Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Nebi Mustafa Gümüş
48 theses · İstanbul Gelişim University
Periferik vertigolu yetişkin hastalarda V-HIT test sonuçlarının kalorik test sonuçları ile karşılaştırılması
Yapılan bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı kalorik test sonuçları ile V-HIT testi sonuçlarının birbiri ile karşılaştırılmasıdır. Bu kullanılan iki test de aynı refleksi farklı uygulama şekillerinde değerlendirmektedir. Kalorik test çok uzun V-HIT testi çok kısa sürmektedir bu nedenle bu iki testi karşılaştırarak birbirlerinin yerine kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmıştır. Bu nedenle, vertigo (baş dönmesi) veya dizziness (sersemlik hissi) ile Doç.Dr.Kemal Keseroğlu Kliniğine başvuran hastalar arasından çalışmaya uygun görülen ve bilgilendirilmiş gönüllü olur formunu imzalayan 52 kadın ve 48 erkek arasında bu çalışma yürütülmüştür. Toplamda 100 kişi çalışmaya dahil edilerek sonuçlar 200 kulak ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan hastalara Doç.Dr.Kemal Keseroğlu tarafından ayrıntılı kulak-burun-boğaz muayenesi yapılmıştır ve muayene sonuçları ve radyolojik görüntüleme sonuçları normal bulunmuştur. Böylece santral herhangi bir patolojiyi düşündürebilecek durumlar çalışma dışı bırakılmıştır. Muayene sonrasında hastaya yapılan odyovestibüler testlerde BPPV (Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo) ve santral patolojiyi düşündüren hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastalara sırasıyla V-HIT testi ve kalorik test Odyolog Elif İlkay Tezcan tarafından uygulanmıştır. Test verileri değerlendirildiğinde 200 kulak arasında 105 kulak her iki testte de normal çıkarak 95 kulakta iki testten birinde veya ikisinde de patolojik elde edilmiştir. Bu 95 patolojik kulağın 32 tanesinde sadece V-HITte patoloji, 33 tanesinde sadece kalorikte patoloji ve 30 tanesinde her iki testte de patoloji saptanmıştır. İki testinde normal ve patolojik olarak yani uyumlu olarak sınıfladığı kulak sayısı 135 (%67,5) olarak hesaplanmıştır. Geriye kalan 65 (%32,5) kulak uyumsuz (yani normal ve patolojik değerlendirmeler ters olarak gerçekleşmiştir) olarak değerlendirilmiştir. Özetle yaklaşık değerlendirmelerin 2/3'ü uyumlu 1/3'ü ise uyumsuzdur. Sonuç olarak, çalışma sonucu elde edilen uyumun düşük çıkması her 3 kişiden 1 kişide patolojinin atlanma riskini içerir. Böylece iki testi birbirinin yerine kullanmak yerine, birbirlerinin tamamlayıcısı olarak kullanmak daha doğru ve daha güvenirdir.
Türkiye'de faaliyet gösteren işitme cihazı satış ve uygulama merkezlerindeki odyolojik uygulamaların değerlendirilmesi
İşitsel süreç, sesin kulaklar aracılığıyla algılanmasıyla başlar ve beynin temporal korteks kısmında sona erer. Sesin algılanmasından beyine ulaşıncaya kadar herhangi bir bölgede sorun meydana gelmesi, işitme kaybına yol açmaktadır. İşitme kaybı, çevredeki sesleri eksik ya da hiç duymama durumudur. İşitme kaybı doğuştan olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. İşitme kaybının duyusal bir yapıda (iç kulak) veya sinirde (işitsel sinir) meydana gelmesi durumunda, tıbbi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilmesi pek mümkün değildir. Tedavi imkânının bulunmadığı durumlarda işitme cihazı kullanımı gerekmektedir. İşitme cihazları, ortamdaki sesleri toplayıp güçlendirir ve bir tüp ile kulak kalıbı aracılığıyla kulak kanalına ileterek işitmeyi destekler. Bu çalışmanın yapılmasındaki amaç, Türkiye'deki işitme cihazı merkezlerinde çalışan odyolog ve odyometristlerin, hastaya cihazlandırma sürecinde yaptıkları odyolojik tetkiklerin ve kullandıkları odyolojik ekipmanların incelenmesidir. Çalışmaya, Türkiye'de bulunan işitme cihazı satış ve uygulama merkezlerinde çalışan 277'si kadın 92'si erkek olmak üzere toplam 369 kişi katılmıştır. Veriler, katılımcılardan Google Forms üzerinden toplanmıştır. Anket 20 adet sorudan oluşmaktadır. Ankete katılan bireylerin yaşı, yaşadığı şehir, çalıştığı kurum ve kurumda kaç yıldır çalıştığı gibi bilgiler istenmiştir. Ayrıca çalıştığı merkezdeki odyolojik ekipmanlar ve cihazlandırma sürecinde yaptığı odyolojik değerlendirmeler hakkında sorular sorulmuştur. Sonuç olarak elde ettiğimiz verilere göre, odyometre cihazı daha çok merkezde bulunmaktadır. Ardından sırasıyla sessiz kabin, timpanometre ve serbest alan sistemi gelmektedir. Merkezlerin ekipman açısından daha donanımlı hale gelmesi, hastanelerdeki ilgili birimlerin yoğunluğunun azaltılmasında önemli bir rol oynayabilir. Bu çalışma, farklı bölgelerde bulunan işitme cihazı satış ve uygulama merkezlerindeki odyolojik ekipmanlar ve yapılan odyolojik uygulamalar hakkında literatüre bir katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İşitme, işitme kaybı, işitme cihazı, işitme cihaz satış ve uygulama merkezi
İşitme cihazı kullanıcılarında geleneksel yöntem ile üretilen kulak kalıbı ile 3D modelleme ile üretilen kulak kalıbının memnuniyet değerlendirmesi
