Theses supervised by Prof. Dr. İbrahim Canbolat
10 theses · Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty, İstanbul Beykent University
Ulusal güvenlikte ve dış politikada bir enstrüman olarak savunma sanayii: Türkiye örneği
Devletler, bir üst otoritenin olmadığı uluslararası sistemde varlıklarını korumak ve güçlü bir şekilde devam ettirmek için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. İçerisinde nüfus, doğal kaynaklar, fiziki altyapılar gibi birçok olguyu barındıran kapasitenin güvenlik sorunları karşısında en önemli enstrümanı ise askeri güçtür. Tarihsel süreçte insanın kas gücü, insanın kullandığı hayvan gücü gibi unsurların oluşturduğu askeri güç, yirminci yüzyılla beraber teknolojiyi merkeze alarak her geçen gün niceliğin yerini niteliğin aldığı bir dönüşüm süreci geçirmiştir. İnsanın karşısında teknolojinin olduğu bu dönüşüm 1945 yılında kullanılan atom bombaları ile sembolik olarak zirveye ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra askeri güç içerisinde insanın kas gücü her geçen gün önemini yitirirken, insanın beyin gücü teknolojiyi üretebilen ve kullanabilen unsur olarak önem kazanmaya devam etmiştir. Askeri gücün dönüşümünün yaşandığı bu zaman diliminde devletlerin güvenliklerini nasıl sağlayacağı üzerine çalışan neorealist teorisyenler arasında savunmacı ve saldırgan realizm ayrımı meydana gelmiştir. Bu ayrımın merkezinde ise "ne kadar güç yeterlidir?" sorusu bulunmaktadır. Silahlanmanın ne kadarının yeterli olduğu sorusu güvenlik ikilemi bağlamında değerlendirildiğinde büyük öneme sahiptir. Mevcut tartışmanın başladığı 1970'li yıllarda dünyada silah endüstrisine sahip devlet sayısının az olması, teknoloji üretme ve teknolojiye ulaşmanın günümüzdeki kadar kolay olmaması, devletlerin ne kadar silahlanması gerektiği noktasında silahın kaynağının göz ardı edilmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat Soğuk Savaş sonrasında teknolojiye ulaşımın ve kullanımının kolaylaşması ile neorealist teorisyenler arasında yapılan bu tartışma doğru soru etrafında ele alınmakla beraber, silahlanmanın kaynağını göz ardı ettiği için eksik kalmakta ve sadece elde bulunan askeri güç üzerinden tartışmanın yapılması durumunda yanlış sonuçlara götürebilmektedir. Gelişen savunma sanayinin güvenlik ve dış politikaya etkisi ise farklı katmanlarda ve birçok şekilde olmaktadır. Savunma sanayiinin bir devlete sağladığı ilk getiri, gerçek askeri kapasitesini göstermesi sebebiyle karar alıcıların güvenlik yanılsamasından çıkarak devletin kapasitesine uygun kararlar alabilmesinin temelini oluşturmasıdır. Muharebe esnasında dış alım yoluyla tedarik edilen askeri sistemlerin hedef alınması durumunda, yerine yenilerinin konulması bir yana idameye devam ettirilebileceği dahi şaibelidir. Bu nedenle savunma sanayii bir devlete muharebe ortamında hangi kapasitesinin sürdürülebilir olup olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Bu durumun dış politikaya yansıması iki boyutludur. Öncelikle kapasitenin doğru algılanması aynı zamanda dış politikada alınan risklerin de doğru hesaplanmasını beraberinde getirecektir. Öte yandan devletin askeri kapasitesinin kendi savunma sanayiine dayanması, doğru politikalarla birleştirildiğinde hasım devlet için dış tedariğe kıyasla hesaplanması zor bir girdi olarak caydırıcılığı arttıracaktır.
