Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Yıldırım
13 theses · Çukurova University, Yozgat Bozok University, Karadeniz Technical University, Dicle University
Kurutmanın Afşin-Elbistan linyitinin öğütme karakteristiğine etkisi
Bu çalışmada, nem içeriğinin Afşin-Elbistan linyitinin öğütme karakteristliklerine etkisi Hardgrove Öğütülebilirlik Indeksi (HGI), Darbe Dayanım Indeksi (ISI), Düzeltilmiş Darbe Dayanım Indeksi (MISI) ve Öğütme deneyleri (d80) yapılarak araştırılmıştır. Farklı nem içeriğinde linyit numuneleri elde etmek için değişik sıcaklık (60, 75, 90 ve 105 oC) ve sürelerde (80, 120, 160, 200 ve 240 dakika) kurutma işlemleri yapılmıştır. Yapılan kurutma işlemleri sonucunda en düşüğü %6,70 ve en yükseği %40,00 olmak üzere değişik nem içeriğinde birbirine paralel linyit numuneleri hazırlanmıştır.Kurutma sıcaklığının kurutma süresine göre daha etkili bir parametre olduğu varyans analizi tekniği uygulanarak belirlenmiştir.Değişik boyut aralığındaki numuneler kullanılarak boyut dağılımının kırılma üzerindeki etkisini belirlemek için standart dayanım testleri yapılmıştır. Hazırlanan numunelerin öğütülebilirliğini belirlemek amacı ile Hardgrove Öğütülebilirlik İndeks ve öğütme deneyleri yapılmıştır.
Evsel ısıtmada kullanılan neme dayanıklı yakıt briketlerinin hazırlanması
Bu çalışma, ince boyutlu kömürlerden elde edilen briketlerin standart test sonuçlarını ve briketleme deneylerini kapsamaktadır. Deneylerde, tane boyutunun, ısıl işlem süresi ve sıcaklığının, nem içeriğinin, briketleme basıncının ve bağlayıcı miktarının briketlerin mekanik dayanım üzerine etkileri araştırılmıştır. Briketlerin dayanımları ile ilgili bilgi elde etmek için suya, darbeye ve düşmeye karşı dayanım testleri yapılmıştır. Numunelerin yanma karakteristikleri için soba yakma testi yapılmıştır.Deneysel çalışmaların sonuçlarına göre briketlenen numunenin optimum tane boyutu ve nem miktarı sırası ile -3,15 mm ve %7'dir. Briketleme basıncı 450 kg/cm2 yüzeyi olduğundan en iyi mekanik dayanıma ulaşıldı. Optimum bağlayıcı miktarı, ısıl işlem süresi ve sıcaklığı sırası ile %10, 60 dk ve 200 0C'dir.
Adana/Aladağ kromit konsantrasyon tesisi artıklarından karnalit hazırlanması
Bu çalışmada, kromit zenginleştirme tesisi artıkları kullanılarak karnalit (MgCl2.KCl.6H2O) hazırlama olanakları araştırılmıştır. Çalışma alanı olarak Türkiye'nin önemli kromit potansiyeline sahip Aladağ/Adana bölgesi seçilmiştir. Öncelikle, laboratuvar ölçekli yüksek alan şiddetli yaş manyetik ayırıcı kromit cevheri zenginleştirme tesisi artıklarındaki kromit, demirli ve manganlı mineraller gibi manyetik mineralleri gidermek amacıyla kullanılmıştır. Manyetik ayrımın ardından hidrometalurjik kazanım, magnezyumun hidroklorik asit (HCl) ile liç işlemiyle başlamıştır. Liç işlemi sonucu elde edilen amorf kuvars tanecikleri ve asitte çözünmeyen diğer katılar, filtrasyon işlemi ile ayrılmıştır. Liç kalıntısına uygulanan ek manyetik ayırma deneyleri ile % 96.5 SiO2 tenörlü amorf kuvars, % 84.38 verimle kazanılmıştır.Safsızlıklar pH'ın magnezyum hidroksit Mg(OH)2 ile ayarlanması sonucu çöktürüldükten sonra filtrasyon işlemi ile uzaklaştırılmıştır. Sonuçta elde edilen saf magnezyum klorür (MgCl2) çözeltisi stokiyometrik oranda potasyum hidroksit (KOH) ile karıştırılmıştır. XRD sonuçlarına gore sentetik karnalit elde edilen bu çözeltinin buharlaştırılmasıyla sentezlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Karnalit, Magnezyum Klorür Çözeltisi, Kromit Cevher Hazırlama Tesisi Artıkları, Amorf Kuvars
