Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Esat Burak Şaman
11 theses · İstanbul 29 MayIs University
Chomsky'nin evrensel gramer teorisinin Kant ve Frege bağlamında değerlendirmesi
Chomsky, evrensel gramer teorisinde dilin insana içkin olarak var olup evrimsel olarak aktarılan bir yeti olduğunu, bu yetinin sunmuş olduğu sistemde sentaksın semantiğe önceliği olduğunu ve bir bakıma semantiğin sentakstan türetildiğini öne sürmüştür. Chomsky, dildeki terimlerin zihinsel veya fiziksel nesneler ile nasıl ilişkilendiği konusuna dair bir açıklama sunmamıştır. Çünkü o, terimlerin nesnelere gönderimi problemini bilimdışı olması sebebiyle konu dışı bırakmış ve bir semantik kuram öne sürmemiştir. Ancak dilin yapısına dair felsefi bir bakış açısından gönderim probleminin aydınlatılması gerekmektedir. Bu sebeple tezimizde Kant ve Frege'nin kavramların nesnelerle bağına odaklanan teorileriyle Chomsky'nin teorisini bir arada düşünebilme imkânını araştırdık.
Doğruluk ve çelişkinin sınırlarında İslam düşüncesinde yalancı paradoksu: Hüseyin Hânsârî merkezli bir inceleme
Çelişmezlik ilkesine dair bir şeylerin ters gittiğini ihsas eden bir problem olan yalancı paradoksu, İslam düşünce tarihinde birçok veçhesiyle ele alınmış, bu sayede bir yandan problemin farklı boyutları tespit edilmiş bir yandan da çeşitli çözüm teklifleri ortaya konmuştur. Bunlar arasında Âgâ Hüseyin Hânsârî'nin (ö. 1098/1687) paradoks incelemesi, gerek paradokstaki problemi vazediş biçimi gerekse probleme getirdiği çözüm önerisi açısından özel olarak ele alınmayı hak etmektedir. Hânsârî'ye göre paradoksal ifade, bir haber cümlesidir. Bununla birlikte cümlenin anlatımı vakıaya ulaşmadığında bu haber cümlesi doğruluk ve yanlışlık değerlerinden birini alamaz. Öte yandan lafzî düzeyde aynı olan paradoks ifadesinin farklı itibarlarla doğru veya yanlış olması da mümkündür. Hânsârî'nin söz konusu çözümüne odaklanan bu tez iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Hânsârî'ye kadarki süreçte ortaya konan paradoks çözümleri sunulmuş, ana bölüme tekabül eden ikinci bölümde ise Hânsârî'nin çözümü mantıkî ve semantik uzantılarıyla ele alınıp tahlil edilmiştir. Bu sayede bir yandan Hânsârî'nin problemi kavrayış biçimine dair bir yorum sunulmuş, diğer yandan da özgün çözüm önerisine dair bir okuma teklifinde bulunulmuştur. İnceleme boyunca hem Hânsârî'nin önceki âlimlerden ilham aldığı noktalara işaret edilmiş hem de ilk defa kendisinin dikkat çektiği hususlara temas edilmiştir. Böylece önceki düşünürlere nazaran Hânsârî'nin çözümünde aynı kalanın ne olduğu ve nelerin farklılaştığı soruları cevaplanmıştır.
