Theses supervised by Prof. Dr. Dilek Pandır

19 theses · Yozgat Bozok University

Master'sOpen AccessTR

Ratlarda LPS'nin sebep olduğu böbrek hasarı üzerine sodyum selenit ve vitamin E'nin koruyucu rolü

Bir endotoksin olarak lipopolisakkarit (LPS), gram-negatif bakterilerin hücre duvarının bir kısmını oluşturur ve canlı dokuya girdikten sonra bir akut iltihaplanmanın başlatılmasından sorumludur. Bu çalışmada, erkek sıçanlar sekiz gruba ayrıldı: kontrol grubu, E vitamini (VE) uygulanan grup (200 mg/kg), sodyum selenit (SS) uygulanan (0.35 mg/kg) grup, VE + SS uygulanan grup (200 + 0.35 mg/kg), LPS uygulanan grup (10 mg/kg), LPS + VE uygulanan grup (10 + 200 mg/kg), LPS + SS uygulanan grup (10 + 0.35 mg/kg) ve LPS + SS + VE uygulanan grup (10 + 0.35 + 200 mg/kg). Oksidatif stres parametreleri ve histolojik değişiklikler 6 saat sonunda kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. LPS ile muamele edilen grup ve LPS+SS+VE ile muamele edilen grup kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, antioksidan enzim aktiviteleri azalmış; histolojik değişimler ve MDA seviyesi 6 saat sonunda artmıştır. Bununla birlikte, LPS + SS ve/veya VE ile muamele edilen grup, LPS ile muamele edilen grup ile karşılaştırıldığında, SOD, CAT ve GPx aktivitesi artmış ve uygulama periyodunun sonunda histolojik değişimler ve MDA seviyeleri anlamlı olarak azalmıştır. LPS+SS ve/veya VE uygulanan grupla LPS uygulanan gruplarda böbreğin histolojik yapısındaki değişiklikler azalmıştır. Sonuç olarak, antioksidanların birlikte kullanılması, LPS'ye karşı tek başına kullanımından daha koruyucu olduğu belirlenmiştir. 8 Anahtar Kelimeler: LPS, Vitamin E, Sodyum selenit, MDA, GPx, CAT, SOD, Oksidatif stres.

Fatma İlçe
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda LPS'nin kan dokusu üzerine akut etkisive sodyum selenit ve vitamin E'nin koruyucurolü

Lipopolisakkarit (LPS), akut enflamasyona neden olan ve insan sağlığını tehdit eden gram (-) bakterilerden elde edilir. Gram (-) bakterilerinin hücre duvar yapısının bir bileşeni olan LPS saflaştırılmış glikolipit yapısına sahiptir. Bu çalışmada sıçanların kan dokusunda LPS'nin vitamin E (VE) ve/veya sodyum selenit (SS) ile DNA'da meydana getirdiği yapısal değişimlerin belirlenmesi ve antioksidan enzim aktivitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada sıçanlar kontrol grubu ve uygulama gruplarına göre toplamda sekiz gruba ayrıldı: kontrol grubu, VE uygulanan grup (200 mg/kg), SS uygulanan (0.35 mg/kg) grup, VE+SS uygulanan grup (200+0.35 mg/kg), LPS uygulanan grup (10 mg/kg), LPS+VE uygulanan grup (10+200 mg/kg), LPS+SS (10+0.35 mg/kg) uygulanan grup ve LPS+SS+VE uygulanan grup (10+0.35+200 mg/kg). Antioksidan enzim aktiviteleri ve DNA'daki yapısal değişiklikler 6 saat sonunda kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. LPS'nin sıçan eritrositlerinde ve lökositlerinde antioksidan enzim aktivitelerini azalttığı ve komet testi sonuçlarına göre de DNA hasarına neden olduğu tespit edilmiştir. VE ve SS'in enzim aktivite testlerinde ve DNA hasarı tespitinde LPS kaynaklı hasarı eritrosit ve lökositlerde azaltmıştır. Sonuç olarak, VE ve SS'in birlikte uygulanması 8 LPS kaynaklı kan toksisitesine karşı koruyucu olduğu görülmüştür. Bu nedenle LPS'ye bağlı toksisiteyi azaltmak için yiyecek veya içecekler VE ve SS içermelidir. Anahtar Kelimeler: Lipopolisakkarit, Sodyum selenit, Kan dokusu, Antioksidan enzimler.

Zehra İlçe
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İndoksakarb'ın kan doku üzerinde in vitro toksik etkilerinin belirlenmesi

