Theses supervised by Prof. Dr. Rahmi Yamak
14 theses · Karadeniz Technical University
Minsky Finansal İstikrarsızlık hipotezi: Borsa İstanbul (BİST) 100 üzerine bir uygulama
Finansal istikrarsızlığı açıklamaya yönelik teorilerden biri olan Minsky Finansal İstikrarsızlık Hipotezi (FİH), kapitalist bir sistemde borçlanma yapısının ekonomik istikrar üzerindeki etkisini incelemektedir. Minsky, yatırımcıların kâr elde etme kaygısı ile aşırı borçlandıklarını, borçlanmaların ödeme problemlerine ve bu ödeme problemlerinin de finansal istikrarsızlığa yol açtığını belirtmektedir. Ayrıca finans piyasasında yaşanan bu istikrarsızlığın ekonominin geneline yayılarak ekonomik istikrarsızlığa neden olacağını belirtmektedir. Bu döngü nedeniyle, Minsky kapitalist bir sistemin doğası gereği istikrarsız olduğunu ileri sürmektedir. Minsky'e göre istikrarsız yapının asıl nedeni, firmaların borçlanma eğilimleridir. Bu bağlamda, firmaların finansman yapılarının, ekonominin belirleyicisi olduğunu savunmaktadır. Çalışmada sözü geçen istikrarsız yapının temel taşlarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, çalışmada Türkiye örneği 1994-2014 dönemine ait BIST100 endeksinde yer alan firma verileri ile çalışılmıştır. Bu çalışmada, literatürdeki diğer çalışmalardan farklı olarak finansal istikrarsızlık hipotezi, mikro boyutta ele alınmıştır. Çalışmada, ekonomik ve finansal istikrarsızlık arasında nedensel bir bağın varlığının araştırılması ve firmaların finansman yapısı ve karlılık oranlarından hareketle, ekonomik ve finansal istikrarsızlığı etkileyen faktörlerin tespit edilmesi istenmektedir. Reel sektör ile bankacılık ve sigortacılık sektöründe faaliyet gösteren firmalar için bu amaçlar ayrı ayrı incelenmiştir. Çalışmada kullanılan değişkenler firmaların karlılık ve borçlanma oranları, alacak devir hızı, alacakların ortalama tahsilat süresi, cari oran, ekonomik istikrarsızlık, finansal istikrarsızlık, faiz karşılama oranı, finansman oranı, faiz ve vergi öncesi karın toplam aktiflere oranı, kaldıraç oranı, likidite oranı, nakit oran, net satışların büyüme oranı, stok devir hızı ve satışların maliyetidir. Çalışmada Holtz-Eakin Panel nedensellik ve Panel SUR denklemlerinden faydalanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Finansal İstikrarsızlık Hipotezi, Finansal İstikrarsızlık, Ekonomik İstikrarsızlık, Panel SUR, Holtz-Eakin Nedensellik Analizi
Döviz kuru ve parite oynaklığının dış ticaret sektörü üzerindeki etkileri: Türkiye örneği
1970'li yılların başında Bretton Woods sabit döviz kuru sisteminin çökmesinden sonra dünya ekonomilerinde döviz kurları dalgalanmaya bırakılmıştır. Bu dalgalanma sonucunda döviz kurlarında önemli oynaklıklar görülmeye başlanmıştır. Uygulamalı literatürde ülkelerin dış ticaret hacimleri üzerinde döviz kuru oynaklığının etkisini araştıran birçok çalışma mevcuttur. Ancak, yapılan bu çalışmalarda hem döviz kuru hem de parite oynaklıklarının birlikte ele alındığı çalışma sayısı oldukça azdır. Bu tezde önceki çalışmalardan farklı olarak Dolar kuru oynaklığının yanında Euro kuru ve parite (Dolar/Euro) oynaklıklarının da Türkiye'nin ihracat ve ithalat hacimleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. 