Theses supervised by Prof. Dr. Osman Karadeniz
14 theses · Dokuz Eylül University
Vehhabilik ve arka planı: Başlangıçtan II. Suûd Devleti'ne kadar
Bu çalışmada 18. yüzyıl ortalarında ortaya çıkan ve günümüze kadar etkili bir şekilde varlığını devam ettiren bir mezhebin doğuşunda ve gelişmesinde müessir olan âmillerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çerçevede ilk önce Vehhâbiliğin lideri Muhammed b. Abdilvehhâb'ın hayatı ve görüşleri ele alınmış, daha sonra arka plan kapsamında hareketin ortaya çıktığı Necid bölgesi ve civarının coğrafi özellikleri, bu özelliklerin sosyo-ekonomik hayata etkileri, genelde Avrupa ile Osmanlı Devleti'nin özelde ise Necid bölgesinin siyâsî yapısı araştırma konusu yapılmıştır. Yine aynı kapsamda Vehhâbilik ile diğer dînî mezhep ve akımların ilişkisi incelenmiş, İbn Abdilvehhâb'ın liderlik vb. kişisel özelliklerinin harekete etkileri üzerinde durulmuştur. Burada sosyoloji, psikoloji, coğrafya gibi diğer bilim dallarının verilerinden faydalanılmıştır. Bu noktada bölge coğrafyasının halkın sosyo-kültürel ve ekonomik yapısını etkilediği, yine Osmanlı ve bölgedeki siyasi durumun Vehhâbiliğin gelişmesine katkıda bulunduğu görülmüştür. Diğer taraftan hareketin bölgede etkin olan Hanbelî mezhebinden ve İbn Teymiyye'den etkilendiği, Hâricilik ve Zâhirilik ile benzer taraflarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla beraber bu hareketlerden ayrıldığı konular olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle Hanbelî mezhebinin devamı değil, yeni bir mezhep olarak değerlendirilmiştir. Vehhâbilik, yaklaşık üç asra yayılan bir hareket olduğu için konu sınırlandırılarak II. Suûd Devleti'ne kadar olan tarihi arka plan ele alınmıştır. Ayrıca İslam dünyasında 18, 19 ve 20. yüzyılda ortaya çıkan dîni hareketlere Vehhâbiliğin etkisinin olup olmadığı tartışılmıştır. Günümüzde Vehhâbiliği diğer yerlere ihraç etmek için sistemli çalışmalar yapıldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle Vehhâbiliğin arka planı ayrıntılı açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vehhâbilik, Muhammed b. Abdilvehhâb, I. Suûd Devleti, Arka Plan, Tevhîd, Bid'at, Şefaat, Emr-i bi'l-Ma'rûf Nehyi ani'l-Münker, Şirk
Fahreddin Razi'de ezel-ebed meselesi
Zaman insanlığın başlangıcından beri insan zihnini meşgul eden bir kavramdır. Zamanın var olup olmadığı, başlangıcının olup olmadığı, mekân ve hareketle olan ilişkisi ve izâfiliği, kıdemi ve hudüsu, gerçek bir varlık mı yoksa zihnî bir kurgu mu olduğu hep merak konusu olmuştur. Zamanı hareketten bağımsız diğer varlıklarla ilişkisi olmayan bir cevher olarak tanımlayan Râzi, Eflatuncu görüşü tercih etmiştir. Ancak Râzi?ye göre diğer varlıklar gibi zaman da muhdestir. Allah?ın Kur?an?da zamana yemin etmesi ve zamanı tanrılaştıran fikirlerin yanılgısını bildirmesi Müslüman filozof ve kelamcıların bu kavramın mahiyetini araştırmaya yönelik çabalarına ivme kazandırmıştır. Kur?an?da kozmolojik, biyolojik zaman ve ezelîlik-ebedîlik bildiren birçok kavramın bulunması ve içkin ile aşkın arasındaki zaman ilişkisini anlama çabası, başta Fahreddin Râzi olmak üzere ulemanın ilgi alanı olmuştur. Dolayısıyla, ezel, ebed, dehr, huld, hukb, sermed, dâim, müks, lübs, kıdem, beka evvel, ahir gibi kavramların ilahi hitabın muhataplarının muhayyilesinde ne anlam ifade ettiği ve Kur?an?ın bu kavramlara ne anlam yüklediği de son derece önemlidir. Bundan dolayı ezelilik ve ebedilik kavramı kelamcıların kendi aralarında ve filozoflarla tartışmalarında önemli bir yer tutar. İslam düşüncesinde mutlak manada ezelî ve ebedî varlığın yalnızca Allah olduğuna yönelik ittifak söz konusudur. Ezelî olmayan hâdis bir varlığın ebedilik yönünde konumunun ne olacağı ise tartışma konusu olmuştur. Bu da varlık zaman ilişkisinin önemini ortaya koymaktadır. Râzi?ye göre zâtıyla zorunlu bir varlığın ebediliği mutlak iken mümkin (olurlu) varlıkların ebediliği ise izâfidir. Bu noktada izâfi ebedîliğin imkânı üzerine İslam uleması arasında birçok görüş ortaya konmuştur. Cennet, cehennem ve insanın ebediliğinin imkânına Kur?an ve hâdisler olanak sağlamaktadır. Çünkü ölümsüzlük arzusu insanın fıtratına yerleştirilmiş bir özdür. Anahtar Kelimeler: ZDPDQ 5k]L, Hareket, Madde, ø]kIL\HW +kGLV (]HO (EHG 9DUOÕN 0utlak, ø]kIL, Cennet, Cehennem.
