Theses supervised by Doç. Dr. Gül Pınar

17 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University

Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin obstetrik becerilerinin geliştirilmesinde simülasyon modelinin etkisi

Bu çalışma, simülasyon modelinin (high-fıdelity) obstetrik becerilerinin geliştirilmesi üzerine etkisi ile ilgili hemşirelik öğrencilerin algıları, görüşleri ve önerilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırma, 1 Mayıs 2014 ve 30 Mayıs 2014 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ohio State Üniversitesi Hemşirelik Bölümü üçüncü sınıf öğrencileri üzerinde tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmada öğrencilerin %81.0'inin obstetrik becerilerin kazanılmasında simülasyon modelini önemli bulduğu, %90.5'inin doğum sürecinde gebe ile iletişimin, %90.5'inin ekip ile iletişimin önemini fark ettikleri saptanmıştır. Öğrencilerin %90.5'i debrifing oturumlarının yapılan girişimlerin etkinliğinin görülmesine katkı sağladığını, %81.0'i simülasyon modelinin uygulamada gerçek klinik ortamı yansıttığını ve %95.2'si oluşturulan bu çevrenin öğrenmeyi önemli oranda kolaylaştırdığını belirtmişlerdir. Ayrıca, öğrencilerin %85.7'sinin simülasyon modeli ile uygulama yapmaktan memnun olduğu ve %95.2'sinin obstetrik becerilerinin gelişiminde bu modeli önerdikleri saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuca göre; simülasyon, öğrencilerin öğrenme yaşantılarını olumlu yönde etkilemektedir. Öğrenciler bu modelin öz etkinlik, derin öğrenme seviyesi, mesleki becerileri, öz güven, problem çözme, iletişim ve takım çalışması üzerinde oldukça etkili olduğunu bildirmişlerdir. Simülasyon uygulaması, öğrencilere katkı sağladığından hemşirelik eğitiminde bir eğitim yöntemi olarak kullanılması ve yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, Simulator, Hemşirelik öğrencileri, Obstetrik beceri

BenzetimHemşirelerHemşirelik araştırmaları+5
Medine Ardıç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte uyku bozuluklarının yaşam kalitesine etkisi

Annelik gebelik ve doğumla başlayıp kadının yaşamı boyunca devam eden doğal bir olay olmasına rağmen fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu değişiklikler arasında günlük yaşam kalitesi ve gebelik seyrini etkilemesi bakımından uyku önemli bir faktördür. Bu çalışma gebelerde uyku bozukluklarının saptanması ve uyku sorunlarının yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Haziran-30 Temmuz 2014 tarihleri arasında Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılım kriterlerine uyan 267 gebe oluşturmuştur. Araştırmada; "Bireysel Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" olmak üzere üç ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin yaş ortalaması 27.5±4.9 olup yarıdan fazlasında uyku sorunu (%68.5) olduğu tespit edilmiştir. İleri yaş grubundakiler, primiparlar, gelir düzeyi düşük olanlar, obez olanlar, gebeliği boyunca 16 ve üzeri kilo alanlar, gebeliğin son trimesterinde bulunanlar ve sigara kullananların uyku kalitesinin daha kötü olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt bileşen puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 36.9±14.6, rol güçlüğü (fiziksel) 21.6±20.5, ağrı 33.8±18.5, genel sağlık 35.3±9.5, vitalite (enerji) 34.1±15.3, sosyal fonksiyon 34.6±14.7, rol güçlüğü (emosyonel) 25.3±20.0, mental sağlık 36.3±10.4 dür. Buna göre gebelerin yaşam kaliteleri ortalamanın altında olup, eğitim, aile tipi, gebelikte alınan kilo, gebelik haftası, sigara kullanımı ve uyku sorunu yaşama durumlarıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, gebelerin yaklaşık üçte ikisinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve gebeliğe bağlı pek çok faktörle ilişkili olduğu, dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Bu anlamda gebelerin yaşadığı uyku sorunlarını en kısa sürede azaltarak yaşam kalitelerini geliştirmek için ebe ve hemşireler başta olmak üzere tüm sağlık ekibine önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebe, uyku kalitesi, uyku sorunu, yaşam kalitesi.

