Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Sapancı

36 theses · İstanbul Arel University, Düzce University

Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk ve sürekli kaygı düzeyini yordama gücü

Bu çalışmanın temel amacı sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenlemenin durumluk ve sürekli kaygıyı ne derece yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılanların yaşları "21-60" arasında olup 183 kadın (%65.6), 96 erkek (%34.4) olmak üzere toplamda 279 kişiden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, Algılanan Stres Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Kişisel Bilgi Formu'nu doldurmuşlardır. Elde edilen verilerin analizi için, "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü ANOVA", "Korelasyon Analizi" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; kadınların algılanan stres ve sürekli kaygı düzeylerinin erkeklerden yüksek olduğu görülürken; psikolojik sağlamlılığın erkeklerde daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden olayın değerini azaltma stratejisi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında bir ilişki bulunmazken; diğer stratejiler ile durumluk ve sürekli kaygı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk kaygının %35.6'lık kısmını açıklarken; sürekli kaygının ise %63.1'lik kısmını açıkladığı görülmüştür.

Bilişsel duygu düzenlemeDurumluk kaygıKaygı+5
Tuğba Demir
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlık faktörünün aracı rolü

Bu tez çalışmasının temel amacı, mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlık faktörünün aracılık rolünü incelemektir. Araştırma, İstanbul'da yaşayan, yaşları 18-60 arasında değişen, 206 kadın, 147 erkek olmak üzere toplam 353 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma katılımcılarına rastlantısal örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Katılımcılara veri toplama aracı olarak 'Sosyodemografik Bilgi Formu, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Öz Duyarlık Ölçeği' uygulanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda mükemmeliyetçilik puanları ve psikolojik belirti puanları arasında pozitif yönlü anlamlı; öz duyarlık puanları arasında ise negatif yönlü anlamlı ilişkinin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Aynı zamanda, öz duyarlık puanları ve psikolojik belirti puanları arasında da negatif yönlü anlanmlı ilişkinin olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonucunda elde edilen yapısal modelde, mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlığın kısmi aracı role sahip olduğu görülmüştür. Demografik değişkenlere yönelik yapılan analizlerde, toplam mükemmeliyetçilik puanlarında katılımcıların cinsiyetlerine ve gelir düzeylerine göre; toplam psikolojik belirti puanlarında çalışma, eğitim, medeni durumlarına ve gelir düzeylerine göre anlamlı farklılaşmaların olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Toplam öz duyarlık puanlarında ise demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşmanın olmadığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgular, ilgili literatür desteği ile tartışılmış ve gelecekte yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, Psikolojik Belirti, Öz Duyarlık

Demografik değişkenlerMükemmeliyetçilikPsikolojik belirtiler+1
Kübra Turan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem uyum bozucu şemalar ve baş etme yöntemleri ile sosyal kaçınma davranışları arasındaki ilişkinin açıklanmasında kırılgan narsisizmin rolü

Bu araştırmada Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar ve Baş Etme Yöntemlerinin sosyal kaçınma davranışına olan etkisi kırılgan narsisistik kişilik değişkeni üzerinden incelenmiştir. Çalışma 18 yaş üstü, toplamda 327 kişiden oluşmakta ve bunlardan 235'i kadın, 92'sini erkek katılımcılardan meydana gelmektedir. Şema ve baş etme yöntemleri ile sosyal kaçınma ilişkisinde kırılgan narsisizmin rolünü ölçmek amacıyla araştırmada, Young Şema Ölçeği (YŞÖ-3), Liebowitz Sosyal Kaçınma Ölçeği, Kırılgan Narsisizm Ölçeği, Young Telafi Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezleri araştırmadan elde edilen verilerle doğrulanmıştır. Yapılan yapısal eşitlik modeline göre 14 erken dönem uyum bozucu şemadan İç İçe Geçme/Bağımlılık, Karamsarlık ve Duyguları Bastırma şemalarının tümünün sosyal kaçınma ile ilişkili olduğu ve bu ilişkide kırılgan narsisizmi rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular ilgili alan yazına göre tartışılmış, uygulamaya yönelik daha sonra yapılabilecek çalışmalara önerilerde bulunulmuştur.

Cansu Kılıç
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı yetişkin bireylerin erken dönem çocukluk yaşantı ve deneyimlerinde zihinlerinde yer edinmiş kalıplar olarak ifade edilen şemaların bireylerin yetişkin yaşamlarında yaşadıkları sosyal kaygı üzerinde ne düzeyde etki yaratabileceğinin incelenmesidir. Bununla beraber Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla katılımcıların demografik özelliklerine ilişkin bilgiler edinilerek bu kişisel özelliklerin, erken dönem uyumsuz şemalar ve sosyal kaygı düzeyi ile ne şekilde ilişki içinde olduğunun incelenmesi de amaçlanmaktadır.Araştırmanın örneklemini 187 birey oluşturmaktadır. Bu örneklemin evren olarak belirlenen İstanbul ilinin üç ilçesinden kolaylı örnekleme yöntemiyle belirlenen 120 kadın ve 67 erkek birey oluşturmaktadır. Araştırma, ilişkisel tarama modeline uygun olacak şekilde tasarlanmıştır. Veri toplama aracı olarak Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için, "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü ANOVA", "Korelasyon Analizi" ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre katılımcıların erken dönem uyumsuz şemaları ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde; sosyal kaygı ile duyguları bastırma, kusurluluk ve karamsarlık şemaları arasında pozitif ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir. Sosyal kaygı ile sosyal izolasyon/güvensizlik, tehditlere karşı dayanıksızlık, terk edilme, başarısızlık, iç içe geçme/bağımlılık, duygusal yoksunluk, cezalandırma, kendini feda, onay arayıcılık şemaları arasında pozitif ve orta düzeyin altında anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir. Bununla beraber ayrıcalıklılık/yetersiz özdenetim şeması ile sosyal kaygı arasında, pozitif ve düşük düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir.Buna ek olarak yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre duyguları bastırma ve karamsarlık alt boyutlarının sosyal kaygının anlamlı yordayıcıları olduğu görülmektedir. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalarından cezalandırılma ve yüksek standartlar şeması ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Erkeklerin cezalandırılma ve yüksek standartlar puanlarının ortalamasının kadın katılımcıların ortalamasından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların sosyal kaygıları ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalarından iç içe geçme/bağımlılık şeması ile yaşları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların sosyal kaygıları ile yaşları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın tartışma ve yorum bölümünde elde edilen diğer çalışma bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmaktadır.

