Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Gülşen Filazoğlu Çokluk

21 theses · İstanbul Gelişim University

Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde duyguları ifade etme becerileri ve duygu durum güçlüğünün somatizasyon ile ilişkilendirilmesi: Uşak Üniversitesi örneklemi

Bu çalışmada somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade etme becerileri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Uşak Üniversitesinde eğitim gören, yaş aralığı 18 ile 23 arasında olan 151'i erkek, 296'sı kadın olmak üzere 447 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara yüz yüze ulaşılmıştır. Katılımcılara kişisel bilgi formu ile araştırmanın gönüllülük esasına dayandığı doğrultusunda bilgi verilmiş ve gönüllü kişilerin araştırmaya katılımları için rızaları alınmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Somatizasyon Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form ve Duygu İfade Etme Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmada geçerlilik için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmış, güvenirlik için toplam ölçekler ve alt boyutlarda Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır. Son aşamada, araştırmanın alt hipotezleri bağlamında ortalama puan farklılıklarını test etmede bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü ANOVA, ilişkileri test etmede ise Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS IBM 26.0 ve R Studio programı kullanılmıştır. DFA için lavaan (Rosseel, 2012) paketi kullanılmıştır. Araştırma neticesinde, Uşak üniversitesi öğrencilerindeki cinsiyet farklılıklarına göre somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade puanlarının hepsinde kadınlar lehine bir ortalama puan farklılığı vardır. Uşak Üniversitesi öğrencilerinin yaş gruplarına göre oluşturulan betimsel istatistiklere göre ise duygu düzenleme güçlüğü puanlarında 23 yaşındakiler en yüksek, 22 yaşındakiler en düşük ortalamaya sahiptir. Duygu ifade puanlarında 20 yaşındakiler en yüksek, 18 yaşındakiler en düşük ortalamaya sahiptir. Somatizasyon puanlarında 18 yaşındakiler en yüksek, 22 yaşındakiler en düşük ortalamaya sahiptir. Yaş gruplarının ortalama puan farklılıklarından en az ikisinin anlamlılığını test etmek için tek yönlü ANOVA yapılmış ve sonuçlar doğrultusunda istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Bu nedenle çoklu karşılaştırma yapılmamıştır. Uşak üniversitesi öğrencilerinde somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade puanlarının hepsinde psikolojik/psikiyatrik yardım alanlar lehine bir ortalama puan farklılığı vardır. Ortalama puan farklılıklarından duydu düzenleme güçlüğü ve somatizasyonda istatistiksel olarak anlamlıyken, duygu ifadede istatistiksel olarak anlamlı değildir. Uşak üniversitesi öğrencilerinde somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade puanlarının hepsinde psikolojik/psikiyatrik yardım ihtiyacı olanlar lehine bir ortalama puan farklılığı vardır. Uşak üniversitesi öğrencilerinin duygu düzenleme güçlüğü ile duygu ifade puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Diğer bir ifade ile duygu düzenleme güçlüğü arttıkça duygu ifade becerisi de artmaktadır. Duygu düzenleme güçlüğü ile somatizasyon puanları arasında ise pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Diğer bir ifade ile duygu düzenleme güçlüğü arttıkça somatizasyon da artmaktadır. Duygu ifade ile somatizasyon puanları arasında ise anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer bir ifade ile duygu düzenleme puanlarındaki artış veya azalış somatizasyon puanlarındaki artış veya azalış ile ilişkili değildir.

Selin Özkalp
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde onlıne kumar bağımlılığı ve dissosiyatif belirtiler arasındaki ilişki: Depresyon ve anksiyete düzeyinin aracı rolü

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yetişkin kadın ve erkeklerde online kumar bağımlılığı ve disosiyatif belirti düzeyleri arasındaki ilişkiyi, bu ilişkide depresyon ve anksiyete düzeyiyle aracı rolünü incelemek ve değişkenlerin birbirleriyle bağlantısını araştırmaktır. Yöntem: Araştırmaya, online platformlarda kumar oynayan 18-40 yaş aralığındaki yaş ortalaması 27,96(±6,06) olan 80 yetişkin kadın ve erkek katılmıştır. Çalışmanın örneklem büyüklüğünü hesaplamak için G*Power 3.1.9 programı kullanılmıştır ve bir grup için en az n=74 olarak belirlenmiştir. Örneklemin çoğunluğunu lisans mezunu (%56), sosyoekonomik düzeyi orta gelir grubunda olan (%64), ilişkisi olmayan (%50,62), ailesiyle yaşayan (%56), slot oyunlarını oynamayı tercih eden (%39,30) kadın (%31,25) ve erkek (%68,75) katılımcılar oluşturmaktadır. Verilerin analizi için bağımsız iki grup karşılaştırmasında t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çoklu karşılaştırma testi olarak Bonferroni ile Tamhane testleri kullanılmıştır. Aracılık analizleri Bootstrap yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Araştırmamızın sonuçlarına göre online kumar bağımlılığı puanının, dissosiyatif belirtiler ölçeği üzerindeki toplam etki ve doğrudan etki değerinin anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Online kumar bağımlılığı puanının, dissosiyatif belirtiler ölçeği üzerindeki dolaylı etki değerinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, Online kumar bağımlılığı ölçek puanı ile dissosiyatif belirtiler ölçeği arasındaki ilişkide depresyon puanlarının. [B=2,46 (CI:0,01; 0,28); β:0,12] ve anksiyete puanlarının [B=2,63 (CI:0,02; 0,28); β:0,13] aracılık etkisinin olduğunu göstermektedir. Sonuç: Araştırmanın sonucunda online kumar bağımlılığı ve disosiyatif belirtiler arasındaki ilişkide depresyon ve anksiyetenin aracı rolünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler:anksiyete,depresyon,dissosiasyon,online kumar bağımlılığı.