GebelikGebelik komplikasyonlarıUyku+2
Dilek Çelikgöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci trimesterdeki gebelerde toxoplazma, sitomegalovirüs, rubella, HIV, Hepatit B/C prevelansı ve risk faktörleri

Birinci Trimesterdeki Gebelerde Toxoplazma, Sitomegolavirüs, Rubella, HIV, Hepatit B/C Prevelansı ve Risk Faktörleri Bu çalışma, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran ilk trimesterdeki gebelerde seropozitiflik oranları verisk faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Eylül-10 Aralık 2015 tarihleri arasında polikliniğe başvuran araştırmanınkriterlerine uyan 235 gebe oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde Shapiro Wilk's, Mann-Whitney U testi, Ki kare testi, Fisher's Exact Testi ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 28.2 ± 3.26 (18-42)'dır.Çalışmada toksoplazma IgG (%27.4) ve IgM (%0.9), rubella IgG (%92.8), sitomegolavirüs (CMV)IgG (%71.5), HBsAg (%38.3), Anti-HBs (%0.9), HCV (%0.4) seropozitiflikleri tespit edildi. AncakHIV seropozitifliği saptanmadı. Yaş ile birlikte toksoplazma IgG-IgM, rubella IgG, CMV IgG, HBs Ag, Anti-HBs ve HCV prevalansının arttığı saptandı(p<0.05).Toxo IgG seropozitifliği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sık görülmekteve gebelik sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktadır(p<0.05). Sağlık çalışanları arasında Anti-Hbs seropozitifliği daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin seroloji sonuçları ileailedeki birey sayısı, yaşadığı yer, bahçe-toprak işleri ile uğraşma, çiğ süt-kaymak, işlenmiş gıda tüketimi, ortak bardak-tabak kullanımı, manikür-pedikür öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05); eğitim, düşük-küretaj, evlilik sayısı, operasyon öyküsü, diş tedavisi, dövme/piercing, kan transfüzyonu, IV/IM enjeksiyon, evcil hayvan besleme ve az pişmiş et tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bu veriler antenatal takipte seropozitif taramasının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik,Seroprevalans, Teratojenik Enfeksiyonlar

GebelikHIVHepatit B+7
Handan Oral
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Jineonkolojik hastalarda kemoterapi sürecindeki meşguliyet terapisinin anksiyete ve depresyon üzerine etkisi

Araştırma Başkent Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Onkoloji Kemoterapi Ünitesi'nde jinekolojik kanser tedavisi gören bireylerin meşguliyet (uğraş) terapisi ile ilgilenme durumları ve bunun anksiyete-depresyon üzerine olan etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplanmıştır (n=200). Verilerin toplanmasında Anket Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis H Testi, Ki-Kare ve One-Way ANOVA testinden yararlanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 56.8 ± 10.5 olarak bulunmuştur. Çalışmada kemoterapi sürecinde hastaların sıklıkla dizi-sinema izleme (%51.3), hayal kurma (%32.7), müzik dinleme (%26.6), arkadaş-akraba ziyareti (%19.6), çiçek yetiştirme (%14) ve yürüyüş-egzersiz yaptıkları (%14) belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada hastaların %77'sinin uğraş terapi merkezini istediği belirlenmiştir. Yapılan analize göre hastaların %53'ünde anksiyete, %67.5'inde depresyon saptanmıştır. Kemoterapi sürecinde uğraş sayısı arttıkça hastaların anksiyete ve depresyon oranı azalmakta ve günlük yaşam aktivite skoru artmaktadır (p<0.05). Çalışmanın sonucunda uğraş durumunun kanser hastalarının hem psikolojilerini hem de bağımsızlık düzeylerini olumlu yönde etkilediği gösterilmiştir. Bu açıdan jinekolojik kanserli hastaların aktivite performanslarının değerlendirilerek bireylerin uğraş terapisine katılımının sağlanması ve bu konuyla ilgili ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler; jinekolojik kanser, meşguliyet terapisi, anksiyete

AnksiyeteAntineoplastik ajanlarBoş zamanları değerlendirme+5
Hatice Kübra Yurdakul
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci trimesterdeki gebelerde toxoplazma, sitomegalovirüs, rubella, HIV, Hepatit B/C prevelansı ve risk faktörleri