Günümüzde kullanımı çarpıcı bir şekilde artan pestisitler, modern tarımda böcekler, yabani otlar, mikroorganizmalar gibi zararlıları kontrol altına almak ve ürün verimini arttırmak için kullanılmaktadır. Bu çalışmada 7 farklı kişiden alınan kan örneklerinde indoksakarb'ın DNA'da oluşturduğu yapısal değişiklikler ve antioksidan enzim aktivitelerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmamızda kullanılan kan örnekleri kontrol grubu ve uygulama grubu olmak üzere iki grup olarak çalışılmıştır. Uygulama grubuna artan dozlarda indoksakarb maddesi uygulandıktan sonra malondialdehit miktarı, antioksidan enzim aktivitesi ve DNA'da oluşan hasarlar kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Komet testine göre, artan dozlarda verilen indoksakarb DNA kuyruk yüzdesi, kuyruk uzunluğu ve kuyruk momenti değerlerinde artışa neden olarak DNA hasarı belirlenmiştir. Antioksidan savunma sistemi enzimlerinden süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri ve malondialdehit (MDA) miktarı kontrol ve uygulama gruplarında spektrofotometrede ölçülmüş karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Antioksidan enzim aktivitesinde yer alan enzimlerin aktiviteleri istatiksel olarak azalırken MDA miktarı artış göstermiştir. Bu çalışma ile indoksakarb insektisitinin doğada kontrolsüz kullanımının çevreye ve canlılara zararlı etkileri olacağı gösterilmiştir. Ancak mevcut çalışma bu konuda yapılmış bir ön çalışma niteliğinde olmuştur literatüre katkı sağlayacak ve bundan sonraki kapsamlı çalışmalara da ışık tutacaktır.

Elçin Elif Holta
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Magnezyum oksit (MGO) ve nikel oksit (NIO) nanopartiküllerinin insan kan dokusu üzerine in vitro toksik etkilerinin belirlenmesi

Nanoteknoloji çok hızlı bir şekilde gelişmekte olan araştırma alanlarının başında gelmektedir fakat nanopartiküllerin çevreye olan zararları tam olarak belirlenememiştir. Artan sanayi ve gelişen teknolojiye bağlı olarak nanopartiküllerin doğaya salınımı artmıştır. Bu çalışmada, artan dozlarda MgO ve NiO nanopartiküllerinin (NP) insan kan dokusu üzerindeki toksik etkisi in vitro koşullarda antioksidan enzim aktiviteleri, lipit peroksidasyonunun son ürünü olan malondialdehit (MDA) seviyesi ve DNA yapısındaki değişimler ile belirlenmiştir. Çalışma için kan hücreleri kontrol grubu (n=6) ve uygulama grubu (n=6) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. 10, 100 ve 1000 µg/mL MgO ve NiO NP'lerinin kan dokusuna 1 saatlik uygulanmasından sonra eritrositler ve lökositler elde edilmiştir. Hemolizat örneklerinden antioksidan savunma sistemi enzimlerinden süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri ve MDA miktarı kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak spekstroskobik yöntem ile belirlenmiştir. Lökositler, Biocoll ayırma çözeltisi kullanılarak izole edildikten sonra Komet yöntemi ile DNA hasarı ortaya konulmuştur. Artan dozlarda eritrositlere verilen MgO ve NiO NP'lerinin kontrol ve uygulama grupları karşılaştırıldığında, MDA seviyesini arttırdığı antioksidan enzim aktivitelerini önemli ölçüde düşürdüğü tespit edilmiştir. Lökositlerin DNA hasarı için; DNA kuyruk yüzdesi, kuyruk uzunluğu ve kuyruk momenti uygulama ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında MgO ve NiO NP'lerinin artan dozları, DNA hasar parametrelerini istatistiksel olarak arttırdığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, artan dozlarda MgO ve NiO NP'lerinin insan kan dokusu üzerindeki toksik etkileri in vitro koşullarda spektrofotometrik ve komet testi ile ortaya konulmuştur. Yüksek dozlarda çalışılan MgO ve NiO NP'lerinin kan hücrelerinin antioksidan enzim aktivitelerini bozduğu, hücrelerin MDA seviyesini arttırdığı, DNA hasarı oluşturduğu belirlenmiştir. Bu çalışmayla nanopartiküllerin toksik etkileriyle ilgili bir alt yapı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Ali Kaleli
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Determining the protective effect of sodium selenite on the toxic effect of methilimidazole

4-Methylimidazole (4-MET) is a food by-product resulting from the heat treatment that gives the caramel color to foods and beverages. In this thesis study, it was aimed to determine the structural changes caused by 4-MET and Sodium Selenite (SS) applied to human blood cells under in vitro conditions and to evaluate the antioxidant enzyme activities. The blood samples used in the study were divided into 8 groups as the control group and the administration group, and no chemical substance was suitable for the control group. After 4-MET, SS and 4-MET + SS combination was applied to erythrocytes, its effects on MDA level and SOD, CAT and GPx enzyme activities were measured by spectrophotometer and compared with the control group. While values close to the control group were obtained in the groups in which 1 µM SS and 1 µM 4-MET were applied, a statistically decrease in antioxidant enzyme activities and an increase in the amount of MDA were observed in the 10 µM and 100 µM 4-MET groups. As a result of the application of SS together with 10 µM and 100 µM 4-MET, an increase in antioxidant enzyme activities was observed, and the partial protective effect of SS on antioxidant enzymes was determined. According to the Komet test, no significant changes were observed in leukocytes treated with 1 µM SS and 1 µM 4-MET, while an increase in DNA tail percentage, tail length and tail moment values was observed in 10 µM and 100 µM 4-MET applied leukocytes. Thus, the genotoxic effect of 4-MET on blood tissue has been revealed. With this study, it has been shown that uncontrolled consumption of 4-MET can have harmful effects on blood cells, and it has been determined that these effects are reduced when SS is used together with 4-MET.

