek olmanın, evli olmanın, çocuk sahibi olmanın, nakil sonrası emekli olmanın, ilaç kullanımına yardımcı yakını olmanın, ulaşım/önemseme/unutma nedeni ile randevuyu aksatmanın, ilaçlarını bilmemenin, ilaçlarını bırakmanın ilaç uyumsuzluğu üzerinde etkili değişkenler olduğu görüldü. Ayrıca ilaç uyumu arttıkça yaşam kalitesinin arttığı belirlendi. Sonuç olarak; hastalara verilen eğitimin sık aralarla tekrarlanması ve ilaç kullanımında yaşanılan zorlukların belirlenerek bireye özgü danışmanlık verilmesi önerilir. İlaç uyumu hakkında eğitimin kalıcılığını arttırmak ve buna bağlı olarak yaşam kalitesini arttıracak hemşirelik girişimlerin planlanması önerilmektedir.

Beyza Katmer
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerine etkisi

Bu araştırma nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan hastalara verilen eğitimin hastaların anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla ön test- son test gruplu prospektif ve deneysel türde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini, bir Şehir Hastanesi'nde Girişimsel Radyoloji Polikliniği'nde Ekim 2022- Mart 2023 tarihleri arasında nonvasküler girişimsel radyoloji tedavisi uygulanan, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 144 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği kullanılarak elde edildi. Randomizasyon yöntemi ile grubu belirlenen hastaya, işlem öncesi Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği uygulandı. İşlem sonrasında hemşire (araştırmacı) tarafından kontrol grubundaki hastalara klinikte uygulanan sözlü eğitim verilirken, deney grubundaki hastalara yapılandırılmış yazılı eğitim (kitapçık doğrultusunda) verildi. Eğitim kitapçığı literatürdeki bilgiler kılavuzluğunda hazırlanarak 11 tane uzman görüşü DISCERN ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde lisanslı SPSS 29.0 programı kullanıldı. Araştırmadaki veriler Independent Sample T Testi, One Vay ANOVA, Manova testi ile Repeated Manova Testi ile analiz edildi. Verilerin analizi sonucu hastaların %58,3'ünün erkek ve yaş ortalamalarının 58,35±14,72 yıl olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubundaki hastaların cinsiyet, eğitim durumu, meslek, medeni durum, sigara ve alkol kullanımı dağılımı karşılaştırıldığında grupların homojen dağılım gösterdiği (p>0,05); kontrol grubundaki hastaların süreklilik anksiyete düzeyi ön test puanının 43,90±8,35 (orta düzey) ve deney grubundaki hastaların ise ön test puanının 42,24±9,15 (orta düzey) olduğu; deney ve kontrol grubu ön test süreklilik anksiyete düzeyi karşılaştırıldığında anlamlı farklılık olmadığı (p>0,05) belirlendi. Kontrol grubundaki hastaların durumluk anksiyete düzeyi ön test puanının 43,37±9,65 (orta düzey) son test puanının 40,73±10,58 (orta düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki hastaların ise, durumluk anksiyete düzeyi ön test puanı 42,75±11,25 (yüksek düzey) iken son test puanı 33,32±9,95 (düşük düzey) olduğu saptandı. Deney grubundaki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sonuç olarak "Nonvasküler girişimsel radyoloji uygulanan yapılandırılmış eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyi, klinikte uygulanan sözlü eğitim verilen hastaların durumluk anksiyete düzeyine göre daha düşüktür" hipotezi kabul edildi.

Durumluk kaygıRadyoloji-girişimselSürekli kaygı
İrem Nur Özcan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatrik hastalarda timpanik yolla beden sıcaklığı ölçümünde kulak kepçe pozisyonunun ölçüm değerlerine ve konfora etkisi

Araştırma, 3-17 yaş grubu pediatrik hastalarda timpanik yolla beden sıcaklığı ölçümünde kulak kepçe pozisyonunun ölçüm değerlerine ve konfora etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Aralık 2022-Mart 2024 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin Çocuk Yoğun Bakım Kliniği'nde yatmakta olan hastalar, örneklemini ise dahil edilme kriterlerine uyan 34 deney ve 34 kontrol olmak üzere toplam 68 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri; Veri Toplama Formu, Konfor Papatyaları ve Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) kullanılarak toplandı. İstatistiksel analizler için IBM SPSS®27.0 programı kullanıldı. Deney grubundaki hastalarda (DGH) önce kulak kepçesine yukarı geri pozisyon verilerek daha sonra pozisyon vermeden, kontrol grubundaki hastalarda (KGH) ise önce kulak kepçesine pozisyon vermeden daha sonra pozisyon verilerek ölçümler yapıldı. Ölçümler arasında iki dakika beklenildi. Gruplar bireysel ve yoğun bakım ortamı özellikleri açısından homojendi. DGH'de kulak kepçesine pozisyon verilerek yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 36,85°C, Konfor Papatya skorunun 3,59 ve GKÖ xiii skorunun 0,26 olduğu belirlendi. Pozisyon vermeden yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 36,83°C, Konfor Papatya skorunun 3,68 ve GKÖ skorunun 0,00 olduğu saptandı. KGH'de kulak kepçesine pozisyon verilerek yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 37,05°C, Konfor Papatya skorunun 3,71 ve GKÖ skorunun 0,30 olduğu görüldü. Pozisyon vermeden yapılan beden sıcaklığı ölçüm değerinin 36,86°C, Konfor Papatya skorunun 3,74 ve GKÖ skorunun 0,57 olduğu saptandı. Pozisyon verilerek ve vermeden yapılan ölçümler arasında DGH'de fark saptanmazken, KGH'de 0,19°C daha yüksek olduğu(p<0,001), farkın klinik olarak anlamlı olmadığı saptandı. DGH'de ve KGH'de kulak kepçesine pozisyon vermeden ve pozisyon verilerek Konfor Papatyaları ve GKÖ skoru arasında anlamlı farklılık görülmedi(p>0,05). Sonuç olarak, pozisyonların kullanılabilirliği açısından kulak kepçesine pozisyon verilerek ya da vermeden yapılan ölçümlerde beden sıcaklığı ölçüm değeri ve konfor skoru açısından fark olmadığı saptandı. Ayrıca Kolcaba'nın Konfor Papatyalarının pediatrik hastaların konforunu belirlemede kullanılabilir bir araç olduğu belirlendi. Ancak pediatrik hastalarda timpanik termometre ile yapılan ölçümlerde kulak kepçe pozisyonu vermenin daha büyük örneklemlerde tekrarlanması önerilir.

Hilal Yılmaz
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Serebrovasküler olay geçirmiş bireylerde uyku kalitesi ve yorgunluk

Araştırma, serebrovasküler olay geçiren bireylerde uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlandı. Araştırmanın evrenini, Mayıs 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin nöroloji servisinde yatarak tedavi gören serebrovasküler olay geçirmiş tüm bireyler, örneklemini ise 124 hasta oluşturdu. Veriler toplanırken; 'Hasta Tanıtım Formu', 'Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi', 'Piper Yorgunluk Ölçeği' kullanıldı. Veriler SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan bireylerin %45,2'si kadın, yaş ortalamaları ise 64,71±12,24 idi. Bireylerin PUKİ toplam puan ortalamasının 11,99 ± 3,98, Piper Yorgunluk Ölçeği toplam puan ortalamasının ise 26,07 ± 5,07 olduğu görüldü. PUKİ tüm alt boyutları ve toplam puanı ile Piper Yorgunluk Ölçeği alt boyutları ve toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak SVO geçiren bireylerde uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyi önemli ölçüde etkilenmektedir. Bu nedenle SVO geçiren bireylerin hemşirelik bakımında uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyinin dikkate alınması gerekmektedir.

Büşra Aydın Çakmak
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde öz-farkındalık ve empati becerisi gelişiminde simülasyona dayalı deneyimin etkisi

Amaç: Araştırma, hemşirelik öğrencilerinde öz-farkındalık ve empati becerilerinin kazandırılmasında simülasyon eğitiminin etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel çalışma olarak gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırma bir devlet üniversitenin hemşirelik bölümünde gerçekleştirildi. 2023-2024 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında Klinik Uygulama Dersi'ni alan 4. Sınıf öğrencileri araştırmanın evrenini oluşturdu (N=116). Örneklemi ise; araştırma kriterlerine uyan, araştırmanın amacı hakkında bilgilendirme yapılan, katılmaya gönüllü olan 40 deney grubu, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri, Öğrenci Bilgi Formu, Hemşirelik Uygulamalarında Öz Farkındalık Ölçeği (HUÖFÖ), Hemşirelik Öğrencileri için Jefferson Empati Ölçeği (HÖİJEÖ), Kiersma-Chen Empati Ölçeği (KCEÖ), Yaşlanma Simülasyonu Deneyim Ölçeği (YSDÖ), Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği (ÖÖMÖÖ) ile toplandı. Deney grubu öğrencileri, yaşlı birey rolünü canlandırdıkları Geriatrik İlaç Oyunu Simülasyon Uygulamasına katıldı. Kontrol grubuna herhangi bir girişim uygulanmadan, rutin müfredatlarını takip etmeleri istendi. Deney grubu veri toplama araçlarını simülasyon öncesi, simülasyon sonrası ve izlemde; kontrol grubu ise ilk değerlendirme ve izlem ölçümünde doldurdu. İzlem ölçümleri 3 haftalık yaşlı bireye bakım verdikleri klinik uygulama eğitimlerini tamamladıktan sonra yapıldı. Bulgular: Araştırma kapsamında yer alan öğrencilerin yaş ortalaması 22,6501,233 idi. Öğrencilerin çoğunluğunun kadın (%77,5) ve Anadolu lisesi mezunu (%78,8) olduğu saptandı. Öğrencilerin %62,5'i alanıyla ilgili gelişmeleri kısmen takip ettiklerini ve %61,3'ü daha önce yaşlı bireye bakım verdiklerini ifade etti. Bu doğrultuda deney ve kontrol grubundaki öğrenciler arasında, anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Simülasyon sonrası deney ve kontrol gruplarının HUÖFÖ alt boyutlarının ve toplam puan ortalamalarının benzer olduğu ve gruplar arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Buna karşın; simülasyondan 3 hafta sonra yapılan HÖİJEÖ izlem puan ortalamalarında, deney ve kontrol grupları arasında, "hasta perspektifinden bakış" dışındaki tüm alt boyut (Empatik bakış açısı edinme, şefkatli bakım) ve toplam puan ortalamalarında deney grubu lehine anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Ayrıca simülasyondan 3 hafta sonra yapılan KCEÖ izlem puan ortalamalarında, deney ve kontrol grupları arasında, "duyuşsal empati" puan ortalamasında ve toplam puan ortalama farklarının karşılaştırılmasında deney grubu lehine anlamlı fark olduğu görülürken (p<0,05); "bilişsel empati" puan ortalamasında gruplar arasında anlamlı fark belirlenmedi (p>0,05). Simülasyondan 3 hafta sonra yapılan YSDÖ izlem puan ortalamalarında, deney ve kontrol grupları arasında, deney grubu lehine yaşlı bireylere yönelik algı düzeyi açısından anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinde Geriatrik İlaç Oyunu Simülasyon Uygulamasının; hasta merkezli bakım durumlarına yönelik empati duygusunun kazandırılmasında uygun bir öğretim yöntemi olduğu, öğrencilerin yaşlı bireylere yönelik algı düzeylerini arttırdığı, simülasyon deneyiminin öğrenmede memnuniyet ve özgüven düzeylerini geliştirdiği belirlendi. Hemşirelik eğitiminde bilişsel ve psikomotor alan gelişiminde olduğu gibi, duyuşsal alan gelişimlerine de katkı sağlanması için yenilikçi yöntemlerin kullanılması ve multidisipliner çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: öz farkındalık, empati, Geriatrik İlaç Oyunu, memnuniyet, hemşirelik öğrencileri

Duyuşsal farkındalıkDuyuşsal öğrenmeEmpatik beceri+6
Gizem Kaya
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerine subkutan enjeksiyon uygulama becerisi kazandırmada dijital oyun kullanımının öğrenme memnuniyeti ve özgüven üzerine etkisi

Giriş: Hemşirelik eğitiminde öğrenme sonuçlarının iyileştirilmesinde teknoloji kullanımı önem arz etmektedir. Dijital öğretim teknolojileri de hemşirelik temel becerilerinin öğretiminde yeni bir yaklaşımdır. Amaç: Araştırma, hemşirelik öğrencilerine subkutan enjeksiyon uygulama becerisi kazandırmada dijital oyun kullanımının, bilgi, beceri, memnuniyet ve özgüven üzerine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön-test son-test randomize kontrollü olarak yürütülen araştırmanın evrenini bir Vakıf Üniversitesinde öğrenim gören ve Hemşirelikte Temel İlke ve Uygulamalar dersine kayıtlı 76 öğrenci, örneklemini ise dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 72 (deney=36; kontrol=36) hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Araştırma verileri Öğrenci Bilgi Formu, Subkutan Enjeksiyon Bilgi Testi, Subkutan Heparin Enjeksiyonu Uygulama Becerisi Kontrol Listesi ve Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği ile toplandı. Öğrencilere subkutan enjeksiyon eğitimi geleneksel öğretim yöntemleri ile verildikten sonra Subkutan Enjeksiyon Bilgi Testi (ön test) uygulandı ve enjeksiyon uygulaması, laboratuvar ortamında düşük gerçekli maket üzerinde gösterildi. Eğitimden sonra deney grubundaki öğrencilere dijital oyun eğitimi verildi ve oyunu bir hafta boyunca oynamaları sağlandı. Müdahalelerden sonra tüm öğrenciler beceri kontrol listesi ile değerlendirildi ve memnuniyet ve kendine güven düzeyleri ölçüldü. Beceri ölçümlerinden iki hafta sonra tüm öğrencilere Subkutan Enjeksiyon Bilgi Testi (son test) uygulandı. Veriler SPSS 26 ve Amos 24 programları ile analiz edildi. Bulgular: Araştırmada yer alan deney ve kontrol grubu öğrencilerinin tanıtıcı özellikleri, ön test ve son test subkutan enjeksiyon bilgi puanları arasında farklılık olmadığı (p>0,05), grup içi değerlendirmede deney grubunun son test subkutan enjeksiyon bilgi puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu (p=0.002), deney grubunun subkutan heparin enjeksiyonu uygulama becerisi ortalama puanının 61,86±2,73, kontrol grubunun 54,33±7,52 olduğu ve aradaki farkın istatistiksel anlam taşıdığı (p<0,001), memnuniyet ve kendine güven düzeyi açısından deney grubunun kendine güven alt boyutundan (p=0,004) ve ölçek toplamından (p=0,006) aldığı puanların kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Dijital oyunun subkutan enjeksiyon becerisi öğretiminde etkili bir öğretim teknolojisi olduğu, memnuniyet ve öğrenmede kendine güven düzeyini arttırdığı ve bilgi düzeyini iyileştirdiği görüldü. Anahtar kelimeler: Subkutan enjeksiyon, dijital oyun, hemşirelik eğitimi.

Beceri eğitimiEnjeksiyonlar-deri altıHemşirelik+5
Burcu Demircan
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinde intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisinin geliştirilmesinde bilgisayar destekli oyunun etkisi

Araştırma, hemşirelik eğitiminde intramüsküler enjeksiyon uygulama becerisinin geliştirilmesinde bilgisayar destekli oyunun başarı durumu, kaygı düzeyi ve memnuniyet düzeylerine etkisini değerlendirmek maksadıyla ön test-son test kontrol gruplu, randomize deneysel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırma yapılan üniversitenin 2022-2023 Eğitim- Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında Hemşirelik Esasları Dersi'ni alan tüm 1. Sınıf öğrencileri araştırmanın evrenini oluşturdu (N:91). Örneklemini ise; araştırmaya katılmaya gönüllü olan, araştırma kriterlerine uyan 30 deney grubu, 30 kontrol grubu olmak üzere 60 öğrenci oluşturdu. Araştırma verileri; Öğrenci Tanıtım Formu, IM Enjeksiyon Bilgi Formu, IM Enjeksiyon Uygulama Kontrol Listesi, Revize Edilmiş Sınav Kaygısı Ölçeği ve Görsel Kıyaslama Ölçeği ile toplandı. Deney grubuna IM enjeksiyon demonstrasyonundan sonra Bilgisayar Destekli Oyuna erişim izni verildi. Her iki grup bir hafta sonra beceri sınavı ile değerlendirildi. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin intramüsküler enjeksiyon bilgi ön test ve son test puan ortalamaları kendi içinde karşılaştırıldığında; Deney ve kontrol grubundaki artışın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Deney grubu öğrencilerinin intramüsküler enjeksiyon uygulama beceri puan ortalamalarının, Kontrol grubu öğrencilerinden yüksek olduğu, deney grubu öğrencilerin oyun oynama sıklığı ve oyundan aldıkları toplam puan ile bilgi ön ve son test toplam, genel kaygı, sınav kaygısı, öğretim yönteminden memnuniyet, intramüsküler enjeksiyon için gerekli malzemeyi temin etme becerisi, IM enjeksiyon uygulama becerisi, puanları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Kontrol grubu öğrencilerinin Revize Edilmiş Sınav Kaygısı Ölçeği, sınavla ilgisiz düşünceler alt boyutu puan ortalamalarının, deney grubundaki öğrencilerin puan ortalamalarından yüksek olduğu (p<0,05), diğer alt boyutlarda ve ölçek toplamında anlamlı farklılık olmadığı bulundu. Öğrencilerin öğrenim yönteminden memnuniyetleri değerlendirildiğinde ise; deney grubundaki öğrencilerin Görsel Kıyaslama Ölçeğine göre öğretim yönteminden memnuniyet puanlarının 9,43±1,16, kontrol grubundaki öğrencilerin 7,23±2,35 olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistikî bakımdan anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak; bilgisayar destekli oyunun, intramüsküler enjeksiyon uygulamasına ilişkin psikomotor becerilerin kazandırılması için uygun bir öğretim yöntemi olduğu ve öğrencilerin öğretim yönteminden memnuniyet düzeylerinin arttığı belirlendi. Farklı bilişsel ve duyuşsal becerilerin öğretiminde oyun temelli öğretim yönteminin daha büyük örneklem grubu ile farklı sınıf düzeyindeki öğrencilere uygulanması önerildi.

