Dr. Öğr. Üyesi Burcu Türk danışmanlığındaki tezler
34 tez · Haliç University
Ergenlerde sosyal medya kullanım sıklığı ve özgüven düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım sıklığı ile özgüven düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlanmıştır. Araştırmaya2017-2018 yıllarında İstanbul ili Bakırköy ilçesinde, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olan Ataköy Cumhuriyet Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören 135'i kadın, 112'si erkek toplamda 247 öğrenci katılmıştır. Katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen sosyo-demografik form, sosyal medya tutumlarının ölçülmesi için Otrar ve Argın (2015) tarafından geliştirilen ''Öğrencilerde Sosyal Medya Tutum Ölçeği'', özgüven düzeyinin belirlenmesi için ise Akın (2017) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılarak Türkçeye uyarlanan ''Özgüven Ölçeği'' kullanılmıştır. Elde edilen veriler öngörülen istatistik teknikleri kullanılarak SPSS Windows Paket Programı aracılığıyla çözümlenmiştir.Yürütülen çalışma sonucunda lise öğrencilerinin internette 4 saat ve daha fazla zaman geçiren ergenlerin paylaşma ihtiyacı alt ölçeğinden aldıkları ortalamalar internette 2-3 saat ve 1 saat ve daha az zaman geçiren ergenlerin ortalamalarından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Baba eğitim düzeyine göre ergenlerin babaları ilköğretim ve altı düzeyde eğitimi olanların Öğretmenlerle İlişki alt ölçeğinden aldıkları ortalama puanlar babaları üniversite ve üstü düzeyde eğitimi olanların aldıkları ortalama puanlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bulgulara göre ergenlerin Sosyal Medya Tutumu Ölçeği Sosyal İzolasyon alt ölçeğinden aldıkları puanlarla Özgüven Ölçeğinden aldıkları toplam puanlar arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ergenlerin özgüven düzeyleri düştükçe sosyal izolasyonları yükselmektedir.
Onkoloji ve hematoloji biriminde yatan ve ayakta tedavi gören adolesanların ruhsal işleyiş, anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, onkoloji ve hematoloji biriminde yatarak ve ayakta tedavi gören 14-17 yaş arası adolesanların ruhsal işleyişleri, anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenerek karşılaştırılması, bulunan bu sonuçlar çerçevesinde bilimsel literatüre katkıda bulunmaktadır. Çalışmanın örneklemi İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji birimlerinde 16 yatarak ve 16 ayakta tedavi gören olmak üzere 32 hastadan oluşturulmuştur. Hastalara Sosyodemografik Bilgi Formuyla beraber Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği ve Rorschach Testi uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Onkoloji ve Hematoloji servisinde yatarak tedavi gören adolesanların depresyon ve anksiyete puan ortalamaları ayakta tedavi gören adolesanlardan istatiksel olarak anlamlı derece yüksektir. Yatarak tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Ayakta tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçmek için Rorschach testi uygulanmıştır. Yatarak tedavi görenlerin ΣCˈ yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek iken ΣC yanıtları ayakta tedavi görenlerden ise istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. Yatarak tedavi görenlerin ΣE, Şok ve Red yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. Yatarak tedavi görenlerin Clob yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek değildir. Genel olarak yatarak tedavi gören adolesanların depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçen Rorschach Testi yanıtları ayaktan tedavi gören adolesanlardan daha yüksektir.
Çocuk evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası ergenlerde algılanan sosyal destek, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal davranışsal sorunların incelenmesi
Bu araştırmada amaç T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı Çocuk Evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası gençlerin, algılanan sosyal destek düzeyi, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal ve davranışsal sorunlarını incelemek ve bu durumların bazı değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul Avrupa ve Anadolu yakasında 12-18 yaş arasındaki çocuk evlerinde kalmakta olan 120 genç oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan gençlere Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (Yıldırım 1997), Sürekli öfke ve Öfke İfade Biçimleri (Özer,1994), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu olmak üzere toplamda 4 adet form verilmiştir. Araştırmada kullanılan sosyo-demografik bilgi formunda katılımcıların yaşı, cinsiyeti, biyolojik aile ile görüşme sıklığı, kurumda kalış süresi, kardeş sayısı, katılımcının kardeşlerine göre doğum sırası, geçmişte bir travmatik öykü var olup olmadığı ve psikiyatrik tanı var olup olmadığı ilgili bilgi toplanmıştır. Davranış sorunlarını yordayan değişkenlere bakıldığında, kurum çalışanından algılanan sosyal destek düzeyi ve sürekli öfke düzeyinin davranış sorunlarını anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Yaş arttıkça öfke kontrol sorunları, öfkeyi dışa vurma düzeyi, aileden algılanan sosyal destek düzeyi ve kurum çalışanlarından algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı görülmüştür. Kurumda kalış süresi arttıkça, öfkeyi dışa vurma düzeyi ve aileden algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Biyolojik aile ile görüşme sıklığı arttıkça öfkeyi dışa vurma düzeyi artmakta , sürekli öfke düzeyinin ise azaldığı saptanmıştır. İleri araştırmalar için, farklı yaş ve bakım modelleri (sevgi evleri, çocuk destek merkezleri, çocuk bakım merkezleri) içerisinde yeniden araştırılması öfke ifade ve davranış bozukluklarına ilişkin yeni bulguların elde edilmesi düşünülebilir. Anahtar Sözcükler: Çocuk Evleri, Ergenlik, Öfke İfade, Sosyal Destek, Davranış Bozuklukları