Birinci Trimesterdeki Gebelerde Toxoplazma, Sitomegolavirüs, Rubella, HIV, Hepatit B/C Prevelansı ve Risk Faktörleri Bu çalışma, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran ilk trimesterdeki gebelerde seropozitiflik oranları verisk faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Eylül-10 Aralık 2015 tarihleri arasında polikliniğe başvuran araştırmanınkriterlerine uyan 235 gebe oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde Shapiro Wilk's, Mann-Whitney U testi, Ki kare testi, Fisher's Exact Testi ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 28.2 ± 3.26 (18-42)'dır.Çalışmada toksoplazma IgG (%27.4) ve IgM (%0.9), rubella IgG (%92.8), sitomegolavirüs (CMV)IgG (%71.5), HBsAg (%38.3), Anti-HBs (%0.9), HCV (%0.4) seropozitiflikleri tespit edildi. AncakHIV seropozitifliği saptanmadı. Yaş ile birlikte toksoplazma IgG-IgM, rubella IgG, CMV IgG, HBs Ag, Anti-HBs ve HCV prevalansının arttığı saptandı(p<0.05).Toxo IgG seropozitifliği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sık görülmekteve gebelik sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktadır(p<0.05). Sağlık çalışanları arasında Anti-Hbs seropozitifliği daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin seroloji sonuçları ileailedeki birey sayısı, yaşadığı yer, bahçe-toprak işleri ile uğraşma, çiğ süt-kaymak, işlenmiş gıda tüketimi, ortak bardak-tabak kullanımı, manikür-pedikür öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05); eğitim, düşük-küretaj, evlilik sayısı, operasyon öyküsü, diş tedavisi, dövme/piercing, kan transfüzyonu, IV/IM enjeksiyon, evcil hayvan besleme ve az pişmiş et tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bu veriler antenatal takipte seropozitif taramasının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik,Seroprevalans, Teratojenik Enfeksiyonlar

GebelikHIVHepatit B+7
Handan Oral
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte uyku bozuluklarının yaşam kalitesine etkisi

Annelik gebelik ve doğumla başlayıp kadının yaşamı boyunca devam eden doğal bir olay olmasına rağmen fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu değişiklikler arasında günlük yaşam kalitesi ve gebelik seyrini etkilemesi bakımından uyku önemli bir faktördür. Bu çalışma gebelerde uyku bozukluklarının saptanması ve uyku sorunlarının yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Haziran-30 Temmuz 2014 tarihleri arasında Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılım kriterlerine uyan 267 gebe oluşturmuştur. Araştırmada; "Bireysel Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" olmak üzere üç ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin yaş ortalaması 27.5±4.9 olup yarıdan fazlasında uyku sorunu (%68.5) olduğu tespit edilmiştir. İleri yaş grubundakiler, primiparlar, gelir düzeyi düşük olanlar, obez olanlar, gebeliği boyunca 16 ve üzeri kilo alanlar, gebeliğin son trimesterinde bulunanlar ve sigara kullananların uyku kalitesinin daha kötü olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt bileşen puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 36.9±14.6, rol güçlüğü (fiziksel) 21.6±20.5, ağrı 33.8±18.5, genel sağlık 35.3±9.5, vitalite (enerji) 34.1±15.3, sosyal fonksiyon 34.6±14.7, rol güçlüğü (emosyonel) 25.3±20.0, mental sağlık 36.3±10.4 dür. Buna göre gebelerin yaşam kaliteleri ortalamanın altında olup, eğitim, aile tipi, gebelikte alınan kilo, gebelik haftası, sigara kullanımı ve uyku sorunu yaşama durumlarıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, gebelerin yaklaşık üçte ikisinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve gebeliğe bağlı pek çok faktörle ilişkili olduğu, dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Bu anlamda gebelerin yaşadığı uyku sorunlarını en kısa sürede azaltarak yaşam kalitelerini geliştirmek için ebe ve hemşireler başta olmak üzere tüm sağlık ekibine önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebe, uyku kalitesi, uyku sorunu, yaşam kalitesi.