Bilgisayar oyunlarıEnjeksiyonlar-intramuskülerEğitici oyunlar+4
Nehir Demirel
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Katarakt ameliyatı öncesi uygulanan gevşeme egzersizlerinin yaşlı bireylerin anksiyete düzeyine etkisi

Araştırma; katarakt ameliyatı öncesi uygulanan gevşeme egzersizlerinin yaşlı bireylerin anksiyete düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak planlandı. Araştırma, İstanbul'da Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Kasım 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında 104 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri "Hasta Bilgi Formu", "Standardize Mini Mental Test (SMMT)", "Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (State-Trait Anxiety Inventory -STAI)", "Görsel Kıyaslama Ölçeği-GKÖ (Visual Analog Skala-VAS)" ve "Yaşam Bulguları Takip Formu" kullanılarak toplandı. Veriler girişim öncesinde, girişimden hemen sonra, ameliyathane bekleme odasında, ameliyattan hemen önce ve ameliyat esnasında araştırmacı tarafından toplandı. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Bireylerin yaş ortalamasının 71.72±4.20 yıl, SMMT puan ortalamasının 26.36±0.79, BKI düzeylerinin ise 26.49±2.12 olduğu, %57,7'sinin erkek, %81,7'sinin evli, %67,4'ünün ilköğretim mezunu, %87,5'inin gelirinin giderine eşit olduğu, %83,7'sinin kronik hastalığının olduğu, büyük çoğunluğunun sigara (%58,7) ve alkol (%83,7) kullanmadığı, %57,7'sinde (n=60) ameliyat öncesi premedikasyon kullanımı mevcutken, %55,8'inin (n=58) sağ gözünden ameliyat olacağı belirlendi. Deney ve kontrol grupları arasında bireysel özellikler, hastalık ve tedaviye ilişkin özellikleri arasında fark saptanmadı (p>0,05). Gevşeme egzersizleri girişimden hemen sonra ve ameliyathanede bekleme odasında yapılan ölçümlere göre; deney grubunun durumluk anksiyete düzeyinin, kontrol grubuna göre tüm ölçüm zamanlarında ileri düzeyde anlamlı olarak daha düşük ortalamada (2-3 birimlik fark) olduğu belirlendi (p<0,01). Deney ve Kontrol grupları arasında girişim öncesi ve girişimden hemen sonra beden sıcaklığı değerleri açısından fark görülmezken (p>0,05), ameliyathane bekleme odası beden sıcaklığı değerleri açısından anlamlı fark (0,1 birimlik) belirlendi (p<0,01). Nabız hızı (7 birim), solunum sayısı (2 birim), oksijen satürasyonu (1,3 birim) açısından yapılan analizde ise; deney ve kontrol grupları arasında girişim öncesi dışındaki diğer tüm ölçüm zamanlarında anlamlı fark görüldü (p<0,001). Bu sonuçlar doğrultusunda; katarakt ameliyatı öncesi yaşlı bireylere uygulanan gevşeme egzersizlerinin bireylerin anksiyete düzeyi ve yaşam bulguları üzerinde olumlu etkilerinden dolayı kullanılması önerilir.

Mehmet Ata Demir
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi girişim sonrası uygulanan abdominal masajın gastrointestinal semptomlar ve konfor düzeyine etkisi

Bu araştırma, cerrahi girişim sonrası abdominal masaj uygulanan hastalarda abdominal masajın gastrointestinal semptomlar ve konfor düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü ve deneysel türde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini Eylül 2022- Eylül 2023 tarihleri arasında İstanbul'daki bir üniversite hastanesinin ortopedi ve travmatoloji kliniğinde yatarak cerrahi girişim uygulanan toplam 68 hasta oluşturdu. Araştırma verileri, cerrahi girişim sonrası ilk üç gün defakasyon çıkışı gerşçekleşmeyen hastalar ile "Hasta Bilgi Formu", "Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ)", "Bristol Dışkı Skalası", "Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ)" ve "Genel Konfor Ölçeği (GKÖ)" kullanılarak toplandı. Deney grubundaki hastalara 4. günün sabahından itibaren, üç gün günde iki kez 15'er dk. abdominal masaj uygulandı. Kontrol grubuna ise, hekim istemine göre rutinde uygulanan lavman, laksatif vb. ilaçlar uygulandı. Araştırma bulguları incelendiğinde kontrol ve deney grupları arasında bireysel ve hastalık özellikleri açısından herhangi bir istatistiksel farklılık saptanmadı (p>0,05). Hastaların gastrointestinal sisteme ilişkin semptom ve alışkanlıkları arasında da istatistiksel anlamda fark yoktu. Hastaların cerrahi girişim sonrası ilk mobilizasyon, oral beslenmeye geçiş, bağırsak seslerinin sayısı (4., 5. ve 6. günlerde) ve ilk gaz çıkışının 2. Günde (deney n=17, kontrol=12), ilk kez defekasyon çıkışının 5.günde (deney n=11, kontrol=8) deney grubunda daha fazla sayıda hastada gerçekleşmesine rağmen her iki grup arasında istatistiksel anlamda fark saptanmadı. Dışkı özellikleri ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri açısından gruplar homojendi. Hastaların cerrahi girişim sonrası deney ve kontrol gruplarının Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) puanları karşılaştırıldığında, her iki grupta da gastrointestinal semptomların şiddetinin azaldığı görüldü. Gruplar, Genel Konfor Ölçeği (GKÖ) puanları açısından karşılaştırıldığında ise, her iki grupta da konfor düzeyinin artmasının yanı sıra, deney ve kontrol grupları arasında konforun en üst düzeyi kabul edilen sorunların üstesinden gelme alt boyutlunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05). Deney grubunda, GKÖ'nün sorunların üstesinden gelme alt boyutu daha yüksekti. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, yapılan abdominal masaj uygulamasının, farmakolojik yöntemlerin yerine geçebileceği ve benzer etkiler elde edilebileceği, aynı zamanda hastaların konforun en üst düzeyi kabul edilen ve hastanın bağımsız bir şekilde hareket edebildiği sorunların üstesinden gelebilme düzeyini artırdığı tespit edildi. Bu bağlamda; abdominal masaj uygulaması, cerrahi girişim sonrası gastrointestinal semptom yönetiminde ve konforun arttırılmasında önerilebilir.

Semiha Küçükaydınoğlu
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken mobilizasyonun hastaların uyku, fizyolojik parametreler ve yoğun bakımda kalış süresine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Bu çalışmanın amacı, erken mobilizasyonun uyku, fizyolojik parametreler ve yoğun bakımda kalış süresine etkisini incelemektir. Randomize kontrollü ve deneysel türde gerçekleştirilen çalışmanın evrenini; İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İU-C), Cerrahpaşa Tıp Fakültesi (CTF), Kalp Damar Cerrahisi (KDC) Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YBÜ) Nisan 2023–Mart 2024 tarihleri arasında yatan hastalar, örneklemini ise çalışmaya katılma kriterlerini karşılayan 82 hasta (41 deney ve 41 kontrol) oluşturdu. Çalışma verileri; "Hasta Bilgi Formu", "Ağrı Ölçeği-Sayısal Ağrı Değerlendirme Skalası", "Glaskow Koma Skalası (GKS)", "Fizyolojik Parametre Takip Formu" ve "Richards Campbell Uyku Ölçeği" ile toplandı. Deney grubuna ameliyattan sonraki ilk 12 saat içerisinde sedasyonun kesilmesi ve etkilerinin ortadan kalkmasının ardından erken mobilizasyon uygulandı. Kontrol grubu ise ameliyattan sonra ilk standart prosedüre göre mobilize edildi. Çalışma sürecinde toplanan verilerin analizinde SPSS v26 istatistik programından yararlanıldı. Çalışma sonucunda; erken mobilize edilen hastaların 12. ve 24. saatin sonundaki SpO2 değerleri ile, 24.saatteki solunum sayısı arasında anlamlı fark bulundu Bu veriler ışığında erken mobilizasyonun solunum sistemi üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Kalp damar cerrahisi yoğun bakımda yatan hastaların uyku kalitesinin kötü/orta olduğu, erken mobilizasyonun uyku kalitesini etkilediği ve erken mobilizasyonun yoğun bakımda ve hastanede yatış süresini azalttığı belirlendi. Sonuç olarak bu çalışmada KDC YBÜ'de yatan hastalara erken mobilizasyonun uygulanabileceği görüldü. Bu kapsamda, hemşireler için erken mobilizasyona yönelik hizmet içi eğitim etkinlerinin planlanması önerilebilmektedir.

Ahmet Şen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli bireylerde sosyal desteğin hastalığa uyuma etkisi

Bu araştırma, inmeli bireylere sağlanan sosyal desteği belirlemek ve hastalığa uyumuna etkisini incelemek amacı ile planlandı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlanan bu araştırma, Başakşehir Çam Sakura Şehir Hastanesi'nde Mayıs 2022–Mayıs 2023tarihleri arasında İnme Ünitesi, İnme Rehabilitasyonu ve Nöroloji polikliniğine başvuran, inme tanısıyla servislerde yatan 82 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında; Hasta Bilgi Formu, İnme Etki Ölçeği (İEÖ), Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Mini Mental Test (MMT), Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği kullanıldı. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 28 paket programı kullanılarak frekans, yüzde, ortalama, t testi, Man-Whitney U testi, Spearman kolerasyon analizleri kullanıldı. İnmeli bireylerin yaş ortalamasının 59,71±12,79 (yıl), %52,4'ünün erkek, %62,2'sinin daha önce inme geçirdiği, %91,5'inin inmeye ek kronik hastalığının ve en fazla hipertansiyon tanısının olduğu, %76,8'inde yüz, kol veya bacağında özellikle vücudun bir tarafında güçsüzlük uyuşma ve karıncalanma görüldüğü ve %98,8'ine inme hakkında bilgi verildiği saptandı. İnmeli bireylerin %82,9'unun Mini Mental Test'e göre normal olduğu, %32,9'unun yarı bağımlı olduğu belirlendi. Ölçek puanları incelendiğinde ise Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)'nde 55,95±18,67, Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ)'nde 63,91±8,77, İnme Etki Ölçeği'nde 209,82±44,93, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYAÖ)'nde 4,72±1,88 olduğu ve inmeli bireylerin bağımsızlık durumuna göre Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ) ve İnme Etki Ölçeği toplam puanları arasında ilişki olduğu saptandı. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ile Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ) puan ortalamaları, benzer şekilde Kronik Hastalıklara Uyumu Değerlendirme Ölçeği (KHUDÖ) toplam ve psikolojik alt boyutu ile İnme Etki Ölçeği (İEÖ) puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak orta düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptandı. Yarı bağımlı/bağımlı olma durumu göze alınarak yapılan ileri analizde psikolojik uyumu alt boyutu ve inmeyi etkilediği görüldü. Sonuç olarak, inmeli bireylerde algılanan sosyal destek düzeyi ile kronik hastalıklara uyum arasında anlamlı ilişki olmakla beraber, sadece fizyolojik değerlendirmeye bakılmaksızın psikolojik uyumlarının artırılması gerektiği tespit edildi. Bu kapsamda, inmeli bireylerin psikolojik dayanaklılığı ve baş etme mekanizmalarını arttırma konusunda hemşireler tarafından desteklenmesi önerilmektedir.

Tuğba İrem Erman
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kanıta dayalı uygulama inançları ve kanıta dayalı uygulama kullanımı ölçeklerinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırma, "Fuld National Institute for EBP" tarafından inanç düzeylerini (Evidence-Based Practice Beliefs Scale) ve kullanım düzeylerini/sıklığını (Evidence-Based Practice Implementation Scale) belirlemek amacıyla geliştirilen, Türkçe adları Kanıta Dayalı Uygulama İnançları Ölçeği (KDUİÖ) ve Kanıta Dayalı Uygulama Kullanımı Ölçeği (KDUKÖ) olarak çevrilen ölçeklerin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin yapılması amacıyla, metodolojik tasarımda gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne bağlı iki hastanede Temmuz 2023–Mayıs 2024 tarihleri arasında çalışan 984 hemşire, örneklemini yoğun bakım üniteleri ve diğer yataklı birimlerde hemşire/sorumlu hemşire olarak çalışan ve araştırmaya gönüllü katılan 215 hemşire oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında Hemşire Bilgi Formu, Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği (KDHYTÖ), KDUİÖ ve KDUKÖ kullanıldı. Ölçeklerin güvenirliğini değerlendirmek için test-tekrar test ve madde-toplam puan analizleri, geçerliğini değerlendirmek için ise dil geçerliği, içerik/kapsam geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt geçerliği analizleri yapıldı. İstatistiksel analizler SPSS 26.sürüm ve Amos 24 programlarıyla yapıldı. Ölçeklerin dil geçerliğinin sağlanmasında "Fuld National Institute for EBP" kurumunun ilettiği rehber kullanıldı. Türkçe KDUİÖ ve KDUKÖ Cronbach alfa katsayılarının sırasıyla 0,91 ve 0,96 olduğu saptandı. Her iki ölçeğin de test ve tekrar test puan ortalamaları arasında fark görülmedi (p>0,05). Doğrulayıcı faktör analizleri (DFA) sonucunda ölçeklerin tek faktörlü yapıya sahip olduğu doğrulandı. Ölçüt geçerliğinin sınanmasında kullanılan KDHYTÖ ve KDUİÖ arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,001). Ölçek toplam puan ortalamaları KDUİÖ için 59,04±8,21, KDUKÖ için ise 19,06±14,97 idi. Araştırmada KDUİÖ ile KDUKÖ arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,001). Sonuç olarak KDUİÖ'nün KDUnun değerine ve uygulanabilirliğine inanç düzeylerini, KDUKÖ'nün ise KDU kullanım düzeylerini belirlemek için Türkiye'deki hemşire örnekleminde geçerli ve güvenilir ölçüm araçları olduğu belirlendi. KDUya yönelik inançların, KDU kullanım düzeylerini tahmin etmede etkili olup olmadığını değerlendirmek için KDUİÖ'nün yordama/kestirim geçerliğinin analiz edilmesi ve ölçeklerin farklı örneklem gruplarında analiz edilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: kanıta dayalı uygulama, hemşirelik, güvenirlik, geçerlik

Yusuf Aydın
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin yaşam sonu bakıma yönelik algıladıkları engellerin ve destekleyici davranışların belirlenmesi

Yaşam sonu bakım, artık tedavinin mümkün olmadığı durumlarda ölüme yaklaşan hasta ve ailede, ağrının ve diğer problemlerin, erken tanılama ve iyi bir değerlendirme ile fiziksel, psikososyal ve spiritüel gereksinimlerin karşılanmasıdır. Yoğun bakımlarda yaşam sonu bakıma ihtiyaç duyan hastaların sayısı arttırmaktadır. Yoğun bakımda çalışan hemşirelerini yaşam sonu bakım sürecinde destekleyen davranışlar olduğu gibi hemşireler bu süreçte bir takım engeller ile karşılaşmaktadır. Bu çalışma yoğun bakım hemşirelerinin yaşam sonu bakımı sunarken algıladıkları engelleri ve destekleyici davranışları öğrenmek amacıyla tanımlayıcı araştırma olarak planlanmıştır. Bu araştırma Ankara Şehir Hastanesi kapsamında yoğun bakımda çalışmakta olan 278 yoğun bakım hemşiresi ile gerçekleştirilecektir. Araştırmanın verileri 'Tanıtıcı Özellikler Formu' ve 'Yoğun Bakım Hemşirelerinin Yaşam Sonu Bakıma Yönelik Algıladıkları Engeller ve Destekleyici Davranışlar Ölçeği' kullanılarak elde edilecektir.