Duygu Günbeyi Erkoç
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

LPS'ye maruz kalmış rat akciğer dokusu üzerine vitamin E ile sodyum selenit'in etkisi

Lipopolisakkarit (LPS), Gram (-) bakterilerin hücre duvarında bulunan, canlılarda akut enfeksiyona sebep olan, ancak çok yüksek sıcaklıklarda yapısı bozulduğu için başta insanlar olmak üzere birçok canlının hayati fonksiyonlarını tehdit eden bir endotoksindir. Bu çalışmada LPS'nin dokularda meydana getireceği hasarlar ve birer antioksidan olduğu bilinen E vitamini (VE) ile sodyum selenitin (SS) bu hasarlara karşı koruyucu etkisi sıçanların akciğer dokuları üzerinden incelenmiştir. Bunun için erkek sıçanlar kontrol grubu, SS uygulanan (0.35 mg/kg) grup, vitamin E (VE) uygulanan grup (200 mg/kg), VE+SS uygulanan grup (200+0.35 mg/kg), LPS uygulanan grup (10 mg/kg), LPS+SS (10+0.35 mg/kg) uygulanan grup, LPS+VE uygulanan grup (10+200 mg/kg) ve LPS+SS+VE uygulanan grup (10+0.35+200 mg/kg) olmak üzere toplam 8 gruba ayrılmıştır. 6 saatlik süre sonunda antioksidan enzim aktiviteleri ve akciğer dokularında meydana gelen hasarlar Deoksiribo Nükleik Asit (DNA) düzeyinde kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak LPS uygulanan gruptaki Süperoksit dismütaz (SOD), Glutatyon peroksidaz (GPx) ve Katalaz (CAT) gibi antioksidan enzimlerin aktivitesinin antioksidanlarla birlikte LPS uygulanan gruplara göre anlamlı olarak azaldığı, buna paralel olarak bir oksidatif stres belirteci olarak bilinen Malondialdehit (MDA) seviyesinin antioksidan gruplarında azaldığı gözlenmiştir. Ayrıca komet testi sonuçlarına göre LPS'nin neden olduğu DNA hasarı da gözlenmiştir. Bir diğer sonuca göre de antioksidanların birlikte uygulandığı grupta DNA hasarının, münferit uygulanan gruplara göre daha az olduğu da saptanmıştır. Sonuç olarak LPS kaynaklı doku ve DNA hasarlarını azaltmak için farklı antioksidanların birlikte kullanıldığı diyetler tercih edilmelidir.

Ali Demirbağ
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İndoksakarb'ın meme kanseri hücre hattı MDA-MB-231 üzerine toksik etkileri

İndoksakarb, oksadiyazin grubundan bir insektisit olup tarım alanlarında böceklerin kontrolü için yaygın olarak kullanılmaktadır. Meme kanseri de ülkemizde kadınlarda görülen kanser türleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Bu çalışmada, meme kanseri hücre hattı MDA-MB-231 hücrelerine artan dozlarda indoksakarb uygulanarak etkileri, MTT yöntemi (3-(4,5-dimetil triazol-2-il)-2,5-difenil tetrazolium bromid) ve komet yöntemi kullanılarak araştırılmış, malondialdehit (MDA) seviyesi ve antioksidan enzim aktiviteleri de incelenmiştir. İndoksakarbın MDA-MB-231 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi kontrol grubu ve uygulama grupları (10-120 µM) oluşturularak LD50 değeri 45µM olarak bulunmuştur. Sitotoksisite analizi sonuçlarına göre, indoksakarb konsantrasyonu arttıkça hücre canlılığının azaldığı tespit edilmiştir. Hücrelerdeki DNA hasar tespiti için komet analizine göre kontrol grubu, 22,5 µM, 45 µM, 90 µM indoksakarb uygulanan gruplarda DNA kuyruk yüzdesi, kuyruk uzunluğu ve kuyruk momenti değerlerinde doz artışına bağlı olarak DNA hasarı belirlenmiştir. Malondialdehit (MDA) seviyesi ve antioksidan savunma sistemi enzimlerinden; süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri için kontrol ve uygulama grupları spektrofotometrede ölçülerek karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. MDA miktarında artış gözlenirken, antioksidan enzim aktivitelerinde azalma gözlenmiştir. Bu çalışmaların ışığında indoksakarbın insan meme kanseri hücre hattı MDA-MB-231 üzerinde in vitro koşullarda toksik etkiye neden olduğu dozlar çalışılan parametreler kapsamında tespit edilmiştir. Mevcut çalışma bu konuda yapılmış bir ön çalışma niteliğinde olup literatüre katkı sağlayacak ve bundan sonraki kapsamlı çalışmalara da ışık tutacaktır.