Erken dönem uyum bozucu şemalarSosyal kaygıYetişkinler
Nazlı Didar Şimşek
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde otantiklik, temel psikolojik ihtiyaçlar ve youtube kullanımının internet bağımlılığı ile ilişkisi

Bu araştırmanın temel amacı, ergenlerde youtube kullanımı, otantiklik ve temel pskolojik ihtiyaçlar ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Aynı zamanda Youtuber olmanın ergenlerde son zamanlarda neden bu kadar popüler olduğunu anlamaktır. Araştırmadaki katılımcılar İstanbul'da Beylikdüzü Kavram Temel Lisesi'nde okuyan 230 lise öğrencisi oluşmaktadır. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Youtube Ölçeği, Otantiklik Ölçeği ve Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği kullanılan veri toplama araçlarıdır. Araştırmanın sonucunda elde edilen veriler SPSS-22 programı ile analiz edilmiştir. Gruplararası farkları belirlemek amacıyla Bağımsız Örneklem t-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirmek amacıyla pearson korelasyonu kullanılmıştır. Değişkenlerin birbirini yordama gücünü elde etmek amacıyla Standart Çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre internet bağımlılığı yaygınlığı % 36.9 olarak bulunmuştur. Internet bağımlılığının cinsiyete, yaşa ve sınıf düzeyine göre anlamlı yönde farklılık göstermediği bulgusuna ulaşılırken internet günlük kullanım süresine göre anlamlı yönde farklılık gösterdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Internet bağımlılığı ile otantiklik değişkeninin alt boyutlarında kendine yabancılaşma arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki ve internet bağımlığı ile otantik yaşama arasında negatif yönde anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Araştırmanın bulguları literatür penceresinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler : İnternet Bağımlılığı, Youtube Kullanımı, Otantiklik, Temel Psikolojik İhtiyaçlar

BağımlılıkErgenlerOtantiklik+6
Esin Erol
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokula giden öğrencilerin okula bağlanma ve yaşam doyumu düzeylerinin akademik güdülenme becerisi üzerine etkisi

Bu çalışmada ortaokula giden öğrencilerin okula bağlanma ve yaşam doyumu düzeylerinin akademik güdülenme becerisi üzerine etkisi incelenmiştir. Son yıllarda ortaokula giden öğrencilerle ilgili çalışmalar yapılmıştır fakat çalışma grubunun ergenlerden oluştuğu ve bu değişkenlerin bir arada tutulduğu çalışmalar yapılmamıştır. Bu araştırma ile okula bağlanma, yaşam doyumu ve akademik güdülenme değişkenlerinin bireylerin demografik özelliklerine bağlı olarak değişiklik gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 10-13 yaş arası 230'u kız 181'i erkek olmak üzere 411 ergen oluşturmaktadır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla 'Demografik Bilgi Formu', 'Okula Bağlanma Ölçeği', 'Yaşam Doyumu Ölçeği' ve 'Akademik Güdülenme Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22.0 programı uygulanmıştır. Verilerin analizleri yapılırken Bağımsız Örneklem t-Testi, ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına bakıldığında akademik güdülenme toplam puanının cinsiyet, ders dışı etkinliklere katılma, okulun fiziki şartları, arkadaş ilişkileri, yaş, ekonomik durum, not aralığı, öğretmen ilişkileri ve sınıf düzeyi değişkenlerine göre farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Okula bağlanma, yaşam doyumu ve akademik güdülenme değişkenleri arasındaki ilişki incelendiğinde aralarında pozitif ve anlamlı yönde ilişkiler çıkmıştır. Okula bağlanma ve yaşam doyumu değişkenlerinin akademik güdülenme becerisini yordama gücüne bakıldığında ise kurulan regresyon modeli istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Aynı zamanda okula bağlanma ve yaşam doyumu değişkenleri akademik güdülenme değişkenini olumlu yönde etkilemiştir. Ayrıca akademik güdülenmedeki değişimin %65'i okula bağlanma ve yaşam doyumu değişkenleri tarafından açıklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Okula Bağlanma, Yaşam Doyumu, Akademik Güdülenme, Ergenlik

Akademik başarıAkademik beceriMotivasyon+5
Yasemin Kandemir
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İlk ve orta ergenlik dönemlerindeki bireylerin psikolojik sağlamlık ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkide algılanan aile bütünlük duygusunun aracı rolü

