Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Sapancı
21 theses · Düzce University, İstanbul Kent University
COVID-19'dan kaçınma tutumu ile sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolü
Bu araştırmada Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolünün incelemesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen, 251 kadın (%67.1) ve 123 erkek (%32.9) olmak üzere toplam 374 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Covid-19'dan Kaçınma Tutumları Ölçeği, Kısa Sosyal Fobi Ölçeği, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler 2021 yılının Aralık ayı ile 2022 yılının Şubat ayı arasında internet üzerinden çevrimiçi olarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS.25 paket programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan ölçeklerden elde edilen puanların demografik değişkene göre farklılaşma durumu incelenirken 2'li Gruplarda Bağımsız Gruplar t Testi, değişkenler arası ilişkiler analiz edilirken Pearson Korelasyon Analizi, aracılık etkisinin test edilmesinde ise Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizlerde Bootstrap yöntemiyle 5000 yeniden örneklem seçeneği kullanılmıştır. Analizler sonucunda Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkenine göre Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi değişkenleri ile arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olduğu ancak teknoloji bağımlılığı değişkeni ile arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi değişkenleri, Covid-19'dan kaçınma tutumu ve teknoloji bağımlılığı değişkenleri, teknoloji bağımlılığı ve sosyal fobi değişkenleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları uygun örnekleme yöntemi ile belirlenenen 322 (%65.2) kadın ve 172(%34.8) erkek olmak üzere toplam 494 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu, Kısa Semptom Envanteri ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Mükemmeliyetçilik değişkeninde; medeni durum ve yaşa göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat cinsiyet ve eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Duygu düzenleme güçlüğü değişkeninde; cinsiyet, yaş, medeni durum arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Psikolojik belirtiler değişkeninde; cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim düzeyi arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; mükemmeliyetçilik ile duygu düzenleme güçlüğü değişkenleri, mükemmeliyetçilik ile psikolojik belirtiler değişkenleri, psikolojik belirtiler ile duygu düzenleme güçlüğü değişkenleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
COVID-19 salgını sürecinde bireylerin ölüm kaygısı, yaşamda anlam düzeyleri, Covıd-19 korkusu ve umutsuzluk düzeylerinin HIV+ tanısı alma durumlarına göre karşılaştırılması
Bu çalışmada HIV tanısı alan ve almayan bireylerin COVID-19 salgını sürecinde ölüm kaygısı, yaşamda anlam düzeyleri, COVID-19 korkusu ve umutsuzluk düzeylerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma modellerinden ilişkisel taramaya dayalı nedensel-karşılaştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında bireylerin ölüm kaygısı düzeyini ölçmek amacıyla Türkçe Ölüm Kaygısı Ölçeği, yaşamda anlam düzeylerini ölçmek amacıyla Yaşamda Anlam Ölçeği, COVID-19 salgınına ilişkin yaşadıkları korkuyu ölçmek amacıyla COVID-19 Korkusu Ölçeği, umutsuzluk düzeylerini ölçmek amacıyla Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler iki gruptan ayrı ayrı anket aracılığıyla gönüllülük esas alınarak toplanmıştır. HIV tanısı almayan 79 kişiye ve HIV tanısı alan 70 hastadan toplam 149 kişiden veriler toplanmıştır. Veriler SPSS 22 programı ile analiz edilmiş olup normalliğin değerlendirilmesinde