Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Feryal Ayşin Koçak Turhanoğlu
13 theses · Anadolu University
Kentsel mekânda insanlar ve hayvanlar: Eskişehir'de sokak köpekleri ile müşterek mekân üretimi
Bu tez çalışması Eskişehir'de yaşayan insanlar ve sokak köpeklerinin bir araya gelerek ürettikleri, kentsel müşterek mekânları ve üretim sürecini çözümlemeyi amaçlamaktadır. Tezin amacı doğrultusunda kurulan teorik çerçeve, mekân, neoliberalizm, müşterekler ve insan ile hayvanları ilişkisel bir temelde ele alan posthümanizm, aktör-ağ teorisi ve yeni materyalist feminizmlere ilişkin literatür ve çalışmaların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. İnsanlar ve sokak köpeklerinin kurdukları ilişkiler sonucu ortaya çıkan insandan-daha-fazlası müşterek kent mekânlarının kimler tarafından, nasıl üretildikleri ve hangi toplumsal ilişkiler sayesinde ya da hangi toplumsal ilişkilere rağmen varlıklarını devam ettirdikleri soruları temelinde bir araştırma yapılmış ve sokak köpeklerine düzenli bakım veren kişilerle derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, sokak köpeklerinin barındığı, beslendiği ve insanlarla ilişki kurduğu mekânları oluşturan pratikleri, ilişkileri, söz konusu mekânların yeniden üretim süreçleri ve sınırlarını içeren temalara yönelik olarak çözümlenmiştir. Bu çalışma, sokak köpekleri ve görüşmecilerin insandan-daha-fazlası müşterekleştirme pratikleri aracılığıyla ürettiği müşterek mekânları, insan merkezci ve sermaye temelli dinamikler tarafından şekillenen kentlere alternatif, mekânın kullanım değerinin öncelendiği ve insanlarla hayvanların birlikte yaşayabileceği kentler inşa etmenin mümkün olduğunu gösteren örnekler olarak ele almaktadır.
Toplumsal cinsiyet, ataerkillik ve mekân: Mersin'de üniversite öğrencisi kadınların kent yaşamı deneyimleri
Bu çalışma, aile evinden ayrılarak farklı bir şehirde üniversite okuyan genç kadınların karşılaştığı toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini, ataerkil baskı ve kontrol mekanizmalarını, gündelik yaşamda toplumsal ve mekânsal olarak nasıl deneyimlediklerini sosyolojik ve feminist bir bakış açısıyla ele almaktadır. Kadınları, yaşamın her alanında kuşatan ataerkil tahakküm biçimleri ve ilişkilerini konu edinen bu çalışmada, genç kadınların yabancı oldukları kentte üniversite eğitim sürecinde barınma, güvenlik, hareket özgürlüğü, kamusal mekânların kullanımı gibi alanlarda yaşadıkları toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, feminist yöntemle araştırılmaktadır. Bu alanlarda hangi sorunlar ve zorluklarla, kısıtlama ve engellerle, nerede ve nasıl karşılaştıkları; ne tür baş etme ve savunma stratejileri geliştirdikleri ortaya konarak üniversite öğrencisi kadınların, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine ilişkin toplumsal ve mekânsal pratiklerinin ve deneyimlerinin anlaşılması amaçlanmaktadır. Araştırmada, yükseköğrenim için ailesinden ve yaşadığı şehirden ayrılarak Mersin'e gelen ve Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsü'nde lisans öğrenimi gören 30 kadın öğrenci ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın bulguları, kadınların barınma, hareket özgürlüğü ve kamusal mekân kullanımı gibi alanlarda karşılaştığı toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve güvenlik endişesinin kadınların mekân tercihinde önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Kadınlar, aile evindeki yaşamına kıyasla daha bireysel davranabilmesine rağmen kendi yaşamına dair alacağı kararları tamamen bağımsız olarak verememekte ve aile üyelerinin onayına tabi tutulmaktadır.
