Theses supervised by Prof. Dr. Nuran Tosun
17 theses · Hasan Kalyoncu University
Bir vakıf üniversitesi öğrencilerinin deri kanseri bilgi düzeylerinin ve güneşten korunma davranışlarının incelenmesi
Bu tez çalışması, bir vakıf üniversitesi öğrencilerinin deri kanseri bilgi düzeylerinin ve güneşten korunma davranışlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapıldı. Çalışma Ekim 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında, Hasan Kalyoncu Üniversitesinde uygulandı. Araştırmada tabakalı rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak, belirtilen dönemde üniversitede eğitim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 772 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik ve Kişisel Özellikler Formu, Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği ve Güneşten Korunma Davranış Ölçeği kullanıldı. Araştırma verilerinin istatistiksel analizleri IBM® SPSS® Statistics 30 programında, bağımsız örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi, pearson korelasyon analizi, stepwise regresyon analizi ile yapıldı. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,61±1,73 (min.=18, maks.=26) ve %64,4'ü kadındır. Öğrencilerin deri kanseri ve güneşin zararlı etkilerine yönelik bilgilerinin ve güneşten korunma davranışlarının orta düzeyde olduğu belirlendi. Deri kanseri ve güneş bilgisi ile güneşten korunma davranışları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulundu. Deri kanseri risk faktörlerine dair bilgi düzeyinin, öğrencilerin güneşten korunma davranışlarını hem doğrudan hem de güneş maruziyetinden korunma bilgi düzeyi aracılığıyla olumlu yönde etkilediği saptandı. Kadın cinsiyet, yaş, vücuttaki ben sayısının altı ve üzeri olması, güneş yanığı geçmişi olması, ailede kanser öyküsünün bulunmaması ve anne eğitim durumunun üniversite düzeyinde olması öğrencilerin deri kanseri ve güneş bilgi düzeylerini pozitif yönde etkileyen ve arttıran faktörler olduğu bulundu. Ayrıca kadın cinsiyet ve güneş koruyucu kullanmanın öğrencilerin güneşten korunma davranışlarını pozitif yönde etkileyen ve artıran faktörler olduğu belirlendi. Araştırma sonuçları doğrultusunda; hemşirelerin sağlığı koruma ve geliştirme rolleri kapsamında, deri kanseri risk faktörleri ve güneşten korunma konusunda üniversitelerde eğitim programları ve farkındalık çalışmaları yapmaları, gençlere verilen güneşten korunma eğitiminin, bilgi, tutum ve davranışa etkilerini değerlendirmeye yönelik hemşirelik araştırmalarının yapılması önerilmektedir.
Hemşirelerde fiziksel aktivite düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
ÖZET FİKRET KILINÇ, HEMŞİRELERDE FİZİKSEL AKTİVİTE DÜZEYİ İLE YAŞAM KALİTESİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI GAZİANTEP 2018 Bu çalışma, hemşirelerde fiziksel aktivite düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma Haziran-Ekim 2017 tarihleri arasında, gerekli kurumsal izinler alınarak, Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 442 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Kısa Formu", "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi, SPSS for Windows Version 21.00 paket programı kullanılarak Ki-kare testi, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi (t test) ve ANOVA testleri ile yapıldı. Hemşirelerin %48'inin fiziksel aktivite düzeyinin düşük, %19.9'unun fiziksel aktivite düzeyinin yeterli olduğu belirlendi. Erkek, bekar ve 20-30 yaş grubundaki hemşirelerin fiziksel aktivite düzeyinin daha yüksek ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Hemşirelerin yaşam kalitesi puan ortalamaları sırasıyla, fiziksel fonksiyon için 74.98±19.93, fiziksel fonksiyona bağlı rol kısıtlılığı için 70.99±37.93, bedensel ağrı için 64.02±20.01, genel sağlık için 56.54±15.62, mental sağlık için 64.48±16.24, emosyonel fonksiyona bağlı rol kısıtlılığı için 69.39±40.38, sosyal fonksiyon için 62.75±25.75 ve canlılık/enerji alt boyutu için 53.59±19.55 olarak bulundu. Yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, beden kitle indeksi, kronik hastalık ve sürekli ilaç kullanma durumlarının yaşam kalitesinin alt boyutlarını etkileyen faktörler olduğu görüldü. Hemşirelerin fiziksel aktivite düzeyleri arttıkça yaşam kalitesinin tüm alt boyut puanlarının arttığı, emosyonel rol kısıtlılığı hariç tüm alt boyutlarda yaşam kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Sonuç olarak, fiziksel aktivitenin yaşam kalitesini arttırdığını, fiziksel aktivite düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin de yükseldiği belirlendi. Anahtar sözcükler: Fiziksel aktivite, yaşam kalitesi, hemşire
Koroner arter hastalığı olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesinin incelenmesi
ÖZET SİMA ANNAÇ KORONER ARTER HASTALIĞI OLAN BİREYLERDE SAĞLIKLI YAŞAM BİÇİMİ DAVRANIŞLARI VE YAŞAM KALİTESİNİN İNCELENMESİ, HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI GAZİANTEP 2018 Bu çalışma, Koroner Arter Hastalığı (KAH) olan bireylerde sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla yapılmış, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma 01 Haziran - 01 Aralık 2017 tarihleri arasında, gerekli kurumsal izinler alınarak, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda gerçekleştirildi. Araştırma, en az bir ay önce KAH tanısı konulan, 18 yaş ve üzeri, mental hastalığı ve iletişim sorunu olmayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 202 hasta ile yapıldı. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu", "SYBDÖ II", "Euro Qol-5D Avrupa Yaşam Kalitesi Ölçeği VAS" kullanıldı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi, SPSS for Windows Version 15.00 paket programı kullanılarak, Korelasyon analizi, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi (t test) ve ANOVA testleri ile yapıldı. Hastaların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II toplam puan ortalamaları (117,01±18,85) ile EQ-5D Yaşam Kalitesi Ölçeği indeks (0,61±0,29) ve VAS skor ortalamalarının (60,24±14,26) düşük olduğu belirlendi. Hastaların en az uyguladıkları sağlıklı yaşam biçimi davranışının fiziksel aktivite/egzersiz olduğu görüldü. Hastaların EQ-5D indeks ve Visual Analog Skala skorları ile SYBDÖ II toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, SYBDÖ II puanları artarken EQ-5D indeks ve VAS skorlarının da arttığı belirlendi. Cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma ve ekonomik durum ile tanı sürelerinin hastaların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını uygulama durumlarını ve yaşam kalitelerini etkilediği ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Sonuç olarak, hastaların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını uygulama durumları arttıkça yaşam kalitelerinin de yükseldiği belirlendi. Anahtar sözcükler: koroner arter hastalığı, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, yaşam kalitesi, hemşirelik
Hipertansif hastaların ilaç tedavisine uyumları ve hastalıkları konusundaki bilgi düzeylerinin incelenmesi
HİPERTANSİF HASTALARIN İLAÇ TEDAVİSİNE UYUMLARI VE HASTALIKLARI KONUSUNDAKİ BİLGİ DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ, HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI GAZİANTEP 2018 Bu çalışma, hipertansif hastaların ilaç tedavisine uyumları ve hastalıkları konusundaki bilgi düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılmış, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışma Temmuz 2017 - Mart 2018 tarihleri arasında, gerekli izinler alınarak, Batman Bölge Devlet Hastanesi Acil, Dahiliye ve Kardiyoloji Servisinde gerçekleştirildi. En az üç ay önce hipertansiyon tanısı konulan, en az üç aydır hipertansiyon için ilaç tedavisi alan, 18 yaş ve üzeri, mental hastalığı ve iletişim sorunu olmayan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 260 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu", "Hipertansiyon Bilgi Anketi" ve "Antihipertansif İlaç Tedavisine Uyum Ölçeği" kullanıldı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 24 paket programı kullanılarak, Korelasyon analizi, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H testleri ile yapıldı. Hastaların Antihipertansif İlaç Tedavisine Uyum Ölçeği puan ortalamalarının düşük (7,13±2,10) olduğu ve %51.2'sinin antihipertansif ilaç tedavisine uyumlu olduğu belirlendi. Hipertansiyon ile ilgili eğitim almış, sistolik kan basıncı düşük, diyet uygulayan, hastane kontrollerine düzenli giden, kan basıncı düzenli ve günlük olarak ölçülen, kan basıncını kendisi ölçen hastaların uyum düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Hastaların Hipertansiyon Bilgi Anketi doğru yanıt ortalaması 15,10±2,89 olarak belirlendi. Hastaların hipertansiyon konusunda bilgi düzeyleri arttıkça ilaç tedavisine uyum düzeylerinde artış olduğu görüldü. Eğitim düzeyi yüksek, il merkezinde yaşayan, hipertansiyon ile ilgili eğitim almış, sistolik kan basıncı düşük, hastane kontrollerine düzenli giden, kan basıncı düzenli ve günlük olarak ölçülen, kan basıncını kendisi ölçen hastaların hipertansiyon bilgi düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuç olarak; hastaların eğitim düzeyi ve kan basıncını kontrol etmeye yönelik uygulamalarının, antihipertansif ilaç tedavisine uyum ve bilgi düzeylerini etkilediği belirlendi.
Koroner arter hastalığı olan bireylerde uyku kalitesi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
KORONER ARTER HASTALIĞI OLAN BİREYLERDE UYKU KALİTESİ VE ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ, HEMŞİRELİK ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI, GAZİANTEP 2018 Bu çalışma, Koroner Arter Hastalığı (KAH) olan bireylerde uyku kalitesi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmış, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma 01 Temmuz 2017-30 Mart 2018 tarihleri arasında, gerekli izinler alınarak, Batman Bölge Devlet Hastanesi Kardiyoloji Servisinde uygulandı. Belirtilen tarihler arasında en az üç ay önce KAH tanısı konulan, 18 yaş ve üzeri, mental hastalığı ve iletişim sorunu olmayan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 326 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Bilgi Formu" ve uyku kalitesini belirlemek amacıyla "Pittsburg Uyku Kalite İndeksi (PUKİ)" kullanıldı. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Görüşme öncesinde hastalara araştırma hakkında bilgi verilerek onamları alındı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS for Windows Version 22.0 paket programı kullanılarak Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile yapıldı. Araştırmaya katılan hastaların PUKİ puan ortalamaları 8,27 ± 2,98 olup uyku kalitelerinin kötü olduğu tespit edildi. Hastaların %88.3'ünün kötü uyku kalitesi, %11.7'sinin iyi uyku kalitesine sahip oldukları belirlendi. Yaşlı bireylerin, kadınların, evli olanların, eğitim düzeyi ve ekonomik durumu düşük olan hastaların uyku kalitelerinin daha kötü olduğu bulundu. Ayrıca, Mİ geçiren, tanı süresi 4 yıl ve üzerinde olan, KAH dışında diğer hastalıkları bulunan, sigara içen ve kan basıncı yüksek olan hastaların uyku kalitelerinin daha kötü olduğu bulundu. Sonuç olarak, KAH'da uyku kalitesinin düşük olduğu ve hastaların bazı sosyodemografik ve tıbbi özelliklerinin uyku kalitesini anlamlı olarak etkilediği belirlendi. Hemşirelerin KAH olan bireylerde normal uyku düzenini sürdürmek, uyku kalitesini etkileyen faktörleri kontrol altına almak ve uyku sorunlarını gidermeye yönelik eğitimler yapması önerildi.
Yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda doğum korkusu ve etkileyen faktörler
Bu tez çalışması; yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda doğum korkusu ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapıldı. Araştırma, Haziran 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, gerekli izinler alınarak, Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde uygulandı. Araştırmanın yürütüldüğü tarihler arasında belirtilen poliklinikte doğum öncesi takipleri yapılan, yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan, 28-40. gebelik haftasında olan, araştırmaya katılmaya kabul eden ve Türkçe iletişim kurulabilen 160 kadın araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Veri Toplama Formu" ve "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A versiyonu" kullanıldı. Veriler, kadınlar araştırma hakkında bilgilendirilerek onamları alındıktan sonra araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 22.0 paket programı kullanılarak, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, ANOVA, Kruskal-Wallis H, Mann-Whitney U, Ki-kare testleri ve Korelasyon analizleri ile yapıldı. Kadınların W-DEQ puan ortalamasının 56,23±19,40 olduğu, %54,4'ünün orta ve %23,1'inin ağır derecede korku yaşadıkları saptandı. Gebelikleri sırasında doğum öncesi bakım eğitimi almayan kadınların W-DEQ puan ortalamalarının (60,88±20,05) eğitim alan kadınlardan (52,52±18,14) anlamlı olarak daha yüksek olduğu ve daha fazla doğum korkusu yaşadıkları bulundu (p<0,05). Daha önce düşük deneyimi olan, kırsal bölgede yaşayan ve eşleri çalışmayan kadınların doğum korkusu düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalan kadınlarda doğum korkusunu azaltmak için hemşirelerin gebelik süresince kadınlara düzenli eğitim vermeleri ve danışmanlık yapmaları, kadınların doğum korkularını geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıyla değerlendirmeleri, sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini dikkate almaları önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: doğum korkusu, yardımcı üreme teknikleri, gebelik, hemşirelik
Şanlıurfa ilinde kadınların genital hijyen davranışları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu tez çalışması; Şanlıurfa İlinde kadınların genital hijyen davranışları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapıldı. Araştırma, Temmuz 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, gerekli izinler alınarak, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde uygulandı. Araştırmanın yürütüldüğü tarihler arasında polikliniğe başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden, Türkçe iletişim kurabilen, 18-49 yaş arasında ve evli 218 kadın araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Veri Toplama Formu" ve "Genital Hijyen Davranışları Envanteri (GHDE)" kullanıldı. Envanterden alınan toplam puanın yüksekliği genital hijyen davranışlarının istendik düzeyde olduğunu göstermektedir. Veriler, kadınlar araştırma hakkında bilgilendirilerek onamları alındıktan sonra araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 22.0 paket programı kullanılarak, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, ANOVA, Kruskal-Wallis H, Mann-Whitney U testleri ve Korelasyon analizleri ile yapıldı. Kadınların GHDE puan ortalamasının 73,61±9,21 olduğu ve orta düzeyin biraz üzerinde olduğu belirlendi. Eğitim düzeyi yüksek, çalışan, ekonomik durumu iyi, sağlık güvencesi olan, il veya ilçede ikamet eden, çekirdek ailede yaşayan, evlenme yaşı 18 ve üzerinde, eşinin eğitim düzeyi yüksek ve eşi çalışan kadınların GHDE puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,001). Düşük yapma öyküsü olan kadınların GHDE puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşük bulundu (p>0,05). Kadınların evlilik süresi, gebelik ve doğum sayısı ile GHDE puan ortalamaları arasında negatif yönde, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05, p<0,001). Konut imkanları yetersiz olup gecekonduda yaşayan, soba ve elektrik ile ısınan, tuvaleti ev dışında bulunan, çamaşırlarını elde yıkayan, haftada bir ve daha az sıklıkta ve oturarak banyo yapan kadınların GHDE puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,001). Son bir yıl içinde vajinal akıntısı olmayan, vajinal enfeksiyon ve cinsel bölge temizliği ile ilgili bilgi aldığını ifade eden kadınların GHDE puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; hemşirelerin genital hijyen davranışlarını geliştirici eğitim ve danışmanlık hizmetlerini verirken, kadınların genital hijyen davranışlarını etkilediği belirlenen sosyodemografik ve obstetrik özellikleri, ev ortamı ve bazı hijyen davranışlarını dikkate almaları ve riskli gruplara daha fazla eğitim ve danışmanlık vermeleri önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: genital hijyen, vajinal enfeksiyon, hemşirelik
Gaziantep ilinde gebelik ve lohusalık döneminde kadınlara yönelik geleneksel uygulamalar