2001 – 2014 dönemi çeyrek veriler ile Dolar - Euro döviz kurları ve parite oynaklıklarının, Türkiye'nin ihracat ve ithalat hacimleri üzerindeki etkileri ayrı ayrı modellenerek analiz edilmiştir. Çalışmada oynaklık serileri hareketli standart sapmalar yöntemi ile elde edilmiştir. Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif (ARDL) model sınır testi ile ihracat ve ithalat modellerinin eşbütünleşme ilişkisi içerip içermediği araştırılmıştır. ARDL sınır testi neticesinde ihracat modellerinde eşbütünleşme ilişkisi bulunurken; ithalat modellerinde eşbütünleşme ilişkisi bulunamamıştır. ARDL sınır testi sonucunda ihracat modelleri için ARDL yöntemi, ithalat modelleri için ise En Küçük Kareler (EKK) yöntemi tercih edilmiştir. Ekonometrik analizler neticesinde ihracat hacmi üzerinde kısa dönemde döviz kurları ve parite oynaklıklarının bir etkisi tespit edilmezken; uzun dönemde döviz kuru oynaklıklarının negatif yönde bir etkisi olduğu saptanmıştır. İthalat hacminin büyüme oranı üzerinde de Dolar kuru oynaklığının ve parite oynaklığındaki büyüme oranının olumsuz bir etkisi bulunmuş, ancak Euro kuru oynaklığındaki büyüme oranının herhangi bir etkisi bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Döviz Kuru Oynaklığı, Parite Oynaklığı, İhracat Hacmi, İthalat Hacmi, ARDL
Türkiye'de boşanma olgusunun belirleyicileri: Panel veri analizi
Türkiye'de boşanma oranları çok yüksek olmamakla birlikte son yıllarda büyük artışlar yaşanmıştır. Bu durum ülkemiz için boşanmanın yakın gelecekte ciddi bir toplumsal sorun haline dönüşme yönünde ilerlediğini açıkça göstermektedir. Öncelikle, boşanma olgusunun açıklanabilmesi ve kaba boşanma hızında yaşanan dramatik seyrin doğru değerlendirilebilmesi çiftleri aile birliğine son verme yoluna iten faktörlerin neler olduğunun belirlenmesine bağlıdır. Bu çalışmanın amacı 26 alt bölge bazında Türkiye'de kaba boşanma hızının belirleyicilerini 2007-2015 dönemi kapsamında araştırmaktır. Çalışmanın hem ülke genelinde kapsayıcı bir araştırma olması hem de bölgesel farklılıkları ortaya koyması bakımından literatüre ciddi bir katkı yapacağı düşünülmektedir. Yapılan analizlerde, işgücü durumu, eğitim seviyesi ve bölgenin gelişmişlik düzeyi hakkında bilgi veren panel veri setleri kullanılmıştır. Çalışmada panel sabit ve rassal etkiler regresyon modelleri kullanılarak yedi farklı model tahmin edilmiştir. Bulgular genel olarak değerlendirildiğinde kadın işgücüne katılımı ve işsizlik oranının kaba boşanma hızını artırdığı görülürken, erkek işsizlik oranı ile boşanma arasında ters yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Eğitim durumlarına bakıldığında ise Türkiye'de kadın eğitim seviyesindeki artışın boşanmayı artırdığı belirlenmiştir. Bölgesel gelişmişlik düzeyi ile boşanma arasında doğru yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca analizler sonucunda Türkiye'nin doğusu ile batısı arasında önemli ölçüde bölgesel farklılıkların olduğu görülmüştür.
