Theses supervised by Prof. Dr. Hamit Coşkun
39 theses · Bolu Abant İzzet Baysal University
Sosyal kimliğin yardım etme davranışı üzerindeki etkisinin empati ve öznel iyi oluş değişkenlerine göre incelenmesi
Sosyal kimliğin yardım etme davranışını etkilediği ve insanların yardım ederken kendi ile aynı grupta olan bireylere daha fazla yardım etmeyi tercih ettiği literatürde yer alan araştırma bulguları ile görülmektedir. Bireylerin kendi ile aynı grupta yer alan insanlarla etkileşim içinde olduğunda kendilerini daha mutlu hissetmeleri ve bu üyelere yönelik daha empatik yaklaşmaları, kendini daha mutlu hisseden ve daha empatik yaklaşan insanların daha fazla yardım etmesi bu araştırmanın da temel düşüncesidir. İlk çalışmada, katılımcılar Türk ve Suriyeli olmak üzere iki koşula ayrılmış ve sosyal kimliğin yardım etme davranışı üzerindeki etkisi, bu etkide öznel iyi oluş, empati ve mağdur görmenin düzenleyici rolü incelenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde, katılımcıların yardım etme, öznel iyi oluş ve mağdur görme puanlarının gruplararası anlamlı olarak farklılaştığı, sosyal kimliğin yardım etme davranışını etkilediği ve bu etkide empatinin düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. İkinci çalışmada, aynı araştırma deseni davranışsal olarak ölçüm alınarak incelenmiştir. Katılımcılar Türk ve Suriyeli olmak üzere iki koşula atanmış ve gönüllü katılımlarından ötürü katılımcı ücreti verilmiştir. Araştırma sonunda ise, araştırmacı tarafından düzenlenen bir yardım kampanyasına katılmak isteyip istemedikleri sorulmuş ve bu yöntem ile davranışsal olarak yardım etme davranışları incelenmiştir. Bulgulara göre, sosyal kimliğe bağlı olarak katılımcıların yardım etme davranışlarının, öznel iyi oluş ve empati düzeylerinin anlamlı olarak farklılaştığı, sosyal kimliğin yardım etme davranışını etkilediği ve bu etkide öznel iyi oluş ve empatinin düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Çalışmanın bulguları davranışsal ve kültürlerarası ölçümlerin katkısı ile literatüre ışık tutmaktadır. Psikoloji alanında sosyal kimlik, yardım etme davranışı, öznel iyi oluş ve empati değişkenlerini araştırmacı tarafından düzenlenen araştırma desenleri bazında inceleyen araştırmaların bulunmaması nedeniyle, alandaki eksikliğin tamamlanması amaçlanmış ve bu nedenle de, araştırma psikoloji alanı için büyük bir öneme sahiptir.
Ruhsal bozukluklara yönelik damgalamayı azaltıcı müdahalelerin açık ve örtük ölçümler üzerindeki etkileri
Ruhsal bozukluğu olan kişilere karşı damgalama tutumları birçok kültürde ve sağlık çalışanları dahil geniş toplumsal kesimlerde görülebilmektedir. Ruhsal bozukluk damgalamasının kişiler ve aileleri ile ilgili birçok olumsuz sonucu bildirilmiştir. Bu nedenle damgalamayla mücade etmede kullanılan tekniklerin sonuçlarını değerlendirmek önemlidir. Bu değerlendirme, açık ve örtük ölçümlerle yapıldığında daha iyi ve gerçek sonuçlar elde edilebilir. Ülkemizde ruhsal bozukluklara karşı damgalamada örtük tutum incelemesi yapılmadığı görülmektedir. Ruhsal bozukluklara yönelik damgalamayı örtük olarak değerlendirmesi bakımından bu çalışma literatürde ilk olacaktır. İlk çalışmada Sosyoloji ve Psikoloji öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik tutumları açık ve örtük ölçümlerle değerlendirilmiştir. Psikoloji öğrencilerinin Sosyoloji öğrencilerine göre örtük ve açık ölçümlerde ruhsal bozukluklara karşı damgalama eğilimlerinin daha zayıf olduğu görülmüştür. İkinci çalışmada, katılımcılar eğitim, temas, eğitim-temas, eğitim-empati ve kontrol 1 (iletişim eğitimi) ve kontrol 2 (işlem yok) gruplarına seçkisiz olarak atanmıştır. Müdahaleler sonrasında, eğitim grubunda temas ve kontrol gruplarına göre açık ölçüm damgalama tutumlarında azalma olduğu ve en fazla etkinin ise empati ile eğitimin olduğu koşulda olduğu bulunmuştur. Deneyin sonunda örtük ölçüm değerleri bakımından gruplar arasında fark bulunamamıştır.
Özlem duygusu ve problem türlerinin beyin fırtınasında yaratıcılığa etkisi
İnsanoğlu yaşamında pek çok şeye (birey, durum, zaman vb.) özlem duyar. İnsanın özlem duyduğu şeylerden biri de sıla özlemi ve okul özlemidir. Literatürde sıla özleminin psikolojik sağlıkla ve iyi oluşla ilişkisi konusunda araştırmalar olmasına rağmen, yaratıcılık üzerindeki etkisi henüz bilinmemektedir. Pilot çalışmada sıla özleminin (sıla özlemi belirgin ve kontrol koşulu) yaratıcılığa olan etkisi problem türü ile birlikte incelenmiştir. İlk çalışmaya katılan toplam 119 üniversite öğrencisi dört koşula seçkisiz olarak atanmıştır: sıla özlemi koşulu/ilişkisel problem türü, sıla özlemi koşulu/mekanik problem türü, kontrol koşulu/ilişkisel problem türü ve kontrol koşulu/mekanik problem türü. Sıla özlemi manipülasyonu sonrası, katılımcılar atandıkları problem türünde (ilişkisel veya mekanik) beyin fırtınasına tabi tutulmuşlardır. İki yönlü varyans analizine (ANOVA) göre, ilişkisel problem türünde katılımcıların ürettikleri esnek düşünce sayısı daha fazladır. Ayrıca, sıla özlemi ile problem türü arasında ortak etki, sıla özlemi koşulundaki katılımcıların ilişki problem türünde daha çok esnek düşünce ürettiğine işaret etmektedir. Gerçekleştirilen ikinci çalışmada pandemi sürecinde okul özleminin yaratıcılık üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu araştırmada toplam 99 üniversite öğrencisi dört koşula atanmıştır: okula özlem koşulu/ilişkisel problem türü, okula özlem koşulu/mekanik problem türü, kontrol koşulu/ilişkisel problem türü ve kontrol koşulu/mekanik problem türü. Okul özlemi manipülasyonu sonrası, katılımcılar ilk araştırmada olduğu gibi farklı problem türlerine (ilişki ve mekanik) atanarak beyin fırtınasına tabi tutulmuşlardır. İki yönlü varyans analizi (ANOVA), okul özlemi ve problem türünün özgün düşünce ve derin düşünce sayısında ortak etkisi olduğunu göstermiştir. Okul özlemi, ilişkisel konularla ilgili yaratıcılığı artırmaktadır. Bu bulgular yaratıcılıkla ilgili yaklaşımlar çerçevesince açıklanmıştır.