İşitme güçlüğü yaşayan bireylerin yaşam kalitelerini ve sosyal hayata katılımlarını sağlamak için işitme cihazı kullanmaları kaçınılmazdır. Doğru bir odyolojik değerlendirme, uygun bir işitme cihazı seçimi ve uygulamasının yanı sıra işitme cihazlarında kullanılan kulak kalıplarının da kullanıcı üzerindeki etkisi çok büyüktür. Bu çalışmada, manuel olarak el işçiliği ile üretilen kulak kalıbı ve kanal içi işitme cihazı kabukları ile dijital modelleme yapılarak 3D yazıcı ile üretilen kulak kalıbı ve kabukların hasta memnuniyeti üzerindeki etkisini araştırılmıştır. Bu çalışma, kulak kalıbı ve kanal içi işitme cihazı kabuğu üretim laboratuvarı olan bir İşitme Cihazları Satış ve Uygulama Merkezinde yürütülmüştür. Çalışma grubu dijital modelleme ve 3D baskı yöntemi ile üretilmiş kulak kalıbı ve kanal içi işitme cihazı kullanıcıları ve manuel olarak el işçiliği ile üretilmiş kulak kalıbı, kanal içi işitme cihazı kullanıcılarından oluşmaktadır. Bu çalışma sonucunda ortaya çıkacak olan veriler ışığında, manuel yöntem ile üretilen kulak kalıbı ve kulak içi işitme cihazının kullanım rahatlığı ile 3D yazıcı ile üretilen kulak kalıbı ve kulak içi işitme cihazının rahatlığı karşılaştırılmıştır. Kulak ölçüsü alan klinisyenlerin hasta sağlığı açısından daha verimli kulak kalıpları ve kulak içi işitme cihazı kabuğu üretiminde daha etkili olması, seçilen uyulama yönteminin işitme cihazı kullanıcılarının konforunu arttırıp arttırmayacağı, ilk defa işitme cihazı kullanacak olan kişilerin cihaza adaptasyonunun kolaylaşması ve hatta kullanıp kullanmama konusunda etkili olacağı düşünülmüştür. Aştırmamızda yaşları 29 ile 90 arasında değişen 18'i kadın, 32'si erkek toplam 50 katılımcı ile değerlendirme yapılmıştır. Katılımcılara uygulanan anket sonuçlarının istatistiksel analiz sonuçları değerlendirilmiş ve rahatlık derecesi, işitme cihazı kullanımında kulağın tıkanması, kullanım kolaylığı, ses kalitesi değerlendirmesi, şahsi ses kalitesi, işitme cihazı memnuniyeti, kulak kalıbı rahatlığı toplam puanlarına göre 3D cihaz kullananlar ile geleneksel cihaz kullananlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Geri bildirim derecesi puanlarına göre 3D cihaz kullananlar ile geleneksel cihaz kullananlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). 3D kulak kalıbı kullananlarda yaş ile Rahatlık derecesi puanları arasında, yaş ile kullanım kolaylığı arasında, yaş ile kulak kalıbı rahatlığı toplam puanı arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır. Yaş arttıkça rahatlık derecesi, kullanım kolaylığı, kulak kalıbı rahatlığı puanları azalmaktadır. Geleneksel kulak kalıbı kullananlarda cihaz kullanım süresi ile kullanım kolaylığı arasında pozitif yönde orta düzeyde (r=0.495) istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır (p=0.014). Cihaz kullanım süresi arttıkça kullanım kolaylığı puanları artacaktır. Her iki kalıpta da cihaz kullanım süresi ile kullanım kolaylığı arasında ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Kulak Kalıbı, 3D kalıp, İşitme Cihazı, 3D modelleme
0-12 yaş aralığındaki çift taraflı koklear implant kullanıcısı çocukların iletişim becerilerinin değerlendirilmesi ve ebeveynlerinin yaşam kalitesinin ölçülmesi
Koklear implant, bireylerin sesleri duymalarını, ayırt etmelerini ve anlamalarını mümkün kılar, böylece dış dünya ile iletişim kurma becerilerini geliştirir. Koklear implant kullanıcıları, implant sayesinde iletişim becerilerini geliştirebilirler. Özellikle çocuklar için, erken yaşta uygulanan koklear implantlar, dil ve konuşma gelişiminde kritik bir rol oynar. Çocuklar, çevrelerinden aldıkları sesleri anlamaya başlar ve bu da onların sosyal etkileşimlerini artırır. Aileler, çocuklarının iletişim becerilerini geliştirdikçe, sosyal ortamlarda daha aktif olmalarını ve akranlarıyla daha iyi ilişkiler kurmalarını gözlemleyebilir. Bununla birlikte, implantın verimliliği bireyler arasında değişiklik gösterebilir. Bazı çocuklar, koklear implant ameliyatından kısa bir süre sonra sesleri anlamaya başlarken, bazıları daha uzun bir adaptasyon süreci geçirebilir. Bu durum, bireysel farklılıklardan kaynaklanmakta ve her çocuğun öğrenme sürecinin benzersiz olduğunu göstermektedir. Bu araştırmada, çift taraflı koklear implant kullanan çocukların ebeveynlerine ve normal işitmeye sahip çocukların ebeveynlerine iki ayrı anket uygulanmıştır. Bu anketler, çocukların iletişim becerilerini ve ebeveynlerinin genel yaşam kalitelerini değerlendirmek amacı taşımaktadır. Koklear implantın sağladığı faydalar yalnızca kullanıcılarıyla sınırlı değildir; aileler de bu süreçten önemli ölçüde etkilenir. Ebeveynler, çocuklarının implant sayesinde iletişim becerilerinde yaşanan ilerlemeyi gözlemleyerek, onların sosyal hayata daha aktif katılmalarını sağlamakta önemli bir rol oynarlar. Çocuklarının sesleri duymaya başlaması, ebeveynlerin yaşam kalitesinde de olumlu değişikliklere yol açar. Aileler, çocuklarıyla daha etkili bir şekilde iletişim kurdukça, aile bağları güçlenir ve ev ortamındaki genel mutluluk artar. Koklear implant, işitme kaybı yaşayan bireyler için bir dönüm noktasıdır. Hem bireysel hem de sosyal yaşamda sağladığı faydalar, implant kullanıcılarının yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırır. Ancak, koklear implant uygulaması ve sonrasındaki adaptasyon süreci, bireyden bireye değişiklik gösterir. Bu nedenle, her kullanıcının ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş rehabilitasyon programları oluşturulması büyük önem taşır. Sonuç olarak, koklear implant sadece işitme kaybı olan bireyler için değil, aynı zamanda onların aileleri için de önemli bir gelişim fırsatı sunar. İletişim becerilerinin gelişimi ve yaşam kalitesinin artırılması, koklear implantlar sayesinde mümkün hale gelmektedir.