GebelikGebelik komplikasyonlarıUyku+2
Dilek Çelikgöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin obstetrik becerilerinin geliştirilmesinde simülasyon modelinin etkisi

Bu çalışma, simülasyon modelinin (high-fıdelity) obstetrik becerilerinin geliştirilmesi üzerine etkisi ile ilgili hemşirelik öğrencilerin algıları, görüşleri ve önerilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırma, 1 Mayıs 2014 ve 30 Mayıs 2014 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ohio State Üniversitesi Hemşirelik Bölümü üçüncü sınıf öğrencileri üzerinde tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmada öğrencilerin %81.0'inin obstetrik becerilerin kazanılmasında simülasyon modelini önemli bulduğu, %90.5'inin doğum sürecinde gebe ile iletişimin, %90.5'inin ekip ile iletişimin önemini fark ettikleri saptanmıştır. Öğrencilerin %90.5'i debrifing oturumlarının yapılan girişimlerin etkinliğinin görülmesine katkı sağladığını, %81.0'i simülasyon modelinin uygulamada gerçek klinik ortamı yansıttığını ve %95.2'si oluşturulan bu çevrenin öğrenmeyi önemli oranda kolaylaştırdığını belirtmişlerdir. Ayrıca, öğrencilerin %85.7'sinin simülasyon modeli ile uygulama yapmaktan memnun olduğu ve %95.2'sinin obstetrik becerilerinin gelişiminde bu modeli önerdikleri saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuca göre; simülasyon, öğrencilerin öğrenme yaşantılarını olumlu yönde etkilemektedir. Öğrenciler bu modelin öz etkinlik, derin öğrenme seviyesi, mesleki becerileri, öz güven, problem çözme, iletişim ve takım çalışması üzerinde oldukça etkili olduğunu bildirmişlerdir. Simülasyon uygulaması, öğrencilere katkı sağladığından hemşirelik eğitiminde bir eğitim yöntemi olarak kullanılması ve yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, Simulator, Hemşirelik öğrencileri, Obstetrik beceri

BenzetimHemşirelerHemşirelik araştırmaları+5
Medine Ardıç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Jineonkolojik hastalarda kemoterapi sürecindeki meşguliyet terapisinin anksiyete ve depresyon üzerine etkisi

Araştırma Başkent Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Onkoloji Kemoterapi Ünitesi'nde jinekolojik kanser tedavisi gören bireylerin meşguliyet (uğraş) terapisi ile ilgilenme durumları ve bunun anksiyete-depresyon üzerine olan etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplanmıştır (n=200). Verilerin toplanmasında Anket Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis H Testi, Ki-Kare ve One-Way ANOVA testinden yararlanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 56.8 ± 10.5 olarak bulunmuştur. Çalışmada kemoterapi sürecinde hastaların sıklıkla dizi-sinema izleme (%51.3), hayal kurma (%32.7), müzik dinleme (%26.6), arkadaş-akraba ziyareti (%19.6), çiçek yetiştirme (%14) ve yürüyüş-egzersiz yaptıkları (%14) belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada hastaların %77'sinin uğraş terapi merkezini istediği belirlenmiştir. Yapılan analize göre hastaların %53'ünde anksiyete, %67.5'inde depresyon saptanmıştır. Kemoterapi sürecinde uğraş sayısı arttıkça hastaların anksiyete ve depresyon oranı azalmakta ve günlük yaşam aktivite skoru artmaktadır (p<0.05). Çalışmanın sonucunda uğraş durumunun kanser hastalarının hem psikolojilerini hem de bağımsızlık düzeylerini olumlu yönde etkilediği gösterilmiştir. Bu açıdan jinekolojik kanserli hastaların aktivite performanslarının değerlendirilerek bireylerin uğraş terapisine katılımının sağlanması ve bu konuyla ilgili ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler; jinekolojik kanser, meşguliyet terapisi, anksiyete

AnksiyeteAntineoplastik ajanlarBoş zamanları değerlendirme+5
Hatice Kübra Yurdakul
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