Beyza Özdemir
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İndoksakarb'ın Allium cepa L. kök ucu meristem hücreleri üzerine toksik etkileri

Günümüzde kullanımı çarpıcı bir şekilde artan pestisitler, modern tarımda böcekler, yabani otlar, mikroorganizmalar gibi zararlıları kontrol altına almak ve ürün verimini arttırmak için kullanılmaktadır. Bu çalışma, İndoksakarb'ın Allium cepa L. kök ucu meristemhücreleri üzerindeki toksisitesini değerlendirmek için yapılmıştır. Kontrol ve uygulama grupları çimlendirilmiş köklerden oluşturulmuştur. 1.gruba (kontrol grubu) herhangi bir kimyasal madde uygulanmamıştır. 2.gruba ise (uygulama grubu), 24, 48 ve 72 saat zaman periyotları için artan dozlarda İndoksakarb uygulanmıştır. Farklı uygulama sürelerinden sonra tüm gruplardan elde edilen köklerde hücre ölümü, kromozom aberasyonları ve mitotik indeks ışık mikroskobu ile belirlenmiştir. Köklerin antioksidan kapasitelerindeki değişimler FRAP ve TEAC testi ile belirlenmiştir. DNA hasarı ayrıca Komet yöntemi ve RAPD-PCR tekniği ile de ölçülmüştür. Kromozom bozulmaları kromozom köprüsü, C-mitoz, mikronükleus, kromozomların hatalı ayrılması gibi bozulmalar artan konsantrasyonlarda ve daha uzun uygulama sürelerinde elde edilmiştir. İndoksakarb'ın artan doz uygulamaları, 72 saatlik süreçte mitotik indeks değerlerinin azalmasına neden olmuştur. FRAP ve TEAC testi, artan İndoksakarb konsantrasyonlarında köklerin antioksidan kapasitesini azalttığını göstermiştir. Kuyruk DNA yüzdesi ve kuyruk uzunluğu, kontrol grubuna kıyasla tüm maruz kalma sürelerinde belirgin bir ölçüde artmıştır. İndoksakarb'ın dozlarının 72 saatlik uygulamalarında genetik materyal üzerinde genotoksik etkiye neden olduğu RAPD-PCR yöntemiyle belirlenmiştir. İndoksakarb dozlarının arttırılması, A. cepa'nın çalışılan tüm parametrelerinde toksisitenin artması ile sonuçlanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada İndoksakarb'ın sitotoksik ve mutajenik potansiyeli test edilmiş olup, İndoksakarb insektisitinin doğada kontrolsüz kullanımının canlılara ve çevreye zararlı etkileri olabileceği gösterilmiştir.

Bilal Karadavut
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda lipopolisakkarit (LPS)'in sebep olduğu testiküler sitotoksisite üzerine vitamin E ve sodyum selenit'in koruyucu rolü

Çalışmamızda Wistar cinsi, 300-320 gr ağırlığında erkek sıçanlar kullanıldı. Deney hayvanları her grupta 7 adet olmak üzere 8 gruba ayrıldı: kontrol grubu, vitamin E (VE) uygulanan grup (200 mg/kg), sodyum selenit (SS) uygulanan (0.35 mg/kg) grup, VE + SS uygulanan grup (200 + 0.35 mg/kg), LPS uygulanan grup (10 mg/kg), LPS + VE uygulanan grup (10 + 200 mg/kg), LPS + SS uygulanan grup (10 + 0.35 mg/kg) ve LPS + SS + VE uygulanan grup (10 + 0.35 + 200 mg/kg). Lipit peroksidasyonunun belirlenmesi için malondialdehit (MDA) miktarı ve antioksidan enzimler olan süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx), glutatyon-S-transferaz (GST) düzeyleri değerlendirildi. Komet testi ile DNA hasarı belirlendi. Histolojik değişiklikler için hematoksilen/eozin ile testis dokusu boyandı ve ışık mikroskobunda incelendi. LPS uygulanan grup kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, antioksidan enzim aktiviteleri azalmış; histolojik değişimler ve MDA seviyesi artmıştır. LPS+VE ve LPS+SS uygulanan gruplar sadece LPS uygulanan grupla karşılaştırıldığında daha az patolojik durum meydana geldiği görüldü. LPS+SS+VE uygulanan grup diğer gruplarla karşılaştırıldığında MDA seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma, antioksidan enzim aktivitelerinde artma ve DNA hasarında azalma olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, SS ve VE'nin birlikte kullanılması LPS'ye karşı tek başına kullanımlarından daha koruyucu olduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Lipopolisakkarit, Vitamin E, Sodyum selenit, Antioksidan enzim

Gülşife Gök
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bendiokarb'ın meme kanseri hücre hattı MDA-MB-231 üzerine toksik etkileri

Bendiocarb; sivrisinekler, ev ve tarımsal zararlıları kontrol etmek için kullanılan geniş spektrumlu bir insektisittir. Meme kanseri riskini artıran içsel ve dışsal birçok faktör bulunmaktadır. Bundan dolayı memeli hücre kültürleri olan MDA-MB-231 üzerindeki bendiocarb dozlarının neden olduğu olumsuz etkileri araştırmak amaçlanmıştır. Bu çalışmada, meme kanseri hücre hattı MDA-MB-231 hücrelerine artan dozlarda Bendiokarb uygulanarak etkileri, MTT yöntemi (3-(4,5-dimetil triazol-2-il)-2,5-difenil tetrazolium bromid) ve komet yöntemi kullanılarak araştırılmış, malondialdehit (MDA) seviyesi ve antioksidan enzim aktiviteleri de incelenmiştir. Bendiokarb'ın MDA-MB-231 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi kontrol grubu ve uygulama grupları (10-90 µM) oluşturularak LD50 değeri 45 µM olarak bulunmuştur. Yapılan sitotoksisite analizi sonuçlarına göre, Bendiokarb konsantrasyonun artışına bağlı olarak hücre canlılığının azaldığı tespit edilmiştir. Hücrelerdeki DNA hasar tespiti için komet analizine göre kontrol grubu, 25 µM, 45 µM, 90 µM Bendiokarb uygulanan gruplarda DNA kuyruk yüzdesi, kuyruk uzunluğu ve kuyruk momenti değerlerinde doz artışına bağlı olarak DNA hasarı belirlenmiştir. Malondialdehit (MDA) seviyesi ve antioksidan savunma sistemi enzimlerinden; süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri için kontrol ve uygulama grupları spektrofotometrede ölçülerek karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmelerde MDA miktarı artarken, antioksidan enzim aktivitelerinde azalma gözlenmiştir. Bu çalışmaların ışığında Bendiokarb'ın insan meme kanseri hücre hattı MDA-MB-231 üzerinde in vitro koşullarda toksik etkiye neden olduğu dozlar çalışılan parametreler kapsamında tespit edilmiştir. Mevcut çalışma bu konuda yapılmış çalışmalara alt yapı oluşturacak nitelikte olup literatüre katkı sağlayacak ve bundan sonraki kapsamlı çalışmalara da ışık tutacaktır.