Bu araştırmanın amacı, ilk ve orta ergenlik dönemlerindeki bireylerin psikolojik sağlamlık ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkide aile ortamında algıladıkları bütünlük duygusunun aracı rolünün incelenmesidir. Aynı zamanda bu üç değişkenin bireylerin demografik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösterip göstermediği de incelenecektir. Araştırmanın çalışma grubu 12-17 yaş aralığındaki 159 kız ve 164 erkek olmak üzere 323 bireyden oluşmaktadır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla 'Demografik Bilgi Formu', 'Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği', 'Yaşam Doyumu Ölçeği' ve 'Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği Kısa Formu' kullanılmıştır. Verilerin analizleri yapılırken SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Bağımsız Örneklem t-Testi, ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına bakıldığında, psikolojik sağlamlık, yaşam doyumu ve aile bütünlük duygusu toplam puanlarının ekonomik duruma bağlı olarak farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, her üç değişkenin toplam puanlarının yaş ve cinsiyet değişkenlerine bağlı olarak farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilere bakıldığında, araştırma değişkenlerinin tümü arasında pozitif ve anlamlı yönde ilişkiler olduğu saptanmıştır. Analizin son aşamasında ise, aile bütünlük duygusunun psikolojik sağlamlık ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide anlamlı bir aracılık rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AileAile birliğiBütünlük duygusu+5
Ecem Üzülmez
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde obsesif inançların açıklanmasında psikolojik sağlamlık, algılanan sosyal destek ve bilişsel duygu düzenlemenin rolü

Bu araştırmanın amacı Covid-19 pandemi sürecinde kişilerin obsesif inançlarının açıklanmasında psikolojik sağlamlık, algılanan sosyal destek ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerin rolünü incelemektedir. Bunun yanında Kişisel Bilgi Formu aracılığı ile elde edilen demografik özelliklerin obsesif inançlar ile ilişkilerinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 18-65 yaş aralığında 328'i kadın, 161'i erkek katılımcı olmak üzere toplamda 489 kişi oluşturmaktadır. Katılımcılara sırasıyla Bilgilendirilmiş Gönüllü Formu, Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Obsesif İnanışlar Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Anova, Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre algılanan sosyal destek ve obsesif inançlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden olan kendini suçlama ve felâketleştirme sorumluluk/tehlike beklentisi, mükemmeliyetçilik/ kesinlik ve önem verme/düşünceyi kontrol etme alt boyutlarını yordamaktadır. Bununla beraber düşünceye odaklanma/ruminasyon stratejisi, sorumluluk/tehlike beklentisi ve mükemmeliyetçilik/kesinlik alt boyutunu; diğerlerini suçlama stratejisi ise sorumluluk/tehlike beklentisi ve önem verme/düşünceyi kontrol etme alt boyutunu yordamaktadır. Katılımcıların yaşlarına ve cinsiyetlerine göre obsesif inançlar alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşma görülmemiştir. Gelir düzeyine göre sorumluluk/tehlike beklentisi alt boyutunda farklılaşma görülürken öğrenim düzeyine göre sorumluluk/tehlike beklentisi ve önem verme/düşünceye odaklanma alt boyutlarında farklılaşma olduğu görülmüştür. Kişilerin Covid-19 tanısı almalarına göre obsesif inançlarda anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Mevcut çalışmadan elde edilen sonuçlar literatür çerçevesinde tartışılmıştır.

Algılanan sosyal destekBilişsel duygu düzenlemeCOVID 19+4
Özlem Çolak
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İkincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolü

Bu araştırmanın amacı ikincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolünün incelenmesidir. Aynı zamanda bu üç değişkenin bireylerin demografik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösterip göstermediği de incelenecektir. Araştırmanın çalışma grubu 18 yaş üstü 408 kadın ve 173 erkek olmak üzere 581 bireyden oluşmaktadır. Bu çalışmada Demografik Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği, Mizah Yoluyla Başka Çıkma Ölçeği ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Verilerin analizleri yapılırken IBM SPSS 26.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Bağımsız Örneklem t-Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda ikincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolü olduğu bulunmuştur. Ayrıca yaşa göre istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamalarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. 18-24 yaş grubunda bulunan katılımcıların istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamaları en yüksek, 25-44 ve 65+ yaş gruplarında bulunan katılımcıların puan ortalamaları ise en düşüktür. Çocuk sahibi olma durumuna göre istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık, ikincil travmatik stres puan ortalamaları anlamlı bir farklılık göstermektedir. Çocuk sahibi olmayan katılımcıların istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksektir. İstemsiz etkilenmeler puanları ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkilerin bulunmuştur. Kaçınma puanları ile mizah yoluyla başa çıkma, durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında düşük ve orta düzeyde pozitif ve negatif yönlü ilişkiler olduğu bulunmuştur. Uyarılmışlık puanları ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkilerin olduğu bulunmuştur. İkincil travmatik stres puanları ile mizah yoluyla başa çıkma, durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında sırasıyla düşük ve orta düzeyde negatif ve pozitif yönlü ilişkilerin bulunduğu gözlenmiştir. Mizah yoluyla başa çıkma, durumluk ve sürekli kaygının birlikte istemsiz etkilenmeler, kaçınma ve uyarılmışlık ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: İkincil travmatik stres, mizah yoluyla başa çıkma, kaygı

Başa çıkmaKaygıMizah+2
Aybüke İrem Şahin
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