COVID 19HemşirelikHemşirelik araştırmaları+7
Güler Ağgün
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çevrimiçi öğrenme ortamı(moodle) ile harmanlanmış öğretimin hemşirelik süreci öğrenimine etkisi

Hemşirelik süreci yaklaşımı kullanılarak bakımın sunulmasına yönelik çalışmalar 1955'li yıllara dayansa da günümüzde pek çok ülkede halen hemşirelik süreci konusunun öğretiminde ve bu yaklaşım ile bakımın planlanması ve uygulanmasında aşılması gereken güçlükler bulunmaktadır. Bu doğrultuda araştırma hemşirelik birinci sınıf öğrencilerine çevrimiçi öğrenme ortamı(moodle) ile harmanlanmış öğretimin hemşirelik süreci öğrenimine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel, son test kontrol gruplu olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma bir üniversitenin hemşirelik bölümünde 20.09.2017 – 28.09.2018 tarihleri arasında, kontrol(n:103) ve müdahale(n:92) olmak üzere 195 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu öğrencileri hemşirelik süreci konusunun öğrenimini yalnızca sınıf içi yüz yüze öğretim yöntemiyle tamamlamıştır. Müdahale grubunda hemşirelik süreci konusunun öğretimi sınıf içi yüz yüze öğretime paralel çevrimiçi öğrenme platformu (moodle) ile harmanlanmış öğretim yöntemi ile tamamlamıştır. Araştırma kapsamında, Hemşirelik Esasları Dersinin haftalık aktarılan konuları ile eşleştirilmiş farklı vaka örnekleri hazırlanmıştır. Vaka örnekleri senaryolaştırılarak, standart hasta videoları çekilmiştir. Ayrıca hemşirelik süreci kullanılarak, hazırlanan vakaların verileri gözden geçirilip analiz edilmiş, NANDA, NIC, NOC terminolojilerine göre verilerle uyumlu hemşirelik tanıları oluşturulmuş, sonuç kriterleri yapılandırılmış, tanıya özgü hemşirelik girişimleri planlanmış ve ders videoya çekilmiştir. Araştırma kapsamında, hemşirelik süreci konusunun öğretimine ilişkin hazırlanan bu ders videoları moodle platformuna aktarılmış ve sınıf içi yüz yüze öğretim ile eşzamanlı olarak müdahale grubu öğrencilerinin erişimine açılmıştır ve dönem sonunda öğretimin etkililiği değerlendirilmiştir. Veriler, Tanıtıcı Özellikler Formu, Son Test Vaka Bakım Planı, Memnuniyet Formu ve Mobil Öğrenmeye Yönelik Tutum Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma sonucunda müdahale ve kontrol grubunun sosyodemografik özellikler bakımından benzer oldukları belirlenmiştir(p>0,05). Müdahale grubu ve kontrol grubu öğrencilerinin hemşirelik süreci veri toplama, tanı belirleme, girişimleri planlama aşamaları ve toplam puan ortalamaları (¯Xmüdahale=60,14; t (184,1) = -14,48, p<0,05) arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Müdahale grubu öğrencilerinin kontrol grubu öğrencilerine göre vakaya özgü daha fazla sayıda veriyi belirlediği, hemşirelik tanısı oluşturduğu ve girişim planladığı saptanmıştır(p<0,05). Sonuç olarak, harmanlanmış öğrenme yaklaşımının hemşirelik süreci konusunun öğretiminde etkili olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda hemşirelik süreci konusunun öğretiminde harmanlanmış öğrenme yaklaşımının kullanımın yaygınlaştırılması ve öğrencilerin öğrenme güçlüğü yaşadığı diğer ders konularının öğretiminde de bu öğrenme yaklaşımının kullanılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, öğrenci hemşire, hemşirelik süreci, hemşirelik bakım planı, harmanlanmış öğrenme yaklaşımı, öğrenim yönetim sistemi- moodle

Harmanlanmış öğrenmeHemşirelerHemşirelik+7
Sıdıka Kestel
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Servis sorumlu hemşirelerine uygulanan güçlendirme programının güçlendirme hemşirelik uygulamaları üzerinde kontrol ve hasta güvenliği kültürüne etkisi

Bu çalışmada, servis sorumlu hemşirelerine uygulanan hasta güvenliği kültürü geliştirmeye dayalı güçlendirme programının, hemşirelerin güçlendirme, hemşirelik uygulamaları üzerinde kontrol ve hasta güvenliği kültürü algılarına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma ön deneysel tasarım olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 38 servis sorumlu hemşiresi ve bu servis sorumlu hemşireleri ile birlikte çalışan, toplam 174 servis hemşiresi oluşturmuştur. Çalışmada, hasta güvenliği kültürü geliştirmeye dayalı güçlendirme programı servis sorumlu hemşirelerine 14 saat teorik eğitim, 12 saat grup çalışması ve 8 saat bireysel çalışma şeklinde uygulanmıştır. Çalışmanın verileri, servis sorumlu hemşilerinden; Tanıtıcı Bilgiler Formu, Yapısal Güçlendirme Ölçeği, Psikolojik Güçlendirme Ölçeği, Hemşirelik Uygulamaları Üzerinde Kontrol Ölçeği ve Hasta Güvenliği Kültürü Hastane Anketi ile toplanmıştır. Servis hemşirelerinden ise; Tanıtıcı Bilgiler Formu ve Hasta Güvenliği Kültürü Hastane Anketi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi, Friedman Analizi, bağımsız gruplarda t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Servis sorumlu hemşirelerinin, Yapısal Güçlendirme Ölçeği toplam ve alt boyutlarından formal, informal güç, Psikolojik Güçlendirme Ölçeği anlamlılık ve yetkinlik alt boyut ve Hemşirelik Uygulamaları Üzerinde Kontrol Ölçeği puan ortalamaları programın uygulanmasından sonra yapılan 3. değerlendirmede istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Hasta Güvenliği Kültürü Hastane Anketi alt boyutu olan hastane birimleri içinde takım çalışması pozitif cevap yüzde ortalaması 3. değerlendirmede anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Güçlendirme programı sonrası hem servis sorumlu hemşireleri hem de servis hemşirelerinin olay raporlama sayısında istatistiksel olarak anlamlı bir artış görülmüştür (p<0,05). Çalışmada servis sorumlu hemşirelerine uygulanan hasta güvenliği kültürü geliştirmeye dayalı güçlendirme programının hemşirelerin yapısal ve psikolojik olarak güçlendirilmesinde, uygulamalar üzerinde kontrol sahibi olmasında etkili olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, bu tür güçlendirme programlarının düzenli olarak her sağlık bakım kurumunda ve tüm hemşireleri kapsayacak şekilde uygulanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, güçlendirme programı, hasta güvenliği kültürü, servis sorumlu hemşiresi

AnketlerGüçlendirmeHasta güvenliği+6
Ayşegül Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Web tabanlı hemşirelik süreci öğretiminin hemşirelik son sınıf öğrencilerinin bakım planı hazırlama becerisine etkisi

Bu araştırma, web tabanlı olarak gerçekleştirilen hemşirelik süreci öğretiminin, son sınıf hemşirelik öğrencilerinin bakım planı hazırlama becerisi üzerine etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında, hemşirelik sürecinin öğretilmesi ile ilgili hazırlanan ders içeriği 5 hafta süre ile web tabanlı olarak sunulmuş ve bu uygulamanın etkinliği değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2017-2018 Eğitim Öğretim Yılında öğrenim gören 131 son sınıf öğrenci (nmüdahale=64, nkontrol=67) oluşturmuştur. Veri toplamada Tanıtıcı Özellikler Formu, Hemşirelik Bakım Planı (ön test-son test) ve Öz Yeterlilik Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda müdahale ve kontrol grubundaki öğrencilerin yaş ortalamasının benzer olduğu ve çoğunluğunun hemşirelik süreci yaklaşımı ile bakım planı hazırlarken tüm aşamalarda sorun yaşadığı belirlenmiştir. Müdahale grubundaki öğrencilerin web tabanlı öğretimden sonra daha fazla sayıda hemşirelik girişimi planladığı ve hemşirelik bakım planını genel olarak daha iyi hazırlayabildiği saptanmıştır. Müdahale grubundaki öğrencilerin bakım planı hazırlama, hemşirelik sürecini her türlü vakaya uygulama, veri toplama, tanıları ayırt etme, girişimleri önceliklendirme ve bu girişimleri hastaya göre bireyselleştirme, bakımı hasta gereksinimlerine göre yönlendirme, hemşirelik çıktılarını değerlendirme ve bakım planını uygun şekilde yazıya dökme bakımından kendilerini yeterli hissettikleri saptanmıştır. Sonuç olarak, hemşirelik sürecinin web tabanlı olarak aktarılmasının öğrencilerin bakım planı hazırlama becerisini kolaylaştırdığı söylenebilir. Hemşirelik süreci konusunun öğretiminde web tabanlı öğretimin destekleyici bir yöntem olarak kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: hemşirelik süreci, bakım planı, web tabanlı öğretim, öz yeterlilik

Hasta bakımıHemşirelerHemşirelik+6
Gülden Basit
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yatarak tedavi gören hematoloji-onkoloji hastalarında klorheksidin ile yapılan silme banyosunun MRSA ve VRE kolonizasyonuna etkisi

Bu çapraz tasarımlı, deneysel çalışmanın amacı, yoğun bakım ünitesinde yatarak tedavi gören hematoloji-onkoloji hastalarında klorheksidin glukonat ile yapılan banyonun metisilin dirençli Staphylococcus aureus ve/veya vankomisin dirençli Enterococcus kolonizasyonuna etkisini değerlendirmektir. Araştırmanın gerçekleştirilmesi için; Hacettepe Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'ndan, hastane Başhekimliği, Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü ve Yoğun Bakım Bilim Dalı'ndan ve hasta/hasta yakınlarından gerekli izinler alınmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde, Eylül 2018-Temmuz 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemi kollara randomize olarak ayrılmış; birinci kol için 31 hasta, ikinci kol içinse 30 hastadan oluşmuştur. Birinci koldaki hastalara banyo; ilk üç gün su+sabun ile sonrasında da üç gün %2'lik klorheksidin glukonatlı solüsyon ile uygulanmıştır. İkinci koldaki hastalara ise müdahaleler ters sırada uygulanmıştır. Banyo müdahaleleri arasında her iki kolda da bir arınma günü vardır. Kollarda; banyo öncesi ve sonrasında (4-6. saat) burun, kasık ve rektal sürüntü örnekleri alınmıştır. Her iki koldaki hastaların demografik özellikleri ve sahip oldukları risk faktörleri benzerdir. Birinci kol kontrol dönemindeki burun metisilin dirençli Staphylococcus aureus kolonizasyonu müdahale döneminde azalmıştır (p<.001). Kollar arası karşılaştırmalarda; birinci kol burun örneklerinde görülen metisilin dirençli Staphylococcus aureus kolonizasyonu ve rektal örneklerinde görülen vankomisin dirençli Enterococcus kolonizasyonu ikinci kola göre daha fazladır (p<.05). Su+sabun banyosu sırasında alınan sürüntü örneklerinde; birinci kolda burun metisilin dirençli Staphylococcus aureus kolonizasyonu ve rektal vankomisin dirençli Enterococcus kolonizasyonu görülürken, ikinci kolda hiç kolonizasyon görülmemiştir (p<.05). Bu araştırmada yoğun bakım ünitesinde yatarak tedavi gören hematoloji onkoloji hastalarında; klorheksidin glukonatlı silme banyosunun burun metisilin dirençli Staphylococcus aureus kolonizasyonunu ve rektal vankomisin dirençli Enterococcus kolonizasyonunu azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yoğun bakım ünitesinde yatan hematoloji-onkoloji hastalarında metisilin dirençli Staphylococcus aureus ve/veya vankomisin dirençli Enterococcus kolonizasyonunun azaltılması ve önlenmesi için klorheksidin glukonat banyolarının hemşireler tarafından kullanılması önerilmektedir.

EnterococcusHematolojik neoplazmlarHemşirelik bakımı+7
Gül Hatice Tarakçıoğlu Çelik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kan örneği alınmasında kullanılan farklı yöntemlerin kan glukoz ölçümleri üzerine etkisi

Araştırma kan glukoz düzeyi ölçümünde venöz ve kapiller kan örnekleri arasında farklılık olup olmadığının karşılaştırılması ve kan örneği alınmadan önce deri temizliğinde kullanılan farklı yöntemlerin ölçüm sonuçlarına etkisinin incelenmesi amacıyla eşit zaman (eşleştirilmiş) örneklemli yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, 27 Kasım 2017- 30 Nisan 2018 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi kan alma birimine 75 gr OGTT için kan alma birimine başvuran 109 hastada yürütülmüştür. Veriler araştırmacı tarafından sabah 8-12 saatleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Birey Tanıtım Formu, Veri Kayıt Formu ve glukometre cihazı kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında, 75 gr OGTT için açlık venöz kan alınan bireylerden sırasıyla, kapiller kan glukozu ölçümü için eller yıkanmadan parmak %70'lik alkollü pamukla silinip ilk ve ikinci kapiller kan damlası örneği, eller 30 sn yıkandıktan sonra sağ orta parmaktan alınan ilk ve ikinci kapiller kan damlası örneği, elleri yıkandıktan sonra sol orta parmak %70'lik alkollü pamukla silinip ilk ve ikinci kapiller kan damlası glukoz ölçümü yapılmış ve kaydedilmiştir. Daha sonra, bireylere 75 gr şekerli içeceği içirilmiş ve 2 saat sonra venöz kan glukoz ölçümü için kan örneği alınmış ve eller 30 sn yıkandıktan sonra sağ orta parmak alkolle silinip alınan ilk ve ikinci kapiller kan glukoz ölçümleri yapılmıştır. Verilerin analizinde, Friedman tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, önemlilik durumu ikili karşılaştırmalarda Bonferroni (Dunn) testi kullanılmış, Friedman varyans analizi sonuçları median (min-max) olarak özetlenmiştir. İstatistik önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulun'dan, araştırmanın yapılacağı Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi'nden yazılı izin, araştırma kapsamına alınan bireylerden bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Araştırma sonucunda; bireylerin yaş ortalamasının 45,56±12,32 yıl olduğu, %61.5'inin kadın, %46,8'inin obez olduğu saptanmıştır. Farklı aseptik yöntemler kullanılarak alınan açlık kapiller kan glukozu değerlerinin açlık venöz kan glukozu değerinden yaklaşık %5 daha düşük bulunmuştur. Açlık kapiller kan glukozunun ilk kan damlası değerlerinin, ikinci kan damlası değerlerinden 1-3 mgr/dL daha düşük olduğu saptanmıştır. OGTT'den 2 saat sonra ölçülen kapiller kan glukozu değerinin venözden yaklaşık olarak %11 daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada 75 gr şeker yüklemesi öncesi açlık venöz kan glukozu ortancasının, eller sadece yıkanarak alınan, eller yıkandıktan sonra parmağın alkollü pamukla silinerek alınan ve sadece parmağın alkollü pamukla silindikten sonra alınan kapiller ilk kan damlası ortanca değerlerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,001). Açlık venöz kan glukozu ortancasının, eller sadece yıkanarak alınan ve ellerin yıkandıktan sonra parmağın alkollü pamukla silinerek alınan ikinci kan damlası sonuçlarından daha yüksek olduğu (p<0,05), parmak alkolle silinerek alınan ikinci kan damlası sonucu ile venöz kan değeri arasında farkın anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0,05). OGTT'den 2 saat sonraki venöz kan glukozu değerinin, kapiller ilk kan ve ikinci kan damlası değerlerinden daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). OGTT'den 2 saat sonraki kapiller kan glukozu, ilk ve ikinci kan damlası değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Açlık kapiller kan glukozu ölçülürken eller yıkanmış ve alkolle silindikten sonra ilk kan damlasının ölçüm için kulanılabileceği fakat kan glukozunun yüksek olduğu değerlerde kapiller ikinci kan damlası değerinin kullanılması önerilmektedir.

Kan almaKan glükozuKan glükozu ölçümü-bireysel+2
Eda Ergin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sesli uyaranın huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde sıvı tüketimine etkisi

Sesli Uyaranın Huzurevinde Yaşayan Yaşlı Bireylerde Sıvı Tüketimine Etkisi Amaç: Bu araştırmanın amacı, sesli uyaranın huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde sıvı tüketimine etkisini incelenmektir. Yöntem: Araştırma tek kör, randomize kontrollü, ön test-son test modeline uygun, prospektif deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü'ne bağlı Narlıdere Huzurevi, Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde 27 Temmuz 2017-01 Şubat 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veri toplama süresince araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uyan yaş, cinsiyet ve eğitim durumuna göre tabakalandırılmış randomizasyon yöntemi ile seçilen 100 yaşlı birey araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü Güç Analizi (Power Analysis) ile belirlenmiştir. Veri toplama araçları olarak; Yaşlı Tanıtım Formu, Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Aldığı Çıkardığı Takibi Formu ve Yorgunluk Şiddet Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada uygulama (n:50) ve kontrol (n:50) grubundaki yaşlılar eğitim öncesi, eğitim sonrası, sesli uyaran sonrası ve son izlemden 15 gün sonrası 3 gün olmak üzere toplam 12 gün takip edilmiştir. Uygulama grubuna eğitim ve sesli uyaran, kontrol grubuna ise eğitim ve huzurevinin günlük bakımları uygulanmıştır. Sesli uyaranın etkisi hem uygulama grubu içinde hem de kontrol grubundaki yaşlıların izlem sonuçlarına göre karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Değişkenlere ait verilerin analizinde Shapiro Wilk normallik testi, varyans analizi, Bonferroni testi, t testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Grup içi karşılaştırmalar Friedman analizi ile yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan yaşlıların su dışında en çok çay, kahve ve ayran içtikleri belirlenmiştir. Uygulama grubundaki yaşlıların % 88,0'ı, kontrol grubundaki yaşlıların ise % 94,0'ı susayınca sıvı aldıklarını belirtmişlerdir. Aldıkları sıvı miktarını yeterli bulmayanların oranı; uygulama grubunda % 92,0, kontrol grubunda ise % 90,0 olarak bulunmuştur. Eğitim öncesi dönemde; Yaşlıların aldıkları toplam sıvı miktarının uygulama grubunda 981±126 ml/gün, kontrol grubunda ise 921±208 ml/gün olduğu, sıvı açığının da uygulama grubunda 1163±199 ml/gün ve kontrol grubunda 1218±222 ml/gün olduğu belirlenmiştir. Uygulama ve kontrol grubundaki yaşlıların aldıkları toplam sıvı miktarı ve sıvı açığı yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Eğitim sonrası dönemde; yaşlıların aldıkları toplam sıvı miktarının eğitim öncesine göre arttığı (uygulama grubunda 1333±127 ml, kontrol grubunda 1321±236 ml) ancak her iki gruptaki yaşlıların sıvı açığının devam ettiği (uygulama grubundaki yaşlıların ortalama 825±211 ml/gün, kontrol grubundaki yaşlıların ortalama 830±224 ml/gün) bulunmuştur. Sesli uyaran sonrası dönemde; uygulama grubundaki yaşlıların günlük tükettikleri toplam sıvı miktarının önceki dönemlere ve kontrol grubuna göre belirgin derecede (2145±137) artmış ve bu artış miktarı istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Aynı zamanda uygulama grubundaki yaşlıların sıvı açığının da 46±60 ml/gün olduğu belirlenmiştir. Son izlemden 15 gün sonrası dönem; yaşlıların toplam sıvı miktarının (2081±135ml/gün) ve sıvı açığının (107±118ml/gün) sesli uyaran dönemi ile benzerlik gösterdiği belirlenmiştir (p>0,05). Sıvı alınımının; kan basıncını, nabız ve solunum sayısını, vücut sıcaklığını, vücut ağırlığını, yorgunluğu, idrar miktarını ve yoğunluğunu etkilediği (p<0,05) saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre, sesli uyaranın huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerin sıvı tüketimine etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuca göre yaşlıların sıvı almasını hatırlatacak sesli uyarı veren kol saatinin kullanılması önerilmiştir. Ayrıca sıvı açığı olduğunu tespit ettiğimiz yaşlılara verdiğimiz eğitimin sıvı tüketimini artırmakla birlikte sıvı açığını kapatmada yeterli olmadığı ve eğitimin etkisinin zamanla azaldığı belirlenmiştir. Bu sonuç doğrultusunda eğitimin sık aralıklarla tekrarlanması önerilmiştir.