AntioksidanlarComet tekniğiKarbamatlar+2
Derya Gül
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bendiokarb'ın Allium cepa L. kök ucu meristem hücreleri üzerine toksik etkisi

Günümüzde nüfus artışına oranla gıda tüketiminde de artış meydana gelmektedir. Modern tarımda böcekler, yabani otlar, mikroorganizmalar gibi zararlıları kontrol altına almak ve ürün verimini arttırmak için pestisitler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Bendiokarb'ın Allium cepa L. kök ucu meristem hücreleri üzerindeki toksisitesi değerlendirilmiştir. Kontrol ve uygulama grupları için 24 saat boyunca çimlendirme işlemi yapılmıştır. 1. gruba (kontrol grubu) herhangi bir kimyasal madde uygulanmamıştır. 2. gruba ise (uygulama grubu), 24, 48 ve 72 saat zaman periyotları içinde artan dozlarda Bendiokarb uygulanmıştır. Farklı uygulama süreleri sonunda bütün gruplardan elde edilen köklerde kromozom aberasyonları, hücre canlılığı, ve mitotik indeks ışık mikroskobu kullanılarak belirlenmiştir. Bendiokarb kontrol ve uygulama gruplarında Malondialdehit (MDA) seviyesi ve antioksidan savunma sistemi enzimlerinden; süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPx) ve katalaz (CAT) enzim aktiviteleri spektrofotometre kullanılarak değerlendirilmiştir. Antioksidan enzim aktivitelerinde azalma gözlenirken, MDA miktarında artış gözlenmiştir. DNA hasarı RAPD-PCR ve Komet testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kuyruk uzunluğu ve kuyruk DNA yüzdesi, uygulama grupları ve kontrol grubu kıyaslanarak tüm maruz kalma süreleri sonunda belirgin bir artış göstermiştir. RAPD-PCR yöntemi ile bant oluşumları incelenerek Bendiokarb'ın toksik etkisi belirlenmiştir. Kromozom bozulmaları artan doz konsantrasyonlarına bağlı olarak ve daha uzun uygulama sürelerinde gözlenmiştir. Aynı zamanda Bendiokarb'ın 72 saatlik uygulaması sonucunda mitotik indeks değerlerinde azalmalar meydana gelmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada Bendiokarb'ın mutajenik potansiyeli ve sitotoksik etkisi test edilmiş olup, diğer çalışmalara alt yapı oluşturacağı düşünülmektedir.

AntioksidanlarComet tekniğiPestisitler+2
Büşra Öz
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Capsaicinin MDA-MB-231 hücre hattına etkisi ve sodyum selenitin koruyucu rolünün belirlenmesi

Capsaicin, acı biberde etken madde olarak bulunan kuvvetli, acı, beyaz, kokusuz, dimetilsülfoksit (DMSO)'da çözünebilen, toksik etkisi olan bir maddedir. Daha önce mide, kolon, prostat gibi kanser türlerinde tümörün büyüme hızını azalttığı belirlenen Capsaicin ve sodyum selenit etken maddelerinin etkileri MDA-MB-231 meme kanseri hücre hattına; MTT, Comet, apoptoz nekroz, MDA ve antioksidan enzim aktiviteleri yöntemleri ile belirlenen dozlarda uygulanarak araştırılmıştır. Capsaicin'in LD50 değeri 50 μM olarak bulunmuştur. Yapılan sitotoksisite analiz sonuçlarına göre, Capsaicin konsantrasyonun artışına bağlı olarak hücre canlılığının azaldığı tespit edilmiştir. Hücrelerdeki DNA hasar tespiti için comet analizine göre kontrol grubu, 25, 50, 100 μM Capsaicin ve 5 nM sodyum selenit uygulanan gruplarda DNA kuyruk yüzdesi, kuyruk uzunluğu ve kuyruk momenti değerlerinde doz artışına bağlı olarak DNA hasarı belirlenmiştir. Artan dozlarda Capsaicin ve sodyum selenit uygulamasından sonra en yüksek apoptotik hücre sayısında 100 μM Capsaicin ve 5 nM sodyum selenit konsantrasyonunda ulaşılmıştır. En yüksek nekrotik hücre sayısı, apoptotik hücre sayısına paralel şekilde 100 μM Capsaicin ve 5 nM sodyum selenit konsantrasyonunda gözlemlenmiştir. Malondialdehit (MDA) seviyesi ve antioksidan savunma sistemi enzimlerinden; süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri için kontrol ve uygulama grupları spektrofotometrede ölçülerek karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmelerde MDA miktarı artarken, antioksidan enzim aktivitelerinde ise azalış gözlenmiştir. Bu çalışmaların ışığında Capsaicin'in insan meme kanseri hücre hattı MDA-MB-231 üzerinde in vitro koşullarda toksik etkiye neden olduğu, sodyum selenitin ise Capsaicin ile birlikte sinerjit etki göstererek üreme hızını azalttığı çalışılan parametreler kapsamında tespit edilmiştir. Mevcut çalışma bu konuda yapılmış literatüre katkı sağlayacak bir çalışma olup bundan sonraki kapsamlı çalışmalara da ışık tutacaktır.

