Theses supervised by Prof. Dr. Zerrin Toprak Karaman
38 theses · Dokuz Eylül University
Dağlık alan yönetiminde sürdürülebilirlik: Yunt Dağı örneği
Dünyanın karasal alanının önemli bir bölümünü dağlık alanlar kaplamaktadır. Önemli bir nüfus yoğunluğuna ve doğal kaynaklar bakımından zengin bir yapıya sahip olmalarına karşın bu bölgeler, genel idari yönetimler tarafından ihmal edilmişlerdir. Böylece ortaya çıkan ekonomik şartlar ve insan unsurunun yol açtığı olumsuzluklar nedeniyle dağlık alanların ekolojik sistemi dünya devletlerinin ilgisini çekecek kadar tehdit altına girmiştir. Özellikle 1992 yılında Rio'da düzenlenen Kalkınma ve Çevre Konferansında dağ yönetimi konusu da ele alınmış, dağlık bölgelerin ve buralardaki kaynakların rasyonel yönetimi ve ayrıca bu alanlara doğrudan ya da dolaylı olarak bağımlı insanların sosyo-ekonomik gelişimlerinin sağlanması için öncelikli politikaların gerçekleştirilmesi gerekliliği ortaya konmuştur.Avrupa Konseyi'nin dağlık bölgelerde sürdürülebilir kalkınma kapsamında üzerinde durduğu dağlık alanlarda yaşam koşullarının iyileştirilmesi konusu, 1995 yılında Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından kabul edilen "Avrupa Dağlık Bölgeler Şartı Taslağı? ile birlikte çözüme yönelik ele alınmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletlerin 2002 yılını dağlar konusuna uluslararası dikkati çekmek için ?Dünya Dağlar Yılı? ilan etmesi ile dağlık alanlara ilgi daha da artmış, bu kapsamda Türkiye'de 2003 yılında hayata geçirilen ?Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi? Sürdürülebilir Dağ Yönetimi konusunda önemli bir örnek teşkil etmiştir.Bu çalışmada kırsal alanlarda sürdürülebilir kalkınma kavramı perspektifinde dağlık bölgelerde karşılaşılan temel sorunlar ve söz konusu bölgelerin yönetim ihtiyacı ile dağ yönetimi stratejileri ve bölgesel kalkınma politikaları ile birlikte Bölgesel Kalkınma Ajansları üzerinde durularak, sürdürülebilir dağ yönetiminin kapsam ve içeriği incelenmiştir. Yapılan bu inceleme ile bağlantılı olarak Avrupa Konseyi'nin dağ yönetimi felsefesi ile Karpat Dağları çalışması konu çerçevesinde ele alınmıştır. Buradan hareketle Türkiye'de dağlık alan yönetimi ve bunun uygulamalarından biri olan Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi bir alan araştırması ile birlikte değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Bölgesel Kalkınma, Sürdürülebilir Dağ Yönetimi, Avrupa Konseyi Dağlık Bölgeler Şartı Taslağı, Yuntdağı Yöresi Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesi
Bütünleşik sınır alanları yönetimi
Bütünleşik Sınır Yönetimi kavramı Avrupa Birliği'nin tek pazar, adalet, özgürlük ve güvenlik politikasının önemli unsurlarından biri olarak kişilerin ve ticari mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını amaçlamak fikriyle tanınmıştır. Avrupa Birliği iç sınırlarını kaldırılmasıyla dış sınırda yüksek düzeyde güvenliği sağlamak ve göç akışını düzenlemek amacıyla ortaya çıkan Bütünleşik Sınır Yönetimi sınır yönetiminde rol ve sorumluluğa sahip tüm aktörlerin bir araya gelerek oluşturdukları koordinasyon ve işbirliği temelli bir yaklaşımdır. 2004 yılında Avrupa Birliği'nin genişlemesiyle sınırlardaki zorluklara Schengen sistemi içinde yeni üye devletlerin güvenliği ve dış sınırlarda kontrol standartlarını dış sınırların korunmasını garanti altına almak amacıyla örgütsel, personel, ekipman ve bütçe problemlerini çözmek için Genel Bir Avrupa Sınır Muhafazasının oluşturarak Avrupa Kalesi tanımının tersine sadece Birlik içinde değil aynı zamanda Birlik dışında her yerde uygulama amacı hedeflenmektedir.İlk Bölümde; küreselleşmenin etkisiyle ortaya yeni dış tehditlere karşı Avrupa Birliği'nin yeri ve önemine dair bir çerçeve sunulmuş, dış güvenliği sağlamada Avrupa Birliğinin sorumlukları birliğin politikaları çerçevesinde değerlendirilmiş, ilgili belgeler göz önünde bulundurularak Bütünleşik Sınır Yönetiminin ilerleme süreci incelenmiştir.İkinci Bölümde; Bütünleşik Sınır yönetimi kavramı, unsurları, kuralları, bu yönetime dair alınan önlemler, uygulama zorlukları üzerinde durulmuştur.Üçüncü Bölümde; Türkiye'de sınırların jeopolitiği göz önünde bulundurularak Bütünleşik Sınır Yönetimine dair uygulamaların basamakları, ilgili mevzuatlar incelenerek temel ve stratejik ortaklar, zorluklar ve stratejik hedefler incelenmiştir.Sonuç Bölümünde; Avrupa Birliği sınır yönetim politikasını değerlendirerek, Türkiye'nin Avrupa Birliği sınır yönetimine uyum sürecindeki yenilikler ve sınır yönetimine ilişkin eleştiriler değerlendirilmiş ve Türkiye için bir analiz geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bütünleşik Sınır Yönetimi, Avrupa Birliği, Schengen, Türkiye.
Bir kentsel hak olarak güvenlik ve MOBESE uygulaması
Güvenlik, tarihin her döneminde insanlığın en temel ihtiyaçlarından olmuştur. Nüfus hareketleri ve kentleşme süreçlerinin negatif bir etkisi olarak güvenlik sorunları kentsel mekânlarda yoğunlaşmıştır. Toplumsal sürdürülebilirliği tehdit eden ve kentlilerin modern yaşam kalitesini bozan temel bir konu, üzerinde önemle durulması gereken kent güvenliğinin sağlanması sorunudur.Bu tez ile kentsel hak, kentsel güvenlik kavramları ve kentsel güvenliğin sağlanmasında suçla mücadele politikalarının önemli bir parçası olan Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE) projesi kendi içinde birbiri ile bütünlüğün sağlanmasına vurgu yapılarak incelenmiştir. Günümüzde, kent güvenliğinin yaşamsal sürecin öncelikli ihtiyacı olduğu ve bu ihtiyacın giderilmesinin temel bir kentsel hak olduğu savunulmaktadır. Bu noktada kentsel güvenlik yönetiminde hak temelinde kamu hizmeti sunma felsefesiyle uyumlu olarak yaşanan zihinsel dönüşüm ele alınmıştır.Kent güvenliğinin sağlanmasında teknoloji kullanımı çağdaş güvenlik hizmetlerinin bir gereğidir. Emniyet güçlerinin çoklu suçla mücadele politikalarının bir parçası olarak kullandığı güvenlik teknolojilerinden biri MOBESE'dir. Bu sistemlerin başarısı için ileri teknolojik donanım, etik değerleri gözeten ve endişelere duyarlı hukuki mevzuat ve stratejik yönetsel süreç eşzamanlı olarak geliştirilmelidir.Kamera sistemlerine bu perspektiften bakan bu çalışma ile izleme sistemlerinin Dünya'daki ve Türkiye'deki gelişim seyri incelenmiş ve İzmir Kent Güvenlik Yönetim Sistemine (KGYS) ilişkin yapılan mülakatlar yoluyla sistemin işletim süreci analiz edilmiştir. İzmir KGYS'nin gelişim süreci devam etmesi nedeniyle, yöneticilerin sistemin geleceğine ilişkin algıları tespit edilmeye çalışılmıştır. Nihai tahlilde iddiamıza ve sorgulamalarımıza esas teşkil eden sistemin yasal ve yönetsel yapısı ve stratejisi bir bütün olarak incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kentsel Hak, Kent Güvenliği, Suç, Güvenlik Kameraları, MOBESE.