Aydıncık/içel dolomitlerinden magnezyum oksiklorit (Mgx(OH)yClznH2O) hazırlanması
Bu doktora çalışmasında Aydıncık/İçel bölgesinden alınan dolomit (CaMg(CO3)2) cevherinden hidrometalurjik ve pirometalurjik yöntemler ile çöktürülmüş kalsiyum karbonat (ÇKK), magnezyum oksit (MgO) ve magnezyum klorür (MgCl2) üretimi amaçlanmış ve elde edilen MgO, MgCl2 ve H2O'un değişik mol oranlarında kompleks reaksiyonu sonucunda Magnezyum Oksiklorit (MOC, Mgx(OH)yClznH2O) üretilmiştir. Elde edilen ürünlerin karekteristlik özellikleri XRF, XRD, SEM, FTIR, tane boyut dağılımı, yaş kimyasal analiz, beyazlık testleri ile belirlenmiştir. İlk aşamada dolomit cevherinin HCl ile özütlenmesinde numune tane boyutunun, asit/dolomit oranının, , karıştırma hızının, reaksiyon süresi ve sıcaklığının etkileri araştırılmıştır. Özütleme reaksiyon derecesi ve hız sabiti oransal yaklaşım yöntemiyle belirlenmiştir. Ayrıca, özütleme reaksiyonu sırasında açığa çıkan CO2 bir sonraki aşamada kullanılmak üzere gazometre tankında depolanmıştır. Karbonizasyon aşamasında, özütleme işlemi ile elde edilen çözeltinin içerdiği Ca2+ iyonlarının ÇKK şeklinde çöktürülmesi için Mg(OH)2 miktarının, reaksiyon sıcaklığı ve süresinin, CO2 besleme hızının ve Mg2+/Ca2+ oranının etkileri araştırılmıştır. Saf aragonit kristallerinden oluşan ÇKK üretimi için, saf kalsit kristallerinden oluşan ÇKK üretimine göre daha özgü deney şartlarının gerekli olduğu ortaya konmuştur. Deney sonunda pirohidroliz işlemlerinde kullanılacak olan Mg2+ yönünden zengin çözelti elde edilmiştir. Mg2+ yönünden zengin çözeltiden kontrollü buharlaştırma ve pirohidroliz işlemleri ile MgCl2 ve MgO tanecikleri üretilmiştir. Pirohidroliz testlerinde uygulanan deneysel aşama sayısının, reaksiyon süresinin, sıcaklığının MgO elde edilmesine olan etkileri ortaya konmuştur. Bu aşamada açığa çıkan klor gazı, yoğuşturma ünitesinde HCl olarak geri kazanılmıştır. Deneylerde elde edilen MgO tanecikleri, periklas minerali olarak tanımlanmıştır. Ancak, nano boyutlara sahip MgO taneciklerinin üretimi için iki aşamalı pirohidroliz işlemi uygulanmalıdır. Son aşamada, farklı oranlarda hazırlanan MgO/MgCl2 ve H2O/MgCl2 karışımlarının, MOC çimentonun yapısına ve fiziksel özelliklerine olan etkileri araştırılmıştır. En iyi şartlarda üretilen MOC çimentoya fosforik asit (H3PO4) ilave edilerek suya karşı dayanım özelliği arttırılmıştır. Ayrıca, farklı oranlarda genleştirilmiş perlit ya da vermikülit MOC çimento ile karıştırılmıştır. Böylece, MOC çimentonun birim hacim ağırlığı ve ısıl iletkenlik katsayısı değerlerinin düşmesi sağlanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma ile dolomit cevherinden son yıllarda inşaat sektöründe yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan MOC çimentonun üretilebildiği ortaya konmuştur. Ayrıca, endüstride birçok alanda kullanılan ÇKK, MgO, CO2 ve MgCl2 yan ürün olarak elde edilmiştir.