X, Y ve Z kuşağındaki bireylerin yaşam doyumları ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın temel amacı, X, Y ve Z kuşaklarının yaşam doyumları ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca araştırmada kuşakların cinsiyet ve medeni durum bilgileri toplanmış olup, bu değişkenlere göre de incelenmiştir. Bu araştırmada uygun (kolayda) örnekleme yöntemi kullanılmış olup,369 kişi ile çalışma yürütülmüştür. Çalışmaya yaşları 16-56 arasında değişiklik gösteren, 245 kadın ve 124 erkek katılmıştır. Katılımcılara 'Sosyo-demografik Bilgi formu', 'Yaşam Doyumu Ölçeği' ve 'Kısa Semptom Envanteri' uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için; gruplar arası farklılık testlerinde iki kategorili gruplarda Bağımsız Gruplar t-testi, ikiden fazla kategoriye sahip gruplarda Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, araştırmanın ana problemi olan yaşam doyumu puanları ve psikolojik belirtiler arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kuşaklar boyutunda bakıldığında ise, yaşam doyumları en yüksek kuşak X kuşağı, takiben Y kuşağı ve en düşük Z kuşağı olarak bulunmuştur. Yaşam doyumu ile negatif yönde olması beklenen psikolojik belirtiler ise, Z kuşağı en yüksek, takiben Y kuşağı ve en düşük X kuşağı gelerek anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Demografik bilgilere göre yapılan analizlerde ise; yaş, cinsiyet ve medeni durum değişkenleri istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmalar göstermiştir. Çalışmada elde edilen bulgular, ilgili literatür desteği ile tartışılmış olup, gelecekte yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

KuşaklarPsikolojik belirtilerX kuşağı+3
İlke Eda Bahcaci
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde sosyal medya bağımlılığının yordanmasında akran ilişkileri ve dürtüselliğin rolü

Araştırmanın amacı, ergenlerde sosyal medya bağımlılığının yordanmasında akran ilişkileri ve dürtüselliğin rolünü ve bu üç değişkenin bireylerin demografik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu 13-19 yaş aralığındaki 199 kadın ve 83 erkek olmak üzere toplam 282 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla "Demografik Bilgi Formu", "Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği Kısa Formu", "Akran İlişkileri Ölçeği" ve "Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizini yapmak için SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında ise Bağımsız Gruplar t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon teknikleri kullanılmıştır. Katılımcıların akran ilişkileri ve dürtüsellik puanlarının cinsiyete göre farklılaştığı, sosyal medya bağımlılığında ise gruplar arasında farklılaşma olmadığı bulunmuştur. Üç değişkenin de sınıf düzeyine bağlı olarak farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki incelendiğinde, akran ilişkileri ve sosyal medya bağımlılığı arasında pozitif ve anlamlı, sosyal medya bağımlılığı ve dürtüsellik arasında ve akran ilişkileri ve dürtüsellik değişkenleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın son aşamasında dürtüsellik ve akran ilişkilerinin sosyal medya bağımlılığını etkilediği, dürtüselliğin etkisinin anlamlı olduğu ve akran ilişkilerinin sosyal medya bağımlılığını anlamlı düzeyde yordamadığı görülmüştür.

Akran ilişkileriBağımlılıkDürtüsel davranış+3
Pınar Çiftçi
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Polislerde öz denetim, sosyal sorun çözme becerisi, psikolojik sağlamlık ve duyguları ifade etme arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu araştırmada polislerde öz denetim, sosyal sorun çözme becerisi, psikolojik sağlamlık ve duyguları ifade etme arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye‟de Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan polisler oluşturmaktadır. Örneklem ise Trabzon ve Rize illerinde görev yapan ve amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak ulaşılabilen 200 erkek ve 14 kadın toplam 214 emniyet mensubundan oluşmuştur. Gerçekleştirilen bu araştırma, ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırma kapsamında veriler yüz yüze toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Öz Denetim Ölçeği (ÖDÖ), Sosyal Sorun Çözme Envanteri (SSÇE), Yetişkin Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (YPS) ve Duyguları İfade Etme Ölçeği (DİEÖ) kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyonu kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılara ilişkin bulgular ile ölçek puanlarına ait tanımlayıcı bulguların tespitinde frekans ve yüzde analizi ile aritmetik ortalama ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öz denetim, sosyal sorun çözme becerileri, psikolojik sağlamlık ve duyguları ifade edebilme arasındaki ilişkilerin tamamı güçlü derecede pozitif ve anlamlı bulunmuştur. Öz denetim, sosyal sorun çözme becerileri, psikolojik sağlamlık ve duyguları ifade edebilmenin demografik ve mesleki özelliklere göre karşılaştırılması sonucunda ise öncelikle bunların tamamının ii cinsiyete, yaşa, eğitim durumuna, meslekteki görev süresine, günlük çalışma süresine ve algılanan ekonomik düzeye göre anlamlı farklılık oluştuğu belirlenmiştir. Kadınların; öz denetim kapasiteleri, sosyal sorun çözme becerileri, psikolojik sağlamlıkları ve duygularını ifade edebilme becerileri erkeklerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Polis, Öz Denetim, Sosyal Sorun Çözme, Duyguları İfade Etme, Psikolojik Sağlamlık