Epilepsi hastalarında eferent işitme sisteminin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, yetişkin epilepsi hastalarında eferent işitme sistemi fonksiyonlarının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırmada, epilepsi hastalarının sağ kulak otoakustik emisyon (OAE) ve supresyon ölçümleri değerlendirilmiş; bu işitsel parametrelerin, hastalığın süresi, nöbet sıklığı ve kullanılan antiepileptik ilaçlarla olan ilişkisi istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Ayrıca, katılımcıların yaşam kalitesi QOLIE-31 (Quality of Life in Epilepsy Inventory-31) ölçeği ile ölçülerek işitsel bulgularla korelasyonları incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, uzun süreli epilepsi varlığı ve antiepileptik ilaç kullanımı, işitsel sistemin eferent yollarında zayıflamaya yol açmakta ve hastaların emosyonel ve bilişsel durumları üzerinde etkiler yaratmaktadır. 2000 Hz ve 4000 Hz frekanslarındaki OAE değerleri ile bilişsel fonksiyon, enerji/yorgunluk ve genel yaşam kalitesi boyutları arasında anlamlı negatif korelasyonlar saptanmıştır. Elde edilen bulgular, epilepsi sürecinin sadece merkezi sinir sistemini değil, işitsel yolları da etkilediği ve bireyin yaşam kalitesini etkileyebileceğini göstermektedir. Çalışma, epilepsi hastalarında işitsel değerlendirmelerin rutin klinik izleme dahil edilmesi gerektiğini ve işitsel bozuklukların yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca multidisipliner bir yaklaşım ile epilepsi yönetiminde işitsel rehabilitasyon ve psikososyal destek unsurlarının da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, eferent işitme sistemi, medial olivokoklear refleks, supresyon, emisyon, QOLIE-31
Endüstriyel gürültüye maruz kalan işçilerde işitme kaybı ve gürültü hassasiyetinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, endüstriyel gürültüye maruz kalan işçilerde işitme düzeylerini ve bireysel gürültü hassasiyetini değerlendirmektir. Artan sanayileşme ile birlikte üretim tesislerinde çalışan bireylerin yüksek düzeyde gürültüye maruz kalması hem işitme kayıplarına hem de psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Bu kapsamda çalışmaya yaşları 18 ile 70 arasında değişen, biri işçi diğeri kontrol grubundan oluşan 50 katılımcı dahil edilmiştir. İşitme değerlendirmeleri saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi ve gürültü hassasiyetinin ölçülmesine yönelik Weinstein Gürültü Hassasiyet Ölçeği ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, işçi grubundaki bireylerin özellikle yüksek frekanslardaki işitme eşiklerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde bozulmalar gözlemlenmiştir. Ayrıca, yaşla birlikte işitme eşiklerinin yükseldiği ve gürültüye bağlı işitme kayıplarının arttığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, Weinstein puanları ile işitme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmanın bulguları, endüstriyel gürültünün işitme sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koymakta ve iş sağlığı politikalarının oluşturulmasında rehberlik edecek önemli veriler sunmaktadır.
İşitme cihazlı ve koklear implantlı bireylerin konuşma,uzaysal algı ve işitme kalitesi ölçeği ile incelenmesi
İnsan kulağı ve işitme sınırları bireye sosyal yaşam kazandıran ve toplumda sosyal yapıda önemli ölçüde kalmasını sağlayan çok önemli bir duyudur. İnsan işitmesi hem objektif aynı zamanda hem de sübjektif testler ile ölçülebilir. En önemli ölçü yöntemi konuşma uzay algısı ve de işitme kalitesi olarak adlandırılan ve kullanılan KUIK ölçeğidir. Araştırmamızda 60 hasta üzerinde yapılmıştır. Toplam hasta sayımız 60'tır. Bunlardan 36 adet kadın hasta 24 adet erkek hasta sayısıdır. Ayrıca işitme cihazı takan 53 (27k 26e) toplamda 113 hasta üzerinde çalışma yapılmıştır. Bu testte gerekli analizler yapıldıktan sonra koklear implant takan hastaların analizleri ve işitme cihazı takan hastaların ses durum düzeyi karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, koklear implantlı katılımcılardan elde edilen skorların ortalama değerleri şu şekildedir: Genel KUİK puanı 8,1 (standart sapma = 1,1), KA puanı 7,8 (standart sapma = 1,4), UA puanı 7,8 (standart sapma = 1,3) ve İK puanı 8,5 (standart sapma = 1,0). Koklear implant takan ve işitme cihazı kullanan katılımcıların KUİK skorları arasında, koklear implant kullananların faydasına olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Bununla birlikte, cihaz kullanan katılımcılar arasında, işitme kaybı derecesi yüksek olanların, düşük derecelilere kıyasla ve bilateral işitme kaybı olanların unilateral işitme kaybı olanlara göre daha düşük KUİK skorlarına sahip olduğu belirlenmiştir.
Görme engelli bireylerin odyolojik olarak işitmesinin değerlendirilmesi
Türkçe Özet : Çalışmamızda, göremeyen ve tipik görme yeteneğine sahip olan bireylerden oluşan iki farklı grup arasındaki işitme korteksi ve bu bölge ile ilişkili aktiviteler, orta latanslı davranış testi yoluyla işitsel uyarılmış potansiyeller (AEP) kullanılarak incelenmiştir. Bu analizler, görme bozukluğunun işitme duyusunu daha da geliştirip geliştirmediğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, iki farklı grup içeren bir araştırmayı kapsamaktadır. İlk grup, 15 kişiden oluşmakta ve bu kişiler tam anlamıyla görme engellilerdir,. İkinci grup ise 18 kişilik bir normal gören gruptan oluşmaktadır. Tüm gruplar 18 ila 30 yaş arasındadır. Hiç görmeyen ve normal gören iki grup karşılaştırılmış; latans farkı gözlemlediğimiz grupların kulak sayısı, Po-Pa ve Na-Nb latans ortalama değerleri, standart sapmaları verilmiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Pa latans değeri istatiksel olarak anlamlı bulunmuş diğer değerlerde anlamlılık gözlemlenmemiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Nb latans değeri istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır ve Nb dalga latans ortalaması en uzun olan hiç görmeyen grup olarak bulunmuştur. Kulaklara ait latans amplitüd bilgileri ayrı ayrı kıyaslanmış (independent samples Ttest) H.G-N.G arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında ise istatiksel olarak anlamlı fark gözlenmiş. Verteks kaydında Nb latans ortalaması kadınların 41.2125 msn, erkeklerin ise 44.1858 msn' olarak bulunmuştur. Sonuçlar bize göstermiştir ki kadınların latans ortalaması erkeklerinden daha erkendir. Yine verteks kaydında Na-Pa amplitüt ortalaması kadınların -2.9837 µV, erkeklerin -1,7441 µV olarak bulunmuştur. Buradaki sonuçlar da kadınların amplitüd değerlerinin erkeklerinden daha yüksek gözlemlendiğini göstermiştir. Frontal kayıtta ise Pb dalga latans ortalaması kadınların 52.8184 msn, erkeklerin 55.8519msn buda bize göstermiştir ki yine bayanların ortalama değerleri erkeklerin ortalamasından daha kısadır.
Görme engelli bireylerin odyolojik olarak işitmesinin değerlendirilmesi
Türkçe Özet : Çalışmamızda, göremeyen ve tipik görme yeteneğine sahip olan bireylerden oluşan iki farklı grup arasındaki işitme korteksi ve bu bölge ile ilişkili aktiviteler, orta latanslı davranış testi yoluyla işitsel uyarılmış potansiyeller (AEP) kullanılarak incelenmiştir. Bu analizler, görme bozukluğunun işitme duyusunu daha da geliştirip geliştirmediğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, iki farklı grup içeren bir araştırmayı kapsamaktadır. İlk grup, 15 kişiden oluşmakta ve bu kişiler tam anlamıyla görme engellilerdir,. İkinci grup ise 18 kişilik bir normal gören gruptan oluşmaktadır. Tüm gruplar 18 ila 30 yaş arasındadır. Hiç görmeyen ve normal gören iki grup karşılaştırılmış; latans farkı gözlemlediğimiz grupların kulak sayısı, Po-Pa ve Na-Nb latans ortalama değerleri, standart sapmaları verilmiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Pa latans değeri istatiksel olarak anlamlı bulunmuş diğer değerlerde anlamlılık gözlemlenmemiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Nb latans değeri istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır ve Nb dalga latans ortalaması en uzun olan hiç görmeyen grup olarak bulunmuştur. Kulaklara ait latans amplitüd bilgileri ayrı ayrı kıyaslanmış (independent samples Ttest) H.G-N.G arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında ise istatiksel olarak anlamlı fark gözlenmiş. Verteks kaydında Nb latans ortalaması kadınların 41.2125 msn, erkeklerin ise 44.1858 msn' olarak bulunmuştur. Sonuçlar bize göstermiştir ki kadınların latans ortalaması erkeklerinden daha erkendir. Yine verteks kaydında Na-Pa amplitüt ortalaması kadınların -2.9837 µV, erkeklerin -1,7441 µV olarak bulunmuştur. Buradaki sonuçlar da kadınların amplitüd değerlerinin erkeklerinden daha yüksek gözlemlendiğini göstermiştir. Frontal kayıtta ise Pb dalga latans ortalaması kadınların 52.8184 msn, erkeklerin 55.8519msn buda bize göstermiştir ki yine bayanların ortalama değerleri erkeklerin ortalamasından daha kısadır.