Kentsel kimlik olgusu ve hemşehri dernekleri:İzmir örneği
Özellikle Sanayi Devrimi ile başlayan dönem ile birlikte toplumsal dönüşüm süreçlerinde artan dinamizm ve bu dinamizmin kendisini gösterdiği mekânlar olarak kentler toplumsal süreçlerin yönünü belirleyen merkezler haline gelmiştir. Kent kimliği, toplumların dünü ile bugünü arasındaki bağı oluşturan temel yapılardan birisi olarak her dönem ve çağda önemini korumuştur. Nüfus hareketliliğinin artması ile birlikte yaşanan dönüşümlerde kentlerin kimliklerini ne kadar koruyabildikleri, sürdürülebilirliğini ne kadar sağlayabildikleri günümüzde üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.Bu çalışmada kent kimliği konusu, temel bileşeni olan kentlilik ve bu bağlamda hemşehri dernekleri özelinde, yönetişim felsefesi doğrultusunda bütünleşik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Artan göç hareketleri ile birlikte kentlerin gelen kişileri etkileyebilme düzeyleri kent kimliğinin sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Bağlantılı olarak hemşehri derneklerinin üyeleri üzerindeki etkileri, kendisini yaşadığı kente ait hisseden ve bu kentte yaşama hak ve bilincine sahip kişiler oluşturma böylelikle kent kimliğinin sürdürülebilirliliği perspektifinden ele alınmıştır.Hemşehri dernekleri, göç hareketleri sonucunda yaşadıkları mekânı değiştiren kişilerin yeni geldikleri mekânlarda oluşturdukları örgütlü yapılardır. Geleneksel dayanışma ağları perspektifinde şekillenen hemşehri dernekleri, kentsel bütünleşme süreçlerini etkileyebilme kapasitesine sahiptir. Hemşehri derneklerini demokratik örgütlü toplum felsefesi etrafında, kentle bütünleşme süreçlerinde kolaylaştırıcı bir yapı olarak şekillenmesi ve üyelerinin kente ilişkin tutumlarını bu yönde etkilemesi gerektiği yaklaşımıyla ele alan bu çalışmada hemşehrilik ilişkisi ve bu ilişkinin ortaya çıktığı mekânlar İzmir özelinde ele alınmıştır. Bu araştırmada hemşehri dernek federasyon başkanları ile yapılan derinlemesine mülakatlar ve hemşehri dernek üyelerine yapılan anket çalışması ile söz konusu yapıların ve bu yapılar içerinde yer alan kişilerin kente ilişkin algı ve tutumları analiz edilmektedir.Anahtar kelimeler; Kent, Aidiyet, Kentlilik, Kent Kimliği, Hemşehri Dernekleri
Nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi
Bu araştırmada; nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi süreci ile ilgili, dünyadaki gelişmeler ve Türkiye?deki mevcut durumun değerlendirilmesi, sorun alanlarının tespit edilmesi ve bu sorun alanlarına yönelik stratejilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi ile ilgili bir kavramsal çerçeve oluşturulmuş ve Türkiye için mevcut durum değerlendirmesi yapılmıştır. Mevcut durum değerlendirmesinde, öncelikle toplumda ve kriz yönetimi personelinde nükleer risk algısı ve kriz yönetimi bilgisini değerlendirmek için bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, nükleer kriz yönetimine ilişkin mevzuat düzenlemeleri ve kurumsal yapı değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerle, Türkiye?nin nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi ile ilgili sorun alanları saptanmış, belirlenen sorun alanlarına yönelik stratejiler geliştirilmiştir. Türkiye?nin nükleer kaza ve saldırılarda bütünleşik kriz yönetimi ile ilgili, on sorun alanı belirlenmiştir. Sorun alanlarının içerisinde, kriz yönetimi yapılanmasının genel sorun alanları olan; müdahale kurumları arasındaki koordinasyon yetersizliği, kriz yönetimi çalışmalarının yerel düzeyde uygulama yönüyle yetersiz olması, toplumun krizlerden etkilenme düzeyinin yüksek olması ve yönetime güven algısının düşük olması gibi alanlar bulunmaktadır. Nükleer risklere yönelik ise; kurumsal yapının ve çalışanların nükleer kriz yönetimi ile ilgili deneyim eksikliği, nükleer kriz durumunda işletmecinin rol ve sorumluluklarının tam olarak belirlenmemiş olması yanında, iyileştirme çalışmalarının tanısının olgunlaşmaması gibi sorun alanları bulunmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye kriz yönetiminin yeniden yapılanma sürecinde, olumlu çalışmalar devam etmekte, sorun alanlarına yönelik nitelikli iş gücünün arttırılması gibi önemli adımlar atılmaktadır. Özellikle toplumun kriz olgusuna karşı direncinin ve güven algısının arttırılmasına yönelik çalışmalarda, kurumsal yapının bütünleşik çalışmasına daha fazla önem verilerek, bu yapıyı katılımcı demokrasi modeli içinde destekleyecek eğitim kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum ve vatandaşın aktif katılımını sağlayacak bir yapılanma gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Bütünleşik Kriz Yönetimi, Risk Yönetimi, Afet ve Acil Durum Yönetimi, Nükleer Kazalar, Nükleer Saldırılar
Türkiye'de baraj yönetimi ve stratejik yaklaşımlar
Dünya genelinde suya ve enerjiye olan ihtiyacın artması, iklim değişikliğine bağlı olarak azalan su kaynaklarının geliştirilmesinde baraj yatırımlarının stratejik önemini artırmaktadır. Türkiye?de baraj yapımı, Cumhuriyet?in ilanıyla beraber bir devlet politikası olarak benimsenmiş ve hükümetlerce ekonomik ve toplumsal kalkınmanın bir aracı olarak görülerek desteklenmeye devam etmektedir. Günümüzde, özellikle sulama ve hidroelektrik enerji üretimi amaçlı yeni baraj yatırımları hızla artarken, barajların çevresel ve toplumsal maliyetleri, baraj yapımını destekleyen yaklaşımların, çok yönlü sorgulanma ihtiyacını doğurmuştur. Çalışma, teorik ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teorik bölümde, dünya genelindeki ve Türkiye?deki baraj yapımının stratejik önemine ilişkin bir kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Uygulama bölümünde, araştırma alanı seçilen illerde baraj yönetiminden sorumlu yetkililerle yapılan mülakat değerlendirmelerine ve halkın baraj yatırımlarına ilişkin bakış açısının belirlendiği anket bulgularına yer verilmiştir. Böylelikle, çalışmada, Türkiye?deki baraj yönetim sürecine ilişkin ana sorunlarının belirlenmesi ve baraj yönetim sürecinde sorumlu olan tüm aktörlerde, sorun alanlarına yönelik farkındalık yaratılması hedeflenmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, iklim faktörünün baraj projelerinde genelde göz ardı edildiği tespit edilmiştir. Yer seçimi kararlarına yönelik çok yönlü düzenlenmesi gereken Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporlarının ve kamusal yarar tespitlerinin, afet riskleri de dikkate alındığında, ÇED yönetim süreci içinde özensiz hazırlandığını da belirtmek yerinde olacaktır. Ayrıca amacı kamusal nitelikli olan bu yatırımlarda halkın ihtiyaçlarına ve görüşlerine çalışmada açıklanan bazı bölgelerde katılımcı demokrasi ve mevzuat yönüyle dikkat edilmemesi paradoks olarak görülmektedir. Kuşkusuz istihdam yaratıcı ve olumlu dışsallık yaratan diğer pozitif etkileri çalışmada tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Su Kaynakları, Baraj, Hidroelektrik Santraller (HES), Baraj Yönetimi, Baraj Güvenliği
Örgütlerarası ilişkiler analizi: Lojistik sektöründe bir alan çalışması