çarpıklık ve basıklık katsayıları dikkate alınmıştır. Araştırma kapsamında normal dağılım gösteren veriler için karşılaştırmalı testlerden Bağımsız Örneklem T-Testi ve One Way ANOVA testi kullanılmış olup normal dağılım göstermeyen veriler içinse Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada ölüm kaygısı, yaşamda anlam düzeyi, COVID-19 korkusu ve umutsuzluk arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi ve yaşamda anlamın, COVID-19 korkusunun ve umutsuzluk düzeyinin ölüm kaygısını yordama düzeyini incelemek amacıyla Çoklu Doğrusal Regresyon analizi yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda HIV tanısı alan ve almayan bireylerin ölüm kaygısı, ölüm kaygısının alt boyutları, yaşamda anlam düzeyleri, yaşamda anlamın alt boyutları, COVID-19 korku düzeyleri ve umutsuzluğun gelecek beklentisi ve umut alt boyutları istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır (p>.05). Ancak bireylerin umutsuzluk düzeyleri ve umutsuzluğun alt boyutu olan motivasyon kaybı düzeyleri HIV tanısı alıp almamalarına göre istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır (p<.05). HIV tanısı alan bireylerin almayan bireylere göre daha düşük düzeyde umutsuzluk yaşadıkları ve umutsuzluğun alt boyutu olan motivasyon kaybı düzeyine sahip oldukları tespit edilmiştir. Gelecek araştırmalarda araştırmacıların HIV+ olan bireylerin sağlık durumlarını nasıl değerlendirdiklerine yönelik bilgi alınması ve yapılacak çalışmaların bu bilgilerle birlikte ele alınması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: HIV+, Ölüm Kaygısı, Yaşamda Anlam, COVID-19 Korkusu, Umutsuzluk
Yetişkin bireylerde ilişki istikrarının yordanmasında duygusal zeka ve erken dönem uyumsuz şemaların rolü
Bu araştırmada yetişkin bireylerde ilişki istikrarının yordanmasında duygusal zeka ve erken dönem uyumsuz şemaların rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 201 kadın (%77.6) ve 58 erkek (%22.4) olmak üzere toplam 259 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, İlişki İstikrarı Ölçeği, Duygusal Zekâ Ölçeği ve Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ- KF 3) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında katılımcıların cinsiyetlerine göre ilişki doyumu, ilişki yatırımı, bağlanım boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İlişki süresine göre ilişki doyumu, bağlanım ve seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeylerinde de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, ilişki yatırımı boyutunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Son olarak katılımcıların yaş gruplarına göre ilişki doyumu düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu farkın kaynağını belirlemek için yapılan Post-Hoc Scheffe Testi sonucuna göre 18-28 yaş arasındaki bireylerin ilişki doyumu ortalamaları 29-38 yaş grubundaki bireylere göre daha yüksektir. İlişki süresine göre ilişki istikrarı incelendiğinde ise alt boyutlardan yalnızca ilişki yatırımı arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Bu farklılığın kaynağı araştırıldığında ise ilişki süresi 6 yıl ve üzeri olan grubun ilişki süresi 1-5 yıl olan gruba göre daha yüksek anlamlı ortalamaya, 1-5 yıl olan grubun ise 1 yıldan daha az ilişki süresi olan gruba göre daha yüksek ve anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlişki doyumunu en fazla duygusal zekânın iyimserlik boyutunun yordadığı; onu sırayla erken dönem uyumsuz şemalardan duygusal yoksunluk, başarısızlık ve duyguları ifade etmenin izlediği, diğer bağımsız değişkenlerin yordayıcı etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Duygusal zekâ, erken dönem uyumsuz şemaları, ilişki istikrarı, romantik ilişki, yetişkin.