Kadın üniversite öğrencilerinin şiddet mağduriyeti ile bağlanma stilleri, ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları ve başa çıkma tutumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmada kadın üniversite öğrencilerinin şiddet mağduriyeti ile bağlanma stilleri, ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 2019 yılında İstanbul Haliç Üniversitesinde öğrenim görmekte olan kadın Üniversite öğrencileri olmak üzere toplamda 417 kadın katılım sağlamıştır. Araştırmaya ''Gönüllülük esası çerçevesinde'' katılan kadınların 13' ü çalışmayı yarıda bırakmıştır. Toplamda 404 kadın çalışmamıza katkıda bulunmuştur. Katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Form haricinde bu çalış-mada katılımcılar üzerinde kullanılan ölçekler; Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YIYE-II), İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği COPE-R ölçekleri kullanılmıştır. Ölçek sahiplerinden ölçekle-rini kullanabilmemiz için önceden mail yoluyla izin alınmıştır. Yürütülen araştırmada çalışmaya katılan bireylerin ilişkilerle ilgili bilişsel çar-pıtmaların ve başa çıkma tutumlarının kaygılı bağlanmanın %38,1' lik kısmını yorda-yabildiği, kaçıngan bağlanmanın 14,1' lik kısmını yordayabildiğini ortaya koymakta-dır. Alt ölçekler arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır, bu sonucun literatür ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Demografik formdaki değişkenler ile alt ölçeklerin farklılaş-ma durumlarına bakıldığında; katılımcıların anne ve babalarının durumları, annelerinin çocuk yetiştirme tutumları, babalarının çocuk yetiştirme tutumları, mevcut durumda romantik ilişki halinde olup olmama durumları, hayatlarının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalma durumları ve yaşadıkları şiddetten dolayı psikiyatriye veya psi-koloğa başvurma davranışları arasında alt ölçeklerle karşılaştırıldığında anlamlı dere-cede farklılık olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Orta çocukluk dönemi çocukların bağlanma stilleri ile bilgisayar oyun bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 3, 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinin bilgisayar oyun bağımlılığı ile çocukların bağlanma stilleri arasındaki ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla 2020-2021 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Kadıköy ilçesinde bulunan Özel Atacan Eğitim Kurumları'nda öğrenim gören 150 öğrenciyeölçekler uygulanmıştır. Araştırmada Sosyodemografik Veri Formu, Kerns Güvenli Bağlanma Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar II Envanteri ve Çocuklar için Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan veriler bilgisayar ortamına aktarılarak IBM SPSS 25.0 yardımıyla çözümlenmiştir. Orta çocukluk dönemi çocukların bağlanma stilleri ile bilgisayar oyun bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearsonkorelasyon testi ile araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, çocukların bağlanma stilleri ile bilgisayar oyun bağımlılığı arasında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Bulgulara göre, çocuklar için bilgisayar oyun bağımlılığı ölçeğinin dört alt boyutu olan bilgisayarda oyun oynamaktan vazgeçememe ve engellendiğinde rahatsız olma, bilgisayar oyununu hayalinde yaşatma ve gerçek hayatıyla ilişkilendirme, bilgisayar oyunu oynamaktan dolayı görevlerini aksatma, bilgisayar oyunu oynamayı başka etkinliklere tercih etme kerns bağlanma ölçeği ile negatif yönlü ve orta derece bir korelasyon ilişkisi içinde olduğu yani güvenli bağlanmada azalma olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer yandan kaygı ve kaçınma alt boyutlarıyla da pozitif yönlü bir ilişki olduğu, kaçınma düzeylerinde artış olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: bilgisayar oyun bağımlılığı, bağlanma stilleri, orta çocukluk dönemi, güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma.
Termik santralde çalışan personellerin travmatik stres belirtileri, sıkıntıya dayanma gücü ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, Termik santralde çalışan personellerin travmatik stres belirtileri; demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve travmatik stres düzeyleri ile sıkıntıya dayanma ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ile anlamlı bir ilişki olup olmadığının belirlenmesi olup ve literatüre katkı sağlamasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu Afşin-Elbistan Termik Santralinde çalışan 292 personel oluşturmaktadır. Bu araştırmada basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile örneklem belirlenmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri Ölçeği-Kendini Değerlendirme Formu (TSSBBÖ-KD), Sıkıntıya Dayanma Ölçeği, Yetişkin Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği veri toplama aracı kullanılmıştır. SPSS 24 yazılımı kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak değerlendirilmiştir. Termik santralde çalışmaya alınan bireylerin %87,3'ü erkek, %74'ü evli, %56,2'si lise mezunu, %68,8'inin gelir düzeyi 2002-4000 arasında, %36'sının görev süresi 1-3 yıl ve %6,5'inin saldırı yaşadığı belirlenmiştir. Değişkenler arası ilişkiler için en az biri normal dağılmayan ya da ordinal ise korelasyon katsayıları ve istatistiksel anlamlılıklar Spearman testi ile hesaplanmıştır. Normal dağılım göstermeyen bağımsız iki grubun karşılaştırılması için Man Whitney U testi kullanılırken; normal dağılım göstermeyen üç grupta Kruskal Wallis testi ile kullanıldı. Sonuç olarak travma sonrası stres bozukluğu belirtileri değerleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunurken, yaş, haftalık çalışma süresi, görev süresi ve aylık gelir arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile sıkıntıya dayanma gücü arasında istatistiksel anlamda ilişki saptanmıştır p<0,05.Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile yetişkin psikolojik sağlamlık arasında istatiksel anlamda ilişki belirlenmiştir.