DenetimDuyguları ifade etmePolis+4
Gülşah Özgenç
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerin nesne ilişkileri ve kullandıkları savunma biçimleriyle, tecavüz olgusunda tecavüz yaşantısı olana ve saldırgana yönelik duyulan empati düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı bireylerin nesne ilişkileri ve kullandıkları savunma biçimleriyle, tecavüz olgusunda tecavüz yaşantısı olana ve saldırgana duyulan empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmada ilişkisel tarama modeli ve verilerin toplanması aşamasında kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılar, yaşları 18-65 yaş arası değişen 201 kadın, 106 erkek olmak üzere toplam 307 kişiden oluşmaktadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayalıdır. Araştırmaya katılan bireylere Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği, Savunma Biçimleri Testi ve Tecavüz Empati Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde, IBM SPSS 24 programı kullanılmış olup Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Anova ve Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği'nin alt boyutları ile Savunma Biçimleri Testi'nin immatür, nevrotik ve olgun savunma biçimleri alt boyutlarıyla anlamlı ilişkisi olduğu saptanmıştır. Nesne ilişkilerinin yabancılaşma alt boyutu ile tecavüz yaşantısı olan formu arasında ve gerçeği değerlendirmenin algıların bozulması alt boyutu ve tecavüz yaşantısı olan formu arasında pozitif yönlü ve zayıf düzey ilişki bulunmuştur. Saldırgan formu incelendiğinde ise nesne ilişkilerini ölçen yabancılaşma, güvensiz bağlanma, egosentrizm alt boyutları ile gerçeği değerlendirmedeki bozulmaları içeren gerçekliğin bozulması, algıların belirsizliği ve halüsinasyonlar alt boyutlarında zayıf düzey pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Demografik özelliklerin etkilerine bakıldığında cinsiyete göre ii nesne ilişkileri- gerçeği değerlendirme ve savunma biçimlerinde farklılaşmadığı görülmektedir. Tecavüz ile kurulan empatide ise kadın katılımcıların erkek katılımcılara göre tecavüz yaşantısı olanla empati düzeylerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Erkek katılımcıların ise saldırganla kurulan empati düzeyinde yüksek puanlar aldığı görülmektedir. Yaş değişkenine göre nesne ilişkileri- gerçeği değerlendirme alt boyutlarında farklılaştığı görülmektedir. Yaşa göre yalnızca olgun savunmaların farklılaştığı bulgulanmakla birlikte tecavüz empati düzeyinde de farklılaşma bulgulanmıştır. Eğitim durumuna göre nesne ilişkileri-gerçeği değerlendirme ile savunma biçimlerinde farklılaşmalar olduğu görülmektedir. Medeni duruma göre boşanmış kişilerin nevrotik savunmaları daha fazla kullandığı ve tecavüz empati düzeyinde farklılaştığı gözlenmiştir. Regresyon analizi sonuçlarına göre olgun savunmaların kullanımı arttıkça tecavüz yaşantısı olan ile empati düzeyinin arttığı bulgulanmıştır. İmmatür savunmaların kullanımı arttıkça ise saldırganla kurulan empati düzeyinin arttığı bulgulanmıştır. Elde edilen bulgular literatür desteği ile tartışma bölümünde detaylı olarak tartışılmış ve araştırmanın son kısmında önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Nesne İlişkileri, Gerçeği Değerlendirme, Savunma Mekanizmaları, Tecavüz ve Empati

EmpatiNesne ilişkileriSaldırganlık+5
Fulya Nur Benlevi
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet bağımlılığı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolü

Bu araştırmanın amacı, internet bağımlılığı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolünün incelenmesidir. Aynı zamanda bu üç değişkenin, katılımcıların bazı demografik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 18-65 yaş aralığındaki 263 kadın ve 140 erkek olmak üzere toplamda 403 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla 'Demografik Bilgi Formu', 'İnternet Bağımlılığı Ölçeği', 'Yaşam Doyumu Ölçeği' ve 'Bilinçli Farkındalık Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizleri yapılırken SPSS 26 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Bağımsız Örneklem t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini temel alan regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, internet bağımlılığı puanlarının cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği ve erkeklerin internet bağımlılığı puanlarının kadınların puanlarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yaşam doyumu ve bilinçli farkındalık toplam puanlarının ise cinsiyete bağlı olarak farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca her üç değişkenin toplam puanlarının yaşa bağlı olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler incelendiğinde, internet bağımlılığının yaşam doyumu ve bilinçli farkındalık ile anlamlı ve negatif bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Bilinçli farkındalık ile yaşam doyumu arasında ise anlamlı ve pozitif ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Analizin son aşamasında ise, bilinçli farkındalığın, internet bağımlılığı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide anlamlı bir aracılık rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır

BağımlılıkBilinçli farkındalıkYaşam doyumu+1
Osman Furkan Pırtıcı
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocuk yetiştirme davranışlarının yordayıcısı olarak anne babalarda erken dönem uyumsuz şemalar ve ebeveyn stres düzeyi

Araştırmanın amacı ebeveynlerin çocuk yetiştirme davranışlarının yordayıcısı olarak anne babalarda erken dönem uyumsuz şemalar ve ebeveyn stres düzeyini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu 26-67 yaş aralığında, 6-18 yaş arası ve en az bir çocuğu olan 197 kadın ve 138 erkek olmak üzere toplam 335 kişi oluşturmaktadır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla "Demografik Bilgi Formu", "Alabama Çocuk Yetiştirme Anketi", "Erken Dönem Uyumsuz Şemalar Formu" ve "Ebeveynlik Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 21.0 programı kullanılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin analiz aşamasında Bağımsız Gruplar t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon teknikleri kullanılmıştır. Katılımcıların, erken dönem uyumsuz şema alt boyutu puanlarının ve ebeveyn davranışı alt boyutlarından zayıf ebeveyn takibi alt boyutunun cinsiyete göre farklılaştığı bulunmuştur. Araştırmada yaşa göre ebeveyn davranışı puanlarının farklılaştığı görülürken, erken dönem uyumsuz şema puanlarında farklılaşma olmadığı tespit edilmiştir. Ebeveyn stresi puanlarının katılımcıların gelir durumuna ve eğitim düzeyine göre farklılaştığı bulunmuştur. Değişkenler arasındaki ilişki incelendiğinde, erken dönem uyumsuz şema boyutları ile ebeveyn stresi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın son aşamasında erken dönem uyumsuz şema boyutlarının ve ebeveyn stresinin ebeveyn davranışlarını etkilediği ve anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur.