Örgütlerin açık sistemler olarak kavramsallaştırılmaya başlandığı 1960'lı yıllardan itibaren, örgüt literatürü yeni teori ve yaklaşımlarla zenginleşmektedir. Bu evrimsel süreç boyunca, örgüt literatüründe odak, örgütün kendisinden çevresine, buradan da örgütün çevresi ile olan ilişkilerine doğru kaymıştır. Örgütün çevresinde bulunan diğer örgütlerle olan etkileşimlerinin, bu süreçte sıklıkla ele alındığı görülmektedir. Örgütlerarası ilişkiler olarak kavramsallaştırılan bu ilişkiler, iki veya daha fazla örgüt arasında gerçekleşen her tür ilişki ve bağlantıyı içermektedir. Bu tanım, örgütlerarası ilişkilerin araştırmacılar için çok geniş bir çalışma alanı sunduğunu göstermektedir. Literatürde örgütlerarası ilişkileri açıklamaya ve analiz etmeye dönük olarak çok sayıda çalışma bulunmasına rağmen, bunların hemen hemen hiç biri konuyu bütünlüklü bir yapıda sunamamaktadır. Bu çalışmanın amacı, örgütlerarası ilişkilerin farklı boyutlarını bir bütün olarak inceleyerek, bunların birbirleriyle olan olası ilişkilerini teorik ve ampirik düzeyde analiz etmektir. Çalışmada örgütlerarası ilişkiler, bir örgütün stratejik yönetiminin bir parçası olarak çevresinde bulunan diğer örgütsel paydaşlarla kurduğu ilişkileri şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Bu çerçevede, örgütlerarası ilişkilerin nedensellik, niceliksel yapı, niteliksel yapı ve etkilerini içeren dört boyutu ve bunların arasındaki olası ilişkiler teorik olarak analiz edilmiştir. Literatür taramasında ortaya çıkan teorik önermelere bağlı olarak, örgütlerarası ilişkiler için bütünleşik bir model önerilmiştir. Önerilen model, Türkiye'de lojistik sektöründe faaliyet gösteren firmalardan oluşan bir örneklem üzerinde çizge teorisi metodolojisi izlenerek analiz edilmiştir. Çalışmanın ortaya koyduğu genel sonuçlar, örgütlerarası ilişkilerin boyutları arasında ilginç bağlantılar olduğunu ortaya koymaktadır.
Kalkınma ajansları ve toplumsal sermaye ilişkilerinde stratejik yaklaşım (İzmir kalkınma ajansı örneği)
Uzun yıllardır gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde bölgesel gelişme için faaliyet gösteren ?bölgesel kalkınma ajansları? ülkemizde 2006 yılında yürürlüğe giren 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun ile yasal zemine kavuşmuştur. Türkiye'de pilot uygulama olarak başlatılan İzmir ve Çukurova (Adana-Mersin) kalkınma ajanslarının ardından 2009'da tüm Türkiye'de 26 istatistiki bölgede kurulması tamamlanan kalkınma ajansları hızla ekonomik ve sosyal alanda faaliyetlerine başlamıştır. Hızlı ve etkin hareket edebilmesi amacıyla kurgulanan kalkınma ajanslarının farklı ve esnek yapısı ?kalkınma? olgusuna farklı açılardan bakabilmeye imkân sağlamaktadır.Kalkınma süreci sürekli bir değişim yaratmakta ve bu sürecin ise ulusal veya uluslar arası sermaye ile desteklenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede kalkınma ajanslarının rolü önem taşımaktadır. Gereken sermayenin oluşturulması veya ortaya çıkarılması, kalkınma ajanslarının temel görevlerinden biridir. Toplumu bir bütün olarak işbirliğine yöneltecek yöntemler oluşturmak ve kalkınmayı dayanışma içinde birlikte gerçekleştirmek için, kalkınmada yalnızca fiziki ve beşeri değil toplumsal sermayenin de dikkate alınması gerektiği uluslar arası akademik literatürde destek bulmakta ve hızla uygulamaya aktarılmaktadır. Kuruluş mantığı, organizasyonu ve kapasite artırıcı etki gücü ile toplumsal sermayenin geliştirilmesi yoluyla kalkınmaya destek verebilecek bir kuruluş olarak görülen Kalkınma Ajansları ve ajansların toplumsal sermaye ile ilişkisi, bu tezde incelenmiştir.
Yeni kamu yönetimi anlayışı çerçevesinde merkezden yönetim ve yerinden yönetim arasındaki denetim ilişkisi
2000'li yıllar, kamu yönetiminin genelinde olduğu gibi yerel yönetimlerde de önemli reformların ve yapısal dönüşümlerin yaşandığı yıllar olmuştur. Mevzuatta yapılan yeniliklerden en çok göze çarpan başlıklardan biri de denetim konusudur. Son yıllarda denetim konusunda yaşanan gelişmeler nedeniyle, yerel yönetimlerin denetiminin içeriği performans denetimini de içine alacak şekilde genişlemiştir.Yeni kamu yönetimi anlayışının etkinleştirilmesi amacıyla denetim sisteminde yapılan yeniliklerin; rehberlik fonksiyonunun ön plana çıkarılması, sonuç odaklı olması, hizmetlerin etkin, verimli, tutumlu, hukuka uygun, kaliteli, etik kuralları çerçevesinde ve yolsuzluktan uzak bir yerel yönetim anlayışının ortaya çıkması için gerekli olan düzeye henüz gelmediği görülmektedir. Belirtilen hedeflere ulaşmak için, fonksiyonel ve kurumsal anlamda yeniliklerin uygulamaya geçirilmesi, yeni kamu yönetimi anlayışının felsefesine uygun şekilde kanuni ve kurumsal anlamda eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir.Tezin birinci bölümünde, Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetsel reform çalışmalarının başlatıldığı III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinden başlamak suretiyle 2004 yılına gelinceye kadar merkezi yönetim yerel yönetim ilişkisi denetim bağlamında mevzuat ve kurumlar açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca, kısaca reform süreci incelenmiştir. Kamu yönetiminde reform ihtiyacını ortaya koyan çeşitli raporlar ve kalkınma planları, denetim ve yerel yönetimlerin denetimi açısından incelenerek düşünsel süreç ortaya konulmuştur.İkinci bölümde, yerel yönetim birimleri üzerindeki ?idari vesayet denetimi?, 1982 Anayasası, 5302, 5393, 5216 ve 5018 sayılı Kanunlar ele alınmak suretiyle incelenerek ?yeni kamu yönetimi anlayışı? bağlamında değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde, yerel yönetimlerde yönetsel denetimin amacı, denetimin kapsamı, dış denetim yapma yetkisi olan kurumlar ve işlevleri konusu işlenerek analiz özellikle ?yeni kamu yönetimi anlayışı? çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.Dördüncü bölümde ise, yerel yönetimlerin merkezi yönetim tarafından dış denetiminin amaç, kapsam ve uygulama açısından ?yeni kamu yönetimi anlayışına? uygunluğu faaliyet raporları, teftiş rehberleri ve teftiş emirleri üzerinden değerlendirilerek incelenmiştir. Ayrıca, performans denetimi konusunda yerel yönetimlerde yaşanan gelişmeler analiz edilmiştir.Anahtar kelimeler: Yeni kamu yönetimi yaklaşımı, yerel yönetimler, denetim, dış denetim, performans denetimi
Bologna süreci ve Türk Yükseköğretimi'nin Bologna Süreci'ne uyumu
Günümüzde küreselleşme adını verdiğimiz ekonomik yapı ile birlikte ?rekabet? unsuru tüm dünyayı içine almaktadır. Rekabet unsuru, üretim faktörlerinin içerisine yeni bir kavramı daha eklemiştir. Önceden toprak, emek, sermaye, girişimcilik diye sayılan faktörlerin arasına ?beşeri sermaye? adlı bir faktör katılmıştır.Beşeri sermaye hızlı gelişen teknolojide üretim sürecine insanın kattığı beceri ve bilgileri göstermektedir. Sosyal maliyet açısından da fiziki sermayeden daha cazip olan beşeri sermaye rekabet piyasasının yeni gözdesi olmaktadır. Beşeri sermaye, ülkelerin ekonomik büyümesinin ve kalkınmasının anahtarı olarak düşünülmektedir.Bunun için de ?bilgi toplumu? adını verdiğimiz bu çağda Avrupa ülkeleri insan yoğun teknolojiyi tercih etmek istemektedirler. Bu ülkeler rekabet dünyasında fazla üretimi eğitim standartlarını yükselterek gerçekleştireceklerini düşünmektedirler ve Avrupa ülkeleri özellikle de yükseköğretim sistemlerinin kalitesine vurgu yapmaktadırlar.Bu düşünceden hareketle katılımcı sayısı 47 `ye ulaşan Avrupa ülkesi ?Bologna Süreci? isimli bir yükseköğretim projesi ile katılımcı ülkelerdeki üretim faaliyetlerinde ?beşeri sermaye?nin gerçekleştirilmesine çalışmaktadırlar.?Bologna Süreci? adlı bu projede katılımcı ülkeler sosyal refahı artırmak istemektedirler ve öğretmen merkezli yaklaşımdan öğrenci merkezli yaklaşıma geçerek bireyselciliğin yayılmasını hızlandırmak istemektedirler.Bu tezin amacı Bologna Süreci'nin içerisindeki uygulamaları incelemek ve yeni yükseköğretim sisteminin üretim faaliyetlerini nasıl ve hangi kanallarla etkilediğini göstermektir. Ayrıca bu tezde sürece katılan ülkelerden Türkiye'nin süreçteki deneyimlerine daha fazla önem verilmektedir ve Türkiye'nin süreçten nasıl etkilendiği araştırılmaktadır.
