Theses supervised by Prof. Dr. Nadir Özkuyumcu

16 theses · Manisa Celal Bayar University

Master'sOpen AccessTR

Abbasi-Fatımi ilişkilerinde Türkler

Bu çalışmamız Abbasi – Fatımi ilişkileri çerçevesinde Türklerin siyasi ve askeri rollerini ele almaktadır. Abbasiler ile Fatımiler arasında gelişen siyasi ve mezhebi rekabet, İslam dünyasında iki kutuplu bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu iki kutuplu İslam dünyasında Türklerin hangi safta ve hangi rollerde etkili olduğu sorularından yola çıkarak, Türklerin faaliyetlerini kronolojik bir çerçevede ve kaynakların verdiği bilgiler ışığında değerlendirerek aktarmaya çalıştık. Tezimizde, Türklerin Abbasi hilafeti içerisindeki durumu, Fatımilerin kuruluş ve genişleme süreci, Tolunoğulları ve İhşidiler gibi Türk hanedanların Mısır'daki faaliyetleri ve her iki hilafet merkezi ile olan ilişkilerini aktardık. Mısır'ın fethi sonucunda Fatımilerin sınırlarını genişletmesi ve nüfuzlarını arttırmasıyla hakimiyet mücadelesi Suriye ve Irak coğrafyasına taşınmıştır. Mücadelenin doruk noktasına çıktığı bu dönemde hem yerel otoritelerin hem de Gazneliler ve Selçukluların, bu mücadelede merkezi bir konuma yerleşmelerini ve tarihi olayların seyrini değiştirmelerini, ana kaynakları ve araştırma eserlerini inceleyerek ortaya koymaya çalıştık.

Abbasi DevletiAbbasilerBesasiri İsyanı+3
Ömer Faruk Ezer
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasî, dinî, ictimaî ve iktisadî yönleriyle Babaî isyanları

Anadolu'da Türk hâkimiyetinin tesisi açısından en önemli siyasî yapı olan Türkiye Selçuklu Devleti'ni yıkılışından az önce bir hayli uğraştırmış ve belki de yıkılışını hızlandırmış olan Babaî İsyanı'nın doğru anlaşılabilmesi Anadolu Türk tarihi açısından oldukça önemlidir. Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı başlatılan isyana kendi öz halkı niçin katılmıştı? Baba İlyâs ve Baba İshak önderliğinde 1240 yılında Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı gerçekleştirilen Babaî İsyanı'nı daha çok siyasî sebeplere ağırlık vererek, dinî, ictimaî ve iktisadî sebepleriyle incelemeye çalıştık. Babaî isyanlarını konu edindiğimiz bu çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte konumuza temel teşkil etmesi bakımından "isyan" ve "baba" terimlerinin açıklaması, bu kavramların Türk ve İslâm kültüründe yeri ve önemi anlatılarak örneklendirilmiştir. Birinci bölümde Türkiye Selçuklu Devleti'nin 1230-1240 yılları arasındaki siyasî durumunu; dinî, kültürel ve iktisadî yönleriyle/sebepleriyle destekleyerek ele almaya çalıştık. İkinci bölümde ise Babaî İsyanı'nı organize edenleri tespit ederek isyanın hazırlık safhasında yaşananlar ile isyanın silahlı olarak fiilen başlamasını ele aldık.

Anadolu SelçuklularıBabailer ayaklanmasıGıyaseddin Keyhüsrev II+3
Kemal Güney İnce
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Batılı tarihçilere göre Timur'un hayatı

Timur hakkında yazılan ana kaynaklar, iki temel gruba ayrılmaktadır. Bunlar, Timur ya da onun ardıllarının emriyle yazılan resmi kaynaklar ve Timur'un seferlerinde mağlup ettiği devletlere bağlı yazarların yazdığı kaynaklardır. Bu eserler, bilgi olarak paraleldir. Ancak müelliflerin Timur hakkındaki yorumları birbirlerine zıtlık göstermektedir. Timur dönemi ana kaynaklarındaki çelişkili yorumlar, yerli ve yabancı araştırmacıların Timur hakkında farklı görüşler edinmesine sebep olmuştur. "Batılı Tarihçilere Göre Timur'un Hayatı" başlıklı çalışma konumuz için Timur'un hayatını baştan sona konu edinen on Batılı eser belirledik. Bu eserlere göre Batı dünyasında Timur algısını ortaya koymayı amaçladık. Bunu yaparken belirlediğimiz Batılı eserlerin; ana kaynakları kullanma, anlama ve yorumlama şeklinde ortaya çıkan yaklaşımlarını da ana kaynaklar ile mukayese ederek değerlendirmeye çalıştık. Yerli araştırmacıların eserlerindeki Timur algısını da bu çerçevede karşılaştırmaya çalıştık. Hem ana kaynak ve hem de yerli araştırma eserlerin, Batılı araştırmacıların eserleri ile örtüşen ve farklılaşan yönlerine işaret etmeye çalıştık.