Fitness yapan bireylerin egzersiz bağımlılığı ve sosyal görünüş kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, fitness yapan bireylerin egzersiz bağımlılığı ile sosyal görünüş kaygısı düzeyleri arasındaki ilişki ve bazı değişkenler açısından ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini Yozgat ilinde fitness salonlarından yararlanan kişiler oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise bu evren içerisinden kolay örnekleme yöntemi ile belirlenmiş olan 18 yaş üstü 400 birey oluşturmuştur. Çalışmada araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu, Egzersiz Bağımlılık Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiki analizinde SPSS 24 programı ile yapılmıştır. Verilerin normal dağılımı incelenmiş normal dağılım sonucunda ikili karşılaştırmalarda t-testi üç ve daha fazla grup karşılaştırmasında Anova analizi uygulanmıştır. Ele alınan değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile de korelasyon testleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların cinsiyet, gelir düzeyi, egzersiz süresi, haftalık egzersiz sıklığı yaşam kalitesi değerlendirme durumu ve egzersiz bağımlısı olma algısı değişkenleri ile egzersiz bağımlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunduğu, yine yapılan analizler sonucunda katılımcıların yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, gelir düzeyi, egzersiz süresi, egzersiz yapmanın gündelik işleri aksatma durumu, yaşam kalitesi değerlendirme durumu, sağlığı değerlendirme durumu, fiziksel görünümden memnuniyet algısı ve antrenman sonrası ağrı hissetme durumu değişkenleri ile sosyal görünüş kaygısı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Ayrıca, katılımcıların egzersiz bağımlılığı düzeyleri ile sosyal görünüş kaygısı düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif ilişkiler bulunduğu da tespit edilmiştir.
İskenderun Demir-Çelik Fabrikası haddehane tufallerinin briketlenmesi
Bu çalışma İskenderun Demir-Çelik Fabrikası Haddehane tufallerinden elde edilen briketlerin standart test sonuçlarını ve briketleme deneylerini kapsamaktadır. Deneylerde, ısıl işlem sıcaklığı ve süresi, nem içeriği, presleme basıncı ve bağlayıcı miktarının briketlerin mekanik dayanımı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Briketlerin dayanımları ile ilgili bilgiler elde etmek için briketlerin eksenel(axial) ve merkezkaç(radial) dayanım testleri yapılmıştır. Deneysel çalışmaların sonucuna göre briketlenen numunelerin optimum tane boyutu ve nem miktarı sırasıyla -3,15 mm ve %4'tür. Briketleme basıncı 30 Mpa olduğunda en iyi mekanik dayanıma ulaşıldı. Optimum bağlayıcı miktarı, ısıl işlem süresi ve sıcaklığı sırası ile %6, 40 dk ve 600 °C'dir.
Sıçanlarda ginkgo biloba'nın epileptiform aktivite ve davranışa etkileri
Ginkgo biloba'nın standardize yaprak ekstresi olan EGb 761, özellikle bilişsel performansın artırılması başta olmak üzere bazı modern tıp ve ayrıca tamamlayıcı tıp uygulamalarında yoğun olarak kullanılmaktadır. Sunulan çalışmada, EGb 761'in erkek Wistar sıçanlarda pikrotoksin (PTX) ile oluşturulan deneysel epilepsi üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında 6 deney grubuna ayrılan Wistar sıçanlara 14 gün boyunca serum fizyolojik, 50, 100, 200 mg/kg EGb 761, 300 mg/kg sodyum valproat veya 100 mg/kg topiramat uygulandı. PTX (10 μg, i.c.v.) ile oluşturulan epileptiform aktivite elektrofizyolojik yöntem ile izlendi ve kaydedildi. Elde edilen bulgulara göre 200 mg/kg EGb 761 uygulaması PTX ile oluşturulan epileptiform aktivitenin spike frekansını anlamlı düzeyde artırdı (p=0.032). Ayrıca EGb 761 uygulamasının doza bağlı olarak spike amplitüdünü artırdığı ve epileptiform aktivitenin latensini azalttığı saptanmakla birlikte bu etkilerin istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak Ginkgo biloba özütü EGb 761, PTX ile oluşturulan epileptiform aktiviteyi artırmaktadır. Bu nedenle Ginkgo biloba'nın nöronal ekstabilite ve epilepsi üzerindeki etkisinin farklı deneysel modeller ve moleküler teknikler kullanılarak daha ayrıntılı olarak araştırılması önerilmektedir.