Avrupa Konseyi kararlarında yerleşik yabancıların yerel düzeyde seçme ve seçilme hakları
Büyük dış göç hareketlerine sahne olan 20. Yüzyıl'da, özellikle II. Dünya Savaşı nedeniyle ortaya çıkan göç dalgasını daha sonra Avrupa'nın yeniden inşası sürecinde ortaya çıkan uluslararası emek göçü takip etmiştir. Batı Avrupa ülkelerine çalışmak amacıyla göç eden misafir işçi statüsündeki göçmenler, vatandaşı oldukları devletlere geri dönmeyip kalıcı hale gelmişlerdir. Bu süreçte uzun süredir yerleşik olan yabancıların insan hakları çerçevesinde demokratik hayata katılımlarını sağlama gereği, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi (AKYBYK) kararlarında da vurgulanmıştır. Avrupa Konseyi, 1992 yılında imzaya açılan ve 1997 yılında yürürlüğe giren Yerleşik Yabancıların Yerel Kamusal Yaşama Katılımlarına Dair Sözleşmesi ile yerel düzeyde seçme ve seçilme hakkının belli bir süre ikamet koşuluyla yerleşik yabancıya tanınmasını öngörmektedir.Yerleşik yabancılara yerel düzeyde seçme ve seçilme hakkı tanıyan devletler kendilerine özgü çeşitli koşullarla ve sınırlılıklarla bu hakkı tanımaktadır. Belli süre ikamet koşulu, kolonisel bağlantı, soy bağı, karşılıklılık ilkesi, aynı resmi dile sahip devletlerin yurttaşı olma gibi koşullar bunlardan bazılarıdır. Yoğun göçmen nüfusuna sahip devletlerden, Avrupa Konseyi (Council of Europe) ve Avrupa Birliği (European Union) üyesi Almanya'nın demokratik bir ülke olmasına rağmen yerleşik yabancılara yerel düzeyde seçme ve seçilme hakkını tanımaması ve bunun nedenleri incelemeye değer bulunmuştur. Farklı uygulama örneği olarak ise, yerel düzeyde seçme ve seçilme hakkını yerleşik yabancıya tanıyan, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği üyesi Finlandiya değerlendirilmiştir.
Yerel yönetimlerde toplumsal sermaye, teori ve katılımcı pratikler
Toplumun bireyleri arasındaki ilişkileri yansıtan toplumsal sermaye olgusu kamu yönetimi, ekonomi, sosyoloji gibi çeşitli bilim dallarının ilgi alanındadır. Bu çalışmada toplumsal sermayeye ilişkin teorik ve katılımcı pratikler kamu yönetimi bakış açısından yönetişim ve katılım kavramları bütününde incelenmektedir. Kamu, özel ve sivil ortaklıklara dayanan yönetişim olgusu ?birlikte yönetimi?, ?çözümde ortaklığı? ve ?aktif katılımı? vurgulamaktadır. Demokrasinin ilk basamağı olan yerel yönetimler yönetişim sürecinde halkın katılım felsefesinin temel dayanağı olarak önemsenmektedir. Devletler yerel düzeyde kamusal katılımı arttırmak için katılımcı mekanizmaların oluşturulmasına yönelik hukuki düzenlemeleri hızla yapmaktadır. Türkiye'de de katılımcı mekanizmalar olarak il özel idareleri il genel meclisleri, büyükşehir belediye meclisleri ve belediye meclislerinde ihtisas komisyonları ile belediyelerde kent konseylerinin kurulması mevzuat düzenlemelerinde hükme bağlanmıştır.Bu çalışmada temel olarak toplumsal sermayenin oluşumu ve devamlılığında yerel yönetimlerde oluşturulan ihtisas komisyonları ve kent konseylerinin rolü sorgulanmıştır. 340 deneğe uygulanan anket çalışması ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Anketler; İzmir'de İl Özel İdaresi İl Genel Meclisi, İzmir Büyükşehir, Buca ve Konak Belediye meclisleri bünyesinde oluşturulan ihtisas komisyonları üyeleri, İzmir Kent Konseyi, Buca Kent Konseyi ile Konak Kent Konseyi üyeleri ve yerel halka yöneliktir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre ihtisas komisyonu üyelerinin, kent konseyi üyeleri ve yerel halka göre beşeri ve toplumsal sermaye düzeyinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun temel nedeni; ihtisas komisyonu üyelerinin üyelikleri gereği bilgi düzeylerinin yüksek olması ve aktif katılımı gerçekleştirmelerdir. Oysaki ihtisas komisyonu ve kent konseyi yapılanmalarında yerel halkın gönüllü katılımı yeterli değildir. Katılımı arttırmaya yönelik yeni stratejiler oluşturulmalıdır.Anahtar Kelimeler: Toplumsal Sermaye, Katılım, Yerel Yönetim, İhtisas Komisyonu, Kent Konseyi.
