Theses supervised by Prof. Dr. İsmet Üzen

13 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi

DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin İran Cephesi'ndeki muharebelerinde aşiretlerin rolü (1916-1918)

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Harbi'nde, Kafkasya'daki Türkleri Rus esaretinden kurtarmak ve Afganistan üzerinden Hindistan'a ulaşıp oradaki Müslümanları ayaklandırmak düşüncesindeydi. Bunun için Osmanlı Devleti'nin İran'a hâkim olması gerekiyordu. Zikredilen amaçları gerçekleştirmek amacıyla İran Cephesi açılmıştı. Cephe açılırken yetkililer bölgede bulunan aşiretlerden olabildiğince yararlanmayı düşündü. Çalışmamızın temel amacı da bu planın uygulanması esnasında bölgedeki aşiretlerin rolünün ne kadar olduğunu belirlemektir. İlk etapta Türk-Alman kuvvetlerinden oluşan küçük müfrezeler oluşturularak bölgeye gönderildi. Gönderilen bu müfrezelerle bölgedeki aşiretlerin örgütlenip İngiliz ve Ruslara darbe vurulması amaçlandı. Bölgede birçok aşiretin olması ve bu aşiretlerin Türk, Alman, İngiliz ve Rus taraftarı olmaları bu amacı gerçekleştirmeyi zorlaştırdı. Türk yetkililer, Kutülamare zaferinden sonra İngilizlerin bir durgunluk dönemine girmelerinden dolayı 13. Kolordu'yu İran Cephesi'ne gönderdi. 13. Kolordu Ruslarla girdiği muharebelerde aşiretlerden de yararlanma yoluna gitti. Osmanlı Devleti, İran Cephesi'nde ilk etapta Ruslar ile mücadele etti fakat Rusya'da Bolşevik İhtilali'nin gerçekleşmesiyle Rus kuvvetleri İran'dan ayrıldı. 1918 yılında ise Türk kuvvetleri daha çok Ermeni-Nasturi ve İngiliz güçleriyle mücadeleye girişti. Bu mücadele esnasında Türk kuvvetleri İran aşiretlerinden olabildiğince yararlandı. İran aşiretlerinin büyük bir kısmı muharebelerde Türk kuvvetlerinin yanında yer aldı. İngilizlerin Dicle Cephesi'nde toparlanıp Bağdat'ı ele geçirmeleriyle Osmanlı Devleti açısından İran Cephesi çöktü.

Şahin Sert
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Abd istihbarat belgeleri ve kaynaklarında Türkiye'de sivil asker ilişkileri ve askeri müdahaleler (1944–1980)

Bu çalışma, 1944 - 1980 yılları arasında ABD istihbarat belgeleri ve kaynaklarında Türkiye'de ordu-siyaset ilişkileri ve askeri müdahaleler sorununa odaklanmaktadır. II.Dünya Savaşı sonrası çift kutuplu uluslararası sistemik yapıda batı bloğu tarafında yerini alan Türkiye, soğuk savaşın doğal muhatabı olarak dış politika zorunlulukları ve iç siyasasındaki kutuplaşmalarla yüz yüze kalmıştır. Bu dönemde sivil iktidarın yapıcıların Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri müdahaleleriyle devrilmesi hem Türkiye'de hem bölgede hem uluslararası sistemde kilit rol oynamıştır. Bu askeri müdahalelerde Türkiye'nin demokratik yapısı bozulmuş, askeri bürokrasinin siviller üzerinde vesayeti oluşmuştur. Türkiye'de vuku bulan askeri müdahalelerin ardında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olup, olmadığı ise siyasetçiler başta olmak üzere, akademisyen ve basın tarafından sıkça dillendirilmiş ve akademik çalışmalara konu olmuştur. Çalışmada birincil kaynak deşifre edilmiş ve erişime açık ABD istihbarat belgeleri ve Dışişleri Bakanlığı (FRUS) arşivi kullanılarak, 1945 – 1980 yılları arasındaki Türkiye'de sivil-asker ilişkileri sorununa darbeler üzerinden cevap aranmıştır. Kavramsal çerçevede, darbe, muhtıra ve devrim kavramları etimolojik düzlemde incelenmiştir. Kuramsal çerçevede sivil-asker ilişkileri kuramlarından faydalanılmış, Türkiye'de vuku bulmuş askeri müdahaleler kuramsal olarak açıklanmıştır. Çalışmada Alons'un "Kutuplaşma Analiz Metodu", Brecher'in "Dış Politika Analiz Metodu" ve CIA'in deşifre edilmiş belgelerinden "Darbe Metodolojisi" metodları kullanılmıştır. Çalışmanın temel sorusu; "Askeri müdahalelerde ordu-siyaset ilişkilerinin temel problemleri nelerdir?" ve hipotezi ise; "Mevcut Ordu-Siyaset İlişkileri Kuramları Türkiye Cumhuriyeti açısından oryantalist bakış açısına sahiptir veya Türkiye Cumhuriyeti'nin Jeopolitik konumu ve stratejik kültürü sebebiyle kendine has Ordu/Siyaset ilişkileri kuramı/kuramları gereklidir" olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Darbe, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, Ordu- Siyaset İlişkileri