Elmalılı Hamdi Yazır'da irade-meşîet kavramı
Biz bu çalışmamızda, ?Elmalılı Hamdi Yazır?da İrade-Meşîet Kavramı?nı konu olarak ele almaya çalıştık. Çalışmamızın asıl amacı Elmalılı?da irade ve meşîet kavramlarının nasıl anlaşılıp ele alındığını incelemektir. Bu amaçla, kendisi tarafından yazılmış olan Hak Dini Kur?an Dili adlı tefsirini ve Fransız Paul Janet ve Gabriel Sailles?in din felsefesi usu¬lüne dair yazdıkları ve müellifimizin de Türkçe?ye çevirerek uzun bir önsöz eklediği el-Metâlib ve?l-Mezâhib adlı eserlerini inceleyip, konumuzun kapsamı çerçevesinde, Yazır?ın bakış açısını belirlemeye çalıştık. Ayrıca metin içersinde, diğer Kelamla ilgili eserlerden, dipnotlar şeklinde değerlendirmelere de yer vermeye gayret ettik. Araştırmamızda, Mâtürîdî ekolüne mensup bir düşünür olarak Elmalılı, irade ve meşîeti, tefsirinin pek çok yerinde, diğer bazı âlimler gibi yer yer aynı anlamda kullanmıştır. Bununla beraber ilâhi meşîeti, ilâhi iradenin tekvinî irade boyutu olarak ele aldığından, bazı âyet tefsirlerinde Mâtürîdî?den farklı değerlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: İrade, Meşîet, Hidâyet, Dalâlet, Tekvin, Akıl, Kalb, İhtiyar, Kesb, Fiil.
Kelam ve tasavvuf açısısndan nübüvvet: Fahreddin er-Râzî ve Ibnü'l-Arabî örneği
Bu çalışma, Fahreddin er-Râzî ve İbnü'l-Arabî örneğinden hareketle kelamcıların ve sûfîlerin nübüvvet meselesine yaklaşımlarını kelam sistematiği içerisinde ortaya koymayı hedeflemektedir.Bu çerçevede çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde iki düşünürün yaşadıkları çağda etkili olan sosyo-kültürel ortama ve bu ortamın Râzî ve İbnü'l-Arabî üzerindeki tesirlerine genel hatlarıyla temas edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu döneme gelinceye kadar geçen süreçte kelam ve tasavvuf eserlerinde nübüvvet konusunda oluşmuş bilgi mirasını derli toplu görmek adına Râzî ve İbnü'l-Arabî öncesi nübüvvet tasavvurlarının toplu bir değerlendirmesi yapılmıştır. Böylelikle dönemin hem tarihî hem de dini durumunu ortaya koyan bir arka plan oluşturulmuştur.İkinci bölüm çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Bu kısımda kelam ve tasavvuf eserlerinde nübüvvet meselesiyle ilgili olarak kullanılan nebî, nübüvvet, resul, risâlet, velî, velâyet, mucize, kerâmet gibi ortak kavram ve konuların Râzî ve İbnü'l-Arabî tarafından nasıl anlaşıldığını ortaya koymaya ve aralarındaki farklara işaret etmeye çalıştık.Üçüncü bölümde ise kelam eserlerinin nübüvvet bahislerinde ele alınan konu başlıkları çerçevesinde iki düşünürün görüşleri mümkün olduğu kadar sistematik bir tarzda sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda nübüvvetin imkânı, gerekliliği, peygamberliğin vehbî veya kesbî oluşu ile peygamberlerin sıfatları gibi konulara değinilmiş ayrıca her iki disiplinin de büyük önem atfettiği ismet meselesi biraz daha detaylı olarak işlenmiştir. Bununla birlikte yine tartışmalı konulardan biri olan yaratılmışlar arasındaki efdaliyet (üstünlük) konusuna da hususi bir yer ayrılmıştır. Bu bölümün en önemli konularından birisi de kuşkusuz İbnü'l-Arabî'nin kendine has nübüvvet teorisini dayandırdığı hakîkat-i Muhammediyye vb. çeşitli hususların ele alındığı