İbn Sînâ'da var olmayanın konumu
Bu çalışmada düşünce tarihimiz boyunca yeterli ilgiyi görmediğini düşündüğümüz madumların bilhassa da imkânsızların durumu, İbn Sina felsefesi merkeze alınarak incelenmektedir. İlk olarak İbn Sina öncesi dönemde maduma dair genel bir tasvir sunulurken daha sonra filozofun sisteminde madum ve imkânsız kavramları varlık, mahiyet ve imkân kavramlarına nispetle ele alınmaktadır. Madum ve imkânsızların tahlilini takiben var olmayanların nefste nasıl meydana geldikleri ve nasıl tümel akledilir oldukları gibi sorular kurgusal suretlerin idrak süreci takip edilerek cevaplandırılmaktadır. Son olarak Faal Akıl ve suretler arası ilişki kurgusal suretlerin sudûru açısından tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: İmkânsız, Madum, Şey, İmkânsız Mahiyetler, Vehim Gücü, Mütehayyile, Kurgusal Suretler
İbn Teymiyye'de isim ve müsemma
Selef düşüncesinin en önemli temsilcilerinden biri olan İbn Teymiyye, lafızcı perspektifini başta kelâm olmak üzere İslami ilimlerde sürdürürken felsefe ve mantık alanlarında da elden bırakmamıştır. O söz konusu lafızcı yaklaşımını sıfatlar düşüncesinde de devam ettirerek sıfatların hakikatini olduğu gibi kabul etmektedir. Öte yandan ilahi isim ve sıfatların yaratılmışlarınkine benzerlik cihetini yalnızca lafzî benzerlik olarak ele almış, her ismi kendi müsemmasına; her sıfatı ise kendi mevsufuna mahsus kılmıştır. Her iki varlık alanında mevcut olan benzer adlandırmalarda ortak anlamı kabul etmeyerek nominalist sıfat anlayışına, sıfatların hakikatini kabul ederek ise realist sıfat anlayışına yakın durmaktadır. İbn Teymiyye mantıkta ise lafızcı perspektifinin bir devamı olarak nominalist yaklaşımdan kopmamıştır. Hariçte tümel anlamların bulunuşunu kabul etmezken tümellerin zihindeki varlığını kabul eder. Bu meyanda mahiyetin parçalarının zihinde birleşik halde bulunduğu fikrini kabul etmeyerek şeyin mantıksal mahiyetine eşit olmadığını ifade etmektedir. İsme bir öz atfetmeksizin müsemmaya delâletini ve dahi ismin müsemmaya ait olduğunu bildiren İbn Teymiyye, mantıkta izah ettiği bu düşüncelerini isim ve müsemma meselesinde de benzer şekilde ele almış, lafzî düzlemdeki temsillerin hariçtekiyle özdeşlik/ayniyet içerisinde olmadığını belirtmiştir. Bu tez İbn Teymiyye'nin lafızcı perspektifinin yansımalarını sırasıyla sıfatlar ve tanıma yönelik eleştirilerinde göstermekte olup söz konusu yaklaşımın izlerini isim ve müsemma bahsinde araştırmaktadır. Bu bağlamda İbn Teymiyye'nin isim ve müsemma meselesinde yürüttüğü tartışmalarda, ismin müsemmaya ait olduğunu ifade ederek muhafaza etmeye çalıştığı lafızcı ve dahi nominalist perspektifi gösterilecektir.
Platon düşüncesinde dunamis
Bu çalışma Platon düşüncesinde "dunamis"i (δύναμις) Platon'un diyaloglarından hareketle anlamaya yönelik bir girişimdir. Söz konusu terimin Platon düşüncesindeki merkezi rolünü göstermek amacıyla öncelikle mevzubahis terimi "aretê" (ἀρετή), "epistêmê" (ἐπιστήμη) ve "kosmos" (κόσμος) gibi felsefenin başlıca kavramları etrafında araştıracağız. Ardından dunamis'in en önemli kullanımının geçtiği Sofist diyaloğunu inceleyerek me on'un (μὴ ὂν) varlığının kaynağının dunamis olduğunu gösterip Sofist'in bizi yönlendirmesi ile Platon'un Parmenides ile hesaplaşmasını gündeme getirip, Platon'un dunamis terimini hem Parmenides'e karşı çıkmak için kullandığını hem de bu terimi kendi felsefe ve varlık görüşünü belirlediğini savunacağız.