Batı ülkeleriBatılı düşünürlerBiyografi+5
Oğuzhan Erbil
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortaçağ seyahatnamelerinde Türkler ve Moğolların sosyo-ekonomik durumları (X.-XV. yüzyıllar)

Türkler ve Moğollar dünya tarihi içinde çok büyük öneme sahip ve birbirlerinden başka kimseye benzemeyen iki kardeş ulustur. Asya bozkırlarından çıkarak insanlığın tarihinde inkâr edilemez roller oynamışlar, yadsınamaz izler bırakmışlardır. Bu kadar büyük bir etkide bulunmalarının sebebi, sahip oldukları kültürde yatmaktadır. Asya'nın bozkırlarından ortaya çıkan bir ulus olan Türkler çeşitli sebepler dolayısıyla ve sayılarının çokluğunu kanıtlar mahiyette olmak üzere, sıklıkla Türkistan coğrafyasından göç etmiş, gittikleri yerlerde kısa sürede köklü devletler kurmuşlardır. Türkler gibi Asya'nın bozkırlarından ortaya çıkan, içinde yetiştikleri ve hayatlarını sürdürdükleri coğrafyanın acımasızlığını anlamayanlar için özellikle Moğollar, çoğunlukla medeniyet düşmanları olarak görülmüş ve onların dünyadaki en büyük imparatorluğu kurmasını sağlayan Cengiz Han'ın elde ettiği başarı ve bunu sağlayan etmenler çoğunlukla gerektiği gibi araştırılmamıştır. Bu ulusların teşkilatçılık ve disiplin özellikleri hiç kuşkusuz sahip oldukları kültürle ilgilidir. Bu kültürün yansımasını da bizzat gören ve daha sonra yazıya dökenler arasında ilk sırada seyyahlar gelmektedir. Zira çeşitli sıfatlar ve amaçlarla yolculuk yapan bu insanlar, kendilerine tanıdık gelen ve özellikle kendilerine garip gelen olayları büyük bir titizlikle eserlerine kaydetmiştir. Bu çalışmada, bir toplumun kültürünü ortaya koymak için kullanılacak olan kaynakların başında gelen seyahatnameler incelenmiş ve Türkler ile Moğolların X. ve XV. yüzyıllar arasındaki sosyal ve ekonomik durumları gösterilmeye çalışılmıştır.

Kültür tarihiMoğollarOrta Çağ+4
Muhammed Ali Budak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Radavi'nin Haza Kitabu Fütüvvetname: Manisa İl Halk Kütüphanesi 45 HK 1137/7

FütüvvetnameKitab-ı FütüvvetRadavi
Numan Meriç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Memlûk Sultanı Nasır Muhammed b. Kalavun'un siyasi faaliyetleri (684-741/1285-1341)