Partnerleri tarafından şiddete maruz kalan ve kalmayan kadınların aile içi şiddet öyküsü ve toplumsal cinsiyet algılarının karşılaştırılması
Araştırmamızda partnerleri tarafından şiddete maruz kalan ve kalmayan kadınların aile içi şiddet öyküleri ve toplumsal cinsiyet algılarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bununla birlikte elde edilen sonuçların demografik veriler ile ilişkisini saptamak amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında İstanbul ilinin Üsküdar ilçesinde yaşayan 18 yaş ve üzeri, 192 partnerleri tarafından şiddete maruz kalan kadın ve 192 şiddete maruz kalmayan toplam 384 kadına ''Sosyo-demografik Bilgi Formu'', "Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği", ''Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği'' uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS-22 istatistik programı kullanılmıştır. Partneri tarafından şiddete maruz kalan katılımcıların çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Partneri tarafından şiddete maruz kalmayan katılımcıların çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Partneri tarafından şiddete uğramayan katılımcıların çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Şiddet, Kadın, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantısı
Yeni teşhis edilmiş HIV pozitif kişilerde tanı alma yaşının ve cinsel yönelimin, depresyon ve anksiyete düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, yeni teşhis edilmiş HIV pozitif kişilerde tanı alma yaşının ve cinsel yönelimin, depresyon ve anksiyete düzeylerine etkisini incelemektir. Araştırmada HIV pozitif kişilere destek sağlamak üzere kurulmuş olan Pozitif Yaşam Derneği'ne 01.12.2016 tarihinden itibaren 1 sene içerisinde başvuran yeni tanı HIV pozitif kişiler üzerinde Pozitif Yaşam Derneği psikologları tarafından uygulanan Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeklerinin veri toplama formundaki demografik bilgileri ile karşılaştırmalı analizi amaçlanmaktadır. Bu araştırmada 18 yaşından büyük HIV pozitif kişilere tanı sonrası birinci aydan sonra ve ikinci ay tamamlanmadan, Pozitif Yaşam Derneği tarafından uygulanmış, hiçbir psikiyatrik ilaç kullanmayan ve başka bir profesyonel psikolojik destek almayan, ek bir tıbbi rahatsızlığı olmayan yeni tanı HIV pozitif kişilerin Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeklerinden alınan skorlar ile veri değerlendirme formlarında bulunan cinsel yönelim ve yaş durumu birlikte değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda HIV tanısı sonrası kişilerin önemli bir kısmının depresyon ve anksiyete düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Depresyon ve anksiyete açısından en riskli grup 18-24 yaş arası homoseksüel kişiler bulunurken, en az riskli grup olarak 34-45 yaş arası heteroseksüel kişiler olduğu bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemaları ile psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemaları ile psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla, Haliç Üniversitesinde öğrenimlerini devam eden 60 kadın ve 60 erkek öğrenci olmak üzere toplamda 120 üniversite öğrencisine Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın temel sorularının yanıtlanması için örneklemin ölçeklerden aldığı puanların normal dağılıma uygunluğuna göre bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar ile psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. Erken dönem uyumsuz şemalardan duyguları bastırma ve cezalandırılmanın cinsiyete göre farklılaştığı bulunmuştur. İç içe geçme/bağımlılık, kendini feda ve terk edilme şemaları ile psikolojik dayanıklılığın alt boyutu olan meydan okumanın kardeş sayısına göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Duygusal yoksunluk, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon /güvensizlik, iç içe geçme/bağımlılık, cezalandırılma ve kusurluluk şemaları ile psikolojik dayanıklılığın kontrol alt boyutunun aile gelir durumuna göre farklılaştığı bulunmuştur. Tehditler karşısında dayanıksızlık dışındaki tüm şemaların çocukluk çağı travmalarına göre farklılaştığı buna karşın psikolojik dayanıklılık ve alt boyutlarında bir farklılaşma gözlenmediği; yetişkinlik çağı travmalarına göre tüm şemaların ve psikolojik dayanıklılığın kontrol boyutunun farklılaştığı tespit edilmiştir. Duygusal yoksunluk şemasının psikolojik dayanıklılıkla negatif yönde ilişkisi, başarısızlık şemasının psikolojik dayanıklılık ve psikolojik dayanıklılığın meydan okuma ve kendini adama alt boyutları ile negatif yönde ilişkisi, onay arayıcılık şemasının psikolojik dayanıklılık ve psikolojik dayanıklılığın meydan okuma ve kontrol alt boyutları ile pozitif yönde ilişkisi, ayrıcalıklılık/yetersiz öz denetim şemasının psikolojik dayanıklılık ve psikolojik dayanıklılığın meydan okuma ve kontrol alt boyutları ile pozitif yönde ilişkisi, kendini feda şemasının psikolojik dayanıklılık ve psikolojik dayanıklılığın kendini adama ve kontrol boyutları ile pozitif yönde ilişkisi, cezalandırılma şemasının psikolojik dayanıklılığın kontrol boyutu ile pozitif yönde ilişkisi, yüksek standartlar şemasının psikolojik dayanıklılık ve psikolojik dayanıklılığın kendini adama ve kontrol boyutları ile pozitif yönde ilişkisi bulunmuştur. Analizler sonucunda elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: erken dönem uyumsuz şemalar, psikolojik dayanıklılık, travma
Çalışan kadınların internet ve sosyal medya bağımlığının sosyal kaygı ile ilişkisi
Bu araştırmada, çalışan kadınların sosyal medya ve internet bağımlılıklarının, sosyal kaygı düzeyleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. 248 katılımcıdan oluşan katılımcı grubuna kişisel bilgi formu, BAPİNT, sosyal medya bağımlılığı ölçeği ve Liebowitz sosyal kaygı ölçeğini içeren anket formu uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sosyal medya bağımlılığı faktörlerinden duygu durum düzenleme, tekrarlama ve çatışma ile birlikte internet bağımlılığı faktörlerinden tanı ve yaşam üstüne etkilerinin, kaygı düzeyi üzerinde anlamlı etkisi vardır. Bununla birlikte, sosyal medya bağımlılığı faktörlerinden duygu durum düzenleme, tekrarlama ve çatışma ile birlikte internet bağımlılığı faktörlerinden yaşam üstüne etkileri ve şiddetli isteğin kaçınma düzeyi üzerinde anlamlı etkisi vardır. Meşguliyet, duygu durum düzenleme, tekrarlama, çatışma, tanı, yaşam üstüne etkileri, motivasyon ve internet bağımlılık şiddeti düzeyleri yaşa göre değişmektedir. Meşguliyet, duygu durum düzenleme, tekrarlama, çatışma, tanı, yaşam üstüne etkileri, motivasyon, internet bağımlılık şiddeti, kaygı ve kaçınma düzeyleri medeni duruma göre değişmektedir. Meşguliyet, tanı, yaşam üstüne etkileri, şiddetli istek, internet bağımlılık şiddeti, kaygı ve kaçınma düzeyleri eğitim durumuna göre değişmektedir. Meşguliyet, duygu durum düzenleme, tekrarlama, tanı, motivasyon, internet bağımlılık şiddeti, kaygı ve kaçınma düzeyleri aylık gelire göre değişmektedir. Şiddetli istek, kaygı ve kaçınma düzeyleri haftalık çalışma süresine göre değişmektedir.