Yaratıcılık sermayeye dönüştüğünde: Tasarım alanında yaratıcı girişimcilik, genç emeği ve güvencesizlik
Esnek kapitalizmde kurumsallaşan yaratıcı endüstriler söyleminde, 21. yüzyılın ideal işgücü modeli olarak sanatçı figürü öne çıkarılır. Yaratıcı endüstrilerin özelliği, sanat içerikli faaliyetler ifadesiyle bir endüstri tanımında karşılaşmak olurken, yeni iş yönetimi bağımsızlık, bireysellik, otantiklik, tutkulu çalışma ve yaratıcılık özelliklerini verimlilik parolasına dönüştürür. Bu durum, küresel kalkınmanın anahtarı olmanın yanı sıra birey açısından yeteneklerini gerçekleştirme fırsatı olarak çerçevelenmektedir. Bu durumda, sanatsal yaratıcılık yeteneklerini ticari becerilerle birleştiren yaratıcı girişimciler, yaratıcı endüstrilerdeki bağımsız çalışanları ifade eder. Yaratıcı girişimciler, proje döngülerine bağlı olarak bağımsız yaptıkları işlerde ulusal emek arzı sunmakla birlikte küresel işgücü vasfı da göstermektedirler. Şu hâlde sanat alanından ödünç alınan terimler olarak "gig" (konser) ifadesi bir ekonomi; "portfolyo" da kariyer sıfatı halini alır. Gig ekonomisi, yaratıcı endüstrileri kapsayarak dijital iş platformları üzerinden yapılan tek seferli işleri içerir. Portfolyo kariyer, tek bir kurumsal uzmanlıkta tek bir işi yapmak yerine çoklu görevleri bağımsız olarak bir araya getirebilme becerilerini kapsar. Gençlik de bu dönüşümü somutlaştırmanın kuluçka evresi olarak değerlendirilir. Ancak, bu dönüşümler aynı zamanda güvencesizlik koşullarıyla karakterize edilmektedir. Yaratıcı, bağımsız ve bireysel çalışma ve geçici, düzensiz ve güvencesiz çalışma, yaratıcı işgücü madalyonunun iki yüzü olarak ortaya çıkar. Bu tez, yaratıcı endüstrilerde bu süreci içeren alan olarak iletişim tasarımına odaklanarak şu soruyu ele almaktadır: "Herkes yaratıcıdır" sloganı, yaratıcılık yeteneğini herkes için baştan varsayıyorsa bu alanlarda konumlanmak için gereken asıl kriterler nelerdir? Bu alanlardaki fırsat ve krizler hangi koşullarla yönetilir? Tez, Pierre Bourdieu'nün kültürel alan analizi araçlarını kullanarak Türkiye'deki genç işgücünde yaratıcı girişimciliğin oluşumunu ve çok yönlü etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır
Kentsel mekân ve güvenlik: Eskişehir'de gençlerin güvenlik algısının mekânsal izdüşümü
Mekânın yaşanarak üretilmesi mekânın toplumsal bir ürün olması ile ilişkilidir. Gündelik hayatta bireylerarası ilişkilere sahne olan kentsel yapı ve mekânlar içinde bulunulan toplumun kültürü, yapısı ve değerleri ile şekillenmektedir. Mekân kullanıcılarının da mekân ile kurudukları ilişkilerinde sözü edilen etkilerin varlığı söz konusudur. Bu bağlamda mekânın algılanması da toplumsal pratiklerle birlikte anlamlanmaktadır. Bu çalışma, kentsel mekân kullanıcılarının güvenlik algılarının mekânın fiziksel ve toplumsal yapısından etkilenerek kullanıcıların mekânsal tercihlerini ve mekân içinde sergiledikleri davranışları etkilediği varsayımından yola çıkmıştır. Dolayısıyla bu tez, Eskişehir Bağlar'da yaşamakta olan genç yetişkinlerin kentsel mekâna dair görüş ve deneyimlerine başvurarak kentsel mekânda güvenlik algısı konusunu anlamlandırmayı hedeflemektedir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan mülakat soruları ışığında Eskişehir Bağlar bölgesinde yaşayan genç yetişkinlerle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, kentsel mekân kullanıcılarının güvenlik algılarının yine kentsel mekân kullanıcıları tarafından ve kentsel mekânlarının kullanım pratiklerinin bu güvenlik algısı etrafında şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu araştırma kentsel mekâna ilişkin güvenlik meselesinin toplumsal yaşamdaki karşılığını ortaya koymayı ve görünür kılınmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Mekân, bellek ve toplumsal ilişkiler: İzmir'de sinema salonlarının dönüşümü