Belediyelerde kentsel dönüşüm projeleri İzmir büyükkent bütünü için bir çözümleme
Zaman içinde kentsel alanlar eskimekle birlikte sosyal, ekonomik, fiziksel ve çevresel problemler ortaya çıkmaktadır. Bu problemleri ortadan kaldırmak ve kentsel alanı yeniden kente kazandırmak için kentsel dönüşüm, planlamanın önemli bir aracıdır. Diğer taraftan yaşanan küreselleşme süreci sermaye için kentsel mekanı vazgeçilmez kılmıştır. Problem çözmesi beklenen kentsel dönüşüm projeleri yarattığı kentsel rantla sermayenin ilgi alanında yerini almıştır. Bu sebeple kaygan bir zemin üzerinde bulunan dönüşümün doğru yönetilmesi gerekmektedir.Ülkemizde de yaygın olarak son on yıldır genellikle gecekondu alanları ve tarihi kent merkezlerini konu alan kentsel dönüşüm projeleri belediyelerce uygulanmaktadır. Ne yazık ki projelerinin doğurduğu sonuçlar nedeniyle kentsel dönüşüm olgusu planlama, yönetim ve diğer boyutlarıyla tartışılmakta eleştirilmektedir. Beklenen çözümün aksine kentsel dönüşüm süreci, problemleri derinleştirmektedir. Bu çerçevede tez, İzmir Büyükkent bütününde bir çözümleme getirmeye çalışmaktadır.
Polisin kent güvenlik uygulaması ve yönetim modeli
Bu güne kadar polis ve polislik konuları ile ilgili yapılan çalışmalarda polis kavramsalının gelişimi üzerinde pek durulmamıştır. Çalışmamızda kavramsalın gelişimi kamu yönetimindeki gelişimler bağlamında değerlendirilerek, geniş olarak ortaya konmuş bu yol ile ileride gidilebilecek sosyal gerçeklik noktalarına ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışma ülkemiz güvenlik yapılanmasında var olan bir sistem olan Çarşı ve Mahalle Bekçiliğini mahalle ölçekli, uluslararası uygulamaların ışığında ele alan, bir model olarak yeniden ortaya konması yolu ile güvenlik yapılanmasına mahalli ölçekli yeni bir açılım sağlayabilecek, yerelleşme uygulaması olarak ele almıştır.Çalışmanın birinci bölümünde polis kavramı ve gelişimi tarihsel süreç içinde ele alınarak, suç ve polis uygulamaları bağlamında etraflıca değerlendirilmiş ve polis kavramının toplumsal yapı ve kamu yönetimi bilimi gelişimi bağlamında ilerlemesi ortaya konmuştur.Bu kapsamda çalışmanın ikinci bölümünde kriminoloji kavramı, suç korkusu ve suç önleme konuları etraflıca ele alınmıştır. Suç kavranının güvenlik görevlileri tarafından algılanması ve bu doğrultuda önleme staratejilerinin geliştirilmesi etraflıca ele alınmıştır.Üçüncü bölüm kent, kent kavramında güvenlik ve toplumun güvenliğe desteği konuları, polislik yaklaşımları bağlamında detaylandırılarak ortaya konmuştur. Kent alanında polisin yeni yaklaşımı olarak ortaya konan toplum destekli polislik kavramı ele alınmıştır.Dördüncü bölümde modelin odağında olan mahalle, çarşı ve mahalle bekçileri ve geliştirilen model ele alınmıştır. Özellikle mahalle kavramının dünü, bu günü ve yarını Batı ülkelerinden örnek yapı ile belirtilmiştir. Mahalle de görev yapacak olan Çarşı ve Mahalle Bekçisinin yeni modeli etraflıca ele alınmıştır.Sonuçta çalışmada ele alınan tüm kavramlar ve yaklaşımların ülkemiz açısından değerlendirilmesi ve önerilen yönetim modelinin çalışma ışığında sağlayacağı fayda belirtilmiştir.
Bölgesel kalkınma ajanslarının yapılanması ve işlevselliği: İzmir ve Çukurova örnekleri
Kalkınma ajansları, kalkınmanın yeni popüler araçlarından birisidir vedünyanın birçok ülkesinde başarıyla uygulanmaktadır. Bölgelerin kendigelişme potansiyelini tespit ederek buna uygun kalkınma stratejisiniuygulamaya koyabilmeleri ve toplumdan gelen sinerjiyle yerelden ulusalakalkınma anlayışının ağırlık kazanması paralelinde kalkınma ajansı modelleride öne çıkmaya başlamıştır. Ajansların yapılanmaları çoğu kere ülkelerinsiyasi, yönetsel, hukuki ve diğer birçok unsurlarından etkilenmektedir. Bubağlamda da uygulamada değişik yapılarda ajans modelleri görülmektedir. Buçalışmanın temel amacı, kalkınma ajanslarını önce teorik ve kurulma felsefesiitibariyle incelemek ve dünyadaki ajans yapılanmalarını ve Türkiye'ye mahsusolan ajans yapılanmasını ve işlevselliğini ortaya koymaktır.Türkiye'deki kalkınma ajansları modeli, çalışmamız süresince, kurulmanedenlerinden daha çok sürekli eleştirilmesi ve yargıya taşınmasıylakamuoyunun gündemine aktarılmıştır. Nitekim çalışmamızın örnek uygulamaolarak dayandığı ve kalkınma ajanslarının ilk pilot örneklerinden olan İzmir veÇukurova Kalkınma ajanslarının kalkınma hamleleri daha uygulamayageçtikten kısa bir süre sonra yargılama süreciyle kesintiye uğramıştır. Her nekadar İzmir ve Çukurova Kalkınma Ajansları, yargılama süreci nedeniylefaaliyetlerine ara vermiş olsa da kendilerinden daha sonra kurulan 24 yeniajansa, yapılanmalarını tamamlamaları, proje teklif çağrılarına çıkmaları gibideneyimleri nedeniyle örgütlenme ve uygulama alanlarında yol göstericiolacaklardır. Çalışmamız kapsamında İzmir ve Çukurova Kalkınma Ajanslarınınörnek uygulama olarak seçilmesinin temel nedeni de budur.Kalkınma ajansları uygulamasında en dikkat çeken konular tüzel kişilik,statü, mevzuattaki açık noktalar, katılımı sağlamadaki güçlükler başta olmaküzere çok çeşitlidir. Bu sorunlara hem teorik kısımda hem de katılımın unsuruolan kalkınma kurulu üyelerine anket uygulamasıyla birlikte cevap aranmayaçalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Bölgesel Kalkınma Ajansları, Türkiye'de Kalkınma Ajansları,Kalkınma, Kalkınma Kurulu
Türkiye'ye yerleşme amacıyla gelen Ahıska Türklerine yönelik göç yönetimi stratejisi
Çalışmanın temel araştırma konusu, Türkiye'de önemli bir nüfusa sahip Ahıska Türklerinde göç algısı ve çeşitli ülkelerden Türkiye'ye göç ettiklerinde kamusal alanda karşılaştıkları sorunlardır. Bu çalışma, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Gürcistan ve Ukrayna'dan Türkiye'ye göç ederek farklı şehirlerde yaşamakta olan Ahıska Türklerinin Türk toplumuna nasıl entegre olabildiklerini/neden entegre olamadıklarını ortaya koymaya çalışacak, sorun alanlarına yönelik çeşitli politika önerileri sunacaktır. Araştırma, Ahıska Türklerinin Türkiye'deki mevcut yaşam koşullarını, yaşadıkları yerleşim yerlerini ayırt etmeksizin ele almakta ve kamusal alandaki görünürlüklerine odaklanmaktadır. Çeşitli ülkelerden göçle gelen Ahıska Türklerinin sosyo-demografik özellikleri ve yerel/ulusal ölçekteki mekanizmalara katılım düzeyleri, önemli bir gösterge olarak Türkiye'deki demokrasi pratikleri ile özdeşleştirilebilecektir. Aynı zamanda Türk soylu etnik bir grup olan Ahıska Türklerine yönelik göç politikası hakkında literatüre kuramsal ve ampirik olarak özgün bir çalışma ile katkı yapılmış olacaktır. Çalışma yöntemi, alan araştırması ve buna bağlı olarak yapılacak yüz yüze görüşme ve gözleme dayalı araştırma yöntemi üzerine kurulmuştur. Ahıska Türkleriyle derinlemesine mülakatlar yapılmış, hazırlanan soru formları aracılığıyla kendilerine yarı yapılandırılmış anket soruları yöneltilmiştir. Göç politikalarının kitlesel göç hareketleri doğrultusunda şekillendiği günümüzde Türkiye, kitlesel göçler dışında kalan yerleşik halde bulunan göç aktörlerini de göz önünde bulundurmak durumundadır. Bu çalışma, Türkiye'nin son dönemde tartıştığı göç olgusuna ilişkin yaklaşımlara Ahıska Türkleri ile yeni bir soluk getirmeyi amaçlayan, aynı zamanda göç aktörlerinden biri olarak değerlendirilmeyi hak eden Ahıska Türkleri hakkında geliştirilebilecek bir göç politikası önerisi getirmeyi hedefleyen özgün bir araştırmadır.