Sağlık çalışanı kadınların anksiyete düzeyleriyle stresle baş etme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma sağlık çalışanı kadınların stresle başa çıkma tarzlarının ve kaygı düzeylerinin belirlenmesi; kaygı ile stresle başa çıkma arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda 395 sağlık sektörü çalışanı kadına Beck Kaygı Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği'nden oluşan anket formu uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kaygı; iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma düzeyini azaltırken; kendine güvensiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşımı artırmaktadır. Katılımcıların stresle başa çıkma tarzlarına ilişkin tüm faktörleri ve kaygı düzeyleri yaşa ve görev türüne göre değişmektedir. Eğitim düzeyine göre iyimser yaklaşım, kendine güvensiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, sosyal desteğe başvurma ve kaygı değişirken; kendine güvenli yaklaşım, sosyal desteğe başvurma ve kaygı düzeylerinde medeni durum açısından farklılıklar görülmüştür. Katılımcıların sahip olduğu çocuk sayısına göre kendine güvenli yaklaşım, kendine güvensiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, sosyal desteğe başvurma ve kaygı düzeyleri farklılaşmaktadır. Nöbet tutuma açısından yapılan değerlendirmede iyimser yaklaşım ve kendine güvensiz yaklaşımda anlamlı farklılıklar görülmüştür. Haftalık çalışma süresine göre ise iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım, kendine güvensiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım ve kaygı değişirken; sağlık sektöründe çalışmaktan memnun olma durumuna göre iyimser yaklaşım, boyun eğici yaklaşım ve kaygının farklılaştığı belirlenmiştir.
Üniversite öğrencilerinde borderline kişilik özelliklerinin ayrışma bireyleşme dönemiyle ilişkisi
Bu çalışmada borderline kişilik özellikleri ile ayrışma-bireyleşme dönemi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma İstanbul ili içerisinde Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü öğrencilerinden 372 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyodemografik bilgilerini edinmek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulmuş olan Sosyodemografik Bilgi Formu geliştirilmiştir. Öğrencilerin borderline kişilik özelliklerini ölçmek için Borderline Kişilik Ölçeği (BPQ), ayrışma-bireyleşme düzeylerini ölçmek için Ayrışma Bireyleşme Ergen Testi (SITA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; ayrışma-bireyleşme dönemi özellikleri ile borderline kişilik özellikleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre ayrışma-bireyleşmedeki sorunlar arttıkça borderline kişilik özellikleri de artıp yoğunlaşmakta ve ağırlaşmaktadır. Bunun yanında ayrışma-bireyleşme özelliklerinin borderline kişilik özelliklerini açıkladığı ve % 33 oranında yordadığı saptanmıştır. Ayrışma-bireyleşme alt ölçekleri olan ayrışma kaygısı, reddedilme beklentisi ve kısıtlanma kaygısının ise borderline kişilik özellikleri ile anlamlı pozitif yönlü bir ilişkisi saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinin eşcinsellere yönelik tutumlarında toplumsal cinsiyet algısının etkisi
Araştırma üniversite öğrencilerinin, toplumsal cinsiyet algıları ile eşcinsellere yönelik tutumları arasındaki ilişkiyi ölçmek ve alan yazınına katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemini Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü'nde öğrenim gören 371 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Bu araştırmada verilerin toplanmasında "Sosyo-demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum (LGYT) Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS 25 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgusunda toplumsal cinsiyet algısının lezbiyen/geylere yönelik tutumu ne şekilde yordadığını ortaya koymak için yapılan basit doğrusal regresyonu analizi sonucunda, toplumsal cinsiyet algısı ile lezbiyen/geylere yönelik tutum puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak toplumsal cinsiyet algısının lezbiyen/geylere yönelik tutum puanının anlamlı bir yordayıcısı olduğu bulgulanmıştır.