Yulaf genotiplerinde (Avena sativa L.) verim ve kalite özelliklerinin saptanması
Bu çalışma Diyarbakır ekolojik koşullarında 2022-2023 yetiştirme sezonunda bazı yulaf çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin saptanması amacıyla yürütülmüştür. Araştırma tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Çalışmada 17 tescilli yulaf çeşidi (Avar, Chekota, Halkalı, Diriliş, Elmas, Fetih, Kahraman, Haskara, Kayı, Kazan, Kaymaklı, Kınalı, Manas, Kırklar, Sarı, Küçükyayla, Yeniçeri) materyal olarak kullanılmıştır. Araştırmada agronomik olarak metrekaredeki sap sayısı, bayrak yaprak klorofil içeriği (SPAD), 3 farklı döneme ait normalize edilmiş vejetasyon farklılık indeksi (NDVI), yaprak alan indeksi (YAİ), salkım çıkış süresi, salkım boyu, bitki boyu, salkımda tane sayısı, salkımda basakçık sayısı, salkımda tane ağırlığı, tane boyu, tane eni, bin tane ağırlığı, tane verimi, hektolitre ağırlığı, tanede protein oranı, tane nem oranı özellikleri incelenmiştir. Yemle ilgili özelliklerden yesil ot verimi, kuru ot verimi, ham protein oranı, NDF, ADF, ADP, K, Mg, Ca, ve P içerikleri incelenmiştir. İncelenen özellikleriden Kardeşlenme dönemindeki NDVI, tane nem oranı, kuru ot verimi haricindeki tüm özellikler yönünden yulaf çeşitleri arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Araştırma neticesinde yulaf bitkilerinin metrekaredeki sap sayısı 263,75 -553,25 adet, SPAD değeri 54,38-61,50, kardeşlenme dönemi NDVI değeri 0,73-0,81, sapa kalkma dönemi NDVI değeri 0,79-0,84, başaklanma dönemi NDVI değeri 0,76-0,82, yaprak alan indeksi değeri 4,17-6,97, salkım çıkarma süresi 144,0-158,5 gün, bitki boyu 104,35-127,33 cm, salkım boyu 17,4-31,15 cm, salkımda basakçık sayısı 32,45-70,28 adet, salkımda tane sayısı 63,8-140,2 adet, salkımda tane ağırlığı 1,90-5,23 g, tane eni 2,62-3,83 mm, tane boyu 12,49-16,43 mm, tane verimi 138,64-432,75 kg/da, bin tane ağırlığı 19,18-34,01 g, hektolitre ağırlığı 42,4-52,93 kg/hl, tane protein oranı %14,48-17,25, tane nem oranı %5,05-6,15, yesil ot verimi 4341,00-6514,75 kg/da, kuru ot verimi 1871,16-2607,12 kg/da, ham protein oranı %7,81-10,65, ADF oranı %29,46-37,60, NDF oranı %54,17-62,51, ADP oranı %0,28 -0,70, Potasyum (K) %2,56-3,07, Kalsiyum (Ca) %0,16-0,50, Magnezyum (Mg) %0,03-0,17) ve Fosfor (P) %0,36-0,41 aralığında değişim göstermiştir. Elde edilen sonuçlara göre Küçükyayla çeşiti tane verimi yönünden, Kayı çeşiti hasıl ot verimi yönünden Diyarbakır ekolojik koşullarında tavsiye edilebilecek çeşitler olarak belirlenmiştir.