BağımlılıkDepresyonDissosiyatif yaşantılar+1
Melek Dökmetaş
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemdeki çocukların anksiyete düzeyleri ile annelerin bağlanma sitilleri arasındaki ilişki

Bebekler ve çocuklar biyolojik olarak başkalarıyla kişilerarası bağlar kurmaya ve dünyayı güvenli bir şekilde keşfedebilecekleri güvenli bir üssün konforunu elde etmek için onlara bakım veren kişilere, ebeveynlerine yakınlık aramaya yatkındırlar. Bu noktada, aile, çocuğu çevresine bağlayan ilk temas noktasıdır. Aile ortamında çocuk dünyaya karşı ilk tutumları kazanmakta, zihinsel ve fiziksel olarak gelişmekte, nasıl iletişim kuracağını öğrenmekte, temel normları kazanmakta ve sonunda kendi tutum, ahlak ve davranışlarını oluşturmaktadır. Anneler bu noktada kritik bir role sahip olmaktadırlar. Çocukların annelerine olan bağlarının yanı sıra annelerinin de onlara dair olan bağlanma duygusu son derece büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle, literatürde, annenin bağlanma duygusu da en az çocukların annelerine ve genel olarak aileleri ile birlikte çevrelerine olan bağlanma hissiyatı kadar dikkatli bir şekilde incelenmektedir. Çocukların bağlanma konusundaki yaklaşımları son derece büyük bir önem arz etmesine karşın, çocukların bu konudaki kaygı durumlarının ve kaygı düzeylerinin de dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi son derece kritik bir değer taşımaktadır. Bu nedenle anksiyete kavramı ve bunun çocuklardaki yansımalarının incelenmesi önemli olmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, okul öncesi dönemde bulunan çocuklardaki (3-5 yaş aralığındaki çocuklar) kaygı düzeyleri ile annelerinin bağlanma stilleri arasındaki potansiyel ilişkileri incelemektir. Araştırmanın odak noktası, annelerin sahip olduğu hangi tür bağlanma stillerinin çocuklardaki hangi kaygı boyutlarıyla ilişkili olduğunu ve bu ilişkilerin hangi düzeyde olduğunu belirlemektir. Bu bağlamda, çocukların kaygı düzeyini etkileyen faktörlerin annelerin bağlanma stilleri ile nasıl etkileşime girebileceği ve hangi bağlanma stillerinin bu ilişkilerde daha baskın olduğu gibi sorulara yanıt aranmaktadır.

Ana-babaya bağlanmaAna-çocuk ilişkisiGüvenli bağlanma+4
Binnur Elmacı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği olan çocuklarda ebeveyn uyumu

Bu araştırmanın temel amacı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanılı çocukları olan ebeveynlerin evlilik uyumlarının değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada iki çalışma grubu oluşturulmuştur. İlk grup DEHB tanılı çocukları olan ebeveynler, ikinci grup DEHB tanılı çocuğu olmayan ebeveynlerdir. Her iki gruptan 50'şer ebeveynle anketler gerçekleştirilmiştir. Anketler çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Anket formu dört dölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde demografik bilgiler, ikinci bölümde Mükemmeliyetçilik Ölçeği, üçüncü bölümde Evlilik Uyumu Ölçeği ve son bölümde Anne Baba Tutumları Ölçeği yer almaktadır. Araştırmada elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler, T testi, ANOVA,MANOVA ve Pearson Korelasyon analizine tabii tutulmuştur. Araştırma neticesinde ebeveynlerin mükemmeliyetçilik ölçeğinde anlamlı farklılaşma belirlenememiştir. DEHB tanılı çocuğu olan ebeveynlerin evlilik uyumu puanları diğer gruba göre daha düşük çıkmış ve T testi sonçları da anlamlı farklılığa işaret etmiştir. Tek yönlü çok değişkenli analiz (varyans) neticesinde Anne-baba Tutumları Ölçeğinin alt boyutları (demokratik, koryucu-istekçi, otoriter) üzerinde DEHB tanılı çocuğu olan ebevynlerin ve DEHB tanısı olmayan ebeveynlerin anlamlı etkisi olduğu belirlenmiştir.

Şeyma Bilen Asya
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet kullanım sıklığının evli bireylerin evlilik uyumuna etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, internet kullanım sıklığının evli bireylerin evlilik uyumuna etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise, evli bireyler arasındaki uyumun internet kullanım sıklığının yordanıp yordanmadığını test etmektir. Bu araştırmada, yöntem olarak nicel araştırma desenlerinden tarama yönteminden yararlanılmıştır. Bu araştırmanın evreni ise, İstanbulda ikametgah eden evli bireylerden oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi ise amaçsal örneklem yöntemi ile seçilen 18 yaş ve üzeri 300 çiftten oluşmaktadır. Araştırma bulgusunda, internet kullanım sıklığı ölçeğinin alt boyutları ile, yenilenmiş çift uyum ölçeğinin alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu bulgulanmıştır. Bu bağlamda klinisyenlere yönelik şu önerilerde bulunulabilir: Terapilerde, evli bireyler arasındaki uyum problemlerini aşabilmek adına en önce internet kullanım sıklığına odaklanılabilir. Terapiler, belirlenen çözümü uygulamada kararlılık, alternatif çözümleri araştırma ve modelleme yoluyla problem çözme becerilerinin geliştirilmesine yönelik olabilir.

Melisa Ötlü
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet kullanım sıklığının evli bireylerin evlilik uyumuna etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, internet kullanım sıklığının evli bireylerin evlilik uyumuna etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise, evli bireyler arasındaki uyumun internet kullanım sıklığının yordanıp yordanmadığını test etmektir. Bu araştırmada, yöntem olarak nicel araştırma desenlerinden tarama yönteminden yararlanılmıştır. Bu araştırmanın evreni ise, İstanbulda ikametgah eden evli bireylerden oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi ise amaçsal örneklem yöntemi ile seçilen 18 yaş ve üzeri 300 çiftten oluşmaktadır. Araştırma bulgusunda, internet kullanım sıklığı ölçeğinin alt boyutları ile, yenilenmiş çift uyum ölçeğinin alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu bulgulanmıştır. Bu bağlamda klinisyenlere yönelik şu önerilerde bulunulabilir: Terapilerde, evli bireyler arasındaki uyum problemlerini aşabilmek adına en önce internet kullanım sıklığına odaklanılabilir. Terapiler, belirlenen çözümü uygulamada kararlılık, alternatif çözümleri araştırma ve modelleme yoluyla problem çözme becerilerinin geliştirilmesine yönelik olabilir.

Melisa Ötlü
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital bağımlılık belirti şiddeti ile gelişmeleri kaçırma korkusu (FoMO) ve sosyal kaygı ilişkisinin incelenmesi

Teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişmesiyle birlikte insanların günlük hayatlarındaki işleri kolaylaştıran, çağın en önemli buluşlarından biri olan internet, tüm dünyada yaygınlaşarak tüm dünya genelinde çok fazla kullanılmaya başlanmıştır. İnternet insanlara iletişim, bilgiye hızlı erişim, günlük yapılan fiziksel ve zihinsel işlerin kolaylaşması gibi noktalarda çok fazla yarar sağlayarak insanlar için hayatın vazgeçilmez bir aracı haline gelmiştir. Özellikle internet, sosyal medya uygulamaları, akıllı telefonlar ve dijital oyunlar gibi alanlarda bireyler daha fazla zaman geçirmekte ve sosyal hayattan uzaklaşarak sanal bir ortamda yaşamaktadırlar. Bu araştırmanın amacı, dijital bağımlılık sorunu temelinde, sosyal ağlarda var olma konusunda takıntıları bulunan ve gelişmeleri kaçırma korkusu (FoMO) sorunu yaşayan bireylerin bu durumlarının sosyal kaygı ile olan ilişkisini incelemektir. Araştırmada, FoMO sorunu sosyal kaygı bozukluğunun ilişkisinin incelenmesi aşamasında, dijital bağımlılık belirti şiddetinin etkisi de sürecin içerisine dahil edilmektedir. Yine, bu araştırma ile terapötik çalışmalar yapılarak; problemin çözümüne katkı sunularak daha sağlıklı nesiller yetiştirilebilmesi adına tespitlerde bulunulması amaçlanmaktadır. Araştırmada toplumun devamlılığını sağlayacak olan genç yetişkinlerde dijital bağımlılık, sosyal kaygı ve FoMO arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu anlamda bilgiye erişim ve iletişimin tüm insanlığın kullanımına açık hale gelmesi, interaktif eğlence deneyimleri sunmak gibi idealist düşünceler ile ortaya çıkan dijital yeniliklerin olması, amacının dışında kullanılarak bağımlılık haline gelmesi önemli bir sorun olarak değerlendirilmektedir.

Gelişmeleri kaçırma korkusuSosyal kaygı
Elif Önder
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital bağımlılık belirti şiddeti ile gelişmeleri kaçırma korkusu (FoMO) ve sosyal kaygı ilişkisinin incelenmesi

Teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişmesiyle birlikte insanların günlük hayatlarındaki işleri kolaylaştıran, çağın en önemli buluşlarından biri olan internet, tüm dünyada yaygınlaşarak tüm dünya genelinde çok fazla kullanılmaya başlanmıştır. İnternet insanlara iletişim, bilgiye hızlı erişim, günlük yapılan fiziksel ve zihinsel işlerin kolaylaşması gibi noktalarda çok fazla yarar sağlayarak insanlar için hayatın vazgeçilmez bir aracı haline gelmiştir. Özellikle internet, sosyal medya uygulamaları, akıllı telefonlar ve dijital oyunlar gibi alanlarda bireyler daha fazla zaman geçirmekte ve sosyal hayattan uzaklaşarak sanal bir ortamda yaşamaktadırlar. Bu araştırmanın amacı, dijital bağımlılık sorunu temelinde, sosyal ağlarda var olma konusunda takıntıları bulunan ve gelişmeleri kaçırma korkusu (FoMO) sorunu yaşayan bireylerin bu durumlarının sosyal kaygı ile olan ilişkisini incelemektir. Araştırmada, FoMO sorunu sosyal kaygı bozukluğunun ilişkisinin incelenmesi aşamasında, dijital bağımlılık belirti şiddetinin etkisi de sürecin içerisine dahil edilmektedir. Yine, bu araştırma ile terapötik çalışmalar yapılarak; problemin çözümüne katkı sunularak daha sağlıklı nesiller yetiştirilebilmesi adına tespitlerde bulunulması amaçlanmaktadır. Araştırmada toplumun devamlılığını sağlayacak olan genç yetişkinlerde dijital bağımlılık, sosyal kaygı ve FoMO arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu anlamda bilgiye erişim ve iletişimin tüm insanlığın kullanımına açık hale gelmesi, interaktif eğlence deneyimleri sunmak gibi idealist düşünceler ile ortaya çıkan dijital yeniliklerin olması, amacının dışında kullanılarak bağımlılık haline gelmesi önemli bir sorun olarak değerlendirilmektedir.

Gelişmeleri kaçırma korkusuSosyal kaygı
Elif Önder
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde onlıne kumar bağımlılığı ve dissosiyatif belirtiler arasındaki ilişki: Depresyon ve anksiyete düzeyinin aracı rolü

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yetişkin kadın ve erkeklerde online kumar bağımlılığı ve disosiyatif belirti düzeyleri arasındaki ilişkiyi, bu ilişkide depresyon ve anksiyete düzeyiyle aracı rolünü incelemek ve değişkenlerin birbirleriyle bağlantısını araştırmaktır. Yöntem: Araştırmaya, online platformlarda kumar oynayan 18-40 yaş aralığındaki yaş ortalaması 27,96(±6,06) olan 80 yetişkin kadın ve erkek katılmıştır. Çalışmanın örneklem büyüklüğünü hesaplamak için G*Power 3.1.9 programı kullanılmıştır ve bir grup için en az n=74 olarak belirlenmiştir. Örneklemin çoğunluğunu lisans mezunu (%56), sosyoekonomik düzeyi orta gelir grubunda olan (%64), ilişkisi olmayan (%50,62), ailesiyle yaşayan (%56), slot oyunlarını oynamayı tercih eden (%39,30) kadın (%31,25) ve erkek (%68,75) katılımcılar oluşturmaktadır. Verilerin analizi için bağımsız iki grup karşılaştırmasında t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çoklu karşılaştırma testi olarak Bonferroni ile Tamhane testleri kullanılmıştır. Aracılık analizleri Bootstrap yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Araştırmamızın sonuçlarına göre online kumar bağımlılığı puanının, dissosiyatif belirtiler ölçeği üzerindeki toplam etki ve doğrudan etki değerinin anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Online kumar bağımlılığı puanının, dissosiyatif belirtiler ölçeği üzerindeki dolaylı etki değerinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, Online kumar bağımlılığı ölçek puanı ile dissosiyatif belirtiler ölçeği arasındaki ilişkide depresyon puanlarının. [B=2,46 (CI:0,01; 0,28); β:0,12] ve anksiyete puanlarının [B=2,63 (CI:0,02; 0,28); β:0,13] aracılık etkisinin olduğunu göstermektedir. Sonuç: Araştırmanın sonucunda online kumar bağımlılığı ve disosiyatif belirtiler arasındaki ilişkide depresyon ve anksiyetenin aracı rolünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler:anksiyete,depresyon,dissosiasyon,online kumar bağımlılığı.