Bu tez çalışması; Gaziantep ilinde gebelik ve lohusalık döneminde kadınlara yönelik geleneksel uygulamaların belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapıldı. Araştırma, Temmuz 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, gerekli izinler alınarak, Oğuzeli Merkez Aile Sağlığı Merkezinde uygulandı. Araştırmanın yürütüldüğü tarihler arasında belirtilen merkezde doğum sonrası dönemde takip edilen, son bir yıl içinde doğum yapmış olan, araştırmaya katılmayı kabul eden ve Türkçe iletişim kurabilen 150 kadın araştırmanın örneklemini oluşturdu. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla araştırmacı tarafından literatür taraması sonucunda geliştirilen "Veri Toplama Formu" kullanıldı. Veriler, kadınlar araştırma hakkında bilgilendirilerek onamları alındıktan sonra araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 22.0 paket programı kullanılarak, tanımlayıcı istatistiklerde sayı ve yüzde gösterimi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi uygulandı. Gebelik dönemine yönelik en sık yapılan geleneksel uygulamaların; gebenin karnının yapısı ile bebeğin cinsiyetini tahmin etme (%63,3), gebe kadının güzel birisine bakması (%77,3), saç kestirmemesi (%47,3), doğuma hazırlık için yürüyüş yapmak (%70,7), ayva yemek (%81,3) ve dua okumak (%54,6) olduğu belirlendi. Lohusalık döneminde en sık yapılan geleneksel uygulamalar; doğum sonrası kanamaya yönelik olarak ayran/yoğurt yememek (%70,0), al basmasına yönelik kuran/cevşen koymak (%82,7), sütün artması için bulgur yemek (%82,7), yirmi-kırk çıkarmak (%90,7), lohusa kadını yalnız bırakmamak (%85,3) ve dua okumak (%46,7) olarak belirlendi. Kadınların %62,7'si geleneksel uygulamaları biraz önemli ve %64'ü biraz gerekli bulduğunu belirtti. Kadınların %82,7'sinin gebelik döneminde, %88'inin lohusalık döneminde geleneksel uygulamalara başvurduğu görüldü. Kadınları geleneksel uygulamalara yönlendiren kişi olarak çoğunlukla kayınvalide (%62,7) belirtildi. Çocuk sayısı az olan kadınların geleneksel uygulamaları önemli bulma oranı anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,05). Kırsal kesimde yaşayan, çalışmayan ve evlilik süresi 6 yıl ve üzeri olan kadınların lohusalık döneminde geleneksel uygulamalara başvurma oranı anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; kadınların gebelik ve lohusalık döneminde geleneksel uygulamaları sürdürdükleri görüldü. Hemşirelerin; gebelik ve lohusalık dönemindeki kadınları başvurdukları geleneksel uygulamalar yönünden değerlendirmeleri, yararlı uygulamaları desteklemeleri ve kadınları bilinçlendirmeleri önerildi. Anahtar Sözcükler: gebelik, lohusalık, kadın, geleneksel uygulamalar, hemşirelik
Gebelere verilen uyku hijyeni eğitiminin uyku kalitesine etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışması; gebelere verilen uyku hijyeni eğitiminin uyku kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla deneysel bir araştırma olarak yapıldı. Araştırma, Temmuz 2019-Haziran 2020 tarihleri arasında, kurumsal izinler alınarak, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde uygulandı. Araştırmanın yürütüldüğü tarihler arasında poliklinikte doğum öncesi takipleri yapılan, Türkçe iletişim kurabilen, gebeliğinin üçüncü trimesterinde olan, mevcut gebeliğine ve fetüs sağlığına yönelik tanılanmış bir riski olmayan, demir preparatı kullanan, farklı nedenlere bağlı uyku bozukluğu tanısı konulmamış ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden gebeler araştırmanın örneklemini oluşturdu. Çalışma 60 gebe kontrol grubu ve 60 gebe deney grubu olmak üzere 120 gebe ile tamamlandı. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla "Veri Toplama Formu" ve "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" kullanıldı. Deney grubundaki gebelere ilk görüşmede Veri Toplama Formu ve PUKİ uygulandı. Bu gruptaki gebelere araştırmacı tarafından Uyku Hijyeni Eğitimi ve eğitim sonrasında Uyku Hijyeni Broşürü verildi. Deney grubundaki gebelere bir ay sonra PUKİ tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki gebelere ilk görüşmede Veri Toplama Formu ve PUKİ uygulandı. Bu gruptaki gebelere araştırmacı tarafından herhangi bir eğitim verilmedi ve poliklinikte rutin takipleri uygulandı. Kontrol grubundaki gebelere 1 ay sonra PUKİ tekrar uygulandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 23.0 paket programı kullanılarak Ki Kare, Wilcoxon ve Mann Whitney U testleri ile yapıldı. Kontrol grubunun ön test PUKİ puan ortalaması 10,35±2,25 ve son test PUKİ puan ortalaması 13,48±2,24 olarak bulundu. Deney grubunda ön test PUKİ puan ortalaması 13,48±2,65 iken son test PUKİ puan ortalaması 4,07±2,29 olarak bulundu. Deney ve kontrol grubu arasında ön test ve son test PUKİ puan ortalamaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Kontrol grubundaki gebelerin tamamının hem ön test hem son testte uyku kalitesi kötü olarak bulundu. Deney grubundaki gebelerin ön testte tamamının uyku kalitesi kötü iken son testte %66,7'sinin uyku kalitesi iyi ve %33,3'ünün uyku kalitesi kötü olarak bulundu. Deney ve kontrol grubu arasında son test uyku kalitesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,001). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; gebelere verilen uyku hijyeni eğitiminin uyku kalitesini arttırdığı görüldü. Gebelerde uyku kalitesinin arttırılması için birinci basamak sağlık hizmetlerinde ve doğum öncesi kliniklerinde çalışan hemşire ve ebeler tarafından eğitim programları yürütülmesi ve danışmanlık verilmesi önerildi. Anahtar Sözcükler: uyku hijyeni, uyku kalitesi, eğitim, hemşirelik