nübüvvet-velayet ilişkisiyle ilgili kısımdır. Bu başlık altında kelam sistematiği içerisinde yer verilmesi mümkün olmayan ancak bahsedilmediği takdirde ciddi bir eksiklik olarak kabul edilebilecek bir meseleye de temas etme imkânı bulunmuştur. Konu başlıklarının her biri ele alınırken bu iki farklı düşünce geleneğinin nübüvvet teorilerinin Kur'an'ın ortaya koyduğu nübüvvet doktrini açısından durumunun ne olduğuna dair çeşitli değerlendirmelere de işaret edilmeye çalışılmıştır.
Kelam'ın yenileşme sürecinde Musa Carullah Bigiyef
Son iki asır içinde bilimde, insan hak ve özgürlüklerine bakışta birçok gelişmeler, değişiklikler meydana gelmiştir. Batı'da bilimsel çalışmalar, teknolojik ilerlemeler hızla artarken diğer taraftan İslam toplumları bir tür çözülme ve dağılma süreci yaşamıştır.Kazan bölgesinde gelişen `ceditçilik' akımının önde gelen isimlerinden birisi olan Musa Carullah Bigiyef, İslam âleminin, Türk dünyasının özellikle de Rusya Müslümanlarının birliği, geleceği için çözüm yolu üretmeye çalışan, görüşlerini yazılı ve sözlü olarak her yerde her zaman cesaretle ifade eden bir İslam âlimidir. O, Müslüman toplumları aydınlatmak, uyarmak ve taklit batağından kurtarmak için dini ilimlerin birçok sahasında eserler yazmış, dergi ve gazetelerde makaleler yayınlamış, Müslümanların mevcut problemlerini gidermek için Batı'yı taklitten vazgeçip kendi değerlerine sarılmaları gerektiğini vurgulamıştır.Her ne kadar Carullah, Kelam ilminin pratik faydası bulunmayan boş ve manasız bir ilim olduğunu; Kelamcıların ise İslam âleminin bu hale gelmesinin müsebbibi olduğunu söylese bile kendisi de Kelam yapmaktan uzak duramamıştır. O, Selef Kelam âlimlerinin yolundan giderek kendi görüşlerini onların kalıplarında beyan etmiş, müstakil eserler kaleme almıştır.Anahtar Kelimeler: Musa Carullah, Tecdit, Dini İhya Hareketleri, İslam'da Kadın
Mu'tezilî düşüncenin gelişim süreci
Fetihler sonrasında İslâm coğrafyasının genişlemesi ile birlikte farklı kültür ve felsefelerin Müslümanlar arasında yayılması sürecinde Mu'tezile, akıl ve mantığın temel ilkelerini esas alan zihnî yapısı ile dikkat çeken ve İslâm düşüncesine yön veren bir oluşum olmuştur. Tezimizin amacı ise, hicrî II. asırda ortaya çıkan bu ekolün, gelişim sürecini incelemektir. Mu'tezilî düşüncenin geniş bir zaman diliminde aktif olması nedeniyle araştırma, hicrî IV. asır ile sınırlandırılmıştır. Mu'tezile'nin düşünce yapısını doğru anlayabilmek için ekolün gelişim gösterdiği dönemin siyasî, dinî, içtimâî ve kültürel şartlarının irdelenmesi gerekecektir. Bu amaçla araştırmada, Mu'tezilî düşüncelerin tezahür ettiği ve şekillendiği dönemin incelenmesine önem verilmiştir. Tarihî arka plan, Hz. Peygamber (sav) sonrası ilk ihtilafların görülmeye başlandığı dört halife döneminden başlatılarak ele alınmıştır. Konunun işlenmesinde, toplumun fikirsel olarak dönüşümünde etkili olan siyasî olaylar, tercüme faaliyetleri ve felsefî merak betimleyici bir yöntem ve objektif bir bakış açısıyla ele alınarak doğru bir şekilde analiz edilmeye çalışılmıştır. Süreç içinde Mu'tezile, İslâm'ı savunmayı temel gaye edinmiş, muhatapları ile bu konuda mücadele edebilmek amacıyla felsefenin