Türkiye ve Brezilya ekonomileri: 1987-2009 döneminin analitik karşılaştırılması
Bu çalışmada Türkiye ve Brezilya ekonomilerinin 1987-2009 dönemi kapsamında, makro ekonomik göstergeler yardımıyla karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Ayrıca iki ülkenin değişkenleri arasında basit korelasyon analizi yapılarak, değişkenler arasında ilişkinin olup olmadığına hakkında bilgi edinilmiştir. Çıkan sonuçlar Brezilya'nın makro ekonomik performansının Türkiye'ye nazaran daha iyi olduğu yönündedir. Ayrıca iki ülkenin ihracat, ithalat, M2 para arzı, döviz kurları, büyüme değişkenleri arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir.
Kamu harcamaları ve kamu gelirleri arasındaki nedensellik ilişkisi: Türkiye örneği (1980-2005)
Günümüzde neredeyse bütün ülke ekonomileri kronik bütçe açığı problemi ile karşı karşıyadır. Türkiye'de de bütçe açıkları son yıllarda oldukça büyük boyutlara ulaşmıştır. Bütçe açığı sorununu çözmek için bazı iktisatçılar vergilerin artırılmasını (azaltılmasını) savunurken bazı iktisatçılar ise harcamaların azaltılması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu iki alternatif hipotezden hangisinin Türkiye örneğinde geçerli olabileceğini belirlemek, her şeyden önce kamu harcamaları ve kamu gelirleri arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkilerinin tespitini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin 1980-2005 dönemi için, gerek toplam gerekse alt kalemler bazında kamu harcamaları ve gelirleri arasındaki ko-entegrasyon ve nedensellik ilişkisi incelenmiştir. Analiz sonucunda toplam kamu harcamaları ve toplam gelirler arasında ve alt kalemler itibariyle cari harcamalar ve vergi gelirleri arasında uzun dönemde ilişki olmadığı görülmüştür. Nedensellik analizi sonucunda ise toplam kamu harcamaları ve gelirleri ile alt kalemler bazında vergi gelirleri ve transfer harcamaları arasında herhangi bir nedenselliğe rastlanmamıştır. Harcamaların ve gelirlerin diğer alt kalemlerinden cari harcamalar ile vergi gelirleri ve vergi dışı gelirler arasında, yatırım harcamaları ile vergi gelirleri arasında harcama vergi hipotezinin geçerli olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte vergi dışı gelir ile transfer harcamaları ve yatırım harcamaları arasında vergi harcama hipotezinin geçerli olduğu gözlemlenmiştir.Anahtar Sözcük: Nedensellik, ko-entegrasyon, harcama vergi hipotezi, vergi harcama hipotezi, mali tarafsızlık hipotezi.
Cari açık - büyüme ilişkisi: Türkiye örneği
Son yıllarda cari açık Türkiye'nin en önemli makroekonomik sorunlarından biri haline gelmiştir. Çünkü cari açık rakamlarındaki artışlar, gelişmekte olan ülke deneyimlerine göre yaşanacak krizler için işaret olarak algılanmaktadır. Cari açığın temel nedenlerinden birisinin de ekonomik büyüme olduğu hemen hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu nedenle bu çalışmada ekonomik büyüme ve cari açık arasındaki ilişki araştırılmıştır.Çalışmanın ilk bölümünde ödemeler dengesi ve cari açık kavramlarının yanı sıra Türkiye'de cari açığın tarihi gelişimine yer verilmiştir. İkinci kısımda ise cari açık ve büyüme ilişkisi teorik olarak anlatılmıştır. Üçüncü kısımda ise konu ile ilgili literatür çalışmasına yer verilmiştir. Son bölümde ise 1992?2011 dönemi için cari açık ve büyüme ilişkisi ekonometrik yöntemlerle incelenmiştir. Yapılan nedensellik testi sonuçlarına göre büyüme ve cari açık arasında nedensellik ilişkisi söz konusudur.