Sedef Sevgili Böcek
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19'dan kaçınma tutumu ile sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolü

Bu araştırmada Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolünün incelemesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen, 251 kadın (%67.1) ve 123 erkek (%32.9) olmak üzere toplam 374 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Covid-19'dan Kaçınma Tutumları Ölçeği, Kısa Sosyal Fobi Ölçeği, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler 2021 yılının Aralık ayı ile 2022 yılının Şubat ayı arasında internet üzerinden çevrimiçi olarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS.25 paket programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan ölçeklerden elde edilen puanların demografik değişkene göre farklılaşma durumu incelenirken 2'li Gruplarda Bağımsız Gruplar t Testi, değişkenler arası ilişkiler analiz edilirken Pearson Korelasyon Analizi, aracılık etkisinin test edilmesinde ise Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizlerde Bootstrap yöntemiyle 5000 yeniden örneklem seçeneği kullanılmıştır. Analizler sonucunda Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkenine göre Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi değişkenleri ile arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olduğu ancak teknoloji bağımlılığı değişkeni ile arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi değişkenleri, Covid-19'dan kaçınma tutumu ve teknoloji bağımlılığı değişkenleri, teknoloji bağımlılığı ve sosyal fobi değişkenleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

COVID 19Kaçınma davranışıSosyal fobiler+3
Özge Çağlar
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiler

Bu araştırmada mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları uygun örnekleme yöntemi ile belirlenenen 322 (%65.2) kadın ve 172(%34.8) erkek olmak üzere toplam 494 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu, Kısa Semptom Envanteri ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Mükemmeliyetçilik değişkeninde; medeni durum ve yaşa göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat cinsiyet ve eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Duygu düzenleme güçlüğü değişkeninde; cinsiyet, yaş, medeni durum arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat eğitim düzeyine göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Psikolojik belirtiler değişkeninde; cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim düzeyi arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; mükemmeliyetçilik ile duygu düzenleme güçlüğü değişkenleri, mükemmeliyetçilik ile psikolojik belirtiler değişkenleri, psikolojik belirtiler ile duygu düzenleme güçlüğü değişkenleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

Demografik değişkenlerDuygu düzenlemeMükemmeliyetçilik+2
Uğur Sızır
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgını sürecinde bireylerin ölüm kaygısı, yaşamda anlam düzeyleri, Covıd-19 korkusu ve umutsuzluk düzeylerinin HIV+ tanısı alma durumlarına göre karşılaştırılması

Bu çalışmada HIV tanısı alan ve almayan bireylerin COVID-19 salgını sürecinde ölüm kaygısı, yaşamda anlam düzeyleri, COVID-19 korkusu ve umutsuzluk düzeylerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma modellerinden ilişkisel taramaya dayalı nedensel-karşılaştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında bireylerin ölüm kaygısı düzeyini ölçmek amacıyla Türkçe Ölüm Kaygısı Ölçeği, yaşamda anlam düzeylerini ölçmek amacıyla Yaşamda Anlam Ölçeği, COVID-19 salgınına ilişkin yaşadıkları korkuyu ölçmek amacıyla COVID-19 Korkusu Ölçeği, umutsuzluk düzeylerini ölçmek amacıyla Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler iki gruptan ayrı ayrı anket aracılığıyla gönüllülük esas alınarak toplanmıştır. HIV tanısı almayan 79 kişiye ve HIV tanısı alan 70 hastadan toplam 149 kişiden veriler toplanmıştır. Veriler SPSS 22 programı ile analiz edilmiş olup normalliğin değerlendirilmesinde çarpıklık ve basıklık katsayıları dikkate alınmıştır. Araştırma kapsamında normal dağılım gösteren veriler için karşılaştırmalı testlerden Bağımsız Örneklem T-Testi ve One Way ANOVA testi kullanılmış olup normal dağılım göstermeyen veriler içinse Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada ölüm kaygısı, yaşamda anlam düzeyi, COVID-19 korkusu ve umutsuzluk arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi ve yaşamda anlamın, COVID-19 korkusunun ve umutsuzluk düzeyinin ölüm kaygısını yordama düzeyini incelemek amacıyla Çoklu Doğrusal Regresyon analizi yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda HIV tanısı alan ve almayan bireylerin ölüm kaygısı, ölüm kaygısının alt boyutları, yaşamda anlam düzeyleri, yaşamda anlamın alt boyutları, COVID-19 korku düzeyleri ve umutsuzluğun gelecek beklentisi ve umut alt boyutları istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır (p>.05). Ancak bireylerin umutsuzluk düzeyleri ve umutsuzluğun alt boyutu olan motivasyon kaybı düzeyleri HIV tanısı alıp almamalarına göre istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır (p<.05). HIV tanısı alan bireylerin almayan bireylere göre daha düşük düzeyde umutsuzluk yaşadıkları ve umutsuzluğun alt boyutu olan motivasyon kaybı düzeyine sahip oldukları tespit edilmiştir. Gelecek araştırmalarda araştırmacıların HIV+ olan bireylerin sağlık durumlarını nasıl değerlendirdiklerine yönelik bilgi alınması ve yapılacak çalışmaların bu bilgilerle birlikte ele alınması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: HIV+, Ölüm Kaygısı, Yaşamda Anlam, COVID-19 Korkusu, Umutsuzluk