Bursa Devlet Hastanesi hemşirelerine yönelik hizmet içi eğitim, beklenti ve yükümlülüklerinin incelenmesi
Sağlık iş görenlerinin, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin hızına uygun olarak hizmetlerini etkin bir biçimde sürdürebilmeleri için hizmet içi eğitim etkinliklerinden yararlanmaları gerekmektedir. Bu doğrultuda hastane hemşirelerine uygulanan hizmet içi eğitim programlarının neleri kapsadığını ve onların nasıl bir hizmet içi eğitim istediklerini belirlemek ve bundan sonra yapılacak olan hizmet içi eğitim programlarının da yararlı olmasını sağlamak amacı ile bu çalışma yapılmıştır. Yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda kurumda uygulanan hizmet içi eğitim programının içeriği hakkında genel bilgi edinilmekte, eğitimi alan kişilerin yapılan eğitim hakkında düşüncelerine yer verilmekte ve nasıl bir eğitim istedikleri ortaya çıkarılmaktadır. Çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma örneklemini Bursa Devlet Hastanesi'nde görev yapan toplam 100 hemşire oluşturmaktadır. Ayrıca araştırmada 20 maddeden oluşan hizmet içi eğitim anketi kullanılmıştır. Kodlanan veriler Statistical PackagefortheSocialScience (SPSS) 20.0 for Windows paket programı kullanılarak analizedilmiştir. Araştırmanın sonucunda; hizmet içi eğitim programlarında çoğu birimlerde klinikle ilgili konulara ağırlık verilmesine rağmen hemşirelerin tüm konularla ilgili hizmet içi eğitim programları almak istedikleri görülmüştür. Hemşirelerin, hizmet içi eğitim programlarında sürekliliğinin sağlanmasını istedikleri görülmektedir.
Maslach Tükenmişlik Ölçeği açısından hemşirelerde tükenmişlik düzeyinin incelenmesi: Bursa Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi hemşireleri örneği
Günümüzde sağlık kurumlarının en önemli hedefi kaliteli hizmet sunarak hem hasta memnuniyetini hem de çalışan memnuniyetini sağlamaktır. Hemşirelerin tükenmişlik düzeyinin incelendiği bu çalışmada hem teorik hem uygulamalı çalışma yapılmıştır. Çalışmanın teorik kısmında tarihçi metot ve literatür taraması, uygulamalı kısmında ise anket tekniği kullanılmıştır. Sağlık kurumlarında tükenmişlik yaşanması sonucu bireysel ve kurumsal boyutta zararlar ortaya çıkmaktadır. Tükenmişlik yaşanmaması için uygun çalışma koşulları sağlanmalı, çalışanların memnuniyet düzeyleri ölçülmeli, yaptıkları işle ilgili ve çalışma sistemi ile ilgili görüşleri dikkate alınmalıdır. Tüm bunlar sağlandığında çalışan memnuniyeti sağlanacaktır. Çalışanların mutlu olduğu bir kurumda hasta memnuniyetinin de sağlanması ile birlikte kurumlar kaliteli hizmet sunma hedeflerine ulaşabilirler.
Hastanelerde malzeme alımı ve stok yönetiminin hastalıkların teşhis ve tedavi zorunluluğu ile kamu bütçesine getirdiği yükün bursa şevket yılmaz eğitim ve araştırma hastanesi örneğinde incelenmesi
Hastanede teşhis ve tedavi amaçlı çeşitli ilaçlar, serumlar ve malzemeler kullanılır. Hastalıkların tedavisinde kullanılan tıbbi sarf malzemeler hastane bütçesinde büyük bir yere sahiptir. Hastaneler tarafından yapılan yanlış talep planlamaları yüzünden depolarda gereksiz sarf malzemelerin birikmesine, stokların fazlasıyla atmasına sebep olmaktadır. Bu tıbbi sarfların birim fiyatlarından hesaplandığında hastane bütçesinde büyük bir gider bütçesi olmaktadır. Hastane yönetimi talep planlamalarını yaparken daha gerçekçi yapmalı ve taleplerin alınmasında kişilerin değil komisyonların kararlarıyla yapılmalıdır. Yanlış talepler gereksiz malzemenin depolarda stoklarda bulunmasına veya malzemenin bulunmamasına yol açmaktadır. Her iki durumda da hastaneye mali bir yük oluşturmaktadır. Kurumların az stokla çalışması sağlanmalı ve kritik stok miktarı devamlı takip edilmelidir. Malzeme giriş çıkışları kontrol altına alınmalı kayıp-kaçaklar önlenmeli ve hastane bilgi sistemleri titizlikle kullanılmalıdır. Doğru planlama, doğru alım yöntemi ve doğru stoklama yapıldığında kurumların sarf giderleri düşerek daha kaliteli hizmet sunumları olacaktır.