en-Nasır Muhammed b. Kalavun el-Melikü'n-Nâsır ünvanıyla Memlûk Türk Devleti'nde üç kez 693-694 (1293-1294), 698-708 (1299-1309), 709-741 (1310-1341) yılları arasında tahta oturur. Dokuz yaşında oturduğu tahtın asıl sahibi saltanat nâibi Zeyneddin Ketboğa ile vezir Alemüddin eş-Şücai'dir. Bir yıl geçmeden Ketboğa genç sultanı ve annesini kalenin bir odasında göz hapsine alırken kendisi el-Melikü'l-ˊȂdil ünvanıyla tahta oturur. el-Eşref Halil suikastına karışmış olan Hüsameddin Lâçîn'i de saltanat nâibi olarak atar. Ketboğa'nın iki yıl süren kısa saltanatı sonrası Hüsameddin Lâçîn Ketboğa'yı tahttan uzaklaştırıp el-Melikü'l-Mansûr ünvanıyla sultan olur ve Nasır Muhammed'i de Kerek'e gönderir. el-Eşref Halil'in memlûkleri 698/1298 yılında Lâçîn kalede akşam namazı kılarken Burci memlûkleriyle beraber düzenledikleri bir suikast ile Lâçîn'i öldürürler ve Nasır Muhammed'i ikinci kez tahta oturturlar. Yeni yönetim bu kez saltanat nâibi Seyfeddin Sâlâr ile üstâdâr Baybars el-Çaşnigîr arasında gidip gelir. Her ikisinin önderliğinde Bahri ve Burcî memlûkler arasında mücadele başlar. Giderek kızışan rekabetin yanında baskı altındaki en-Nasır Muhammed çareyi Kerek'e 708 (1308) yılında kaçmakta bulur. Üstâdâr Baybars el-Çaşnigîr aynı yıl (708/1309) el-Melikü'l-Muzaffer unvanıyla sultan olurken Sâlâr da saltanat nâibliğinde devam eder. en-Nasır Muhammed tahta tekrar dönmek için hazırlıklara başlar. Suriye'deki Halep, Hama, Kudüs ve Safed nâiblerinin ve Kerek'teki bedevi Arapların desteği ile 709 (1309) yılında, yirmi beş yaşlarında üçüncü kez son olarak tahta oturur. en-Nasır Muhammed'in üçüncü kez tahta oturmasıyla yeni bir dönem başlar. Öncelikle kendisini baskı altında tutan Baybars ve Sâlâr'ı idam ettirir. İdarede söz sahibi kıdemli emirlerin yerlerini emirliğe yükselttiği kendi memlûkleriyle kısa sürede doldurur. Sultan kendisine sadık adamlarıyla son dönemini istikrarlı bir şekilde yönetmeyi başarır. en-Nasır Muhammed otuz iki yıl süren üçüncü saltanat dönemi boyunca güçlü ve otokrat bir sultan olarak öne çıkar. Bu dönem Mısır kültür ve medeniyet tarihinin zirvesi ayrıca devletin ulaştığı en üst nokta olarak kabul edilir. Bu dönem savaşlardan çok barışın konuşulduğu uzun süredir ilk kez istikrarın hakim olduğu bir dönemdir. Çalışmamızın amacı da en-Nasır Muhammed b. Kalavun'un otuz iki yıl süren üçüncü saltanat döneminde tesis ettiği devlet yapısını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

MemlüklerMemlükler DönemiSiyasi faaliyetler+2
Ahmet Sağlam
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Seyahatnamelere göre Ortaçağ'da Batı Anadolu

Batı Anadolu, Antik Çağ'dan bu yana kültürel olarak oldukça zengin bir bölge olmuştur. Daha sonraları Bizans İmparatorluğu adıyla anılacak olan Doğu Roma İmparatorluğu da Batı Roma'dan ayrıldıktan sonra, kültürel temellerini burada bulmuş ve zaman içinde daha doğulu bir görünüm kazanmıştır. Bu bölge Ortaçağ'da büyük değişikliklere uğradıktan sonra, en nihayet asli şeklini verecek olan Müslüman Türkler tarafından yurt haline getirilmiştir. Malazgirt Zaferi'nden sonra, Batı Anadolu'nun etnik yapısı da değişmiş, Rumlar yerlerini Türklere bırakırken, bölgenin dini yapısı da paganistik inanç sisteminden önce Hıristiyanlığa, sonra da Selçuklularla beraber Müslümanlığa geçmiştir. Bu süreç boyunca buradaki topluluklar, her üç inanç sisteminin ve kültürel yapısının izlerini burada bırakmışlardır. Tüm tarih boyunca önemli bir yer olan Anadolu Yarımadası birçok seyyahın da uğrak yeri olmuştur. Bu seyyahların kimisi, bu araştırmanın dönemi da olan Ortaçağ'da yaşamış ve uğradıkları Batı Anadolu hakkında bilgi vermiş, kimileri de daha sonraki dönemlerde buraya gelmiş ve bölgeyi anlatırken Batı Anadolu'nun geçmişini anlatmışlardır. Bu çalışmada, eserlerinde Batı Anadolu'nun Ortaçağ dönemini yazan seyyahların seyahatnameleri incelenmiş, doğulu ve batılı seyyahların bu bölge hakkında kaydettikleri bilgiler güncel bilgilerle karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Ortaçağ, Gezgin, Seyahatname, Seyyah