BağımlılıkDepresyonDissosiyatif yaşantılar+1
Melek Dökmetaş
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde duyguları ifade etme becerileri ve duygu durum güçlüğünün somatizasyon ile ilişkilendirilmesi: Uşak Üniversitesi örneklemi

Bu çalışmada somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade etme becerileri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Uşak Üniversitesinde eğitim gören, yaş aralığı 18 ile 23 arasında olan 151'i erkek, 296'sı kadın olmak üzere 447 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara yüz yüze ulaşılmıştır. Katılımcılara kişisel bilgi formu ile araştırmanın gönüllülük esasına dayandığı doğrultusunda bilgi verilmiş ve gönüllü kişilerin araştırmaya katılımları için rızaları alınmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Somatizasyon Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form ve Duygu İfade Etme Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmada geçerlilik için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmış, güvenirlik için toplam ölçekler ve alt boyutlarda Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır. Son aşamada, araştırmanın alt hipotezleri bağlamında ortalama puan farklılıklarını test etmede bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü ANOVA, ilişkileri test etmede ise Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS IBM 26.0 ve R Studio programı kullanılmıştır. DFA için lavaan (Rosseel, 2012) paketi kullanılmıştır. Araştırma neticesinde, Uşak üniversitesi öğrencilerindeki cinsiyet farklılıklarına göre somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade puanlarının hepsinde kadınlar lehine bir ortalama puan farklılığı vardır. Uşak Üniversitesi öğrencilerinin yaş gruplarına göre oluşturulan betimsel istatistiklere göre ise duygu düzenleme güçlüğü puanlarında 23 yaşındakiler en yüksek, 22 yaşındakiler en düşük ortalamaya sahiptir. Duygu ifade puanlarında 20 yaşındakiler en yüksek, 18 yaşındakiler en düşük ortalamaya sahiptir. Somatizasyon puanlarında 18 yaşındakiler en yüksek, 22 yaşındakiler en düşük ortalamaya sahiptir. Yaş gruplarının ortalama puan farklılıklarından en az ikisinin anlamlılığını test etmek için tek yönlü ANOVA yapılmış ve sonuçlar doğrultusunda istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunamamıştır. Bu nedenle çoklu karşılaştırma yapılmamıştır. Uşak üniversitesi öğrencilerinde somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade puanlarının hepsinde psikolojik/psikiyatrik yardım alanlar lehine bir ortalama puan farklılığı vardır. Ortalama puan farklılıklarından duydu düzenleme güçlüğü ve somatizasyonda istatistiksel olarak anlamlıyken, duygu ifadede istatistiksel olarak anlamlı değildir. Uşak üniversitesi öğrencilerinde somatizasyon, duygu düzenleme güçlüğü ve duygu ifade puanlarının hepsinde psikolojik/psikiyatrik yardım ihtiyacı olanlar lehine bir ortalama puan farklılığı vardır. Uşak üniversitesi öğrencilerinin duygu düzenleme güçlüğü ile duygu ifade puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Diğer bir ifade ile duygu düzenleme güçlüğü arttıkça duygu ifade becerisi de artmaktadır. Duygu düzenleme güçlüğü ile somatizasyon puanları arasında ise pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Diğer bir ifade ile duygu düzenleme güçlüğü arttıkça somatizasyon da artmaktadır. Duygu ifade ile somatizasyon puanları arasında ise anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer bir ifade ile duygu düzenleme puanlarındaki artış veya azalış somatizasyon puanlarındaki artış veya azalış ile ilişkili değildir.

Selin Özkalp
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde yas süreci, bağlanma stilleri ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerde yas süreci, bağlanma stilleri ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Yas, bireylerin yaşamlarında önemli bir duygusal deneyim olup, kayıp ve değişimlere karşı verdikleri tepkileri kapsamaktadır. Bağlanma stilleri ise, bireylerin duygusal ilişkilerde güven, yakınlık ve destek arayışlarıyla şekillenen psikolojik yapılarını ifade eder. Kaygı düzeyleri ise, bireylerin çevresel faktörler ve içsel deneyimler karşısında duyduğu endişe ve gerilim seviyelerini belirtmektedir. Bu araştırmada, bu üç psikolojik değişkenin birbirleriyle nasıl bir etkileşim içinde olduğu ve birbiriyle ilişkili olup olmadığı araştırılmaktadır. Araştırmada, ilişkisel tarama modeli kullanılarak, yetişkin bireylerin yas süreçlerini, bağlanma stillerini ve kaygı düzeylerini ölçmek amacıyla anket yöntemi tercih edilmiştir. Google Form aracılığıyla çevrimiçi olarak toplanan veriler, bu değişkenler arasındaki ilişkilerin daha detaylı bir şekilde incelenmesine olanak tanımaktadır. Verilerin analiziyle, yas sürecinin, bağlanma stillerinin ve kaygı düzeylerinin birbirini nasıl etkilediği ve bu üç faktörün bireylerin psikolojik iyilik halleri üzerindeki olası etkileri belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu araştırmada, yas süreci, bağlanma stilleri ve kaygı arasında ilişki bulunmuştur.

Aleyna Melek Şaşmaz
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğretmenlerinin öğretmenlik mesleğine yönelik tutumları ve iletişim becerileri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Öğretmenlik, gelecek nesillerin gelişmesi ve topluma yararlı bireyler olmalarında büyük bir rol oynayan meslek gruplarından biridir. Öğretmenlerin her öğrenci üzerinde farklı bir etkisinin olduğunu söylemek mümkündür. Her öğrencinin gözünde öğretmenin yeri farklılık göstermektedir. Bu durumun sebebi, öğretmenin öğrenciler bazında farklı davranışlar sergilemesidir. Bu noktada öğretmenlerin özenli davranması gerekmektedir. Öğretmenlerin her öğrenciye gereksinimlerine göre yaklaşmaları ve doğru davranışlar sergilemeleri büyük bir öneme sahiptir. Böylelikle öğrencilerin eşit konumda olduklarını görmeleri mümkündür. Bununla birlikte öğretmenlerin şefkatli, merhametli, adil, sorumluluk sahibi, sabırlı gibi özelliklere de sahip olmaları gerekmektedir. Özellikle bir öğretmenin sabırlı olması son derece önemlidir. Aksi takdirde öğrenciye karşı farklı davranışlar sergileyebilmekte ve bu durum da öğrencinin farklı davranışlar sergilemesine sebebiyet vermektedir. Bu bağlamda iletişim becerisinin oldukça önemli olduğunu söylemek mümkündür. Etkili bir iletişimi olan öğretmenin öğrenci ile kolaylıkla bağlantı kurması olağandır. Çünkü öğrencinin dikkatini çekmek için iletişim becerilerinden faydalanabilmektedir. Sınıf içerisinde öğrenci sayısının oldukça fazla olduğu düşünüldüğünde iletişim becerisi yüksek olan bir öğretmenin sınıfa hâkimiyet kurması daha mümkündür. Bu çalışmada ortaokul öğrencileri baz alınmaktadır. Ortaokul öğrencileri, ilkokul öğrencilerine göre daha olgun ve nasıl davranışlar sergilemeleri gerektiğini bilen bireyler olarak kabul edilmektedir. Bu bakımdan dikkatlerini çekmenin daha kolay olduğunu söylemek mümkündür. Fakat kişisel özelliklerden kaynaklı olarak bu durum farklılık gösterebilmektedir. Bu noktada öğretmenlere oldukça fazla görev düşmektedir. Her öğrencinin kişisel özellikleri hakkında bir fikrinin olması son derece önemlidir. Böylelikle öğrenci ile iletişim kurmak daha kolay bir hal almaktadır. Öğrencisinin sınıf içi ve sınıf dışında yaşadığı durumlar hakkında fikir sahibi olan bir öğretmenin her zaman bir adım önde olduğunu söylemek mümkündür. Bu bilgiler kapsamında bu çalışmanın amacı, ortaokul öğretmenlerinin öğretmenlik mesleğine yönelik tutumları ve iletişim becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek ve değerlendirmektir. Bu bağlamda geniş kapsamlı bir literatür taraması yapılmış ve elde edilen kaynaklar doğrultusunda etkili bir çalışma ortaya konulmuştur. Çalışma sonucunda ortaokul öğretmenlerinin iletişim becerilerine sahip olmalarının onları bir adım öne taşıdığı görülmüştür. İletişim becerisine sahip olan öğrencilerin öğretmenlik mesleğine olan yaklaşımının da pozitif yönlü olduğu saptanmıştır.