Nezaketsiz davranışın özelliğinin, kaynağının ve hedefinin affetme davranışı üzerindeki etkisi: Duygular ve bilişlerin aracı rolü
Sosyal ilişkilerin sürdürülmesinde önemli mekanizmalardan biri olan affetmenin, nezaketsiz bir davranış karşısında nasıl gerçekleştiğininin bilinmesi başta sosyal ilişkiler olmak üzere tüm sosyal süreçler için oldukça önemlidir. Literatürde özellikle başkasını affetmeyle ilgili çalışmalar sınırlı olmakla birlikte affetmenin, Türk kültüründe hangi aracı ve düzenleyici mekanizmalarla çalıştığına dair bilgiler eksik kalmıştır. Üç çalışma şeklinde gerçekleştirilen araştırmada, nezaketsiz davranışın özelliğinin, hedefinin ve kaynağının affetmeye etkisi ve bu etkide bilişlerin (kasıt - hata algısı) ve duyguların olası aracı rolleri incelenmiştir. Bu araştırma çevrimiçi şeklinde tasarlanmış olup nezaketsiz davranış, varsayımsal senaryolarla manipüle edilerek, affetme eğilimi, tek bir soruyla ölçülmüştür. Çalışma 1'de nezaketsiz davranışın hangi özelliklerinin affetmeyi etkilediği kasıt ve özür değişkenleriyle incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, kasıt ve özürün temel etkileri anlamlı bulunmuş olup bilişlerin aracı, ahlaki uzaklaşmanın ise düzenleyici rolleri ortaya konmuştur. Çalışma 2' de ise kasıt değişkeninin yanına nezaketsiz davranışın hedefi (aile, mahalleden tanıdık) eklenmiştir. Sonuç olarak, kasıt ve davranışın hedefi değişkenlerinin temel etkisi anlamlı bulunmuştur. Ayrıca bilişlerin yanında duyguların da aracı rolü bulunmuştur. Kasıt değişkeninin yanına nezaketsiz davranışın kaynağının eklendiği Çalışma 3' de ise yordayıcı değişkenlerin temel etkileri anlamlı bulunmuştur. Diğer çalışmalarla tutarlı olarak kasıt ve affetme arasındaki ilişkide bilişlerin ve duyguların aracı, ahlaki uzaklaşmanın ise düzenleyici rolü bulunmuştur. Bu araştırma, affetme ve nezaketsiz davranış ilişkisinin duygularla ve bilişlerle nasıl şekillendiğini ortaya koymuştur. Bu doğrultuda, "Nezaketsiz Davranış - Affetmenin Bilişsel Duygusal Modeli"nin oluşturulması araştırmanın literatüre özgün bir katkısıdır. Ayrıca araştırma, affetmenin ölçümlenmesinde manipülasyon yöntemi olarak varsayımsal senaryonun kullanıldığı az sayıdaki araştırmadan biridir. Son olarak, gelecekteki çalışmalar için uygulamaya yönelik bazı doğurgular taşımaktadır.
Pozitif ve negatif duygu durum ile kullanım türünün yaratıcılık üzerindeki etkisi
Yaratıcılık uzun bir süredir psikoloji literatüründe araştırılan bir konudur. Özellikle yaratıcılığı etkileyen faktörler, araştırmacılar için en ilgi çekici başlıklardan biridir. Yaratıcılığı etkileyen bu faktörler arasında da en yaygın çalışılan değişkenlerden bir tanesi duygudurumdur. Pozitif ve negatif duygudurumun yaratıcılığı artırdığına ilişkin pek çok kuram bulunsa da, deneysel çalışmalarda negatif duygudurumun etkisi daha zayıf kalmaktadır. Mevcut çalışmanın amacı bu duruma açıklama getirmektir. Pek çok yaratıcılık tanımında ve duygudurumun yaratıcılığa etkisini inceleyen deneysel çalışmada yaratıcılığın pozitif açıdan ele alındığı görülmektedir. Oysa yaratıcılığın karanlık bir tarafı da bulunmaktadır. Negatif çıktıları olan ama oldukça yaratıcı pek çok çıktıdan söz edilebilir. Bu nedenle negatif duygudurumun yaratıcılığa etkisini incelerken yaratıcılığı pozitif anlamda ele almak hatalı yorumlamalara neden olabilir. Bu bağlamda mevcut araştırma kapsamında iki çalışma yürütülmüştür. İlk çalışmada kötü niyetli yaratıcılığı ölçen bir ölçeğin Türkçeye geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmıştır. İkinci çalışma kapsamında pozitif ve negatif olmak üzere iki farklı duygudurum koşuluyla birlikte normal ve kötü niyetli olmak üzere iki farklı yaratıcılık kullanım türü incelenmiştir. Beklenildiği gibi negatif duygudurum ile birlikte yaratıcılık kullanım türü kötü niyetli olduğunda yaratıcılık artmaktadır. Öte yandan, pozitif duygudurum ve pozitif kullanım durumunda yaratıcılık en yüksek düzeydedir. Kullanım türü ile yaratıcılık arasında esneklik aracı rol oynamaktadır. Bu bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve literatürdeki kuramsal yorumlamalara yeni bakış açıları getirilmiştir.
Kültürel değerlerin, tutumların, sosyal çevrenin ve algılanan kontrolün olumlu sosyal davranışlarla ilişkisi
İnsanlar arasında sosyal bağların kurulmasına katkı sağlayan olumlu sosyal davranışlar, başkalarına fayda sağlamak amacıyla sergilenen davranışlar olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada olumlu sosyal davranışlar Planlanmış Davranış Teorisi (PDT) bağlamında ele alınmıştır. Çalışmada PDT'nin temel bileşenleri olan; davranışa yönelik tutumların, öznel normların, algılanan davranışsal kontrolün olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle ve davranışla olan ilişkileri incelenmiştir. Ayrıca PDT'nin temel bileşenleri dışında modele eklenen kişisel normların ve bireyci-toplulukçu kültürel değerlerin de olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle ve davranışla olan ilişkilerine bakılmıştır. Bu doğrultuda araştırmada olumlu sosyal davranışları değerlendirmek amacıyla kapsamlı bir ölçüm aracı geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçüm aracının geçerlik ve güvenirlik çalışmaları iki pilot çalışma ile test edilmiştir. Ana çalışmanın örnekleminde Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan ve yaşları 18 ile 56 arasında olan 1008 yetişkin katılımcı (739 Kadın, 269 Erkek) yer almıştır. Araştırmada olumlu sosyal davranışlara yönelik tutumları, öznel normları, kişisel normları, algılanan davranışsal kontrolü, davranışa yönelik niyeti ve davranışı değerlendirmek amacıyla mevcut araştırmada geliştirilen "Olumlu Sosyal Davranışları Değerlendirme Ölçeği" uygulanmıştır. Bireyci ve toplulukçu kültürel değerlerin belirlenmesinde ise "Bireycilik ve Toplulukçuluk Ölçeği (INDCOL)" kullanılmıştır. AMOS programı kullanılarak yapılan yol analizleri sonucunda; olumlu sosyal davranışlara yönelik tutumlar, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrol olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetleri açıklamada anlamlı bulunmuştur. Ayrıca PDT modeline eklenen kişisel normların olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetin ve davranışların güçlü bir belirleyicisi olduğu ve modelin tahmin yeteneğini önemli ölçüde arttırdığı görülmüştür. Son olarak yatay toplulukçu değerler hem olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle hem de olumlu sosyal davranışlarla pozitif yönlü ve anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, dikey toplulukçuluğun, olumlu sosyal davranışlara yönelik niyetle negatif yönlü; yatay bireyciliğin ise olumlu sosyal davranışlarla pozitif yönlü ve anlamlı olarak ilişkili çıkması bireycilik ve toplulukçuluk ayrımının ötesinde eşitliğin ve hiyerarşinin olumlu sosyal davranışlar üzerindeki önemini gözler önüne sermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Olumlu sosyal davranışlar, Planlanmış davranış teorisi, Bireyci ve toplulukçu kültürel değerler
Sürücülerde ölüm belirginliğinin algılanan risk üzerindeki etkisi: Duyguların aracı rolü
Dehşet Yönetimi Kuramı (DYK), bireylerin psikolojik savunma mekanizmalarını kullanarak ölümün yaratmış olduğu dehşeti yönettiklerini varsaymaktadır. Buna göre bireye ölümlü oldukları hatırlatıldığında psikolojik savunma mekanizmaları, bu dehşetin yaratmış olduğu olumsuz duyguların ortadan kaldırılmasına sağlamaktadır. Dehşetin yönetilmesindeki yapıların tehdit edilmesinin ise bireyin sadece bilişsel ve davranışsal eğilimlerini etkilediği iddia edilmektedir. Ancak son dönemde yapılan çalışmalar ölüm belirginliğinin sadece bilişsel ve davranışsal eğilimleri değil duygusal eğilimleri etkilediğini de göstermiştir. Bu kapsamda çalışmanın ilk amacı ölüm belirginliğinin duygusal deneyimlere olan etkilerini sınamaktır. Diğer taraftan kuramla ilgili trafik ve ulaşım psikolojisi içerisinde son dönemde yapılan çalışmaların sayısının giderek artığı ve ölüm belirginliğinin psikolojik yapı olarak da nitelendirilen algılanan riski etkilediği gösterilmiştir. Bu kapsamda çalışmanın ikinci amacı ölüm belirginliğinin algılanan riske olan etkilerini sınamaktır. Bununla birlikte duygusal deneyimlerin algılanan riski etkilediğini gösteren çalışmalarının sayısı da son dönemde artmaktadır. Çalışmanın üçüncü amacı ise ölüm belirginliğinin algılanan risk üzerindeki etkisinde duygusal deneyimlerin aracılık etkisi rollerini sınamaktır. Böylece DYK temelinde duygulanım-algılanan risk bağlantısının dinamiklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda iki aşamada tamamlanan bu araştırmada, ilk aşamada (Deney 1) deney ve kontrol olmak üzere 2 farklı koşula ilişkin verilerin değerlendirilmesi için bağımsız örneklem t- test ve çoklu aracılık analizleri; ikinci aşamada (Deney 2) 3 farklı koşula (nötr, trafikle ilgili olmayan ölüm belirginliği ve trafikle ilgili ölüm belirginliği koşulları) ilişkin verilerin değerlendirilmesi için tek yönlü MANOVA ve kukla kodlama prosedüründen yararlanarak çok kategorili bağımsız değişkenlerle aracılık analizleri yapılmıştır. Ayrıca her iki aşamada da son test eşleştirilmiş kontrol gruplu seçkisiz desenden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular ölüm belirginliğinin algılanan riski, duygusal eğilimleri etkilediğini ve ölüm belirginliğinin algılanan risk üzerindeki etkisinde duygusal deneyimlerin aracılık rolünün anlamlı olduğunu göstermektedir. Çalışmada son olarak bu bulguların olası nedenleri, mevcut çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek çalışmalar için öneriler tartışılmıştır.