Medikal turizm destinasyon yönetimi kamu-özel karşılaştırması: Bursa İli destinasyonu
Teknoloji, iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmesiyle insanların var olan sağlıklarını korumak veya geliştirmek amacıyla bulunduğu ülke dışında başka bir ülkeden sağlık hizmeti alması alternatif turizm çeşidi olarak sağlık turizminin oluşmasına yol açmıştır. Cerrahi ve özel uzmanlık gerektiren uygulamaları kapsayan medikal turizm yüksek getirisi sebebiyle sağlık turizminin bir türü olarak hızla gelişmektedir. Gelişmekte olan ülkeler hızla gelişen medikal turizm pazarından daha fazla pay alabilmek için birbirleriyle yarış içerisine girmişlerdir. Ülkeler yabancı hastaların ilgisini çekebilmek amacıyla tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine ağırlık vermişler ve bir medikal turizm destinasyonuna dönüşme çabası içine girmişlerdir. Bu çalışmada medikal turizm pazarında Türkiye ve Bursa'nın yerinin belirlenmesi ve medikal turizm destinasyonu olarak ne durumda olduğu araştırılmıştır. Türkiye'nin medikal turizm potansiyeli hakkında bilgiler sunulmuştur. Uluslararası hasta döngüsü süreci ve bu süreçte yer alan medikal turizm paydaşları ve bu paydaşların yönetimi, kamu sektörünün medikal turizm sürecinde üstlendiği rol anlatılmaya çalışılmıştır. Özellikle Bursa'nın medikal turizm alanında SWOT analizi yapılmış medikal turizm destinasyonu olma konusunda mevcut potansiyeli ve bu potansiyelin etkin kullanımı ve geliştirilmesi için yapılan çalışmalar incelenmiştir. Türkiye'nin ve Bursa'nın medikal turizm destinasyonu olma konusunda yapması gerekenler konusunda bilgiler verilmiştir.
Sağlık Bakanlığı kamu hastanelerinde performansa dayalı ek ödeme sisteminin sağlık personelinin motivasyon ve hizmet kalitesine olan etkisinin Bursa örneğinde incelenmesi
Performansa dayalı ek ödeme Sağlık Bakanlığı'nca belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterler dikkate alınmak suretiyle, çalışan personele yönetmelikle belirlenen esaslar çerçevesinde dağıtılır. Bu sistemde sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, kaliteli ve verimli hizmet sunumunun teşvik edilmesinin sağlanması amaçlanır. Sağlık kurumunun döner sermaye gelirlerinden yapılacak olan ek ödemenin oran, usul ve esaslarının belirlendiği bir sistemdir. Araştırmanın amacı Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde uygulanmakta olan performansa dayalı ek ödeme sisteminin hastane hizmet kalitesine olan etkilerini çalışanların perspektifiyle ortaya koymaktır. Bu konuyla ilgili öncelikle literatür araştırması yapılarak; performans, performans değerlendirme, performans değerlendirme ücret ilişkisi, sağlık hizmetlerinde performans ölçümü, Sağlık Bakanlığı performansa dayalı ek ödeme sistemi, kalite kavramı ve sağlık hizmetlerinde kalite konuları incelenmiştir. Araştırmada örneklem seçilmeyip tüm evrene ulaşılması hedeflenmiştir. Tespit edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
Kamu hastaneleri birliği çerçevesinde kamu hastanelerinde verilen sağlık hizmetlerinin kamu yararı açısından incelenmesi Bursa ili örneği