Avrupa yerel topluluklar veya yönetimler arasında sınırötesi işbirliği ve Türkiye uygulaması
ÖZET Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyince, yerel ve bölgesel yönetimler arasında sınırötesi işbirliğinin oluşturulabilmesi ve geliştirilebilmesi için güçlü yerel ve bölgesel yönetimlerin olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda, Avrupa kıtasında ve Türkiye'de yerel ve bölgesel yönetimlerin güçlendirilmesine ve smırötesi işbirliğinin geliştirilmesine yönelik politika ve çalışmalar değerlendirilmiştir. Smırötesi işbirliği uygulamalarına ilişkin genel çerçeve ve temel ilkeler, Madrid Çerçeve Sözleşmesi ve Ek Protokolleriyle düzenlenmiştir. Bu temel dokümanlarda, bölgesel, kentsel ve kırsal kalkınma, çevre koruma, kamu faaliyet ve hizmetlerinin ilerletilmesi, ortak acil ihtiyaçlar gibi alanlarda smırötesi işbirliği aracılığıyla çözümler geliştirilmesi öngörülmektedir. Türkiye'de 2001 yılında yürürlüğe giren Çerçeve Sözleşme hükümleri kapsamında yürütülen çeşitli smırötesi işbirliği uygulamaları bulunmaktadır. Doğu - Batı Trakya Belediyeler Birliği (TRAKYAKENT), Meriç Belediyeler Birliği, Sınır Valilikleri Smırötesi İşbirliği Ağı, bu kapsamda yürütülen çalışmalardandır. Hem belediyeler düzeyinde hem de valilikler düzeyinde yapılan bu çalışmaların, sınır-bölgelerinin kalkınması, ortak sorunların çözümlenmesi, hoşgörü ve işbirliği anlayışının gelişmesi yönünde önemli katkılar sağlaması amaçlanmaktadır. Türkiye'de smırötesi işbirliği alanmda yürütülen diğer iki çalışma ise; 2004 - 2006 yıllarında uygulanmak üzere programlanan Interreg III/ A Yunanistan - Türkiye Sınırötesi İşbirliği Programı ve Türkiye - Bulgaristan Smırötesi İşbirliği Programıdır. Türkiye - Yunanistan sınırötesi işbirliği programı, işbirliği yapılacak alan konusunda iki ülkenin uzlaşamaması nedeniyle uygulanamamaktadır. Türkiye - Bulgaristan smırötesi işbirliği programı uygulanmaktadır.Çalışmamızda inceleyip değerlendirdiğimiz sınırotesi işbirliği politika, program ve uygulamaları; sınırın her iki tarafındaki eş kuruluşlara, birbirlerini tanıma ve diyalog kurma fırsatı tanınması ve birlikte çalışma kültürünün geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya koymuştur. Mevcut sınırotesi işbirliği uygulamalarına ilişkin yapılan değerlendirmede; sınır- bölgelerinin kalkınmasını ve ortak sorunlarının çözümlenmesini sağlayacak işbirliği girişimlerinin nasıl yapılacağına dair öneriler geliştirilmiştir. VI
İzmir Körfezi`nde sürdürülebilir gelecek için kıyı yönetimi
ÖZET Deniz ve karaları birleştiren kıyılar, sundukları doğal, ekolojik ve ekonomik özelliklerinin yanı sıra tarihsel, kültürel ve estetik özelliklere de sahip olan doğa parçalarıdır. Tarihin her döneminde stratejik noktalar olarak görülen kıyılar, günümüzde çok ciddi kullanım problemleri ile karşı karşıyadır. Her geçen gün artan nüfus baskısı, kıyılarda beliren yok olma sürecini hızlandırmakta, kıyılar, özellikle düzensiz yapılaşma ve kirlilik sonucu sahip oldukları doğal kaynak özelliklerini giderek kaybetmektedirler. Kıyılar üzerindeki tüm bu baskılar ve yanlış kullanımlar, bu alanların etkin bir şekilde yönetilmeleri ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu amaçla ortaya atılan kıyı yönetimi anlayışı, bütünleşik bir yönetimi ifade etmektedir. Başka bir deyişle, kıyı alanlarının kullanımından etkilenen tüm kesimlerin, bu alanların yönetilmesine yönelik karar alma süreçlerine katıldığı bir yönetim arzulanmaktadır. 8333 km.lik kıyı uzunluğuna sahip olan Türkiye'nin en önemli kıyı kesimlerinden biri de İzmir Körfezi kıyılarıdır. İzmir Körfezi, özelikle 1960'lı yıllarda atılan sanayileşme hamleleri ile önemli bir çekim merkezi haline gelen İzmir'de yoğun kullanımlara konu olmuştur. Yıllardır körfeze deşarj edilen atıklar, bir zamanlar balık tutulup yüzülen körfez sularını yoğun bir kirlenmeye maruz bırakmıştır. Atık deşarjı olmadığı bir ortamda kendi kendini temizleme yeteneğine sahip olan İzmir Körfezi, günümüze kadar geçen dönemde evsel ve endüstriyel atıkların boşaltım noktası olarak görülmüş, "kamu yararı senaryoları"yla bilinçsizce doldurulmuş ve körfez bu özelliğini kullanma fırsatını bulamamıştır. Finansman sorunları nedeniyle yıllardır bitirilmeyen İzmir Büyük Kanal Projesi'nin 2000 yılı itibariyle kısmen hizmete açılması, körfez kirliliğin durdurulması için atılan önemli bir adım olmuştur. Ancak bu projenin başarılı olabilmesi, sorumlu kuruluşların etkin bir yönetim ve denetim sağlayabilmesine bağlıdır.Yönetim problemi, İzmir Körfezi kıyıları için bugün de önemini korumaktadır. İzmir Körfez kıyıları üzerinde yapılan her türlü faaliyet, büyük yasal ve idari mücadelelere konu olmuştur. Gerek mali gücün işlevsel olmayan projeler için heba edilmesi gerekse uzun süren mücadelelerle yitirilen zaman, zaten yetersiz durumda bulunan kentsel kaynakların yok olmasına neden olmuştur. İşte buna benzer tabloların yaşanmaması için İzmir kentinde yaşayan ve kentsel projelerden etkilenen her kesimin "bütünleşik" bir kıyı yönetim modeli içinde karşılıklı ve yapıcı etkileşimleri söz konusu olmalıdır. İzmir Körfez kıyılarında yönetsel bir işlevselliğin sağlanması, daha proje aşamasında gerçekleştirilecek bir koordinasyona bağlıdır. Bu tür bir yaklaşım kentsel kaynak kullanımındaki israfı önleyecektir. Çünkü İzmir için harcanan her kuruş, kentlinin kendi parasıdır. Kentli, parasının doğru ve yararlı projeler için kullanılmasını ister. Günümüzde 3 milyon kişiyi aşan İzmir nüfusunun, gelecekte körfez kıyıları üzerinde daha büyük bir baskı yaratacağı açıktır. Bir İzmir'lî olarak bize düşen görev, İzmir için atılacak her adımı izlemek, kamuya gerçekten yararlı olabilecek projelere, merkezi ve yerel yönetimiyle, akademik ve bilimsel kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve sorunun merkezinde yer alan yerel halkın sorumluluğuyla birlikte imza atmaktır. Habitat ve Gündem 21 ile ortaya atılan "aktif katılım", "yerel sorumluluk" ve "çözümde ortaklık" gibi slogan kavramlar, İzmir kenti için yapacağımız tüm çalışmalarda hareket noktamız olacaktır. Bu çalışmada sürdürülebilirlik açısından kıyıların önemi, kıyı kullanımlarına yönelik tehditler, kıyı yönetimlerine yönelik idari, yasal ve kurumsal sorunlar açıklanmış, konu daha sonra İzmir Körfezi ölçeğinde ele alınarak, İzmir Körfezi'nde sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla karşılıklı etkileşime dayanan bir yönetim modeli Oluşturulmaya çalışılmıştır. VI