Bediha Köse
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Artemisinin MDA-MB 231 ve L929 hücre hattı üzerine koruyucu etkileri

Kanser, hücrenin normal yaşam döngüsünü kontrol altında tutan gen dengesinin bozulması ile düzensiz ve ölümsüz yaşam döngüsüne geçmesi ile ortaya çıkmaktadır. Kanser vücut homeostazisine ters yönde bağımsız yaşar hale gelmesi, hatta homeostazise zarar vermesi olarak tanımlanmaktadır. Meme kanseri ise, meme epitelyal dokusunda malign hücrelerin kontrolsüz büyümesi ile karakterize edilmektedir. Bu çalışmada, MDA-MB-231 meme kanseri hücre hattı ile beraber Fibroblast L929 sağlıklı hücre hattı kontrol amaçlı kullanıldı. MDA-MB-231 ve L929 hücre hattına uygulanan Artemisinin hücre hatları üzerindeki koruyucu etkileri MTT Testi (hücre canlılığının belirlenmesi), Komet Testi ve antioksidan enzim aktivite ölçüm yöntemleri kullanılarak belirlendi. Bitkisel bir özüt olan Artemisinin uygulama gruplarının çalışmada kullanılan hücre hatları üzerinde uygun dozlarda etki gösterdiği tespit edildi. İlerdeki çalışmalarda moleküler mekanizmalarının açıklanması, farmakolojik olarak Artemisinin yaygınlaşmasında büyük önem taşıyacaktır.

Emre Berk Ahu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kateşin ve kuersetinin MDA-MB 231 ve l929 hücre hattı üzerine etkileri

Meme kanseri birçok iç ve dış faktöre bağlı olarak gelişen, hem ülkemizde hem de dünyada kadınlar arasında en çok görülen kanser türüdür. Meme kanseri çalışmalarında üçlü negatif (TNBC) kanser tipi olan MDA-MB-231 hücre hattı sıklıkla kullanılmaktadır. Antioksidan ve antikanser özellikleri çok iyi bilinen kateşin ve kuersetin, günlük diyette alınması şiddetle tavsiye edilen flavonoidlerdendir. Bu çalışmada kateşin ve kuersetinin MDA-MB-231 ve L929 hücre hatlarına olan etkileri MTT, Komet ve apoptoz testleriyle araştırılmıştır. Süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) antioksidan enzim aktiviteleri ve oksidatif stresin bir belirteci olarak kabul edilen malondialdehit (MDA) seviyeleri ölçülmüştür. L929 fibroblast hücre hattı sağlıklı hücreler olarak kontrol amaçlı kullanılmıştır. Kateşin ve kuersetin etken maddeleri MDA-MB-231 ve L929 hücre hatlarına hem ayrı ayrı hem de kombine olarak uygulanmıştır. MTT Testi sonuçlarına göre MDA-MB-231 hücre hattında kateşin ve kuersetinin LD50 değeri 40 µM, kombine uygulamada 20 µM; L929 hücre hattında ise ayrı ayrı ve kombine uygulamalarda LD50 değeri 60 µM olarak bulunmuştur. Komet testi istatistik verileri doz artışı ile DNA hasarı arasında korelasyon olduğunu göstermiştir. Apoptoz testi ile de artan dozlarda apoptotik/nekrotik hücre sayısının arttığı belirlenmiştir. Spektrofotometrik ölçümler, antioksidan enzim aktiviteleri azalırken; buna paralel olarak MDA seviyesinin yükseldiğini tespit etmiştir. Sonuçlara göre kateşin ve kuersetin konsantrasyonundaki artışla birlikte hücre hatları üzerindeki etkisinin arttığını ortaya konmaktadır. Etken maddeler hem ayrı hem de sinerjik uygulandığında meme kanseri hücrelerini, sağlıklı fibroblast hücrelerine göre çok daha düşük dozlarda elimine edebilmektedir.