Türk siyasi tarihiTürkiye Cumhuriyeti tarihi dersi
Halil İbrahim Albayrak
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

12.ve 13.dönem Yozgat milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri(1961-1969)

Bu çalışmada 12. ve 13. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görev alan milletvekillerinin biyografisi ve meclis çatısı altındaki çalışmaları konu edinmektedir. Bu aşamada milletvekillerinin sundukları kanun teklifleri, bağlı bulundukları komisyonlar, aktif oldukları diğer konulardan bahsedilmiştir. Çalışma konusu bahsi geçen dönem itibariyle daha önce çalışılmamış olması sebebiyle önem arz etmektedir. Ek olarak 12. ve 13. dönem Yozgat milletvekileri ve siyasi faaliyetleri konusu ile özgünlüğünü ve farkındalığını korumaktadır. TBMM çatısındaki faaliyetleri gerekli belgeler ve kaynaklar doğrultusunda ele alınmıştır.

Cevdet Kızıl
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

1955 Kıbrıs krizi ve Türkiye kamuoyunun tepkisi

Kıbrıs, ilk çağlardan başlayarak günümüze kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kıbrıs adasını bu kadar çekici kılan ise bulunduğu coğrafi ve stratejik konumu olmuştur. Adada en uzun hâkimiyetini sürdüren devlet ise Osmanlı Devleti olmuştur. İlerleyen zamanlarda 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşını kaybeden Osmanlı Devleti zor şartlar altında Kıbrıs adasını önce İngiltere'ye kiralamak zorunda kalıp ardından Lozan Antlaşmasıyla birlikte Kıbrıs'ı tamamen İngiltere'nin yönetimine terk etmek zorunda kalmıştır. Yunanistan İkinci Dünya Savaşından sonra gözlerini İngiltere yönetiminde olan Kıbrıs adasına dikmiştir. Megali İdea adı altında Kıbrıs'ı ilhak etmek için Kıbrıs'ta yaşayan Rum halkı ile birlikte harekete geçmiştir. Bu harekete de Enosis adı verilmiştir. Bu hareket bilhassa 1950 yılından itibaren Demokrat Parti Hükümeti döneminde etkisini daha fazla göstermeye başlamış ve Adada kanlı eylemlere dönüşmüştür. Kıbrıs'ta Türk nüfusunu yok etmek için uğraşan Enosisçi Rumların çabalarına Türk halkı sessiz kalmamış ve ırkdaşlarına yapılan baskılardan dolayı Rumları Enosis kararından caydırmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Kıbrıs için Anadolu'nun farklı illerinde mitingler gerçekleştirilmiş, eylemler yapılmıştır. Türk halkı "Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır." fikrini önce Yunanistan'a sonra dünyaya duyurmak için elinden geleni yapmıştır. Tük halkının sesini duyurmasında en büyük yardımcısı ise Türk basını olmuştur. Basın da o dönemde Kıbrıs konusunda halkın ve hükümetin sesi olmuştur. Türk hükümeti ise 1955 Ağustosuna kadar Kıbrıs konusunda Yunanistan'a karşı ılımlı bir siyaset takip etmiştir. Fakat Türk halkının git gide Kıbrıs konusunda tepkisinin çoğalmasının ardından EOKA'nın Kıbrıs'ta Tük halkına karşı terör eylemlerini arttırması ve son olarak 28 Ağustos 1955 tarihinde Kıbrıs'ta Türk halkına karşı yapılması planlanan katliam haberinin Türkiye'de de duyulup yayılması, Türk Hükümetini Yunanistan'a kaşı sergilemiş olduğu ılımlı politikadan caydırmıştır. Adnan Menderes katliam haberinden hemen sonra 24 Ağustos 1955 tarihi gecesinde İstanbul Limon Lokantasında Tarihi Kıbrıs beyanatını dile getirmiş ve Yunanistan'a Kıbrıs konusunda gözdağı vermiştir. Türk Kamuoyunun Kıbrıs Davasındaki tepkileri Basında yer bulmuştur. Ayrıca, Başbakanın meşhur konuşmasının ardından Türk halkı ise yapılan beyanattan duydukları memnuniyeti ve mutluluklarını Adnan Menderes'e gönderdikleri telgraf ve mektuplarla dile getirmiş ve Hükümeti vermiş olduğu bu karardan ötürü sonuna kadar destekleyeceklerini belirtmişlerdir.