Bu çalışma mekân ve toplumsal yaşam arasında kurulan etkileşim ile ilişkileri konu edinmekte ve toplumsal belleğin inşa sürecini, kentsel mekânların değişimiyle birlikte ele almaktadır. Mekânlar sadece fiziksel değil, geçmişin izlerini günümüze taşıyan, anlam ve değerler içeren toplumsal bellek unsurlarıdır. Sermayenin yatırım alanları haline gelen kentlerin yeniden yapılandırılması, toplumsal mekânların tarihsel ve kültürel değerlerini kaybetmesine, toplumsal belleğin kaybolmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda çalışma, İzmir'deki bellek mekânları olan sinema salonlarının tarihsel olarak yıkılma, taşınma, işlev değiştirme gibi geçirdiği dönüşümlerin, toplumsal ilişki ve pratikleri nasıl etkilediğini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmada, haritalandırma yöntemi ile İzmir'deki sinema salonlarının dönüşümü incelenmiş ve geçmiş araştırmaların bulguları ile birlikte değerlendirmeler yapılmıştır. İzmir'in mahalle ve sokaklarında yer alan tarihi sinema salonlarının, kamusal yaşamın bir parçası olduğu, sosyal ve kültürel ilişkilerin gelişimini sağladığı, bireysel ve toplumsal bellekte yer edindiği görülmüştür. Kentlerin yeniden yapılandırılması sürecinde yıkılan ya da alışveriş merkezlerine taşınan sinema salonlarının, gündelik kent yaşamıyla doğrudan kurduğu ilişki kaybolmuş, bireysel ve toplumsal bellekte kalıcılığı sağlanamamıştır.
"İnsanın/insaniliğin gerçek bir figürü"nü aramak: Hürriyet mahallesi'nde mekân ve gündelik yaşam ilişkisi
Bu çalışmada, mekân ve gündelik yaşam ilişkisi üzerinde durulmaktadır. Mekânın üretimi ve gündelik yaşam pratikleri arasındaki ilişkinin ele alınmasında mekân, mülkiyet ilişkileri, çalışma ve toplumsal yeniden üretim ilişkileri alanlarına dâhil olan, gündelik pratikleri üreten ve onlar tarafından yeniden üretilen toplumsal bir inşa olarak çözümlenmektedir. Bununla birlikte çalışma boyunca, mekânın üretimi ve gündelik yaşam pratiklerinde yaşanan dönüşümlerin, kentleşmenin ekonomi politiği ile ilişkisi göz önünde bulundurulmuş; kapitalist üretim ilişkilerinin, tüm yönlerine sirayet etmekte olduğu gündelik yaşamın veçheleri ve aralarındaki diyalektik ilişkilerin ortaya konması hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda bir vaka çalışması olarak, Bursa Hürriyet Mahallesi'nin, kurulduğu 1950'li yıllardan bu yana geçirdiği mekânsal ve toplumsal dönüşüm araştırılmıştır. Bulgaristan göçmeni 23 katılımcıyla görüşmeler gerçekleştirilmiş ve mahalle mekânları ile gündelik yaşam pratikleri gözlemlenmiştir. Araştırmada, devlet eliyle ve modernist planlamayla bir konut alanı olarak kurulan mahallenin, Bulgaristan göçmenlerinin ihtiyaçları ve gündelik pratikleri aracılığıyla bir yaşam mekânına dönüştürülme süreci; çalışma hayatı, aile ve komşuluk ilişkileri ve boş zaman pratiklerinin mekânlarla ilişkileri bağlamında ele alınarak çözümlenmiştir.