DehidratasyonGeriatriHuzurevleri+4
Perihan Çetin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser tanısı almış çocukların ebeveynlerinde spiritüel iyi oluş, bakım yükü ve konfor ilişkisi ve etkileyen faktörler

Ebeveyn, bireylerin sağlığının korunması ve sürdürülmesinde önemli bir yere sahiptir. Hastalığın sağaltımında ebeveyn veya bireylerin spiritüel gereksinimlerinin desteklenmesi gerekir. Çocuk hasta söz konusu olduğunda hastalık sürecinin olumsuz sonuçları yada hastalık sürecinde ortaya çıkan olumsuz durumlarda spiritüalite, ebeveyne pozitif baş etmede yarar sağlar. Son yıllarda spiritüel sağlık gibi konulara ağırlık verilmeye başlanmıştır. Bu çalışma, kanser tanisi almiş çocuklarin ebeveynlerinde spiritüel iyi oluş, bakım yükü ve konfor ilişkisi ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma, İzmir "Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tülay Aktaş Çocuk Onkoloji" Bilim Dalı polikliniğinde 11 Haziran- 11 Eylül 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma, kanser tanısı almış çocuğun birinci derece yakını (anne-baba) olan, iletişim sorunu olmayan, 18-65 yaş arasında olan, okumayı ve yazmayı bilen, örneklem seçim kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden ebeveynlerle yapılmıştır. Araştırmada, örneklem büyüklüğünü Haziran 2018- Eylül 2018 tarihleri arasında polikliniğe ayaktan başvuran kanser tanısı almış çocukların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırma 102 ebeveyn ile gerçekleştirilmiştir. Veriler; "Birey Tanıtım Formu (BTF), Üç-Faktörlü Spiritüel İyi Oluş Ölçeği (SİOÖ), Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği (ZBYÖ), Genel Konfor Ölçeği (GKÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden ebeveynlerden "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu" ile yazılı ve de sözlü onam alınmıştır. Elde edilen veriler ''Statistical Package for Social Science (SPSS) 20'' programı kullanılarak tanımlayıcı analizler, ''Bağımsız Gruplarda T testi'', ''Tek Yönlü Varyans analizi'', ''Kruskal Wallis Varyans analizi'', ''Mann-Whithney U testi'', korelasyon analizleri yapılarak değerlendirildi. Yaş grubu 21-56 arası olan ebeveynlerin SİOÖ puan ortalaması 120.19 ± 12. 94, ZBYÖ puan ortalaması 40, 21 ± 11. 49, GKÖ puan ortalaması 2.79± 0, 036 olarak bulunmuştur. Ebeveynlerin yaş grubu, medeni durum, eğitim durumu, ekonomik durum, çocuk yaş grubu, çocuk kanser tanısı, ebeveynlerin bakımda karşılaştıkları güçlükler ve maneviyatlarına göre SİOÖ, ZBYÖ ve GKÖ puan ortalamalarında bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Ebeveynlerin cinsiyet ve ekonomik durumlarına göre ZBYÖ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ebeveynlerin, çocukların kanser tanı süreleri ve bakım gereksinimi olan başka çocuğunun olması durumlarına göre GKÖ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0. 05). Ebeveynlerin SİOÖ ve ZBYÖ arasındaki ilişki anlamsız bulunurken (p>0.05), SİOÖ ve GKÖ arasındaki ilişki pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bulunmuştur (p=0.006, r= 0.271). ZBYÖ ve GKÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bulunmuştur (p=0.003, r= -0.295). Ebeveynlerin yaş ortalamaları ve çocukların yaş ortalamaları ile SİOÖ, ZBYÖ ve GKÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki anlamsız bulunmuştur (p>0.05). Çocukların kanser tanı süreleri ile ebeveynlerin GKÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bulunmuştur (p=0.002, r= 0.301*). Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, 21-56 yaş arasındaki ebeveynlerin spiritüel açıdan bilgilendirilmeleri, manevi açıdan destek sağlanması ile spiritüel iyilik düzeyinin arttırılabileceği düşünülmektedir. Olumsuz bir deneyim yaşayan ebeveynler için başa çıkma yöntemleri ile desteklenmesi, gerekli ise uzman görüşü alarak desteklenmesinin spiritüel iyiliği arttıracağı bu doğrultuda da bakım yüklerinin hafifleyeceği ve konfor düzeylerininde artacağı düşünülmektedir.

Ana-babaBakım verenlerBakım verme yükü+6
Sıddıka Karatay
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevinde yaşayan yaşlılarda spiritüel iyi oluş, konfor ilişkisi ve etkileyen faktörler

Türkiye'de ve Dünya'da artan yaşlı nüfusuyla birlikte yaşlı sağlığı, kaliteli sağlıklı yaşlanma, spiritüel sağlık gibi konulara ağırlık verilmeye başlanmıştır. Bu çalışma huzurevinde yaşayan yaşlıların spiritüel açıdan iyilik hallerinin konforlarına etkisini incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma 11 Haziran-05 Aralık 2018 tarihleri arasında İzmir Narlıdere Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmaya katılmayı kabul eden, en az üç haftadır kurumda yaşayan, iletişim kurabilen, demans, major depresyon veya nörolojik hastalık tanısı almamış, 65-84 yaş arasındaki örneklem seçim kriterlerine uyan yaşlılarla yapılmıştır. Veriler; "Yaşlı Tanıtım Formu" (YTF), "Üç-Boyutlu Spiritüel İyi Oluş Ölçeği" ve "Genel Konfor Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden yaşlı bireylerden "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu" ile yazılı ve de sözlü onam alınmıştır. Araştırma verileri (SPSS) 22 programı kullanılarak tanımlayıcı analizler, korelasyon ve regresyon analizleri yapılarak değerlendirildi. 65-74 yaş arası yaşlıların spiritüel iyi oluş puan ortalamaları 124.7±7.6 olarak bulunmuştur. 65-74 yaş arası yaşlıların spiritüel iyi oluş puan ortalamaları, 75-84 yaş arası yaşlıların ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Yaşlıların sosyodemografik özelliklerine göre spiritüel iyi oluş ölçeği ve alt boyut puan ortalamaları, genel konfor ölçeği ve alt boyut puan ortalamaları arasında bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Olumsuz bir deneyim yaşadıklarını belirten yaşlıların, olumsuz bir deneyim yaşamayanlara göre spiritüel iyi oluş ölçeği, aşkınlık ve doğayla uyum alt boyut puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Huzurevinde 6-11 yıl arasında yaşayan yaşlıların ise genel konfor ölçeği sosyokültürel alt boyut puan ortalamasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, 75-84 yaş ileri yaşlılık dönemi yaşlıların spiritüel açıdan bilgilendirilmeleri, manevi açıdan destek sağlanması spiritüel iyilik düzeyinin arttırılabileceği düşünülmektedir. Aynı zamanda olumsuz bir deneyim yaşayan yaşlılar için başa çıkma yöntemleri ile desteklenmesi, gerekli ise uzman görüşü alarak desteklenmesinin spiritüel iyiliği arttıracağı düşünülmektedir. Kurumda 6-11 yıl arasında yaşayan yaşlıların sosyokültürel açıdan daha aktif hale getirilmesi için desteklenmeleri önerilmektedir.

GeriatriHuzurevleriKonfor+3
Emiray Yılmaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ostomili bireylerde beden imajı ve stomaya uyum arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışma, ostomili bireylerde beden imajı ve bireylerin stomaya uyumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma Mart-Temmuz 2019 tarihleri arasında VKV Koç Üniversitesi Hastanesi'nde cerrahi bölümlerin yatan hasta servisleri ve sindirim sistemi hastalıkları polikliniğinde yapıldı. Araştırmanın örneklemini, örneklem kriterlerini karşılayan ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden stomaya sahip 78 birey oluşturdu. Verilerin toplanmasında Birey Tanıtıcı Formu, Ostomili Bireylere Yönelik Uyum Ölçeği (OBUÖ) ve Beden İmajı Ölçeği (BİÖ) kullanıldı. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul izni alındı. Verilerin analizinde ise; Student t testi, tek yönlü ANOVA analizi Pearson korelasyon analizi ile parametrik olmayan Mann Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi kullanıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 52,37±15,71 yıl, %56,4'ü erkek, ve %42,3'ü lisans mezunudur. Hastaların yarısına yakınına (%46,2) rektum kanseri nedeni ile stoma açıldığı, yarısından fazlasının (%65,4) stoma tipinin kolostomi olduğu, %51,3'ünün geçici stomaya sahip olduğu ve %37,2'sinin 4-6 ay gibi kısa süredir stoma ile yaşadığı tespit edilmiştir.Ostomili bireylere yönelik uyum ölçeği toplam puan ortalaması 54,33±16,33, madde puan ortalaması 2,43±,79; beden imajı ölçeği toplam puan ortalaması 15,62±8,22, madde puan ortalaması 1,44 ±1,20 olarak saptanmıştır. Çalışmada OBUÖ toplam puan ile Bİ toplam puan arasında negatif (ters yönlü) anlamlı ilişki olduğu (p<0,001) olduğu saptanmıştır. Çalışmada "ileostomisi'' olan ve stoma bakımını kendisi yapan bireylerin OBUÖ puan ortalamasının daha yüksek olduğu ve stomayı çevresinde herkesin bildiği bireylerin hem OBUÖ hem de BİÖ puan ortalamalarının daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada stomalı hastaların beden imajı algısı ile stomaya uyum arasında ilişki olduğu, ileostomili bireylerin, stoma bakımını kendisi yapan bireylerin uyumunun diğerlerinden daha iyi olduğu, stoması olduğu çevresindeki herkes tarafından bilinen bireylerin hem uyumu hem de beden imajı algısının daha iyi olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; Beden imajı; ostomi; uyum; stoma

Beden imajıCerrahi stomalarOstomi+1
Öykü Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Genel anestezi uygulanan hastalarda erken dönemde verilen soğuk buhar uygulamasının ve buz parçaları emdirmenin entübasyona bağlı gelişen boğaz ağrısı ve ses kısıklığına etkisi

Araştırma genel anestezi uygulanan hastalarda erken dönemde verilen soğuk buhar uygulamasının ve buz parçaları emdirmenin entübasyona bağlı gelişen boğaz ağrısı ve ses kısıklığına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, randomize kontrollü deneysel tipte bir çalışmadır. Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin Genel Cerrahi Kliniğinde 1 Nisan 2017 – 1 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmada kontrol ve uygulama gruplarına alınacak hastalar randomizasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Gruplar; kontrol grubu, soğuk buhar grubu, buz parçaları emdirilen grup, soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen grup olmak üzere 4 gruptan oluşmuştur. Her bir gruba 30 kişi olmak üzere toplam 120 kişi çalışmaya alınmıştır. Veriler veri toplama formları, Amerikan Anestezi Uzmanları Derneği (American Society of Anesthesiologists-ASA) sınıflaması, mallampati sınıflaması, hasta tanıtım formu, Ramsay Sedasyon Skalası, Vizüel Analog Skala (VAS ) ve Stout's Ses Kısıklığı Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Uygulama gruplarındaki hastalara; ameliyattan sonra 2. saatte, soğuk buhar uygulama grubuna 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış, soğuk buhar uygulamadan önce ve sonra hastaların boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiş, buz parçaları emdirilen gruba ve soğuk buhar ile birlikte buz parçaları emdirilen gruba uygulama yapılmamış sadece boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Ameliyattan sonra 6. saatte uygulama grubundaki hastaların uygulama öncesi boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiş ve soğuk buhar grubuna 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış, buz parçaları emdirme grubuna buz parçaları emdirilmiş, soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen gruba önce 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış hemen ardından buz parçaları emdirilmiştir. Tüm uygulama gruplarının 6. saatte uygulamadan sonra boğaz ağrısı ve ses kısıklığı tekrar değerlendirilmiştir. Ameliyattan sonra 0. ve 24. saatlerde uygulama gruplarına herhangi bir uygulama yapılmamış sadece boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan hastalara herhangi bir işlem veya girişim yapılmayıp sadece ameliyat sonrası 0. 2. 6. ve 24. saatlerde hastaların boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi bilgisayar ortamında ve SPSS istatistik paket programında (Version 15, Chicago IL, USA) gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; Pearson Ki-Kare, One-Way ANOVA, General Lineal Model, Paired- Sample T Testi, Cochran's Q, Mc Namer Testi, Fisher's Exact Testi kullanılmıştır. İstatistik önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda; hastaların yaş ortalaması, Beden Kitle İndeksi (BKİ), cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, sigara kullanma durumu, kronik hastalık varlığı ve ameliyat öyküsü dağılımları incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası 2. saatte soğuk buhar uygulanan hastaların ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesi 4.40±1.78, uygulama sonrası 2.86±1.80 olarak bulunmuştur. Soğuk buhar uygulanan hastaların uygulama sonrası ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. saatte soğuk buhar uygulanan, buz parçaları emdirilen ve soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen gruplardaki hastaların uygulama sonrası ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. saatteki uygulama sonrası ağrı (VAS) puanının bütün uygulama gruplarında düştüğü ve ağrı (VAS) puan ortalamaları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası bütün gruplarda ses kısıklığının zamanla azaldığı fakat gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bu çalışma sonucunda; soğuk uygulamanın boğaz ağrısını azaltmada etkili olduğu, ses kısıklığı üzerine etkisinin olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Endotrakeal Entübasyon; Boğaz Ağrısı; Ses Kısıklığı; Soğuk Buhar; Buz Uygulama; Hemşirelik.

AnesteziAnestezi-genelAğrı+6
Muazzez Şahbaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kapiller kan glukoz ölçümünde kullanılan iki bölgenin ağrı ve sonuçların tutarlılığı açısından karşılaştırılması

Kapiller kan glukozu takibi amacıyla örneklem alımında parmak ucuna alternatif bölge olarak tanımlanan başparmağın taban bölgesi ile parmak ucu bölge arasında ağrı ve sonuçların tutarlılığının belirlenmesi amacıyla planlanmış çapraz tasarım bir çalışmadır. Araştırma Fethiye Devlet Hastanesi Diyabet Polikliniği'ne 08 Ağustos 2018 – 07 Kasım 2018 tarihleri arasında başvuran 130 Tip 2 diyabet hastası ile yürütülmüştür. Araştırmaya alınacak örneklem büyüklüğü Power analizi yapılarak belirlenmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında; Hasta Tanıtım Formu, Veri Kayıt Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği ( GKÖ ) ve glukometre cihazı kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında; hastalar araştırma hakkında bilgilendirildikten sonra her hastadan araştırmacı tarafından önce bir tüpe venöz kan örneği alınmış ve bilgisayarda oluşturulmuş olan randomizasyon şemasıyla belirlenen sıraya göre hastanın dominant el orta parmak ucu yan yüzü ve başparmak taban bölgesinden kapiller kan örneği alınarak glukometre ile kan glukoz ölçümleri yapılmıştır. Araştırma öncesi araştırmacı tarafından GKÖ kullanımı hakkında eğitim verilmiş hemşire tarafından her ölçüm sonunda hastanın ağrı değerlendirmesi yapılmıştır. Araştırmanın yürütülebilmesi için Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik izin, Muğla İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve araştırmaya katılan hastalardan yazılı izin alınmıştır. Araştırmaya alınan hastaların yaş ortalaması 55,74±10,85 olup, %56,9'unun kadın, %60,8'inin obez (BKİ >30) olduğu belirlenmiştir. Kan glukoz ölçüm ortalamaları; parmak ucu 138,55±38,57 mg/dl; başparmak taban bölgesi 137,88±36,96 mg/dl ve venöz 146,26±43,68 mg/dl olarak ölçülmüş olup parmak ucundan, başparmak taban bölgesinden ve venden alınan kan glukoz değerleri arasında 0,960 düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı uyum saptanmıştır (p<0,01). Parmak ucundaki ağrı şiddetinin başparmak tabanındaki ağrıdan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,01). Kapiller kan glukoz ölçümünde kullanılan parmak ucu ve başparmak taban bölgesinin sonuçları venöz kan glukoz sonuçlarıyla karşılaştırıldığında güvenilir olduğu ve başparmak taban bölgesinin parmak ucuna göre daha az ağrılı bir bölge olduğu saptanmıştır. Diyabet hastalarının ve kliniklerde çalışan hemşirelerin kapiller kan glukoz ölçümlerinde başparmak taban bölgesini de kullanmaları önerilmektedir.