Doğruluk ve çelişkinin sınırlarında İslam düşüncesinde yalancı paradoksu: Hüseyin Hânsârî merkezli bir inceleme
Çelişmezlik ilkesine dair bir şeylerin ters gittiğini ihsas eden bir problem olan yalancı paradoksu, İslam düşünce tarihinde birçok veçhesiyle ele alınmış, bu sayede bir yandan problemin farklı boyutları tespit edilmiş bir yandan da çeşitli çözüm teklifleri ortaya konmuştur. Bunlar arasında Âgâ Hüseyin Hânsârî'nin (ö. 1098/1687) paradoks incelemesi, gerek paradokstaki problemi vazediş biçimi gerekse probleme getirdiği çözüm önerisi açısından özel olarak ele alınmayı hak etmektedir. Hânsârî'ye göre paradoksal ifade, bir haber cümlesidir. Bununla birlikte cümlenin anlatımı vakıaya ulaşmadığında bu haber cümlesi doğruluk ve yanlışlık değerlerinden birini alamaz. Öte yandan lafzî düzeyde aynı olan paradoks ifadesinin farklı itibarlarla doğru veya yanlış olması da mümkündür. Hânsârî'nin söz konusu çözümüne odaklanan bu tez iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Hânsârî'ye kadarki süreçte ortaya konan paradoks çözümleri sunulmuş, ana bölüme tekabül eden ikinci bölümde ise Hânsârî'nin çözümü mantıkî ve semantik uzantılarıyla ele alınıp tahlil edilmiştir. Bu sayede bir yandan Hânsârî'nin problemi kavrayış biçimine dair bir yorum sunulmuş, diğer yandan da özgün çözüm önerisine dair bir okuma teklifinde bulunulmuştur. İnceleme boyunca hem Hânsârî'nin önceki âlimlerden ilham aldığı noktalara işaret edilmiş hem de ilk defa kendisinin dikkat çektiği hususlara temas edilmiştir. Böylece önceki düşünürlere nazaran Hânsârî'nin çözümünde aynı kalanın ne olduğu ve nelerin farklılaştığı soruları cevaplanmıştır.
İbn Teymiyye'de isim ve müsemma
Selef düşüncesinin en önemli temsilcilerinden biri olan İbn Teymiyye, lafızcı perspektifini başta kelâm olmak üzere İslami ilimlerde sürdürürken felsefe ve mantık alanlarında da elden bırakmamıştır. O söz konusu lafızcı yaklaşımını sıfatlar düşüncesinde de devam ettirerek sıfatların hakikatini olduğu gibi kabul etmektedir. Öte yandan ilahi isim ve sıfatların yaratılmışlarınkine benzerlik cihetini yalnızca lafzî benzerlik olarak ele almış, her ismi kendi müsemmasına; her sıfatı ise kendi mevsufuna mahsus kılmıştır. Her iki varlık alanında mevcut olan benzer adlandırmalarda ortak anlamı kabul etmeyerek nominalist sıfat anlayışına, sıfatların hakikatini kabul ederek ise realist sıfat anlayışına yakın durmaktadır. İbn Teymiyye mantıkta ise lafızcı perspektifinin bir devamı olarak nominalist yaklaşımdan kopmamıştır. Hariçte tümel anlamların bulunuşunu kabul etmezken tümellerin zihindeki varlığını kabul eder. Bu meyanda mahiyetin parçalarının zihinde birleşik halde bulunduğu fikrini kabul etmeyerek şeyin mantıksal mahiyetine eşit olmadığını ifade etmektedir. İsme bir öz atfetmeksizin müsemmaya delâletini ve dahi ismin müsemmaya ait olduğunu bildiren İbn Teymiyye, mantıkta izah ettiği bu düşüncelerini isim ve müsemma meselesinde de benzer şekilde ele almış, lafzî düzlemdeki temsillerin hariçtekiyle özdeşlik/ayniyet içerisinde olmadığını belirtmiştir. Bu tez İbn Teymiyye'nin lafızcı perspektifinin yansımalarını sırasıyla sıfatlar ve tanıma yönelik eleştirilerinde göstermekte olup söz konusu yaklaşımın izlerini isim ve müsemma bahsinde araştırmaktadır. Bu bağlamda İbn Teymiyye'nin isim ve müsemma meselesinde yürüttüğü tartışmalarda, ismin müsemmaya ait olduğunu ifade ederek muhafaza etmeye çalıştığı lafızcı ve dahi nominalist perspektifi gösterilecektir.