Sosyal bilimler ve gelecek ilişkisi: Olanaklılık, içerik ve sonuçlar
This study aims to discuss the relationship between the social science and the future. Although the future is an important element of social processes and human actions, there is an ambivalent attitude to its inclusion in social science. As the both source and reflection of this ambivalent attitude, the future, which is generally conceptualized as distant and not-yet in social science, has been indirectly included in the analysis of the social through certain common tendencies due to its position in thought. The most significant problem created by this situation arises from its effects on the relationship of social science with the social, the age and itself, rather than the immaturity of the sociology of the future. Thus, in the study, one of the main focuses of the discussion on the relationship between social science and the future is based on the questioning the prevailing position of the future in social thought. This focus is opened through the evaluations of the relationship between the social and time established by the theoretical approaches to time, which have received more extensive and settled attention than the future. The predicaments created by the theoretical debates in terms of the relationship between social science and the future have been reproduced by another tendency in the literature which focuses on time-related experiences and the inequalities between these experiences, and is called as the politics of time in the study. At this juncture, the analysis of the temporal structures of the examples selected from the manifesto genre opens up an important room for the attempt to contemplate on the relationship between social science and the future. In addition, the relationship in question is also evaluated with regard to the relationship between the future and science, which also shapes the definitional boundaries and content of the social. Based on these discussions, the future is positioned as a stance and perspective called as futural in the study, rather than a specific subject of study. The content of the futural stance and perspective is explained by discussing the features of temporality defined as the precondition of futural social science in the study, and questioning the position of the future.
Dünya medeniyetinin sınırlılıkları: Türk sineması ve romanından hareketle Türkiye'de yerliliğin tarihsel sosyolojisi
Bu çalışma, dünya medeniyetinin içerdiği hiyerarşik yapı ve etkileşimleri yıkmadan buna alternatif bir yaklaşım, kuram ve yöntem önermek için Türkiye coğrafyasının 700 yıllık tarihinde "farklı özneler" keşfetmeye odaklanır. Bu odaklanma için ilk aşamada açıklayıcı ve yorumlayıcı bir tarihsel sosyolojik yöntem kullanmakta ortaklaşan kuramlar bütünleştirilmiştir. Bu kuramlar: Umran İlmi, Annales Hareketi, Dünya Sistemi Kuramı ve Doğu-Batı Çatışması Kuramıdır. Bu bütünleştirmeden hareketle dünya medeniyetinin farklı sistemleri ve merkezlerinin inşacı ve taşıyıcısı olan hâkim özneler teşrih edilmiştir. Bunun sonucunda da dünya medeniyetinin politik, ekonomik ve zihinsel açıdan içinde bulunduğu çevre ve insanlık krizlerinin aslen Batılı ve Batıcı öznenin kurduğu hâkimiyet nedeniyle süreklileştiği görülmüştür. İkinci aşamada buna bir alternatif örnek oluşturmak için Türkiye'deki "farklı özneleri" görünür kılacak özgün bir tarihsel sosyolojik yöntem üzerinde durulmuştur. Bu yöntem dâhilinde Kemal Tahir'in kendi ürettiği yerli düşünsel konumuyla bağlantılı ve bu konumla etkileşimli olan 20 Türk romanı ve 44 Türk sineması üzerinden üçüncü aşama şekillendirilmiştir. Böylece Doğu ve Batı Sistemlerinde özgün bir örnek olan Osmanlı Devleti'nin kuruluş, yükseliş ve ricat sürecinde "yerlilerin" etkili olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle "Yerli Yaklaşımlar" ile derinleştirilmesi önerilen "Dünya Medeniyeti Kuramının" özgün tarihsel sosyolojik yöntemler dâhilinde "farklı özneleri" görünür kılmaya çalışmasının, dünya ölçeğinde şedit ve hiyerarşik olmayan bir değişim süreci için gerekli kurumsallaşmanın temelini atabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dünya medeniyeti, Batılı özne, Batıcı özne, Yerli özne
Ataerkillik, şiddet ve hukuk sistemi: Kadına yönelik şiddet davalarında kadın avukatların deneyimleri
Kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarında anayasal düzenlemeler kadını korumaya yönelik hazırlanmaktadır fakat gerektiği biçimde uygulanmadığı için kadınlar mağdur olmaya devam etmekte, şiddete maruz kalmakta ve en nihayetinde öldürülmektedir. Bu tez, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri bağlamında kadına yönelik şiddet konusunu ele almakta ve Türkiye'deki hukuk sistemi içerisinde kadın avukatların deneyimlerine bağlı olarak feminist bakış açısıyla değerlendirmektedir. Bu tezin amacı, kadına yönelik şiddet davalarında kadın avukatların yaşadığı sorunların, sorunları deneyimleme süreçlerinin ve bu sorunlarla başa çıkma yollarının ortaya konmasıdır. Çalışma, Eskişehir, İzmir ve İstanbul barolarına bağlı feminist kadın avukatlarla yürütülmüş alan araştırmasına dayanmaktadır. Araştırmanın sonuçları, kadın avukatların kadın olarak deneyimledikleri sorunlara mesleki alanda da maruz kaldıklarını ortaya koymaktadır. Ayrıca kadına yönelik şiddetle mücadelede üretilen politikaların yetersiz kaldığını, yasalar ve sözleşmelerin uygulama aşamasında işlevsizleştirildiğini ortaya çıkarmaktadır. Bu araştırma ataerkil hukuk sisteminde kadına yönelik şiddetin önlenmesini veya cezalandırılmasını zorlaştıran yasaların, yönetmeliklerin ve uygulamaların neler olduğunun ortaya konmasına ve bu sistemle mücadele eden feminist kadın avukatların deneyimlerinin görünür kılınmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Toplumsal cinsiyet ve 'sokak'ın kamusallığı: İstanbul'da kuir bireylerin 'sokak' deneyimleri ve pratikleri
Bu çalışma, İstanbul'da yaşayan kuir bireylerin "sokak" kavramının değişen anlamını toplumsal cinsiyet ve kentsel kamusal mekânlar arasındaki ilişki üzerinden araştırmaktadır. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'deki siyasi ve toplumsal süreçlerin, özellikle "sokak" dinamiklerinin İstanbul'daki kuir bireylerin yaşamları, kamusal alanları algılama ve kullanma biçimleri üzerindeki etkisi incelenmektedir. Çalışmada, sokakların tarih boyunca çeşitli toplumsal işlevleri, kentsel toplumsal hareketler ve iktidar ilişkisi, LGBTİ+'lar açısından ele alınmaktadır. Feminist ve kuir kuramların araştırma yöntemleri ve etik çerçeveleri bağlamında İstanbul'da yaşayan kuir bireylerle derinlemesine görüşmeler yapılarak katılımcıların sokakla kurdukları ilişkinin değişimi, Onur Yürüyüşleri, eylemlilik pratikleri ve sokaktan beklentileri üzerinde durulmaktadır. Çalışma, İstanbul'da yaşayan kuir bireylerin sokakla ilişkisinin, kültürel normlar, cis- heteronormatif yapılar ve ayrımcı uygulamalardan etkilendiğini, Onur Yürüyüşleri gibi kamusal alanlardaki etkinliklerin yasaklanmasının, Covid-19 pandemi sürecinin LGBTİ+'ların kamusal alanda varoluş mücadelesini zorlaştırdığını ve görünürlüklerini sınırlandırdığını ortaya koymaktadır. Çalışma, kamusal alanların toplumsal cinsiyet ilişkileri bağlamında nasıl daha kapsayıcı, güvenli ve eşitlikçi bir deneyim sunabileceğini sorgulamaktadır. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet, LGBTİ+, Kentsel kamusal mekân, Sokak.
Toplumsal hafıza ve mekân: Bulgaristan göçmeni kadınların deneyimleri ve Bursa göç tarihi müzesi
Bu tez, toplumsal hafıza ve mekân ilişkisini Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç eden kadınların yaşam deneyimleri temelinde araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada toplumsal ve bireysel hafıza, mekânla ilişkisi çerçevesinde ele alınmakta ve hafızanın toplumsal olarak grup etkileşimlerine, araçsal olarak da nesnelere ve mekâna dağılmış olabileceği görüşü üzerinde durulmaktadır. Göç, grup hafızasında bir "baskın anı" olarak ve aynı zamanda ortak deneyimin sürekliliğini bölen ve toplumsal anlam çerçevelerinde bir değişimi beraberinde getiren mekânsal bir yer değiştirme olarak değerlendirilmektedir. Göç ve göçle birlikte gelen yeni kent yaşamı, göçmenin zamana ve mekâna dair algı ve alışkanlıklarını değiştirmekte, hatırladıkları ve unuttuklarına dikkat çekmeyi gerektirmektedir. Çalışmada, Bursa Göç Tarihi Müzesi, göçmen kadınların anılarının geri getirilmesindeki etkisi açısından bir "hafıza mekânı" olarak ele alınmaktadır. Tezin amaçları doğrultusunda niteliksel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında göçmen kadınlarla yapılan derinlemesine görüşmeler; göçten öncesi, göç süreci ve göç sonrası ile ilgili deneyimleri kapsamaktadır. İkinci aşamada ise Bursa Göç Tarihi Müzesi birlikte gezilerek katılımlı gözlem ve ardından yapılan odak grup görüşmeleriyle göçmen kadınların müzeye ilişkin görüşleri değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Toplumsal hafıza, Mekân, Göç, Bulgaristan göçmenleri, Bursa Göç Tarihi Müzesi.