Özel eğitim gereksinimi olan çocukların annelerinde psikolojik iyi oluşun, psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık ile ilişkisi
Özel eğitim gereksinimi olan çocuğa sahip annelerde çocuğuna ilişkin bakım yükü ve çocuğunun durumuna yönelik kabullenme düzeyi kaynaklı psikolojik problemlerle birlikte yaşam kalitesinde düşüş ortaya çıkmaktadır. Araştırmada, özel eğitim gereksinimi olan çocuğa sahip olan annelerde psikolojik iyi oluş, psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın belirlenmesi; annelerin psikolojik iyi oluşlarında psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın etkisinin ortaya koyulması hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda İlk Evre Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'ne 2018-2019 eğitim öğretim yılında devam eden 206 özel eğitim gereksinimi olan çocuk annesine Sosyo-demografik Veri Formu, Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği'nden oluşan anket formu uygulanmıştır. İstatistiksel analiz kısmında SPSS 23.00 kullanılmış olup; psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın psikolojik iyi oluş üzerine etkisi lineer regresyon analizi ile test edilmiştir. Ayrıca psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluşun çocuk ve anneye ait sosyo-demografik özelliklere göre değişiminin belirlenmesi için bağımsız ikili gurupların karşılaştırılmasında t-test, üç ve daha fazla bağımsız grupların karşılaştırılmasında ise ANOVA ve Post Hoc testlerinden LSD Test kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgularına göre göre özel eğitim gereksinimi olan çocuk annelerinde psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı etkisi vardır. Buna göre kişisel güç, yapısal stil, sosyal kaynaklar ve bilinçli farkındalık psikolojik iyi oluşu artırmaktadır. Araştırmanın bir diğer bulgusuna göre yüksek gelir düzeyindeki katılımcıların psikolojik sağlamlık ve psikolojik iyi oluş düzeyleri de yüksektir. Bununla birlikte özel eğitim gereksinimi olan kız çocuğa sahip annelerin psikolojik iyi oluş düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Özel eğitim, psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık, psikolojik iyi oluş
Akciğer kanseri hastalarında görülen umutsuzluk düzeyleri ve değer algılarının hastalık ile başa çıkabilmeleri ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, akciğer kanseri hastalarının umutsuzluk düzeyleri ve hastalık algılarının hastalıkla başa çıkma üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunun tespit edilmesidir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmıştır. Anket çalışması İstanbul ilinde ve İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümündeki akciğer kanseri hastalarına uygulanmıştır. Araştırmada katılımcıların umutsuzluk düzeyleri ve değer algılarını ortaya koyan ifadelerin Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0.88 olarak tespit edilmiştir. Bunun yanında Başa Çıkma Stratejileri ölçeği içerisinde yer alan ifadelerin 0.78'lik düzeyde bir güvenirliğe sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Uygulama sonucunda elde edilen verilerin çözümlenmesinde, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkilerini ortaya koyan; bunun yanında farklı grupların ölçeklerden aldıkları puanların ortalamaları açısından karşılaştırılması için Bağımsız Örneklem T-Testi ve Tek Yönlü Varyans (ANOVA) Analizi testi kullanılmıştır. Farklılığın kaynağının hangi gruplar arasında olduğunun belirlenmesi için ise Post Hoc testlerinden Tukey testi kullanılmıştır. Yine araştırmada, boyutların birbirleri ile olan ilişkilerinin yönünü ortaya koyan korelasyon analizine yer verilmiştir. Bunun yanında araştırmada yer alan bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkisini ortaya koyan regresyon analizine yer verilmiştir. Araştırma sonucunda, BUÖ ile yadsıma ve kendini sınırlandırma puanı arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olmadığı ortaya çıktı. Yine BUÖ ile BÇSÖ alt ölçeklerinden olan dine yönelme ve kabullenme puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu ortaya çıktı. Araştırmada ayrıca BÇSÖ toplam puanının BUÖ ve değerler ölçeği toplam puanı tarafından negatif yönde yordandığı tespit edildi. Son olarak katılımcıların BUÖ toplam puanı ile cinsiyet, kardeş sayısı ve medeni durum değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür.
Ortaokul öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumlarının akran zorbalık ve mağduriyeti ile sanal zorbalık ve mağduriyet üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı; geleneksel Akran Zorbalığı ve sanal zorbalığın yaygınlığını ortaya koymak, ebeveyn tutumu, geleneksel akran zorbalığı ve sanal zorbalık düzeylerinin bazı değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini belirlemek ve ebeveyn tutumu düzeylerinin geleneksel akran zorbalığı ve mağduriyet ile sanal zorbalık ve mağduriyet üzerindeki farklılıkları ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini, İstanbul'un Maltepe ilçesinde yer alan Hasan Şadoğlu Ortaokulu'ndaki 5,6,7 ve 8. Sınıflarda öğrenim gören 303 öğrenciyle anket çalışması yürütülmüştür. Araştırmaya katılan öğrencilere Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ), Geleneksel Akran Zorbalığı Ölçeği (GAZÖ), Sanal Zorbalık Ölçeği (SZÖ) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu olmak üzere toplamda 4 adet form verilmiştir. Araştırmada, sosyodemografik, internet kullanımı ve aile yaşantısı ile ilgili değişkenler bakımından algılanan ebeveyn tutumu, geleneksel zorbalık ve mağduriyeti ile sanal zorbalık ve sanal zorbalık mağduriyetinin farklılıkları