Belediyelerde kentsel katı atık yönetimi: İzmir Büyükşehir Belediyesi örneği
Katı Atıklar, dünyanın hızla artan kentsel nüfusu için önemli çevresel ve yönetsel sorunlarındandır. Kentsel katı atık yönetimi, yerel yönetimlerin başlıca sorumlu olduğu bir konudur. Bununla birlikte, katı atık yönetimi ve uygulamaları kent yönetimi kapsamında hızla artan ilgi odağı olmaktadır. Katı atıkların ekonomik, teknik, sosyal, çevresel uygun ve kabul edilebilir koşullarda yönetimi uygun kurumsal kapasite ve başlıca toplumsal, kamusal, özel ve sivil toplum aktörleri arasında işbirliği ve yardımlaşmayı gerektirmektedir. Katı atık yönetimi yerel bir konudur. Bununla birlikte konunun yasal, ekonomik ve finansal özellikleri gelişmekte olan ülkelerde katı atık yönetimi konularının başta yerel ardından bölgesel, ulusal, uluslararası ve ulusüstü gündemlere gelmesini gerektirmektedir. Yerel yönetimler katı atıklarla ilgili yaratıcı strateji, plan ve programlar geliştirmelidir. Konu aynca çevresel, teknik ve ekonomik özellikleri ile kamuoyu ilgisi çekmektedir. Diğer taraftan katı atık yönetimi planlaması ve uygulamaları kent yöneticileri ve hemşehriler için de yeni yönetim anlayışı olarak "kentsel yönetişimi" uygulamak anlamında büyük bir fırsattır. Bu çok yönlü kamusal hizmet, çoğu belediyede yetersiz hukuki, kurumsal, örgütsel, teknik, finansal ve sosyal özelliklerle yerine getirilmektedir. Bu alanda Türkiye'de katılımcı ve uygulanabilir pratiklerin geliştirilmesine çok büyük gereksinim duyulmaktadır. Bu tez, katılımcı ve uygulanabilir özellikleriyle ülke ve İzmir metropoliten alanı için ilk girişim olarak, katılımcı katı atık yönetim sistemini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Aynca tezde, katı atıkların uygun ve başarılı yönetimi için diğer büyükşehir belediyelerine de yol gösterici nitelikte "Katı Atık Genel Müdürlüğü" oluşturulması önerilmektedir. Yerel Gündem 21, bir araya gelerek çalışma anlamında en uygun platformlar olarak değerlendirilmektedir. Katı atık yönetiminde "katılımcı-sorumlu-yapabilir kılıcı modelin" tabanını, İzmir'de Yerel Gündem 21 deneyimi oluşturmaktadır. İzmir'in işbirliği ve katılıma uygun sosyal ve yönetsel iklimi ilgili çalışmaların planlanması ve eşgüdümünde yararlı olacaktır.
Türkiye`de siyasetin kent yönetimine etkisi
ÖZET "Türkiye'de Siyasetin Kent Yönetimine Etkisi" adlı bu doktora çalışmasında kent yönetimleri, 1580 Sayılı Belediye Kanunu'na tabi belediyeler ve 3030 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'na tabi belediyeler olmak üzere iki grupta ele alınmıştır. Türkiye'de kent yönetimlerinin yürütmekle görevli oldukları yerel kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getiremedikleri bilinmektedir. Bunun temel nedeni ise, yerel yönetim sisteminin demokratik yerel yönetim ilkeleri çerçevesinde yeniden yapılandırılamaması ve yönetim sistemindeki "merkeziyetçi" anlayış karşısında "yerelliği" geliştirici yönde tedbirler alınamarriasıdır. Kent yönetimlerinin, kamu hizmetlerini yürütürken karşılaştıkları en önemli sorunlardan biriside bu yönetimlerin "örgütsel yapıları"ndan kaynaklanmaktadır. Başkan, meclis ve encümen yapılanmasında demokratik eksiklikler önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tezde, sistem yaklaşımı çerçevesinde Türkiye' deki kent yönetim sistemi açıklandıktan sonra kentsel siyaset çerçevesinde kent yönetimlerinin karar alma sürecini etkileyen "aktörler" üzerinde durulmuştur. Kent yönetimi-siyaset ilişkisi içerisinde karşımıza çıkan bu aktörler; merkezi yönetim, siyasi partiler, baskı grupları ve uluslararası bazı kuruluşlar olarak ele alınmıştır. Kent yönetimlerinin, karar alma ve almış oldukları bu kararları yürütme noktasında bu aktörlerden olumsuz olarak etkilenmemeleri için güçlü bir yapıya kavuşturulmaları gerekmektedir. Özellikle idari ve mali özerkliklerinin sağlanması gerekir. Bu tezin temel amacı, kent yönetimlerinin bu güçlü yapılanma gerekliliği noktasında temel eksiklerinin ortaya konması ve Türkiye'de şu günlerde devam etmekte olan yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması çalışmalarına ışık tutacak kuramsal bir çerçeve belirlemektir.
Siyasi partilerin büyükkent yönetimi karar organlarına etkileri (Konya Büyükkent örneği)
Demokratik bir toplumda, yerel yönetimlerin özellikle belediyelerin üzerinde siyasi partilerin etkilerinin olduğu görülmektedir. Belediyeler siyasi partilerin etkilerine açık yerel yönetim birimleridir. Bu nedenle, yerel yönetimlerin faaliyetleri ve karar alma sürecine siyasi partilerin görüşlerini ve ideolojilerini yansıtmaları da doğal olarak karşılanmalıdır. Parti çıkarlarının öncelikli olduğu, yerel ve siyasi çıkarlar ile uzlaştırılmadığı durumlarda belediyeler tarafından sağlanan hizmetlerin bazı siyasi etkiler nedeniyle engellenmesi söz konusu olmaktadır. Bu çalışmada, kent yönetiminin kurumsal boyutu ve yönetim modelleri açıklanmış, belediyelerin karar organları incelendikten sonra yerel yönetim birimlerinde yerel politikaların ortaya çıkmasına neden olan faktörler ele alınmıştır. Bu çalışmanın bir diğer amacı da yerel politikaların ortaya çıkış sürecini analiz etmektir. Bu çerçevede Konya Büyükkent Belediye meclis üyeleri ile bir anket çalışması yapılmış ve ortaya çıkan sonuçlar tablolar halinde gösterilerek analiz edilmiştir.