Batı AnadoluBatı AnadoluOrta Çağ+3
Muhammedali Budak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Nabia Abbott'un "The Kurrah Papyri from Aphrodito in the Oriental Institute" isimli eseri ve değerlendirmesi

Özellikle 20. yüzyılın başından itibaren hız kazanan papiroloji çalışmaları ile Mısır merkezli olmak üzere geniş bir coğrafyanın farklı tarihî devrelerine dair sosyal, ekonomik, siyasî ve tarihî değerlendirmelerde bulunulmuştur. Farklı yıllarda yapılmış bu keşifler içinde en çok dikkat çekenlerinden bir tanesi şimdiki Eşkû'da bulunmuş olan papirüslerdir ki bunlar Mısır'daki erken dönem İslamî devre dair birçok hususa ışık tutmuştur. Bu buluntular içinde de, beş yıl valilik yapmış bulunan, Emeviler'in Mısır Valisi Kurre b. Şerik'e ait 115 adet mektup tarihsel ve dilbilimsel olarak büyük bir önem arz etmektedir. Nabia Abbott da papirüslere tarihsel yaklaşımın bir temsilcisi olarak yazdığı eserinde Chicago Üniversitesi bünyesindeki Oriental Institute'deki beş Kurre mektubunu merkeze alarak ve diğer papirüslerden de faydalanarak önce Mısır'da geç Bizans dönemi sonra da erken İslam döneminde vergilendirme, yönetim ve adalet mekanizması ve dinî durum hakkında yorumlar yapar. Çalışmamızda bazen bu yorumlar desteklenerek ve bazen de kıyaslamalarla kritiğe tabi tutularak değerlendirilmiştir.

Abbott, NabiaBiyografiMektuplar+1
Murat Ersin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu Beyliklerinde dini hayat (Aydınoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları)

Bu çalışmanın amacı Saruhanoğulları, Aydınoğulları ve Menteşeoğulları Beyliklerindeki dini hayatı incelemektir. Bu amacı gerçekleştirmek için beyliklerin idarecilerinin din ve dini hayat ile ilgili siyasetleri ele alınmıştır. Daha sonra her bir bey dönemindeki dini şahsiyetlerin ve zümrelerin dini hayatta üstlendikleri roller incelenmiştir. Genellikle ele aldığımız beylikler dönemde merkezi yerleşim birimlerindeki dini hayatın somut simgeleri; cami, medrese, tekke, zaviye ve benzeri yapılardır. Kırsal da ise büyük ölçüde zaviyeler dini hayatın somut simgeleri olmuşlardır. Bu kurumların temsilcileri genellikle merkezi yerleşim birimlerinde müderris, fıkıh âlimi gibi şahsiyetler olurken; kırsalda ise şeyh, hoca, ahi, seyyid ve benzeri şahsiyetlerdir. Beyler, bu şahsiyetleri İslami hayatı devam ettirmek amacıyla desteklerken bunlar üzerinden iskân politikalarını yürütmeyi amaçlamışlardır. Saruhanoğulları, Aydınoğulları ve Menteşeoğulları Beyliklerinin idarecileri, bulundukları bölgeleri Müslüman toprağı haline getirmek için gayret sarf etmişlerdir. Bu hedeflerini gerçekleştirmek için iskân siyasetini dini şahsiyetler ve zümreler eliyle yürütmüşlerdir. Bu siyasette kullandıkları dini şahsiyetler, genel itibariyle Sünni İslamı temsil edenlerden oluşmaktadır. Sonuç olarak, bu beyliklerin vatan haline getirdikleri toprakları İslamlaştırmaları buraların Türkleşmesini de beraberinde getirmiştir.