Yaşam doyumunun yordanmasında minnettarlık, duygusal zeka ve algılanan sosyal desteğin rolü
Bu araştırmada yetişkin bireylerde yaşam doyumunun yordanmasında minnettarlık, duygusal zeka ve algılanan sosyal desteğin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 301 kadın (%69.5) ve 132 erkek (%30.5) olmak üzere toplam 433 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği, Minnettarlık Ölçeği, Duygusal Zeka Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında katılımcıların öğrenim düzeyi ve çalışma düzeyine göre yaşam doyumunda arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İlişki durumuna göre, evli olan bireylerin yaşam doyumu ortalamasının ilişkisi olmayan grubun ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Algılanan ekonomik duruma göre, ekonomik durumu iyi olan grubun ekonomik durumu kötü ve orta olan grubun ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yapılan regresyon analizinde değişkenler arasında çoklu doğrusallık (multicollinearity) olduğu tespit edilerek duygusal zeka değişkeni analizden çıkarılmıştır. Minnettarlık ve algılanan sosyal destek yaşam doyumundaki varyansın yaklaşık %40'ını açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bağımsız değişkenlerin göreli önem sırasını incelemek amacıyla standartlaştırılmış regresyon katsayılarına bakıldığında, yaşam doyumunu en fazla minnettarlık düzeyinin yordadığı; onu sırasıyla aile desteğinin izlediği görülmektedir. Arkadaş desteği ve özel insan desteğinin modele katkısının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Orta ve ileri yetişkinlik dönemindeki bireylerde kaygı ve depresyonun yordanmasında bilinçli farkındalık, öz anlayış ve psikolojik sağlamlığın rolü
Bu araştırmada orta ve ileri yetişkinlik dönemindeki bireylerde depresyon ve kaygının yordanmasında bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve öz anlayışın rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcılar uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 40 ile 92 yaş arası 191 (%54.9) kadın ve 157(%45.1) erkek toplam 348 kişidir. Veri toplama aracı olarak Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Öz-Anlayış Ölçeği (ÖZAN), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Connor -Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CDPSÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların normalin üstünde depresyona sahip olduğu bulunmuştur. Cinsiyete göre kadınların kaygı düzeyi erkeklere göre daha yüksekken öz anlayış, bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve depresyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. İlişki durumuna göre evli olanların evli olmayanlara göre bilinçli farkındalık, öz anlayış düzeyleri daha yüksekken, depresyon ve kaygı düzeyleri daha düşüktür. Çalışma durumuna göre bilinçli farkındalık, öz anlayış ve psikolojik sağlamlık düzeyinde anlamlı bir fark yoktur. Çalışmayanların çalışanlara göre istatistiksel olarak kaygı ve depresyon düzeyi daha yüksek, psikolojik sağlamlık düzeyi daha düşüktür. Eğitim durumuna göre bilinçli farkındalık ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde anlamlı farklılık yoktur. Lise mezunlarının öz anlayış düzeyi ilkokul ve altı eğitim düzeyine göre; ilkokul ve altı eğitim düzeyinin kaygı düzeyi üniversite mezunlarına göre; ilkokul ve altı eğitim düzeyinin depresyon düzeyi lise ve üniversite mezunlarına göre daha yüksektir. Yaş ile bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık, öz anlayış ve kaygı arasında anlamlı ilişki yokken yaş ile depresyon arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki vardır. Bilinçli farkındalık ile psikolojik sağlamlık ve öz anlayış arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki varken depresyon ve kaygı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır. Psikolojik sağlamlık ile öz anlayış arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki varken depresyon ve kaygı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır. Öz anlayış ile depresyon ve kaygı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır. Depresyon ve kaygı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki vardır. Bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve öz anlayış kaygıdaki varyansın yaklaşık %23'ünü açıklamaktadır. Bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve öz anlayış depresyondaki varyansın yaklaşık %32'sini açıklamaktadır.
Ebeveynlerin bağlanma stilleri ve empati becerilerinin 5-7 yaş aralığındaki çocukların duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisi
Bu araştırma, ebeveynlerin bağlanma stilleri ve empati becerilerinin, 5-7 yaş aralığındaki çocukların duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma desenlerinden yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını, kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 266 ebeveyn ve çocukları oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Temel Empati Ölçeği, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar t Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Analizler SPSS 26 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda, ebeveynlerin güvenli bağlanma ve kaçınan bağlanma stilleri ile empati becerileri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Kaygılı bağlanma ile bilişsel empati arasında anlamlı bir ilişki tespit edilirken, duygusal empati ile kaygılı bağlanma arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ebeveynlerin bağlanma stilleri ile çocukların duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Duygu düzenlemenin alt boyutu olan olumsuzluk değişkeni ile güvenli ve kaygılı bağlanma arasında anlamli bir ilişki tespit edilirken kaçınan bağlanma ile arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ebeveynlerin empati becerileri ile çocukların duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Olumsuzluk ile bilişsel empati arasında anlamlı bir ilişki tespit edilirken duygusal empati ile arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Cinsiyet gruplarına ve okul kademesi göre çocukların duygu düzenleme becerileri gruplar arasında anlamlı farklılık göstermektedir. Ancak olumsuzluk değişkeni açısından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilememiştir. Ebeveynlerin bağlanma stilleri empati becerilerini anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Ebeveynlerin bağlanma stilleri ve empati becerileri, olumsuzluk değişkenini anlamlı olarak yordamamaktadır. Son olarak, ebeveynlerin güvenli bağlanma stilleri ve bilişsel empati becerisi, çocukların duygu düzenleme becerilerini anlamlı bir şekilde yordamaktadır.