Kaynak tehdidi, duygudurum, sosyal sorumluluk ve sosyal adalet normunun hayırsever davranış üzerindeki etkisi
Olumlu sosyal davranışlardan olan hayırsever davranışlar, Sosyal Psikoloji literatüründe önemli bir konudur. Önceki çalışmalar incelendiğinde hayırsever davranışlar ile duygudurum ve sosyal normların ilişkisi konusunda araştırmalar olmasına rağmen kaynak tehdidi yaşanmasının hayırsever davranışlar üzerinde etkisi bilinmemektedir. Mevcut çalışmada; kaynak tehdidi, duygudurum ve sosyal normların hayırsever davranışlar üzerindeki doğrudan etkisi ve bu etkide değişkenlerin rolünün incelenmesi amacıyla üç deneysel çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın birinci deneyinde, duygudurumun ve kaynak tehdidinin hayırsever davranışlarda bulunma üzerindeki etkisi incelenmiştir ve kaynak tehdidi yaşamayanların daha fazla hayırsever davranışlarda bulunduğu ve bu etkide durumluk iyi olmanın ve bilişsel esnekliğin aracı, kişilerin mali durum algılarının düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Ayrıca; duygudurumu pozitif olan katılımcıların, daha fazla hayırsever davranışlarda bulunduğu ve bu etkide kişilerin belirsizliğe tahammülsüzlüklerinin düzenleyici rolü olduğu saptanmıştır. İkinci deneyde, sosyal adalet normunun hayırsever davranışta bulunma üzerinde etkileri incelenmiştir ve adaletli dağılım olduğunda hayırsever davranışların arttığı ve bu etkide, beklentinin ve sakin hissetmenin aracı rolü olduğu görülmüştür. Kaynak tehdidi ve hayırsever davranışlar arasındaki ilişkide kişilerin paraya verdikleri önemin de düzenleyici bir rolü olduğu saptanmıştır. Üçüncü deneyde, sosyal sorumluluk normunun hayırsever davranışta bulunma üzerinde etkileri incelenmiştir ve kaynak tehdidi yaşamayanların daha fazla hayırsever davranışta bulunduğu ve bu etkide bireylerin hayırsever davranışta bulunmalarından kaynaklı olumlu duygularının aracı olduğu saptanmıştır. Ayrıca sosyal sorumluluk hissedildiğinde hayırsever davranışların arttığı ve bu etkide kişilerin kendi mali durumlarına yönelik algılarının düzenleyici bir rolü olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Çalışmalardan elde edilen tüm sonuçlar, ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Çalışmanın sonuçları hayırsever davranışlar üzerinde, kaynak tehdidi, duygudurum ve sosyal normların etkisine yönelik literatürdeki boşluğa ışık tutmaktadır.
Metaverse kullanma niyetinin bazı psikososyal değişkenler açısından incelenmesi
Metaverse, birbirine bağlı bir dizi dijital evren olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada Metaverse kullanma niyeti Planlı Davranış Kuramı (PDK) ekseninde ele alınmıştır. Çalışmada PDK'nın temel bileşenleri açısından Metaverse'e yönelik tutum ve Metaverse kullanma niyeti incelenmiştir. Ayrıca Öz Belirleme Kuramı (ÖBK) çerçevesinde temel psikolojik ihtiyaçlar, Dehşet Yönetimi Kuramı (DYK) çerçevesinde kalıcı eser bırakma isteği, etkileşim kaygısı ve dijital bağımlılık gibi değişkenlerin Metaverse kullanma niyetiyle ilişkileri ele alınmıştır. Bu perspektifle çalışmada; Metaverse tutumları, Metaverse kullanma niyeti ve kalıcı eser bırakma isteği konusunda ölçüm araçları geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçüm araçlarına yönelik geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi, Türkiye'de farklı bölümlerde okuyan 18-45 yaş arası 324 üniversite öğrencisinden (240 kadın, 84 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada birbirleriyle ile ilişkilerini ölçmek üzere "Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği", "Metaverse Tutum Ölçeği", "Metaverse Kullanma Niyeti Ölçeği", "Kalıcı Eser Bırakma İsteği Ölçeği", "Etkileşim Kaygısı Ölçeği" ve "Dijital Bağımlılık Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda geliştirilen ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür. Ayrıca özerklik ve ilişki kurma ihtiyacı, Metaverse tutumları, etkileşim kaygısı ve dijital bağımlılık ile Metaverse kullanma niyeti arasında pozitif ilişkiler olduğu görülmüştür. Kalıcı eser bırakma isteği ile Metaverse arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ek olarak Metaverse tutumlarının Metaverse kullanma niyetini yordadığı görülmüştür.