Intersecting and differentiating trends in women's organizations in Turkey: Challenge, compromise, complaisance
The subject of this study is the background, dynamics and relationships of changing and differentiating organizational practices and forms of action of women's organizations. In this study we see the capacity of changes and opposition determined with the form of the relation of women's organizations with the women's movement and the relation with power structures such as government and main stream bodies. The argument of the study is: women's organizations' main aim is to be the part of women's movement which enables changes; they work for the targets of the movement; they make opposition to the main stream power structures and when as much as they bring on alternatives they develop their capacity of enabling changes and organizing opposition. The study is based on a feminist research carried out with seventeen different women's organizations in 2016 in Diyarbakır and Batman which have different experiences, ideological bases, organizational practices and networks. This research points out the role of 'social movement organizations' and 'women's NGOs' as two different perspectives; one, being a part of a movement, which has a women's liberation approach and an ideological base; the other, being founded in civil society area as a nongovernmental organization. The second mode of organization is strictly in relation with the trend of civil society and NGOization approach rising up in the whole world from the beginning of 1990's. This trend is majorly the reflection of reconciliation area which is constructed by the outcome of relations, the women's organizations developed with governmental institutions, main stream foundations and funding organizations. This mode of organizations emphasizes the cooperation and arrangements with these institutions and project based working forms for the resolution of women's problems. Most of this type of organizations have no opposition aim because they have supposed themselves outside the area of politics and ideologies. These two different trends both differentiating and existing together, with the authenticity of the research area, enlighten the discussions have been made in the women's movement for the last thirty years and provide an opportunity for the discussion of these subjects on the basis of feminist politics. Key words: Women's organization, NGOization, Social movement organization, Batman, Diyarbakır
Ütopya, kriz, umut mekânları: Geç kapitalizmde gelecek tahayyüllerine yönelik mekânsal açılımlar
Günümüzde hâkim olan iki tür toplumsal gelecek tahayyülüyle karşılaşırız: İlki, totaliter rejim beklentisine dönük kuşkular ve ikincisi teknolojik tahakkümün hızı ile pekişen kapitalist gerçekliğin yarattığı toplumsal düzen ufkudur. Bu iki tür geleceğin de toplum üzerinde çeşitli türden karşılıklara sahip olduğu gözlenir. Ütopyacı düşünce kapasitesinin olanakları ise bu noktada vurgulanmalıdır. Burada ütopyacı düşünceden kasıt, doktriner unsurlara dayalı toplumsal bir düzen arayışı olarak anlaşılmamalı, daha ziyade, tarihsel sürekliliğimize dönük toplumsal eleştiri niteliği olarak görülmelidir. Gelecek ufkunun kaygı verici görüldüğü ütopyacı düşünce krizinin bu anında, özgürleşmedeki rolüyle tartışmaya açılan mekânsal pratikler, toplumsal geleceği şekillendirme gücünü yakalayan çoğulcu imkânlar olarak öne çıkar. Bu çalışmanın odak noktası, ütopyacı düşüncenin tarihsel süreçteki biçimsel dönüşümlerini incelemektir. Bu yolla tezin sonucu, ütopyacı düşüncenin sosyo-politik analizinden yola çıkarak ütopyanın krizinin "heterotopik mekânlar" aracılığıyla aşılabileceğine yönelik bir tartışma ortaya koyar.