Küreselleşme ve yerelleşme dinamiğinde ulus devlet
1492'de Avrupalılar' m Doğu'nun zenginliklerine ulaşma amacıyla başlattıkları girişimler yeni bir kıtanın keşfiyle sonuçlanmıştır. Amerika'nın keşfinin ardından Avrupa'ya akıtılan altın ve gümüş madenleri ile yeni besin ürünleri Avrupa'daki serveti arttırmış ve aynı zamanda yeni bir sınıfın oluşmasını sağlamıştır. İlk başlarda yeni kıtadan elde edilen ürünlerin ticaretini yapan bu yeni sınıf (burjuvazi) zaman içinde yeni icatları üretime uygulama yoluna gitmiştir. Kısa zaman sonra ticaret burjuvazisi sanayi burjuvazisine dönüşmüş ve gücünü arttırmıştır. Ekonomik gücü ele geçiren burjuvazi, ürettiği ürünlerin satışı sırasında yaşadığı her bir feodal birime farklı bir gümrük vergisi ödeme sorununu monarkları destekleyerek aşmıştır. Monarklara verdiği destek ile mutlak monarşilerin kuruluşunda etkili olan burjuvazi, mutlak monarşilerle birlikte daha homojen bir pazara kavuşmuştur. Bir süre sonra iktidara doğrudan talip olan bu sınıf devrimle iktidarı ele geçirmiştir. Fransız Devrimi ile iktidarı ele geçiren ve ortak alışveriş yasalarını saptayan burjuvazi, ortak hukukun geçerli olduğu sınırlar içinde ulusun ve ulus devletin biçimlenmesinde de birincil aktör olmuştur. Fransız Devrimi'nin ardından Avrupa'da yayılan ulus devlet modeli 1950'den sonra da Üçüncü Dünya'da yaygın devlet modeli haline gelmiştir. Batı'da 2. Dünya Savaşı ardından refah devleti ve üçüncü dünyada ise ulusal kalkınmacılık ile güçlenen ulus devlet 1970'lerle birlikte Fordizm'in Batı'da girdiği krize bağlı olarak sorgulanmaya başlamıştır. Serbestleşme, özelleştirme, kuralsızlaştırmaya bağlı olarak ilerletilen küreselleşme süreci temelde ekonomiktir ve Fordizm'in 1970'lerle birlikte girdiği krizi çözmeye yöneliktir. Bu nedenle sorun ulus devletin sorgulanmasından çok Fordizm'in krizini çözmek amacıyla Üçüncü Dünya pazarlarını hedef pazar seçmesinden ötürü Üçüncü Dünya' nın kalkınmacı devlet modelinin sorgulanmasıdır. Bu bağlamda yerelleşme ile birlikte yürütülen küreselleşmenin sorguladığı devlet modeli genel olarak ulus devlet değil, Üçüncü Dünya'nın kalkınmacı ulus devlet modelleridir.
21. yüzyılda il özel idare yönetimi İzmir, Konya ve Ağrı örneği
Kamu yönetim sistemimiz merkezden yönetim ve yerel yönetim birimlerinden meydana gelmiştir. Bu çalışmanın konusu ise, Osmanlı İmparatorluğundan günümüze intikal eden, kuruluş kanunu açısından da en eski yerel yönetim birimi olan İl Özel İdareleridir. Belediye(1930) ve köyler(1924) ile ilgili yasal düzenlemeler Cumhuriyet sonrası kabul edilmiş olmasına rağmen, İl Özel İdarelerinin temeli 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi ile atılmış ve 1913 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayet Kanunu Muvakkat ile de tüzel kişilik kazanmışlardır. Ayrıca, 1876 Anayasasından itibaren günümüze kadar yapılan beş Anayasa'da da, ortaya çıkan sosyal ekonomik siyasi ve idari anlamda değişikliklere rağmen bu idareler Anayasal birim olarak varlıklarını sürdürmüş bulunmaktadırlar. İl Özel İdarelerini demokratik bir yerel yönetim birimi yapan unsurların başında karar organlarının seçimle oluşması ve tüzel kişilik sahibi olmaları gelmektedir. Ancak, demokrasinin temel koşullarından olan seçim ve temsil ilkesi bu idareleri fonksiyonel anlamda işlevsel yapmaya yetmemektedir. Kuruluşundan itibaren kuruluş kanunlarında yapılan pek çok değişiklik de bu idareleri fonksiyonel hale getirememiştir. Bunun temelinde bu idarelerin daha çok merkezi yönetim tarafından kendilerine bağlı yardımcı kuruluş olarak algılanması düşüncesi bulunmaktadır. En son 1987 yılında yapılan değişiklikler de bu idarelerin sorunlarına çözüm getirmemiştir. Bu çalışma ile İl Özel İdarelerinin kamu yönetim sistemimiz içindeki konumu, örgütsel yapısı, gelirleri, yürütme organı olarak valinin konumu, denetimi, kırsal alan yönetiminde yaşanan sorunlar incelenerek; gerçek anlamda demokratik bir yerel yönetim birimi olup olmadığının değerlendirilmesi yapılmıştır. Teorik bilgilerle birlikte uygulama çalışmasını da kapsamı içine alan çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölüm çalışmanın teorik yönünü oluştururken; dördüncü bölüm ise uygulamayı kapsamaktadır. Burada sosyo ekonomik ve kültürel özellikleri birbirinden farklı olan İzmir, Konya ve Ağrı İlleri İl Genel Meclisi ve İl Daimi Encümen üyelerine anket uygulanmıştır. Ankette kişisel bilgilere, kurumsal işleyişe ve katılım algılamalarına yönelik sorular yer almıştır. Bu bağlamda teorik çalışma ile uygulama sonucunda elde edilen bulgular neticesinde etkin, katılımcı ve demokratik bir model önerisi geliştirilmiştir.
Belediye yönetiminde zabıta hizmetleri ve 21. yüzyıl kentinde zabıtanın yeri (Afyon Belediyesi örneği)
Yerel yönetimlerin yürüttüğü esenlik hizmetleri temelde, merkezi yönetimin genel güvenlik hizmetleri dışındaki alanlarda kamu düzenini ve kamunun refah ve huzurunu sağlamaya yöneliktir. Belediye yönetimleri ise beldenin ve belde halkının yerel nitelikteki ortak ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tüzel kişilikler olarak, hemşehrilerin sağlık, esenlik ve refahını sağlama, beldenin düzenini koruma ve sürdürme görev ve yükümlülüğü altındadırlar. Belediyeler bu görev ve yükümlülüklerinin önemli bir kısmını zabıta örgütleri eliyle yerine getirmektedirler. Kentli hakları, temel hakların ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların ve dayanışma haklarının gerçekleşme alanı olarak kent mekanında somutlaşmasıdır ve uluslararası bir metin olarak ilk kez Avrupa Kentsel Şartı'nda yer almıştır. Şart'a göre kent güvenliği ve kent sağlığı, kent sakinlerinin sahip oldukları haklar sıralamasında öncelikli haklar olarak ilk iki sırayı oluşturmaktadır. Bu haklar belediye zabıta hizmetlerinin temel amaçlarından olan ve kısaca "esenlik" kavramıyla da ifadelendirilen "beldenin düzeninin ve belde halkının sağlık ve huzurunun sağlanması" ile doğrudan ilgilidir. Belediye zabıtasının ve hizmetlerini incelemek için Afyon kent merkezinde bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre belediye zabıtasının mali, toplumsal, yönetsel, örgütsel, siyasal, hukuksal ve sağlık sorunları mevcuttur ve bunlar zabıtanın ve zabıta hizmetlerinin nitelik ve nicelik bakımlarından geliştirilmesi ve iyileştirilmesini engellemektedir. Hizmetlerde etkinlik ve verimliliğinin sağlanması için, öncelikle bu sorunlar giderilmelidir. Ayrıca yasal ve yönetsel düzenlemelerdeki karışıklıkları ortadan kaldırmak amacıyla belediye zabıtası ile ilgili bir yasal düzenleme yapılmalı ya da en azından mevcut personel yönetmeliği yenilenmelidir. Diğer yandan zabıtada işbölümü ve uzmanlaşma sağlanmak, zabıtanın hizmetiçi ve hizmet dışı eğitim ve öğretimine önem verilmeli, zabıtanın halkla ve medya ile ilişkileri geliştirilmeli ve ahlaki değerleri yüceltilmelidir.