Ölüm belirginliğinin, öz-yeterliğin, ilişkiselliğin ve özerkliğin COVID-19 pandemi sürecinde sağlık koruyucu düşünceler üzerine etkisi
Bu tez çalışmasının amacı COVID-19 Pandemesi ile birlikte daha fazla ihtiyaç duyulan sağlık koruyucu davranışların (SKD), Dehşet Yönetimi Kuramı (DYK) ve Öz Belirleme Kuramı (ÖBK) çerçevesinde etkilenip etkilenmediği test etmektir. Bu kapsamda öz-yeterliği, ilişkiselliği ve özerkliği bu iki kuram çerçevesinde inceleyen 3 çalışma yapılmıştır. Çalışma 1'de ölüm belirginliği ve öz-yeterlik değişkenleri 2x2'lik desen ile incelenmiştir. Bu çalışmada ölüm belirginliği grubu ile öz -yeterliğin yüksek olduğu gruptaki katılımcıların daha fazla sağlık koruyucu davranış üreteceği, iki değişkenin de ortak etki göstereceği beklenmiştir. Çalışma 2'de ise ölüm belirginliği ile ilişkisellik değişkenlerinin sağlık koruyucu davranış üzerinde etkisi olacağı, ölüm belirginliği grubu ile ilişkiselliğin yüksek olduğu grubun daha fazla sağlık koruyucu davranış üretecekleri ve iki değişen arasında ortak etki olması beklenmiş ve bu ilişki 2x2'lik desen ile incelenmiştir. Çalışma 3'de ise ölüm belirginliği ile özerklik değişkenlerinin sağlık koruyucu davranış üzerinde etkisi olacağı, ölüm belirginliği grubu ile özerkliğin yüksek olduğu grubun daha fazla sağlık koruyucu davranış üretecekleri ve iki değişen arasında ortak etki olması beklenmiş ve 2x2'lik desen ile incelenmiştir. Her üç çalışmada, insanların benlik saygılarının, belirsizliğe tahammüllerinin, duygularının ve anlık kaygı durumlarının sağlık koruyucu davranış üzerindeki etkiside ölçülmeye çalışılmıştır. COVID-19 pandemiye yakın tarihli olan Çalışma 1'de ölüm belirginliği manipülasyonunun çalışmadığı, ancak Çalışma 2 ve Çalışma 3'te literatürle uyumlu şekilde ölüm belirginliği manipülasyonun çalıştığı ve koşul için katılımcıların daha fazla sağlık koruyucu düşünceler ürettiği bulunmuştur. ÖBK'nin öz-yeterlik, ilişkisellik ve özerklik bileşenleri açısından her üç çalışmada da sağlık koruyucu düşünce açısından bir fark bulunamamıştır. Bu bulgular sonuç kısmında tartışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Dehşet Yönetimi Kuramı, Öz Belirleme Kuramı, Öz-yeterlik, İlişkisellik, Özerklik, Sağlık Koruyucu Davranış, Covid-19
Psikolojik dışlanmanın intikam ve affetme üzerindeki etkisinin öz belirleme kuramı çerçevesinden incelenmesi
Psikolojik dışlanma, kısa ve uzun vadeli etkileri açısından önemli bir konudur. Bireyler, dışlanmanın tehdit ettiği ihtiyaçlarının sonucunda olumlu ya da olumsuz davranışlara yönelebilmektedir. Dışlanma literatürü oldukça kapsamlı olmakla birlikte psikolojik dışlanmanın sonucunda ortaya çıkan tepkilerle ilgili net sonuçlar bulunmamaktadır. Bu nedenle mevcut çalışmada dışlanma ile öz belirlemede belirtilen ihtiyaçların her birinin hem intikam hem de affetme üzerindeki etkisi test edilmiştir. Yapılan üç deney ile bu etkiler test edilirken duyguların aracı rolü ile reddedilme duyarlılığı ve bilişsel esnekliğin düzenleyici rolü incelenmiştir. Analizler için IBM SPSS Statistics 24 programı kullanılmıştır. Aracı ve düzenleyici analizler için PROCESS macro v4.0 eklentisi kullanılmıştır. Birinci deneyde, dışlanma ve bir görev sonucunda verilen yeterlik geribildiriminin intikam ve affetme üzerindeki etkisi incelenmiştir. Dışlanma ve yeterlik geribildiriminin temel ve etkileşim etkisi anlamlı olmamakla birlikte, yeterlik geribildirimi ile affetme arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin düzenleyici rolü anlamlı bulunmuştur. İkinci deneyde, dışlanma ve sosyal desteğin affetme üzerindeki etkileşim etkisi anlamlı bulunmuştur. Dışlanan ve sosyal destekleri olmayan katılımcılar en düşük affetme düzeyini göstermişlerdir. Öfke ve sakinlik duygularının anlamlı etkisi sosyal destek ve intikam arasındaki ilişkide ortaya çıkmıştır. Katılımcılar sosyal destek algıladıklarında öfkelerinin azalması ve sakinliklerinin artmasıyla intikam düzeyi azalmaktadır. Üçüncü deneyde, dışlanma ve özerkliğin intikam üzerindeki etkileşim etkisi anlamlı bulunmuştur. Dışlanan ve özerk olmayan katılımcılar en yüksek intikam düzeyini göstermişlerdir. Özerkliğin intikam ile ilişkisinde mutluluğun aracı etkisi anlamlı olup, özerk olanların sakinliklerinin artmasıyla intikam düzeyi azalmaktadır. Elde edilen bulgular ilgili kuram ve çalışmalar temelinde tartışılmaktadır.
Sosyal kimliğin ve nezaketsiz davranışın schadenfreude üzerindeki etkisinde bilişlerin ve duyguların rolü
Nezaketsiz davranış örgüt psikolojisi alanında sık çalışılan konulardan olmasına rağmen sosyal psikoloji alanında yeterince ilgi görmemiştir. Bu çalışma nezaketsiz davranışı sosyal psikoloji alan yazınına kazandırdığı; nezaketsizliği Sosyal kimlik kuramı teorik çatısı altında incelediği ve nezaketsiz davranışın ile sonucu arasındaki ilişkide rol oynayan aracı mekanizmaları açıkladığı için önemlidir. Schadenfreude norm ihlallerine duyarlı sosyal bir duygu olduğu için çalışmanın bağımlı değişkeni olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı nezaketsiz davranışın ve sosyal kimliğin schadenfreude üzerindeki temel etkisinin ve bu etkide aracı bilişsel ve duygusal mekanizmaların incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda bir pilot çalışma ve 3 esas çalışma gerçekleştirilmiştir. Pilot çalışmada kullanılması planlanan nezaketsiz davranış manipülasyonunun ve schadenfreude ölçüm araçlarının güvenilirlikleri sınanmıştır. Ölçme araçlarının uygun olduğu görülmüş ve esas çalışmalara geçilmiştir. Birinci çalışmada sosyal kimlik koşulları (dış-grup var, dış-grup yok) şeklinde oluşturulmuştur. Birinci çalışmada nezaketsiz davranış schadenfreude ilişkisinde olumsuz duyguların aracı rolünün; hak etme algısının ise düzenleyici rolünün olduğu bulunmuştur. İkinci çalışmada ise sosyal kimlik koşulları (iç-grup, dış-grup) şeklinde oluşturulmuş ve manipülasyon kontrolü eklenerek çalışma tekrarlanmıştır. Nezaketsiz davranışın ve sosyal kimliğin schadenfreude üzerinde ortak etkisi olduğu bulunmuştur. Bu durum nezaketsiz davranışa maruz kalanların kendilerini grubun dışından biri olarak görmeleriyle açıklanmış, bu açıklama sonraki çalışmada test edilmiştir. Üçüncü çalışmada ise tüm manipülasyonlar ve ölçme araçları ikinci çalışma ile aynı kalmış sadece katılımcıların kendilerini ne kadar grubun içinde algıladıklarının ölçümü eklenmiştir. Algılanan grup üyeliği statüsünün bu ilişkide aracı rolü bulunmuştur. Sonuç olarak nezaketsiz davranışın kaynağı iç-grup üyesi olduğunda, dış-grup üyesi olduğu koşula kıyasla daha fazla schadenfreude hissedilmiş ve bu durum iç-grup üyesinden gelen nezaketsizlik sonrası bireylerin kendilerini grubun dışından biri olarak kategorilendirmeleri ile açıklanmıştır.
Bilişsel esneklik ile mutluluk ilişkisinin incelenmesi: Zaman yönetimi ve umudun sıralı aracı rolü
Bilişsel esneklik ile mutluluk arasında ilişkiler son zamanlarda incelenmesine rağmen, bu iki değişken arasında yer alan aracı değişkenlerin rolü henüz bilinmemektedir. Ülkemizde yapılan araştırmalarda bilişsel esneklik bazen aracı bazen de sonuç değişken olarak ele alınmaktadır. Bu araştırmanın gerçekleştirilme amacı bilişsel esneklik ile mutluluk arasındaki ilişkide zaman yönetimi ve umudun aracı rolünün belirlenmesidir. Bu sebeple "Bilişsel Esneklik Envanteri", "Sürekli Umut Ölçeği", "Boş Zaman Yönetimi Ölçeği" ve "Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu" kullanılarak bu etki araştırılmıştır. Üniversite öğrencilerini kapsayan örneklemde iki farklı eğitim-öğretim yılında üç araştırma gerçekleştirilmiştir. Verilerin çevrimiçi toplandığı pilot çalışmada 100, yüz-yüze toplandığı esas çalışmada 334 kişi ve yüz-yüze toplandığı deneysel çalışmada 108 kişi olmak üzere araştırmaya toplam 542 kişi katılmıştır. Toplanan veriler SPSS 22.0 ve Jamovi programları vasıtasıyla analiz edilmiştir. Veri analizi aşamasında ilk olarak ölçeklerin güvenirliği test edilmiş ve değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla korelasyon analizleri yapılmıştır. Modelin açıklanması ve aracı değişkenlerin rolünün belirlenmesi için Hayes PROCESS Macro 6 kullanılmıştır. 2x2 faktöryel tasarımda olan deneysel çalışma ise ANOVA yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre bilişsel esneklik ile mutluluk ilişkisinde zaman yönetiminin ve umudun sıralı aracılık rolü bulunmuştur. Bu bulguların yanı sıra araştırmanın bağımlı değişkeni olan mutluluğun cinsiyet ve yaş değişkenlerine göre farklılaşmadığı bulunmuştur. İlk deneysel çalışmanın sonucuna göre esnekliğin düşünce üretimi, zaman yönetimi, umut ve mutluluğu negatif yönde etkilediği bulunmuştur. İkinci deneysel çalışmada ise esnekliğin katılımcıların zaman yönetimi, umut ve mutluluk düzeylerini anlamlı düzeyde etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın bulguları literatür ışığında tartışılmıştır.