Cumhuriyet tarihiKamuoyuKriz+6
Nezire Yıldız
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1905-1907 yıllarında Ermenilerin Kuzey Azerbaycan'da uyguladığı soykırım siyaseti

Bu araştırmanın amacını 1905-1907 yıllarında Ermenilerin Kuzey Azerbaycan'da uyguladığı soykırım siyasetinin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışmada, Azerbaycan'ın maruz kalmış olduğu Ermeni mezalimi Kuzey Azerbaycan bağlamında irdelenmektedir. Araştırma literatür incelemesine dayalı olarak geliştirilmiştir. Tarihsel kaynaklar ve raporlar irdelenmiştir. Yapılan incelemelerde Ermenilerin her ne kadar kendi tarihsel kimliklerini tesis etmek adına milliyetlerini geçmiş tarihlere dayandırma girişimleri olsa da bu durumun asılsız olduğu belirlenmiştir. Nitekim Ermeniler bağımsızlıklarını 1991 yılında kazanmakla birlikte yakın tarihlere kadar Osmanlı ve Rus himayesinde kalmışlardır. Kuzey Azerbaycan bölgesine Rusya'nın yardımıyla çeşitli bölgelerden gelen Ermeniler, bu bölgeye yerleşmeye başladığında hali hazırda Azerbaycan halkı zaten bu bölgelerde de ikamet etmekteydi. Süreç için ekonomik olarak güçlenen Ermeniler hem diasporanın hem de Rusya'nın destekleriyle Kuzey Azerbaycan bölgesindeki Türkleri katletmiştir. Rusya'nın Ermenileri bu bölgeye yerleştirmesindeki ve desteklemesindeki temel amacın ise siyasi ve askeri olarak tampon bir bölge yaratmak olduğu belirlenmiştir. Yapılan incelemelerde Kuzey Azerbaycan bölgesinde Türklerin maruz kalmış olduğu katliamın daha çok Bakü, Revan, Kuban Zengezur bölgelerinde olduğu tespit edilmiştir.

Matanat Mammadova
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Dünya Savaşı sırasında İkdam Gazetesine göre Mısır meselesi (1 Ağustos 1914-Ağustos 1916)