Anadolu BeylikleriAydınoğullarıDini hayat+3
Fatih Sarıkaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Abbasiler Döneminde Emirü'l Ümeralık ve Türk Emirü'l Ümeralar (936-946)

İslam Devletinde Emevi iktidarından sonra yönetimi Abbasiler ele geçirmiştir. Bu yönetim değişikliği İslam devleti açısından basit bir değişiklik değil köklü bir ihtilaldir. Abbasi iktidarının başlangıcından itibaren hemen hemen her döneminde de Türk Milleti etkin rol oynamıştır. Türkler Abbasi halifelerini genellikle vesayet altına almış ve halifenin zayıf olduğu durumlarda devlet yönetimini tamamen ele almıştır. Bu Türk iktidarı dönemini iki bölümde inceleyeceğiz birinci bölüm "Türk Kumandanlar Devri" ikinci bölüm ise "Emirü'l Ümeralık Kurumu" olacaktır. Her iki devirde de kanlı çatışmalar, şiddetli iktidar kavgaları olmuş, bu çatışmalar her iki tarafa da epey zarar vermiştir. Bu yüzden hem Abbasi iktidarı zayıflamış hem Türk nüfuzu azalmıştır. Türkler bu zayıflamanın neticesinde başka bölgelere giderek müstakil yönetimler kurmuş ve varlığını sürdürmüştür. Ancak Abbasi hanedanlığı yok olma sürecine girerek kendisini toparlayamamıştır.

Abbasiler DönemiDevlet idaresiEmirü'l Ümeralık+5
Hakan Yıldız
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Pavlikanlar

Tez konusuna genel bir isim verilerek, Pavlikanların, siyasi ve sosyal alandaki etkilerini de içine alan genel bir çalışma yapılması hedeflenmiştir. Günümüze kadar Pavlikanlar hakkında yapılan çalışmalar siyasi tarihlerinden ziyade Hrıstiyanlık tarihi bağlamında ele alınmıştır. Bu tezle birlikte siyasi tarihleri hakkında da araştırma yapılarak, Pavlikanlar hakkında yapılan çalışmalara bir yenisinin eklenmesi amaçlanmaktadır. Bizans'ın uyguladığı 'tek din' politikası doğrultusunda ötekileştirilen, dışlanan ve baskılara maruz kalan Pavlikanlar, diğer heretik cemaatlerden farklı olarak Bizans'ı sadece dini alanda değil siyasi alanda da uğraştıran bir topluluktur. Bu topluluğun diğer bir özelliği de belli bir etnik unsura sahip olmamasıdır. Bulundukları coğrafyanın avantajını kullanıp bazen Araplara karşı Bizansla bazen de Bizans'a karşı Araplarla yaptıkları iş birliği doğrultusunda güçlerini arttırarak IX. yüzyılda Divriği de kendi devletlerini kurdular. Dört bölümden oluşan tezimizin birinci bölüm başlığı Coğrafyadır. Bu bölümde Pavlikanların ortaya çıktıkları ve yayıldıkları bölgeleri anlattık ve Pavlikanların etnik yapısı hakkında bilgi verdik. İkinci bölümde Din başlığı altında, Pavlikanlarla birlikte aynı coğrafyada ortaya çıkan ve heretik olarak adlandırılan diğer cemaatler hakkında bilgi verdik. Daha sonra Pavlikanların dini inançlarını ve Pavlikan adının kökenini anlattık. Üçüncü bölümümüz de ise Siyasi Tarih başlığı altında, VII. ve IX. yüzyıllar arasında Bizans'ın siyasi durumu, bu yüzyıllar arasında Bizans – Müslüman Arap İlişkisi, Pavlikanların siyasi tarihleri ve son olarak da Pavlikanlardan sonra ortaya çıkan cemaatlerin siyasi tarihlerine değindik. Dördüncü ve son bölümümüzde ise, Bizans'ın Heretik Cemaatler İle Mücadelesi başlığı altında, Kilise – Devlet İlişkisi, Heretik cemaatlerin ortaya çıkış nedenleri ve Bizans – Pavlikan Mücadelesi konularını anlattık.