AğrıHemşirelikKan alma+5
Melek Şahin
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olacak hastalarda ameliyathane ortamına ilişkin verilen eğitimin anksiyete düzeyine etkisi

Araştırma, kalp ameliyatı olacak hastalarda ameliyathane ortamına ilişkin verilen eğitimin anksiyete düzeyine etkisini incelemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü yarı deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma, 28 Ocak 2019 – 04 Ekim 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Sağlık Uygulamaları ve Araştırma Merkezi, Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde kalp cerrahisi uygulanacak hastalar ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini; veri toplama aşamasının başlangıç tarihinden başlayarak araştırmaya dahil olma ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden, yaş ortalaması 50.86+8.60 (yıl) olan 58 hasta oluşturmuştur. Bireyleri belirlemede basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yazı-tura tekniği ile uygulama ve kontrol grubuna alınmışlardır. Yazı gelenler uygulama grubuna, tura gelenler ise; kontrol grubuna dahil edilmiştir. Hastalara araştırma ile ilgili, sözlü yazılı bilgi verilmiş, yazılı onam alınmıştır. Araştırmaya dahil edilen bütün hastalara ameliyattan bir gün önce sözlü ve yazılı bilgilendirme yapılıp, onamları alınmış, ''veri toplama formu'' uygulanmıştır. Deney grubuna; ameliyathane ortamına ilişkin hazırlanan görsel flipchartla, ameliyattan bir gün önce 30 dakikalık eğitim verilmiş, ameliyathaneye geldiklerinde her iki gruba da anestezi hazırlık aşamasında ve ameliyatın başlamasından 15 dk öncesinde durumluk anksiyete ölçeği uygulanmıştır. Deney grubundaki hastalara ameliyathane ortamına ilişkin verilen eğitimden memnuniyet düzeylerini belirlemeleri için görsel kıyaslama ölçeği (GKÖ) uygulanmıştır. Verilerin analizinde t testi, ANOVA, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Eğitimin anksiyete üzerindeki etki puan ortalamalarına baktığımızda deney grubunun kontrol grubundan daha düşük puana sahip olduğu saptanmıştır (p<0.001). Bekar olan hastaların anksiyete seviyesinin evli olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p: 0.036) (p<0.05). Deney grubunun 24-50 yaş grubunda görsel kıyaslama ölçek puan ortalaması 51 yaş ve üzeri gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p: 0.002) (p<0.005). Sonuç olarak; kalp ameliyatı olacak hastalarda ameliyathane ortamı hakkında verilen eğitimin anksiyeteyi azalttığı saptanmıştır. Cerrahi uygulanacak olan hasta gruplarına broşür, resim veya video ile eğitim verilmesi, eğitimlerin yaygınlaştırılması, çalışmanın farklı örneklem gruplarında tekrarlanması ve ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete; kalp ameliyatı; eğitim; ameliyathane

AmeliyathanelerAnksiyeteCerrahi-kardiyovasküler+2
Nilgün Şimşek Yusıfov
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik bakım kalitesinin hasta ve hemşireler tarafından algılanması

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik bakım kalitesinin hasta ve hemşireler tarafından algılanmasını belirlemek amacıyla, tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Metot: Araştırma Uzunköprü Devlet Hastanesi'nde 1 Nisan- 15 Kasım 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini araştırma tarihlerinde, araştırmanın yapıldığı hastanede yatan hastalarla, hastanede çalışan hemşireler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini de araştırma tarihlerinde araştırma için ulaşılabilen, tedavi gören 18 yaş ve üzerinde, en az iki gece yatarak tedavi görmüş, herhangi iletişim engeli olmayan, bilinci açık, çalışmaya gönüllü olan 100 hasta ve klinikte en az iki aydır çalışan, çalışmaya katılmayı kabul eden 75 hemşire oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, birey tanıtım formu ve bakım davranışları-24 ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik, dağılımlar, Mann Whitney U, Kurskall Wallis testleri kullanılmıştır. Bulgular:Araştırma sonucunda, çalışmamıza katılan hemşirelerin çoğunun (%64.0) 21-30 yaş grubunda olduğu, büyük çoğunluğun (%77.3) kadın ve lisans mezunu (%66.7) olduğu ve çoğunun (61,3) bekar olduğu, çalışmamıza katılan hastaların ise çoğunun (%62.0) 60 yaş ve üzeri olduğu, büyük çoğunluğun (%72.0) kadın ve ilkokul mezunu (%89.0), evli olduğu (%78), yarısından fazlasının(%67) ev hanımı olduğu ve (%55) gelirinin giderden az olduğu belirlenmiştir.Araştırma bulgularında hastaların bakım davranışları ölçeği puan ortalaması; toplam ölçekte 5.61±0.55 ve hemşirelerin puan ortalaması 5.23±0.50 olarak belirlenmiştir. Hemşirelerin eğitim durumu ve hemşirelik bakımı konusunda eğitim alma durumu bakım kalite algı puanını etkilerken (p<0.05); yaşı, medeni durumu, cinsiyet, çalıştığı klinik, çalıştığı statü, aylık çalışma süresi, çalışma yılı, daha önce hastanede yatma durumu, bakmakla yükümlü yakını olup olmamasının hemşirelik bakım kalite algısı puanını etkilemediği saptanmıştır.Hastaların yaşı, cinsiyeti bakım kalite algı puanını etkilerken (p<0.05); eğitim, medeni ve gelir durumu, klinik tanı, yattıkları klinik, daha önce hastanede yatma durumu, hastanede yatma sayısının algı puanını etkilemediği belirlenmiştir. Sonuç:Sonuç olarak çalışmamızda araştırmaya katılan hastalar ve hemşirelerin "güvence", "bilgi–beceri", "saygılı olma" ve "bağlılık" alt ölçek ile ve toplam ölçek puan ortalamaları arasında fark olduğu ve tüm alt boyutlarda ve toplam puanda hastaların hemşirelik bakım kalitesi algısının hemşirelerden daha yüksek olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hastane; hasta; bakım kalitesi;hemşirelik bakımı

AlgıBakım verenlerHasta bakımı+5
Derya Gülen
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yüksek riskli ilaçlar konusundaki bilgi ve uygulamalarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin yüksek riskli ilaç uygulamaları konusundaki bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı türde olan çalışma, Mart 2019- Eylül 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşireler (N=116), evreni oluşturan ve örneklem kriterlerine uyan 105 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler; "Birey Tanıtım Formu", "Hemşirelerin Yüksek Riskli İlaç Bilgilerini Belirleme Soru Formu" ve "Hemşirelerin Yüksek Riskli İlaç Uygulamalarını Belirleme Soru Formu" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 22 programından yararlanılarak sayı, yüzdelik dağılım, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Cronbach alpha analizi ve Spearman korelasyonu ile analiz edildi. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kuruldan ve araştırmanın yapıldığı kurumdan yazılı izin alındı. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalamasının 32.31 ± 5.947 olduğu, %89.5'unun kadın, %10.5'inin erkek, %96.2'sinin lisans mezunu olduğu belirlendi. Hemşirelerin çalışma süresinin %26.7'sinin 2-5 yıl olduğu, %30.5'inin 2-5 yıldır yoğun bakımda çalıştığı bulundu. Hemşirelerin %33.3'ünün dahili yoğun bakımda çalıştığı, %30.5'unun anestezi yoğun bakımda çalıştığı saptandı. Hemşirelerin çoğunluğunun (%94.3) hem gece hem gündüz vardiyasında çalıştığı, %99'unun haftada 40 saat ve üzeri çalıştığı belirlendi. Yoğun bakım hemşirelerinin yüksek riskli ilaçlara ilişkin bilgi skorunun 42±27.33, uygulama skorunun 75.29±14.77 olduğu belirlendi. Hemşirelerin yüksek riskli ilaçların erişilmesi, depolanması ve yüksek riskli ilaçlarda kısaltma yapılması ile ilgili ifadelere verdikleri doğru yanıt oranlarının çok düşük, ayırt edici etiketleme, doz belirleme ifadesi ve pozitif inotrop ilaç infüzyonunda kontrol edilmesi gerekenlere yönelik doğru yanıt oranlarının yüksek olduğu bulundu. Yüksek riskli ilaç uygulamalarında doğru ilaç uygulama ilkelerini içeren ifadelere, sesli ve görsel alarmların kontrolü, pozitif ilaç infüzyon takibi ile ilgili ifadelere doğru yanıt oranlarının yüksek, yüksek riskli ilaçların 3 kez kontrolü, sözel hekim istemi, ikinci bir çalışanla çift kontrol ve ilacın uygulanmadan önceki kaydı ile ilgili ifadelere verdikleri doğru yanıt oranlarının çok düşük olduğu bulundu. Erkek hemşirelerin bilgi düzeylerinin kadın hemşirelerden anlamlı derecede daha yüksek, cinsiyete göre uygulama puan yüzdeleri arasında anlamlı bir fark olmadığı saptandı. Hemşirelerin çalıştığı birime göre yüksek riskli ilaçlarla ilgili bilgi ve uygulama puan ortalamaları arasında fark olduğu, en yüksek bilgi skorunun koroner yoğun bakım ve dahili yoğun bakımda çalışan hemşirelerde olduğu, en yüksek uygulama skorunun pacu-postop anestezi yoğun bakım hemşireleri ve dahili yoğun bakım hemşirelerinde olduğu belirlendi. Hemşirelerin bilgi ve uygulama skorları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, bilgi puanı arttıkça uygulama puanının da arttığı saptandı. Sonuç: Hemşirelerin yüksek riskli ilaçlarla ilgili bilgi düzeylerinin düşük olduğu, uygulama farkındalıkların yeterli düzeyde olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım, yüksek riskli ilaç, hemşire, bilgi, uygulama

Bilgi düzeyiHemşirelerHemşirelik+6
Yasemin Alkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Video destekli öğretimin hemşirelik öğrencilerinin hemşirelik süreci uygulama becerileri ve klinik performansta öz-yeterlikleri üzerine etkisi

Araştırma, hemşirelik eğitiminde video destekli öğretimin öğrencilerin hemşirelik süreci uygulama becerileri ve klinik performansta öz-yeterlikleri üzerine etkisini saptamak amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 1 Ekim 2018- 30 Haziran 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma evrenini; 2018-2019 öğretim yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ikinci sınıfında öğrenim gören 296 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem seçiminde öğrenciler öncelikle cinsiyet ve akademik not ortalamalarına göre randomize edilmiş, daha sonra kura yöntemi ile 36 öğrenci uygulama, 36 öğrenci kontrol grubunda olmak üzere toplam 72 öğrenci araştırma örneklemine dahil edilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin toplanmasında 'Öğrenci Tanıtıcı Özellikler Formu', 'Hemşirelik Süreci Uygulama Becerisi Değerlendirme Formu' ve 'Klinik Performansta Öz-Yeterlik Ölçeği' kullanılmıştır. Hem kontrol hem uygulama grubuna aynı anda sınıf ortamında hemşirelik süreci konusu teorik olarak anlatılmış ve arkasından örnek bir vaka için hazırlanmış olan hemşirelik süreci örneği paylaşılmıştır. Uygulama grubuna, senaryo doğrultusunda hazırlanan ve uzman görüşü alınmış olan hemşirelik süreci uygulama videosu izlettirilmiştir. Uygulama grubundaki öğrencilerin mail adreslerine tanımlanan şifre ile girebilecekleri video linki yönlendirilmiş ve öğrencilerin klinik uygulama süresince videoya ulaşıp istedikleri kadar izlemeleri sağlanmıştır. Öğrencilerin klinik uygulama sırasında hazırlamış oldukları hemşirelik süreçleri/bakım planları, "Hemşirelik Süreci Uygulama Becerisi Değerlendirme Formu" kullanılarak değerlendirilmiştir. Öğrencilerin klinik performanstaki öz-yeterliklerinin değerlendirilmesi amacıyla, "Klinik Performansta Öz-Yeterlik Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı ve yüzdelik dağılımlar, Pearson ki kare testi, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu'ndan ve Hemşirelik Fakültesi Dekanlığı'ndan yazılı izin alınmıştır. Araştırma sonucunda; öğrencilerin yaş ortalamasının 20.18±0.53 olduğu, %84.7'sinin kadın olduğu, %80.6'sının hemşirelik mesleğini isteyerek seçtiği, hemşirelik süreci öğretimini %40.3'ünün yeterli bulduğu saptanmıştır. Uygulama grubundaki öğrencilerin; veri toplama, hemşirelik tanılarının belirlenmesi, girişimlerin planlanması, uygulama, değerlendirme ve hemşirelik süreci uygulama toplam beceri puan ortancalarının, kontrol grubundaki öğrencilerden anlamlı derecede daha yüksek olduğu (p<0.05), benzer şekilde veri toplama, tanılama-planlama, değerlendirme alt boyutu ve klinik performansta öz-yeterlik toplam puan ortancalarının kontrol grubundaki öğrencilerden anlamlı derecede daha yüksek (p<0.05) olduğu bulunmuştur. Uygulama ve kontrol grubundaki öğrencilerin uygulama alt boyutu puan ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Öğrencilerin cinsiyet, hemşirelik mesleğini isteyerek tercih etme ve hemşirelik süreci öğretimini yeterli bulma durumunun; hem hemşirelik süreci uygulama beceri puanını hem de klinik performansta öz-yeterlik puanını etkilemediği bulunmuştur. Video destekli öğretimin hemşirelik öğrencilerinin hemşirelik süreci uygulama becerileri ve klinik performansta öz-yeterlikleri üzerine olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler; Hemşirelik; video destekli öğretim; hemşirelik süreci; klinik performans; öz-yeterlik.

HemşirelerHemşirelikPerformans+4
Handan Özdemir
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı bireylerde baş etme davranışları ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu araştırma, üriner inkontinansı olan hastaların başetme davranışlarının ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Kasım 2016-Mart 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini araştırmanın yapıldığı tarihlerde üroloji pokliniğine başvuran bireyler, örneklemini ise araştırma için ulaşılabilen ve örneklem kriterlerine uyan hastalar (n=120) oluşturmuştur. Araştırma verileri, yüzyüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, bireylerin tanımlayıcı bilgileri ve başetme davranışlarını belirlemeye yönelik sorulardan oluşan "Birey Tanıtım ve Başetme Davranışları Anket Formu", "Ürogenital Distres Envanteri", "İnkontinans Etki Soru Formu" ve "İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma için, Etik kuruldan ve araştırmanın yapıldığı kurumdan yazılı, araştırmaya katılan bireylerden sözlü izin alınmıştır Veriler, SPSS programında sayı ve yüzdelik dağılımlar ile t testi ve varyans analizi kullanılarak test edilmiştir. Araştırma sonucunda, araştırmaya kapsamına alınan bireylerin %55'nin kadın, %75,8'inin evli, %42,5'nin ilkokul-ortaokul mezunu olduğu, %63,3'ünün kronik hastalığının bulunduğu, %39,2'sinin stres tipi inkontinansının bulunduğu, %45,8'inin inkontinans süresinin 6 ay-2 yıl arası olduğu, %34,2'sinin idrar kaçırma sıklığının "genellikle" olduğu, %46,7'sinin idrar kaçırmadan dolayı "çok rahatsız" olduğu, %57,5'inin inkontinansı olduğunda "doktora hemen başvurduğu", doktora başvurmayanların %47.1'inin "utandığı veya çekindiği" için doktora başvurmadığı bulunmuştur. Araştırma kapsamına alınan bireylerin, İnkontinans Etki Soru Formu puan ortalaması 44,32±20,51, Ürogenital Distres Envanteri puan ortalamaları toplam ölçekte 50,92± 19,10, alt boyutlarda; irritif semptomlarda 19,95±8,28, stres semptomlarında 19,07±7,57; obstruktif semptomlarda ise 11,89±8,25 olarak bulunmuştur. Bireylerin yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları 60,74±16,29, alt boyut toplam puanları "davranışları sınırlama ve kaçınma"da 21,93 ±5,76, "psikolojik etki"de 25,63±7,40, "sosyal yaşamı sınırlama"da 13,16±4,11 olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınların yaşam kalitesi erkeklerden daha yüksek, 65 yaş üstü olan, kronik hastalığı olan ve inkontinansı miks tipi olan olanların yaşam kalitesinin daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üriner inkontinans sıklığı ve süresinin artmasının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği(p>0.05), üriner inkontinansın yanında fekal inkontinansı da olan hastaların yaşam kalitesinin daha kötü olduğu, (p<0.05), bireylerin inkonstinansla baş etme davranışlarında ilk üç sırada, "sıvı emici ped/hazır bez kullanma" "öksürme/hapşırma sırasında kaslarını kasma" "kegel egzersizi yapma" ve "günlük alınan sıvı miktarını azalttma yer aldığı ve bireylerin baş etme davranışlarına göre yaşam kalitesi puanları arasında anlamlı fark olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların İYKÖ ile İnkontinans Etki Soru Formu (IIQ-7) ve Ürogenital Distres Envanteri (UDI-6) toplam ve alt boyutları puan ortalamaları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu, İnkontinans Etki Soru Formu puan ortalamaları ile Ürogenital Distres Envanteri puan ortalamaları arasında pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır.