Duygudurum ve cinsiyet benzerliğinin affedicilik üzerindeki etkisi
Bu araştırma duygudurum ve cinsiyet benzerliğinin affetme üzerindeki etkisini incelemektedir. Literatür taramaları sonucunda, pozitif duygudurumundaki bireylerin negatif duygudurumdaki bireylere kıyasla nezaketsiz davranış karşısında daha affedici olacakları ve bireylerin hemcinslerine karşı cinslerine kıyasla nezaketsiz davranış karşısında daha affedici olacakları öngörülmüştür. Bu amaçla yöntemsel farklılıklar içeren 3 ayrı çalışma yapılmıştır. Üç çalışmada da katılımcılar Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir üniversite öğrencilerinden kolay örnekleme yolu ile seçilmiş 4 ayrı koşula seçkisiz olarak atanmıştır. 172 katılımcı ile gerçekleştirilen ilk çalışmanın bulguları hipotezlerle ters düşmekte; duygudurumun affetme üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını, cinsiyet benzerliğinin affetme üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını göstermektedir. İkinci çalışmada ilk çalışmada tespit edilen sınırlılıklar kaldırılmış ve çalışma tekrarlanmıştır. İkinci çalışma 380 katılımcıya uygulanmış birinci çalışma ile aynı bulgulara ulaşılmıştır. Üçüncü çalışmada ikinci çalışmada tespit edilen sınırlılıklar ortadan kaldırılarak 70 kişiye uygulanmıştır. Üçüncü çalışmanın bulguları duygudurumun cinsiyet benzerliği üzerinde anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Pozitif duygudurumda olan katılımcıların affetme puanları (Ort= 5.26) negatif duygudurumda olan katılımcıların affetme puanlarına (Ort=3.65) kıyasla daha yüksektir. Üçüncü çalışmanın bulguları ilk iki çalışmaya paralel olarak cinsiyet benzerliğinin affetme üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını göstermektedir. Son olarak, bulgular literatüreki kuram ve çalışmalar ile tartışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Affetme, Pozitif Duygudurum, Negatif Duygudurum, Cinsiyet Benzerliği.
Adalet algısının sosyal kimlik üzerindeki etkisi: Duyguların aracı rolü
Bu araştırma, adalet algısının sosyal kimlik üzerindeki etkisini sosyal kimlik kuramı çerçevesinde incelemekte ve bu etkileşimde duyguların aracı rolünü sorgulamaktadır. Üç ayrı deneysel çalışmadan oluşan araştırmada, katılımcılar rastgele olarak adil, adaletsiz ve kontrol koşullarına atanmış; her koşulda adalet içeriği farklılaştırılmış senaryolarla manipülasyon uygulanmıştır. Ardından katılımcıların adalet algıları, duygusal tepkileri, ödül paylaşım tercihleri ve sosyal kimlik düzeyleri ölçülmüştür. Araştırma hipotezlerini test etmek amacıyla varyans, regresyon ve aracılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Birinci çalışmada (n = 149), analizler sonucunda adalet manipülasyonunun adalet algısı ve duygular üzerinde anlamlı etkiler yarattığı bulunmuştur. Özellikle adaletsiz koşula maruz kalan bireylerde adalet algısının belirgin şekilde düştüğü ve olumsuz duyguların (ör. öfke, üzüntü) arttığı görülmüştür. Ancak, adalet algısının sosyal kimlik üzerindeki etkisine dair anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Bu bulgu üzerine gerçekleştirilen ikinci çalışmada (n = 56), adaletsiz koşuldaki katılımcıların "ödülün tamamını kendim alırım" tercihinde daha fazla bulundukları gözlenmiş; ancak koşullar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Sosyal kimlik üzerindeki etki bu çalışmada da anlamlı bulunmamıştır. Son olarak, üçüncü çalışmada (n = 93), ödül dağıtım tercihleri adalet koşullarına göre anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Bu bulgu, adalet manipülasyonlarının sosyal kimlik üzerinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca adalet algısı puanları, ait hissetme ve gruba verilen önem puanları ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, adalet algısının sosyal kimlik üzerindeki etkisinde, öfke duygusunun kendi grubuna yönelik ödül dağıtımında kısmi aracılık rolü üstlendiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda sonuçlar tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları ele alınmış ve gelecekte yapılacak çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Görsel sanatsal uyarıcıların belirli özellikler açısından bilişsel esneklik üzerindeki etkisi
Sanat ve estetik, psikolojide son birkaç on yıla kadar deneysel anlamda ihmal edilmiştir. Sanatın ve çeşitli özelliklerinin bazı bilişsel kazanımlara yol açtığı düşünülse de, bu beklenti deneysel olarak çok az incelenmiştir. Önceki çalışmalar genellikle sanat beğenisi üzerinde durmaktadır. Sanatın ve çeşitli özelliklerinin performansa olan etkileri, daha özelde ise bilişsel esneklik üzerindeki etkisi araştırılmamış bir konudur. Bu konuya açıklık getirmek için dört adet deney yapılmıştır. Bu deneylerden önce bir pilot çalışma ile sunulacak olan uyarıcıların uygunluğu test edilmiştir. Çalışmanın ilk deneyinde farklı sanat akımlarından (temsili, dışavurumcu ve soyut sanat) hoş ve nahoş örnekler sunulmuştur. Bu eserleri inceleyen farklı koşullardaki katılımcılardan daha sonra beyin fırtınası oturumunda üniversiteyi geliştirmeyle ilgili bir beyin fırtınası yapmaları istenmiştir. I. Deneyin sonuçları, koşullar arasında esneklik bağlamında anlamlı farklılıklar olmadığını göstermiştir. Daha sonra yapılan ikinci deneyde yalnızca temsili sanatın hoş ve nahoş örnekleri sunulmuştur. Resimleri görmeden önce katılımcılara resme estetik, pragmatik veya kontrol koşullarına göre farklı yaklaşım talimatları verilmiştir. Beyin fırtınasındaki esneklik puanları karşılaştırıldığında, estetik yaklaşımın kontrol koşuluna göre esnekliği daha fazla artırdığı bulunmuştur. Çalışmanın üçüncü deneyinde ise yine aynı resimler kullanılmış olup hoş ve nahoş koşullarda sunum yapılmıştır. Katılımcılara resimlerden önce ressam, müze ve maddi bilgi değişimlenerek yüksek-değer ve düşük- değer bilgilendirmeleri yapılmıştır. Beklentilerin aksine, düşük-değer koşulundaki katılımcılar esneklik açısından daha başarılı bir performans göstermiştir. Araştırmanın dördüncü deneyinde ise üçüncü deneydekine benzer bir şekilde değer bilgisi incelenmiştir. Bu deneyde ise değer bilgisi akranların resimleri beğenip beğenmeme ortalamaları üzerinden yapılmıştır. Yüksek-değer koşulu bu deneyde esneklik açısından anlamlı derecede daha iyi bir performans göstermiştir. Çalışmanın sonuçları güncel kuramlar ışığında tartışılmıştır. Ayrıca, bu çalışmanın hem sonraki çalışmalar için hem de uygulamaya yönelik bazı doğurguları bulunmaktadır.