Periferik venöz katetere bağlı flebit riski ölçeğinin geliştirilmesi
Bu araştırma, periferik venöz katetere bağlı flebit riski ölçeğinin geliştirilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi amacıyla metodolojik bir çalışma olarak planlandı. Araştırmanın verileri Şubat- Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hastanesinde toplandı. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri için örneklem kriterlerine uyan 729 hasta ve geliştirilen ölçeğin uygulanması aşamasında 208 hasta örnekleme dahil edildi. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Periferik Venöz Katetere Bağlı Flebit Riski Ölçeği ve Flebit Değerlendirme Skalası kullanıldı. İstatistiksel analizlerde SPSS 25.0 ve AMOS programları kullanıldı. Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini hesaplamak için Lawshe tekniği ile kapsam geçerliliği, Kuder Richardson 20 iç tutarlık analizi, madde toplam korelasyon analizi, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulandı. Ölçeğin açıklanan toplam varyans değeri %58 ,090, Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0,800, Barlett's küresellik testi değeri χ2(91) = 2552,827 p<0,01 olarak hesaplandı ve istatiksel olarak anlamlı bulundu. Ölçek maddelerinin kapsam geçerlik indeksi 0,78; faktör yükleri 0,543-0,825; madde toplam korelasyonları 0,514 ile 0,645 ve ölçeğin güvenilirliğini test eden Kuder Richardson 20 değeri 0,823 olarak bulundu. Toplam 14 madde ve 3 alt boyuttan oluşan ölçek puanları 14-28 arasında olup kesim noktası 20,5 olarak hesaplandı. Ölçekten alınan puanın artması periferik venöz katetere bağlı flebit riskinin arttığını göstermektedir. Sonuç olarak; geliştirilen flebit riski ölçeğinin ölçülmek istenen alanı temsil eden, araştırılan yapıyı ölçen, iç tutarlılığı yüksek, geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulundu. Geliştirilen flebit riski ölçeğinin uygulanması aşamasında elde edilen sonuçlar, ölçeğin flebit risk faktörlerini doğru tespit ettiği ve flebit yönünden riskli hastaları belirlemede klinik hemşireleri tarafından kullanılmasının yararlı olacağını göstermektedir.
Periferik venöz katetere bağlı flebit gelişiminin önlenmesinde kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının etkisi
Bu araştırma, periferik venöz katetere bağlı flebit gelişiminin önlenmesinde kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının etkisinin değerlendirilmesi amacıyla kontrol ve deney gruplu randomize olmayan deneysel çalışma olarak uygulandı. Araştırma, Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye/Yara Bakımı Kliniği ve Nöroloji/Nöroşirurji kliniklerinde 01 Eylül 2021-31 Mart 2022 tarihleri arasında uygulandı. Kontrol grubunda 75 hasta ve 88 periferik venöz kateter (PVK), deney grubunda 41 hasta ve 48 PVK örnekleme dahil edildi. Verilerin toplanmasında Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Hasta Demografik ve Klinik Bilgi Formu, Flebit Değerlendirme Skalası ve Bakım Paketi Klinik İzlem Formu kullanıldı. Güncel literatür ışığında, dört parametre ve 15 hemşirelik girişiminden oluşan kanıta dayalı flebit bakım paketi geliştirilerek uzman görüşü alındı. Kontrol grubundaki hastalara kliniklerin standart PVK bakım uygulamaları gerçekleştirildi. Klinik hemşirelerine PVK bakımı, flebit ve bakım paketi hakkında eğitimler verildi. Deney grubundaki hastalara, oluşturulan kanıta dayalı bakım paketi doğrultusunda bakım verildi. Bakım paketinde yer alan parametrelerin hemşireler tarafından uygulanma durumu günlük olarak araştırmacı tarafından kaydedildi. Değerlendirmede bakım paketine tam uyum şartı arandı. Tam uyum sağlanmaması durumunda ilgili hasta araştırma dışı bırakıldı. Uyum sağlanmayan parametreler için hemşirelere geri bildirim verildi ve tekrarlı eğitimler yapılarak uyumları arttırıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 25.0 paket programı, kategorik değişkenlerin karşılaştırmalarında Ki-kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Bakım paketi uygulanan hastaların %37,5'inde, kontrol grubundaki hastaların %60,2'sinde flebit gelişti ve flebit gelişme durumu bakımından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bakım paketi uygulanan hastalarda 1., 2. ve 3. günlerde flebit gelişme oranı kontrol grubundaki hastalardan daha düşüktü ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bakım paketi uygulanan hastalarda tüm günlerdeki flebit dereceleri kontrol grubundan daha düşüktü ve 1., 2., 3. ve 4. günlerdeki flebit dereceleri bakımından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak bakım paketi uygulaması PVK'ya bağlı flebit gelişme oranını azaltmada etkili bulundu. Sağlık kuruluşlarında PVK'ya bağlı flebit gelişiminin önlemesi için kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının yaygınlaştırılması, büyük örneklem grupları ile çok merkezli çalışmaların yapılması, PVK'ya bağlı flebit gelişimini önlemeye yönelik güncel kanıta dayalı hemşirelik girişimlerini içeren eğitim programlarının uygulanması önerilmektedir.