Başa çıkmaYaşam kalitesiÖlçekler+1
Dilber Çiloğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Flakon şeklindeki toz ilaçların kuru toz hacimlerinin belirlenmesi ve hemşire ve hekimlerin konuya yönelik farkındalıklarının incelenmesi

ÖZET FLAKON ŞEKLİNDEKİ TOZ İLAÇLARIN KURU TOZ HACİMLERİNİN BELİRLENMESİ VE HEMŞİRE VE HEKİMLERİN KONUYA YÖNELİK FARKINDALIKLARININ İNCELENMESİ Amaç: Çalışmada, flakon şeklinde sıklıkla kullanılan toz ilaçların kuru toz hacmini belirleyerek klinik hemşirelere veri sağlamak, pediatri hemşire ve hekimlerinin konuya ilişkin farkındalıklarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipteki çalışmanın örneklemini Mayıs- Temmuz 2017 tarihleri arasında, bir üniversite hastanesinin pediatri birimlerinde çalışan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 136 hemşire ve 47 hekim oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan, hekim ve hemşirelerin kuru toz hacmine yönelik farkındalık ve uygulamalarına ilişkin soruları içeren anket formu ile toplandı. Sık kullanılan ilaçların kuru toz hacim farkları araştırmacı ve bir gözlemci tarafından belirlendi. Veriler yüzdelik ve ki kare testleri ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin % 72.8'i ilaç hazırlamadan önce bazen prospektüs okuduğunu ifade etmiştir. Hemşirelerin %85.3'ü ilaç hazırlarken kuru toz hacmine bağlı ilaç miktarındaki artışı fark ettikleri, ancak sadece %30.2'sinin her zaman kuru toz hacim farkına dikkat ederek ilaç hazırladığı saptanmıştır. Tüm ilaçlarda kuru toz hacim farkına yönelik doğru cevap oranının %18.4'ü çocuk cerrahisi kliniğinde çalışan hemşirelere ait iken, diğer birimlerde doğru cevap oranı oldukça düşüktür. Hekimlerin büyük bir çoğunluğu ise kuru toz hacimle ilgili bilgi almadığını (%97.9) ve istemlerinde bu duruma dikkat etmediklerini (%95.7) belirtmişlerdir. Araştırma kapsamında değerlendirilen 20 ilacın 16'sında kuru toz hacim farkı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışma sonucunda kuru toz hacmini dikkate alarak ilaç hazırlama oranı oldukça düşüktür. Dolayısıyla birçok çocuk hasta eksik doz ilaç alarak tedavi edilmektedir. Bu yüzden öncelikle hemşirelerin konuya ilişkin farkındalıklarını arttırmak için oluşturulan kuru toz hacim farkı tablosunun ilgili kliniklere asılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kuru toz hacim farkı, pediatri, hemşire, ilaç hataları

DoktorlarFarkındalıkHemşireler+6
Cansu Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiplejik ve hemiparetik inme geçiren hastalarda etkilenen ve etkilenmeyen taraftan oksijen satürasyonu ölçüm değerlerinin incelenmesi

Bu araştırma inmeli hastalarda pulse oksimetre ile oksijen saturasyonu değerlerinde etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraf arasında ölçüm farkı olup olmadığının belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi'nde 01.04.2017-28.02.2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi'nde 01.04.2017-28.02.2018 tarihleri arasında yatan inme tanısı almış, paretik/plejik hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi'nde 01.04.2017-28.02.2018 tarihleri arasında yatan inme tanısı almış, paretik/plejik, araştırmanın sınırlılıklarına uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden, 63 hasta oluşturmuştur. Araştırmada verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından hazırlanmış Hasta Tanıtım Formu ve Fizyolojik Parametreler İzlem Formu kullanılmıştır. Hemiplejik ve hemiparetik inmeli bireylerde etkilenen ve etkilenmeyen taraftan oksijen saturasyon ve nabız hızı ölçülerek kaydedilmiştir. Verilerin analizinde paired sample t testi ve korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi Statistical Package for Social Science (SPSS) 24.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya alınan toplam 63 hastanın %47,6'sı kadındır, %89'u iskemik inme, %11'i hemorajik inme tanısı almıştır. Verilerin analizi sonucunda; etkilenen ve etkilenmeyen taraftan yapılan saturasyon ölçüm ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=,022). Etkilenen ve etkilenmeyen taraftan yapılan nabız ölçüm ortalamalarında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=,580). Etkilenmeyen taraftan sıvı infüze edilen bireylerde etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraftan yapılan saturasyon ölçüm ortalamaları karşılaştırıldığında iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p=,049), etkilenen taraftan sıvı infüzyonu giden bireylerde iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=,218). Etkilenen tarafta periferal ödem bulunan bireyler arasında etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraf saturasyon ölçüm ortalamaları karşılaştırıldığında iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p=,707), etkilenen tarafta periferal ödem bulunmayan bireylerde iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=,008). 1-3 ve 8-27 günlük inme tanısı olan bireyler arasında etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraf saturasyon ölçüm ortalamaları karşılaştırıldığında iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmazken, 4-7 günlük inme tanısı olan bireylerde iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=,042) . 33-52 yaş grubundaki bireyler arasında etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraf saturasyon ölçüm ortalamaları karşılaştırıldığında iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p=,028). Aynı şekilde 53-75 yaş grubundaki bireylerde iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p=,038), 76-93 yaş grubundaki bireylerde iki taraf arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=1). Sonuç olarak; hemiparetik ve hemiplejik bireylerde etkilenen taraf ile etkilenmeyen taraftan yapılan saturasyon ölçüm ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmış olmasına rağmen bu farkın klinik uygulamalarda çok önemli olmadığı düşünülerek bu bireylerde her iki taraftan da pulse oksimetre cihazı aracılığıyla oksijen saturasyonu ölçümü yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: İnme, oksijen saturasyonu, hemipleji, hemiparezi

Hasta bakımıHemiplejiOksijen satürasyonları+2
Ebru Özel
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik ventilasyondaki hastaların hemşirelik girişimleri sırasında deneyimledikleri ağrı davranışlarının incelenmesi

Araştırma, mekanik ventilasyondaki hastaların hemşirelik girişimleri sırasındaki ağrı davranışlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Ekim 2017 – Mart 2018 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi'nde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 18 yaş ve üzeri mekanik ventilasyona bağlı 165 hasta oluşturmuştur. Araştırmada veriler "Olgu Rapor Formu", "Davranışsal Ağrı Ölçeği" ve "Ramsay Sedasyon Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada hastalara uygulanan 284 hemşirelik girişimini öncesi ve sırasında ağrı değerlendirilmesi yapılmıştır. Verilerin analizinde sayı ve yüzdelik dağılımlar ile Wilcoxon Signed Ranks, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve araştırmanın yapıldığı yoğun bakım kliniklerinden yazılı izin alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, araştırma kapsamına alınan hastaların en yüksek oranlarla %45.4'ünün 65 yaş üzeri, %59.4'nün erkek olduğu, %66.1'inin kronik hastalığının bulunduğu, %27'sinin intraserebral hemoraji ve %23'ünün solunum yetmezliği nedeniyle yattığı, %81.8'ine herhangi bir sedatif uygulanmadığı, %36,3'ünün Ramsay Sedasyon Ölçeği puanının 5 olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamında değerlendirilen hemşirelik girişimleri sırasıyla; pozisyon verme (%19,7), yatak banyosu (%11.6), göz ve ağız bakımı (%10.2), pansuman değişimi (%9.2), perine bakımı (%8.5), parmak ucundan kan örneği alma (%7), trakeal aspirasyon (%6), orafarengial aspirasyon (%4.2), İV kateter uygulama, nazotrakeal katater uygulama ve trakeostomi kanül bakımı (%2.8), nazotrakeal aspirasyon (%2.5) ve üretral kateter uygulamasıdır (%1.1). Çalışmada hastalara uygulanan bütün hemşirelik girişimleri öncesindeki ağrı puan ortalaması 3.52±0.83, işlemler sırasındaki ağrı puan ortalaması 4.94±1.78'dir. Hemşirelik girişimleri sırasındaki ağrı puan ortalamalarının yatak banyosu, ağız bakımı, endotrakeal, orafarengial ve nazotrakeal aspirasyon, pozisyon verme, perine bakımı ve pansuman değişimi sırasında p<0.001 düzeyinde, göz bakımı, nazogastrik kateter uygulama ve intravenöz kateter uygulama işlemleri sırasında p<0.05 düzeyinde arttığı, üretral kateterizasyon, parmak ucundan kan örneği alma ve trakeoatomi kanül bakımı sırasında ise ağrı düzeyinde anlamlı artış olmadığı (p>0.05) bulunmuştur. Araştırmada uygulanan girişimlere göre ağrı puanı farkı ortalamaları arasında yapılan analizde, hemşirelik girişimlerine göre hastaların ağrılarında oluşan ağrı seviyelerinde anlamlı fark olduğu, işlem öncesi ve sırası arasındaki en büyük ağrı puan farkının nazogastrik kateter uygulamasında, en düşük ağrı puan farkının göz bakımında olduğu saptanmıştır. Hemşirelik girişimlerinden, yatak banyosu, perine bakımı ve NG kateter uygulaması sırasında bütün fizyolojik parametre değerlerinde anlamlı düzeyde artış olduğu (p<0.05), trekeostomi kanülü bakımı, nazotrakeal aspirasyon ve üretral kateterizasyon sırasında hiçbir fizyolojik parametrede anlamlı değişiklik olmadığı (p>0.05), Orofarengeal aspirasyon, trekeal aspirasyon, nazogastrik keterizasyon, pozisyon verme ve pansuman değişimi uygulamaları sırasında oksijen saturasyonu dışındaki fizyolojik parametrelerde artış olduğu bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Sözcükler: Mekanik Ventilasyon, Ağrı, Davranışsal Semptomlar

AğrıBelirti ve semptomlarVentilasyon+4
Ece Akyaman
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Periferik intravenöz kateterizasyon becerisi geliştirilmesinde simülasyona dayalı öğretimin etkisinin incelenmesi

Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin periferik intravenöz kateterizasyon (PİK) becerisi geliştirilmesinde simülasyona dayalı öğretimin etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde Şubat 2018– Haziran 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma evrenini; Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 2017-2018 öğretim yılında ikinci sınıfta öğrenim gören 288 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem seçiminde tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmış; deney grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere toplam 72 öğrenci araştırmada yer almıştır. Araştırmaya katılan tüm öğrencilere araştırmacı tarafından geleneksel eğitim yöntemiyle PİK eğitimi verilmiştir. Geleneksel eğitimin ardından deney grubundaki öğrenciler ile simülasyon uygulaması gerçekleştirmiştir. Veriler anket ve gözlem yoluyla toplanmıştır. Araştırmaya katılan tüm öğrencilere "Birey Tanıtım Formu", "İntravenöz Kataterizasyon Bilgi Testi" uygulanmıştır. Deney grubundaki öğrencilere simülasyon uygulamasının ardından "Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği", "Simülasyon Tasarım Ölçeği" uygulanmıştır. Öğrencilerin PİK beceri düzeyleri hibrit simülasyon yöntemiyle "İntravenöz Kateterizasyon Beceri Kontrol Listesi" kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik dağılımlar, Mann-Whitney U tesi, Bağımsız gruplar t testi, Wilcoxon testi ve Kikare analizi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Ege Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurulundan onay ve araştırmanın yürütüleceği kurum olan Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanlığı'ndan yazılı izin alınmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden standardize hasta ve öğrencilerden araştırma hakkında bilgilendirme yapıldıktan sonra sözlü ve yazılı izin alınmıştır. Araştırmanın sonucunda; Deney grubunda yer alan öğrencilerin yaş ortalamasının 20.56±0.652, kontrol grubunda yer alan öğrencilerin yaş ortalamasının 20.86±0.723 olduğu, öğrencilerin, %83.3'ünün kadın olduğu, deney grubundaki öğrencilerin %63.8'inin, kontrol grubundaki öğrencilerin ise %55.5'inin hemşirelik mesleğini kendine uygun gördüğü, deney grubunda yer alan öğrencilerin %38.8'inin kontrol grubunda yer alan öğrencilerin %47.3'ünün hemşirelik mesleğini isteyerek seçtiği, deney grubundaki öğrencilerin %77.7'sinin kontrol grubundaki öğrencilerin %69.4'ünün bilgisayara sahip olduğu saptanmıştır. Simülasyon eğitimi öncesi PİK bilgi ön test puan ortalamaları deney grubu öğrencilerin 58.89±14.60, kontrol grubu öğrencilerin 54.86±14.90 puandır. Simülasyon eğitimi sonrası PİK bilgi son test puan ortalamaları deney grubu öğrencilerin 78.19±15.68, kontrol grubu öğrencilerin 71.11±16.13 puandır. Yapılan bağımsız gruplar t testi ve Mann Whitney U testi sonucunda deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin PİK bilgi ön test puan ortalamaları ve son test puan ortalamaları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (t=1.159, p=0.251; Z=-1.771, p=0.076). Deney grubu öğrencilerinin "Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği" toplam madde puan ortalaması 4.33±0.42 olarak bulunmuşken, "Simülasyon Tasarım Ölçeği" 'nin ilk bölümü olan "En İyi Tasarım Öğeleri" bölümünden aldıkları toplam madde puan ortalaması 4.39±0.33, "Simülasyon Tasarım Ölçeği" 'nin ilk bölümü olan "En İyi Tasarım Öğeleri" bölümü toplam madde puan ortalaması 4.56±0.31 olarak bulunmuştur. Hibrit simülasyonda PİK beceri performans puan ortalamaları deney grubu öğrencilerin 44.47±3.72, kontrol grubu öğrencilerin 32.47±5.55'dir. PİK beceri performans puan ortalamaları açısından iki grup arasında önemli derecede anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<.001). Simülasyon eğitimi alan öğrenciler simülasyona dayalı öğretimin PİK becerisini olumlu etkilediğini, uygulama sonrasında video kayıtları izleyerek eksikliklerini görmelerinin klinik öncesi beceri performansına katkı sağlayacağını ve kliniğe çıkmadan önce bu eğitimin kliniklerde uygulama sırasında hata oranlarını azaltacağını ifade etmişlerdir. Araştırma sonucunda simülasyona dayalı öğretim yönteminin hemşirelik öğrencilerine deneyime dayalı öğrenme imkanı sunması ve geri bildirim sağlamasının periferik intravenöz kateterizasyon beceri düzeylerinin geliştirilmesinde etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Simülasyon; hemşirelik eğitimi; periferik intravenöz kateterizasyon

Beceri eğitimiBenzetim tekniğiEnjeksiyonlar-intravenöz+7
Hatice Erdem
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Basınç yarasının önlenmesinde zeytinyağının etkisinin incelenmesi

Tıp dünyasındaki teknolojik ilerlemelere rağmen basınç yarası, hastanın yaşam kalitesini etkilemeye, sağlık bakım maliyetini ve hastaların birebir bakımından sorumlu olan hemşirelerin iş yükünü arttırmaya ve zaman kaybına neden olmaya devam etmektedir. Zeytinyağı antioksidan özelliği başta olmak üzere bazal bir nemlendirici olması ve farklı mikroorganizmalara karşı antimikrobial aktivite göstererek deriyi patojen mikroorganizmalara karşı koruması nedeniyle basınç yaralarını önlenmesinde etkili olabilir. İnsan sağlığı açısından birçok yararı bilinen zeytinyağının topikal ajan olarak basınç yarasının önlenmesindeki etkisini incelemek amacıyla planlanan çalışma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ve Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniklerinin yoğun bakım birimlerinde 19.02.2015 /26.10.2015 tarihleri arasında yürütüldü. Veri toplama süresince araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve cinsiyete göre tabakalandırılmış randomizasyon yöntemi ile seçilen 129 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Uygulama grubundaki hastaların yaş ortalaması 61.48±17.49, kontrol grubundaki hastaların yaş ortalaması ise 58.56±19.22 yıldır. Grupların homojenliğini incelemek amacıyla yapılan t testi sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmektedir. (p>0,05).Çalışmamızda basınç yarası gelişen hastaların yaş ortalamasının 68.56 ± 14.34 yıl, basınç yarası gelişmeyen hastaların yaş ortalamasının ise 57.22 ± 18.73 yıl olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaş ortalamalarına göre basınç yarası gelişme durumları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır ( p<0.05). Her iki grubun arasında yaş, cinsiyet, BKİ, beslenme ve sıvı alma durumu, destek yüzey tipi, izlem günü, kronik hastalık durumu, braden risk puanı, tıbbi tanı, hemoglobin ve albumin düzeyleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Uygulama grubundaki hastaların %16.9'unda basınç yarası gelişirken, kontrol grubundaki hastaların ise %32.8'inde basınç yarası geliştiği saptanmıştır. Hastaların basınç yarası oluşma durumlarına göre dağılımını incelemek amacıyla yapılan Ki-kare analizi sonucunda zeytinyağı ve rutin bakım grubu arasında farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Basınç yarası gelişen hastaların BRDÖP ortalamasının 11.56±0.62 olduğu, hemoglobin değeri ortalamasının 9.74 ± 1.58± mg/dl, albümin değeri ortalamasının 2.66 ± 0.38 mg/dl olduğu, basınç yarası gelişmeyen hastaların BRDÖP ortalamasının ise 11.61±0.60 olduğu, hemoglobin değeri ortalamasının 10.72 ± 1.99 ± mg/dl. albümin değeri ortalamasının 2.97 ± 0.55 mg/dl olduğu saptanmıştır. Hastaların hemoglobin değeri ve albümin değeri ortalamalarına göre basınç yarası gelişme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Çalışma sonucunda zeytinyağının basınç yaralarının önlenmesinde etkili olduğu saptanmış olup, ekonomik bir alternatif tedavi seçeneği olarak hastalarda güvenle kullanılabileceği önerilmektedir Anahtar Kelimeler: Basınç Yarası, Zeytinyağı; Hemşirelik

BasınçHemşirelikTıbbi bitkiler+4
Münevver Sönmez
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin hastalarda timpanik membran termometresi ile yapılan ölçümlerde kulak kepçe pozisyonunun vücut sıcaklığı ölçüm değerlerine etkisi

Araştırma, erişkin hastalarda timpanik membran termometresi ile yapılan ölçümlerde kulak kepçe pozisyonunun vücut sıcaklığı ölçüm değerlerine ve rahatlık düzeyini etkisini incelemek amacı ile karşılaştırmalı tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Kasım - Aralık 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis'ine bu tarihlerde ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören erişkin hastalarda yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 18 yaş ve üstü, bilinci açık, iletişim sorunu olmayan, gönüllü, otitis mediası olmayan, ateşi olmayan, ayaktan başvuran ya da yatarak tedavi gören erişkin hastalar (n=147) oluşturmuştur. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis'ine başvuran günlük hasta sayısının fazla olması nedeni ile bu birim seçilmiştir. Araştırmada veriler, Veri Toplama Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, timpanik membran termometresi ve kronometre kullanılarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, araştırmaya dahil olma ölçütlerine uygun hastalar belirlendikten sonra araştırma hakkında bilgi verilmiştir, gönüllü olan hastalardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Hastalarla ilgili tanıtıcı bilgiler, Veri Toplama Formuna kaydedildikten sonra hastanın hangi gruba alınacağı basit randomizasyonla belirlenmiştir, bunun için kura çekilmiştir. A grubundaki hastaların vücut sıcaklığı önce kulak kepçesi pozisyonu değiştirilerek ölçülmüştür. Ölçüm sırasında termometrenin kulak kanalında sıcaklık değişikliğine (sürtünme, plastik koruyucunun ısısının daha düşük olması gibi nedenler) neden olabileceği düşünülerek iki ölçüm arasında 30 saniye ara verilmiştir. Daha sonra ölçme işlemi hastanın kulak kepçesi pozisyonu değiştirilmeden yapılmıştır. B grubundaki hastaların vücut sıcaklığı ölçümü ise, önce kulak kepçesi pozisyonu değiştirilmeden, daha sonra ölçme işlemi hastanın kulak kepçesi pozisyonu değiştirilerek ölçüm yapılmıştır. Her bir vücut sıcaklığı ölçme işleminin süresi kronometre ile belirlenmiştir, işlemin rahatlık düzeyi Görsel Kıyaslama Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Statistical Package of Social Science (SPSS) 16.0 programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizlerinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma hesaplanmış, kulak kepçe pozisyonunun ölçüm değerlerine etkisini incelemek için iki eş arasındaki farkın önemlilik testi kullanılmıştır. Ayrıca Bland Altman yöntemi ile verilere ilişkin grafikler oluşturulmuştur. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmanın yapılabilmesi için Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Etik Kurulu'ndan ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden ve örneklem kapsamına alınan her bir hastadan yazılı izin alınmıştır. Araştırmanın sonucunda ise, Araştırma kapsamına alınan hastaların, yaşları 18 ile 85 arasında değişmekte olup ( =38.93±15.28) %38.4'ünün 18-29 yaş grubunda olduğu , %55.8'inin kadın olduğu saptanmıştır. Yapılan ölçüm değerlerinin gruplara göre ortalamalarına bakıldığında, A grubunda kulak kepçe pozisyonu verilerek yapılan ölçümlerde ortalamanın 36.93 0C, kulak kepçe pozisyonu verilmeden yapılan ölçümlerde ortalamanın 36.69 0C olduğu, B grubunda kulak kepçe pozisyonu verilerek yapılan ölçümlerde ortalamanın 36.99 0C, kulak kepçe pozisyonu verilmeden yapılan ölçümlerde ise ortalamanın 36.62 0C olduğu; pozisyonlara göre ortalamalarına bakıldığında, kulak kepçe pozisyonu verilerek yapılan ölçümlerde ortalamanın 36.96 0C, kulak kepçe pozisyonu verilmeden yapılan ölçümlerde ortalamanın 36.66 0C olduğu saptanmıştır. İki ayrı pozisyonda gerçekleştirilen ölçüm değerlerinin arasındaki farkın 0.30 0C olduğu, Bland Altman grafiği ile incelendiğinde her pozisyona ait grafikte farkların sıfırın etrafında sistematik bir şekilde dağılmadığı, farkların 0.3 değeri etrafında sistematik bir dağılım gösterdiği saptanmıştır. Yapılan ölçümlerin işlem sürelerine bakıldığında, kulak kepçe pozisyonu verilerek yapılan işlemlerin ortalama süresinin 5.51 saniye, kulak kepçe pozisyonu verilmeden yapılan işlemlerin ortalama süresinin ise 4.42 saniye olduğu, iki ayrı pozisyonda yapılan ölçüm işlemlerinin süreleri arasındaki farkın 1.08 saniye olduğu saptanmıştır. Kulak kepçesine pozisyon verilerek yapılan vücut sıcaklığı ölçme işleminden %59.2'sinin "0" düzeyinde rahatsızlık hissettiği saptanmıştır ( =1.13±1.84). Anahtar Sözcükler: kulak kepçesi, vücut sıcaklığı, timpanik membran termometresi.