Türkiye'de borsa ve ekonomik büyüme: nedensellik analizi
Özellikle son yıllarda borsaların ekonomi üzerindeki etkinliğinin artmasıyla birlikte borsa ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisi iktisatçıların ilgisini çeken bir konu haline gelmiştir. 1990?lı yılların sonunda Levine ve Zervos (1996) ile başlayan borsa ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik analizi, Cheung ve Ng (1998), Mohtadi ve Agarwal (2001) ve Frimpong (2008)?un çalışmalarıyla sürmüştür. Literatürde Türkiye için borsa ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini inceleyen çok sayıda çalışma olmasına rağmen, analizlerin tamamının sadece toplulaştırılmış verileri dikkate aldığı görülmektedir. Oysa Granger (1987, 1988b), Pesaran ve diğerleri (1989), Gulasekaran (2002) ve Granger ve Siklos (1995) toplulaştırılmış verilerle yapılan analizlerin toplulaştırılmamış verilerle yapılan analizlerden farklı sonuçlar sergileyebileceğini ve bu sonuçların sağlıklı olmayacağını savunmuşlardır. Bu çalışmanın amacı, literatürde belirtilen eksiklik dikkate alınarak, 1997 - 2012 dönemi için Türkiye?de borsa ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin varlığını hem toplulaştırılmış veriler bazında hem de alt kalemler bazında Engle - Granger eş-bütünleşme ve nedensellik testleri yardımı ile analiz etmeye çalışmaktır.Bu çalışmadan elde edilen bulgular, toplulaştırılmış veriler ve sanayi sektörü için borsa ve ekonomik büyüme arasında ekonomik büyümeden borsaya doğru tek yönlü bir nedenselliğin olduğunu, hizmet sektörü içinse borsa ve ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir nedenselliğin var olduğunu göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Borsa, Ekonomik Büyüme, Eş-Bütünleşme, Nedensellik
Yeni Keynesyenlerde fiyat ve ücret katılıkları: Türkiye örneği
Yeni Keynesyen ekonomi, 1970'li yıllardaki teorik krize bir tepki olarak 1980'li yıllarda ortaya çıkmıştır. Yeni Keynesyen iktisatçılar eksik bilgi, menü maliyetleri, toplam talep dışsallıkları, yakın rasyonel davranış, kademeli fiyat ve ücret ayarlamaları, zamana ve duruma bağlı fiyat ve ücret ayarlamaları, eşgüdüm başarısızlıkları, tüketici piyasaları, stok teorileri, girdi çıktı tabloları, zımni sözleşmeler, içerdekiler dışarıdakiler teorisi ve etkin ücret nedeniyle nominal bir şokun reel aktivite üzerinde güçlü ve uzun süreli etki yaratacağını savunmuşlardır. Fischer (1977) ve Taylor (1979a), beklentilerin rasyonel olması durumunda dahi uzun dönemli nominal sözleşmelerin çıktı ve istihdam gibi reel değişkenler üzerinde etkiye neden olabileceğini göstermişlerdir.Yeni Keynesyenler, nominal fiyat ve ücret katılıkları kısa dönem parasal yanlılığın önemli bir kaynağı olduğu için nominal katılıklara büyük önem vermişlerdir. Bu çalışma 1994-2009 dönemi itibariyle Türkiye'de tüketici fiyatlarının nominal fiyat katılık derecelerini ve 1994-2008 dönemi itibariyle Türkiye'de imalat sanayi sektörlerinde nominal ücret katılık derecelerini incelemektedir. Bunun yanı sıra bu çalışma, fiyat ve ücret değişimlerinin kademeli ya da eş zamanlı olup olmadığını, fiyat ve ücret değişim davranışlarının homojen ya da heterojen olup olmadığını ve fiyat ve ücret değişim kararlarının zamana ya da duruma bağlı olarak alınıp alınmadığını analiz etmektedir.Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre tüketici fiyatlarının ortalama fiyat değişim frekansı 0,747'dir. Tüketici fiyatlarının ortalama fiyat azalış ve artış frekansları sırasıyla 0,121 ve 0,627'dir. Fiyat değişimlerinin önemli bir kısmı fiyat artışlarından oluşmaktadır, fakat fiyat azalışları yaygın değildir. Tüketici fiyatlarının değişim davranışı kademeli ve homojendir. Kamu imalat sanayi ortalama ücret azalış ve artış frekansları sırasıyla 0,314 ve 0,666'dır. Özel imalat sanayi ortalama ücret azalış ve artış frekansları sırasıyla 0,227 ve 0,767'dir. Ücret değişimlerinin önemli bir bölümünü ücret artışları oluştururken ücret azalışları sık sık gerçekleşmemektedir. Bunun yanı sıra fiyat ve ücret davranışı hem zamana hem de duruma bağlı fiyat ve ücret ayarlama kuralına dayalı olarak gerçekleştirilmektedir. Enflasyon oranı fiyat ve ücret ayarlamaları açısından oldukça önem arz etmektedir. Sonuçlara göre Türkiye ekonomisi için nominal fiyat ve ücretler aşağı doğru katılık sergilemektedir.