Platon düşüncesinde dunamis
Bu çalışma Platon düşüncesinde "dunamis"i (δύναμις) Platon'un diyaloglarından hareketle anlamaya yönelik bir girişimdir. Söz konusu terimin Platon düşüncesindeki merkezi rolünü göstermek amacıyla öncelikle mevzubahis terimi "aretê" (ἀρετή), "epistêmê" (ἐπιστήμη) ve "kosmos" (κόσμος) gibi felsefenin başlıca kavramları etrafında araştıracağız. Ardından dunamis'in en önemli kullanımının geçtiği Sofist diyaloğunu inceleyerek me on'un (μὴ ὂν) varlığının kaynağının dunamis olduğunu gösterip Sofist'in bizi yönlendirmesi ile Platon'un Parmenides ile hesaplaşmasını gündeme getirip, Platon'un dunamis terimini hem Parmenides'e karşı çıkmak için kullandığını hem de bu terimi kendi felsefe ve varlık görüşünü belirlediğini savunacağız.
İbn Sînâ'da var olmayanın konumu
Bu çalışmada düşünce tarihimiz boyunca yeterli ilgiyi görmediğini düşündüğümüz madumların bilhassa da imkânsızların durumu, İbn Sina felsefesi merkeze alınarak incelenmektedir. İlk olarak İbn Sina öncesi dönemde maduma dair genel bir tasvir sunulurken daha sonra filozofun sisteminde madum ve imkânsız kavramları varlık, mahiyet ve imkân kavramlarına nispetle ele alınmaktadır. Madum ve imkânsızların tahlilini takiben var olmayanların nefste nasıl meydana geldikleri ve nasıl tümel akledilir oldukları gibi sorular kurgusal suretlerin idrak süreci takip edilerek cevaplandırılmaktadır. Son olarak Faal Akıl ve suretler arası ilişki kurgusal suretlerin sudûru açısından tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: İmkânsız, Madum, Şey, İmkânsız Mahiyetler, Vehim Gücü, Mütehayyile, Kurgusal Suretler
Chomsky'nin evrensel gramer teorisinin Kant ve Frege bağlamında değerlendirmesi
Chomsky, evrensel gramer teorisinde dilin insana içkin olarak var olup evrimsel olarak aktarılan bir yeti olduğunu, bu yetinin sunmuş olduğu sistemde sentaksın semantiğe önceliği olduğunu ve bir bakıma semantiğin sentakstan türetildiğini öne sürmüştür. Chomsky, dildeki terimlerin zihinsel veya fiziksel nesneler ile nasıl ilişkilendiği konusuna dair bir açıklama sunmamıştır. Çünkü o, terimlerin nesnelere gönderimi problemini bilimdışı olması sebebiyle konu dışı bırakmış ve bir semantik kuram öne sürmemiştir. Ancak dilin yapısına dair felsefi bir bakış açısından gönderim probleminin aydınlatılması gerekmektedir. Bu sebeple tezimizde Kant ve Frege'nin kavramların nesnelerle bağına odaklanan teorileriyle Chomsky'nin teorisini bir arada düşünebilme imkânını araştırdık.
Proklos'ta âlemin ezelîliği
Yeni-Platoncu felsefenin önemli temsilcilerinden biri olan Proklos âlemin ezelî olduğuna dair on sekiz argümandan oluşan bir çalışma kaleme almıştır. Bu çalışmasında o, yaratıcının âlemle ilişkisi, ezelî-ebedîlik, ezelîlik ve zaman gibi kavramlar ve bunların âlemle ilişkisi, oluş ve bozuluş, ruh gibi felsefenin ve özellikle de Yeni-Platoncu felsefenin temel konuları sayılabilecek meseleleri değerlendirmektedir. Çalışmamız beş bölümden oluşmakta ve Proklos'un âlemin ezelîliğini temellendirdiği on sekiz argümandaki görüşlerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra tarihsel olarak bu meselenin birinci ve ikinci bölümlerde sırasıyla Platon ve Aristoteles'te ortaya çıkışını, üçüncü bölümde Plotinos'taki seyrini ve dördüncü bölümde Proklos sonrası klasik İslâm düşüncesinde nasıl bir görünüm arz ettiğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte çalışmamız Proklos'un argümanlarının incelenmesi neticesinde, Yeni Platonculuk'a atfedilen Aristoteles ve Platon arasındaki uyumu sağlama fikrinin âlemin zamansallığı meselesi üzerinden bir örneğini tartışmayı hedefler.