Bizans İmparatorluğuCemaatlerHristiyanlar+2
Sultan Gürsoy
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Abbasilerde denizcilik (750-1258)

Abbasilerde Denizcilik (750-1258) konulu Yüksek Lisans tezimizi seçerken, esas itibariyle Abbasilerin denizcilik faaliyetlerini incelemeyi hedefledik. Abbasilerin denizcilik faaliyetleri derken bu kavramın içine denizlerde gerçekleşen savaşlar ve ticari ilişkiler girmektedir.Ayrıca bahsini ettiğimiz dönemde sahil şeridinde bulunan yerleşim bölgelerinden ve Akdeniz de bulunan adalardan da etraflıca bahsettik. Abbasilerin denizcilik alanındaki faaliyetlerini daha iyi kavrayabilmek amacıyla İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren denizcilik alanındaki gelişmelere de değinmenin uygun olacağını düşünerek bu konu hakkında da bir takım bilgiler vermeye çalıştık

Fatih Sarıkaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Fezâyilü'l-Mekke ve'l-Medine ve'l-Kudüs

Çalışmamıza konu olan Muhammed el-Yemenî'nin ?Fezâyilü'l-Mekke ve'l-Medine ve'l-Kudüs?adlı eseri şehir tarihi ve dönemin inanç retoriğini yansıtması bakımından dinler tarihi açısından önemli bir eserdir.Eserin müellifi Muhammed el-Yemenî'nin 989/1581 yılında sağ olduğu, şiirle meşgul olup, ilmiye sınıfına mensup olduğu dışında hayatı hakkında, kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.Karşılaştırmalı Metni, Manisa İl Halk Kütüphanesi, Afyon Gedikpaşa İl Halk Kütüphanesi ve Amasya Bâyezid İl Halk Kütüphanesinde bulunan nüshalarıyla kurduk. Esas aldığımız Manisa Nüshası'nı, diğer kütüphanelerde bulunan nüshalarla karşılaştırdık. Afyon ve Amasya nüshalarındaki farklar dipnotlarda müteselsil numaralarla belirtilmiştir. Metinde geçen ayet ve hadislerin, ayrıca Arapça şiirlerin tercümeleri dipnotta (*) işaretiyle gösterilmiştir.Bu çalışma giriş, iki bölüm, sözlük ve eserin tıpkı basımının olduğu iki ekten oluşmaktadır.Girişte Mekke, Medine ve Kudüs şehirleri hakkında yazılan bazı önemli eserler ve üzerinde çalıştığımız eserin diğer nüshaları ile İslam Dünyasında Mekke, Medine ve Kudüs'ün faziletleri ile ilgili olarak yazılan eserler kısaca tanıtılmıştır. Eserin, Türkiye Kütüphanelerindeki bilinen üç nüshasının tavsifi yapılmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünü eserin genel değerlendirmesi teşkil etmektedir İkinci bölümünü ise eserin günümüz Türkçesine aktarımı oluşturmaktadır. Eserin sonuna ek olarak sözlük ve eserin tıpkı basımı ilave edilmiştir.Sonuç olarak; XIV. veya XV. yüzyılda yazılan bu eser, o güne kadar konu ile ilgili bilgilerin çoğunu sistematik bir şekilde bir araya getirmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Mekke, Medine, Kudüs, tarih, dil

Feza`il-i Mekke ve`l Medine ve`l-Kudsü`s-ŞerifFilistin-KudüsKabe+7
Derya Kaya Yıldırım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tolunoğullarının kuruluşundan İhşidilerin yıkılışına kadar Mısırda gayri müslimler

Mısır Firavunlardan sonra tarih boyunca pek çok devletin hâkimiyeti altında yaşamıştır. İslâm fethinden az önce de Sasaniler'in ve Bizans'ın yönetiminde kalmıştır. Mısır, Müslümanların hâkimiyeti altına girdikten sonra da Mısır merkezli bir devlet idaresine ilk defa Tolunoğulları, ikinci defa da İhşidîler dönemlerinde kavuşmuştur.Diğer taraftan Mısır, ilahî dinlerin ortaya çıktığı Ortadoğu coğrafyasının en önemli bölgelerinden biridir.Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet Mısır'da yayılan dinlerdendir. Uzun yıllar Müslümanların idaresi altında burada yaşayan gayr-i Müslimlerin dini, siyasi, iktisadi ve ictimai bakımdan yaşamları çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Ancak ?Tolunoğulları'ndan İhşidîler'in Sonuna Kadar Gayr-i Müslimler'in Durumları? müstakil olarak ülkemizde bir inceleme konusu olmamıştır. Bu çalışma, konuyu bu yönüyle ele almak için yapılmıştır.

GayrimüslimlerMısırİslami Dönem
Ahmet Sağlam
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı Seferleri ve Doğu Hıristiyanları

Tarih boyunca pek çok kültür ve inanç, savaşlar sebebiyle farklı kültür ve inanca sahip devletlerin hakimiyeti altında bulunmuş ya da bazı inançlar ayrı fikirlere sahip milletlerin bağrında ortaya çıkmış ve güçleninceye kadar onların idaresi altında yaşamak zorunda kalmıştır. Genelde farklı inanç ve kültürler üzerinde hakimiyet tesis eden devletlerin, diğer milletleri kültür ve medeniyet bakımından kendilerine tabi kıldıkları, inanç ve değerlerini zorla değiştirmeye çalıştıkları tarihin sık sık kaydettiği bir olgudur. Hıristiyanlık tarihinin başlangıcında putperest Romalıların Hıristiyanlara yaptığı zulümler, Sasaniler'in Ermeniler'i ateşe tapmaya zorlamaları, Yahudi Himyer Krallığı'nın Hıristiyanlara dinlerini değiştirmeleri için uyguladığı baskılar zulüm tarihinin sadece birkaç sayfasıdır.İslamiyet tarih sahnesinde görülen bu zulüm perdelerini kapatmak için çaba gösterdi. İslamiyet fethettiği yerlerde insanları yok ederek ya da sürerek o topraklarda sadece kendi hakimiyetini tesis etmeyi değil, aksine olabildiğince fazla sayıda insanın İslam olgusunu tanımasını hedeflemiştir. Dolayısıyla ilk etapta İslam gerçeğini reddeden gayri Müslimlere zamanla İslamiyet'i daha iyi tanıyabilecekleri bir ortamın hazırlandığını ve hür iradeleri ile din seçiminin kendilerine bırakıldığını ifade etmek yanlış olmayacaktır.Hıristiyanlar sosyal hakların en önemli unsurlarından birisi olan fikir ve düşünce özgürlüğünden de olabildiğince faydalanmışlar, günümüze ulaşan pek çok eser bırakmışlardır. Onlara bu hususta baskı uygulandığına dair bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamaktadır.İslam birliğinin bozulması ve Bizanslıların pek çok yeri ele geçirmesi bu topraklarda yaşayan gayri Müslimler üzerinde yaşayan olumsuz tesirler bırakmıştır. Haçlı Seferleri'nin başlangıcında özellikle Bizans Kilisesi'ne bağlı Ermeni Hıristiyanları ihanet içine girmişlerdir. Daha sonra ise pişman oldukları ayrı bir gerçektir.Çalışmamızdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi bu seferler sırasındaki yaşanan olaylarda Müslüman askerlerin ve Haçlı askerlerinin davranış ve tutumları Doğu Hristiyanlarının hangi düşünce yapısında daha rahat ve özgür bulunduklarını anlamamız açısından önemlidir. Müslüman Türk askerleri savaş sırasında bile mert ve adil davranışlarda bulunarak savaşmışlardır. Eskilerin Hristiyan tarihçileri dahi Türklerin yiğitlik ve cesaretlerini beğenip,takdir ederek, ?bu Türklerin tam ve mükemmel olduklarını ve Haçlılar ile kıyas ve karşılaştırmaya kabul edilebilmeleri için yalnız Hristiyan olmamaktan başka bir eksiklikleri olmadığını? ilave ederler.Haçlı Seferleri ile bozulan İslam dünyasındaki gayri Müslimlerin durumları Doğu Hıristiyanlara felaket getirdi. Haçlı seferlerinden önce her konuda hoşgörü ortamında bulunan Doğu Hıristiyanları, bu seferler sırasında Batı Hıristiyanlarının kendilerine yaptıkları ile büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Doğu Hıristiyanları tam bir hayal kırıldığına uğradıkları ve İslam idaresinde sahip oldukları hakları kaybettikleri bilinen bir husustur. Batı'nın Doğu Hıristiyanlarına yardım götürmek, onları bulundukları Müslüman egemenliğinden kurtarmak amacıyla düzenlenen Haçlı Seferleri Doğu Hıristiyanlarına yardımdan çok felaket getirmiştir. Birçok tarihçiye göre Haçlı Seferleri kilise tarafından organize edilen bir harekettir. Fakat bu seferlerin sömürgesi bir karakter taşıdığı da tartışılmaz bir gerçektir.Medeniyete karşı barbarlığın taarruzu olarak görülmesi gereken Haçlı Seferlerinin sonucunda Doğudaki Hristiyan halkın bu yıkım sonucunda toplanıp yeniden ayağa kalkması zaman alıcaktır. Sözde Doğu Hristiyanlarına yardım ve huzur götüren Haçlılar, Seferlerini sonunda var olan huzuruda yok edip ülkelerine dönmüşlerdir. Doğu Hristiyanlarına fayda götürme girişimleri asıl seferlerin sonunda ülkelerine döndüklerinde medeniyetten pay kapmış olan haçlılara fayda sağlamıştır.