Hasan Yıldız
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlanma stilleri ve sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, bağlanma stilleri ile sosyal kaygı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bağlanma teorisi, bireylerin erken yaşlarda geliştirdikleri güvenli, kaçıngan ve kaygılı/kararsız bağlanma stillerinin, sosyal ilişkiler ve kişisel gelişim üzerindeki uzun dönemli etkilerini açıklamaktadır. Sosyal kaygı ise, sosyal ortamlarda olumsuz değerlendirilme korkusu ve buna bağlı olarak ortaya çıkan yoğun kaygı durumları olarak tanımlanır. Bu tezde, bağlanma stillerinin sosyal kaygı ile ilişkisi incelenmektedir. Araştırmaya 18-74 yaş arasındaki 369 kadın 134 erkek toplamda 503 kişi katılmıştır. Betimsel araştırma yöntemi olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Kişisel Bilgi Formunda, yaş, cinsiyet, ailenin ekonomik durumu, ebeveynlerin medeni durumu, kardeş sayısı, katılımcının doğum sırası, anne-babanın tutumu ve annenin çalışma durumu sorulmaktadır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package Social Sciences) istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde bağımsız örneklem t testi, ANOVA analizi, tukey HSD testi, pearson korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre güvenli bağlanma ile sosyal düşük ve orta ekonomik gelir düzeyine sahip bireylerin kaygılı/kararsız bağlanma seviyeleri, yüksek ekonomik gelir düzeyine sahip bireylerden daha yüksektir. Orta gelir düzeyindeki bireylerin, yüksek gelir düzeyindeki bireylere kıyasla sosyal kaygı puanları ve kaygı alt boyutu puanları daha yüksektir. Ayrıca, ilk ve beşinci çocuklar arasında kaygı alt boyutu seviyeleri anlamlı bir şekilde farklı bulunmuş, 1. çocuk olanların kaygı seviyesi daha yüksek olmuştur. Aile tutumları açısından, ilgisiz anne tutumuna sahip bireylerin güvenli bağlanma düzeyleri, ilgili anne tutumuna sahip bireylerden daha düşüktür. Bazen ilgili bazen ilgisiz anne tutumuna sahip bireyler ise kaygılı-kararsız bağlanma düzeyinde daha yüksek puanlar almışlardır. Benzer şekilde, ilgisiz baba tutumuna sahip bireylerin kaygılı/kararsız bağlanma puanları, ilgili baba tutumuna sahip bireylerden daha fazladır. Bağlanma stilleri ile sosyal kaygı arasında yapılan korelasyon analizine göre, güvenli bağlanma ile sosyal kaygı arasında zayıf düzeyde negatif bir ilişki, kaçıngan bağlanma ile sosyal kaygı arasında ise zayıf düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Kaygılı/kararsız bağlanma ile sosyal kaygı arasında ise orta düzeyde pozitif yönlü bir korelasyon tespit edilmiştir. Ayrıca, kaygı ve kaçınma alt boyutları ile kaygılı/kararsız bağlanma arasında pozitif yönlü korelasyonlar gözlemlenmiştir. Güvenli bağlanmanın sosyal kaygı ya azaltıcı etkiye sahip olduğu, kaygılı kararsız bağlanmanın ise sosyal kaygı düzeyini artırıcı etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.

Bağlanma stilleriSosyal kaygı
Elifnaz Özkul
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Catering sektöründe çalışan bireylerde depresyon ve yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Uzun yıllardır, depresyon ile yeme bozuklukları arasındaki ilişki, araştırmacılar ve klinisyenler tarafından önemli bir odak noktası olmuştur. Psikopatolojik özellikler ile yeme bozuklukları arasındaki ilişki, uluslararası literatürde geniş bir yankı bulmuştur. Tarihsel olarak, depresyonun tanımı ilk kez İ.Ö. 5. yüzyılda Hipokrat tarafından yapılmıştır. Hipokratın depresyon tanımıyla birlikte Melankoli ortaya çıkmıştır. Melankolinin kara safra hastalığı sebebiyle meydana geldiği belirtilmiştir. Bu konuda araştırma yapan Galen, melankoli'yi 'insanlardan tiksinmek ' olarak tanımlamaktadır. Aynı zamanda Galen üzüntü , hüzün ve keder durumunun varlığından bahseden ilk kişi olarak bilinir (Atak, 2022). Galen'in tanımından sonra depresyon için kişinin kendini mutsuz, üzüntülü, sosyal faaliyetleri yaparken eskisi kadar zevk alamadığı gün içinde sürekli olarak bitkinlik, yorgunluk belirtilerinin görüldüğü bir duygudurum bozukluğu olarak nitelendirilmektedir (Uysal, 2018) . Bu çalışmanın odak noktası, catering sektöründe faaliyet gösteren bireylerin yeme bozuklukları ile depresyon arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Literatüre bakıldığında yeme bozukluğu ve depresyon arasındaki ilişki birçok alanda kapsamlı araştırmalar mevcut fakat catering sektöründe yapılan çalışmalar özellikle kişilerin depresyon düzeyi ve yeme bozukluğu bakımından yer almamaktadır.Her sektörde olduğu gibi catering sektöründe de yoğun çalışma temposu, düzensiz beslenme saatleri kişilerin yeme bozukluğu riskini bununla birlikte ruh hali üzerinde de olumsuz etkileri olacağı düşünülmektedir. Özellikle catering gibi yemeğin yoğun tempo ile ilişkilendirildiği sektörlerde çalışanların beslenme alışkanlıkları ve iş stresi arasındaki ilişkiyi anlamak, çalışanların sağlığı ve iyilik halini etkileyebilir.Bu araştırmalar, daha sağlıklı çalışma ortamları oluşturmak ve çalışanların sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürebilmeleri için çözümler sunabilir. Bu çözümler, daha sağlıklı yemek seçeneklerinin sunulması, molalarda dinlenme ve stres yönetimi tekniklerinin öğretilmesi gibi uygulamaları içerebilir. Sonuç olarak, catering sektöründe iş stresi ile beslenme düzeni arasındaki ilişkinin anlaşılması, çalışanların daha sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri ve iş performanslarını artırabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar, sektördeki uygulamalara yön vererek daha sağlıklı çalışma ortamlarının oluşturulmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir. Bu temel hedefin yanı sıra, bireylerin sosyo-demografik özelliklerine bağlı olarak sosyal ve iş yaşamlarında depresyon ile yeme bozuklukları arasındaki potansiyel farkların analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma, catering sektöründe çalışanların psikolojik sağlık durumunu ve bu durumun sosyo-demografik faktörlerle ilişkisini anlamak adına bir fırsat sunmaktadır.Araştırma betimsel çalışma yöntemine uygun şekilde hazırlanmıştır. Veri toplamak amacıyla ölçekler yüz yüze görüşmeler ile yapılmıştır. Toplanan veriler, manuel olarak SPSS-22 programına girilerek analiz edilmiştir. Çalışanların ölçekler arasındaki boyutlar ve bu boyutlar arasındaki ilişkiler, Pearson korelasyonu ve lineer regresyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Ayrıca, gruplar arasındaki farklılıklar Bağımsız Gruplar t-Testi, Tek Yönlü ANOVA ve ardından yapılan post hoc analizler (Tukey, LSD) ile değerlendirilmiştir.Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre catering çalışanı katılımcılarının bağımlı değişkenler olan BDE ile YEDÖ arasında anlamlı bir pozitif korelasyon tespit edilmiş ve diğer bağımsız değişkenlerden cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim gibi unsurların yeme bozukluğu ve depresyon arasındaki etkileşimi etkilediği görülmüştür. Bu bağlamda birincil olarak, sağlık profesyonellerinden alınacak rehberlik ve destek önemlidir. İkincil olarak, dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve stres yönetimi gibi sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları, bu durumların yönetiminde etkili olabilir. Ayrıca, destek gruplarına katılmak ve duygusal desteği sağlamak da bu süreçte yardımcı olabilir. Son olarak, bireylerin kendi düşünce ve duygularını anlamaları, terapötik süreçte önemli bir rol oynayabilir.