İşitme cihazlı ve koklear implantlı bireylerin konuşma,uzaysal algı ve işitme kalitesi ölçeği ile incelenmesi
İnsan kulağı ve işitme sınırları bireye sosyal yaşam kazandıran ve toplumda sosyal yapıda önemli ölçüde kalmasını sağlayan çok önemli bir duyudur. İnsan işitmesi hem objektif aynı zamanda hem de sübjektif testler ile ölçülebilir. En önemli ölçü yöntemi konuşma uzay algısı ve de işitme kalitesi olarak adlandırılan ve kullanılan KUIK ölçeğidir. Araştırmamızda 60 hasta üzerinde yapılmıştır. Toplam hasta sayımız 60'tır. Bunlardan 36 adet kadın hasta 24 adet erkek hasta sayısıdır. Ayrıca işitme cihazı takan 53 (27k 26e) toplamda 113 hasta üzerinde çalışma yapılmıştır. Bu testte gerekli analizler yapıldıktan sonra koklear implant takan hastaların analizleri ve işitme cihazı takan hastaların ses durum düzeyi karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, koklear implantlı katılımcılardan elde edilen skorların ortalama değerleri şu şekildedir: Genel KUİK puanı 8,1 (standart sapma = 1,1), KA puanı 7,8 (standart sapma = 1,4), UA puanı 7,8 (standart sapma = 1,3) ve İK puanı 8,5 (standart sapma = 1,0). Koklear implant takan ve işitme cihazı kullanan katılımcıların KUİK skorları arasında, koklear implant kullananların faydasına olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Bununla birlikte, cihaz kullanan katılımcılar arasında, işitme kaybı derecesi yüksek olanların, düşük derecelilere kıyasla ve bilateral işitme kaybı olanların unilateral işitme kaybı olanlara göre daha düşük KUİK skorlarına sahip olduğu belirlenmiştir.
Periferik vertigolu yetişkin hastalarda V-HIT test sonuçlarının kalorik test sonuçları ile karşılaştırılması
Yapılan bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı kalorik test sonuçları ile V-HIT testi sonuçlarının birbiri ile karşılaştırılmasıdır. Bu kullanılan iki test de aynı refleksi farklı uygulama şekillerinde değerlendirmektedir. Kalorik test çok uzun V-HIT testi çok kısa sürmektedir bu nedenle bu iki testi karşılaştırarak birbirlerinin yerine kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmıştır. Bu nedenle, vertigo (baş dönmesi) veya dizziness (sersemlik hissi) ile Doç.Dr.Kemal Keseroğlu Kliniğine başvuran hastalar arasından çalışmaya uygun görülen ve bilgilendirilmiş gönüllü olur formunu imzalayan 52 kadın ve 48 erkek arasında bu çalışma yürütülmüştür. Toplamda 100 kişi çalışmaya dahil edilerek sonuçlar 200 kulak ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan hastalara Doç.Dr.Kemal Keseroğlu tarafından ayrıntılı kulak-burun-boğaz muayenesi yapılmıştır ve muayene sonuçları ve radyolojik görüntüleme sonuçları normal bulunmuştur. Böylece santral herhangi bir patolojiyi düşündürebilecek durumlar çalışma dışı bırakılmıştır. Muayene sonrasında hastaya yapılan odyovestibüler testlerde BPPV (Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo) ve santral patolojiyi düşündüren hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastalara sırasıyla V-HIT testi ve kalorik test Odyolog Elif İlkay Tezcan tarafından uygulanmıştır. Test verileri değerlendirildiğinde 200 kulak arasında 105 kulak her iki testte de normal çıkarak 95 kulakta iki testten birinde veya ikisinde de patolojik elde edilmiştir. Bu 95 patolojik kulağın 32 tanesinde sadece V-HITte patoloji, 33 tanesinde sadece kalorikte patoloji ve 30 tanesinde her iki testte de patoloji saptanmıştır. İki testinde normal ve patolojik olarak yani uyumlu olarak sınıfladığı kulak sayısı 135 (%67,5) olarak hesaplanmıştır. Geriye kalan 65 (%32,5) kulak uyumsuz (yani normal ve patolojik değerlendirmeler ters olarak gerçekleşmiştir) olarak değerlendirilmiştir. Özetle yaklaşık değerlendirmelerin 2/3'ü uyumlu 1/3'ü ise uyumsuzdur. Sonuç olarak, çalışma sonucu elde edilen uyumun düşük çıkması her 3 kişiden 1 kişide patolojinin atlanma riskini içerir. Böylece iki testi birbirinin yerine kullanmak yerine, birbirlerinin tamamlayıcısı olarak kullanmak daha doğru ve daha güvenirdir.