Lise öğrencilerinde algılanan sosyal destek ve psikolojik stres arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracılık rolü
Bu araştırmada sosyal destek, psikolojik stres ve bilinçli farkındalık arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 262 (%59.4) kadın ve 179 (%40.6) erkek olmak üzere toplam 441 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Çok Yönlü Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Gözden Geçirilmiş Stresle Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği Ergen Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda sosyal destek ve psikolojik stres arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın kısmi aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Sosyal destek değişkeninde; cinsiyet, gelir düzeyi ve lise türüne göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat anne baba eğitim durumu ve yaşanılan ortama göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Psikolojik stres değişkeninde; cinsiyet ve lise türüne göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat anne baba eğitim durumu, gelir düzeyi ve yaşanılan ortama göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Bilinçli farkındalık değişkeninde; cinsiyet ve yaşanılan ortama göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat anne baba eğitim durumu, gelir düzeyi ve lise türüne göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; sosyal destek ile psikolojik stres değişkenleri ve sosyal destek ile bilinçli farkındalık değişkenleri arasında negatif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Psikolojik stres ile bilinçli farkındalık değişkenleri arasında ise pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Travma sonrası büyümenin yordanmasında öz şefkat, algılanan sosyal destek ve umudun rolü
Bu araştırmada travma sonrası büyümenin yordanmasında öz şefkat, algılanan sosyal destek ve umudun rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinin bir alt türü olan ilişkisel taramaya dayanan yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenen depreme doğrudan ya da dolaylı maruz kalmış 398 kadın (%81.2) ve 92 erkek (%18.8) olmak üzere toplam 490 yetişkin oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Travma Sonrası Büyüme Ölçeği, Öz Anlayış Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Sürekli Umut Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelenmiş ve yapılan bağımsız gruplar t testi analizlerinin sonuçlarına göre katılımcıların cinsiyetine, medeni durumuna, daha önce psikolojik yardım alma durumuna ve depreme maruz kalma durumuna göre travma sonrası büyüme puan ortalamalarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Bu tez çalışmasında yapılan tek yönlü varyans analizi sonucuna göre ise öğrenim düzeyine göre travma sonrası büyüme puan ortalamalarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Bu tez çalışmasında yapılan çoklu doğrusal regresyon analizine göre öz şefkat, algılanan sosyal destek ve umudun travma sonrası büyümedeki varyansın % 6'sını açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Travma sonrası büyümeyi en fazla umut düzeyinin yordadığı; ikinci olarak algılanan sosyal destek düzeyinin yordadığı ve öz şefkat düzeyinin ise modele olan katkısının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
10. sınıf rehberlik programı kazanımlarına ulaşma düzeylerine ilişkin öğrenci görüşleri
Araştırmada 10. sınıf rehberlik programı kazanımlarına ulaşma düzeylerine ilişkin öğrenci görüşlerini belirlemek amaçlanmıştır. Öğrencilerin görüşleri cinsiyet, okul türü, yerleşim yeri, anne ve babanın eğitim durumları değişkenleri çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmada tarama modeli benimsenmiştir. Öğrenci görüşlerini belirlemek amacıyla bir anket geliştirilmiştir. Anket 51 maddeden oluşan beşli likert tipi bir ankettir. Ayrıca kişisel bilgileri elde etmek için demografik bilgileri içeren anket-1 ve 10. sınıf rehberlik programının kazanımlarına ilişkin öğrenci görüşlerini içeren anket-2 formu uygulanmıştır. Araştırma Düzce il merkezinde bulunan dokuz farklı ortaöğretim okulunda öğrenim gören 573 10. sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin 10. sınıf öğrencilerinin rehberlik programı kazanımlarına genel olarak ulaştıkları görülmektedir. Cinsiyet değişkenine göre 38 madde de 10. sınıf öğrencilerinin rehberlik programı kazanımlarına ulaşma noktasında anlamlı bir farkın oluştuğu ve anlamlı farkın tamamının kızlar lehine oluştuğu görülmektedir. 10. sınıf öğrencilerinin rehberlik programı kazanımlarına ulaşma noktasında okul türü değişkenine göre fen lisesinde öğrenim gören öğrenciler lehine anlamlı bir farklılık oluştuğu görülmektedir. Yerleşim yeri değişkenine göre sadece iki maddede anlamlı bir farkın oluştuğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre baba eğitim durumu, anne eğitim durumuna göre 10. sınıf rehberlik programının kazanımlarına ilişkin öğrenci görüşlerini daha fazla etkilediği görülmektedir.