Melis Usta
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

18-55 yaş arası yetişkinlerde öz-şefkat, olumlu değerlendirilme korkusu ve öz eleştirel ruminasyonun sosyal kaygı düzeyi üzerindeki rolünün incelenmesi

Yetişkin bireylerde sosyal kaygının ortaya çıkmasında ve sürmesinde etkili olan birçok önemli faktör bulunmaktadır. Yüksek sosyal kaygı düzeyi olan birey, sıklıkla bilişsel ön yargıların eşlik ettiği içsel ve dışsal ipuçlarına odaklanarak benliğine yönelik katı, eleştirel ve yanlı değerlendirmelerde bulunmakta ve bu durum, bireyin kaygı düzeyinin artmasına ve ruhsal sürecini olumsuz yönde etkileyen bir kısır döngünün başlangıcına yol açmaktadır. Psikolojik iyi oluşu destekleyen öz-şefkatli bir tutumun sosyal açıdan kaygılı bireyler üzerindeki olumlu etkisi ve koruyucu bir faktör olarak tedavi ve müdahale programlarına dahil edilmesinin önemi birçok araştırma tarafından desteklenen önemli bir bulgudur. Bu kapsamda öz-eleştirel ruminasyon gibi tanı ötesi faktörler ile çalışılmasının önemi ve gerekliliğine dikkat çekilmektedir. Ayrıca olumlu değerlendirilme korkusunun, sosyal kaygının ortaya çıkmasında etkili bir unsur olduğu bilinmektedir. Bu noktadan hareketle hazırlanan çalışmanın amacı; yetişkinlerde öz-şefkat, öz-eleştirel ruminasyon ve olumlu değerlendirilme korkusunun sosyal kaygı ile ilişkilerinin incelenmesidir. Bu doğrultuda İstanbul ve İzmir'de ikamet eden 18-55 yaş arası 399 yetişkin bireye anket uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Öz-Duyarlılık Ölçeği, Sosyal Kaygı Ölçeği, Öz-Eleştirel Ruminasyon Ölçeği, Olumlu Değerlendirilme Korkusu Ölçeği kullanılmıştır. Sosyal kaygı ile öz-şefkat, öz-eleştirel ruminasyon ve olumlu değerlendirilme korkusu arasındaki ilişki Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Ayrıca sosyal kaygı ve diğer değişkenlerin çeşitli demografik değişken gruplarına göre incelenmesi amacıyla tek yönlü ANOVA ve bağımsız örneklem t testi uygulanmıştır. Sosyal kaygının yordayıcı değişkenleri Çoklu Doğrusal Regresyon analizi ile belirlenmiştir. Yapılan analizlerde; verilerin normal dağılımı tespit edildikten sonra parametrik testler ile analize devam edilmiştir. Öz şefkat ve sosyal kaygı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilirken, öz eleştirel ruminasyon ve olumlu değerlendirilme korkusu sosyal kaygı ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki göstermektedir. Ayrıca öz şefkat, öz eleştirel ruminasyon ve olumlu değerlendirilme korkusunun sosyal kaygı düzeyi üzerinde anlamlı yordayıcı etkileri bulunmaktadır. Araştırma kapsamında incelenen değişkenlerin birçok faktöre göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Sosyal kaygı, olumsuz değerlendirilme korkusu, öz yargılama, izolasyon ve öz eleştirel ruminasyon cinsiyete göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Öz sevecenlik ve aşırı özdeşleşme dışında çalışma kapsamında incelenen tüm değişkenler yaş gruplarına göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. İlgili tüm değişkenler katılımcıların eğitim ve gelir düzeylerine göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Medeni duruma göre değişkenlerin anlamlı şekilde farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Araştırmanın, koruyucu bir faktör olarak öne çıkan öz şefkatin sosyal kaygı üzerindeki etkisi ve transdiagnostik faktörler olarak değerlendirilen öz eleştirel ruminasyon ve değerlendirilme korkuları ile değişkenler arası kurulan ilişkiler dikkate alındığında gelecekteki klinik uygulamalara, klinisyenlere ve araştırmacıların deneysel tasarımlarına yönelik özgün ve güncel bir kaynak niteliğinde katkı sunması beklenmektedir.