AntikanserMeme kanseri
Ali Demirbağ
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Rheum ribes L. ekstraktının allium cepa L. kök ucu meristem hücreleri üzerinde H2O2'nun toksik etkilerine karşı koruyucu rolünün belirlenmesi

Gelişen dünyada insanlar, ilaçlar, kimyasallar ve çevresel faktörler gibi pek çok toksik maddeye maruz kalmaktadır. Maruz kalma miktarı ve süresi, canlılarda genetik ve hücresel düzeyde çeşitli hasarlara yol açmaktadır. Bu hasarlar, sağlık sorunlarına hatta ölümcül sonuçlara neden olarak tüm canlıları etkilemektedir. Bu çalışma, Allium test sistemi kullanılarak H₂O₂'nin toksik etkilerine karşı Rheum ribes ekstraktının koruyucu etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Kontrol ve uygulama gruplarına 24 saat boyunca çimlendirme işlemi yapılmış, kontrol grubuna herhangi bir kimyasal madde uygulanmazken, uygulama gruplarına artan dozlarda H2O2 ve H2O2+ R. ribes ekstraktı verilmiştir. Uygulama sonrası artan dozlarda kök büyüme testinde kök uzunluklarının azaldığı tespit edilmiştir. Evans Blue boyası kullanılan canlılık testi sonuçlarına göre artan dozlarda köklerde boya yoğunluğu artış göstermiştir. DNA hasarı, komet testi ile değerlendirilmiş ve kuyruk uzunluğu ile kuyruk DNA yüzdesinin maruz kalma sürelerine bağlı olarak arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, H2O2+R. ribes ekstraktı uygulanan gruplarda doz ve süreye bağlı olarak kromozom bozulmalarına ve mitotik indekste azalmaya yol açtığı bulunmuştur. Bu çalışma, R. ribes ekstraktının H2O2 toksisitesine karşı koruyucu etki gösterdiğini doğrulamış olup, gelecekteki araştırmalara temel teşkil edecektir.

Seren Benguşat
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik ratlarda furanın kardiyotoksik etkisi ve likopenin koruyucu rolü

Bu çalışmanın amacı diyabetik sıçanların kalbi üzerine furanın olumsuz etkilerini ve likopenin koruyucu etkisini antioksidan enzimlerin aktivitelerini, Malondialdehit (MDA) düzeylerini ve ayrıca ışık mikroskop görüntülerini analiz etmektir. Diyabet, hiperglisemi ile karakterize olup nüfusun yaklaşık % 5'ini etkilemektedir. Yaygın olarak artan sabit yaşam tarzı ve obezite nedeniyle hastalık yaygınlaşmıştır. Karsinojen olarak sınıflandırılan furan ısıl işlem geçirmiş gıdalarda tespit edilmiştir. Likopen dokularda en çok üretilen karotenoiddir. Antioksidan savunma mekanizmasının teşvik etmesiyle aktivite kazanır. İlk grup olarak kontrol, ikinci olarak diyabetik kontrol, STZ ile indüklenmiş diyabetik grup ile likopen (4 mg/kg), furan (40 mg/kg vücut ağırlığı), likopen (4 mg/kg) + furan (40 mg/kg vücut ağırlığı) olmak üzere beş grup (her biri 7 hayvan) oluşturulmuştur. Sıçanlar 28 gün sonra kesildi ve disekte edildi. Kalp dokuları deneysel çalışma için alındı. MDA seviyesinde, antioksidan enzim aktivitesinde ve kalbin histopatolojik yapısındaki değişimler değerlendirildi. Diyabet, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında önemli olarak MDA seviyesinde artış ve antioksidan enzim aktivitesinde azalma sağlar. Furanla muameleli sıçanlarda MDA seviyesinde artış olurken GST, CAT, SOD ve GPx aktivitelerinde önemli bir azalma görülmüştür. Likopen verilmesi tüm antioksidan enzim aktivitesinde artışa ve MDA miktarında azalmaya sebep olmuştur. Patolojik çalışmalar doğrultusunda, diyabetik kontrol olan sıçanlarda değişiklikler görülmüştür. Histolojik zararlar diyabetik furan gruplarında çok daha ciddidir. Likopen uygulaması furanın sebebiyet verdiği histopatolojik değişimlere karşı koruyucudur. Fakat tam bir koruma sağlamamıştır. Anahtar Kelimeler: Furan, Likopen, Diyabet, Kalp, Oksidatif stres

FuranKalpLikopen+1
Gencay Saraçoğlu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik ratlarda furanın ovaryum üzerine etkisi ve likopenin koruyucu rolü

Furan, birçok gıdada kontaminant olan bir organik bileşiktir ve insanlara diyet yolu ile bulaşabilir. Bu çalışmanın amacı, furan ve likopenin diyabetik sıçan ovaryumları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu nedenle diyabetik dişi sıçanlara gavaj yoluyla furan, likopen ve furan + likopen uygulamaları 28 gün boyunca yapılmıştır. Tüm grupların ovaryum dokusunda histolojik yapıda, malondialdehit seviyesinde, süperoksit dismutaz, katalaz, glutatyon peroksidaz ve glutatyon-S-transferaz gibi oksidatif stres parametrelerindeki değişimler belirlenmiştir. Diyabetik furan uygulanan gruplarda, istatistiksel açıdan anlamlı değişimlerin olduğu antioksidan enzim aktivitelerinde, malondialdehit seviyelerinde ve histolojik yapıda tespit edilmiştir. Kullanılan deneysel parametrelere göre hem diyabet hem de furan uygulanan gruplara karşı likopenin yararlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Diyabetik ve diyabetik furan ile muamele edilen grupların ovaryumlarında bazı histopatolojik değişiklikler görülmesine rağmen likopen bu değişimleri furan+likopen ile muamele edilen gruplarda azaltmıştır. Ayrıca oksidatif stres parametrelerinin değişimi de bu bulguları desteklemektedir. Sonuç olarak, likopen ovaryumlar üzerinde koruyucu etkiye sahip olup sıçan ovaryum dokusunda diyabet ve furan kaynaklı toksisiteyi önemli ölçüde değiştirmiştir. Anahtar Kelimeler: Furan, Ovaryum, Likopen, Oksidatif stres