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı başladığında askeri yönden yıpranmış durumdaydı. Bir süre tarafsızlığını sürdürse de varlığını korumak için Almanya'nın yanında savaşa girmiş, 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile ittifak kurmuştur. Almanya'nın bu ittifaktan beklentisi Batı Cephesine uzak doğudan gelecek olan İngiliz sömürgesindeki kuvvetlerin Süveyş kanalında Osmanlı Devleti tarafından önlenmesiydi. Kanala ilk saldırı 2\3 Şubat 1915 yılında gerçekleşmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti geri çekilmek durumunda kalmıştır. 1915 yılı, eksikleri gidermek ve yeni saldırıya hazırlanmakla geçmiştir. 1916 yılında ise, İkinci bir Kanal Seferi planlandığı gibi gitmeyerek başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Böylece Kanal Seferleri 1916 yılında son bulmuştur. Biz de bu çerçevede, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin açtığı cepheler içerisinde İngiltere ve Osmanlı Devlet'i için askeri ve ticari öneme sahip olan Süveyş Kanalı'nın, hem Osmanlı basınına yansımaları hem de İkdam gazetesi içerisinde yer alan Mısır meselesi ile ilgili metinleri inceledik. Araştırmamız, Birinci Dünya Savaşı'nda Süveyş kanalının durumu ve Mısır'da yaşanan olaylar hakkında hem dış haber kaynaklı hem de İkdam yazarlarının konu ile yazılarını içermektedir. Ayrıca, gazetenin konuyla ilgili görüşleri de değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Dünya Savaşı IGazetelerMısır+7
Meltem Sarıoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hâkimiyet-i Milliye ve Ulus gazetelerinde İsmet İnönü'nün "imajının cilalanması" açısından İnönü Savaşlarının yıldönümleri (1921-1950)

Birinci Dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı Devleti Mondros mütarekesini imzalamış ve devlet yeni bir sürece girmiştir. Bu süreçte Yunanların İzmir'i işgali ile başlayan Milli Mücadele dönemi Türklerin bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Yunanların, İnönü zaferleri ile ilerlemesi durdurularak kesin zaferin temelleri atılmıştır. Bu dönemde halkın desteğini sağlamak ve kamuoyu oluşturmak için Mustafa Kemal Paşa tarafından çıkarılan Hâkimiyet-i Milliye aktif olarak kullanılmıştır. Bu gazete daha sonra Ulus adı ile yayına devam etmiştir. Çalışmamız bu iki gazete eksen alınarak hazırlanmıştır. İnönü zaferlerinin kutlanış şekilleri ve gazetede yer alış şekli dönemsel olarak farklılık gösterse de her dönem basında yer almıştır. 1920'li yıllarda kutlanan İnönü zaferlerinin yıldönümleri halk ve devlet arasında bütünleştirici bir unsur olmuştur. Bu yıllarda yayınlanan yıl dönümü haberleri Türk bağımsızlığının simgesi rolündedir. Sonraki yıllarda genellikle yıldönümü olduğu bildirilerek zaferler hakkında makaleler yayınlanmıştır. İsmet İnönü'nün Milli Şefliği ile doğru orantılı olarak 1940'lı yıllarda kutlama haberlerinin hacmi genişlemiş ve daha coşkulu kutlamalar yapılmıştır. 1939-1945 arsı döneme göre, 1945'te yeniden çok partili hayata geçiş sürecinde İnönü zaferlerinin gazetelerde yer alma oranında bir azalma görülmektedir. Çalışmanın kapsadığı 1921 ve 1950 yılları aralığında Hâkimiyet-i Milliye ve onun devamı olan Ulus gazetesi incelenerek yıl dönümlerinin basına yansıma şekilleri ve dönemsel olarak gösterdiği değişiklikler değerlendirilmiştir.

BasınGazetelerHakimiyet-i Milliye gazetesi+6
Hacer Koç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yemen Va'zat-Luhye Mıntıka Kumandanlığı Harp Ceridesinin transkripsiyon ve değerlendirmesi (III. Defter, Sayfa: 1-102, R. 01.08.1331-03.09.1331 / M. 14 Ekim 1915 - 16 Kasım 1915)