Determination of drought stres tolerance of bread wheat hybrids and parents in a rapid breeding system
Plant breeders are making intensive efforts to develop new wheat varieties that are tolerant to drought. In the face of the rapidly progressing climate crisis, it is necessary to shorten plant breeding cycles. This study aimed to evaluate the drought stress tolerance of bread wheat hybrids and parent lines using a rapid breeding system. Wheat genotypes were tested under both well-watered and drought stress conditions within the rapid breeding system. In this system, plants were exposed to a photoperiod of 22 hours light and 2 hours darkness. Plants grown in pots were nourished for 20 days after emergence with a compound fertilizer containing optimal macro and micro elements. Until the end of the harvest period, traits such as heading time, plant height, chlorophyll content, number of spikes, spike length, number of grains per spike, grain weight, biological yield, grain yield, harvest index, protein, gluten, and oil content were determined. Significant differences were found between well-watered and drought stress treatments in all investigated traits. Heading time was determined to be 52.1 days on average, while grain yield was found to be 10.5 g/pot under well-watered conditions and 6.8 g/pot under drought conditions. A significant genotype × irrigation interaction was observed for chlorophyll content, number of grains per spike, grain weight, biological yield, and harvest index. Additionally, components of yield such as the number of grains per spike (avg. 27.3) and grain weight showed a decrease under drought stress. However, some hybrid lines (e.g., M6 and M9) stood out under both drought and well-watered conditions with high chlorophyll content, early heading time (48–50 days), and high grain yield (8.5–10.0 g/pot). This study demonstrated that the drought stress tolerance of bread wheat hybrid combinations can be evaluated using a rapid breeding system. Achieving up to 5 generations per year may significantly shorten the development time of new varieties compared to traditional methods. Moreover, this system enables the rapid identification of stress-tolerant lines and can strategically contribute to modern wheat breeding programs. Keywords: Wheat, Speed Breeding, Drought Stress, Selection, Yield, Quality
Ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) genotiplerinin organik tarıma uygunluğunun agronomik ve moleküler düzeyde belirlenmesi
Bu çalışmada yağışa dayalı organik tarım koşullarında çok sayıdaki ekmeklik buğday genotipinin morfolojik, fizyolojik, verim ve kalite özellikleri yönünden değerlendirilerek organik yetiştiriciliğe uygunluğunun belirlenmesi ve organik ıslahta anaç olma potansiyellerinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Ayrıca bu amaçlara uygun olarak seçilen genotipler moleküler seviyede incelenmiş ve azot kullanım etkinliği ile ilgili gen ifade seviyelerinin kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Çalışma 2019-2020 ve 2020-2021 yetiştirme döneminde Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Araştırma ve Uygulama Alanı'nda iki yıl süre ile yürütülmüştür. Araştırmanın birinci yılında Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinin bazı illerinden toplanmış olan 68 adet yerel çeşit, 63 adet tescilli ticari çeşit ve Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümünde geliştirilen 26 adet ileri hatlardan oluşan toplam 157 adet ekmeklik buğday genotipi materyal olarak kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci yılında birinci yılın sonuçlarına göre seçilen 30 genotip tesadüf blokları deneme desenine göre incelenmiştir. Çalışmanın ikinci yılının sonunda organik tarım koşullarında iyi ve kötü performanslı olarak 12 genotip belirlenmiştir. Bu genotiplerde organik koşullara uyumda büyük öneme sahip olan azot kullanım etkinliği ile ilgili genlerin etkinliğini değerlendirmek amacıyla qRT-PCR analizi yapılmıştır. İncelenen özelliklerin organik koşullarda genel olarak konvansiyonele oranla düşük olduğu, ancak hastalık ve yatma gibi verim kaybına neden olan parametrelerde düşük skorların elde edildiği belirlenmiştir. Araştırmanın ikinci yılında sınırlı azotlu gübrelemenin yanında yaşanan yağış eksikliği nedeniyle organik tarım koşullarında elde edilen değerler olumsuz etkilenmiştir. qRT-PCR analizi sonuçlarına göre ekmeklik buğday genotiplerinde nitrat taşıyıcı gen ailesinden olan TANRT2.1 geninin en yüksek ifade seviyesine sahip olduğu ve Alada genotipinin organik koşullarda azot kullanım etkinliği bakımından ön plana çıktığı belirlenmiştir. Ayrıca araştırmanın ikinci yılının sonunda Alada, Aşure, Karacadağ-98 ve 6DZT-03-01 genotiplerin organik tarıma uygunluk yönünden ön plana çıktığı gözlemlenmiştir. Organik tarım koşullarında yüksek verimli genotip seçiminde erken başaklanma, yüksek NDVI değeri, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı ve başakta tane ağırlığı özelliklerinin önemli olduğu saptanmıştır.