Stomalı hastalarda hemşire navigasyon programının uyum, yaşam kalitesi ve komplikasyonların önlenmesine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, intestinal stomalı hastalarda hemşire navigasyon programının uyum, yaşam kalitesi ve komplikasyonların önlenmesine etkisinin incelenmesi amacıyla, ön test-son test düzende tekrarlayan ölçümlü randomize kontrollü müdahale çalışması olarak uygulandı. Araştırma; Gaziantep il merkezinde bulunan ikisi eğitim ve araştırma hastanesi olmak üzere altı hastanede, 1 Ocak-31 Aralık 2021 tarihleri arasında, intestinal stoma açılmış 30 deney ve 28 kontrol grubu hasta ile tamamlandı. Deney grubundaki hastalara hemşire navigasyon programı kapsamında danışmanlık, uzaktan destek, yazılı ve görsel eğitimler, bilgilendirme mesajları, telefon görüşmeleri, randevu planlamaları uygulanırken, kontrol grubu hastalar standart bakım aldı. Hastalar ilk görüşmede, üçüncü ve altıncı aylarda Hasta Bilgi Formu, Stoma Komplikasyonları Değerlendirme Formu, Stomaya İlişkin Deneyimlenen Sorunlar Formu, Ostomi Uyum Ölçeği, Stoma Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Veriler SPSS 24.0 programı kullanılarak, ölçek puanları için zaman, grup, zaman ve grup interaksiyonu genelleştirilmiş tahmin denklemi (GEE) ve en küçük önemli fark (LSD) testleri kullanılarak değerlendirildi. Tekrarlanan ölçümler arasındaki kovaryansın değerlendirilmesinde Unstructured korelasyon yapısı kullanıldı. Araştırmada hemşire navigasyon programının hastaların stomaya uyum ve yaşam kalitelerinde anlamlı bir artış sağladığı, stomaya bağlı komplikasyonların görülme sıklığında anlamlı bir fark olmamakla birlikte azalma sağladığı görüldü. Deney grubu hastaların stomaya uyum ve yaşam kalitelerinde, her değerlendirmede grup içi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; sağlık kuruluşlarının ihtiyaç duyulan birimlerinde hemşire navigasyon programlarının uygulamaya geçirilmesi, hastaların uyum ve yaşam kalitelerini etkileyen farklı kronik durumlarda uygulanması önerilmektedir.
Dahiliye yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların algıladıkları çevresel stresörler ve uyku kalitelerinin incelenmesi
Bu tez çalışması, dahiliye yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların algıladıkları çevresel stresörler ve uyku kalitelerinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapıldı. Araştırma, Aralık 2021- Mart 2022 tarihleri arasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesinde 137 hasta ile uygulandı. Veri toplamada Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu, Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği ve Richard-Campbell Uyku Ölçeği kullanıldı. istatistiksel analizlerde t-testi ve ANOVA kullanıldı Hastaların Richard-Campbell Uyku Ölçeği puan ortalamasının 35.97±10.07 olduğu, çoğunluğunun (%85.4) uyku kalitelerinin orta düzeyde olduğu, çok iyi uyku kalitesine sahip olan hasta bulunmadığı belirlendi. Hastaların Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği puan ortalaması 124.47±15.91 olarak bulundu. En fazla algılanan ilk üç stresör; ağrılarının olması, tüplere bağlanmış olmak ve mahremiyetlerinin olmamasıdır. En düşük algılanan üç stresör; tanıdık olmayan doktorlar tarafından bakılmak, doktor ve hemşirelerin yüksek sesle konuşmaları ve hemşirelerin anlaşılmayan kelimeler kullanmalarıdır. Hastaların uyku kalitesi ile algıladıkları yoğun bakım ünitesi çevresel stresörleri puan ortalamaları arasında negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptandı. 65 yaş altındaki hastaların, lise ve yüksekokul düzeyinde eğitimi olan hastaların, çalışan hastaların ve yoğun bakımda yatış süresi 6 gün ve üzeri olan hastaların uyku kaliteleri anlamlı olarak daha düşük bulundu. Kadın hastaların ve daha önce yoğun bakıma yatış deneyimi olmayan hastaların algıladıkları yoğun bakım ünitesi çevresel stresörleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Hemşirelerin yoğun bakım hastalarının uyku kalitelerini ve algıladıkları çevresel stresörleri geçerli ve güvenilir ölçüm araçları ile periyodik olarak değerlendirmeleri, hastaların uyku kalitesini olumsuz etkileyen yoğun bakım ortamından kaynaklanan stresörleri azaltmaya ve önlemeye yönelik girişimleri uygulamaları önerildi.