Gürültüde konuşmayı anlaması düşük olan bireylerde kontralateral supresyon bulguları
Bu çalışma, gürültüde konuşmayı anlama düzeyi yüksek olan bireyler ile düşük olan bireyler arasında, Medial Olivokoklear (MOC) refleksine bağlı kontralateral supresyon yanıtlarının karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışma, 50 kadın ve 10 erkek olmak üzere toplam 60 birey üzerinde gerçekleştirildi. Katılımcılara ilk olarak saf ses odyometrisi ve konuşma odyometrisi testleri uygulanarak işitme eşikleri ve konuşma ayırt etme skorları değerlendirildi, ardından Hearing in Noise Test (HINT) ile gürültüde konuşmayı anlama performansları ölçülerek gruplandırıldı. Daha sonra, Transient Evoked Otoacoustic Emission (TEOAE) temelli MOC refleks testi ILO V6 292-II cihazı ile uygulandı. Supresyon ölçümleri, 65 dB peSPL klik uyaran ve 50 dB SPL geniş bant gürültü kullanılarak 1 kHz, 1,4 kHz, 2 kHz, 2,8 kHz ve 4 kHz frekanslarında gerçekleştirildi. İstatistiksel analiz sonucunda, 1,4 kHz ve 2,8 kHz frekanslarında gruplar arasında kontralateral supresyon düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (Tablo 5, p<0,05). Bu frekanslarda, konuşmayı anlama performansı yüksek olan bireylerde supresyon etkisinin daha belirgin olduğu gözlenmiştir. HINT skorları ile MOC refleksi pozitifliği arasında 1,4 kHz (r=0,330), 2 kHz (r=0,257) ve 4 kHz (r=0,335) frekanslarında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (Tablo 6, p<0,05). Bu sonuçlar, 1,4 kHz ve 4 kHz frekanslarında orta düzeyde; 2 kHz frekansında ise zayıf düzeyde pozitif bir korelasyon olduğunu göstermektedir. Diğer frekanslarda ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0,05). Bu bulgular, efferent işitsel sistemin özellikle orta ve yüksek frekans bölgesinde konuşmayı anlama performansına katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Ayrıca, yaş ile MOC refleksi arasında yalnızca 2,8 kHz frekansında pozitif yönde zayıf anlamlı bir ilişki (r=0,264, p<0,05) bulunmuştur. Sonuç olarak, MOC refleksi belirli frekanslarda konuşmayı gürültüde anlama becerisiyle ilişkili bulunmuş, efferent sistemin işlevselliğinin bireysel performansı etkileyebileceği ortaya konmuştur. Kontralateral supresyon testinin, işitmesi normal olup gürültüde konuşma ayırt etme güçlüğü yaşayan bireylerin değerlendirilmesinde tanıya yardımcı bir araç olarak kullanılabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: medial olivokoklear refleks, hearing in noise test, efferent işitsel sistem, gürültüde konuşmayı anlama
Otomotiv sektöründe gürültüde çalışan kişilerin Beck Depresyon Ölçeği ve Tinnitus Engellilik Anketi ile değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı gürültülü ortamlarda çalışan kişilerin "Tinnitus Engellilik Envanteri" ve "Beck Depresyon Ölçeği"nden faydalanılarak, gürültüde çalışmanın yaşam kalitesini ne şekilde ve hangi derecede etkilediğini, tinnitus şiddetinin çalışan bireylerin ruhsal durumuyla bağlantısını ortaya koymayı amaçlamıştır. Araştırmanın örneklem grubunu, yaşları 24 ila 60 arasında değişen, kadın ve erkeklerden oluşan, en az ilkokul mezunu, işitme kaybı şikayeti bulunmayan, bilinen bir kulak, sinir sistemi, zihinsel ya da genel fiziksel performansını sürekli olarak etkileyen bir rahatsızlığı olmayan 100 kişi oluşturmuştur. Örneklemde yer alan kişilerin seçiminde gönüllülük esası dikkate alınmıştır. Anket sonuçlarındaki puan farkları istatiksel olarak analiz edilmiştir. TEA puanlarıyla belirlenen tinnitusun, bireyin psikosomatik durumu üzerindeki etkisine bakılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, Tinnitus Düzeyi'nin Depresyon Düzeyi üzerindeki etkisini incelemek için Basit doğrusal regresyon analizi gerçekleştirilmiş ve bulguları sunulmuştur. Kurulan regresyon modelinin bulguları incelendiğinde, Tinnitus Düzeyi'nin Depresyon Düzeyi üzerinde anlamlı ve pozitif bir yordayıcı olduğu saptanmıştır (B = 0,575, p < 0,001). Bu bulgu incelendiğinde, tinnitus düzeyindeki bir birimlik artışın depresyon düzeyini 0,575 birim artırdığını göstermektedir. Modelin geçerliliği incelendiğinde ise regresyon modeli, varyansın %60'ını açıklamakta (R² = 0,606) ve yüksek bir açıklayıcılığa sahip olduğunu göstermektedir. Modelin anlamlılığı ise ANOVA sonuçlarına göre (F(1,98) = 150,577, p < 0,001) desteklenmiştir.
İstanbul Avcılar ilçesinde 3 yaş altı çocuklarda orta kulak enfeksiyonu oluşumunda olası çevresel risk faktörlerinin araştırılması
Orta kulak enfeksiyonu, üç yaş altındaki çocuklarda en yaygın bakteriyel enfeksiyonlardan biri olarak kabul edilir ve bu yaş grubunun genel sağlığı ve bilişsel gelişimi üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Bu enfeksiyon genellikle orta kulakta sıvı birikimi ve mikrobiyal faaliyetlerden kaynaklanır ve ağrı, ateş ve işitme bozukluğu gibi kronik komplikasyonlara yol açabilir. Bu enfeksiyonların nedenleri, yaygınlığı ve çocukların yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemek önemlidir, özellikle sağlık hizmetlerine sınırlı erişimi olan topluluklarda. Bu nedenle, bu araştırmanın amacı, üç yaş altındaki çocuklarda orta kulak enfeksiyonu üzerinde etkili olabilecek çevresel risk faktörlerini incelemek ve bu faktörleri tanımlama konusunda üç yaş altı çocukları olan ebeveynlere öneriler sunmaktır. Üç yaş altı çocukların sayısının sınırlı olması nedeniyle 200 adet anket hazırlandı ve Avcılar bölgesindeki ana okullara dağıtıldı. 121 anket dolduruldu ve bu çalışma kapsamında değerlendirildi. Bu ankette : " Ebeveynlerin hayatta olup olmaması, eğitim durumu ve sigara içip içmedikleri, çocuğun ana okula bırakıldığı gün sayısı, parmak emme veya emzik kullanma alışkanlığı, oyun oynarken oyuncakları ağıza alma veya uyurken örtü ve çarşafı ağıza alma alışkanlığı, uyurken biberon emme veya anne memesini emme alışkanlığı ve orta kulak enfeksiyonu geçirme durumu "sorular yer aldı Bu çalışma, ebeveynlerin çocuklarda orta kulak enfeksiyonlarına yol açan çevresel risk faktörleri hakkında farkındalığını artırarak, bu hastalığın önlenmesini destekleyecektir. Anahtar Kelimeler: Üç yaş altı çocuklar, orta kulak enfeksiyonu, çevresel risk faktörleri
Bilateral işitme cihazı kullanan çocuklar ile bilateral koklear implant kullanan çocukların okul olgunluk düzeylerinin karşılaştırılması
İnsan kulağı ve işitme sınırları çocuklara sosyal yaşam ve akademik beceriler kazandıran ve toplumda bu yapılarda önemli ölçüde kalmasını sağlayan çok önemli bir duyudur. Çocukların bu bağlamda okula olgunluklarını ölçebilecek objektif ve subjektif birçok test bulunmaktadır. En önemli ölçü yöntemlerinden biri Metropolitan Okula Olgunluk Testidir. Araştırmamız, 22 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu hastaların 14'ü kız, 8'i erkektir. Gerekli analizler yapıldıktan sonra, bilateral koklear implant kullanan hastaların ve bilateral işitme cihazı kullanan hastaların okula olgunluk düzeyleri karşılaştırılmıştır.