Semra Uçar
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Brillant blue ve sunset yellow'un Allium cepa L. kök ucu meristem hücreleri üzerine toksik etkileri

Gıdalara eklenen katkı maddeleri koruma, tatlandırma, renklendirme için kullanılan en eski teknolojilerden biridir. Bu çalışma, Sunset Yellow (SY) ve Brilliant Blue (BB) gıda katkı maddelerinin Allium cepa kök meristematik hücreleri üzerindeki toksisitesini değerlendirmek için yapılmıştır. Kontrol ve uygulama grupları çimlendirilmiş köklerden oluşturulmuştur. 1. gruba (kontrol grubu) herhangi bir kimyasal madde verilmemiştir. 2. gruba ise (SY veya BB-uygulama grubu), 24, 48 ve 72 saat zaman periyodları için artan dozlarda SY (25, 50, 100 ve 500 ppm) ve BB (100, 200, 400 ve 500 ppm) verilmiştir. Farklı uygulama sürelerinden sonra tüm gruplardan elde edilen köklerde, EC50 konsantrasyonları, hücre ölümü, kromozom aberasyonları ve mitotik indeks ışık mikroskobu ile incelenmiştir. Köklerin antioksidan kapasitelerindeki değişimler FRAP ve TEAC testi ile belirlenmiştir. DNA hasarı ayrıca Comet Yöntemi ve RAPD-PCR tekniği ile de ölçülmüştür. SY ve BB için EC50 değeri yaklaşık olarak sırasıyla 50 ve 200 ppm olarak belirlenmiştir. Kromozom bozulmaları her iki grupta da; kromozom köprüsü, C-mitoz, mikronükleus, kromozom yanlış ayrılması gibi artan konsantrasyonlarda ve daha uzun uygulama sürelerinde elde edilmiştir. SY ve BB'nin artan doz uygulamaları, 72 saatlik süreçte mitotik indeks değerlerinin azalmasına neden olmuştur. FRAP ve TEAC testi, artan SY ve BB konsantrasyonlarının köklerin antioksidan kapasitesini azalttığını göstermiştir. Kuyruk DNA yüzdesi ve kuyruk uzunluğu, kontrol grubuna kıyasla tüm maruz kalma sürelerinde belirgin bir ölçüde artmıştır. SY ve BB'nin 50 ve 200 ppm dozlarının 72 saatlik uygulamalarında genetik materyal üzerinde genotoksik etkiye neden olduğu RAPD-PCR yöntemiyle belirlenmiştir. SY ve BB dozlarının arttırılması, A. cepa'nın çalışılan tüm parametrelerinde toksisitenin artması ile sonuçlanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada SY ve BB'nin sitotoksik ve mutajenik potansiyeli test edilmiş olup, SY'nin A. cepa kök meristematik hücrelerindeki kullanımının BB'den daha zararlı olduğu belirlenmiştir.

Kemal Koç
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Titanyum dioksit (TiO2) ve çinko oksit (ZnO) nanopartiküllerinin Allium cepa L. kök meristem hücreleri üzerine genotoksik etkilerinin RAPD-PCR ile belirlenmesi

Nanoteknoloji çok hızlı bir şekilde gelişmekte olan araştırma alanlarının başında gelmektedir fakat nanopartiküllerin çevreye olan zararları tam olarak belirlenememiştir. Bu çalışmada, TiO2 ve ZnO nanopartiküllerinin Allium cepa L'nin kök meristematik hücreleri üzerine toksik etkisi araştırılmıştır. Çalışmada A. cepa'ya artan dozlarda (10, 100, 1000 µg/ml) nanopartiküller verildi ve 72 saat sonunda kontrol grubu ile kıyaslama yapılmıştır. DNA izolasyonu ile genomik DNA elde edilmiş ve 4 primer kullanılarak RAPD-PCR uygulanmıştır. RAPD-PCR profiline göre 4 primerden toplam 135 bant elde edilmiştir. 4 primerle uygulanan TiO2 ve ZnO nanopartiküllerin her bir uygulama konsantrasyonlarında farklı polimorfik bantlar elde edilmiştir. Bu polimorfizm, kontrole göre bantların yoğunluklarının artması, azalması, bantların yok olması ya da yeni bantların oluşması şeklinde elde edilmiştir. Yeni bantların oluşumu en çok TiO2 ve ZnO nanopartiküllerin yüksek konsantrasyonlarında görülmüştür. Uygulama sonuçlarına göre, TiO2 ve ZnO nanopartiküllerinin A. cepa kök hücreleri üzerindeki genotoksik etkileri 72 saat sonunda artan dozlar ile doğru orantılı olarak artış göstermiştir. Sonuç olarak, RAPD analizi ile tespit edilen DNA polimorfizmleri, çevre toksikolojisi için bir araştırma aracı olarak kullanılabileceğini ve daha ileri toksikolojik değerlendirmeler için alt yapı oluşturabileceğini göstermektedir.

Fatih Oğuz Bekdemir
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00

Other supervisors