yöntemlerine başvurmuştur. Böylece ekol, İslâm dünyasında din ile felsefenin arasını uzlaştırmaya çabalamıştır. Teşekkül sürecinde, daha çok kelâmî konular üzerinde yoğunlaşarak usûlü'l-hamse olarak tanımlanan beş esası ortaya koymuştur. Ancak gelişim döneminde, tercüme faaliyetlerinin ve farklı kültürler arasında gerçekleştirilen ilmî münazaralarında etkisi ile felsefe üzerine yoğunlaşarak bilgi ve varlık mevzularında nazariyeler ortaya koymuştur. Bu yönü ile İslâm düşüncesinde yönlendirici bir etki yapan Mu'tezile'nin hem teşekkülünde etkili olan arka planı hem de fikirleri ile incelenmesi günümüz İslâm toplumlarının zihinsel gelişimi açısından önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Mezhepler Tarihi, Mu'tezile, Usûlü'l-Hamse, Tevhit, İnsan Fiilleri
Mukaddimât-ı Erbaa hâşiyelerinde kelâmî tartışmalar (Alâeddin Arabî bağlamında)
Bu çalışmanın temel amacı Fatih Sultan Mehmed'in emriyle yazılmış olan Mukaddimât-ı Erbaa Hâşiyelerinde yer alan kelâmî tartışmaları araştırmaktır. Haşiyeler temelde, ahlakî yargıların kökenini, hüsün-kubuh problemiyle irtibatlandırılan insan eylemlerindeki özgürlük ve kader sorununu ele almaktadır. Bu iki esaslı sorunu tartışmaya açmak ise Tanrı, tabiat ve insan anlayışı çerçevesinde belki de tüm paradigmayı ilgilendiren başka alt başlıkların etraflıca soruşturulmasını gerekli kılmıştır. Siyasi iradenin himayesiyle üretilerek günümüze ulaşan haşiyelerin yazarları arasında akılcı bir tasavvufî yaklaşımı benimseyen Alâeddin Arabî, Mâtürîdî dizgeyi temsil eden Kestelî, çeşitli ekollere özgü duyarlılıkları öne çıkaran Hacı Hasanzâde yer almaktadır. Eleştirel bir Eş'arî perspektifi savunan Hatibzâde, hüsün-kubuh probleminde Mâtürîdî ancak Tanrı-insan ilişkisinde Eş'arî parametreleri önceleyen Samsûnî ve Anonim bir risale bulunmaktadır. Bu seçkin âlimler kendi çağlarında felsefe, kelâm, tasavvuf ve fıkıh merkezli güncel tartışmalarda aktif rol üstlenmişler, gündeme getirilen meseleler hakkında çağdaşlarıyla fikir teatisinde bulunmuşlardır. Tezin temel yöntemi; metin, kavram ve fikir analizleriyle yeni sentezlere ulaşabilmek amacıyla yatay ve dikey yoğun karşılaştırmaların yapılmasıdır. İslâm düşüncesinin ana omurgasını teşkil eden kelâm ilmi ve onun bünyesinde araştırılan ilahiyat, nübüvvet ve ahiret konuları pek çok alt birimleri barındırmaktadır. Kelâmî ve felsefî meselelerde belli ekollerin ve temsilcilerinin yaklaşımlarının belirginleştirilmesi bu haşiyelere dayalı gerçekleştirilecektir. Karşılıklı etkileşimin ürünü olarak dikkat çeken Mukaddimât-ı Erbaa üzerine ilk derinlikli eser Alâeddin Arabî tarafından kaleme alınmıştır. Bu eserin yer aldığı nüshaların derkenarlarına not edilen hamişler, hacim bakımından ayrı bir eser muamelesini hak edecek boyuttadır. Sözgelimi Kestelî ve Hatibzâde'nin yorumlarına karşı eleştiriler mevcuttur. Bu sebeple Alâeddin Arabî'nin haşiyesinin biçimsel tahkik ve içeriksel tahliline odaklanmak, diğer haşiyelerle arasındaki koordinatları belirlemek gelecek araştırmalara sağlam bir zemin hazırlamak bakımından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Alâeddin Arabî, Mukaddimât-ı Erbaa Haşiyeleri, Kelam, Hüsün-kubuh, İnsan Fiilleri.