Grevlerin ekonomik etkileri : 1963-2000 Türkiye örneği
Harberger-Laursen-Metzler etkisi (Türkiye uygulaması)
Bu çalışmada, herhangi bir ekonominin dış ticaret haddinde meydana gelen pozitif (negatif) hareketlerin, diğer şeyler sabitken söz konusu ekonominin dış ticaret dengesinde de pozitif (negatif) hareketlere neden olacağmı öngören Harberger-Laursen-Metzler Hipotezi, hem teorik hem de uygulamaya yönelik boyutları ile ele alınmış ve tartışılmıştır. Harberger-Laursen-Metzler Hipotezi'nin tanımsal ve analitik izahı, işleyiş mekanizması ve aktarma kanalları konularında teorik açıklamalar verildikten sonra, 1991:4-2003:3 dönemi içerisinde Türkiye'de dış ticaret haddi ile dış ticaret dengesi arasındaki karşılıklı nedensellik ilişkilerinin yönü ve boyutu belirlenerek, hipotezin ampirik bir analizi yapılmıştır. Dış ticaret haddi ile dış ticaret dengesi arasındaki nedensellik ilişkilerinin yönünü ve boyutunu belirleyebilmek için, Engle-Granger Ko- Entegrasyon Testi, Granger Nedensellik Testi, Hsiao Nedensellik Testi ve Vektör Otoregresyon Yöntemi'nden yararlanılmıştır. Çalışmadan elde edilen ampirik bulgulara göre; (1) dış ticaret haddi ile dış ticaret dengesi arasında, dış ticaret haddinden dış ticaret dengesine doğru tek yönlü ve kısa dönemli bir nedensellik ilişkisi söz konusudur. Ancak bu nedensellik ilişkisi, Türkiye'de söz konusu dönemde Harberger-Laursen-Metzler Hipotezi'nin geçerli olmadığım ima eder şekilde negatif yönlüdür. (2) Dış ticaret dengesinin dış ticaret haddi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olmamasının da, gelişmekte olan ekonomilerde dış ticaret haddinin dışsal olarak belirlendiğini öngören "Küçük Açık Ekonomilerde Dış Ticaret Haddinin Dışsallığı Varsayırmı"na bir destek sağladığı öne sürülebilir. Elde edilen bu sonuçlar, ulusal paranın devalüe edilmesi suretiyle ihracatın satın alma gücünün azaltılmasının, diğer bir deyişle dış ticaret haddinin negatif olarak etkilenmesinin, kısa dönemde dış ticaret açığım azaltabileceğini yani Marshall-Lerner Koşulu' nun kısa dönemde dahi geçerli olabileceğini ima etmektedir. Ancak, uzun dönemde dış ticaret dengesi tekrar durağan durum seviyesine geri dönecektir. VI
Karma frekanslı veri örnekleme (MIDAS) yöntemi: Teori ve uygulama
Bilindiği üzere geleneksel zaman serili regresyon modelleriyle çalışabilmenin en önemli koşulu, modelde yer alan bağımlı ve bağımsız değişkenlerin aynı frekansta olmaları gerektiğidir. Ancak bu koşul, iktisadi ve finansal değişkenlerin farklı frekanslarda yayınlanmalarından dolayı her zaman sağlanamaz. Uygulamalı literatürde bahsi geçen bu koşulu sağlamanın geleneksel çözümü toplulaştırma yöntemine başvurmaktır. Fakat toplulaştırma neticesinde yüksek frekanslı değişkendeki yararlı ve gerekli bilgilerin kaybolması olasıdır. Gyhsels ve diğerleri (2004), literatürdeki bu sorunu ortadan kaldırabilmek için farklı frekanslı değişkenlerin aynı modelde kullanılabildiği bir yöntem geliştirmişlerdir. Bu yöntem Karma Frekanslı Veri Örnekleme (Mixed Data Sampling, MIDAS) olarak adlandırılmaktadır. MIDAS yöntemi, yüksek frekanslı değişkenlerin toplulaştırma işlemine tabi tutulmadan çok