değerlendirilmiştir. Ayrıca, geleneksel ve sanal zorbalık ile mağduriyetinin ebeveyn tutumları tarafından yordayıcılığı araştırmada ele alınmıştır. Bulgulara göre, cinsiyet, akıllı gelir düzeyi, ebeveyn eğitim düzeyi, ergenlerin ebeveynleriyle sosyal sorunlarını paylaşma durumu, internet kullanım amacı, ebeveynin internette geçirdiği süre, internet kullanımında ebeveyn kontrolü ve internet erişiminde çocuk filtresinin kullanımı değişkenleri bakımından algılanan ebeveyn tutumları, geleneksel zorbalık, sanal zorbalık ve mağduriyetinin anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Yordayıcı ilişkiye yönelik sonuçlar hem geleneksel hem de sanal zorbalık ile mağduriyetin otoriter ebeveyn tutumu tarafından anlamlı düzeyde yordandığı saptanmıştır. Algılanan otoriter ebeveyn tutumları yüksek olan ergenlerin sanal zorbalık ve mağduriyeti ile geleneksel zorbalık mağduriyetinin yüksek oluşunu yordamaktadır. Bununla birlikte, öğrencilerin geleneksel zorbalık düzeylerinin yüksek oluşu, algılanan demokratik ebeveyn tutumunun düşük oluşu ile anlamlı düzeyde açıklanmaktadır. Çalışmada elde edilen sonuçların, ebeveyn tutumları, ebeveynlerin internet kullanımına ilişkin alışkanlıkları ve tercihleri, öğrencilerin internet kullanımı ile ilgili değişkenlerinin geleneksel ve sanal zorbalık boyutlarıyla ilişkili olduğu görülmektedir. Algılanan ebeveyn tutumlarının geleneksel ve sanal zorbalık boyutlarıyla yordayıcı ilişkisi olduğu saptanan çalışmada, okullarda ve sanal ortamda yaygın olarak görülen zorbalık ve ortaya çıkabilecek mağduriyetin önlenmesinde ebeveynlerin dahil olması gerekliliği düşünülmektedir. İleri çalışmalarla farklı sınıf düzeylerinde öğrenim gören öğrencilerle araştırmanın tekrar edilebileceği düşünülmektedir.
Ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının ebeveyn davranışlarına ve çocuk hakları tutumuna etkisi
Bu araştırmanın amacı, ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının ebeveyn davranışları ve çocuk hakları tutumu üzerindeki etkisini ele almaktır. Bu amaç çerçevesinde çalışmada çocukluk çağı travmaları, ebeveynlik ve çocuk hakları tutumunun kavramsal ve kuramsal çerçevesine yer verilmiştir. Ardından araştırma metodolojisi sunulmuştur. Çalışmada Sosyodemografik Bilgi Formu, Ebeveyn Çocuk Hakları Tutum Ölçeği, Alabama Ebeveyn Davranışları Ölçeği ve Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği kullanılmıştır. İstanbul'da yaşayan, 7-14 yaş arası çocuğu olan ve okulda eğitim görmeye devam eden 284 ebeveynden veri toplanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 25 ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının ebeveyn davranışları ve çocuk hakları tutumu üzerinde anlamlı etkilerinin olduğunu göstermektedir. Cinsel taciz alt boyutu katılımcıların anne ve babalarının çocuk yetiştirme tutumlarına göre farklılaşmamaktadır. Duygusal taciz, fiziksel taciz, fiziksel ihmal, duygusal ihmal, aşırı koruma-kontrol alt boyutlarının ise katılımcıların ebeveynlerinin çocuk yetiştirme tutumlarına göre farklılaştığı ortaya konulmuştur. Demokratik bir çocuk yetiştirme tutumu benimseyen katılımcıların duygusal taciz, fiziksel taciz, duygusal ihmal ve aşırı koruma-kontrol travmaları, otoriter, tutarsız ve aşırı koruyucu çocuk yetiştirme tutumu benimseyen katılımcılara göre anlamlı bir şekilde daha azdır. Ayrıca demokratik bir çocuk yetiştirme tutumu benimseyen katılımcıların fiziksel ihmal ve cinsel travmaları, tutarsız ve aşırı koruyucu çocuk yetiştirme tutumu benimseyen katılımcılara göre anlamlı bir şekilde daha azdır.
Acil servise başvuran hasta yakınları ile genel cerrahi ve dahiliye servislerinde bulunan hasta yakınlarının öfke ve şiddet eğilimlerinin karşılaştırılması (Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneği)
Bu araştırma, acil servise başvuran hasta yakınları ile genel cerrahi ve dahiliye servislerinde bulunan hasta yakınlarının öfke ve şiddet eğilimlerini karşılaştırmak, saldırganlık durumlarını analiz etmek, sağlıkta şiddetin nedenlerini hasta yakınları gözünden tespit edebilmek, sağlıkçılara yönelik gerçekleştirilen şiddetin türlerini ve oranlarını anlamlı bir şekilde belirleyebilmek, hasta yakınlarının öfke-tarz ifade ediş ölçek puanları ile demografik değişkenleri arasındaki ilişki düzeyini incelemek ve hasta yakınlarının öfke-ifade tarzları ile saldırganlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servis, genel cerrahi ve dahiliye servislerinde bulunan 18 yaş üstü hasta yakınlarından 425 birey dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, bireylere yönelik çeşitli demografik bilgilerin yer aldığı "Sosyodemografik Bilgi Formu", bireylerin öfke ve öfke ifade tarzlarını ölçmeye yönelik "Öfke ve Öfke İfade Tarz Ölçeği" ve bireylerin saldırganlık düzeylerini ölçmeye yönelik "Buss Perry Saldırganlık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre acil servise başvuran hasta yakınlarının öfke ifade tarzlarının toplamında ve sürekli öfke, öfke dışa vurumu, öfke içe vurumu gibi öfke ifade tarz puanları dahiliye ve genel cerrahi servislerine başvuran hasta yakınlarının puanlarına oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Cinsiyet, yaş grubu, çalışma durumu, eğitim düzeyi, madde kullanımı skorları arasında pozitif ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Araştırmanın sonucunda Acil servise başvuran hasta yakınlarının öfke ve şiddet eğilimlerinin genel cerrahi ve dahiliye servislerine başvuran hasta yakınlarından daha yüksek olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Öfke, Şiddet Eğilimi, Sağlıkta Şiddet, Dahiliye Servisi, Öfke-İfade Tarz, Genel Cerrahi Servisi, Sürekli Öfke.