Ortaokul matematik öğretmenlerinin eleştirel düşünme eğilim ve uygulama algıları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı ortaokul matematik öğretmenlerinin eleştirel düşünme eğilimleri ile eleştirel düşünme öğretimi uygulamaları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırmanın örneklemini Düzce, Karabük, Çorum ve Kastamonu illerinde görev yapan 852 ortaokul matematik öğretmeni arasından, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örneklem tekniği ile seçilen 381 ortaokul matematik öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Eleştirel Düşünme Eğilim Ölçeği ve Eleştirel Düşünme Öğretimi Uygulama Düzeyi Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları araştırma örneklemine 2019-2020 eğitim öğretim yılının 1.döneminde uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.00 paket programında analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin eleştirel düşünme eğilim düzeyleri ile eleştirel düşünme öğretimi uygulama düzeyleri arasında pozitif anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre matematik öğretmenlerinin eleştirel düşünme eğilimlerinin çok yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin eleştirel düşünme eğilimlerinde cinsiyet, okulun bulunduğu yerleşim yeri, mesleğini isteyerek seçip seçmeme ve mesleğinden memnun olma değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunamamış ancak kıdem ve eğitim alma değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Öğretmenlerin eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarının çok yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarında yerleşim yeri ve memnuniyet değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunamamış ancak cinsiyet, kıdem, gönüllülük ve eğitim alma değişkenlerine göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Çalışmada son olarak öğretmenlerin eleştirel düşünme eğilim ölçeğinin alt boyutları olan üstbiliş, esneklik, sistematiklik, azim sabır ve açık fikirlilik puanlarının eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarını yordama gücü araştırılmıştır. Üstbiliş, azim sabır ve açık fikirlilik değişkenleri eleştirel düşünme öğretimi uygulamalarının anlamlı yordayıcıları olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ortaokul matematik öğretmenlerinin yansıtıcı düşünme eğilimleri ile yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın temel amacı ortaokul matematik öğretmenlerinin yansıtıcı düşünme eğilimlerinin yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeylerini ne derecede yordadığını tespit etmektir. Araştırma Düzce, Karabük, Kastamonu ve Çorum illerinde görev yapan, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme tekniği ile seçilen 442 ortaokul matematik öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında katılımcılara veri toplama sürecinde Yansıtıcı Düşünme Eğilim Ölçeği ve Yapılandırmacı Öğrenme Ortamı Ölçeği uygulanmıştır. İlişkisel tarama modeline uygun şekilde gerçekleştirilen çalışmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programında analiz edilmiştir. Verilerin analizi için Bağımsız Gruplar T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin yansıtıcı düşünme eğilimlerinin çok yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırmada öğretmenlerin yansıtıcı düşünme eğilimlerinde kıdem, yerleşim yeri, gönüllülük ve memnuniyet değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Öğretmenlerin yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturmalarının yüksek düzeyde olduğu ancak kavramsal çelişkiler alt boyutunda orta düzeyde olduğu görülmüştür. Yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeylerinde gönüllülük ve memnuniyet değişkenlerine göre anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Yansıtıcı düşünme eğilimleri ile yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişki elde edilmiştir. Sürekli ve amaçlı düşünme, öngörülü ve içten olma, açık fikirlilik ve araştırmacı eğilimlerinin matematik öğretmenlerin yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeylerinin anlamlı yordayıcıları olduğu tespit edilmiştir. Yansıtıcı düşünme bağımsız değişkenleri, yapılandırmacı öğrenme ortamı oluşturma düzeyindeki toplam varyansın %37'sini açıklamaktadır.
Öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ruminatif düşünce biçiminin aracı rolü
Bu çalışmanın amacı öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ruminatif düşünce biçiminin aracı rolünü incelemektir. Çalışma, yaşları 18-65 arasında değişen 353 kadın ve 118 erkek olmak üzere toplam 471 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeline uygun olarak incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak Öz-duyarlık Ölçeği, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Çoklu Regresyon Analizi ve Sobel Testi kullanılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular, öz-duyarlık puanlarının psikolojik belirti puanları ve ruminatif düşünce biçimi puanları ile negatif yönde anlamlı ilişkili olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda, ruminatif düşünce biçimi puanları ve psikolojik belirti puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkinin olduğu görülmüştür. Regresyon analizleri sonucunda, ruminatif düşünce biçiminin öz-duyarlık ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide kısmi aracı rol üstlendiği tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.
Evli olmayan bireylerin evlilik kaygısı ile evliliğe yükledikleri anlam ve evlilik beklentileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, evli olmayan bireylerin evlilik kaygısı ile evliliğe yükledikleri anlam ve evlilik beklentileri arasındaki ilişkinin incelemesi amaçlanmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeliyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 18-25 yaşları arasında değişen 322 kadın ve 132 erkek olmak üzere toplam 454 katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırmada evli olmayan bireylerin evlilik kaygısı düzeylerini belirlemek için Çelik ve Erkilet (2019) tarafından geliştirilen Evlilik Kaygısı Ölçeği (EKÖ), evliliğe yükledikleri pozitif-negatif anlam düzeylerini belirlemek için Özabacı, Körük ve Kara (2018) tarafından geliştirilen Evliliğe Yüklenen Anlam Ölçeği(EYAÖ), evlilik beklentisi düzeyleri için Jones ve Nelson(1996) tarafından geliştirilen Öz Soysal ve arkadaşları (2016) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Evlilik Beklentisi Ölçeği(EBÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. Veri toplama araçları, katılımcılara çevrimiçi yolla ulaştırılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler üzerine Bağımsız Gruplar t-testi, Pearson Korelasyon ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizleri yürütülmüştür. Verilerin analizi, SPSS (25) paket programı ile yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, katılımcıların evlilik kaygısı puanları, evlilik beklentisi puanları ve evliliğe yükledikleri pozitif-negatif anlam puanlarının birbirleri ile anlamlı ilişkili olduğunu göstermiştir. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizinin bulgularına göre evlilik beklentisi ve evliliğe yüklenen anlam, evlilik kaygısının %27.7'sini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak araştırmanın sonuçları ilgili alanyazın doğrultusunda tartışılmış, ilerideki araştırmacılar için önerilerde bulunulmuştur.
Evli kadınların cinsel benlik şemaları ile cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı evli kadınların cinsel benlik şemaları ile cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma, yaşları 18-50 arasında değişen 394 evli kadın katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeline uygun olarak incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak Cinsel Benlik Şema Ölçeği, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Korelasyon Analizi ve Hiyerarşik Çoklu Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda Cinsel Benlik Şeması toplam puanı ile Kadın Cinsel İşlev toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca yapılan regresyon analizleri sonucunda, Cinsel Benlik Şeması Ölçeği ile tespit edilen cinsel benlik algılarının Kadınların Cinsel İşlevlerinin yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmadan elde edilen bulgular, çalışmanın sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.