Spektral yansıma ve dijital verilere dayalı özelliklerin arpa (Hordeum vulgare L.) genotiplerinde verim ve kalite ile ilişkilerinin belirlenmesi
Bu çalışma, spektral yansıma ve dijital verilere dayalı fiziksel özelliklerin arpada verim ve kalite özellikleriyle ilişkilerinin belirlenmesi amacıyla Diyarbakır'da kuraklık stresinin yaşandığı 2020-2021 üretim sezonunda gerçekleştirilmiştir. Deneme 4 tekerrürlü olarak tesadüf blokları deneme desenine göre kurulmuş olup, 3 adet yerel arpa çeşidi (Yerel Arpa 32, Yerel Arpa 69 ve Yerel Arpa 71), 7 adet tescilli arpa çeşidi (Önder, Vamık Hoca 98, Dara, Finola, Keçiburcu, Hevsel ve Oberek) ve 6 adet ileri kademe hat (IBYT HI, IBYT HI 16-8, IBYT HI 13-24, IBON HI 16-12, IBON HI 15-21 ve 15 BDSN 58) olmak üzere toplam 16 adet arpa genotipi materyal olarak kullanılmıştır. Denemede incelenen özelliklerden; sapa kalkma süresinin 100,0-105,8 gün, kardeş sayısının 1,95-2,70 adet, kılçık çıkışı süresinin 112,75-120,8 gün, başaklanma süresinin 123,25-126,25 gün, fizyolojik olum süresinin 141,5-158,0 gün, bitki boyunun 47,65-69,25 cm, başak uzunluğunun 5,02-7,67 cm, bin dane ağırlığının 25,61-35,35 g, tane veriminin 57,0-131,33 kg/da, biyolojik veriminin 859,6-1353,3 kg/da, hasat indeksinin % 6,33-15,13, protein oranının % 13,05-17,16, nişasta içeriğinin %76,85-80,06 ve yağ oranının % 1,08-1,46 arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Toprak yüzeyini kapatma oranı mobil cihaz kamerasıyla Canopeo programı kullanılarak çıkıştan itibaren 5 defa ölçülerek belirlenmiştir. Tüm Canopeo ölçüm dönemlerinde genotipler arası farklılık önemli bulunmuştur. Kurak sezon olması nedeniyle bitkiler toprak yüzeyini ortalama olarak %90,5 düzeyinde kapatmışlardır. En kısa sürede maksimum kapatma süresine 51 gün ile IBYT HI 16-8 genotipi ulaşırken, en yüksek kapatma (büyüme) hızı 4,31 %/gün ile Oberek genotipinde belirlenmiştir. Kardeşlenme ve tane dolum başlangıcı arasında 6 kez ölçülen NDVI yönünden ilk 3 ölçümde genotipler arasında farklılık bulunmuş ve en yüksek NDVI değeri IBON HI 16-12 ileri hattından elde edilmiştir. Klorofil metre ile başaklanma ve çiçeklenme sonunda ölçülen klorofil değeri yönünden en yüksek değer başaklanma döneminde Önder çeşidinden, çiçeklenme döneminde ise Finola ve IBON HI 15-21 çeşidinden elde edilmiştir. Genel olarak yerel çeşitlerin geç başaklandığı, uzun boylu, uzun başaklı ve yüksek verimli olduğu, kalite yönüyle tescilli çeşitlerle benzer değerler gösterdiği gözlemlenmiştir. Erken dönemde ölçülen Canopeo değerlerinin biyolojik verimle, başaklanma dönemi NDVI değerlerinin biyolojik verim ve tane verimiyle ilişkili bulunması bu yöntemlerin yüksek verimli arpa genotiplerinin seçiminde kullanılabileceğini göstermektedir.