Yaratma ve zaman ilişkisi (Ebu'l-Berekât El-Bağdâdî bağlamında)
Bu tez çalışmasının en temel amacı Ebu'l-Berekât El-Bağdâdî'nin [öl. 547/1152] kendinden önceki kelam ve felsefe ekollerine karşı geliştirdiği özgün düşünceleri araştırmaktır. Bu düşüncelerin arkaplanında yöntem bakımından işlevsel kılınan husus; bağımsız analitik akıl ve derin eleştirel zihniyettir. Bu bilinçli yöntemin süreç ve sonuç açısından bilimsel ve felsefi statüsünü konumlandırmak gerekmektedir. Ebu'l-Berekât çeşitli düşünsel ekollerin temel öğretilerini keskin kavrayışıyla derinlemesine tahlil ve tenkit etmiştir. Bu eleştirel perspektif sayesinde hicri altıncı yüzyılların düşünce dünyasında ayrıcalıklı bir mevki kazanmış, tüm evren ve doğa felsefesi açısından temellendirilebilir ve geliştirilebilir güncellemelere girişmiş, artık kelâmî veya meşşâî kabullerden farklı kendine özgü sayılabilecek yaratıcı sonuçlara ulaşabilmiştir. Bu tez çalışmasında kullanılan birincil en temel kaynak; Yahudi aileden dünyaya gelen, müslüman olarak dünyadan ayrılan Ebu'l-Berekât El-Bağdâdî tarafından kelame alınan, mantık, tabiat, metafizik olmak üzere üç ana bölümden oluşan Kitâbü'l-Muʿteber adlı ölümsüz eseridir. Yaratma ve zaman ilişkisi merkezinde yürütülen bu tez çalışmasının birinci bölümünde yaratmanın kendisine, yaratmanın nesnesine ait kavramsal kelimelerin içerikleri, kökenleri, tarihi gelişimleri, değişik uzanımları incelenerek felsefe ve kelam sistemleri bağlamındaki kullanım alanlarına hazırlık yapılmıştır. İkinci bölümde yaratma ve zaman konusu kelam ve felsefe yöntemlerinde işlenen derin boyutlu değişik sorunlarla ilişkilendirilerek Ebu'l-Berekât özelinde tartışılmıştır. Bu meyanda kelam ve felsefe çatallaşmasında başı çeken, evrenin önceli veya öncesiz olması sorunu yine zümrelerin kendi içlerindeki ayrıntı ayrışmalar da dikkate alarak irdelenmiştir. Son olarak ikinci bölüm İslam düşünce tarihinde evrenle ilgili araştırması yapılan ezelî sorunların, evrenin oluşumu hakkında fizikçiler tarafından ileri sürülen teorilerle güncel bağlantılarının bilimsel değerlerini ortaya koymaktadır. Tez boyunca teorik temellendirmesi yapılan, uygulamalı tanık olunan en önemli husus; tek konu hakkında gerçeğe yakınlaşabilmek için değişik doktrinlerin karşılıklı kritikleri kaçınılmazdır. Buna binaen kelâmî ve felsefî düşünce tarzında olgusal deneyim, bilimsel denetim ve aklî eleştirinin sürekli kılınması gerekmektedir.