Mizah tarzlarının ve çeşitli kişilik özelliklerinin yaratıcılığa etkisi
Mizah ve yaratıcılık arasındaki ilişki literatürde genellikle dolaylı bir ilişki olarak geçmektedir. Doğrudan mizahi öğelere maruz kalmanın yaratıcılığa ne gibi etkileri olduğu ise çok az incelenmiş bir konudur. Önceki çalışmalar genellikle kuramsal temellerde kalmış olup, mizah üretiminde yaratıcılığın etkisi üzerine yoğunlaşmıştır. Ayrıca mizahın ve yaratıcılığın bireysel farklılıklara göre değiştiği de pek çok çalışmada rapor edilmiştir. Mevcut çalışmada mizahın yaratıcılığa doğrudan etkisi ve bu etkide kişilik özelliklerinin rolünü incelemek amacıyla iki deney yapılmıştır. Çalışmanın birinci deneyinde çeşitli mizah tarzlarına (kendini yıkıcı mizah ve kendini geliştirici mizah) ait görseller katılımcılara sunulmuştur. Bu görselleri inceleyen farklı koşullardaki katılımcılardan daha sonra yaratıcılık görevinde bir su bardağını kaç farklı şekilde kullanabileceklerine ilişkin düşünceler üretmeleri istenmiştir. Deney sonucunda karikatürlere maruz kalmanın kontrol grubuna göre yaratıcılığı artırdığı ortaya koyulmuştur. Ayrıca deneyime açıklığın ve dışadönüklüğün, mizah tarzlarının yaratıcılığa etkisinde düzenleyici rolleri tespit edilmiştir. Kişilik özellikleriyle ilişkili olmayan mizah tarzlarının, ilgili kişilik özelliğinin yaratıcılık üzerindeki etkisini güçlendirdiği bulunmuştur. İkinci deneyde mizah tarzları ile dışadönüklük özelliği de manipüle edilmiştir. Birinci deneydekine benzer yöntemlerin uygulandığı bu deneyde birinci deneydeki bulgular tekrar edilmiştir. Ayrıca, içedönük bireylerde dışadönüklükle ilişkili karikatürlerin yaratıcılığı artırdığı bulunurken, dışadönük bireylerde bu karikatürlerin yaratıcılığı azalttığı bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları mizah ile yaratıcılık arasındaki ilişkinin literatürdeki boşluğuna ışık tutmaktadır. Bunun yanında mizah tarzlarının manipülasyonuyla ilgili sınırlı çalışmalardan biridir. Ayrıca sonraki çalışmalar için uygulamaya yönelik bazı doğurgular taşımaktadır.
Narsisizmle yaratıcı düşünce arasındaki ilişkinin incelenmesi
Alan yazında bazı araştırmacılara göre çağa adını veren Narsisizm (Twenge ve Campbell, 2015) ile yaratıcı düşünce arasındaki ilişkinin araştırıldığı çalışma sayısı çok azdır (Masterson, 2010, Goncalo, Flynn ve Kim, 2010 ). Ayrıca, narsisizm ile yaratıcılık arasında hangi bilişsel veya motivasyonel mekanizmanın rol oynadığı da bilinmemektedir. Bu tezde narsisizmin yaratıcılıkla ilişkisi korelatif ve deneysel araştırmayla incelenmiştir. Korelatif yöntemle yapılan birinci araştırmada narsisizm puanları ile çay bardağının değişik kullanım sayısı arasında ilişki incelenmiştir. Veriler Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nden toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Narsistik Kişilik Envanteri" ve "Obje Kullanım Testi" kullanılmıştır. Değişik üniversitelerde okuyan 264 üniversite öğrencisinin katıldığı araştırmada narsisizm ile özgün, esnek ve derin düşünce sayıları arasında pozitif yönde ancak zayıf ilişkiler bulunmuştur. Esneklik ve derin düşünce narsisizm ile özgün düşünce(yaratıcılık) arasında tam bir aracı rol oynamaktadır. Buna ek olarak narsisizmin alt boyutu olan kendine yeterliğin esneklik aracılığı ile yaratıcılığı artırdığı bulunmuştur. Deneysel yöntem kullanılan II. Araştırmada narsisizm manipüle edilmiştir. Bu araştırmada narsisizmin belirgin olduğu koşulda katılımcılar, literatürden alınan narsisizm betimlemelerini okumuşlar ve kendilerini bu kişinin yerinde varsaymışlardır. Ardından betimlemeye ilişkin kendi duygu ve düşüncelerini yazmaları istenmiştir. Bu görevin ardından ise narsisizmle ilgili sıfat listesini okumaları ve sözcüklerden çağrışım yapmaları istenmiştir. Kontrol koşulunda katılımcılar ise normal bir insana ilişkin betimlemenin olduğu bir metni okuduktan sonra, normal bir bireye ilişkin sıfatlardan çağrışım yapmışlardır. Bu manipülasyondan sonra katılımcıların kendini değerli bulma, beğenilme ve ilgi olma algı ölçülmüştür. Daha sonra 5 dakikalık sürede çay tabağının değişik kullanımlarını üretmişlerdir. Narsisizm koşulunda olan katılımcılar, kontrol koşuluna göre daha fazla sayıda özgün ve esnek düşünceler üretmişlerdir. Ayrıca esneklik bu değişkenler arasındaki ilişkiye tam aracılık etmiştir. Bu manipülasyonlar kendini değerli bulma, beğenilme ve ilgi olma algısını da değiştirmiştir. Öte yandan, bu manipülasyonların duyguları etkilediğine ilişkin bulgu ortaya çıkmamıştır. Literatürde ilk kez ortaya çıkan bu bulgular ilgili kuramların ışığı altında tartışılmış ve bu sonuçların eğitimde, örgütlerde ve terapi ortamlarında doğurguları tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Narsisizm, Yaratıcılık, Yaratıcı Düşünce
Kendini sansürleyici görev türünün ve etkileşim çiftlerinin beyin fırtınasında yaratıcılığa etkisi
Günlük yaşamda endüstri, eğitim, reklam ve sağlık gibi pek çok alanda yeni programların ve ürünlerin geliştirilmesinde yaratıcı düşüncelere ihtiyaç duyulmaktadır. Beyin fırtınası tekniği temelde kişilerde ve gruplarda yaratıcılığı arttırmayı hedeflemektedir. Bu teknik eleştiri olmadan akla gelen çok sayıda düşünceyi üretme ve bu düşünceleri birleştirmeye dayanmaktadır. Beyin fırtınasında özgün düşünce üretimini veya yaratıcılığı olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik birçok çalışma bulunmaktadır. Beyin fırtınasında yaratıcılığı olumsuz etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır. Kendini sansürleme ve etkileşim kaygısı da bunlar arasındadır. Bununla birlikte bu iki faktör geçmişte ayrı olarak incelenmemiş ve etkileşim kaygısının temelinde kendini sansürleme olduğu iddia edilmiştir. Ayrıca bu iki faktörün yaratıcılığı hangi yolla etkilediği bilinmemektedir. Bu sorunları aydınlatmak için düzenlenen araştırmada kendini sansürleme ve etkileşim kaygısının yaratıcı düşünce üretimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırma iki deneyden oluşmaktadır. İlk deneyde, kendini sansürleme isteği beyin fırtınası problemi manipüle edilerek değerlendirilmiştir. Beyin fırtınası problemleri: kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddeti önlemek, aile üyeleri arasındaki iletişimi arttırmak ve eşlerin daha mutlu ve uyumlu olması olarak belirlenmiştir. Katılımcılar seçkisiz bir şekilde eşleştirilmiş ve partnerleriyle birlikte kendilerine verilen beyin fırtınası problemi hakkında düşünce üretmişlerdir. Etkileşim kaygısını manipüle etmek amacıyla iki kişilik gruplar oluşturulmuş (kız-erkek, erkekerkek) ve katılımcıların düşüncelerini partneriyle paylaşması istenmiştir. Bu çalışmada problem türünün (sansürlemenin) özgün, esnek ve derin düşünce üzerindeki etkisi anlamlıdır. Şiddet koşulundaki katılımcılar, diğer koşuldaki katılımcılara oranla daha az düşünce üretmiştir. Bununla birlikte yaratıcılık ile sansürleme arasındaki ilişkiye esneklik ve derin düşünme aracılık etmektedir. Etkileşim kaygısının özgün, esnek ve derin düşünme üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Benzer bir yöntemle hazırlanan ikinci deneyde, ilk deneyde yer alan eşler arasındaki uyum konusu araştırmaya dahil edilmemiştir. Ayrıca etkileşim kaygısı değişkenine kız-kız grubu eklenmiştir. Sonuçlar ilk deney ile tutarlıdır. Buna göre şiddet koşulundaki katılımcılar kendilerini anlamlı bir şekilde daha fazla sansürlemiş ve sonuçta daha az düşünce üretmiştir. Buna ek olarak, yaratıcılık ile sansürleme arasındaki ilişkiye esnek ve derin düşünmenin kısmi olarak aracılık ettiği görülmüştür. Öte yandan, grupların aynı ya da farklı cinsiyetlerden oluşması yaratıcılık üzerinde anlamlı bir değişime yol açmamıştır. Elde edilen bulgular, literatürde kendini sansürleme isteği ile ilgili açıklamalar ve düşünceleri yazılı ya da sözlü olarak ifade etmenin kaygı düzeyinde farklılığa yol açması ile açıklanmıştır.