Olumlu değerlendirilme korkusuRuminasyonSosyal kaygı+2
Nuriye Kırgın
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde bilişsel çarpıtmaların algılanan stres düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, bilişsel çarpıtmaların algılanan stres düzeyi ile ilişkisinin üniversite öğrencilerinde cinsiyet, sınıf düzeyi gibi çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Mevcut çalışmanın örneklemini 18-25 yaş arasındaki 110 kadın ve 107 erkek olmak üzere toplam 217 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada Demografik Bilgi Formu, Düşünce Türleri Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 27 ile geçekleştirilmiştir. Pearson Korelasyon Analizi ile ölçeklerin arasındaki korelasyon düzeyi ve yönü incelenmiştir. Ölçeklerin cinsiyet ve sınıf düzeylerine göre kıyaslanabilmesi için Bağımsız Örneklemler t testi ve ANOVA kullanılmıştır. Bağımsız değişkenlerin yordayıcılığını analiz etmek için Çoklu Doğrusal Regresyon testi uygulanmıştır. SPSS aracılığıyla gerçekleştirilen analiz sonuçlarına göre; bilişsel çarpıtmaların tamamı ile algılanan toplam stres düzeyi arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Bilişsel çarpıtmaların sosyal alt boyutunun cinsiyet ile ilişkisine bakıldığında cinsiyeti anlamlı şekilde yordadığı görülmüştür. Sosyal alt boyutunda kadınların zihin okuma ve -meli -malı ifadelerinin kullanımından alınan puanların anlamlı bir şekilde erkeklerin kullanımına göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Bilişsel çarpıtmaların kişisel başarı alt boyutunun cinsiyet ile ilişkisine bakıldığında anlamlı düzeyde ilişki ortaya konmuştur. Sosyal ilişkiler alt boyutunda olduğu gibi zihin okuma kadınlarda erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek çıkarken öte yandan, olumluyu küçültmeden alınan puanların erkeklerde anlamlı bir şekilde kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Algılanan stres düzeyi ile cinsiyet ilişkisine ilişkin gerçekleştirilen analizde algılanan toplam stres düzeyinde kadınların elde ettiği puanlar erkek katılımcıların elde ettikleri puanlara anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Son olarak algılanan toplam stres düzeyinin sınıf düzeyine göre anlamlı bir şekilde farklılık göstermediği bulgularla ortaya konmuştur. Gerçekleştirilen analizler sonucunda elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.

Beste Güven
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul grubu öğrencilerinde akran zorbalığı ve benlik saygısının incelenmesi

Zorbalık gücüne güvenerek hükmü altında bulunanlara söz hakkı tanımayan kimse, despot veya diktatör olarak ifade edilmektedir. Zorbalık türleri arasında bulunan kavramlardan birisi de son yıllarda üzerinde birçok araştırmanın gerçekleştirildiği akran zorbalığıdır. Akran zorbalığı genellikle güçlü olan bir kişinin, zayıf veya daha az güçlü bir kişiye, fiziksel veya sözlü saldırı, taciz veya tehdit yoluyla sistematik olarak zarar vermesi durumudur. Akran zorbalığında mağdur, zorbalık davranışlarına maruz kalan kişidir. İnsan davranışının nedenlerini anlamak ve gelecekteki adımları tahmin etmek günümüz dünyasında psikolojinin temel amacıdır. Bireyin çevresiyle etkileşiminde oluşan benlik kavramı, bireyin çevresel tepkilerini yorumlaması, değerlendirmesi, yapılandırması ve düzenlemesinde önemli araçtır. Benlik, insanların davranışlarını gözlemleyen, değerlendiren, düzenleyen ve onlara rehberlik eden içindeki güçtür.

Akran zorbalığıBenlik kavramıBenlik saygısı+1
Kübra Atasoy
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Madde bağımlılığındaki geçmiş suç öyküsü ile ruhsal süreçlerin Bağımlılık Profil İndeksi'ne göre karşılaştırılması

Bu araştırma madde kullanım bozukluğu olan kişilerin yasal süreç yaşaması ve yaşamaması ile ilişkili olarak ruhsal süreçlerinin karşılaştırılması amacı ile yapılmıştır. Yasal süreçler kapsamında katılımcıların, denetimli serbestlikten faydalanma durumları ile daha öncesinde cezaevi öyküsü olup olmaması baz olarak alınmıştır. Ek olarak araştırma içerisinde, cezaevi öyküsü olan ve olmayan katılımcılar ile denetimli serbestlik öyküsü olan ve olmayan katılımcılar, kullandığı madde türleri bazında da karşılaştırılmıştır. Araştırma İstanbul ilinde, MOODİST Hastanesi Yataklı AMATEM servisinde madde kullanım bozukluğu tedavisi gören 607 katılımcı ile yapılarak; mevcut veriler, Bağımlılık Profil İndeksi ölçeğinin servis psikologları tarafından doldurulması ile elde edilmiştir. Mevcut veriler, arşiv verileri olmakla beraber; 2021 Kasım- 2022 Kasım arasındaki verileri kapsamaktadır ve araştırma verileri retrospektif olarak ele alınmıştır. Araştırma içerisindeki katılımcıların büyük bir kısmının erkeklerden oluştuğu görülmekle birlikte; kadın katılımcıların sayısının oldukça düşük olduğu gözlemlenmiştir. Katılımcıların birçoğunun, eğitim düzeyinin ortaokul ve üzeri olduğuna rastlanmıştır ve yarısından fazlasının daha öncesinde en az 1 defa psikolojik tedavi aldığı ile karşılaşılmıştır. Yine yarısından biraz fazlasının medeni durumlarının bekar olduğu görülürken; kendine zarar veren kişilerin katılımcılar arasında az olduğu veriler doğrultusunda gözler önüne serilmiştir. Yasal süreç açısından denetimli serbestlikten faydalanan ve cezaevine giren katılımcıların sayısının oldukça az olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma kapsamında denetimli serbestlik öyküsü bulunan katılımcıların denetimli serbestlik öyküsü bulunmayan katılımcılara oran ile ölçek puanlarının mevcut değişkenler doğrultusunda ölçek puanlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Cezaevi öyküsü olan katılımcılar ile cezaevi öyküsü olmayan katılımcılar arasında mevcut değişkenlere ilişkin ölçek puanlarının ise değişkenler doğrultusunda farklılaştığına rastlanmıştır. Bazı madde türleri kapsamında ise katılımcıların yasal süreçlerinin incelenmesi doğrultusunda farklı madde türlerini tercih etme oranları katılımcıların yasal süreçleri olup olmamasına yönelik farklılık göstermektedir. Araştırma sonucunda; elde edilen bulgular, literatür çerçevesinde değerlendirilerek araştırmanın sınırlılıklarına yöntem kısmında değinilmiştir.