Dırâr B. Amr ve İslam mezhepleri ile ilgili görüşleri
İlk dönem İslam mezhepleri ve fırkalarının oluşum, gelişim ve isimlendirilmesinde ilk zamanlarda Mu'tezile fırkasının içerisinde olan Dırâr b. Amr'ın büyük bir etkisi vardır. İlk Mu'tezili düşünürlerden sayılan Dırâr b. Amr, ortaya çıkmış olan İslam mezheplerinin olumlu veya olumsuz görüş ve bakışlarını dile getiren ve bu mezhepleri isimlendiren ilk mezhep düşünürüdür. İslam mezhepleri alanında her ne kadar Şehristani "el-Milel ve'n-Nihal", Eş'âri "Makalati'l-İslamiyyin", Bağdadi "el-Fark Beyne'l-Firak", İbn-i Hazm "el-Fasl fil-Milel vel-Ehvai ve'n-Nihal" gibi düşünürler ve eserler biliniyorsa da aslında mezheplerin ilk yorumcusu ve isimlendiricisi Dırâr b. Amr ve yazdığı "Kitabu't-Tahriş" isimli eseridir. Bu tezimizde Mu'tezile akımının ilk dönem öncü isimlerinden sayılan Dırâr b. Amr'ı, kendisinden miras kalan "Kitabu't-Tahriş" adlı eseri çerçevesinde cevapladığı bir takım soru ve bilgilerden yola çıkarak tahlil etmekteyiz. Bu çalışmamızla Dırâr b. Amr'ın ilk dönem İslam düşünce mezhepleri ile ilgili görüş ve bakışları ortaya çıkacaktır. Aynı zamanda bazı düşünürlerin Dırâr b. Amr'ın tarihi düşüncelerini doğru/yanlış şeklinde istismar etmeleri ve kendisine isnad ettikleri olumlu ve olumsuz yakıştırmalar da ortaya çıkarılacaktır. Ayrıca bu çalışmayla, mezheplerin arka planı ve doğuş sebepleri hakkında ipuçları elde edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız dönemsel çalışma ve kişi odaklı olduğundan ilk dönemlerde mezhep ve kişilerin görüşünü ortaya çıkarmaktadır. Tez çalışmamız iki bölümden oluşup, birinci bölümde Dırâr b. Amr'ın yaşadığı çevre, dönemin iktidar güçleri, Irak'ın sosyo kültürel yapısı, yazarın hayatı ve eserleri çerçevesinde olup, ikinci bölümde ise Dırâr b. Amr'ın dönemin mezhepleri ile ilgili düşünceleri ve yaklaşımı, Mu'tezile içerisindeki konumu ve kelami görüşleri ele alınmıştır.
Zemahşeri'de kulların fiilleri meselesi
İslam düşünce tarihinde ilk tartışmaya başlanılan konulardan birisi de kulların fiilleri meselesidir. Bazı Müslüman düşünürlere göre Allah insanlara fiillerini meydana getirebilme veya terk etme kudreti vermiştir. Buna göre insanlar fiillerinde özgürdür ve fiillerini kendileri yaratır. Bu özgürlük ve hürriyete sahip olmadığı halde insanların, fiillerine karşılık ceza veya mükâfat görmeleri, ilahî adalet açısından bir anlam ifade etmez. Allah, insanları kendi fiillerini yapmaya mecbur kılsa ve yine yapılan fiillerden dolayı onları cezalandırsa bu apaçık bir zulüm olur. Bu görüşü savunan Müslüman düşünürler kendi düşüncelerini destekleyen ayetleri delil olarak kabul ederken görüşlerine ters düşen ayetleri ise tevil etmişlerdir. Bir başka grubunun temsil ettiği akıma göre, insanlar kendi fiilleri konusunda özgür değillerdir. Hür iradeleri olmadığı için fiillerini yapma veya yapmama konusunda irade ve kudretleri yoktur. Dolayısıyla kendi fiillerini yine kendileri meydana getiremezler. Kulların fiillerini Allah meydana getirir ve bu fiiller konusunda onlar mecburdurlar. İnsanların Allah'tan bağımsız özgür iradeleri olsa ve fiillerini kendileri meydana getirse, bu durumda Allah atıl kalmış olur ve bu Allah'ın kontrolünü yok sayma anlamı taşır. Bu da mutlak güç ve kudret sahibi olan bir Allah tasavvuruna uygun düşmez. Aynı şekilde bu görüş sahipleri de düşüncelerini destekleyen ayetleri delil kabul ederken muhaliflerinin delil olarak kabul ettikleri ayetleri tevil etme yolunu tercih etmişlerdir.v Üçüncü bir topluluk, zikredilen iki uç görüşün ortasını bulmaya gayret etmişlerdir. Onlara göre kulların fiillerini yaratan Allah'tır ve kullar kendi fiillerini sadece kesb ederler. Bu kesb sebebiyle onlar fiillerinden sorumludurlar. Burada fiilleri yaratan kullar olmadıkları halde onları sorumlu kılan şey, fiilleri özgür iradeleri ile tercih etmeleri ve yapmalarıdır. Bu çalışmada, yukarıda ifade edilen görüş ayrılıkları arasında birinci grupta yer alan Zemahşerî'nin, el-Keşşâf isimli tefsirinde ve el-Minhac fi Usûlü'd-Dîn adlı kelamî eserinde kulların fiilleri meselesine yaklaşımı ele alınıp incelenmiştir.