değişkenli modellere dahil edilebilmelerine imkân sağlamaktadır. Dolayısıyla MIDAS yöntemiyle birlikte ilgili literatürde ülkelerin ekonomik büyüme oranlarının öngörüsünde yüksek frekanslı bilgilerin kullanımının önemi artmıştır. Bu çalışmanın amacı, MIDAS yöntemi altında aylık frekanslı değişkenlerden yararlanılarak Türkiye ekonomisinin üçer aylık frekanslı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyüme oranının anlık tahminin, belirli bir zaman aralığında gerçek zamanlı olarak uygulanmasıdır. Analizlerde aylık ve üçer aylık frekanslı değişkenler için 2020'nin Haziran ayında ulaşılabilen veri setleri temin edilerek GSYİH'nin 2015'in 1. çeyrek – 2020'nin 2. çeyrek dönemleri arasındaki büyüme oranı gerçek zamanlı olarak anlık tahmin edilmiştir. Çalışmada MIDAS modelinin anlık tahmin performansı, toplulaştırılmış değişkenlerin yer aldığı geleneksel modelin tahmin performansıyla karşılaştırılmıştır. Söz konusu bu karşılaştırma sonucunda genel olarak MIDAS modeliyle daha tutarlı tahminlerin elde edildiği belirlenmiştir.
Türkiye'de kayıt dışı ekonominin seyri: Elektrik tüketimi yaklaşımı
Kayıt dışı ekonomi; devletten gizlenen, kamu otoritelerinin denetimi dışında kalarak kayıt altına alınamayan veya alınamamış olan her türlü ekonomik faaliyet olarak ifade edilebilmektedir. İçerisinde yasalarla yasaklanmış olan ekonomik faaliyetlerin yanı sıra yasalarla yasaklanmamasına rağmen bilinçli şekilde kayıtlara geçirilmeyen veya belgelendirilmeyen ekonomik faaliyetler de yer almaktadır. Kayıt dışı ekonomiyle ilgili ilk çalışmalar; 1940'lı yıllara kadar dayanmakla birlikte 1960'lı yıllara gelindiğinde fark edilmeye başlanmış, 1970'li yıllarda araştırmacıların ilgisini çekmiş ve 1980'li yılların başlarına gelindiğinde ise uluslararası alanda tartışılmaya başlanmış bir konu haline dönüşerek literatürdeki yerini almıştır. 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye ekonomisinin gündemine yerleşerek büyüklüğü, nedenleri, sonuçları ve işleyişi bakımından yoğun araştırmaların konusu olmuştur. Günümüze gelindiğinde kayıt dışı ekonomi olgusu ise; küresel bir nitelik kazanarak dünya üzerinde tüm ülke ekonomilerinin karşı karşıya kaldığı, ilgilendiği ve çözüm yolları bulmaya çalıştığı küresel bir sorun şekline dönüşmüştür. Bu bağlamda kayıt dışı ekonomi, yalnızca az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için değil bunun yanı sıra gelişmiş olan ülkeler içinde farklı boyutlarda ortaya çıkabilen sorunlar oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki kayıt dışı ekonominin seyri elektrik tüketimi/üretimi yaklaşımı kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada, elde edilen sonuçlar neticesinde kayıt dışı ekonominin boyutunun belirlenmesinin yerine bir önceki yıla göre kayıt dışı ekonomide meydana gelen artışların ve azalışların belirlenmesinin gerçeğe daha uygun olacağı bu durumda da, çıkan sonuçların pozitif değerler olabileceği gibi negatif değerler de olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda elektrik tüketimi/üretimi yaklaşımının tek başına ekonomik faaliyetlere ilişkin yeterli gösterge sayılamayacağı sonucuna da ulaşılmıştır.