COVID 19HIVHastalanma kaygısı+6
Ayşe Gül Uçman
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde ilişki istikrarının yordanmasında duygusal zeka ve erken dönem uyumsuz şemaların rolü

Bu araştırmada yetişkin bireylerde ilişki istikrarının yordanmasında duygusal zeka ve erken dönem uyumsuz şemaların rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 201 kadın (%77.6) ve 58 erkek (%22.4) olmak üzere toplam 259 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, İlişki İstikrarı Ölçeği, Duygusal Zekâ Ölçeği ve Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ- KF 3) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında katılımcıların cinsiyetlerine göre ilişki doyumu, ilişki yatırımı, bağlanım boyutlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İlişki süresine göre ilişki doyumu, bağlanım ve seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeylerinde de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, ilişki yatırımı boyutunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Son olarak katılımcıların yaş gruplarına göre ilişki doyumu düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu farkın kaynağını belirlemek için yapılan Post-Hoc Scheffe Testi sonucuna göre 18-28 yaş arasındaki bireylerin ilişki doyumu ortalamaları 29-38 yaş grubundaki bireylere göre daha yüksektir. İlişki süresine göre ilişki istikrarı incelendiğinde ise alt boyutlardan yalnızca ilişki yatırımı arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Bu farklılığın kaynağı araştırıldığında ise ilişki süresi 6 yıl ve üzeri olan grubun ilişki süresi 1-5 yıl olan gruba göre daha yüksek anlamlı ortalamaya, 1-5 yıl olan grubun ise 1 yıldan daha az ilişki süresi olan gruba göre daha yüksek ve anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlişki doyumunu en fazla duygusal zekânın iyimserlik boyutunun yordadığı; onu sırayla erken dönem uyumsuz şemalardan duygusal yoksunluk, başarısızlık ve duyguları ifade etmenin izlediği, diğer bağımsız değişkenlerin yordayıcı etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Duygusal zekâ, erken dönem uyumsuz şemaları, ilişki istikrarı, romantik ilişki, yetişkin.

Duygusal ilişkiDuygusal zekaErken dönem uyum bozucu şemalar+4
Özge Şen
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşam doyumunun yordanmasında minnettarlık, duygusal zeka ve algılanan sosyal desteğin rolü

Bu araştırmada yetişkin bireylerde yaşam doyumunun yordanmasında minnettarlık, duygusal zeka ve algılanan sosyal desteğin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 301 kadın (%69.5) ve 132 erkek (%30.5) olmak üzere toplam 433 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği, Minnettarlık Ölçeği, Duygusal Zeka Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarında katılımcıların öğrenim düzeyi ve çalışma düzeyine göre yaşam doyumunda arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İlişki durumuna göre, evli olan bireylerin yaşam doyumu ortalamasının ilişkisi olmayan grubun ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Algılanan ekonomik duruma göre, ekonomik durumu iyi olan grubun ekonomik durumu kötü ve orta olan grubun ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yapılan regresyon analizinde değişkenler arasında çoklu doğrusallık (multicollinearity) olduğu tespit edilerek duygusal zeka değişkeni analizden çıkarılmıştır. Minnettarlık ve algılanan sosyal destek yaşam doyumundaki varyansın yaklaşık %40'ını açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bağımsız değişkenlerin göreli önem sırasını incelemek amacıyla standartlaştırılmış regresyon katsayılarına bakıldığında, yaşam doyumunu en fazla minnettarlık düzeyinin yordadığı; onu sırasıyla aile desteğinin izlediği görülmektedir. Arkadaş desteği ve özel insan desteğinin modele katkısının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Canan Uğur
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Orta ve ileri yetişkinlik dönemindeki bireylerde kaygı ve depresyonun yordanmasında bilinçli farkındalık, öz anlayış ve psikolojik sağlamlığın rolü

Bu araştırmada orta ve ileri yetişkinlik dönemindeki bireylerde depresyon ve kaygının yordanmasında bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve öz anlayışın rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcılar uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 40 ile 92 yaş arası 191 (%54.9) kadın ve 157(%45.1) erkek toplam 348 kişidir. Veri toplama aracı olarak Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Öz-Anlayış Ölçeği (ÖZAN), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Connor -Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CDPSÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda katılımcıların normalin üstünde depresyona sahip olduğu bulunmuştur. Cinsiyete göre kadınların kaygı düzeyi erkeklere göre daha yüksekken öz anlayış, bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve depresyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. İlişki durumuna göre evli olanların evli olmayanlara göre bilinçli farkındalık, öz anlayış düzeyleri daha yüksekken, depresyon ve kaygı düzeyleri daha düşüktür. Çalışma durumuna göre bilinçli farkındalık, öz anlayış ve psikolojik sağlamlık düzeyinde anlamlı bir fark yoktur. Çalışmayanların çalışanlara göre istatistiksel olarak kaygı ve depresyon düzeyi daha yüksek, psikolojik sağlamlık düzeyi daha düşüktür. Eğitim durumuna göre bilinçli farkındalık ve psikolojik sağlamlık düzeylerinde anlamlı farklılık yoktur. Lise mezunlarının öz anlayış düzeyi ilkokul ve altı eğitim düzeyine göre; ilkokul ve altı eğitim düzeyinin kaygı düzeyi üniversite mezunlarına göre; ilkokul ve altı eğitim düzeyinin depresyon düzeyi lise ve üniversite mezunlarına göre daha yüksektir. Yaş ile bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık, öz anlayış ve kaygı arasında anlamlı ilişki yokken yaş ile depresyon arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki vardır. Bilinçli farkındalık ile psikolojik sağlamlık ve öz anlayış arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki varken depresyon ve kaygı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır. Psikolojik sağlamlık ile öz anlayış arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki varken depresyon ve kaygı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır. Öz anlayış ile depresyon ve kaygı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır. Depresyon ve kaygı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki vardır. Bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve öz anlayış kaygıdaki varyansın yaklaşık %23'ünü açıklamaktadır. Bilinçli farkındalık, psikolojik sağlamlık ve öz anlayış depresyondaki varyansın yaklaşık %32'sini açıklamaktadır.