KulakKulak kıkırdaklarıTermometreler+3
Nilay Orkun
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Basınç yaralarının önlenmesinde pozisyon değiştirme sıklığının doku oksijenlenmesi üzerine etkisi

Bu araştırma, pozisyon değiştirme sıklığının doku oksijen saturasyonu üzerindeki etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Yarı deneysel olarak planlanan bu araştırmanın evrenini; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ile Beyin ve Sinir Cerrahi yoğun bakım birimlerinde 25.10.2014 –25.03.2015 tarihleri arasında yatan hastalar oluşturmuştur. Herhangi bir örnekleme yöntemine gidilmeyip araştırma kriterlerine uyan ve onam veren tüm hastalar çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Çalışmaya 18 yaş üzerinde, Beden Kitle İndeksi 30'un altında, hareketsiz, kan oksijen saturasyonu %90 ve üzerinde, kan basıncı 90/60 mmHg'nın üzerinde, deri tolerans testi sonucunda sakral bölgede herhangi bir kapiller hasar oluşmayan, sakral bölgede ödemi olmayan, pozisyon verilmesinde sakınca olmayan ve steroid, vazopresör ve sitotoksik ilaç almayan toplam 46 hasta alınmıştır. Hastaların sakral bölge doku oksijen saturasyonu InSpectra Doku Oksijen Monitörü ile değerlendirilmiştir. Ölçümler sakral bölge 30 dakika dinlendirildikten sonra başlangıç ölçümü ile başlayıp hastaya 30° supine pozisyonu verilmiştir. Sonrasında birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü saatlerde sakral bölgeden doku oksijen saturasyonları ölçülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Beyin ve Sinir Cerrahisi Yoğun Bakım Kliniklerinden ve araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan yazılı onam alınmıştır. Hastaların yaş ortalaması 55.10±21.66 yıl (minimum=18, maksimum=88) olup, 22'si kadın, 24'ü ise erkektir. Hastaların %45.7'si havalı yatak, %54.3'ü viskoelastik yatak üzerinde yatmaktaydı. Hastaların doku oksijen saturasyonu ortalaması başlangıçta %73.4 iken, başlangıçtan bir saat sonra %74.9, ikinci saatte %72.3, üçüncü saatte %71.8 ve dördüncü saatte de %71.8 olarak saptanmıştır. Yapılan analizde de doku oksijen saturasyonu ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bu çalışma sonucunda, havalı ya da viskooelastik yatak üzerinde yatan hastalara dört saatte bir pozisyon değişimi önerilebilir ancak daha güçlü ve daha genellenebilir sonuçlara ulaşmak için daha büyük örneklemde çalışılması önerilmektedir.

BasınçDoku tedavisiDokular+3
Burcu Ceylan
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevinde yaşayan yaşlılarda sırt masajı ve el masajının konfor ve anksiyeteye etkisi

Bu çalışma, huzurevinde yaşayan yaşlılarda sırt masajı ve el masajı uygulamasının konfor ve anksiyeteye etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü (ön test –son test kontrol gruplu) deneysel bir araştırmadır. Araştırma, İzmir (Basınsitesi) Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve İzmir Gürçeşme Zübeyde Hanım Huzurevi'nde 15 Ekim 2015-1 Mayıs 2016 tarihleri arasında yaşayan araştırmanın örneklem seçim kriterlerine uyan, 15'i sırt masajı, 15'i el masajı ve 15'i kontrol olmak üzere toplam 45 yaşlıyla yürütülmüştür. Yaşlılara ilişkin verilerin toplanmasında; "Yaşlı Tanıtım Formu (YTF)", "Genel Konfor Ölçeği (GKÖ)", " Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ) " ve ''Yaşamsal Bulgular İzlem Formu (YBİF)'' kullanılmıştır. Araştırmaya katılan yaşlılar üç gün boyunca takip edilmiştir. Kontrol grubundaki yaşlılara; herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Birinci gün randomizasyon sonrası YTF, GKÖ, DAÖ, YBİF ve 10 dakika sonra tekrar YTF, GKÖ, DAÖ ve YBİF uygulanmıştır. Kontrol grubundaki yaşlılara, ikinci ve üçüncü gün de ilk görüşmede YBİF ve 10 dakika sonra GKÖ, DAÖ ve YBİF uygulanmıştır. Sırt masajı ve el masajı grubundaki yaşlılara birinci gün; YTF, GKÖ, DAÖ, YBİF; 10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; GKÖ, DAÖ, YBİF; ikinci gün; YBİF,10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; GKÖ, DAÖ, YBİF; üçüncü gün; YBİF, 10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; GKÖ, DAÖ, YBİF uygulanmıştır. Verilerin analizinde günler arasındaki fark tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi ve Kruskal Wallis varyans analizi, sırt masajı ve el masajı grubundaki yaşlıların masaj öncesi ve sonrası konfor ve anksiyete puan ortalamaları arasındaki fark Paired-sample t testi, grupların günler arasındaki ortalama farkları ise Bonferroni ve Least Significant Difference (LSD) analizleri ile incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, sırt masajı ve el masajının huzurevinde yaşayan yaşlılarda konfor düzeyini arttırdığı, anksiyeteyi azalttığı saptanmış olup sonuçlar anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çalışma bulguları sonucunda, kolayca öğrenilebilen, maliyeti olmayan, her yerde kolaylıkla uygulanabilen girişimsel bir işlem gerektirmeyen masaj uygulamasının konforu arttırıcı ve anksiyeteyi azaltıcı etkisinden dolayı huzurevinde yaşayan yaşlılara rutin hemşirelik bakım aktivitelerine dahil edilmesi önerilmektedir.

AnksiyeteElHemşirelik araştırmaları+7
Gamze Göke Arslan
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servise başvuran hastalarda düşme riskinin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırma, acil servise başvuran hastalarda düşme riskinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteyapılan bir araştırmadır. Gereç-Yöntem: Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisinde 1.11.2014/31.12.2014 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma örneklemini acil servise başvuran ve araştırmayı kabul eden 752 hasta oluşturmuştur. Veriler hastaların sosyo-demografik özelliklerini ve düşmenin özelliklerini belirlemeye yönelik oluşturulan "Bireysel Özellikler Formu", "Delmarva Vakfı tarafından geliştirilen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği" ve 'Düşme Değerlendirme Formu' aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirmesi sayı, yüzde Ki-kare testi, Kruskal Wallis varyans analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların %37'si 65 yaş ve üstü yaş grubunda, %52'si erkek ve %59,4'ü kronik hastalığının olduğu bulunmuştur. Hastaların Delmarva Vakfı tarafından geliştirilen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeğine göre %30,3'ünün düşme riskinin yüksek (10 puan ve üzeri) olduğu saptanmıştır. Düşme riski düzeyi ile hastanın yaşı, eğitim durumu, kronik hastalığının olması, acil serviste bulunduğu birim ve acil servise başvuru nedeni arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0.001). Araştırmaya alınan hastaların %20,5'inin son üç aya ait 1–2 kez düşme öyküsü olduğu, %27'sinin tuvalet ihtiyacı için desteğe ihtiyaç duyduğu ve %35,9'unun yürürken bir desteğe ihtiyacı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Acil servise başvuran hastaların önemli bir bölümü düşme açısından risklidir. Özellikle hastaların bireysel özellikleri, kronik hastalık durumu, acil serviste bulunduğu birim, acil servise başvuru nedeni düşme riskini etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, düşme riski, hasta güvenliği.

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+4
Fatma Tanrıkulu
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarının ağız sağlığının incelenmesi

Bu araştırma, yoğun bakım hastalarının ağız sağlığı durumları incelenmek amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı olarak planlanan bu araştırmanın evrenini; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nin yoğun bakım birimleri ve İzmir Kuzey Kamu Hastaneler Birliğine bağlı beş merkez hastanenin çalışma izni alınan yoğun bakım birimlerinde Aralık 2015–Haziran 2016 tarihleri arasında yatan hastalar oluşturmuştur. Herhangi bir örnekleme yöntemine gidilmeyip yoğun bakımların yatak sayısına (n=202) tekabül eden, araştırma kriterlerine uyan ve onam veren tüm hastalar çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Çalışmaya 18 yaşından büyük, ağız bakım uygulamasının üzerinden iki saat geçmiş, Sjögren Sendromu tanısı, kafa travması, ağız-çene ameliyatı olmayan ve baş-boyun radyoterapisi veya kemoterapi almayan toplam 202 hasta dahil edilmiştir. Hastaların ağız sağlığı tanılamasında ışık kaynağı, dil basacağı, Yatak Başı Ağız Değerlendirme (YBAD) rehberi ve tanımlayıcı özellikler için Veri Toplama Formu kullanılmıştır. Çalışmanın yürütülebilmesi için Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Etik Kurulu'ndan, çalışmanın yapılacağı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İzmir Kuzey Kamu Hastaneler Birliği'nden izin ve araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan yazılı onam alınmıştır. Hastaların yaş ortalaması 67.18±14.85 (min=20, mak=95) olup, %45.5'i (n=92) kadın ve %74.3'ünün (n=150) bilinci açıktır. Hastaların %31.7'si (n=64) solunum destek cihazıyla yapay solunum yapmakta olup bu süre ortalama 15.2±16.31 gündür. Hastaların beslenme şekline bakıldığında ise %51.5'i (n=104) ağız yolu dışında beslenmekte ve bu süre ortalama 11.8±13.23 gündür. Hastaların %18.3'ü (n=37) sigara kullanmakta ve %41.6'sı oksijen tedavisi almaktadır. Yoğun bakım birimlerinin hiç birinde ağız değerlendirme rehberi kullanılmamaktadır. Ağız bakım sıklığı yapay soluyan hastalarda günde ortalama 2.31±1.31 defadır. YBAD rehber puan ortalaması 14.20±3.90 olup aralığı 8 puan (sağlıklı) ile 24 puan (ciddi fonksiyon bozukluğu) arasında değişmektedir. Ağız sağlığı ile hastaların yaş grubu, bilinç durumu, solunum ve beslenme şekli arasında anlamlı bir fark bulunurken (p<0.01), oksijen tedavisi, diş tipi, sigara tüketimi arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Yapay solunum süresi, ağız yolu dışında beslenme süresi ile ağız sağlığı arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0.05), kullanılan toplam ilaç sayısı ve bakım sıklığı ile anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Ağız bakım uygulama teknikleri ile ağız sağlığı arasında da anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.001). Bu çalışma sonucunda, yoğun bakım hastalarının ağız sağlığı açısından riskli grubu oluşturduğu saptanmıştır. Ağız sağlığı tanılamasında sistematik değerlendirmeyi sağlayacak standardize edilmiş bir değerlendirme rehberi kullanması gerektiği ve bakım uygulamalarının hastanın ihtiyacına uygun olarak belirlenerek etkili bir şekilde yapılması gerektiği önerilmektedir. Bakım tekniklerinin etkinliği deneysel çalışmalarla karşılaştırılmalıdır.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik bakımı
Gül Güneş Çelik
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Basınç yarası gelişme riskinin değerlendirilmesinde yeni bir risk değerlendirme ölçeğinin geliştirilmesi

Bu araştırma yatağa bağımlı hastalardaki basınç yarası riskinin belirlenmesinde yeni bir basınç yarası risk değerlendirme ölçeği geliştirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın evrenini; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji, Dahiliye ve Nöroşirürji kliniklerinin yoğun bakım birimlerinde ve Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde 1 Eylül 2015- 1 Kasım 2016 tarihleri arasında yatan 254 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, evrendeki hastalardan; 18 yaş üzerinde olan, basınç yarası bulunmayan, yatağa bağımlı ve hastanede yatış süresi en az altı gün olan 207 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında ilgili literatür doğrultusunda araştırmacılar tarafından oluşturulan ''Birey Tanıtım Formu'' ve "Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Hastalar kliniğe kabulün ilk 48 saatinden itibaren yatış süreleri sonuna kadar veya basınç yarası gelişimine kadar izlenmiştir. Ölçeğin geçerliliği için kapsam, yordama ve yapı geçerliliği, güvenirliği için ise gözlemciler arası uyum ve iç tutarlılık analizleri yapılmıştır. "Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği"nin kapsam geçerliliği ve iç tutarlılık analizi sonrası iki madde ölçekten çıkarılmıştır. Yedi maddeli ölçeğin tek bir faktör altında toplandığı belirlenmiştir. ROC analizi sonucunda "Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği"nden 6 puan ve üstü alanlar yüksek basınç yarası riskine sahip olarak değerlendirilmiştir. Ölçeğin duyarlılığının 0.97 ve özgüllüğünün 0.83, pozitif yordama geçerliliğinin 0.69, negatif yordama geçerliliğinin ise 0.99 olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin Cronbach alfa güvenirlik katsayısı 0.81'dir. Sonuç olarak; literatüre yeni kazandırılan "Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği"nin basınç yarası riskini belirlemede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu düşünülmektedir.

Elçin Efteli
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Periferal intravenöz kateterizasyon uygulama becerisi geliştirmede ve intravenöz sıvı tedavi komplikasyonlarını tanılamada hibrit simülasyon kullanımının etkisi

Araştırma, hemşirelik öğrencilerinde periferal intravenöz kateterizasyon (PİK) becerisi geliştirmede ve intravenöz (İV) sıvı tedavi komplikasyonlarını tanılamada hibrit simülasyon kullanımının etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü yarı deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi'nde Şubat- Haziran 2016 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 2015-2016 Öğretim Yılı'nda Hemşirelik Esasları Dersi'ne kayıtlı 171 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem seçiminde tabakalı rastgele örnekleme yöntemi kullanılmış; deney ve kontrol grubunda 33 öğrenci olmak üzere toplam 66 öğrenci örnekleme dâhil edilmiş, araştırma deney ve kontrol grubunda 31 öğrenci olmak üzere 62 öğrenci ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında; deney grubu hibrit simülasyon (standardize hasta+ mulaj), kontrol grubu ise düşük gerçekli simülasyon (düşük gerçekli manken+ İV sıvı tedavi komplikasyonları görselleri) ile simülasyon uygulamasını gerçekleştirmiştir. Simülasyon uygulamasının ardından "Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği ile "Simülasyon Tasarım Ölçeği" uygulanmıştır. Performans değerlendirmede öğrencilerin psikomotor beceri ve klinik psikomotor beceri düzeyleri değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik dağılımlar, Bağımsız gruplar t Testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon testi ve Kikare analizi kullanılmıştır. Araştırmanın uygulanabilmesi için etik kurul izni, kurum izni ve araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerden, standardize hastalardan ve öğretim elemanlarından yazılı izin alınmıştır. Araştırma sonucunda; Deney grubu (60.96±19.38) ve kontrol grubunda (60.64±21.89) simülasyon eğitimi öncesi PİK bilgi ön test puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamış; simülasyon eğitimi sonrası deney grubu (82.96±15.53) ve kontrol grubunda (68.70±20.61) PİK bilgi son test puan ortalamaları açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p>0.05; p<0.001). Deney grubu (50.56±23.44) ve kontrol grubunda (51.20±24.01) simülasyon eğitimi öncesi İV sıvı tedavi komplikasyonları bilgi ön test puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamış; deney grubu (75.00±15.13) ve kontrol grubunda (58.06±21.05) simülasyon eğitimi sonrası İV sıvı tedavi komplikasyonları bilgi son test puan ortalamaları açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p>0.05; p<0.001). Deney grubunda "Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği" toplam madde puan ortalamalarının (4.67±0.33) kontrol grubu puan ortalamalarından (4.24±5.54) yüksek olduğu belirlenmiş ve arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.001). Deney grubunda "Simülasyon Tasarım Ölçeği" toplam madde puan ortalamalarının (4.63±0.43;4.60±0.39) kontrol grubu puan ortalamalarından (4.49±0.35;4.54±0.34) yüksek olduğu belirlenmiş, arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05).Deney (41.17±3.21) ve kontrol grubunda (35.54±4.13) PİK beceri performans puan ortalamaları arasında; deney (43.91±2.08) ve kontrol grubunda (37.90±4.75) gerçek hastada PİK beceri uygulama puan ortalamaları arasında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.001; p<0.001). Deney (%71) ve kontrol (%45.2) grubu öğrencilerinin İV sıvı tedavi komplikasyonunu tanılama durumları açısından ve deney (%93.5) ve kontrol (%29) grubu öğrencilerinin gerçek hastada İV sıvı tedavi komplikasyonunu tanılama durumları açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05; p<0.05).Deney grubu öğrencileri, standardize hasta ile çalışmanın öğrenmelerini olumlu etkileyerek hasta ile iletişimini kolaylaştırdığını ifade etmiş, ayrıca mulaj yapılmış kol maketi ile çalışmış olmanın hafızalarında kalıcılık sağladığını, bu nedenle gerçek hasta üzerinde komplikasyonu tanılarken zorluk yaşamadıklarını ifade etmişlerdir. Araştırma sonucunda hemşirelik eğitiminde periferal intravenöz kateterizasyon uygulama becerisi geliştirmede ve intravenöz sıvı tedavi komplikasyonlarını tanılamada hibrit simülasyon kullanımının etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik eğitimi; hibrit simülasyon; intravenöz sıvı tedavi komplikasyonları; periferal intravenöz kateterizasyon