Algılanan sosyal destek ve yaşam amacının travma sonrası büyüme ile ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, algılanan sosyal destek ve yaşam amacının travma sonrası büyüme ile ilişkisi araştırılmıştır. Bu bağlamda araştırmaya katılan kurum bakımı deneyimi olan bireylerin cinsiyetleri, yaşları, eğitim durumları, gelir düzeyleri, kurum bakımından yararlanma süreleri ve kurum bakımından ayrılma nedenlerinin algıladıkları sosyal destek, yaşam amacı ve travma sonrası büyüme düzeyleri ile arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmaya yaşları 18 ile 43 arasında değişen 46 erkek 58 kadın olmak üzere toplam 104 kişi katılmıştır. Araştırmada Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Yaşam Amaçları Ölçeği ve Travma Sonrası Büyüme Ölçeği kullanılmıştır. Yapılan korelasyon ve regresyon analizleri sonucunda, yaşam amacının travma sonrası büyümeyi etkilediği görülmüştür. Algılanan sosyal destek ile travma sonrası büyüme arasında ise ilişki bulunmamıştır. Katılımcılarının cinsiyetleri ve medeni durumları ile travma sonrası büyüme arasında ilişki olduğu görülmüştür. Cinsiyet değişkeni açısından bakıldığında kadın katılımcılarda travma sonrası büyümenin erkek katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmüştür. Medeni durum değişkeni açısından evli bireylerde travma sonrası büyümenin bekar bireylere göre daha fazla görüldüğü sonucu elde edilmiştir.
Yaygın anksiyete semptomlarının yordanmasında üstbiliş, bilinçli farkındalık ve psikolojik esnekliğin rolü
Bu araştırmanın amacı, üstbiliş, bilinçli farkındalık ve psikolojik esnekliğin yaygın anksiyete semptomlarını yordama düzeyini incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden biri olan ilişkisel taramaya dayalı yordayıcı korelasyon yöntemi ile yapılmıştır. Seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya 18-65 yaş arası 634 kişi katılmış; "Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜST-30), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Kabul ve Eylem Formu-2 (KEF-2) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği (YAB-7)" uygulanmıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgular, üstbiliş, bilinçli farkındalık ve psikolojik esnekliğin yaygın anksiyete semptomları ile ilişkili olduğunu ve birlikte yaygın anksiyete semptomlarının % 49.9'unu yordadığını göstermiştir. Araştırma sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve ileride yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Bilinçli farkındalık ile ruh sağlığı ilişkisinde üst bilişler ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün rolü
Bu çalışmanın amacı bilinçli farkındalık ve psikopatoloji göstergeleri olan depresyon ve kaygı arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlük ve üst bilişlerin aracılık rolünü ortaya koymaktır. Çalışma, yaşları 18 ile 57 arasında değişen 103'ü erkek ve 137'si kadın olmak üzere 240 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) metoduyla test edilen bu çalışmada Üst Bilişler Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Modelin test edilebilmesi için iki aşamalı yaklaşım kullanılmıştır. Değişkenlerin ölçülmesinde kullanılan ölçme araçları test edildikten sonra modeldeki yapılar arası ilişkiler araştırılmıştır. Ölçme modeli, doğrulayıcı faktör analizine tabi tutularak, uyum iyiliği değerleri elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında, bilinçli farkındalık değişkeni ile ruh sağlığı arasındaki ilişkinin sadece üst-bilişler tarafından sağlandığı, bu süreçte belirsizliğe tahammülsüzlüğün herhangi bir rolünün olmadığı anlaşılmıştır. Araştırmada elde edilen önemli bulgulardan birisi de bilinçli farkındalık ile belirsizliğe tahammülsüzlük arasındaki ilişkinin de üst-bilişler tarafından aracılık edildiğidir Araştırma sonuçları literatür çalışması ile desteklenerek, gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin algıladıkları anne baba tutumları ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkide otomatik düşüncelerin aracılık rolü
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin algıladıkları anne baba tutumları ile duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının ve bu ilişkide otomatik düşüncelerinin aracılık rolünün olup olmadığının incelenmesidir. Çalışma, İstanbul ilinde faaliyet gösteren devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenimlerine devam eden 450 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. İlişkisel tarama modelinde yapılan çalışmada verilerin toplanması için kişisel bilgiler formu, "Ana-Baba Tutum Ölçeği", "Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği" ve "Otomatik Düşünceler Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 ve AMOS 23.0 programları kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular üniversite öğrencilerinin algıladıkları anne-baba tutumlarından demokratik ve otoriter tutumlar ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkide otomatik düşüncelerin kısmi aracılık rolünün olduğunu, koruyucu anne-baba tutumları ile duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkide ise otomatik düşüncelerin tam aracılık rolünün olduğunu göstermektedir. Araştırmanın bulguları literatürle ilişkilendirilerek tartışılmış ve gelecekte yapılacak araştırmalara ışık tutması amacıyla önerilerde bulunulmuştur.