Şeyma Nur Sağlam
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin bağlanma stilleri ve empati becerilerinin 5-7 yaş aralığındaki çocukların duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisi

Bu araştırma, ebeveynlerin bağlanma stilleri ve empati becerilerinin, 5-7 yaş aralığındaki çocukların duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma desenlerinden yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını, kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 266 ebeveyn ve çocukları oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Temel Empati Ölçeği, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar t Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Analizler SPSS 26 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda, ebeveynlerin güvenli bağlanma ve kaçınan bağlanma stilleri ile empati becerileri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Kaygılı bağlanma ile bilişsel empati arasında anlamlı bir ilişki tespit edilirken, duygusal empati ile kaygılı bağlanma arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ebeveynlerin bağlanma stilleri ile çocukların duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Duygu düzenlemenin alt boyutu olan olumsuzluk değişkeni ile güvenli ve kaygılı bağlanma arasında anlamli bir ilişki tespit edilirken kaçınan bağlanma ile arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Ebeveynlerin empati becerileri ile çocukların duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Olumsuzluk ile bilişsel empati arasında anlamlı bir ilişki tespit edilirken duygusal empati ile arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Cinsiyet gruplarına ve okul kademesi göre çocukların duygu düzenleme becerileri gruplar arasında anlamlı farklılık göstermektedir. Ancak olumsuzluk değişkeni açısından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilememiştir. Ebeveynlerin bağlanma stilleri empati becerilerini anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Ebeveynlerin bağlanma stilleri ve empati becerileri, olumsuzluk değişkenini anlamlı olarak yordamamaktadır. Son olarak, ebeveynlerin güvenli bağlanma stilleri ve bilişsel empati becerisi, çocukların duygu düzenleme becerilerini anlamlı bir şekilde yordamaktadır.

Şeyma Geldi
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde algılanan sosyal destek ve psikolojik stres arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracılık rolü

Bu araştırmada sosyal destek, psikolojik stres ve bilinçli farkındalık arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 262 (%59.4) kadın ve 179 (%40.6) erkek olmak üzere toplam 441 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Çok Yönlü Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Gözden Geçirilmiş Stresle Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği Ergen Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 paket programı kullanılarak Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizler sonucunda sosyal destek ve psikolojik stres arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın kısmi aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Sosyal destek değişkeninde; cinsiyet, gelir düzeyi ve lise türüne göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat anne baba eğitim durumu ve yaşanılan ortama göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Psikolojik stres değişkeninde; cinsiyet ve lise türüne göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat anne baba eğitim durumu, gelir düzeyi ve yaşanılan ortama göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Bilinçli farkındalık değişkeninde; cinsiyet ve yaşanılan ortama göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiş fakat anne baba eğitim durumu, gelir düzeyi ve lise türüne göre anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; sosyal destek ile psikolojik stres değişkenleri ve sosyal destek ile bilinçli farkındalık değişkenleri arasında negatif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Psikolojik stres ile bilinçli farkındalık değişkenleri arasında ise pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

Nurullah Konuralp Akbayrak
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Travma sonrası büyümenin yordanmasında öz şefkat, algılanan sosyal destek ve umudun rolü

Bu araştırmada travma sonrası büyümenin yordanmasında öz şefkat, algılanan sosyal destek ve umudun rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinin bir alt türü olan ilişkisel taramaya dayanan yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenen depreme doğrudan ya da dolaylı maruz kalmış 398 kadın (%81.2) ve 92 erkek (%18.8) olmak üzere toplam 490 yetişkin oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Travma Sonrası Büyüme Ölçeği, Öz Anlayış Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Sürekli Umut Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelenmiş ve yapılan bağımsız gruplar t testi analizlerinin sonuçlarına göre katılımcıların cinsiyetine, medeni durumuna, daha önce psikolojik yardım alma durumuna ve depreme maruz kalma durumuna göre travma sonrası büyüme puan ortalamalarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Bu tez çalışmasında yapılan tek yönlü varyans analizi sonucuna göre ise öğrenim düzeyine göre travma sonrası büyüme puan ortalamalarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Bu tez çalışmasında yapılan çoklu doğrusal regresyon analizine göre öz şefkat, algılanan sosyal destek ve umudun travma sonrası büyümedeki varyansın % 6'sını açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Travma sonrası büyümeyi en fazla umut düzeyinin yordadığı; ikinci olarak algılanan sosyal destek düzeyinin yordadığı ve öz şefkat düzeyinin ise modele olan katkısının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Çağla Ayoğlu
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00

Other supervisors