COVID-19 vaka sayısı ve can kaybı üzerinde etkili olan makro faktörlerin belirlenmesi
2019 yılının son günlerinde ortaya çıkan ve kısa bir süre içerisinde tüm dünyayı eş zamanlı olarak etkisi altına alıp maalesef milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren COVID-19 pandemisi hiç kuşkusuz 21. yüzyıla damgasını vuran olaylar içerisinde ve salgınlar tarihinde önemli bir yer almaktadır. COVID-19 pandemisi halk sağlığı açısından bir tehdit olmanın ötesine geçerek ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel hayatı derinden etkilemiştir. Dünyaya yayılımı ve etkisi oldukça farklılaşmaktadır. Şöyle ki, vaka sayısı Avrupa kıtasında ve yüksek gelire sahip ülkelerde oldukça yüksekken Afrika kıtasında ve alt orta ile düşük gelire sahip ülkelerde yayılım daha kısıtlı kalmıştır. Çıkış yeri olan Asya kıtası, Avrupa kıtasından çok daha az etkilenmiştir. Buna karşın can kaybı Amerika kıtası ve üst orta gelirli ülkelerde yüksekken Asya-Okyanusya kıtası ve yüksek gelirli ülkelerde daha düşüktür. Yayılımın en yüksek ve en düşük olduğu Avrupa ve Afrika kıtalarında ise neredeyse aynıdır. Öncelikli olarak halk sağlığının korunması, sağlık hizmeti ve kaynaklarının optimal düzeyde kullanılması ve ardından iktisadi, sosyal ve küresel yapının sürdürülebilirliği açısından gerekli önlemlerin alınması için COVID-19 pandemisinin yayılımı ve etkisinde gözlemlenen farklılığın altında yatan temel makro düzeydeki faktörlerin ortaya konulması büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda gerçekleştirilen bu tez çalışmasının amacı, COVID-19 vaka sayısını ve can kaybını etkileyen demografik, ekonomik, sağlık sektörü kapasitesi ve finansmanı, sosyal, yönetişim ve gelişmişlik düzeyi, hareketlilik, küreselleşme, çevre koşulları ve halk sağlığı çerçevesindeki temel makro düzeydeki faktörlerin belirlenmesine dayanmaktadır. Söz konusu amaç doğrultusunda 135 ülke gelir düzeyleri ve coğrafi konumları temel alınarak yedi gruba ayrılmıştır. Böylelikle ülke grupları bazında ortak ve farklılaşan faktörlerin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın, ülke kapsamının geniş olması ve kullanılan faktörlerin çeşitliliği açısından literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. En Küçük Kareler yöntemi altında tahmin edilen 238 regresyon denklemi sonucunda sosyo-ekonomik ve demografik faktörlerin salgını açıklamada oldukça önemli olduğu ile ülke grupları bazında farklılaşan ve ortak faktörler ortaya konulmuştur. Bulgular genel olarak değerlendirildiğinde COVID-19 vaka sayısı için insani gelişmenin, uluslararası hareketliliğin, gelirin ve nüfus yoğunluğunun; can kaybı için ise gelir ve ekonomik küreselleşmenin önemli birer belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelirin yayılım üzerindeki etkisi pozitifken can kaybı üzerindeki etkisi negatif yönde gerçekleşmektedir.