Küçük gruplarda duygudurumun ve duygu bulaşmasının saldırganlığa etkileri
Gruplarda saldırganlık davranışı gerek bireysel gerekse toplumsal açıdan oldukça önemli bir konudur. Bununla birlikte literatür incelendiğinde grupların saldırganlıklarını inceleyen çok az sayıda deneysel araştırma olduğu görülmektedir. Her ne kadar yapılan çalışmalar grupların bireylerden daha saldırgan olduğunu gösterse de gruplarda saldırganlığa yönelik açıklamaların yetersiz kaldığı dikkat çekmektedir. Bu nedenle bu araştırmada iki kişiden oluşan küçük gruplarda saldırganlık konusunun araştırılması amaçlanmıştır ve bu amaç doğrultusunda iki deney yürütülmüştür. Yapılan deneylerde öfke duygudurumunu manipüle etmek amacıyla psikolojik dışlanma paradigması kullanılmıştır. Yapılan birinci deneyde, bireyler ve grupların saldırganlıkları karşılaştırılmıştır. Bunun için psikolojik dışlanmaya maruz kalan ve kalmayan birey ve gruplar saldırganlık ölçümü skorları açısından karşılaştırılmıştır. Yapılan birinci deneyin bulguları psikolojik dışlanmaya maruz kalan bireylerin kalmayanlara göre daha saldırgan davrandıklarını göstermektedir. Öte yandan, beklenenin aksine gruplar halinde ve bireysel olarak araştırmaya katılan katılımcılar arasında saldırganlık açısından bir fark olmadığı görülmüştür. Yapılan ikinci deneyde ise küçük grupların saldırganlığı farklı duygudurum kompozisyonları ve duygu bulaşması değişkenleri dahil edilerek incelenmiştir. İkinci deneyin bulguları ise katılımcılardan birinin öfkeli diğerinin ise nötr duyguduruma sahip olduğu koşuldaki katılımcıların saldırganlık skorlarının en yüksek saldırganlık skoru olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, duygu bulaşmasının küçük gruplarda saldırganlık üzerinde etkisinin olmadığı görülmektedir. Araştırmanın bulguları güncel literatür ışığında tartışılmıştır. Araştırmanın sonuçlarının sosyal, eğitim ve klinik gibi farklı alanlarda önemli doğurguları olduğu düşünülmektedir.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların bazı bilişsel süreçlerinin arttırılmasına yönelik eğitim programının etkililiği
Geçmiş yıllardan günümüze kadar farklı isimlerle anılmış olan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocukluk döneminde en sık karşılaşılan bozukluklardandır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite; dikkat, konsantrasyon, aşırı hareketlilik ve dürtüsel davranış sorunları ile ilişkilendirilmektedir. Bu tez çalışmasında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların dikkat ve bellek performanslarının arttırılmasına yönelik bir eğitim programı hazırlanmıştır. Araştırmanın temel amacı dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların dikkat, kısa süreli bellek ve çağrışımsal bellek performanslarının uygulanan eğitim programı ile arttırılmasıdır. Araştırmaya özel bir kliniğe başvuran 7-11 yaşları arasında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulmuş 24 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada ön-test- son-test deneysel desen kullanılmıştır. Katılımcılar ortak olarak alınan ilk ölçümün ardından dikkat, kısa süreli bellek ve çağrışımsal bellek gruplarına ayrılmış ve her gruba 3 hafta süren eğitimler verilmiştir. 3 haftanın sonunda son-test alınmıştır. Araştırmanın ikinci kısmında, katılımcılar farklı gruplara dahil edilmiş ve yine 3 hafta süren eğitim verildikten sonra son-test alınmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde dikkat, kısa süreli bellek ve çağrışımsal bellek eğitimi almış olmanın toplam performans açısından anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Buna ek olarak dikkat eğitimi alan grubun dikkat performansında, kısa süreli bellek eğitimi alan grubun kısa süreli bellek performansında ve çağrışımsal bellek eğitimi alan grubun çağrışımsal bellek performansında anlamlı farklılık olmamasına rağmen, ortalamaların daha yüksek olma eğiliminde olduğu görülmüştür. Dikkat, kısa süreli bellek ve çağrışımsal bellek eğitimi almış olmanın genel performans üzerine olumlu etkisi olmadığı görülmüştür. Buna ek olarak ortalamalar açısından bakıldığında dikkat eğitimi almanın dikkati, kısa süreli bellek eğitimi almanın kısa süreli belleği, çağrışımsal bellek eğitimi almanın çağrışımsal belleği arttırma eğiliminde olduğu görülmüştür. Literatür ile karşılaştırıldığında bu çalışma ile benzer sonuçlar olduğu gibi farklı sonuçların olduğu da dikkat çekmiştir. Anahtar kelimeler: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB), Dikkat, Kısa Süreli Bellek, Çağrışımsal Bellek
Uyarıcı ve sunum türünün beyin fırtınasında yaratıcılığa etkisi
Literatürde uyarıcı türlerinin bilişsel etkileri üzerine; çağrışımsal bellekte düşünce arama (Nijstad ve diğ., 2010), ikili kodlama (Paivio,1986,1991) ve bilişsel uyarılma (Paulus,2000) gibi bazı modeller bulunmasına rağmen bu modellerin verilen görsel uyaranların yaratıcılık üzerindeki etkisini açıklama da yetersiz kaldığı görülmektedir. Yapılan bu araştırmada katılımcılara Bolu ile ilgili bilgiler (göller, tarihi yerler ve yerleşim yerleri) görsel, yazılı ve hem görsel hem yazılı olmak üzere üç şekilde sunulmuştur ve katılımcılar Bolu'da turizmi geliştirmek için neler yapılabileceği ile ilgili 12 dakikalık beyin fırtınasına tabi tutulmuşlardır. Araştırmanın sonuçları resim ve yazının birlikte verildiği koşullarda yalnızca yazı ve yalnızca resim verilen koşullara göre katılımcıların daha fazla özgün düşünce ürettiklerini göstermektedir. Öte yandan resim koşulunda bulunanlar ile hem resim hem yazı koşulunda bulunanlar arasında anlamlı bir fark bulunamamaktadır. Verilen bilgi türlerinin de anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. İkinci araştırmada ise sunum türü sabit tutularak uyarıcı türünün etkisinin ne kadar geçerli olduğu bir kez daha incelenmiştir. Birinci araştırmadan farklı olarak ikinci araştırmada uyarıcı türleri hem resim hem yazı ve sadece yazı şeklinde ikiye düşürülmüştür. Ayrıca bu araştırmada uyarımların oturumun başlangıcında ve ortasında verilmesinin etkisi de incelenmiştir. Oturumun başında yer alan katılımcılar uyaranları 10 saniye aralıklarla inceledikten sonra beyin fırtınası yönergesini okumuş ve 12 dakikalık süre içerisinde düşüncelerini yazmışlardır. Oturumun ortasında yer alan katılımcılara ise uyaranlar 6. dakikanın sonunda verilmiştir. Katılımcılar uyaranları 10 saniye aralıklarla incelemişler ve sonrasında beyin fırtınasına tabi tutulmuştur. Araştırmanın sonuçları resim ve yazının birlikte verildiği koşullarda, sadece yazı verilen koşullara göre katılımcıların daha fazla sayıda özgün düşünce ürettiklerini göstermektedir. Buna ek olarak uyaranların oturumun ortasında verildiği katılımcılar, uyaranların oturumun başında verildiği katılımcılara göre daha fazla sayıda özgün düşünce üretmişlerdir. Bulgular ilgili literatürün ışığı altında tartışılmıştır.