Normal işiten ve sensörinöral tip işitme kayıplı bireylerde masseter VEMP yanıtlarının karşılaştırılması
Bu çalışma normal işiten bireyler ile sensörinöral işitme kaybına sahip bireylerin hava yolu 500 Hz tone burst uyaranla mVEMP testi uygulanarak EMG ölçüm parametrelerinin birbiriyle karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışma 16 kadın ve 16 erkek olmak üzere toplam 32 birey (n= 64 kulak) üzerinde yapıldı. Çalışmaya gönüllü katılan bireylere ilk önce saf ses odyometri testi uygulanarak işitmeleri değerlendirildikten sonra mVEMP testi uygulandı. mVEMP ölçümü sonrası işitme kaybı ortalaması ile P1N1 Eşiği arasında çok kuvvetli düzeyde pozitif yönlü (r=0,929) istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001). İşitme kaybı ortalaması ile P1 Latansı ve N1 Latansı arasında ise orta düzeyde pozitif yönlü (sırasıyla r=0,510 ve r=0,413) istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001). İşitme kaybı ortalaması ile P1N1 Interpeak arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r=-0,179 ve p<0,001). P1N1 Amplitüd bakımından grup ortalamalarının karşılaştırılması ise bağımsız iki örneklem t testi ile yapılmıştır. Normal grup ortalaması (12,23±1,23) işitme kaybı olan grup ortalamasından (33,82±1,96) istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur (Tablo 3, p<0,001). Gruplar arasında P1 asimetri ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuş iken N1 asimetri ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. P1 ölçümleri bakımından normal grup ortalaması (0,9±0,42) işitme kaybı olan grup ortalamasından (0,63±0,32) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (Tablo 4, p=0,049). (Bogle et al., 2013; Welgampola & Colebatch, 2005)Normal işitmeye ve normal vestibüler aktiviteye sahip bireylerin P/N1 dalgalarının en son ölçülüğü eşik ortalama şiddet değeri 83dB olarak gözlendi.Aynı grupta P1 latans değeri ortalaması 18,291ms N1 latans ortalaması 24,698ms olarak ölçüldü.Sensörinöral tip işitme kaybına sahip ancak normal vestibüler aktiviteye sahip bireylerde P1/N1 dalgalarının en son ölçüldüğü eşik ortalama şiddet değeri 98dB olarak gözlendi. Aynı grupta P1 latans değeri ortalaması 19,437ms N1 latans ortalaması 25,531ms olarak ölçüldü.Buna göre işitme kaybı olan bireylerde normal işiten bireylere göre P1N1 dalgasının görülme eşiğinin arttığı,latans değerlerininde ise anlamlı bir farkın olmadığı gözlendi.Sonuç olarak vestibülo-akustik masseter refleksin koklear patoloji varlığında normal işitmeye göre parametrelerde farklılıkların olduğu gözlenmiştir.Bu da ayrıcı tanı açısından önemli bulunmuştır.Trigeminal yolun değerlendirilmesinde, çeşitli koklear bozuklukları olan hastaların değerlendirilmesinde tanıya yardımcı bir test olarak kullanılabileceği düşünüldü.
Odyometri konfigürasyonuna göre presbiakuzi tiplerinin sınıflandırılması
Presbiakuzi, yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan işitme kaybını ifade eden bir terimdir. Yaşlılık döneminde ortaya çıkan işitme kaybı, genellikle yüksek frekanslardaki sesleri algılamada zorluk ve konuşma anlaşılabilirliğinde azalma şeklinde kendini gösterir. Genellikle 60 yaşından sonra görülen presbiakuzi, genetik faktörlerin yanı sıra yaşlanmaya bağlı işitme sistemi değişikliklerinden kaynaklanır. Yaşlanma sürecinde, iç kulağın koklea bölümündeki tüy hücreleri zamanla hasar görebilir. Bu hasar, ses sinyallerinin doğru bir şekilde işlenmesini ve iletilmesini engelleyebilir. Presbiakuzinin belirtileri genellikle yavaş bir şekilde ortaya çıkar. Yüksek frekanslı seslerin algılanmasında güçlük, konuşmaları anlamada zorluk, televizyon veya radyo sesini daha yüksek seviyede açma ihtiyacı gibi işitme sorunları sıkça görülür. Ayrıca sosyal etkileşimlerde azalma, izolasyon ve depresyon gibi psikososyal etkiler de olabilir. Presbiakuzi, sensorinöral, nöral, strial ve mekanik olmak üzere sınıflandırılır. Bu sınıflandırma, odyogram üzerinde kendini yüksek frekanslarda ani eğim (YFAE), yüksek frekanslarda hafif eğim (YFHE) ve düz frekanslarda hafif eğimli (DFHE) veya flat konfigürasyonları şeklinde gösterir. Çalışma kapsamında alınan 200 presbiakuzi hastasının konfigürasyonu ve SF-36 yaşam kalitesi skorları elde edilmiştir. Hastaların %44'ü (88) kadın, %56'sı (112) erkektir. Kadın hastaların yaş ortalaması 71,38 8,98, erkek hastaların yaş ortalaması 71,87 9,04 olarak hesaplanmıştır. Erkek ve kadın hastaların Ruhsal Sağlığı puanları çok yakın olmakla beraber, diğer parametrelerde erkek hastaların sağlık skorları daha yüksek olduğu görülmüştür. İşitme kaybı derecesi ile sosyal işlevsellik arasında orta düzeyde kolerasyon vardır. Hayat kalitesini en çok etkileyen presbiakuzi türü Nöral presbiakuzidir. İşitme kaybı, sosyal izolasyon, düşük yaşam memnuniyeti, depresyon ve kaygı gibi faktörlerle ilişkilendirilebildiğini ifade etmiştir.
İşitme kayıplı pediatrik bireylerin gelişiminin normal pediatrik bireyler ile karşılaştırılması
Bu çalışma da sensörinöral kayıplı pediatrik bireylerde (0-6) gelişim düzeylerinin incelenmesi, nasıl bir gelişim yapısına sahip oldukları ve bu doğrultuda bu bireylere nasıl bir eğitim yapısı oluşturulacağı hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda işitme kaybı olan sensörinöral tipli 50 hasta üzerinde araştırma ve analiz yapılmıştır. Aynı araştırmada işitmesi normal olan yine aynı sayıda hasta olmayan deney grubu ile de çalışılmıştır. Bu bireylerin gelişim durumunu anlamak ve düzeylendirmek için AGTE(Ankara Gelişim Envanteri Testi) ve DGTT( Denver Gelişim Taraması) 2 testleri kullanılmıştır. Bu araştırmada işitme kaybı yaşayan çocuklarda bilişsel gelişim motor gelişim düzeylerinin; işiyme kaybı olmayan çocuklara göre daha zayıf oldukları anlaşılmıştır. Fakat bu düzeyler istatiksel olarak yansıtıldığında anlamlı sonuç olduğu görülmemiştir. (AGTE ALT GRUP TESTLERİNE GÖRE) Kümeler, değerlendirildiğinde normal işitme sahibi grubun içinde "sıradışı" sonucuna hiçbir bebekte veya çocukta rastlanmazken, sensörinöral işitme kaybı olan grupta %35 oranında "sıradışı" sonuç tespit edilmiştir. Yine bu yayın kriterine göre sensörinöral kayıplı çocuk bireylerde Denver 2 gelişimsel yapı düzeyine göre dil konuşma kabiliyetinde ve kaba motor gelişimlerinde gözle görülür bir derecede yavaşlık söz konusu olmuştur. Fakat ince motor yönetimi ve sosyal alanda anlamlı farklılıklar gözlemlenmemiştir (p>0.05). Kulaklar arasındaki fark açısından gözlemlediğimizde anlamlı bir farklılık gözlemlenmemiştir (p>0.05). Anahtar kelimeler: Ankara Gelişim Tarama Envanteri, Denver 2 Gelişim Tarama Testleri (Dgtt 2)
Ortognatik cerrahi sonrası seslerin akustik ve nazalans değişiminin incelenmesi
Çene kemiğindeki çift taraflı kemik ameliyatı (bsso) alt çene kemiğindeki şekil bozukluğunda kullanılan bir alt ve üst çeneyi kapsayan ameliyat türüdür. Eski incelemelere bakıldığında çene cerrahisindeki konuşma olaylarına bakıldığında konuşmaya olan etkileri üzerine çeşitliçalışmalar arasında farklılık bulunmaktadır. Bu araştırmada amacımız çene cerrahisinden önce ve sonra hastalarda ses ve konuşma kalitesinin nasıl etkilenip etkilenmeyeceğini görmektir. Sesteki değişiklik ve burun yapısı üzerindeki farklılıkları incelemektedir. Bu araştırmada çalışmamıza katılan hastalar 26 ve 40 yaşları arasında seçilmiştir. Hastalar 12 kişi kadın 11 kişi erkektir. Bu hastaların hepsine sırasıyla sesli harfler söyletilmiştir. Bu garfler sırasıyla a, e, i harfleridir. Elektroglottografi cihazı ile hasta kayıtları incelendikten sonra tekrar çağırılıp 7-8 hafta içinde tekrar aynı test yapılmıştır Vokal shimmer ve vokal jitter yüzdeliklerinin yanı sıra temel frekans (F0) ve harmonikler, Multi Dimensional Voice Programı (MDVP) kullanılarak gerçekleştirilen ses analiziyle değerlendirilmiştir. MDVP, ses özelliklerini objektif bir şekilde değerlendirmek için kullanılan bir yöntemdir. Bu analiz, sesin titreşim özelliklerini, titreme (shimmer) ve düzensizlik (jitter) yüzdelikleri üzerinden değerlendirirken, aynı zamanda sesin temel frekansını (F0) ve harmonik yapısını da incelemektedir. Ameliyattan hem önce hem sonra yapılan çalışmalarda edinilen çalışmalara bakıldığında çelişkili çalışmalar birbiriyle çelişmektedir. Ve anlamlı derecede bir fark bulunmamaktadır. Çalışmamamızdaki hastalarda yalnızca 5 kişide rezonans açısından farklar gözlemlenmiştir. Başka bir hastaya bakıldığında ise rezonans görülmesiyle birlikte kısa bir süre sonra tekrar ameliyattan önceki haline dönüşüm sağlanmıştır. Çene cerrahisinde konuşma bozukluğu özelllikle sesli harflerdeki değişimin oluşması %100 başarılı olmamaktadır. Yapılan incelemelere bakıldığında ses kalitesinde ufak değişmeler gözlemlense de ameliyattan sonra düzelip tekrar eski haline dönüşebilir.
Astım hastalarında östaki disfonksiyonun değerlendirilmesi
Bu araştırmada temel amacımız, astım hastalığı bulunan kişilerin zamanla östaki disfonksiyonu olup olmadığını gözlemlemektir. Bu çalışma Van eğitim araştırma hastanesinde göğüs tüm şikayetleri ile hastalıkları polikliniğine astım semptomları için başvurup yapılan klinik muayenede astım tanısı olan hastalara odyoloji kliniğinde akustik immitansmetri ve östaki fonksiyon testleri uygulanmıştır. 26 kadın 14 erkek kişinin katıldığı çalışmamız da cinsiyet dağılımları bakımından gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,014). Kontrol grubunda erkek oranı (%62,5) hasta grubu oranına (%35,0) göre anlamlı yüksektir. Yaş değişkeni bakımından grup ortalamaları bakımından (Hasta grubu: 40,6±14,77 ve Kontrol grubu: 36.68±11,49) istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p=0,189). ETDQ7 skoru bakımından grup ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,003). Hasta grup ortalaması (14,58±7,11) kontrol grubu ortalamasından (10,68±3,22) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak ; EFT değerlendirmesi bakımından gruplardaki disfonksiyon dağılımları arası fark istatistiksel olarak anlamlı değildir.
Covid-19 hastalarında yüksek frekans odyometrisi sonuçlarının incelenmesi
İnsanlar arasında rahatlıkla yayılım göstererek tüm dünyayı etkisi altına alan Koronovirüs Hasatalığı (Corona Virus Disease-2019, COVID-19) pandemiye sebep olan viral kaynaklı bir solunum yolu hastalığıdır. Periferik ve santral işitsel yollara zarar vererek işitme duyarlığının azalmasına çeşitli viral enfeksiyonlar sebep olabilmektedir. COVID-19 ile ilgili literatürde çok sayıda çalışma olmasına rağmen, COVID-19 ile işitme arasındaki araştırmalarda eksiklik mevcuttur. Bu eksikliklerden yola çıkarak hipotezini oluşturduğumuz çalışmamızda COVID-19 geçiren bireylerde yüksek frekans odyometri sonuçlarını gözlemlemek; covid 19 un santral işitme sistemi üzerinde etkilerini incelemek, bu hastalığı geçiren bireylerin odyolojik açıdan karakteristik bulgularını tespit etmek ve bu bireylerin odyolojik takibinin önemine vurgu yapmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 21 (%34,4) Covid-19 geçirmeyen, 1 kez Covid-19 geçiren 28 kişi (%45,9) ve 2 kez geçirmiş 12 kişi (%19,7) dahil edilmiştir. Covid-19 geçirenlerin 21'inin tedavisinde Favipiravir kullanılmıştır ve sadece 2'si yatarak tedavi olmuştur. Covid-19 geçirmiş hastaların sadece 2'sinde Covid-19'a bağlı belirti bulgu görülmemiştir. Ses ölçümleri bakımından Covid-19 geçirmiş olma ve olmama durumu karşılaştırıldığında sadece sol 11.2 kHz (dB) ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,042). Covid-19 geçirmemiş kişilerin sol 11.2 kHz (dB) ölçüm ortalaması (25,95±17,93) en az bir kez Covid-19 geçirenlerin ortalamasından (16,75±15,59) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Hastalarımızın 49 ' unda tinnitus şikayeti bulunmazken, yüzde 93.4 ü sağ kulakta tipA timpanograma sahip iken yüzde 98.4 yine sol kulakta tip A timpanograma sahiptir. Sağ ve sol her iki kulakta da tamamında refleks gözlemlenmiş sağ kulak saf ses ortalaması 11.64, sol kulak saf ses ortalaması 11.61 olarak gözlemlenmiştir. Ses ölçümleri bakımından Covid-19 geçirmiş olma ve olmama durumu karşılaştırıldığında sadece sol 11.2 kHz (dB) ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,042). Covid-19 geçirmemiş kişilerin sol 11.2 kHz (dB) ölçüm ortalaması (25,95±17,93) en az bir kez Covid-19 geçirenlerin ortalamasından (16,75±15,59) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Ses ölçümleri bakımından Covid-19 tedavisinde Favipiravir kullanılan ve kullanılmayan hastalar karşılaştırıldığında sadece sağ 14 kHz (dB), sol 12.5 kHz (dB) ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (sırasıyla p=0,044 ve p=0,030). Covid-19 tedavisinde Favipiravir kullanılan hastaların sağ 14 kHz (dB) ölçüm ortalaması (40,95±20,83) Favipiravir kullanılmayan hastaların ortalamasından (27,16±20,9) ve Covid-19 tedavisinde Favipiravir kullanılan hastaların sol 12.5 kHz (dB) ölçüm ortalaması (28,1±21) Favipiravir kullanılmayan hastaların ortalamasından (15,26±13,99) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur Ses ölçümleri bakımından aşı olma durumları bakımlarından oluşturulan gruplar karşılaştırıldığında sadece sol 9 kHz (dB) ve sol 10 kHz (dB) ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (sırasıyla p=0,040 ve p=0,046). Her iki ölçüm düzeyinde de sadece Biontech aşısı olanların dağılımları diğer 3 gruptan istatistiksel olarak anlamlı düşük sıra ortalamalarına sahiptir yani daha düşük ölçüm değerlerinde dağılıma sahiptir.
Otı̇zm spektrum bozukluğuna sahı̇p çocuklarda akustı̇k ses analı̇zı̇
Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan nörogelişimsel bir bozukluktur. Bu çocuklarda, insanlarla ilişki geliştirememe, aşırı soğukluk, konuşma gelişiminde gecikme, konuşma geliştikten sonra iletişimsel olmayan kullanım, rutini korumakta ısrar, basit tekrarlama gibi bir dizi karakteristik özellik mevcuttur. Duygu barındırmayan, tek düze bir konuşma ve artikülasyonda da bazı güçlükler olabilir. Bu çalışmanın amacı, atipik otizm, Asperger sendromu veya yaygın gelişimsel bozukluk tanısı almış çocukların ses analizi yapılarak ses özelliklerindeki farklılıkları ortaya koymaktır. Çalışmaya 4-14 yaş arası 100 birey katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere /a/, /e/, /i/ fonemleri 2 saniye süre ile söyletilmiştir. Elektroglottografi cihazı, CSL ve Sona-Match programı kullanılmıştır. Yapılan ses analiziyle temel frekans (F0), formant frekans, vokal shimmer ve vokal jitter yüzdelikleri gibi parametreler değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, 4-12 yaş arasındaki bireylerde ortalama F0 değerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken 13-14 yaşlarında ise cinsiyetler arasında anlamlı farklılık olduğu görüldü. Her iki cinsiyette de boy ve kilo ile F0 arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Yaş gruplarına bağlı olarak F0 değerinin düştüğü ve kızların erkeklere göre daha yüksek F0 değerine sahip olduğu görülmektedir. Elde edilen veriler boy, kilo ve cinsiyete göre değerlendirildiğinde her iki cinsiyette de boy ve kilo ile F0 arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ses parametrelerindeki değişikliklerin daha fazla sayıda katılımcıyla incelenmesi parametrelerdeki spesifik değişikliğin bir tanı kriteri olarak kabul edilmesi için büyük bir adım olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Otizm, ses analizi, formant frekans, temel frekans.
İletim ve sensörinöral işitme kaybı arasındaki ayırımın telefon temelli weber uygulamasıyla gözlenmesi
Bu çalışmanın amacı iletim tipi ve sensörinöral işitme kaybı arasındaki farklılıklar ve tanımlamada geleneksel diyapazon Weber testi ile akıllı telefon tabanlı bir Weber testinin doğruluğunu karşılaştırmaktır. Tek taraflı işitme kaybı kaydedilen acil servise başvuran 60 hasta dahil edildi. Onlardan açık bir akıllı telefonu alınlarına bastırmaları istendi ve akıllı telefon tabanlı bir titreşim uygulaması aracılığıyla Weber testi yapmaları istendi. Sonuçlar TFWT(tuning fork weber test) ile karşılaştırıldı. 26 birey sensörinöral kayıp 34 birey iletim tipi işitme kaybı ile tanımlandı. 55 bireyde TFWT ile SPWT uyuştu. TFWT'nin hassaslığı ve özgüllüğü sırasıyla %84,6 ve %94,1 idi. SPWT'nin hassaslığı ve özgüllüğü %76,9 ve %97,1'di. SPWT iletim tipi işitme kaybının tanımlanmasında yardımcı olmak ve gerektiğinde teşhis ve tedavinin sağlanmasını potansiyel olarak hızlandırmak için 512 HZ diyapazon yokluğunda yardımcı olarak hizmet edebilir.
Menstruasyon döneminde ve öncesinde yaşanan fiziksel ve ruhsal durumun ses analizinde etkisi
Amaç: Objektif ölçümler ses bozukluklarının değerlendirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu sebeple çalışmamızın ilk amacı sağlıklı Türk kadın nüfusunun ses analizi parametrelerinin normatif değerlerinin bir veri tabanını oluşturmak ve menstrüasyon fizyolojik durumu boyunca oluşacak varyasyonları değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan 30 sağlıklı normal fiziksel bulguları olan disfoni vb. herhangi bir ses rahatsızlığı olmayan yaş ortalaması 35.6, boy ortalaması 160,73 ve kilo ortalaması 61,96 olan katılımcılarımıza /a,/e/,/i/ ses örnekleri kaydedilmiş ve ses analizi yapılmıştır. Sonuçların değerlendirilmesinde Pair Sample t- testi kullanılmıştır. Sonuçlar p<0.05 olması durumunda anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sonuçlar karşılaştırıldığında ortalama F0 değerleri arasında önemli bir fark gözlemlenmezken /i/ ünlü sesinin F0 değeri hepsinden daha yüksekti. Menstrüasyon dönemi normal dönemle karşılaştırıldığında F0 değerinde istatiksel olarak anlamlı düşüş gözlemlenmiştir. Premenstrüasyon dönemi ortalama jitter ve shimmer değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi jitter ve shimmer değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Premenstüasyon döneminin ortalama NHR değerleri diğer döneme göre daha yüksekti. Bu artış hem /a/ hem de /i/ ünlüleri için adet öncesi ve adet dönemi arasında istatiksel olarak anlamlıydı. Menstrüasyon dönemi F1 ve F2 değerleri diğer döneme göre daha yüksek gözlemlenmiştir. Fakat menstrüasyon dönemi F1ve F2 değerleri anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, premenstrüel dönemde bazı pertürbasyon parametrelerinde minimal değişiklikler ve temel frekansta azalma gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Menstrüasyon, kadın, ses analizi, jitter, shimmer, F0