Kalp yetersizliği olan hastalarda öz bakım davranışları ve semptom durumunun incelenmesi
Bu çalışma; kalp yetersizliği olan hastalarda özbakım davranışları ve semptom durumunun incelenmesi amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak yapıldı. Çalışma, Eylül 2021- Mart 2022 tarihleri arasında, Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Kliniği ve Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde 212 hasta ile yürütüldü. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu, Avrupa Kalp Yetersizliği Öz-bakım Davranış Ölçeği ve Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizinde t-testi ve ANOVA kullanıldı. Hastaların özbakım davranışları ölçeği puan ortalaması 31.70±4.88 ve hastaların çoğunluğunun (%84.0) özbakım davranışlarının uygun olduğu bulundu. Hastaların en çok uyum gösterdikleri özbakım davranışları, nefesinin daralması durumunda sakinleşmeye çalışma, gün içinde dinlenme, ilaçlarını düzenli olarak alma ve alkol kısıtlaması iken, en az uyum gösterdikleri özbakım davranışları kilo takibi, düzenli egzersiz yapma ve her yıl grip aşısı olma şeklinde belirlendi. 75 yaş ve üzeri, bekar, düşük eğitim düzeyine sahip, sosyal güvencesi olmayan, hastane kontrollerine gitmeyen hastaların özbakım davranışlarına uyumlarının anlamlı düzeyde düşük olduğu bulundu. Hastaların kalp yetersizliği semptom durumu ölçeği puan ortalaması 45.22±14.78 ve orta düzeyde semptom yoğunluğu yaşadıkları belirlendi. Hastaların yoğun olarak deneyimledikleri semptomlar, dispne, yorgunluk/enerji azlığı ve uyku problemleriydi. 75 yaş ve üzerindeki hastalar, eğitim düzeyi düşük olan, çalışmayan, sosyal güvencesi olmayan, kırsal kesimde yaşayan, tanı süresi 6 yıl ve üzerinde olan, son 1 yıl içinde hastaneye yatmış olan, New York Kalp Birliği evresi yüksek olan hastaların daha fazla semptom yaşadıkları bulundu. Hastaların özbakım davranışları ile semptom durumu arasında, anlamlı olmayan, pozitif yönde zayıf bir ilişki saptandı. Hemşirelerin hastaların özbakım davranışlarını ve semptom durumlarını geçerli ve güvenilir ölçüm araçları ile periyodik olarak değerlendirmeleri, hastaların özbakım davranışlarını geliştirmeye yönelik hasta eğitimi ve takip programları uygulamaları önerilmektedir.
Nazogastrik tüp yoluyla enteral beslenme uygulanan yoğun bakım hastalarında bakım paketi uygulamasının enteral beslenme komplikasyonları ve bazı beslenme parametrelerıne etkisi
Bu tez çalışması, nazogastrik tüp yoluyla enteral beslenme uygulanan yoğun bakım hastalarında bakım paketi uygulamasının enteral beslenme komplikasyonlarına ve bazı beslenme parametrelerine etkisinin incelenmesi amacıyla kontrol ve müdahale gruplu randomize olmayan deneysel bir çalışma olarak uygulandı. Çalışma Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji ve Genel Yoğun Bakım Ünitelerinde Temmuz 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Müdahale ve kontrol grubunda 30'ar hasta 14 gün boyunca takip edildi. Verilerin toplanmasında Hemşire ve Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu, Enteral Beslenme Komplikasyonları İzlem Formu ve Beslenme Parametreleri İzlem Formu kullanıldı. Güncel literatür ışığında dört parametre ve 16 hemşirelik girişiminden oluşan kanıta dayalı bakım paketi geliştirilerek uzman görüşü alındı. Kontrol grubundaki hastalarda hastanenin mevcut standart uygulamaları izlendi ve kaydedildi. Daha sonra hemşirelere enteral beslenme bakım paketinin uygulanmasına ilişkin eğitimler verildi. Müdahale grubundaki hastalarda ise bakım paketinde yer alan parametrelerinin hemşireler tarafından uygulanma durumları araştırmacı tarafından günlük olarak izlendi ve kaydedildi. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 25.0 programında, bağımsız örneklem T testi ve grup karşılaştırmaları Mann Whitney U testi ile yapıldı. Müdahale grubundaki hastalarda hemşirelerin bakım paketine uyum oranları kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu. Kusma, NG tüp kaynaklı nazal yaralanma, tüpün özefagusa yapışması ve tüp tıkanması görülme oranı müdahale grubundaki hastalarda anlamlı olarak daha düşüktü. Müdahale grubundaki hastalara verilen günlük besin volümü ve verilen günlük kalori miktarı 6. günden itibaren kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha yüksekti. Hastaların takip edildiği tüm günlerde kümülatif kalori açığı müdahalegrubunda anlamlı düzeyde daha düşüktü. Beslenme parametrelerinden albumin, prealbumin ve transferrin düzeyleri müdahale grubunda anlamlı olarak daha yüksek olmakla birlikte her iki grupta düşme eğilimi gösterdi. CRP düzeyleri istendik bir sonuç olarak 1. gün ve 14. günlerde müdahale grubunda anlamlı olarak daha düşüktü. Antropometrik ölçümlerden üst kol, bel ve kalça çevresi ölçüm değerleri her iki grupta grup içi karşılaştırmalarda 14. gün ölçümleri 1. gün ölçümlerinden anlamlı daha olarak daha düşük bulundu. Sonuç olarak; enteral beslenme bakım paketi uygulamasının, enteral beslenme komplikasyonlarının azaltılmasına katkı sağladığı ve beslenme parametreleri üzerinde olumlu etki ettiği görüldü.