Mûsâ es-Sinobî'nin el-Metâlibü'l-İlâhiyye adlı eseri: (Tahkik ve değerlendirme)
Birçok düşünce mirasını içinde barındıran Osmanlı ilim geleneği, İslâm düşüncesinin tamamlayıcı bir parçasıdır. Ancak bu döneme dair bilgilerimiz sınırlıdır. Bu bilgi eksikliğinin en önemli sebebi, o dönemin düşünce kodlarını bizlere verecek olan eserlerin büyük bir bölümünün hala gün yüzüne çıkmayı beklemesidir. Bu eserler arasında İslâm düşüncesinin ana omurgasını oluşturan kelâm kitapları da bulunmaktadır. Hem genel anlamda İslâm düşüncesini hem de daha özelde Osmanlı ilim geleneğini anlamak, bu eserlerin neşredilerek ilim dünyasına kazandırılmasıyla mümkün olacaktır. Bu eserlerin ilim dünyasına kazandırılması, düşünce mirasımızı daha iyi anlama imkânı sunmanın ötesinde, günümüzde karşılaşılan problemlerin çözülmesine de katkı sunacaktır. Ulemanın, kendi dönemlerinde karşılaştıkları problemleri ve en önemlisi bunları nasıl çözüme kavuşturduklarını öğrenmenin en doğru ve güvenilir yolu, onların telif ettikleri eserleri incelemektir. Böylelikle onların asırlar boyu elde ettikleri bilgi, birikim ve tecrübelerinden faydalanarak günümüzde karşılaştığımız farklı sorunlara çözüm üretebiliriz. Bu çalışma, Mûsâ Sinobî'nin günümüze ulaşan tek kelâm eseri olan el-Metâlibü'l-İlahiyye adlı eserinin tahkik ve değerlendirmesini amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Mûsâ Sinobî, Metâlibü'l-İlahiyye, Osmanlı Kelâm Düşüncesi.
Şia'da nübüvvet ve imamet inancı
Dost, yandaş gibi manalarla ifade edilen Şia kavramı; H. II. asrın sonlarında meydana gelen bir fırkaya isim olmuştur. Hz. Peygamber'in vefatı ardından devlet yöneticisinin kim olacağı hususunda münakaşalar, daha sonra meydana gelen Kerbela hadisesi, çeşitli kültür ve öğretilerin tesiri gibi hususlar; Şia'nın doğuşuna neden olan etmenler olarak ön sıralarda yer almışlardır. Bu tartışmalar, İmameti, Hz. Peygamber'den sonra, Hz. Ali'nin hak ettiği iddiasında bulunanların, Şia mezhebini oluşturmaları neticesinde ortaya çıkan ayrışmalara ilave olarak; Şia'nın kendi içerisinde de imametin, nasıl ve kiminle devam edeceği hususunda, fikir ayrılıkları yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Şia, içerisinden zamanla pek çok alt grup ortaya çıkmıştır. İmamiyye, İsmailiyye, Zeydiyye ve Keysaniyye bu grupların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Şia dendiğinde, ekseriyetle İmamiyye kolu akla gelmektedir. İmamiyye itikadi fikirlerini, tevhid, nübüvvet, imamet, mead ve adalet esasları çerçevesinde şekillendirmiştir. Bu bağlamda imamet makamının, Hz. Peygamber'in ahirete intikali ardından, Kur'an ve Sünnet vasıtasıyla, Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın olan çocuklarına ait olduğu, düşüncesi benimsenmiştir. İmamiyye Şia'sı, on ikinci imamın sır olması akabinde, inanç esaslarını bütünlemiş, gaybet ve rec'at akidelerine bağlı bir imamet kuramını, ana öge olarak kabul etmiştir. Şii fırkalar, imametin dini meşruiyetini ortaya koyabilmek için onu daima nübüvvet ile ilişkilendirmişlerdir. Esas olarak Şia'nın, peygamberlik ve peygamberliğe dair konularda, diğer fırkalardan çok da farklı görüşlere sahip olmamakla birlikte, ayrıştığı hususun, imamet nazariyesi olduğu görülmektedir. Fırka, Hz. Peygamber'in vefatından sonra vahyin sona ereceği, lakin İslami nizamın kalıcı olacağı ve onu gözetme vazifesinin, dönemin imamına ait olduğu görüşünü benimsemiş; İmamet makamının, devlet başkanlığı konumunda olması ile bu inanç, egemenlik anlayışını da etkilemiştir.