Kişilerarası ilişkilerdeki manipülasyonun çocukluk çağı travmaları, kendilik nesnesi ihtiyaçları ve karanlık üçlü kişilik özellikleri bağlamında incelenmesi
Bu çalışmada yetişkinlerin sosyal ilişkilerinde manipülasyona başvurma düzeylerinin çocukluk çağı travmaları, kendilik nesnesi ihtiyaçları ve karanlık üçlü kişilik özellikleri çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çocukluk çağı travmaları, kendilik nesnesi ihtiyaçları ve karanlık üçlü kişilik özelliklerinin birlikte manipülasyon üzerindeki yordayıcı etkisi incelenmiştir. Ayrıca kişilerin manipülasyona başvurma düzeyleri üzerinde yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi, ebeveynlerden algılanan çocuk yetiştirme tutumu, anne-baba eğitim düzeyine göre farklılık olup olmadığı değerlendirilmiştir. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı bu araştırmanın örneklemi, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 18-65 yaş aralığındaki 480 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, İnsan İlişkilerinde Manipülasyon Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Kendilik Nesnesi İhtiyaçları Envanteri, Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler tek yönlü varyans analizi, bağımsız gruplar t-testi, Pearson momentler çarpımı korelasyonu ve çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Analizler neticesinde ulaşılan sonuçlar tablolar halinde sunulup değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre manipülasyon ile çocukluk çağı travmaları, karanlık üçlü kişilik özellikleri, idealizasyon/ikizlik ihtiyacından kaçınma ve aynalanma/idealizasyon/ikizlik ihtiyacına yaklaşma ihtiyaçları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu; karanlık üçlü kişilik özelliklerinden subklinik psikopati, makyavelizm ve subklinik narsisizm; çocukluk çağı travmaları; aynalanma/ idealizasyon/ikizliğe yaklaşma ve idealizasyon/ikizlikten kaçınma ihtiyaçlarının birlikte manipülasyon davranışının %47'sini yordadığı ve yetişkinlerin ikili ilişkilerinde manipülasyonu kullanma düzeylerinin bazı demografik değişkenlere göre farklılaştığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Karanlık Üçlü Kişilik Özellikleri, Kendilik Nesnesi İhtiyaçları, Manipülasyon.
Covid-19 döneminde sivil toplum kuruluşu çalışanlarında sosyal izolasyonun ikincil travmatik stres belirtilerine etkisinin değerlendirilmesi
Deneyimlenen pandemi sürecinin bilinmezliği, hastalık ve tedavi yöntemleri ile ilgili gerekli aşamada bilgi sahibi olunmaması; sınırlar arası hareketliliğin durdurulması, uçuşların sonlanması, turizm faaliyetlerinin durdurulması, sosyokültürel aktivitelerin birden hayatımızdan çıkışı ve bunun ne kadar süreceğinin bilinmezliği, çevirimiçi çalışmaya geçiş, karantina uygulamaları gibi önlemler alınmasına neden olmuştur. Bu önlemler kişileri ekonomik, fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan olumsuz etkileri olmaktadır. Pandemi önlemlerinin ve yaşamsal farklılıkların meydana gelmesi, kişilerde korku, kaygı, stres ve çaresizlik hissine neden olmaktadır. Sivil toplum kuruluşunda çalışan kişilerin travmaya dolaylı maruz durumu da bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, covid-19 döneminin getirdiği sosyal izolasyonun sivil toplum kuruluşu çalışanlarındaki ikincil travmatik stres belirtilerine etkisinin değerlendirmesidir. Çalışmanın katılımcıları, covid-19 dönemi süresince sivil toplum kuruluşunda çalışan 300 psikolog ve sosyal hizmet uzmanından oluşturulmaktır. Her bir katılımcıya sosyo-demografik veri formu ve travma sonrası stres belirtileri ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada nedensel tarama modeli kullanılmıştır. Bu çalışmada elde edilen bulgulara göre, ikinci travmaya maruz kalan meslek elemanlarının deneyimledikleri sosyal izolasyon ile ikincil travmatik stres belirtileri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bir diğer bulgusu ise katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile ikincil travmatik stres belirtileri arasında anlamlı bir ilişki görülmüş olmasıdır. Ayrıca doğrusal regresyon ile bakıldığında sosyal izolasyon travmatik stres belirtilerini etkilediği ortaya konulmaktadır.
Üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile çocukluklarında algıladıkları ebeveyn tutumlarının dark triad kişilik özelliklerine etkisi
Araştırma, üniversite öğrencilerinin çocukluk dönemlerine dair maruz kaldıkları örselenme yaşantıları ile algıladıkları ebeveyn tutumlarının karanlık üçlü kişilik özellikleri ile ilişkisini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte bu düzeylerin bazı demografik bilgiler ile ilişkili olup olmadığını belirmek amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 18 yaş ve üzeri 371 üniversite öğrencisine "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği", "Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumu-Çocuk Formu" ve "Kısa Karanlık Üçlü Envanteri" uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin karanlık üçlü kişilik özellikleri erkeklerde ortalama 2,50±0,20 düzeyinde olup kadınlarda ise 2,50±0,20 düzeyinde olduğu görülmektedir. Araştırmada suç işleyen ya da disiplin cezası almış bireylerde narsisist ve makyavelist özelliklerin daha baskın olduğu tespit edilmiştir. Kadınlarda duygusal kötüye kullanım ve ihmale maruz kalma durumu ile narsisist kişilik özelliği arasında pozitif zayıf ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağında cinsel kötüye kullanıma maruz kalma durumu ile psikopati kişilik özelliği ile (diğer özelliklere nazaran) daha güçlü ve pozitif ilişki saptanmıştır. Reddedici ebeveyn tutumuna maruz kalma durumu ile karanlık üçlü kişilik özellikleri doğru orantılı olarak tespit edilmiştir. Bununla birlikte duygusal-sıcak ebeveyn tutumuna maruz kalma durumu ile karanlık üçlü kişilik özellikleri ile ters orantılı olduğu görülmüştür. Çalışmanın bundan sonraki yapılacak olan örselenme yaşantıları, algılanan ebeveyn tutumu ve karanlık üçlü kişilik özellikleri konuları üzerine yapılacak çalışmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Örselenme, Ebeveyn Tutumu, Karanlık Üçlü
18-65 yaş arası bireylerin çocukluk çağı travmaları ile duyguları ifade etme ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 18 – 65 yaş arası bireylerin çocukluk çağı travmaları ile duyguları ifade etme ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 18-65 yaş arası 672 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Veriler online platformlarda toplanmıştır. Araştırmada Sosyo – Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Duyguları İfade Etme Ölçeği (DİÖ) ve Toronto Empati Anketi (TEA) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS – 25 istatikstik programı kullanılmıştır. Bu bağlamda, katılımcıların çocukluk çağı travmaları, duyguları ifade etme ve empati düzeyleri demografik değişkenlere göre incelenirken bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü anova analizleri kullanılmıştır. Tek yönlü anova analizinde meydana gelen anlamlı farklar ise post-hoc testlerinden Tukey testi ile incelenmiştir. Ayrıca, çocukluk çağı travmaları, duyguları ifade etme ve empati düzeyleri arasındaki ilişki pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile duyguları ifade etme ve empati düzeyi arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların duyguları ifade etme düzeyi ile empati düzeyi arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak, çocukluk çağı travmaları bir bütün olarak duyguları ifade etme ve empati düzeylerini yordamaktadır.
Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve mağduriyet yaşantılarında karanlık üçlü kişilik özellikleri ve dürtüselliğin etkisi
Araştırmanın amacı, siber zorbalık yaşantılarının karanlık üçlü kişilik özellikleri (narsisizm, makyavelizm, psikopati) ve dürtüsellik düzeyi üzerindeki etkisini araştırmak ve ilgili değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını saptamaktır. Araştırma örneklemini 2019-2020 öğretim yılında Haliç Üniversitesi'nin farklı fakültelerinde eğitim gören 372 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak, ''Üniversite Öğrencileri için Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri'', ''Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği (SD3)'', ''Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF)'' ve araştırmacı tarafından geliştirilen ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre cinsiyetler arasında siber zorbalık puanları erkek bireylerde kadın bireylere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olarak saptanırken; siber mağduriyet ile cinsiyet arasında anlamlı düzeyde bir farklılık bulunamamıştır. Araştırma sonucunda siber zorbalık yapma ile motor dürtüsellik, dikkat dürtüselliği, karanlık üçlü makyavelizm ve psikopati orta düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Siber zorbalık mağduriyeti ile plan yapamama, motor dürtüsellik, dikkat dürtüselliği, karanlık üçlü makyavelizm, narsisizm ve psikopati zayıf düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır. Buna ek olarak motor dürtüsellik, karanlık üçlü makyavelizm ve karanlık üçlü psikopati puanlarının pozitif yönlü olarak siber zorbalık davranışını anlamlı ölçüde etkilediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: siber zorbalık, siber mağduriyet, karanlık üçlü kişilik özellikleri, dürtüsellik
Üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet algısı ve çelişik duygulu cinsiyetçiliğin flört şiddeti ve flört şiddetine yönelik tutumlara etkisi
Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algıları ve çelişik duygulu cinsiyetçilik düzeylerinin flört şiddeti ve flört şiddetine yönelik tutumlarına olan etkisini araştırmak ve ilgili değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını saptamaktır. Araştırma örneklemeni 2019-2020 öğretim yılında Haliç Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde eğitimine devam etmekte olan 365 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; ''Flört Şiddeti Tutum Ölçeği (FŞTÖ)'', ''Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ)'', ''Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği (ÇDCÖ)'' ve araştırmacı tarafından geliştirilen ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Araştırmaya göre flört şiddetinin üniversite öğrencileri arasında oldukça yaygın olduğu ve erkeklerin kadın öğrencilere kıyasla flört şiddetini anlamlı düzeyde daha fazla desteklediği bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda flört şiddeti tutumları ile çelişik duygulu cinsiyetçilik (düşmanca cinsiyetçilik ve korumacı cinsiyetçilik) düzeylerinin tüm alt boyutlarının negatif yönlü ve flört şiddeti tutumları ile toplumsal cinsiyet algısının pozitif yönlü anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır. Toplumsal cinsiyet algısının pozitif yönlü ve korumacı cinsiyetçilik alt boyutundan olan heteroseksüel yakınlık puanlarının negatif yönlü olmak üzere flört şiddeti tutum puanlarını yordadığı görülmüştür. Bununla birlikte toplumsal cinsiyet algısı ve çelişik duygulu cinsiyetçiliğin flört şiddeti üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: flört şiddeti, flört şiddetine yönelik tutum, toplumsal cinsiyet, toplumsal cinsiyet algısı, çelişik duygulu cinsiyetçilik