Ekonomik, kültürel ve politik küreselleşme arasındaki dinamik ilişkiler: Ekonometrik analiz
Küreselleşme doğası gereği ekonomik, kültürel ve politik boyutları kapsayan çok boyutlu bir kavramdır. Küreselleşme süreci içerisinde barındırdığı bu boyutların adeta iç içe geçmiş karşılıklı etkileşimleriyle şekillenmektedir. Bu nedenle çoğu çalışmada küreselleşmenin boyutlarının tanımlanması ve bu boyutlar arasındaki ilişkilerin açığa çıkarılması gerektiği ve böylece küreselleşme sürecine dair dinamiklerin daha iyi anlaşılabileceği ifade edilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın araştırma soruları şu şekildedir: "Küreselleşme; ekonomik, kültürel ve politik boyutlarının birlikte etkileşimleri ile meydana gelen bütüncül bir süreci mi ifade etmektedir? Eğer küreselleşmenin boyutları birbirleriyle ilişkili ise bu ilişkilerin yönü ve boyutları nedir? Küreselleşmenin boyutları arasındaki ilişkiler ve küreselleşme sürecinin dinamikleri ülkelerin gelir düzeylerine ve coğrafi bölgelere göre değişmekte midir?" Araştırma sorularından hareketle bu çalışmanın temel amacı ekonomik, kültürel ve politik küreselleşme arasındaki ilişkileri analiz etmek ve birbirleriyle nasıl bir etkileşim içerisinde olduklarını araştırmaktır. Çalışma 1980–2020 dönemini kapsamaktadır. Çalışmada dört gelir düzeyi ve yedi coğrafi bölgeden oluşan ülke grupları için analizler gerçekleştirilmiştir. Küreselleşmenin boyutları arasındaki uzun dönemli ilişkiler ARDL ve Johansen eşbütünleşme testleriyle analiz edilmiştir. Uzun dönem katsayı değerleri ARDL ve Johansen yöntemleriyle birlikte FMOLS, DOLS ve CCR eşbütünleşme regresyonları ile tahmin edilmiştir. Küreselleşme değişkenleri arasındaki nedensellik ilişkileri ise Toda–Yamamoto nedensellik testiyle incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre küreselleşmenin boyutları arasında uzun dönemli ilişkiler tespit edilmiştir. Böylece küreselleşme sürecinin içerisinde barındırdığı boyutların etkileşimleri sonucunda meydana gelen bütüncül bir süreç olduğu belirlenmiştir. Küreselleşmenin boyutları arasındaki ilişkilerin yönü ve boyutlarının ülkelerin gelir düzeylerine ve coğrafi bölgelere göre farklılaşabileceği gözlemlenmiştir. Ekonomik ve politik küreselleşme süreçlerinin birbirlerini pozitif yönde etkiledikleri saptanmıştır. Benzer bir şekilde çoğu ülke grubunda kültürel ve politik küreselleşmenin birbirleri üzerine etkileri pozitif yönde gerçekleşmiştir. Ekonomik ve kültürel küreselleşme arasındaki etkileşimlerin ülke gruplarına göre ciddi ölçüde farklılaştığı tespit edilmiştir. Genel olarak bulgular politik entegrasyonun küreselleşme süreçlerini teşvik ettiğine, ekonomik ve kültürel entegrasyon süreçlerinin ise politik entegrasyonu desteklediğine işaret etmektedir.