Genç yetişkinlerde öz şefkat ve kendini sabotaj arasındaki ilişkide bilişsel çarpıtmaların aracı rolü
Bu araştırmada genç yetişkinlerde öz şefkat, kendini sabotaj ve bilişsel çarpıtma olgularının, bu olgular arasındaki ilişkilerin ve bilişsel çarpıtmaların bu iki değişken üzerindeki aracı etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, öz şefkat, kendini sabotaj ve bilişsel çarpıtma düzeylerinin cinsiyete, yaşa, eğitim düzeyine ve sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 18-35 yaş aralığındaki 423 genç yetişkin oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Öz Duyarlık Ölçeği, Kendini Sabotaj Ölçeği ve Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği kullanılarak çevrimiçi olarak toplanmıştır. Toplanan verilerin analizi SPSS 26 programında yapılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Bağımsız Örneklem t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyon analizi ve Boostrap tekniğini temel alan regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, öz şefkat ve kendini sabotaj arasındaki ilişkide bilişsel çarpıtmaların aracılık rolü oynadığı saptanmıştır. Öz şefkatin yabancılaşma ve aşırı özdeşleşme alt boyutlarının bilişsel çarpıtma üzerinden dolaylı olarak kendini sabotajı pozitif yönlü olarak etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Kendini sabotaj düzeylerinin cinsiyete, yaşa, eğitim düzeyine ve sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Bilişsel çarpıtmalar düzeyinin cinsiyete ve eğitim düzeyine göre farklılaşmadığı ancak yaşa ve sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Öz şefkatin ise eğitim düzeyine göre farklılaşmadığı ve öz yargılama hariç cinsiyete göre de farklılaşmadığı ancak yaşa ve sosyoekonomik düzeye göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Öz Şefkat, Kendini Sabotaj, Bilişsel Çarpıtma, Genç Yetişkin.
Bağlanma stilleri ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü
Bu araştırmada, bağlanma stilleri ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırma 18-65 yaş arasındaki, çalışmaya gönüllü olarak katılmış, 175 (%64.1) kadın ve 98 (%35.9) erkek olmak üzere toplam 273 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda veri toplama aracı olarak Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YIYE-II), Somatizasyon Ölçeği (SÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği- Kısa Form (DDGÖ-16) ve sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler 2023 yılının Nisan ve mayıs aylarında internet üzerinden çevrimiçi olarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS.23 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde, değişkenlerin sosyodemografik özelliklere göre incelenmesi için 2'li Gruplarda Bağımsız Gruplar t-Testi ve 2'den fazla gruplarda ANOVA analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenlerinin birbirleriyle ilişkilerini incelemek için Pearson Korelasyon analizi kullanılırken, aracılık etkisinin test edilmesinde ise Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizlerde Bootstrap yöntemiyle 5000 yeniden örneklem seçeneği kullanılmıştır. Analizler sonucunda bağlanma stilleri ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda; somatizasyon ile kaçıngan düzey ve kaygılı düzey arasında, somatizasyon ve duygu düzenleme arasında, bağlanma stilleri ve duygu düzenleme arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir. Bağlanma stillerinin cinsiyet ve medeni hal değişkenlerine göre; somatizasyonun cinsiyet ve kronik hastalık bulunma değişkenlerine göre; duygu düzenlemenin cinsiyet, eğitim ve yaş değişkenlerine göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı bulunmuştur. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.