Ceza infaz kurumlarıDenetimli serbestlik sistemiMadde bağımlılığı+4
Aleyna Damla Özcan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kripto para yatırımı yapan bireylerin kumar bağımlılığı, uyku kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi

Bu tez çalışması, kripto para oynayan bireylerin kumar bağımlılığı, uyku kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeylerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, kripto para kullanımının bireylerin psikolojik ve uyku sağlığı üzerindeki etkilerini anlamak adına önemli bir adımdır. Bu çalışma, kripto para kullanımının yükselen popülaritesi ve kullanımının artmasıyla birlikte ortaya çıkan etkileri anlamamızı sağlamak için bir fırsat sunmaktadır. Çalışmanın yöntemi, çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen bir anket aracılığıyla veri toplama sürecini içermektedir. Ankette, katılımcıların sosyodemografik bilgileri, kripto para kullanımı, kumar bağımlılığı, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile uyku kalitesini ölçen sorular yer almaktadır. Toplamda 129 kişi, çalışmaya katılım göstermiştir. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 25.0 istatistiksel analiz programı kullanılmıştır. Normallik analizi sonuçları, verilerin parametrik veri analizine uygun olduğunu göstermiştir. Çalışmanın güvenirliğini değerlendirmek için Cronbach Alpha katsayısı kullanılarak iç tutarlılık analizi yapılmıştır. Ayrıca, değişkenler arasındaki ilişkiyi anlamak için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. İlgili önkoşulların sağlanmasıyla birlikte gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) tercih edilmiştir. İlişkilerin etki düzeylerini ölçmek amacıyla basit doğrusal regresyon analizi uygulanmış ve aracı değişkenlerin etkisini değerlendirmek için hiyerarşik doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, kripto para oynayan bireyler arasında kumar bağımlılığı ile güçlü bir ilişki saptanmıştır. Bu bulgu, kripto para ticaretinin kumar benzeri davranışları tetikleyebileceğini ve kumar bağımlılığı riskini artırabileceğini göstermektedir. Ayrıca, kripto para oynayan bireyler arasında uyku kalitesi düzeyinin düşük olduğu belirlenmiştir. Kripto para ticaretiyle uğraşan bireylerin yatırım stresi, piyasa dalgalanmaları ve sürekli olarak güncel haberleri takip etme gibi faktörler nedeniyle uyku sorunları yaşadığı görülmüştür. Ancak, kripto para oynayan bireyler arasında depresyon düzeyinde anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bu sonuç, kripto para kullanımının depresyon üzerinde farklı etkileri olduğunu ve bireyler arasında farklılık gösterebileceğini göstermektedir. Anksiyete düzeyi ile kripto para kullanımı arasındaki ilişki de incelenmiştir. Araştırma sonuçları, kripto para oynayan bireyler arasında anksiyete düzeyinin yüksek olduğunu göstermiştir. Kripto para ticaretiyle ilişkili belirsizlik, risk ve piyasa dalgalanmaları gibi faktörler, anksiyete düzeyini artırabileceğini işaret etmektedir. Bu çalışma, kripto para oynayan bireylerin kumar bağımlılığı, uyku kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeylerini anlamak için önemli bulgular sunmaktadır. Sonuçlar, kripto para kullanımının psikolojik sağlık üzerinde karmaşık bir etkiye sahip olabileceğini ve bu faktörlerin dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar, bu alandaki bulguları daha da derinlemesine incelemek ve olası müdahale stratejilerini geliştirmek açısından büyük öneme sahiptir.

AnksiyeteDepresyonKaygı düzeyi+6
Ömer Metehan Karadağ
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

14-15 yaş arası ergenlerde internet bağımlılığının, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ve depresyon ile ilişkisi

Bu araştırma, 14-15 yaş grubunda yer alan ergen bireylerin internet bağımlılığının dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi tespit edebilmek hedefiyle yapılmıştır. Bu doğrultuda, araştırmaya tarama modelinde yön verilmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu 14-15 yaş grubundaki 500 ergen birey ve onların 500 ebeveyni içinden tesadüfi olarak seçilen ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 1000 kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Conners Anababa Dereceleme Ölçeği ve DSM-5 Düzey-2 Depresyon Ölçeği – 12-17 Yaş Arası Çocuk Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler, SPSS-25 istatistik programında analiz edilmiş olup; bu analizlerde bağımsız gruplar t testi, anova analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda; 14-15 yaş grubundaki ergen bireylerin internet bağımlılığı, DEHB belirtileri ve depresyon düzeyi arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, internet bağımlılığı ve DEHB belirtilerinin depresyon düzeyini yordadığı belirlenmiştir. Demografik değişkenlere göre yapılan karşılaştırmalarda internet bağımlılığı ve depresyon düzeyinde anlamlı farklar bulunamamıştır. DEHB belirtilerinde; psikosomatik sorunlar boyutunun cinsiyete, kaygı boyutunun cinsiyet ve anne eğitim durumuna göre, hiperaktivite boyutunun ise anne ve baba eğitim durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.

BağımlılıkDepresyonErgenler+4
Hande Pekel
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin algıladıkları uyku kalitesi ile yaşam doyumu ve stres arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma yaşam doyumu ve stresin uyku kalitesini ne derece yordadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni uyku kalitesi, bağımsız değişkenleri stres ve yaşam doyumudur. Araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinin uyku kalitelerinin, cinsiyet, ekonomik düzey, sınıf düzeyi arasında ve yaşanılan yer değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın katılımcı grubu, 243'ü (%63,3) kadın ve 141'i (%36,7) erkek olmak üzere toplam 384 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırma genel tarama modellerinden, ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak bireylerin demografik bilgilerine ulaşmak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Ayrıca "Cumhuriyet Öznel Uyku Kalitesi Ölçeği", "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Algılanan Stres Ölçeği" kullanılmıştır. Uyku kalitesi ile stres ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizi yapılmıştır. Korelasyon analizi sonucunda uyku kalitesi ve yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken; stres ve uyku kalitesi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Stresin uyku kalitesini ne derece yordadığını belirlemek amacıyla doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda stresin uyku kalitesini anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür ((R=0,020; R2=0,017; F=7,454; p<.05). Katılımcıların uyku kalitelerinin, cinsiyet, ekonomik düzey, sınıf düzeyi ve yaşanılan yer değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda uyku kalitesi ile cinsiyet, ekonomik düzey ve sınıf düzeyi arasında değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sadece yaşanılan yer değişkeni açısından anlamlı bir fark bulunmuştur. Yurtta kalan öğrencilerin evde kalan öğrencilere kıyasla uyku kalitelerinin daha yüksek olduğu ortaya koyulmuştur.

StresUykuUyku kalitesi+4
Osman Mert Adil
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Other supervisors