Çağdaş İslâm düşüncesinde öze dönüş (yeni selefilik bağlamında)
Bu çalışmada "öze dönüş" kavramı, "Yeni Selefilik" bağlamında incelenmiştir. Metod olarak doküman incelemesi ve gözlem yöntemleri takip edilmiştir. Tezin konusu, Selefilik düşüncesindeki değişimlerdir. Çalışmanın maksadı, Selef ile Selefilik arasında epistomolojik farkları göstermektir. Bu tezde, şu sorulara cevap aranmıştır: Selefiyyecilik, bir ideoloji olarak, Müslüman kimliğini nasıl etkilemektedir? Sünnilikle özdeş tutulabilir mi? Şii- Sünni çatışmasında oynadığı rol nasıl anlaşılmalıdır? İslâmaafobi ile bağlantısı nedir? Ehl-i Sünnet Müslümanlığını dönüştürmekte midir? İlk bölümde İslâm düşüncesinde Selef ve Selefiliğin tarihi süreçte oluşumu ile ilk kelami tartışmalar konu edilmiştir. İkinci bölümde ise, Günümüz Selefiyye düşüncesinde, yeni oluşumlar anlatılmıştır. Yeni Selefilikte, "mezheplerin birliği" ve "mezheplerin yakınlaştırılması" kavramlarına yer verilmiştir. Selef-i Salihin, Tâbiin, Tebe-i Tâbiin'in yaşadığı dönemi Selef dönemidir. Selefilik ise siyasi, dini bir ideoljidir. Yeni Selefilik'teki "öze dönüş" kavramı ile kastedilen, "saf İslâm akidesi" ve müslüman toplumun inşasıdır. Günümüzde özellikle Yeni Selefi gruplardan cihadi grup, pek çok Sünni ve Şii mezhebindeki Müslümanları, tekfir yolu ile cihad edilmesi gerekli kişiler olarak görmektedir. Katı, zahiri, parçacı bir din okuması ve tekfirci din anlayışı ile Selefilik düşüncesi üzerinde durulması elzem bir konudur. İslâm ve Müslümanlık açısından önemli bir kırılma ve ayrılık oluşturmakta, bölgesel ve küresel savaşların İslâm ülkelerini zayıflatmasında, bu tür mezhebi yaklaşımlar, önemli bir yer tutmaktadır. Anahtar Kavramlar: Selefilik, Yeni Selefilik, Şia ve Selefilik, Cihadi Selefilik, Şuyuhu's Sahve, Neo-Harici Selefilik
Son dönem Osmanlı düşüncesinde hilâfet meselesi (Pîrîzâde Mehmed Sâhib örneği)
Bu çalışma ile son dönem Osmanlı düşüncesinde hılâfet meselesi tartışmalarına örnek teşkil eden, Şeyhülislâm Pîrîzâde Mehmed Sâhib'in yayımladığı beyanname, önem arz ettiği için açıklanması amaçlanmıştır. İkinci Abdülhamid Han'ın İstanbul'daki halîfelik kurumunu, bütün Müslümanların manevi olarak bağlı olduğu merkez haline getirme çabası, Avrupa'nın ileri gelen devletleri tarafından Osmanlı Hılâfeti'nin meşruluk tartışmalarına sebep oldu. Bu tartışmalar sonunda Abdülhamid'in hılâfetten uzaklaştırılması, Hintli Müslüman halkı, protesto ve ayaklanmaya sevk etti. Buna karşılık Şeyhülislâm Pîrîzâde, Osmanlı halifesine bağlı Müslüman halkları teselli etmek, yeni halifeyi duyurmak ve devlet memurlarının tedbir almaları için, uyarı niteliğinde bir "Beyanname" yayımladı. Çalışmamız bu beyanname örnekliğinde iki ana bölümden meydana gelmektedir. İlk bölümde Pîrîzâde'nin yaşadığı devir ile son dönem Osmanlı dünyası ve İslâm ülkelerinde hılâfet tartışmalarına yer verildi. İkinci bölümde ise Pîrîzâde'ye göre hılâfet meselesi çerçevesinde, hılâfetin tarihi süreci incelenip değerlendirildi. Sonuç ve ekler ile çalışmamız tamamlandı. Çalışma sırasında, Kur'an-ı Kerim, Hadis-i Şerif, gazeteler, dergiler, lügat, monografik ve biyografik eserler ile İslâm Tarihi kaynaklarından istifade edildi. Anahtar Kelimeler: Halîfe, Hılâfet, Osmanlı Hılâfeti, Meşrutiyet, Millî Hılâfet.