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sosyal destek ve semptom durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sosyal destek ve semptom durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak yapıldı. Çalışma, Eylül 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Diyaliz Merkezi, Türkoğlu Dr. Kemal Beyazıt Devlet Hastanesi Diyaliz Merkezi ve Özel 12 Şubat Diyaliz Merkezinde gerekli izinler alınarak yürütüldü. En az altı aydır hemodiyaliz tedavisi alan, 18 yaş ve üzerinde olan, iletişim sorunu olmayan 164 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler, hastaların sosyo-demografik ve tıbbi bilgilerini içeren Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Diyaliz Semptom İndeksi kullanılarak toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS Statistics 18 paket programı kullanılarak, Dunnett-C tekniği, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis H testleri ile yapıldı. Çalışmaya katılan hastaların Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 52.98±16.63, aile alt boyutu puan ortalaması 24.66±5.73, arkadaş alt boyutu puan ortalaması 14.91±8.53 ve özel bir insan alt boyutu puan ortalaması 13.41±7.90 olarak bulundu. Erkek, evli, eğitim düzeyi yüksek, çalışan, gelir durumu iyi olan hastaların, algıladıkları sosyal destek anlamlı düzeyde daha yüksekti. Hastaların Diyaliz Semptom İndeksi puan ortalaması 66.80±22.88 olarak orta düzeyde bulundu. Hastalar en fazla yorgun hissetme/enerjide azalma, uykuya dalmada zorlanma, uykuyu sürdürmede zorlanma, üzgün ve kaygılı hissetme sorunları yaşadıklarını; en az olarak da ishal, göğüs ağrısı, bacaklarda şişlik, kusma, nefes darlığı, iştahsızlık ve kas ağrıları semptomlarını yaşadıklarını ifade etti. İleri yaş grubunda, kadın, eğitim düzeyi düşük, eşlik eden diğer hastalıkları bulunan ve günlük gereksinimlerini bağımsız karşılayamayan hastaların semptom yaşama durumları anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Ölçek puan ortalamaları arasında negatif yönde, zayıf ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. Hemodiyaliz hemşirelerinin hastaların sosyal destek ve semptom durumunu geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıyla değerlendirmeleri, hastaların sosyal destek ve yaşadıkları semptomların şiddetini etkileyen sosyodemografik ve tıbbi özellikleri dikkate alarak hemşirelik bakımını planlamaları, hasta ve ailesini bakım sürecine dahil etmeleri önerildi.
Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların algıladıkları stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, hemodiyaliz tedavisi alan hastaların algıladıkları stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma, Ağustos 2022–Mart 2023 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Servisi ve Diyaliz Ünitesinde uygulandı. Araştırmanın örneklemini; hemodiyaliz tedavisi alan, 18 yaş ve üzerinde olan, iletişim sorunu olmayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 168 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında; Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu, Hemodiyaliz Stresör Ölçeği ve Hemodiyaliz Hastalarında Sıvı Kontrol Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS Statistics 23.0 paket programında, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H ve Dunnett-C tekniği testleri ile yapıldı. Hastaların %59.5'i 45-64 yaş grubunda, %50.6'sı kadın, %63.1'i evli, %26.1'i okuryazar değil, %44.6'sı çalışmıyor, %98.2'sinin bakımında yardımcı kişiler bulunmaktaydı. Hastaların hemodiyaliz tedavisi ile ilgili algıladıkları stresörlerin yüksek düzeyde olduğu ve psikososyal stresörlerden daha fazla etkilendikleri bulundu. En yüksek düzeyde algıladıkları psikososyal stresörlerin sırasıyla sıvı alımının kısıtlanması, hastaneye sık sık gelme zorunluluğu, sağlık personeline bağımlılık, tedavinin maliyeti ve gelecekle ilgili belirsizlik olduğu; fizyolojik stresörlerin sırasıyla yorgunluk, uyku sorunları ve bulantı-kusma olduğu saptandı. 24-44 yaş grubunda olan, evli, bakımda yardımcı kişileri bulunan ve son bir ay içinde fazladan hemodiyaliz seansı almayan hastaların daha yüksek düzeyde stres algıladığı belirlendi. Hastaların sıvı kısıtlamasına uyumunun orta düzeyde, sıvı kısıtlaması bilgilerinin yüksek, davranış ve tutumlarının orta düzeyde olduğu bulundu. Günlük alması gereken sıvı miktarını bilen hastaların sıvı kısıtlamasına uyumunun daha yüksek olduğu saptandı. Hemodiyaliz Stresör Ölçeği ve Sıvı Kontrol Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadığı belirlendi. Hemodiyaliz hemşirelerinin hastaların algıladığı stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarını geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıyla değerlendirmeleri, hastaların algıladığı stresörler ve sıvı kısıtlamasına uyumlarını etkileyen sosyodemografik ve tıbbi özellikleri dikkate alarak hemşirelik bakımını planlamaları, eğitim ve danışmanlık vermeleri önerildi.