18 Yaş Üstü Kadınlarda Üriner İnkontinans Sıklığı, Tipi, Şiddeti, Risk Faktörleri ve Yaşam Kalitesine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışma 18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitelerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini oluşturan 150 kadın basit rasgele örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmanın sonuçları Kişisel Tanılama Formu ve İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 20 paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U Testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada kadınların üriner inkontinans prevelansının %86.7 olduğu ve %59.2 ile mikst tipin en yüksek oranda görüldüğü saptanmıştır. Yaş, gebelik sayısı, parite, beden kitle indeksi, menopoz, doğum şekli, prolapsus ve sigara kullanımının üriner inkontinans riskini artırdığı saptanmıştır (p<0.05). Kadınların yaklaşık yarısının bu sorunu uzun süredir, ped ve çamaşır değiştirecek düzeyde yaşadıkları ve her dört kişiden birinin bu durumdan olumsuz yönde etkilendikleri belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmada, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği genel ortalaması 56.7±23.28 (min:22, max:110) olarak bulunmuştur. Buna göre kadınların yaşam kalitesinin yeterince iyi olmadığı, inkonitans süresi, miktarı ve ped kullanımı arttıkça yaşam kalitesinin düştüğü belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınlar arasında üriner inkontinans sorunun yoğun olarak görüldüğü ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu nedenle hemşirelerin üriner inkontinans risk faktörlerini bilmeleri, korunma, erken tanı, tedavi ve bakım alma konularında kadınları yönlendirmeleri ve bilinçlendirmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Üriner İnkontinans, Risk Faktörleri, Yaşam Kalitesi

KadınlarRisk faktörleriYaşam kalitesi+1
Yeter Akkuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

18 Yaş Üstü Kadınlarda Üriner İnkontinans Sıklığı, Tipi, Şiddeti, Risk Faktörleri ve Yaşam Kalitesine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışma 18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitelerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini oluşturan 150 kadın basit rasgele örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmanın sonuçları Kişisel Tanılama Formu ve İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 20 paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U Testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada kadınların üriner inkontinans prevelansının %86.7 olduğu ve %59.2 ile mikst tipin en yüksek oranda görüldüğü saptanmıştır. Yaş, gebelik sayısı, parite, beden kitle indeksi, menopoz, doğum şekli, prolapsus ve sigara kullanımının üriner inkontinans riskini artırdığı saptanmıştır (p<0.05). Kadınların yaklaşık yarısının bu sorunu uzun süredir, ped ve çamaşır değiştirecek düzeyde yaşadıkları ve her dört kişiden birinin bu durumdan olumsuz yönde etkilendikleri belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmada, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği genel ortalaması 56.7±23.28 (min:22, max:110) olarak bulunmuştur. Buna göre kadınların yaşam kalitesinin yeterince iyi olmadığı, inkonitans süresi, miktarı ve ped kullanımı arttıkça yaşam kalitesinin düştüğü belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınlar arasında üriner inkontinans sorunun yoğun olarak görüldüğü ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu nedenle hemşirelerin üriner inkontinans risk faktörlerini bilmeleri, korunma, erken tanı, tedavi ve bakım alma konularında kadınları yönlendirmeleri ve bilinçlendirmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Üriner İnkontinans, Risk Faktörleri, Yaşam Kalitesi

KadınlarRisk faktörleriYaşam kalitesi+1
Yeter Akkuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

18 Yaş Üstü Kadınlarda Üriner İnkontinans Sıklığı, Tipi, Şiddeti, Risk Faktörleri ve Yaşam Kalitesine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışma 18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitelerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini oluşturan 150 kadın basit rasgele örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmanın sonuçları Kişisel Tanılama Formu ve İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 20 paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U Testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada kadınların üriner inkontinans prevelansının %86.7 olduğu ve %59.2 ile mikst tipin en yüksek oranda görüldüğü saptanmıştır. Yaş, gebelik sayısı, parite, beden kitle indeksi, menopoz, doğum şekli, prolapsus ve sigara kullanımının üriner inkontinans riskini artırdığı saptanmıştır (p<0.05). Kadınların yaklaşık yarısının bu sorunu uzun süredir, ped ve çamaşır değiştirecek düzeyde yaşadıkları ve her dört kişiden birinin bu durumdan olumsuz yönde etkilendikleri belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmada, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği genel ortalaması 56.7±23.28 (min:22, max:110) olarak bulunmuştur. Buna göre kadınların yaşam kalitesinin yeterince iyi olmadığı, inkonitans süresi, miktarı ve ped kullanımı arttıkça yaşam kalitesinin düştüğü belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınlar arasında üriner inkontinans sorunun yoğun olarak görüldüğü ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu nedenle hemşirelerin üriner inkontinans risk faktörlerini bilmeleri, korunma, erken tanı, tedavi ve bakım alma konularında kadınları yönlendirmeleri ve bilinçlendirmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Üriner İnkontinans, Risk Faktörleri, Yaşam Kalitesi

KadınlarRisk faktörleriYaşam kalitesi+1
Yeter Akkuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyodemografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisi

Araştırma Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyo-demografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplamıştır (N=297). Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında Gebe Tanılama Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi ve Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık incelenirken anlamlılık seviyesi olarak p<0.05 kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin %14.8'inde anksiyete (6.32±4.15), %28.6'sında depresyon (5.59±3.77) bulunmuştur. Yapılan analize göre, son trimesterde olanların, gebeliği planlı olmayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların anksiyete puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanında, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi düşük olanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların, gebelik ve çocuk bakımı ile ilgili yeterli bilgisi olmayanların, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin ve ruhsal hastalık öyküsü olanların depresyon puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak anksiyete ve depresyon açısından gebelerin risk altında olduğu ve birçok faktörden etkilendikleri saptanmıştır. Bu açıdan gebelerin zamanında tespit edilerek yakın takibe almanın ve gereken durumlarda tedavi amaçlı yönlendirmenin anne ve bebek sağlığı açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Gebelik, anksiyete, depresyon, psikolojik semptomlar, risk faktörleri

AnksiyeteBelirti ve semptomlarDepresyon+3
İlknur Demirhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyodemografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisi

Araştırma Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyo-demografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplamıştır (N=297). Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında Gebe Tanılama Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi ve Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık incelenirken anlamlılık seviyesi olarak p<0.05 kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin %14.8'inde anksiyete (6.32±4.15), %28.6'sında depresyon (5.59±3.77) bulunmuştur. Yapılan analize göre, son trimesterde olanların, gebeliği planlı olmayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların anksiyete puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanında, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi düşük olanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların, gebelik ve çocuk bakımı ile ilgili yeterli bilgisi olmayanların, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin ve ruhsal hastalık öyküsü olanların depresyon puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak anksiyete ve depresyon açısından gebelerin risk altında olduğu ve birçok faktörden etkilendikleri saptanmıştır. Bu açıdan gebelerin zamanında tespit edilerek yakın takibe almanın ve gereken durumlarda tedavi amaçlı yönlendirmenin anne ve bebek sağlığı açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Gebelik, anksiyete, depresyon, psikolojik semptomlar, risk faktörleri

AnksiyeteBelirti ve semptomlarDepresyon+3
İlknur Demirhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyodemografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisi

Araştırma Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran gebelerde görülen psikolojik semptomların sosyo-demografik ve obstetrik risk faktörleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplamıştır (N=297). Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin toplanmasında Gebe Tanılama Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi ve Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık incelenirken anlamlılık seviyesi olarak p<0.05 kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin %14.8'inde anksiyete (6.32±4.15), %28.6'sında depresyon (5.59±3.77) bulunmuştur. Yapılan analize göre, son trimesterde olanların, gebeliği planlı olmayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların anksiyete puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanında, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi düşük olanların, eş desteği ve evlilik uyumu iyi olmayanların, gebelik ve çocuk bakımı ile ilgili yeterli bilgisi olmayanların, doğuma ilişkin korku ya da kaygı yaşayanların, kendini anneliğe hazır hissetmeyenlerin ve ruhsal hastalık öyküsü olanların depresyon puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak anksiyete ve depresyon açısından gebelerin risk altında olduğu ve birçok faktörden etkilendikleri saptanmıştır. Bu açıdan gebelerin zamanında tespit edilerek yakın takibe almanın ve gereken durumlarda tedavi amaçlı yönlendirmenin anne ve bebek sağlığı açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; Gebelik, anksiyete, depresyon, psikolojik semptomlar, risk faktörleri

AnksiyeteBelirti ve semptomlarDepresyon+3
İlknur Demirhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Reprodüktif dönemdeki kadınların serviks kanseri taramasına yönelik sağlık inanışları ve etkileyen faktörler

Bu çalışma Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran reprodüktif dönemindeki kadınların serviks kanseri taramasına yönelik sağlık inanışları ve bunları etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Hedeflenen örnek hacmini hesaplamak için Basit Rastgele Örnekleme Formülü kullanılmıştır. Örneklem, madde bazında %95 güvenle en az 267 hesaplanmış ve 300 denekle çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın sonuçları, bireysel tanılama formu, serviks kanseri ve Pap smear testi sağlık inanç modeli ölçeği (SİMÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Normallik testi sonunda, gruplar arasında farklılık incelenirken ikili gruplarda normal dağılmayan değişkenlerde Mann Whitney U testi, ikiden fazla gruplarda ise normal dağılmayan değişkenlerde Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişki değerlendirilirken ise Ki-kare analizi kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık incelenirken p≤0.05 alınmıştır. Araştırma sonunda kadınların %75.0'inin Pap smear testini duyduğu, %48.7'sinin daha önce Pap smear testi yaptırdığı bulunmuştur. Pap smear yaptıran kadınların %51.4'ünün testi düzensiz aralıklarla yaptırdıkları bulunmuştur. Kadınların Pap smear testini büyük oranla (%51.7) sağlık personelinden duydukları belirlenmiştir. Kadınların Pap smear yaptırmama nedenleri arasında, herhangi bir şikayetinin olmaması (%28.3) ve testle ilgili yeterli bilgiye sahip olmama (%21.0) yer almıştır. Çalışmamızda kadınların serviks kanseri ve Pap smear testi SİMÖ alt boyutlarından aldıkları ölçek alt boyut puan ortalamalarının 7.7 ± 2.3 ile 33.5 ± 9.3 arasında değiştiği bulunmuştur. Kadınların SİMÖ alt boyut puan ortalamaları incelendiğinde yarar ve engel algılarının yüksek, duyarlılık ve sağlık motivasyonu algılarının düşük olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınların özellikle üreme sağlığı/cinsel sağlık ile ilgili tarama testlerini yaptırmama nedenleri ve sağlık inançlarının değerlendirildiği araştırmalara ağırlık verilmesi, sağlık kurumlarında kadınları erken tanıya yönlendirecek ortamların oluşturulması, beklenen koruyucu sağlık davranışlarını gerçekleştirmeyi engelleyen algıların belirlenerek azaltılması yönünde girişimlerin yapılması önerilmiştir. Anahtar sözcükler; Bilgi düzeyi, reprodüktif dönem, risk faktörleri, serviks kanseri, sağlık inanışları, sağlık inanç modeli.

BilgiNeoplazmlarRisk faktörleri+3
Gökçe Banu Acar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Reprodüktif dönemdeki kadınların serviks kanseri taramasına yönelik sağlık inanışları ve etkileyen faktörler

Bu çalışma Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran reprodüktif dönemindeki kadınların serviks kanseri taramasına yönelik sağlık inanışları ve bunları etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Hedeflenen örnek hacmini hesaplamak için Basit Rastgele Örnekleme Formülü kullanılmıştır. Örneklem, madde bazında %95 güvenle en az 267 hesaplanmış ve 300 denekle çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın sonuçları, bireysel tanılama formu, serviks kanseri ve Pap smear testi sağlık inanç modeli ölçeği (SİMÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Normallik testi sonunda, gruplar arasında farklılık incelenirken ikili gruplarda normal dağılmayan değişkenlerde Mann Whitney U testi, ikiden fazla gruplarda ise normal dağılmayan değişkenlerde Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişki değerlendirilirken ise Ki-kare analizi kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık incelenirken p≤0.05 alınmıştır. Araştırma sonunda kadınların %75.0'inin Pap smear testini duyduğu, %48.7'sinin daha önce Pap smear testi yaptırdığı bulunmuştur. Pap smear yaptıran kadınların %51.4'ünün testi düzensiz aralıklarla yaptırdıkları bulunmuştur. Kadınların Pap smear testini büyük oranla (%51.7) sağlık personelinden duydukları belirlenmiştir. Kadınların Pap smear yaptırmama nedenleri arasında, herhangi bir şikayetinin olmaması (%28.3) ve testle ilgili yeterli bilgiye sahip olmama (%21.0) yer almıştır. Çalışmamızda kadınların serviks kanseri ve Pap smear testi SİMÖ alt boyutlarından aldıkları ölçek alt boyut puan ortalamalarının 7.7 ± 2.3 ile 33.5 ± 9.3 arasında değiştiği bulunmuştur. Kadınların SİMÖ alt boyut puan ortalamaları incelendiğinde yarar ve engel algılarının yüksek, duyarlılık ve sağlık motivasyonu algılarının düşük olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınların özellikle üreme sağlığı/cinsel sağlık ile ilgili tarama testlerini yaptırmama nedenleri ve sağlık inançlarının değerlendirildiği araştırmalara ağırlık verilmesi, sağlık kurumlarında kadınları erken tanıya yönlendirecek ortamların oluşturulması, beklenen koruyucu sağlık davranışlarını gerçekleştirmeyi engelleyen algıların belirlenerek azaltılması yönünde girişimlerin yapılması önerilmiştir. Anahtar sözcükler; Bilgi düzeyi, reprodüktif dönem, risk faktörleri, serviks kanseri, sağlık inanışları, sağlık inanç modeli.

BilgiNeoplazmlarRisk faktörleri+3
Gökçe Banu Acar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Reprodüktif dönemdeki kadınların serviks kanseri taramasına yönelik sağlık inanışları ve etkileyen faktörler

Bu çalışma Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran reprodüktif dönemindeki kadınların serviks kanseri taramasına yönelik sağlık inanışları ve bunları etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Hedeflenen örnek hacmini hesaplamak için Basit Rastgele Örnekleme Formülü kullanılmıştır. Örneklem, madde bazında %95 güvenle en az 267 hesaplanmış ve 300 denekle çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın sonuçları, bireysel tanılama formu, serviks kanseri ve Pap smear testi sağlık inanç modeli ölçeği (SİMÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Normallik testi sonunda, gruplar arasında farklılık incelenirken ikili gruplarda normal dağılmayan değişkenlerde Mann Whitney U testi, ikiden fazla gruplarda ise normal dağılmayan değişkenlerde Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenler arasındaki ilişki değerlendirilirken ise Ki-kare analizi kullanılmıştır. Gruplar arası farklılık incelenirken p≤0.05 alınmıştır. Araştırma sonunda kadınların %75.0'inin Pap smear testini duyduğu, %48.7'sinin daha önce Pap smear testi yaptırdığı bulunmuştur. Pap smear yaptıran kadınların %51.4'ünün testi düzensiz aralıklarla yaptırdıkları bulunmuştur. Kadınların Pap smear testini büyük oranla (%51.7) sağlık personelinden duydukları belirlenmiştir. Kadınların Pap smear yaptırmama nedenleri arasında, herhangi bir şikayetinin olmaması (%28.3) ve testle ilgili yeterli bilgiye sahip olmama (%21.0) yer almıştır. Çalışmamızda kadınların serviks kanseri ve Pap smear testi SİMÖ alt boyutlarından aldıkları ölçek alt boyut puan ortalamalarının 7.7 ± 2.3 ile 33.5 ± 9.3 arasında değiştiği bulunmuştur. Kadınların SİMÖ alt boyut puan ortalamaları incelendiğinde yarar ve engel algılarının yüksek, duyarlılık ve sağlık motivasyonu algılarının düşük olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınların özellikle üreme sağlığı/cinsel sağlık ile ilgili tarama testlerini yaptırmama nedenleri ve sağlık inançlarının değerlendirildiği araştırmalara ağırlık verilmesi, sağlık kurumlarında kadınları erken tanıya yönlendirecek ortamların oluşturulması, beklenen koruyucu sağlık davranışlarını gerçekleştirmeyi engelleyen algıların belirlenerek azaltılması yönünde girişimlerin yapılması önerilmiştir. Anahtar sözcükler; Bilgi düzeyi, reprodüktif dönem, risk faktörleri, serviks kanseri, sağlık inanışları, sağlık inanç modeli.

BilgiNeoplazmlarRisk faktörleri+3
Gökçe Banu Acar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2014
00

Other supervisors