Transpirasyon etkinliğinin makarnalık buğdayda (Triticum turgidum L. var. durum) kuraklık ve verimle ilişkilerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi yarı kontrollü sera koşullarında yetiştirilen erkenci ve geççi makarnalık buğday genotiplerinin kuraklık stresine tepkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada kurak ve sıcaklık stresi şartlarında transpirasyon özelliklerinin ölçümü için buhar basıncı farkı ve kurağa maruz bırakma yöntemleri kullanılmıştır. Kademeli olarak arttırılan kuraklık stresinde çeşitlerin transpirasyonunu kısıtlamaya başladıkları Toprakta Transpire Edilebilir Su Miktarı (TTSM) ve normalize edilmiş transpirasyon hızı (NTH) değerleri yönünden en yüksek transpirasyon hızının kırılmaya başladığı eşik değeri erkenci grupta Tbt16-9 (0.34) genotipinin, geççi grupta ise Kunduru 1149 (0.32) genotipinde elde edilmiştir. En yüksek TTSM değerine sahip olan Tbt16-9 ve Kunduru 1149 genotipleri, su stresi koşullarında toprak suyunu muhafaza etme yeteneği yönünden öne çıkmıştır. Buhar Basıncı Farkı (BBF), denemesinde BBF değeri arttıkça transpirasyon değerlerininde arttığı belirlenmiştir. Genotiplerin toprak suyunun kısıtlı olmadığı koşullarda yüksek BBF'de yüksek transpirasyon yapmaları kendilerini soğutmaları açısından avantaj sağlamaktadır. Artan BBF'de iklim odası ölçümlerinde erkenci grupta Svevo çeşidinin (10.46 g saat), sera ölçümlerinde Bağacak çeşidinin (11.58 g saat), geççi grupta ise hem iklim odası hemde sera ölçümlerinde Kunduru 1149 (5.41-8.47 g saat) genotipinin daha fazla transpirasyon yaptığı bulunmuştur. Stres ölçümü değerleri dışında oluşturulan denemede verim ve verim unsurları yönünden Fırat-93 ile Hacımestan çeşitlerinin öne çıkan çeşitler olduğu bulunmuştur. TTSM ve BBF denemesinden elde edilen erken kırılma transpirasyon verilerine göre Çeşit-1252 ve Tbt16-9 çeşitlerinin diğer çeşitlere oranla kuraklığa dayanımlarının daha iyi olduğu söylenebilir.
Ekmeklık buğdayda (Triticum aestivum L.) çimlenme ve erken gelişim döneminde kuraklık ve tuz stresine tepkilerin belirlenmesi
Günümüzde iklim değişimi dünya genelinde buğday üretimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuzlukların başında kuraklık ve tuzluluk gibi abiyotik stres faktörleri ön plana çıkmaktadır. Gelecekte bu stres faktörlerine karşı dayanıklı çeşitlerin belirlenmesi ve geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, 5 ekmeklik buğday genotipinin (Lok-1, Lucilla, RSP-561, Envoy ve Wafia) çimlenme ve erken gelişim döneminde kuraklık ve tuz stresine tepkilerinin belirlenmesi amacıyla; 2018 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü laboratuarında tesadüf parselleri faktöriyel deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Denemede, ekmeklik buğday genotiplerine 4 farklı kuraklık stresi (kontrol, -0.2, -0.4, -0.6 MPa, PEG-6000 çözeltisi kullanılarak) ve 4 farklı tuzluluk stresi (kontrol, 4, 8 ve 12 dS/m, NaCl çözeltisi kullanılarak) uygulanmıştır. Araştırmada çim kını uzunluğu, kök uzunluğu, sürgün uzunluğu, kök yaş ve kuru ağırlığı, sürgün yaş ve kuru ağırlığı, çimlenme hızı, çimlenme gücü, oransal nem içeriği, turgor ağırlığı, klorofil-a, klorofil-b, karotenoid ve toplam klorofil içeriklerinde ve prolin içeriği özellikleri incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen verilere göre tuz ve kuraklık stresinde kök/sürgün oranı özelliği hariç diğer incelenen özelliklerin tümünde istatistiksel olarak önemli farklılıklar görülmüştür. Kuraklık ve tuz stresi artışına bağlı olarak, kök uzunluğu, sürgün uzunluğu, kök yaş ve kuru ağırlığı, sürgün yaş ve kuru ağırlığı, çimlenme hızı, çimlenme gücü, oransal nem içeriği, turgor ağırlığı, klorofil-a,klorofil-b, karotenoid ve toplam klorofil içeriklerinde kontrol koşulları ile karşılaştırıldığında incelene bu özelliklerde azalma meydana geldiği görülmüştür. Çim kını uzunluğu ve prolin içeriği özelliğinde ise artış meydana gelmiştir. Genotipler arasında kuraklık ve tuzluluk stresine en iyi yanıt veren genotip RSP-561 olduğu, klorofil-a, klorofil-b, karotenoid ve toplam klorofil miktarında ise Lok-1 çeşidi olumlu tepki verdiği görülmüştür. Lucilla çeşidi ise, kuraklık ve tuzluluğa hassas olduğu belirlenmiştir. Yapılan araştırma sonucunda kuraklık ve tuzluluk dozu artışı ekmeklik buğday genotiplerinin erken gelişim dönemlerinde olumsuz yönde etkilediği, stres koşulları artışına bağlı olarak dirençli genotiplerde prolin miktarında artış meydana getirmiştir.