Haçlı seferleriHaçlılarHristiyanlar+1
Tuğba Akın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan I. Alâeddin Keykubad'ın komşu devletlerle ilişkileri

Gurbet, mağlubiyet, esaret merhalesinden sonra Selçuklu devlet adamları ve komutanlarının seçim ve tercihiyle ummadığı bir esnada evvelinden arzuladığı, uğrunda savaştığı tahtı elde eden 1220-1237 yılları arasının isabetli görüş ve tedbir sahibi Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad, yüksek idare kabiliyeti, siyasi ve askeri ihtiyatkârlığı, iktisat telakkisi, ülke güvenliği ve menfaatini ilgilendiren meseleler karşısında gerçekçi, ölçülü, uzak görüşlü politik zekası ile on yedi yıllık saltanatı esnasında devletine hem geniş topraklar kazandırmayı başardı, hem de asrın en büyük gerçeği olan Moğol istila tehlikesine karşı barış, emniyet, refah, huzur değerlerine sahip ülkesini güçlü ve sağlam bir biçimde muhafaza ve müdafaa etti. Bu meyanda dış politikadaki temel hedef ve meşguliyeti ise iki yönde gelişti. Akdeniz ve Karadeniz ticaretinin kazanç ve emniyetine atfettiği kıymet sonucunda başlattığı harp hazırlıkları ve seferler, döneminde Selçuklu dış politikası belirleyen olayların ilk aslı idi. Bununla birlikte Alâeddin Keykubad'ın dış politikasını tanımlayan esas husus daha ziyade ülkesinin doğu hudutlarında bulundu. Bu durumun en temel sebebi 1220 yılından beri süren Moğol istila tehlikesi idi. Bilhassa 1226 yılından itibaren, bu tehlike ile ilintili gelişmelere bağlı olarak Alâeddin Keykubad'ın dış politikadaki dikkati neredeyse tamamen Doğu Anadolu bölgesine yönelecekti. Dış politikada izlediği siyasete doğrudan etki eden ciddi bir mesele olan Moğol istila tehlikesi Alâeddin Keykubad'ın komşu devletler ile münasebetlerinin gelişiminde önemli bir rol oynadı. Onun, Harezmşahlara ve Eyyubilere karşı kazandığı zaferlerin gerisinde bu tehlikenin neden olduğu endişenin izleri apaçık görülecekti. Bununla birlikte Alâeddin Keykubad, Türkiye Selçuklu Devletine en parlak dönemini Moğol tehlikesinin gölgesinde yaşatmayı başardı, yüksek feraseti, idare kabiliyeti, siyasi ve askeri ihtiyatkârlığı, barıştan yana tavır alan karakteri ile, 1231 yılından itibaren İran ve Azerbaycan'a yerleşerek Anadolu ülkesine sınır komşusu olan Moğolların istila tehdidini ülkesinden uzak kıldı. Bu vakıayı temin ederken Moğolların amansız düşmanı olarak Selçuklu ülkesini tehdit etme noktasına ulaşan Celaleddin Harezmşah'ı Yassıçemen Savaşı'nda yendi, Eyyubilere karşı zaferler kazandı, nihayet Türkiye Selçuklu Devleti onun zamanında Anadolu'da rakipsiz bir merhaleye, Moğollar hariç komşu hükümetlerinin hepsinden kuvvetli bir mevkiye ulaştı.

Alaeddin Keykubat IAnadolu SelçuklularıSelçuklular Dönemi+2
Hasan Çopur
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00

Other supervisors