Görsel uyaran çeşidi ve saysının beyin fırtınasında yaratıcılığa etkisi
Yeni bir şey veya ürün üretmek ile ilgili olan yaratıcılık, günümüzde çok önemli bir kavram haline gelmiştir. Yaratıcılıktan maximum seviyede yararlanma amacı ile birçok teknik geliştirilmiştir. Olabildiğince fazla orijinal düşünce üretmek ile ilgili olan yaratıcılığı artırmaya yönelik tekniklerinden biri de beyin fırtınası tekniğidir. Beyin fırtınasında düşünce üretimini artırmak için birçok farklı yöntem ve teknikten yararlanılmış olsa da görsel uyaranların etkisini ve altında yatan etmenleri açıklayan ve yorumlayan sınırlı sayıda araştırma yapılmıştır. Bu amaçla gerçekleştirilen çalışmada orijinal ya da sıradan olan görsel uyaranların çeşidi ve bu uyaranların sayısının beyin fırtınasında yaratıcılığa olan etkisi incelenmiştir. İlk çalışma 36 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. Katılımcılar orijinal-sıradan 2 ve 5 görsele maruz kalmışlardır. Orijinal olarak alınan görsellerin orijinal olarak algılanıp algılanmadığı, ilginçlik, yaratıcılık vb. ile ilgili sorulardan oluşan bir ölçekle ölçülmüştür ve katılımcılar görselleri orijinal olarak belirtmişlerdir. Ardından bir evin iç dekorasyonunun nasıl daha ilginç hale getirilebileceği ile ilgili düşünceler üretmişlerdir. Çok sayıda görsele maruz kalan katılımcılar daha fazla özgün düşünce üretmişlerdir. Ayrıca orijinal ve çok sayıda görsele maruz kalan katılımcılar daha fazla esnek düşünce üretmişlerdir. İkinci çalışma ise 47 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. İlk çalışmadan farklı olarak katılımcılar yine orijinal veya sıradan fakat, 1 ve 3 görsele maruz bırakılmışlardır. Bu çalışmada katılımcılar farklı bir konuda, parkları geliştirme konusunda beyin fırtınasına tabi tutulmuşlardır. Orijinal uyaranlara maruz kalan katılımcılar daha fazla özgün düşünce üretmişlerdir. Ayrıca çok uyaran koşulundakiler az uyaran koşulundakilere göre daha fazla özgün düşünce üretmişlerdir. Aynı zamanda orijinal ve çok sayıda uyaran koşulundaki katılımcılar daha fazla esnek düşünce üretmişlerdir. Ayrıca esneklik uyarıcı miktarı ile yaratıcılık arasında aracı bir değişken olarak rol oynamaktadır. Bu bulgular uyarıcının miktarında çeşitli uyaranların olmasının esnekliği tetiklediğine işaret etmektedir. Sonuç olarak her iki çalışma, uyaran miktarının fazlalığının ve orijinal olmasının daha fazla özgün ve esnek düşünce üretimine yol açtığını göstermektedir. Bu bulgular Bilişsel Uyarılma ve Çağrışımsal Bellekte Düşünce Arama (ÇBDA) Kuramları bağlamında açıklanmıştır.
Çağrışım ve renk türünün beyin fırtınasında slogan üretimine etkisi
Renklerin insanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığı bilim insanlarının ilgisini çekmektedir. Literatürde renklerin algı ve tüketim davranışları üzerinde etkisinin olduğuna dair araştırmalar son zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte; literatürde renklerin yaratıcılık üzerinde nasıl bir etki bıraktığı konusunda deneysel araştırma henüz bulunmamaktadır. Bu araştırmada renklerin beyin fırtınasında yaratıcılık üzerinde etkisi 3 farklı renk (kırmızı, mavi, beyaz) kullanarak incelenmiştir. Literatürde kırmızı rengin bilişsel performansı bozduğuna, mavi rengin yaratıcı davranışları artırdığına dair bulgular mevcuttur. Öte yandan; renklerin beyin fırtınasında yaratıcılık üzerinde etkisinin olup olmadığı ve varsa bu etkinin hangi mekanizmalarla ortaya çıktığı bilinmemektedir. Buna ek olarak; beyin fırtınasında çağrışım örnekleri vermenin etkisi konusunda çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırma hem rengin hem de çağrışım türünün (ilgili ve ilgisiz) etkisini birlikte inceleme açısından da özgün bir değere sahiptir. Bu araştırmada ilgili çağrışımların ilgisiz çağrışımlara göre yaratıcılığı daha fazla artıracağı beklenmektedir. Çünkü ilgili çağrışımların bellekte mevcut olan çağrışım ağlarını aktive etmesi beklenmektedir. Öte yandan; ilgisiz çağrışımlara maruz kalan katılımcılar verilen mevcut kavramlar arasında ilişki kurmakta engellenme yaşadıklarından dolayı, bu düşük performansları daha sonraki beyin fırtınasında yaratıcılığı olumsuz olarak etkileyecektir. Bununla birlikte verilen çağrışım sözcüklerinin çeşidi ilgisiz çağrışım koşulunda daha fazla olacağı için bu sözcükler bilişsel uyarılma ortaya çıkarabilirler. Bu açıdan ele alındığında ilgisiz çağrışım koşulundaki katılımcıların, az sayıda sözcüklerin olduğu ilgili çağrışım koşulundaki katılımcılara göre daha az yaratıcı olduğu beklenmektedir. Bu iki farklı hipotezin test edilmesi, bu araştırmanın ana amacıdır. Buna ek olarak; renklerin yaratıcılık üzerinde nasıl bir etkisinin olduğu da bu araştırmada incelenmektedir. Literatürdeki bulgular incelendiğinde kırmızı rengin yaratıcılığı azaltması beklenmektedir. Ayrıca; tüketim davranışları literatürüne göre mavi rengin soğuk renk olduğu için motivasyonu ve sonuç olarak performansı azaltması beklenmektedir. Literatürde yaratıcılık üzerine çeşitli çalışmalar yapılmasına rağmen renk ve çağrışımın bir arada incelendiği bir araştırma bulunmamaktadır. Söz konusu yaklaşımları analiz etmek amacıyla I. koşulda çağrışım türünün (ilgili ve ilgisiz çağrışım) ve II. koşulda renk türünün (kırmızı, mavi ve beyaz) beyin fırtınasında slogan üretimine etkileri incelenmiştir. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesi öğrencilerinden 73 katılımcıya 12 dakika süreyle bir beyin fırtınası etkinliği uygulanmış ve slogan üretmeleri istenmiştir. Araştırmanın bulguları, çağrışımsal olarak ilgili sözcüklerin olduğu düşünce treni etkinliğini inceleyen katılımcıların, ilgisiz sözcüklerin olduğu düşünce treni etkinliğini inceleyen katılımcılara göre daha fazla düşünce ürettiklerini göstermekle birlikte iki grup arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Öte yandan, beyaz kağıda maruz kalan katılımcıların, kırmızı ve mavi kağıda maruz kalan katılımcılara göre anlamlı şekilde daha fazla düşünce ürettikleri ortaya çıkmıştır. Bu bulgular çoğunlukla çağrışımsal bellek yaklaşımını desteklemektedir. Konuyla alakalı olarak değişkenler manipüle edilerek birkaç defa araştırma üniversite öğrencileri üzerinde yinelenmiş ancak; çağrışımın tek başına anlamlı bir sonuç yaratmadığı gözlenmiştir.