İnsanlığın varoluşundan itibaren sağlık hizmeti zorunlu bir ihtiyaç olarak toplumsal yaşamda yer almıştır. Devlet yapılanmasının ana hizmet alanlarının başlarında sağlık hizmeti bulunmaktadır. Çünkü sağlık hizmeti hem bireysel hem de toplumsal bir ihtiyaçtır ve kamu yararının sağlanması ancak devlet eliyle olabilmektedir. Ülkemizde sağlık hizmeti; eğitim araştırma hastaneleri, dal hastaneleri, ağız ve diş sağlığı merkezleri, halk sağlığı kurumları, aile hekimlikleri, 112 acil sağlık hizmetleri gibi birbirinden farklı faaliyet alanlarına sahip birçok kuruluşun koordineli olarak çalışması ile sunulmaktadır. 02/11/2012 tarihinden itibaren sağlık hizmet sunumunda yeni bir yapılanma gerçekleştiren Sağlık Bakanlığı, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini ayrı yapılarda toplamıştır. Koruyucu Sağlık Hizmetlerini Halk Sağlığı Müdürlüğü, tedavi edici sağlık hizmetlerini de Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu bünyesinde birleştirmiştir. Sağlık hizmetlerinin hiyerarşisi, finansmanı, tasarrufları, vatandaşa olan yansıması, hizmet sunumunun yapısı, personelin nakli vb. konularda değişiklikler oluşmuştur. Bu değişikliklerin kamu yararı açısından değerlendirilmesi, bu uygulamaların ülkemize yararlarının ve zararlarının gözden geçirilmesi, yeni uygulamanın sağlık hizmet sunumunda görülen tabloya genel bir bakış bu tezin ana temasını oluşturmaktadır.
Almanya ve Polonya tarihsel ve güncel ilişkisi bağlamında Avrupa Birliği sisteminin denge ve denetim mekanizması ile meşruiyet sağlama yeteneğinin incelenmesi
Çalışmamızın temel araştırma konusu Avrupa Birliği'nin (AB) denge ve denetim sisteminin meşruiyet sağlama yeteneğinin analizidir. Avrupa Birliği birçok çalışmanın konusu olmuştur ancak sistemin "kendine özgülüğü" ve "denge-denetim mekanizması ile meşruiyet sağlama yeteneği, AB üyesi Almanya ve Polonya gibi iki ülkenin tarihsel ve güncel ilişkileri bağlamında ilk kez değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışmamız giriş ve sonuç bölümleri hariç, üç bölümden oluşmuştur. Giriş kısmında bizi bu incelemeye iten kalkış noktamızı belirterek, amaç ve kısıtlamalarımız çerçevesinde konumuzun çözümlenmesinde kullanılacak metot hakkında bilgi verilmiştir. Birbirinden ayrı olarak kurgulanmış ama çözümlememiz için aynı düzlemde birleştirilecek olan üç bölümün Birincisinde, "Avrupa Birliği'nin Kendine Özgülüğü" ve "Avrupa Birliği Sistemi" adı altında sunulan iki ana başlıkta "Nedir Bu Avrupa Birliği?" sorusunun cevabı araştırılmaya çalışılmıştır. Bunun ortaya koyulması için de, öncelikle Avrupa Birliği'nin kendine özgülüğü üzerinde durulmuştur. Birliğin uluslarüstü tek kurumsal yapı olması, üye ülkelerin ulusal çıkarlarının Birlik bünyesinde yeniden tanımlanması ve bu bağlamda ortak çıkar "iradesi" ile ulusal egemenliğin bir "üst otoriteye devri", çalışmamızın Avrupa Birliği tanımının temelini oluşturmaktadır. İkinci Bölümde, Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski'nin ifade ettiği "hegemonya" kavramının tarihsel, epistemolojik ve ontolojik temellerini, değişik tanım ve teorilerini incelemenin, çalışmamızın teorik temellerinin ve metodolojisinin anlamlandırılmasına katkı sağlayacağı düşünülerek, hegemonya kavramının analizi yapılmıştır. Üçüncü Bölümünde, Avrupa Birliği'nin denge-denetim mekanizması ile meşruiyet sağlama yeteneği, AB üyesi iki ülke olan Almanya ve Polonya'nın tarihsel ve güncel ilişkileri bağlamında değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu değerlendirme bize ortaya koyduğumuz Avrupa Birliği siyasal sisteminin, denge ve denetim mekanizması ile ortaya koyduğu entegrasyonun, tarihte ağır düşmanlıklar yaşamış iki ulus üzerindeki yansımalarını tespit etme fırsatı vermiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bilgi ve bulgular neticesinde, Avrupa Birliği'nin, mevcut kurum ve kuruluşlarıyla oluşturduğu denge ve denetim sistemi ve gelişim süreci tecrübelerinin oluşturduğu müktesebatı ile "meşruiyetini" büyük ölçüde sağladığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Almanya, Polonya, Hegemonya, Denge ve Denetim.
NATO'nun Afganistan'a müdahalesi çerçevesinde Türkiye – Afganistan ilişkilerinin incelenmesi (2001-2016)
Tarihte M.Ö.bininci yıldan 5. Yüzyıl'a kadar Aryana, 5.Yüzyıl'dan 19. Yüzyıl'a kadar Horasan ve 19. Yüzyıl'dan buyana Afganistan olarak bilinen coğrafya, sahip olduğu jeopolitik konumu sebebiyle tarih boyunca birçok devletlerin istilasına uğramıştır. Bunlardan biri de 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD başta olmak üzere NATO'nun Afganistan'a müdahalesidir. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD'ye dünyanın en büyük terör saldırılarından birisi yapılmıştır. ABD yönetimi, terör örgütüne mensup Usame Bin Ladin'i saldırılardan sorumlu tutarak Afganistan'daki Taliban yönetiminden Usame Bin Ladin'i teslim edilmesini talep etmiştir. Taliban yönetimi ret cevabı verince, ABD/NATO 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan'a "Sınırsız Özgürlük" adını verdiği hava taarruzunu başlatmıştır. Müdahalenin ardından Afganistan'da yeni yönetimin temelini atmak için Almanya'nın Bonn kentinde taraflar bir araya gelmişlerdir. Bonn anlaşması sonucu, Afganistan'ın bugünkü yönetiminin temeli atılmıştır. Çalışmada, NATO'nun Afganistan'a müdahalesi çerçevesinde Türkiye – Afganistan ilişkileri ele alınmıştır. Türkiye 2001 sonrası Afganistan'ın yeniden imarına ve istikrara kavuşmasına bölgesel imar ekipleri, ISAF komutasındaki askeri mevcudiyeti, Afgan polisinin eğitimi ve TİKA'nın proje/faaliyetleri vasıtasıyla destek vermektedir.
Devrim sonrası İran dış politikasının bölgesel güvenliğe yansıması
Bu çalışmanın konusunu İran İslam Devrimi'nin bölgesel güvenliğe yansımaları oluşturmaktadır. Bu çerçevede öncelikle Devrime giden süreç ile İran İslam Devrimi ele alınacaktır. Daha sonra güvenliğe yönelik farklı teorik yaklaşımlar analiz edilecek, güvenlik kavramının gelişimi, tanımı ve içeriği ele alınacaktır. Sonrasında Humeyni'nin düşünceleri ile oluşan İran Dış Politikasının bölgesel güvenliğe etkileri incelenecektir. Humeyni sonrası dönemde İran dış politika vizyonu analiz edilerek, meydana gelen değişim ve dönüşümler karşılaştırılacaktır. 1979 İran İslam Devrimi sonrası, İran dış politikasının bölgesel güvenliğe yansımaları, uluslararası aktörler dikkate alınarak değerlendirilecektir. Bu çalışma İran dış politikası ve bölgesel güvenlik arasındaki yansımaları açıklama amacı gütmektedir.