Yansıttığı zaman aralığının siyasal, ekonomik ve sosyal durumu hakkında tarihe tanıklık eden Harp Cerideleri bizler için birinci elden kaynak durumundadır. Çalışmamızın ana kaynağını teşkil eden Yemen Va'zat-Luhye Carp Ceridesi, 3. defterinin 3. Kısmıdır. 01.08.1331 (14 Ekim 1915) tarihinden 03.09.1331 (16 Kasım 1915) tarihine kadar bir aylık bir dönemi kapsamaktadır. Üzerinde çalıştığımız Harp Ceridesi Va'zat-Luhye Mıntıka Kumandanlığı'nın ve bölgedeki diğer kumandanlıkların kendi aralarında yapılan yazışmaları içermektedir. Bu yazışmalarda bahsi geçen konular başta bölgede Osmanlı'nın nüfuzuna dair olan meselelerdir. Osmanlı Devleti'ni temsil eden kumandanlıkların bölgedeki yerli kabilelerle ve yerli kabilelerin kendi aralarındaki ilişkiler, İngilizlerle işbirliği içinde olup, Arap kabilelerini de gerek tehtit ve korkutma, gerekse çeşitli hediyelerle yanına çekmeye çalışan kabile reisi İdris'in faaliyetleri ve Osmanlı ordusunun, İdris'e karşı güttüğü politika kumandanlıklar arasındaki yazışmaların temelini oluşturur. Bunların haricinde harp kaçağı olan Osmanlı askerlerine verilecek ceza, kumandanlıklara iaşe ve mühimmat desteği, kumandanlıkların idâresine ilişkin sorunlar, ordu kumandanları hakkında bilgiler, savaşın genel gidişâtı, Osmanlı ordusunun hâkimiyetini tanımayarak çeşitli suç ve faaliyetlere karışan kabilelerin köylerinin yakılarak gözdağı verilmesi, Osmanlı ordusunun yanında olan kabilelere sağlanan mühimmat gibi konular da çalışmanın içeriğini oluşturan diğer meselelerdir.

Osmanlı DevletiSavaşTürk Ordusu+1
Yusuf Çatalbaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İngilizlere göre Kutü'l-Amare teslimiyetinin nedenleri ve etkileri

İngilizlerin Irak'taki harekâtı 6 Kasım 1914'te Fav Yarımadası'nın işgali ile başladı. 22 Kasım 1915'teki Selmân-ı Pâk Muharebesi'ne kadar neredeyse hiç yenilgi görmediler. Selmân-ı Pâk'ta yaşadıkları muazzam yenilgi, İngiliz Irak Sefer Kuvveti için bir dönüm noktası oldu. Yenilgi sonrası Kûtü'l-Amâre'ye çekilmek zorunda kalan İngiliz 6. Tümeni, Türk askerleri tarafından kuşatıldı. Yaklaşık 13.500 İngiliz-Hintli asker hem yiyeceklerinin tükenmesi hem de kendilerini kurtarmaya gelen kuvvetlerinin başarılı olamaması nedeniyle, 29 Nisan 1916'da Türk askerlerine teslim oldu. Kûtü'l-Amâre teslimiyetinin, İngiliz parlamentosu ve devlet adamlarından basına, Doğu'daki sömürgelerinden Irak'taki muharebelerde kullandıkları savaş araç ve gereçlerine, yine sivil ve askeri personelin niteliğinden sağlık hizmetlerine kadar bir hayli tesiri oldu. Sonuç olarak, İngilizler, Irak'taki operasyonları ve teslimiyeti araştırmak için parlamentolarında kabul ettikleri bir yasa ile "Irak Komisyonu" adında bir komisyon kurdular ve Kûtü'l-Amâre kuşatması ve kurtarma muharebeleri devam ederken, başarılı olamayan komutanları görevden aldılar. Asker sayılarını Türk asker sayısının çok üzerine çıkardılar. Silah, mühimmat, savaş araç ve gereçleri ile Dicle Nehri'ne uygun bol miktarda ulaştırma araçları hazırladılar. Tıbbi personel, hastane ve hastane gemileri eksikliğini giderdiler. Yeni kara ve demir yolu hatları inşa ettiler. Irak Sefer Kuvveti'nin başına Gelibolu'da da görev yapmış General F. S. Maude'ı getirdiler. Osmanlı Devleti, zaten yetersiz olan Irak'taki askeri birliklerini takviye etmek yerine, bir kısım birliklerini buradan çekerek İran'a gönderdi. Dolayısıyla yetersiz silah ve asker ile savunulmaya çalışılan yerler, birer birer İngilizler tarafından ele geçirildi. Osmanlı Devleti, Irak'taki en önemli şehir ve askeri merkez olan Bağdat'ı kaybetti. Hatta İngilizler, Mondros Mütarekesi'ne aykırı olarak Musul'u bile işgal ettiler. Böylece Irak'ta Osmanlı hakimiyeti sona ermiş oldu.