Derya Uzelli Yılmaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Obez bireylerde pozisyonların oksijen saturasyonuna etkisi

Araştırma, obez hastalarda pozisyon değişiminin oksijen saturasyonuna etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 08.04.2017 - 01.08.2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatan obez hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 08.04.2017 - 01.08.2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatan obez hastalar (n=36) oluşturmuştur. Çalışmanın yürütülmesi için Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nden gerekli yazılı izinler alınmıştır. Verilerin analizinde tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi, Paired Sample t testi kullanılmıştır. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu" ile "Fizyolojik Parametreler İzlem Formu" kullanılmıştır. Hastalardan bilgilendirilmiş onam alınmış ve hastalara 4 farklı pozisyon (dik oturur, supine, sağ lateral, sol lateral) verilmiştir. Pozisyonların veriliş sırası kura çekilerek randomize edilmiştir. Çalışma boyunca hastalar her pozisyonda 10 dakika bekletilmiş ve pozisyonlar arasında 5 dakika fowlers pozisyonunda dinlendirilmiştir. Her pozisyonda 0. dakikada ve 10. dakikada hastanın oksijen saturasyonu, nabız hızı ve sistolik kan basıncı ölçülmüştür. En iyi oksijenizasyonun dik oturur pozisyonda olduğu bulunurken en düşük oksijenizasyonun ise supine pozisyonda olduğu bulunmuştur. Obez hastalar 10 dakika süreyle aynı pozisyonda (supine, sol lateral, sağ lateral ve dik oturur) kaldığında, sağ lateral pozisyonda sistolik kan basıncı artarken, supine, sol lateral ve dik oturur pozisyonda sistolik kan basıncı azalmıştır. Pozisyonlar arasında nabız hızı açısından fark bulunmamıştır. Hemşireler, obez hastalarda en iyi oksijenizasyonu sağlamak için, hastaları dik oturur pozisyonda tutmalı veya sağ lateral pozisyonda yatırmalıdır. Çalışma hastanede yatmayan ve herhangi bir hastalığı olmayan obez bireylerde tekrarlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Vücut Pozisyonları; Obezite; Oksijenlenme; Pulse Oksimetre

Metin Tuncer
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Web destekli öğretimin hemşirelik öğrencilerinin ilaç dozu hesaplama becerileri üzerine etkisi

Bu araştırma web destekli öğretimin hemşirelik öğrencilerinin ilaç dozu hesaplama becerileri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu desene göre uygulanmıştır. Araştırma Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 2. sınıf öğrencisi olup, internet erişimi olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden, 45'i kontrol, 50'si uygulama grubunda yer alan, toplam 95 öğrenciyle yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgiler Formu (TBF)" ve "İlaç Dozu Hesaplamaları Beceri Testi (İDHBT)" kullanılmıştır. Tasarlanan web sitesi içeriği için öncelikle eğitim kitapçığı hazırlanmıştır. Veri toplama araçlarının geçerliliği için uzman görüşü alınmış ve ön uygulama yapıldıktan sonra son şeklini almıştır. Web destekli öğretim materyalinin bulunduğu web sitesi, web tasarımı ve video seslendirme desteği alınarak hazırlanmıştır. Kontrol ve uygulama grubunda yer alan öğrencilere öğrenme sürecinden önce, İDHBT ön test olarak uygulanmıştır. Daha sonra kontrol grubunda yer alan öğrenciler geleneksel anlatımla sınıf içerisinde ilaç dozu hesaplamaları konusunu öğrenirken, uygulama grubunda yer alan öğrenciler geleneksel anlatımın yanı sıra konuyla ilgili hazırlanmış olan web destekli öğretim materyalini 10 gün boyunca kullanmışlardır. Her iki grupta yer alan öğrencilere, öğrenme süreçleri tamamlandığında İDHBT son test olarak uygulanmıştır Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistiksel analizler, bağımlı, bağımsız gruplar için t testi ile ANCOVA ve ANOVA analizinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, öğrenme süreçleri tamamlandıktan sonra kontrol grubu 66.66 24.35, uygulama grubu ise 92.50 8.52 son test puan ortalamasına ulaşmıştır ve grupların son test puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırma bulguları sonucuna göre, web destekli öğretimin, hemşirelik bilgi ve becerilerinin daha görsel olarak sunulmasının sağlanması ve öğrencilerin konuları bilişsel düzeyde kavramalarına yardımcı olması nedeniyle geleneksel sınıf tabanlı öğretimle beraber kullanılması önerilmektedir.

Huri Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Açık sistem endotrakeal aspirasyon uygulanan entübe hastalarda üç farklı aspirasyon basıncının etkinlik ve komplikasyon açısından karşılaştırılması

Araştırma, entübe yoğun bakım hastalarında üç farklı aspirasyon basıncının, hastaların hemodinamik parametreleri (ortalama arteriyel kan basıncı, kalp atım hızı), SpO2 ve arteriyel kan gazı değerleri, sekresyon miktarı ve komplikasyon gelişimi (hipoksemi, bradikardi, taşikardi, hipotansiyon, hipertansiyon ve trakeal mukoza hasarı) açısından etkisini karşılaştırmak amacıyla kendi kendine kontrollü (self controlled design), prospektif deneysel bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma, T.C Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Power analizi ile belirlenen 47 hasta oluşturmuştur. Araştırma verileri 1 Şubat 2016-13 Mart 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma verileri "Hasta Tanıtım ve İzlem Formu", "Açık Sistem Aspirasyon Yöntemi Uygulama Rehberi", "Arteriyel Kanülden Kan Gazı Örneği Alma Rehberi" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde; sayı, yüzdelik, ortanca, standart sapma, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve Bonferroni testi kullanılmıştır. Araştırma bulguları incelendiğinde; entübe yoğun bakım hastalarına uygulanan üç farklı aspirasyon basıncı (80 mmHg, 150 mmHg, 250 mmHg) arasında, hastaların hemodinamik parametreleri (OAB, kalp atım hızı), SpO2 ve arteriyel kan gazı değerleri (PaO2, PaCO2, SaO2, pH), komplikasyon gelişimi (hipoksemi, bradikardi, taşikardi, hipotansiyon, hipertansiyon ve trakeal mukoza hasarı) açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Ancak her grupta (80 mmHg, 150 mmHg, 250 mmHg) ölçüm periyodlarına göre hastaların kalp atım hızı, OAB, SpO2 ortalamaları arasındaki fark çok anlamlı bulunurken (p<0.001), arteriyel kan gazı değerlerinden PaO2, PaCO2, SaO2, pH ortalamaları arasında fark ise anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırmada, aspire edilen sekresyon miktarının, artan basınçla birlikte anlamlı şekilde artma eğiliminde olduğu, basınçlar arasında aspire edilen sekresyon miktarı ortancaları bakımından istatistiksel olarak çok anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Aynı zamanda hastaların aspirasyon biter bitmez tekrar aspirasyona gereksinim duyma sıklığının da artan basınçla birlikte azalma eğiliminde olduğu, basınçlar arasında aspirasyon biter bitmez tekrar aspirasyona gereksinim duyma durumları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmada üç farklı basınçla aspirasyon uygulanan hastaların hiçbirinde aspirasyon sırasında taşikardi, bradikardi, hipoksemi, trakeal mukoz hasarı ya da mukozal kanama yönünden komplikasyon gelişimi gözlenmezken, basınçlara göre aspirasyon sırasında gözlenen geçici oksijen desatürasyonu oranları ile basınçlara göre aspirasyon sırasında gözlenen geçici hipertansiyon gelişme oranları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, çalışma sonuçları 250 mmHg'lık aspirasyon basıncının 80 ve 150 mmHg'lık aspirasyon basınçlarına kıyasla aspirasyon sırasında ve sonrasında hemodinamik parametreler, kan gazı değerleri ve komplikasyon gelişme durumunu daha fazla etkileyebileceği varsayımını desteklememektedir. Mekanik ventilatöre bağlı yoğun bakım hastalarında, 250 mmHg'lık aspirasyon basıncının, açık sistem aspirasyon yöntemi ile ilgili standart prosedürlerin izlenmesi durumunda, sekresyonları temizlemede 80 ve 150 mmHg'lık basınçlardan daha etkin ve onlarla eşit seviyede güvenli olduğu kabul edilebilir. Anahtar Sözcükler: Endotrakeal aspirasyon; aspirasyon basıncı; komplikasyon; açık sistem aspirasyon; yoğun bakım hastaları

Gül Bülbül Maraş
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevinde yaşayan yaşlılarda terapötik dokunmanın uyku kalitesine etkisi

Günümüzde hemşireler, insanı fiziksel sağlığının yanı sıra duygusal, zihinsel ve spiritüel iyilik durumunu da içine alan holistik yaklaşımlarla ele alıp, geleneksel yöntemlerden farklı olan terapötik dokunma gibi terapileri kullanmaya başlamışlardır. Terapötik Dokunma (TD), geçerliliği kanıtlanmış, bireylerin iç dengesini bulmasını sağlayan, evrendeki enerjinin belli bir niyet ve şefkatle kullanıldığı bir tamamlayıcı ve alternatif tıp yöntemidir. Bu araştırma, huzurevinde yaşayan yaşlılarda terapötik dokunmanın uyku kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma İzmir Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde, 19 Haziran 2017- 13 Ekim 2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, 65-89 yaş aralığında 244 yaşlı oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini 25 yaşlı oluşturmuştur. Çalışmaya dahil edilen yaşlıların 10'u terapötik dokunma, 8'i mimik terapötik dokunma,7'si kontrol grubundadır. Yaşlılara Standardize Mini Mental Test (SMMT) uygulanmış ve test sonucu normal bilişsel fonksiyonlara sahip olan yaşlılar uygulamaya katılmışlardır. Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılarak yaşlıların uyku kaliteleri belirlenmiştir ve uyku kalitesi kötü olanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) kullanılarak uyku apnesi olan yaşlılar belirlenmiş ve bu yaşlılar çalışma dışında bırakılmıştır. Verilerin toplanmasında; "Yaşlı Tanıtım Formu (YTF)", "Standardize Mini Mental Test (SMMT)", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)", "Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ)", "Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ), "PUKİ'nin 3 günlük versiyonu (PUKİ-3 günlük)", "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA)" ve "Günlük Uyku Kayıt Formu (GUKF)" kullanılmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden yaşlılardan "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formları" ile yazılı onam alınmıştır. Araştırmanın sınırlılıklarına uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden yaşlılar, yaş ve cinsiyet kontrol altına alınarak, basit randomizasyon yöntemi kullanılarak Terapötik Dokunma (TD), Mimik Terapötik Dokunma (MTD) ve kontrol grubu oluşturulmuştur. Yaşlılar ardışık 4 gün boyunca izlenmiştir. Her gün saat 18:00-20:00 arası TD grubundaki yaşlılara 10 dakika TD, MTD grubuna 10 dakika mimik TD uygulanmıştır. Kontrol grubundaki yaşlılara herhangi bir girişim uygulanmamış, her gün aynı saat aralığında GUKF'ları kontrol edilmiş ve diğer gruplardaki yaşlılara ayrılan süre kadar kontrol grubundaki yaşlılara da zaman ayrılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi Statistical Package for Social Science (SPSS) 20.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. TD, MTD ve kontrol grubundaki bireylerin tanımlayıcı özellikleri, sayı-yüzde dağılımları ve homojenlik testi ki-kare ile incelenmiştir. Tüm grupların DAÖ, UFAA, EUÖ, SMMT, PUKİ toplam puan ortalamaları ve şekerleme sayılarına göre dağılımı Kruskal-Wallis testi yapılarak incelenmiştir. Tüm grupların PUKİ-3 ve PUKİ-3 bileşenleri puan değişimlerinin dağılımı Wilcoxon testi yapılarak incelenmiştir. PUKİ-3 puan değişiminin dağılımı, MTD grubunun öznel uyku kalitesi bileşen puan dağılımı ve TD grubunun gündüz işlev bozukluğu bileşen puan dağılımı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Tüm gruplarda PUKİ-3 ve PUKİ-3 bileşen puan ortalamaları farkı tek yönlü varyans analizi yapılarak bulunmuştur. Yapılan analiz sonucunda tüm gruplarda PUKİ-3 ve PUKİ-3 bileşen puan ortalamalarının dağılımı istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Tüm gruplarda PUKİ-3 ve PUKİ-3 bileşen puan ortalaması farklarının dağılımı Kruskal-Wallis testi yapılarak incelenmiştir. Yapılan analiz sonucunda tüm gruplarda PUKİ-3 ve PUKİ-3 bileşen puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05) Uyku; yaş, cinsiyet, kronik hastalıklar, çevresel faktörler, kafein tüketimi gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Huzurevinde yaşayan yaşlıların uyku kalitelerini de bunlar gibi birçok faktörden etkilemektedir. Yaşlılarla kurulacak etkileşimin dahi uyku kalitesini olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir. Kontrol grubunda da iyileşme meydana geldiği için TD grubundaki iyileşmenin kesin olarak TD'den kaynaklandığı sonucuna varılamamıştır.

Hazel Bağcı
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 biriminde çalışan hemşirelere uygulanan progresif gevşeme egzersizinin psikolojik sağlamlık ve COVID-19 korkusuna etkisi

Amaç: Çalışma, COVID-19 biriminde çalışan hemşirelerde progresif gevşeme egzersizinin psikolojik sağlamlık ve COVID-19 korkusu üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini bir Üniversiteye bağlı Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi COVID-19 birimlerinde 1 Haziran-30 Ağustos 2022 tarihleri arasında çalışan hemşireler oluşturmuştur. Örneklemini ise 1 Haziran-30 Ağustos 2022 tarihleri arasında bir Üniversiteye bağlı Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi COVID-19 birimlerinde görev yapan, gönüllü olarak çalışmaya katılan ve çalışma kriterlerini karşılayan hemşireler arasından randomizasyonla belirlenmiş olup, 30 girişim, 30 kontrol grubu olmak üzere toplam 60 hemşire oluşturmuştur. Veriler, 'Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu', 'Hemşire Veri Toplama Formu',' Connor- Davıdson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC)' ve 'COVID-19 Korkusu Ölçeği' ile toplanmıştır. Girişim grubundaki hemşirelere 4 hafta boyunca haftada iki kez 30 dakikalık progresif gevşeme egzersizleri yapmaları için CD verilmiştir. Kontrol grubundaki hemşirelere herhangi bir uygulamada bulunulmamıştır. Veri değerlendirmesinde frekans, ortalama, standart sapma ve yüzde değerleri verilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için ki-kare testi istatistiği kullanılmıştır. İki bağımsız ölçekte grup ortalamalarını karşılaştırmak için "Student's t" testi istatistiği ve iki bağımlı grubun ortalamaları arasındaki farklar için "Paired Samples Tests" test istatistiği kullanılmıştır. Bulgular: Psikolojik sağlamlılık puan ortalamasının girişim grubunda yer alan hemşirelerde progresif gevşeme egzersizi sonrasında anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır (t=-6.877, p<0.05). Kontrol grubundaki hemşirelerin ise anlamlı düzeyde olmasa da bir artış olduğu saptanmıştır (t=2.230, p>0.05).Psikolojik sağlamlılık puan ortalamasının girişim grubunda yer alan hemşirelerde progresif gevşeme egzersizi sonrasında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır (t=-7.916, p<0.05). COVID-19 korkusu puan ortalamasının ise girişim grubunda yer alan hemşirelerde progresif gevşeme egzersizi sonrasında anlamlı düzeyde azaldığı saptanmıştır (t=4.766, p<0.05). Kontrol grubundaki hemşirelerin ise anlamlı düzeyde olmasa da bir azalma olduğu saptanmıştır (t=0.902, p>0.05).COVID-19 korkusu puan ortalamasının girişim grubunda yer alan hemşirelerde progresif gevşeme egzersizi sonrasında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır (t=7.078, p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Progresif gevşeme egzersizinin, psikolojik sağlamlığı arttırdığı, COVID-19 korkusunu ise azalttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda hemşirelerde kolay uygulanabilmesi ve invaziv bir yöntem olmaması nedeniyle progresif gevşeme egzersinin hemşireler tarafından kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: COVID-19 Korkusu, Hemşire, Psikolojik Sağlamlık, Progresif Gevşeme Egzersizi Danışman: Doç. Dr. Diğdem LAFCI BAKAR, Mersin Üniversitesi, Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı, Mersin

COVID 19EgzersizGevşeme+7
Şebnem Bayraktar
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00