Dünya Savaşı IHindistanIrak+4
Oktay Yazıcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

IX. dönem Mardin Milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri

14 Mayıs 1950 seçimleri, Türkiye'de CHP'nin 27 yıllık iktidarının son bulduğu bir seçim olmuştur. Uzun bir süre iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi, 14 Mayıs 1950 seçim sonucuna göre iktidarı Demokrat Partiye devretmiştir. Bu seçimden sonra oluşan IX. Dönem (1950-1954) Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Mardin 7 milletvekili ile temsil edilmiştir. Mardin'den üç milletvekilliğini CHP, üç milletvekilliğini DP, bir milletvekilliğini de bağımsız aday kazanmıştır. 1950-1954 yılları arasında görev yapan IX. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Mardin milletvekilleri; Abdurrahman Bayar, Abdulkadir Kalav, Cevdet Öztürk, Kemal Türkoğlu, Ali Rıza Erten, Mehmet Kamil Boran ve Aziz Uras'tır. Adı geçen milletvekilleri, Meclis'te çeşitli konular üzerine yaptıkları konuşmalarla, verdikleri kanun teklifleri ve önergelerle görüşlerini ortaya koymuşlardır. Ayrıca içinde yer aldıkları çeşitli komisyonlar ve katıldıkları inceleme heyetleri olmuştur. Bunların dışında Mardin'in kalkınması için bayındırlık, sağlık, sosyal ve ekonomik birçok alanda katkılar sağlamışlardır.

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiMardin+6
İzzettin Kurt
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Basın Kongresi'nin Türk basınındaki yansımaları

Türk basın tarihinde gazetecilik Osmanlıda II. Mahmut dönemiyle başlamıştır. Gazetecilik mesleği gelişerek devam etmiştir. Toplum üzerinde basının etkisi ve yönlendirmesi arttıkça, basın yönetimler tarafından kontrol altına alınmak istenmiş, bu durum da baskı ve sansür uygulamalarına neden olmuştur. Özellikle II. Abdülhamid, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele Döneminde Türk basını bundan oldukça etkilenmiştir. Cumhuriyet rejimi de basından faydalanmak, onu kontrolü altında tutmak ve kamuoyunu yönlendirmek istemiştir. Bu doğrultuda Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşanan olumsuz siyasi olayların sert bir şekilde cezalandırılmasından basın da etkilenmiştir. Birçok gazete kapatılmış ve gazeteciler de İstiklal Mahkemelerinde yargılanmışlardır. Birinci Basın Kongresi (25-27 Mayıs 1935), basın üzerinde oluşan bu korku ve baskı sürecini normalleştirmek ve yönetimin basın üzerinde etkisini meşrulaştırmak adına atılan ilk adım olmuştur. Basın Kongresinde yapılan protokol konuşmaları basına verilen önemi ortaya koymuştur. Yeni rejim Ankara'yı tanıma ve tanıtma gezileriyle, yapmış olduğu yenilikleri gösterme fırsatı bulmuştur. Kongrede oluşturulan kültür, meslek ve işbirliği komisyonları çalışmalarıyla kongre kararlarının oluşmasını sağlamıştır. Kongreye dışarıdan gelen raporlarda basının kişi ve toplum üzerindeki etkisi vurgulanmış, gazete içeriklerinde milli ve ahlaki değerlere yer verilmesinin önemi belirtilmiştir. Birinci Basın Kongresi öncesinde, sırasında ve sonrasında Türk basınında hem haber hem de yorumları ile geniş yer almıştır. Gazetelerdeki haber ve yorumlar dönemi ve kongrenin amacını anlamamıza yardımcı olacaktır.

BasınBasın tarihiBirinci Basın Kongresi+6
Hasan Doğan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hakimiyet-i Milliye Ve Ulus Gazetelerine göre Milli Şef İsmet İnönü'nün "İmajının Cilalanması" açısından Lozan Barış Anlaşmasının yıldönümleri (1923-1950)

Lozan Barış Anlaşması ile yeni Türk Devleti kurulmuş, Uluslararası alanda eşit haklara sahip tam bağımsız bir devlet olduğu kesinlik kazanmıştır. Türk Devleti bu anlaşma ile 4 senelik bir savaştan yeni çıkan ve dört sene sonra bütün devletlerle eşit şartlara ulaşarak anlaşma yapan ve varlığını kabul ettiren bir devlet olarak büyük başarıya sahip olmuştur. İsmet İnönü bu başarının baş aktörü olarak halk nezdinde yer edinmiştir. İsmet İnönü 'nün bu başarısı basında belli bir dönemden sonra yankı uyandırmıştır. Özellikle devletin yayın organı Hakimiyet-i Milliye ve devamı niteliğinde Ulus Gazeteleri bu başarının göz önünde tutulması adına aktif bir şekilde çalışmıştır. Lozan Anlaşmasının yıldönümlerinin kutlanış şekilleri 1923-1938 yılları arasında basında farklı şekillerde yer almıştır. Bu yıllar arasında Lozan Anlaşması yıldönümlerinde Atatürk'ün liderliğinin daha ön planda tutulduğu ve basında da itinayla yer aldığı görülmektedir. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasından sonra bu kutlamalar farklı bir boyut kazanmıştır. Özellikle 1939-1945 yılları arasında kutlamaların coşkulu ve daha yoğun olduğu saptanmıştır.1946 yılında yeniden çok partili hayata geçilmiştir. Fakat yeni durum bu kutlamaların yoğunluğuna engel olmamıştır. 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte Lozan algısı değişmiş olsa da CHP tabanındaki algıda herhangi bir değişiklik söz konusu olmamış Lozan yıldönümleri aynı coşkuyla kutlanılmıştır.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiGazeteler+5
Merve Turan
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

6-7 eylül 1955 olayları ve Türk kamuoyunun yaklaşımı

1955 yılına gelindiğinde Türk kamuoyunun baskısıyla, Adnan Menderes Hükümeti Kıbrıs sorununa müdahil olmuştur. Bu sorunun çözülmesi için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ı Londra'ya davet etmiştir. Londra Konferansı'nda Kıbrıs sorununun görüşüldüğü esnada, Atatürk'ün evine bomba atıldı haberi üzerine Türkiye'de 6/7 Eylül Olayları diye anılacak olan olaylar yaşanmıştır. İstanbul, İzmir ve Ankara'da yaşanan bu olaylarda İstanbul ve İzmir'de Rum, Ermeni, Yahudi kökenli Türk vatandaşların evleri ve işyerleri yağmalanmış, İzmir'de bulunan Yunan konsolosluğu yakılmıştır. Ankara'da bir grup gösteri yapmak için toplansa da polisin zamanında müdahalesiyle olaylar çıkmadan dağıtılmıştır. Başbakan Adnan Menderes, olaylarda zarar gören vatandaşların tüm zararların ödeneceğini söylemiştir. Hükümet, olaylarda zarar gören vatandaşların zararlarını ödemek için "6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesi" oluşturmuştur. Bu komite zararların karşılanması için bir kampanya başlatmıştır. Türk kamuoyunun her kesiminden katılım olduğu bu kampanya da 8 milyon liranın üzerinde yardım toplanmıştır. Hükümete destek sadece maddi yardımlar şeklinde olmamıştır. Türk kamuoyu, dönemin Cumhurbaşkanına ve Başbakanına gönderdiği telgraflarla da manevi olarak hükümetin yanında yer almıştır. 6/7 Eylül Olayları'nda meydana gelen zararın karşılanması için hükümet tarafından oluşturan 6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesinin faaliyetleri, 6/7 Eylül Olayları ile ilgili yapılan araştırmalara doğrudan bir konu olmamıştır. Bu konu ile ilgili araştırmalarda yardım kampanyası, sadece bir başlık altında çok kısıtlı bilgi verilerek geçiştirilmiştir. Türk kamuoyunun manevi desteği ise neredeyse araştırma konusu bile olmamıştır.

6-7 Eylül 1955 olaylarıBasınCumhuriyet tarihi+6
Tayfun Genel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors