Theses supervised by Prof. Dr. Şengül Öymen Gür
27 theses · İstanbul Beykent University, Karadeniz Technical University
Modernleşme sürecinde Türkiye ve İran modern mimarlığını yeniden okumak
Bilim ve aklın bir ürünü olan modernleşme ve onun sonucunda ortaya çıkan modern mimari zamanla tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Bu süreçte öncü modern mimarlar tarafından yapılan binalar modern kavramları ortaya koymuştur. Modernizm zorunlu bir dil olarak diğer ülkeleri de etkilediğinden, yapılan tüm modern yapılar bu kavramlar çerçevesinde inşa edilmiştir. Ancak söz konusu yapılar ülkenin kültürü, sosyo-ekonomik koşulları, coğrafyası ve tarihi birikimlerinden devşirilen artikülasyonlarla yeniden tarif edilen melez bir dil ile uygulanmıştır. Bu çalışma kültürel ve coğrafi açısından birbirine yakın olan Türkiye ve İran ülkelerinin geleneksel konut özelliklerini inceleyerek modernizmden ne şeklide etkilendiklerini ortaya koymuştur. Daha sonra bu ülkelerde inşa edilen modern örnekler ele alınarak nasıl ve ne şekilde merkezden farklılaştıkları veya merkeze olan benzerlikleri biçimlenme ilkesi doğrultusunda incelenmiştir. Çalışma, lojistik çözümleme yöntemi ile belirlenen modern kavramları kapsayan parametreler doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Plan ve Cepheler üzerinden yapılan analizler doğrultusunda ortaya çıkan sonuçlar, iki ülkenin mekânsal ve biçimsel anlamda merkez ile olan benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koyarken kendi aralarında olan kültürel benzerlikler sonucunda meydana gelen ortak dili de tespit etmiştir.
Kentin görünen ve görünmeyen sınırları: İstanbul-Batı Ataşehir örneği
Kentsel sınırlar, farklı fiziksel, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel etmenleri birleştirme ve ayırma işlevleri ile kentsel dokunun mekânsal organizasyonunu oluşturan çok katmanlı ve karmaşık sistemlerdir. Sınırlama kavramı kentsel ölçekte yeni bir kavram olmamakla birlikte, 1980 sonrasında değişen günümüz metropollerinin sosyo-ekonomik yapısı yeni sınırlandırma tiplerini de beraberinde getirmiştir. Metropolün farklı kullanıcılarının etkileşime girdiği ara kesitlerde sınırların geçirgenliği, esnekliği ve ölçeği değişime uğramıştır. Bu çalışmanın amacı, sınır kavramını ve kentsel sınırın kentsel dokuya fiziksel ve sosyal yansımalarını irdeleyerek, neoliberal kentlerdeki kentsel konut alanlarında ortaya çıkan sosyal ve mekânsal sınırları ve bu sınırların yarattığı yeni fiziksel ve sosyal ayrışma biçimlerini, dönemin mekânsal gelişiminin karakteristik özelliklerini yansıtan Batı Ataşehir / Barbaros Mahallesi örneği üzerinden analiz etmektir. Bu bağlamda çalışma sınır kavramını, sınırın mekânsal ve kentsel karşılıklarını incelemeyi, İstanbul'da ortaya çıkan yeni kentsel sınırların fiziksel ve sosyal boyutlarını ortaya koymayı ve görünen sınırlarla görünmeyen sınırların birbirleri ve kentsel doku üzerindeki etkilerini analiz etmeyi ve buradan yola çıkarak kentsel morfolojinin geleceğini tartışmayı hedeflemektedir.
Yönetim biçimlerinin mimari üzerindeki etkileri anarşizmde mimarlık-mimarlıkta anarşi
Yönetim ve mimarlık ilişkisi tartışmalı bir konu olup, tarih boyunca karşılıklı bir etkileşim biçiminde var olmuştur. Başlangıçta mimarlık devletin oluşumunda etkin rol oynamışken sonraları devlet bu etkinliği kendi yönüne çevirmiş ve mimariyi bir meşruiyet, rejimsel gösterge ve simgeleştirme, siyasi manipülasyon aracına dönüştürmüştür. Çalışma kapsamında bu etkileşimin sürekli olarak devam ettiği Ahmet Taner Kışlalı'nın yönetim sistemleri sınıflandırmasından yararlanılarak açıklığa kavuşturulmuştur. Devletin bu etkinliğine rağmen mimaride marjinal anarşist yaklaşım Sitüasyonist Enternasyonal ve Anarchitecture akımları ile katılımcı tasarım ve kapitalizm karşıtı planlama gibi hareketlerde var olabilmiştir. Bu "rağmen" mimarlığı anarşizm ortamında mimarinin var olacağına dair bir görüngü sunarken, bu varlık sorunsalı anarşist teorisyenlerin toplum, sanat ve mimari görüşleri bağlamında değerlendirilmiş ve tezde de olumlanmıştır. Bu söylemler bağlamında özgür ortamdaki mimar bir mekânsal danışmanlık ile toplumsallığın yansıtıcısı rolünü üstlenirken özgür eğitimi dolayısıyla da edimi olan mimarinin niteliğini arttıracaktır. Anarşizm ortamında mimari biçimlenişe kesin fiziksellikler örnek verilemese de, anarşist teorisyenlerin söylemleri ve ütopyaların idealleştirilmesiyle, kapitalist büyüme teorisine karşın küçük ve insan ölçeği, hiyerarşik ilişkileri dayatan kurumlar yerine kurumsuzlaştırma, izole karakterdeki şehir ve mimari mekânlar yerine yüz yüze ilişkiyi teşvik eden mimari karakter, doğaya hâkimiyet yerine ekolojik yaklaşım ve merkeziyetçilik yerine merkezsizleştirme önerileri mimaride "anarşist bir yaklaşım" olarak bu gün dahi uygulamada yer verilebilecek anarşist bir geleceğe dair öngörüler olarak tanımlanmıştır.
21. yüzyılda mimari formu anlamak
Geçmişten bugüne mimari formun değişim süreci izlendiğinde, yapıların görsel ve işlevsel yükümlülüklerinin, süreçle birlikte ne denli değiştiği gözlemlenmektedir. Mimari form ise bu süreçte değişimini herkesin rahatlıkla izleyebileceği bir öğedir. Teknoloji, sosyal etkenler, mimari uygulama ortamındaki yenilikler, interdisipliner etkileşimler, görsel talepler, popüler kültür ve kentsel politikalara kadar pek çok etkenin, mimari ortamda ne denli söz sahibi olduğu bilinmektedir. 20.yy ile mimarlıkta artık yeni bir dil kendini göstermeye başlamış, mimari tasarım ortamı da tüm bu etkenlerden beslenerek güçlü bir değişime uğramıştır. Bununla birlikte mimari, her geçen gün değişmiş, dönüşmüş, yeniden yapılanmış ve kendine yeni ifade biçimleri edinmiştir. Çalışma, mimari formun bu yolculuğunda, değişip dönüşmesinde etken olan ve aynı zamanda üst okumalara imkan veren kavramları yorumlayarak sürece ışık tutmayı hedeflemiştir. Aynı zamanda form-kavram ilişkisini yakından ele alarak, süreçle ilgili yeni okumalara fırsat tanımış, mimari formun kendisinin bu kavramlara bir gösterge oluşturduğunu da ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu bağlamda çalışmada; Giriş, Yapılan Çalışmalar, Kavramsal Bağlamda Mekan, Kavramsal Bağlamda Form, Bulgular ve İrdeleme, Sonuçlar ve Tartışmalar gibi bölümlerden oluşmaktadır. Sonuçlar ve Tartışmalar bölümünde sunulan öneriler yeni çalışmalara ışık tutması açısından değerlidir.
Tarihsel süreçte mimari katmanlaşmanın yerel bir örneği: Büyükada
İnsan ürünü olan yapılı çevre, tarihsel süreç boyunca sosyo-kültürel, ekonomik ve teknolojik dinamiklerin doğal dinamiklerle birleşerek yere bir yansıması olarak şekillenmektedir. Bu dinamiklerin dönemlere göre değişmesiyle yapılı çevre üzerinde çeşitli katmanlar oluşur. Her yerin kendine özgü dönemsel değişim eşikleri arasında oluşan katmanlar üzerinden gerçekleştirilecek gözlemler, o yerin oluşum öyküsünü anlatan argümanlar sunar. Ancak bu gözlemleri yapabilmek için, katmanlarını bir palimpsest gibi koruyan bir alan seçmek gerekmektedir. Bu çalışma, barındırdığı çok kültürlü sosyal yapı ve geçirdiği dönemsel değişimler dolayısıyla çok katmanlı bir yerleşim birimi olan ve katmanlarını koruyan Büyükada örneklem alanı üzerinde yapılı çevrede gerçekleşen değişimleri palimpsest kavramı rehberliğinde okumayı ve sınıflandırmayı amaçlamıştır. Çalışmada, önce yapılı çevrenin değişim süreçleri bölgeye özgü değişim eşikleri üzerinden sınıflandırılarak irdelenmiş; ardından katmanlaşma bağlamında değişim incelemeleri ise alan, yapı ve toponimi üçayağı üzerinde kurulan ölçekler yardımıyla gerçekleştirilmiş, son olarak ise anlamlandırılabilen katmanlı birliktelikler saptanmış ve tüm bu süreçte sentezlenen bilgiler kavramın kuramsal ışığında yorumlanmıştır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen alan araştırmalarıyla palimpsest kavramının çok katmanlı bir yerleşim biriminde bir araştırma aracı olarak kullanımı önerilmiştir. Araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler, katmanların korunması adına ne gibi öneriler getirileceğini düşünmeye yönelik aydınlatıcı mesajlar taşımaktadır.
Kent kimliğinin değişim sürecinin irdelenmesi: Antakya örneği
Her kentin bir kimliği vardır. Bu kimlik farklı coğrafyalardaki kente ait kentlilerin kültürlerini yansıtma şekilleriyle oluşur. Kentin geçmişten bu yana sahip olduğu tarihi, kent dokusuyla bir bütün halinde olmalıyken küreselleşmeyle birlikte kentin dokusu ve kente olan aidiyet duygusu yok olmaktadır. Günümüzün en büyük problemlerinden biri olan kentleşme bozukluğunu tarihi dokuyu hiçe sayarak oluşan çarpık mimari örnekleriyle algılamamız mümkündür. İnsanoğlunun duyarsızlığı ve hırsının yol açtığı rant kentin dokusunu korumakla yükümlü olan tasarımcıları değersizleştirmiş farkındalık içinde olanları dahi görevini yapmaktan alıkoymuştur. Bu tezin amacı Antakya'nın kent kimliğini eski Antakya evlerini ve Antakya sokaklarını inceleyip şu an ki durumuyla kıyaslayarak kimliksizleşme sürecini tespit etmektir.
Dönüştürülen tarihi yapilarda iç mimari müdahalelerin bina kimliği üzerindeki rolü
Bu tezin amacı restorasyonda bina kimliği kaybının önlenmesi için bilinmesi gereken kimlik özellikleri konusunu açıklığa kavuşturmaktır.Böylelikle bina restorasyonları yapan ekiplerin yararlanabileceği bir bilgi kümesi sunmak hedeflenmiştir. Bir binanın kimlik özellikleri yerden, tarzdan ve mimarından kökünü alır.Tez bu temalar altında kimlik özelliklerini incelermiş kentsel restorasyonlarda daha çok karşılaşılan tarzlar konusunu özellikle vurgulamıştır.Ve sonuç olarak tez bu anlamda tarihi yapıların korunmasına hizmet etmiştir. Ayrıca restorasyon bölümlerinde teknik derslerin yanı sıra sanat ve mimarlık tarihi derslerinin ayrıntılı bir biçimde okutulmasını tavsiye etmektedir.
Aydınlanmanın niceliği–niteliği üzerine: Bilişim çağında yeni çalışma mekanları haline gelen kafelerde aydınlatma kalitesi
Mekan olgusu, tarihsel çağlardan günümüze kadar ulaşmıştır. Zaman ilerledikçe gelişim ve değişim göstermiştir. Yaşam şartlarının değişmesi, iyileşmesi ve farklılaşması bu konuda etkili olmuştur. Mekanın oluşturulmasında en büyük etken, ihtiyaca cevap verebilmesidir. Bunu sağlayabilmek için ise bazı girdilerin detaylı bir şekilde oluşturulması gerekmektedir. Mekanın dış kabuğunun kullanıcı üzerindeki etkisi ne kadar kuvvetli ise iç kabuğu da bir o kadar, hatta daha fazla etki göstermektedir. Mekan düzenlemelerinde etkili olan girdiler ise; biçim, renk, malzeme, doku ve ışıktır. Bu girdiler ile oluşturulan mekanın kullanıcı tarafından algılanabilmesi için öncelikli şart ışıktır. Bu bağlamda aydınlatmanın önemi ortaya çıkmaktadır. Aydınlatma, doğal ve yapay aydınlatma olarak tasarlanabilmektedir. Değişen yaşam şartları ve ilerleyen teknoloji ile insanların mekanları kullanma şekilleri de değişkenlik göstermektedir. Belli bir fonksiyona hitap eden mekanlar, insanlar tarafından farklı fonksiyonlar yüklenerek kullanılmaktadır. Ancak, asıl fonksiyona göre tasarlanmış olan aydınlatma projeleri, eklenen fonksiyona bazen cevap verememektedir. Bu sorun, kullanıcıda oluşan bazı sağlık ve psikolojik rahatsızlıkları, buna bağlı olarak da verimsizliği beraberinde getirmektedir. Farklı fonksiyon yüklenen mekanların başında da kafeler gelmektedir. Çalışan nüfusun, üniversitelerin, buna bağlı olarak öğrenci sayısının artışı ve üniversitelerdeki ek çalışma mekanlarının, şehirlerdeki kütüphanelerin yetersizliği sonucunda kafeler çalışma odaklı da kullanılmaktadır. Bu çalışmada, fonksiyonu yeme, buluşma ve eğlenme olan kafelerde, çalışan veya okuyan insanlar tarafından çalışma fonksiyonu da yüklenmesi sonucu aydınlatmanın önemi ve yetersiz olması sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlar örnek kafeler üzerinden irdelenmektedir.
Göstergebilim ve mimarlık bir metin olarak İstanbul Kemankeş Caddesi
Bu tez çalışmasında tarihi ve kültürel öneme sahip bir yer olan İstanbul Kemankeş Caddesi bir metin olarak ele alınmış ve cadde üzerinde göstergebilimsel bir okuma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ilk olarak tezin kavramsal çerçevesi çizilmiş, göstergebilim kuramcıları ve yaklaşımlarına değinilmiş ve göstergebilim-mimarlık ilişkisi ele alınmıştır. Daha sonra, çalışmanın rotasını oluşturan, göstergebilimin öncü isimlerinden Roland Barthes ve onun ortaya koyduğu göstergebilim ilkelerinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir yöntemle, seçilen cadde üzerinde göstergebilimsel bir okuma yapılmıştır. Yapılan okumada, cadde ilk olarak metne dönüştürülmüş ve sonrasında daha derin bir okuma yapabilmek için metin, okuma birimlerine ayrılmıştır. Ortaya konan veriler, Barthes'ın yaklaşımından yola çıkılarak hazırlanmış tablolara aktarılmış ve analizleri yapılarak, metin yeniden düzenlenmiştir. Böylece bölgede daha evvel ortaya konulmamış verilerin elde edilmesine çalışılmış ve yanı sıra tarihsel süreç içerisinde bölgenin semantik düzeyinde farklılıklar olup olmadığı irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, Dil-Söz, Gösteren-Gösterilen, Dizim-Dizge, Düzanlam-Yananlam, Roland Barthes, Karaköy
Rezidans kültürü üzerine bir inceleme: İstanbul örneği
Dünya ölçeğinde hakim siyasi ve ekonomik ideoloji olan neoliberal küreselleşme, tüm toplumsal olguları ve yaşam biçimlerini etkisi altına almıştır. Yaşanan bu süreçten kent ve konut üretimi de etkilenmiş, konut yeni nitelikler kazanarak yapısal ve anlamsal dönüşüm geçirmiştir. 'Rezidans' ve kapalı yerleşmeler de bu dönüşümün kentsel alandaki ürünleridir. Günümüzde, konut üretiminin, yeni değer sistemleri ve ilişki ağları çerçevesinde, küresel bir üretime dönüşmesi noktasında, 'rezidans' fiziksel bir barınak olmanın ötesinde farklı bir yapıyı temsil etmektedir. 'Rezidans kültürü', mimari yaklaşımı ve mekansal organizasyonu ile birlikte sunduğu yaşam biçimi bağlamında yeni bir toplumsal olgudur.
Karma işlevli tasarım olgusunun sosyal ve kültürel faktörler açısından incelenmesi
mevcut alanların ve tasarlanan yapıların en verimli şekilde kullanımını sağlayan karma işlevli yapı ve alan kullanımını, bulunduğu çevreye etkilerini sosyal ve kültürel olarak incelerken, çeşitli karma işlevli alan ve yapıların ne tür işlevleri barındırdığı ve bu işlevlerin nasıl bir etkisi olduğu ortaya konmasıdır. Bu analizler örnekler üzerinde incelenmeden önce karma işlevli tasarım olgusunun tarihi oluşumu ve gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmada Türkiye ve dünya üzerinden belirlenen örneklerin alan ve yapı ölçeğinde olmasına ayrıca örneklerin bulunduğu yere etkisini en iyi analiz edilebilecek, yoğun kullanımlı merkezi bir konumda olmasına dikkat edilmiştir. Sonuç olarak yapılan tarihsel araştırmalarla örneklerin gelişimi ve bölge analizleri sosyal ve kültürel açıdan yorumlanarak, yapılırken amaçlanan ve kullanımla ortaya çıkan sonuçlar ortaya konmuştur.
Terkedilmiş endüstriyel alanlarda dönüşüm
TERKEDİLMİŞ ENDÜSTRİYEL ALANLARDA DÖNÜŞÜM Endüstri miras yapıları yaşanan küresel değişim ve teknolojinin gelişmesiyle çağın ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için bulundukları kent içinde işlevlerini yitirmiş ve atıl durumda kalmışlardır. Endüstri yapıları dönüşüm kavramı ile yeniden işlevlendirilerek bulundukları bölgelerde atıl vaziyetten çıkartılarak kente ve çevre halkına yeniden kazandırılmaktadırlar. Yeniden işlevlendirme ile yapıların tarihi değerleri korunarak gelecek nesillere aktarılması sağlanmaktadır. Tarihi endüstri yapıları genellikle kent merkezlerinde veya kıyı alanlarında inşa edilmiştir. Türkiye'de 256 adet endüstri yapısı inşa edilmiş ve yapılardan sadece 43 tanesi günümüze kalmıştır. Endüstri miras yapılarının çoğu İstanbul İl'inde inşa edilmiştir. Tez kapsamında, Endüstri yapıların yeniden işlevlendirilmesinde koruma kavramı ve yapıların dönüşümü ve topluma kazandırılmasını amaç edinmiş Dünya'da kurulmuş örgütler hakkında bilgi verilmiştir. Endüstri miras yapıların belli dönemler arası tarihsel süreçleri ve yapıların Dünya'da ki gelişimi incelenerek, yerel ve uluslararası örnekleri incelenmiştir. Yerel örneklerden; Hasanpaşa Gazhanesi (dönüşüm devam etmektedir)- Kültür Merkezi ve Enerji Müzesi'ne, Cibali Sigara ve Tütün Fabrikası - Kadir Has Üniversitesi'ne, Hasköy Tersanesi ve Lengerhane yapılarının - Rahmi Koç Müzesi'ne dönüşümleri, Uluslararası örneklerden; Viyana Gazometreleri - Konut, Ofis, İşyeri, AVM(karma kullanım)'a, Rotermann'da ki Eski Un Deposu - İşyeri' ne, New York Demiryolu Viyadüğünün - High Line Park'a ve Leopolde Tren İstasyonu - Sergi Merkezi'ne dönüşümleri incelenerek, elde edilen veriler doğrultusunda analizler ve dönüşüm örneklerinin izlediği ilkelerin betimlemesi yapılmıştır.
Mimari tasarımların ekolojik açıdan geliştirilmesine yönelik ölçütler kılavuzu önerisi
Son yıllarda mimarlık ve sosyal bilimler alanında yapılan çalışmalar, kentsel yaşam kurgusu içinde, insanın yaşadığı çevresi ile bütünleşmesinde, ekolojik verileri gözeten tasarım anlayışlarının önemini ortaya koymaktadır.Sanayi devrimi sonrası, özellikle Modern Mimari dönemi uygulamalarıyla oluşan çevrelerde topluluk kavramının yok olması, 20. yüzyılın ikinci yarısında kentsel tasarımın yeni bir çalışma alanı olarak ortaya çıkmasında en önemli etkenlerden biridir. Bu dönemde çevre odaklı yaklaşımın yoğun olarak gündeme gelmesinin nedeni, günümüzün sürdürülemez hale gelen yaşam biçimidir. İnsanı merkez yapan ve doğayı indirgeyen tavır sonucunda, canlı-doğa, insan-çevre dengelerinin yitirilmesi gibi ciddi bir sorun ortaya çıkmıştır.Modernizm sonrasında kentlerde oluşan yeni yaşama alanlarında toplumsal ve fiziksel çevre ilişkilerini ve ekolojik çevre kavramının algılanmasını zorlaştıran birtakım etmenler söz konusudur. Bunlar kentsel dokunun dağılarak genişlemesi, işlevsel ve biçimsel çeşitlilikten yoksunluk ve dış mekânların toplumsal etkileşimi güçlendirici rollerinin gözardı edilmesidir. Bu problemler doğrultusunda çevre-insan-yapı üçlü ilişki düzeni tekrar ele alınmak durumundadır.Çevre-insan-yapı arasındaki ilişki sabit değil, sürekli ve dinamiktir. İnsani tasarım kararları tasarımın gelişmesi sürecinde belirlenir ve yapı tamamlandığında bir dengeye oturur. Ancak zaman içinde bu ilişki önceki dinamik durumuna döner. Bir açıdan, zamanın ve mekânın değişimine bağlı olarak, mimari yapı ile toplumsal verilerin sürekli etkileştiği görülmektedir.Mimarlığın en önemli görevi, bir yapının çevresi ile hacimsel, insani ve ekolojik bir birliktelik kurmasıdır. Tasarımlar toplumsal ihtiyaçlara cevap vermeli; insanlara birbirleriyle ilişki kurma olanakları sunmalı; aynı zamanda doğa dostu ve ekolojik dengeye en az zararı verecek biçimde olmalıdır.Bir mimari yapı değerlendirilirken ilk düşünülmesi gereken ölçüt çevrenin bu ilişkilerin kurulmasına yardımcı olup olmadığıdır. Bu ilişkilerin yaşanabildiği somut ve tarif edilebilir mekanlar ekolojik ve insani tasarım kavramı ile sağlanabilir.Bu tezin amacı, ekolojik veriler ışığında öne çıkan tasarım ilkelerinin mimari tasarıma nasıl yansıdığının araştırılması, ekolojik açıdan bir değerlendirme sisteminin ortaya konması ve tasarımcıya yön verebilecek bir tasarım kılavuzunun oluşturulmasıdır.Tezde, bir mimari proje yarışmasında ödül kazanan tasarımlar ?Ecotect? programında enerji etkinliği açısından değerlendirilmekte ve bu değerlendirme sonucunda, bir ekolojik tasarım matrisi oluşturulmaktadır. Matristen elde edilen veriler ışığında, mimarların, tasarımlarını her aşamada ekolojik açıdan değerlendirmelerine ve tasarımlarına yön vermelerine yardımcı olmayı hedefleyen ?Mimari Tasarımların Ekolojik Açıdan Geliştirilmesine Yönelik Ölçütler Kılavuzu? önerisi sunulmaktadır.
Türkiye'deki geleneksel konut tipoloji ve bileşenlerinin sürekliliği
Modernleşme ve küreselleşmenin kültürlerin birçok alanını etkileyerek değiştirdiği ve zengin dünya kültürlerini tek biçimli hale getirdiği şeklinde söylemler mevcuttur. Ancak geleneklerin zaman içinde sürekli evrim geçirerek ama özgün yapılarını koruyarak değiştiği birçok düşünür tarafından ileri sürülmüştür. Bu tez geleneksel konutlarımızın örneğinde geleneklerin yok olup olmadığını eğer sürüyorsa ne gibi biçimler alarak örtük bir biçimde sürdüğünü göstererek kanıtlamak amacıyla ele alınmıştır. Çalışma göstermektedir ki Edward Said'in ve Seyyid Hüseyin Nasr'ın tezleri bu çalışma kapsamında doğrulanmaktadır.Yaşam örüntülerinin ve ortamlarının modern yaşamda değişmesi sonucunda konut tipolojilerinin çok azının yaşatılabildiği görülmekle birlikte, geleneksel konutlarımızda her zaman çok önemli olmuş, sofa, hayat, vb. konut bölümleriyle sağlanan mahremiyet ve kişisel alan kavramlarının ülkemizde yaygın olarak benimsenmiş modern konut tiplerinde iç/dış kullanıcı ayrımıyla sürdüğü görülmektedir. Yeni konutlarda gece/gündüz ve kirli/temiz ayrımlarının mevcudiyetiyle geleneksel değerlerin korunup sürdürüldüğü çok belirgin olarak saptanmaktadır. Bir başka deyişle, ülkemiz kullanıcısının benimsediği konut tipi girişten perdelenmiş olarak çözülen gece hollerinin bir konut planında özerk olarak bulunmasıdır. Ek olarak, eskiden ön sofa veya hayat denen mekânlarda çözüldüğü için konuğa ayrılan mekânları tedirgin etmeyen mutfakların modern dönemlerde aynı özelliği koruduğu, yine dışla en kolay bağlanan mekân olduğu incelemelerde ortaya çıkmıştır.Modern görünümlü ve planlı yeni konutlarda seri üretime teslim olmuş bina öğeleri dışında ki bunlar arasında kapılar, pencereler, döşemeler, tavanlar sayılabilir, neredeyse tüm bina bileşenleri, öğeleri ve mekân örgütlenme ilkeleri biçim değiştirerek varlıklarını korumaktadır. Eski yüklüklerimizin yerini anlamı aynı kalmak üzere gömme dolaplar, gerek oturma gerek yatmaya hizmet eden Osmanlı sedirlerinin yerini çekyatlar, pencere kepenklerinin yerini jaluzi, screen vb elemanların aldığı, eski gusülhanelerin yerine ebeveyn yatak odalarından kullanılan banyoların aldığı, göstermelik de olsa yaşama alanlarına sıcakatmosfer sağlamak üzere şömine ve duvar bacalarının yerini modern elektrikli şöminelerin aldığı, mutfak tereklerinin yerini hazır mutfak dolaplarının aldığı, aydınlatma elektrikli bir donanıma geçtiği halde şamdan ve mumlukların eski dönemlere bir özlem anlamında korunduğu, özellikle dış kapılardaki kimlik duygusunun yine dış kapılarda Art Nouveau örneklerle ve el işçiliğiyle sürdürülmekte olduğu bu tezde saptanmıştır. Dolayısıyla gerek modernleşmenin gerekse küreselleşmenin konut bağlamında toplumsal hafızayı silemediği ortaya konmuş, Said ve Nasr'ın söylemi büyük oranda doğrulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Küreselleşme, Gelenek, Konut, Değişim,
Ayazağa yerleşmesinin bir örneklem üzerinden sosyo-kültürel ve fiziksel analizi
Kent, insan topluluğunun yoğun bir şekilde yaşadığı yerleşim birimi olarak nitelendirilen, fiziki çevrenin ve ekonomik organizasyonun bir arada bulunduğu, farklı amaçlar için kullanılan çok sayıdaki binalardan oluşan, ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerin, aktivitelerin gerçekleştirildiği mekanlar topluluğudur. Bu mekanlarda yaşayanlar ise biyolojik, toplumsal ve psikolojik bir varlık olan birey yani kullanıcılardır.Mekan kavramı mimarlık alanında da pek çok araştırmaya konu olmuştur. Mekan, sadece bireylerin ya da toplumların içinde çeşitli eylemler gerçekleştirdiği fiziksel bir olgu değil, toplumların kültürlerine, yaşam şekillerine, sosyal yapılarında geçirdikleri değişimlere bağlı olarak çeşitli anlamlar, bilgiler içeren bir oluşumdur. Toplumlar kendilerine özgü karakteristik özellikleri mekânsal sistemler içinde yaşadıkları mekânla ve mekânsal organizasyonlarla iletirler. Her toplum ve toplumsal grup kendini ifade eden kendine özgü bir mekânsal model biçimlendirmektedir. Gerek yerleşim, gerek bina ölçeğinde ev, sokak, meydan, odalar, holler gibi benzer elemanlardan oluşan inşa edilmiş çevrelerde kültürden kültüre farklılığı yaratan şey bu elemanların organizasyonundaki ve ilişkilerindeki ilkeler ve onların ifade ettiği anlamlardır.Kullanıcıların alışkanlıkları, gelirleri, sosyal yaşantılarındaki farklılıkla, kültürel eğilimleri, kendilerini çağdaş yaşam koşullarına uyarlama istekleri sonuçta kendilerini mekanlara yansıtmada önemli rol oynamaktadır.Kentin bir alt birimi olan mekanların, kullanıcılar tarafından oluşturulurken hangi mekansal anlayışa göre yapılandığı sosyo-kültürel ve fiziksel açıdan incelenebilir. Bugün kentlerin büyümesi ve dönüşmesi aşamasında bu konuda fikir sahibi olunması yeni yapılacak tasarımlara önemli bir girdi oluşturabilir. Bu çalışmada bu amaçla her an dönüşüme uğraması muhtemel olan bir semt bu amaçla ele alınmıştır. Bu tezde İstanbul ili, Sarıyer İlçesi Ayazağa Köyü Mahallesi konut alanı ele alınmakta ve bu konut alanlarındaki mekânsal organizasyonlarda sosyal yapının rolü saptanmaya ve arada bağ kurulmaya çalışılmaktadır. Kullanıcıların sosyal yapılarının belirlenmesi amacı ile incelenen evlerde anket çalışması ile görüşmeler yapılmış, mevcut konut alanlarının organizasyonunu açıklayan sosyo-ekonomik faktörler, sırasıyla kullanıcıların gelir, yaş, eğitim, cinsiyet vb. özellikleri göz önüne alınarak elde edilmiştir.Kullanıcılar tarafından yapılan konutlar sentaktik analiz yöntemi ile incelenip değerlendirmeler yapılmıştır. İncelemeye alınan evlerin buradaki nüfusun göç ettiği bölge konutlarını model aldığı ortaya konmuş ve ilerde bir dönüşüme uğraması halinde Ayazağa kullanıcılarının geleneksel değerlerini koruduğu ve bunları ev planlarında yansıttığının göz önünde bulundurularak yeni tasarımlar yapılması gereği tavsiye edilmiştir.
Restorasyon projelerinde işlevsel dönüşümün iç mekan kararları üzerine bir sorgulama
Eski bir kavram olan restorasyonun en açık ve net tanımı; `kültürel değerleri taşıyan ve yansıtan tarihi yapılara, en az müdahale ile en iyi bakımı yapmaktır?. Violette-Le Duc ile başlayan koruma kavramı; kültürel ve mimari değerleri yansıtan tarihi yapıları ayakta tutabilmek ve geleceğe aktarmak amacı ile 19. yüzyılda gelişim göstermiştir. İlk dönemlerde yapıları ayakta tutabilmek amaçlanıyordu, fakat daha sonraki dönemlerde bunun yeterli gelmediği kanısına varılmış ve kültürel öneme sahip yapıların ömrünü uzatarak günümüze kazandırma amacı ile yeni işlevler verme kavramı gelişmiştir. Bu tez çalışmasında sırasıyla ele alınan: IV. Vakıf Han (günümüzde Legacy Ottoman Hotel), Silahtarağa Elektrik Santrali (günümüzde Santralistanbul), Lengerhane ve Hasköy Tershanesi (günümüzde Rahmi M. Koç Endüstri Müzesi), Osmanlı Bankası (günümüzde Salt Galata), 4 numaralı Gümrük Antreposu(günümüzde İstanbul Modern Sanat Müzesi), Esma Sultan Yalısı(günümüzde The Marmara Esma Sultan), Galata Kulesi, Sant Francesc Manastırı (günümüzde Sant Francesc Kültür Merkezi, İspanya), Büyük Han (günümüzde Büyük Han Kültür Merkezi, Kıbrıs) ve konut/kitabevi (günümüzde Gloria Jean's Coffees) gibi; geçmiş kültürümüz ve mirasımız olan yapılarda, restorasyonun tanımında da belirtildiği gibi en az müdahale ile en iyi bakım yapılarak, yapının orijinal işlevine yakın bir işlev ile onu en iyi şekilde koruyacak ve destekleyecek yenileme projeleri ile yapıları harabe hallerinden kurtarıp, kente ve kentliye kazandırarak daha uzun ömürlü olmaları savunulmuştur. Restorasyonu yapılarak yeniden işlevlendirilmenin söz konusu olduğu, yapıların işlevsel dönüşümlerinin yaratıcılık üzerinden sorgulamayı amaçlayan bu tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır: giriş bölümü olan birinci bölümde tez çalışmasının amacı ve yöntemi belirtilmiştir. Restorasyonun tarihçesi ve gelişiminin aktarıldığı ikinci bölümde; restorasyonun tanımı ve Türkiye'deki gelişimi açıklanarak genel bir bilgi verildikten sonra, restorasyon ile ilişkili olan rölöve, restitüsyon ve renovasyon kavramlarının tanımı yapılmış; ülkemizde koruma kavramı ve gelişimine de değinilmiştir. Restorasyon projelerinde iç mimari tasarım prensipleri başlığını taşıyan üçüncü bölümde; restorasyon projelerinin tanımı yapılıp, restorasyon projelerinin yöntem ve teknikleri açıklandıktan sonra tasarım kavramı ve iç mimari proje tasarım prensipleri üzerinde durulmuş, restorasyonu yapılarak yeniden işlevlendirilen yapılarda tercih edilen malzeme ve donatıların öneminden bahsedilmiştir. Yeniden işlevlendirme başlığı altında ele alınan dördüncü bölümde; işlevin tanımı yapılıp iç mimarideki öneminden bahsedildikten sonra; yeniden işlevlendirme kavramı, gereksinimleri ve restorasyon projelerindeki önemine değinilmiştir. Türkiye'de ve Dünya'da yeniden işlevlendirilen yapılara örnek başlığı ile oluşan beşinci bölümde; yurtiçi ve yurtdışından örnekler ele alınmış ve her yapının sonunda o yapıya ait genel bir değerlendirme kısmına yer verilmiştir. Sonuç ve değerlendirme kısmında tez ile ilgili genel bir değerlendirilme yapıldıktan sonra, yurtiçi ve yurtdışından ele alınan örnekler arasında yapılan karşılaştırma sonucu tespit edilen benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuş ve başarılı örneklerin ortak noktaları ve yaratıcı çözümleri belirlenerek geleceğe ışık tutulmak istenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koruma, restorasyon, yeniden işlevlendirme, yaratıcılık
Konut üretiminde bir yönetişim modeli olarak TOKİ
Bu tez çalışmasının amacı, ülkemizde konut konusunda bir yönetişim modeli olan TOKİ uygulamalarının sonucu ortaya çıkan sorunların irdelenmesi ve mümkün olduğunca istismarı olanaksız çözüm önerilerinin getirilmesidir. Bu tez kapsamında, dünya ve Türkiye ölçeğinde konut sorunu ve nedenleri, hükümetin konut sorunundaki yeri, kent ve kentli olma, göç, gecekondu sorunu, TOKİ?nin hedefleri, girişimcilik yasaları, yetkileri, rant sağladığı kısım ve kuruluşlar, eksiklikler, dengesizlikler, konut üretimindeki yanlışlar, doğrular, nedenleri, bu konuda devletin gücü, uygulanan politikalar, üretilen piyasalar, toplumun gelenekleri ve yapısı incelenmiştir. Ülkemizdeki konut eksikliğinin ve plansız kentleşmenin nedenleri, bu durumu bir pazara dönüştürüp, bundan rant elde etmek için oluşmuş olan firmalar ve durumları açıklanmıştır. Ayrıca, TOKİ?nin oluşturduğu konut modellerinin yanlış yönleri, mevcut konutların dar gelirli aileler için uygun olmadığı, TOKİ tüccar gözüyle ihtiyaçtan fazla lüks konut ürettiği ve piyasaya arz ettiği de ele alınmaktadır. TOKİ? nin ihtiyaca sayı olarak cevap vermediği sonucundan hareketle dar gelirli kesim için uygun biçimde ve sayıda konut modeli önerisi olmadığı ve lüks konut arzının inşaat sektörüne getirdiği olumsuzlukları, halkla paylaşılmayan ve insanın temel gereksinmelerine duyarlı olmayan bir yönetişim şekli de belirtilmektedir. Ayrıca, TOKİ ile ilgili kanunların ve yönetmeliklerin ve bunlara bağlı olarak uygulamalarının incelemesi yapılmıştır. TOKİ kavramı, TOKİ`nin kurumsal yapısı ve işleyişi, yasalar, bünyesindeki firmaların durumları tartışmalı ve karşılaştırmalı bir şekilde belgeler üzerinden değerlendirilmiştir. TOKİ?nin sektöre fayda ve zararları tüm yönleriyle tespit edilmeye çalışılmış, kentsel dönüşüm adı altında yapılan işlemlerin doğru ve yanlışlarının araştırılmasının sonuçları gösterilmiştir. Türkiye?de yapılan en yaygın yolsuzluk türü olan siyasal rant açısından durum, kamu ihalelerinin daha kolay yapılabilmesi için değiştirilen kanunlar, ihalelerin nasıl yapıldığı, kimlere ve neden verildiği, iktidara yakınlıkları, kamu kurum ve kuruluşların (Kiptaş gibi) özel sektörün bu oluşuma sağladıkları katkı, kendi içindeki faydalanma, büyüme, sektörün aldığı yaralar, ihtiyaç sahiplerinin ne denli istifade ettiklerinin araştırılması, hata ve eksiklerin belirlenmesi, alt, orta ve yüksek gelirli bireylere yapılan ve /veya yapılacak konut ihtiyacı için doğru modellerin oluşturulması, doğru yönetişimin adımlarının belirlenmesi, bu doğrultuda yeni ve uygun modellerin geliştirilmesi açıklanmıştır. Sonuç olarak, yukarıda sıralanan nedenlerin yanlışlarının irdelenerek doğru öneriler getirilmesi, kentsel dönüşüm adı altında yapılan işlemlerin fayda ve zarar, doğru ve yanlışlarının araştırılması yapılarak mümkün olduğunca istismarı olanaksız görünen bir konut modeli ile insan memnuniyeti odaklı bir yönetişim ve yaklaşım önerisi ele alınmıştır.
Meydan tasarımında estetik boyut
21.yy'ın imgeye dayalı ve kar marjını yükseltmeye odaklı kentsel gelişimleri tarihin başından beri halkın kullanımına açık okmuş ve zaman zaman kamusal mekân olma özelliği taşımış çeşitli ölçekteki kentsel alanları yok ederek, yıkarak, küçülterek gelişmekledir. Bu durumda meydanların halka yönelik hizmet alanları niteliğini yeniden gündeme getirip, korumak ve geliştirmek çevre tasarımından sorumlu disiplinlere düşmektedir. Bu tez gerek sosyal gerekse estetik yönleri ile meydanları konu edinmektedir. Dünyada gerçekleşmiş başarılı meydanlar ve konuda üretilmiş bilgilerden bir bakış açısı belirlenerek ve aynı anda estetiğin de kullanımı etkilenen bir özellik olduğuna vurgu yapılarak çeşitli meydanlar üzerinden bu ölçütler denetlenerek bir ölçütler dizisi oluşturulmuş ve bir örnek alanda sınanmıştır. Sultanahmet örnek alanında yapılan çalışmalarla kullanım yoğunluğu ve arzu edilebilirlik dışında meydanın fiziksel bileşenlerinin de üzerinde durulmuştur. Varılan sonuç odur ki her ne kadar tarihi atmosfer kullanım yoğunluğunu arttıran en önemli öge ise de kullanıcılar meydan kaplamasından sınır belirleyicilerine kadar meydan özelliklerinin her birinin önemine estetik bağlamda değinmiştir. Sonuç, kentsel sosyal mekânların bileşen ve ögelerinin estetiği de genel anlam ve tasarım ölçütleri kadar önemlidir. Anahtar Kelimeler : Meydan, Kamusal Alan, Estetik, Tasarım.
Kamusal alanların mekansal kalitesinin artırılmasına yönelik bir model: İstanbul Sadabad ve Maçka Demokrasi Parkı
Kamusal alanlar; statü, dil, kültür fark etmeksizin her insanın yan yana gelip kolaylıkla yer değiştirdikleri, kentle ilgili söz söyleyebildikleri gündelik rutinlerini sağladıkları, sosyalleştikleri alanlardır. Kamusal alanlar, kent hakkında fiziksel bilgiler sundukları gibi toplumun sosyal yapısına yönelik de bilgi vermektedir. Kamusal alanlar günümüz metropollerinde tanımının aksine artık tüm farklılıklara kucak açma anlayışını yitirmiştir. Toplumsal ayrışmalar anlamında, sınırlar koyup farklılıkların dahil olma problemiyle karşı karşıyadır. Bunun sonucunda birlikte yaşayabilme zorunluluklarının getirdiği gerilim problemine çözüm bulmak bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu bağlamda, değişimin getirdiği çözüm ihtiyacıyla açık kamusal alan olan parkları tekrar analiz ederek anlam, işlev, biçim bağlamında derinlemesine irdelemek tezin genel amacını oluşturur. Çalışma, açık kamusal alan olan parkları demokratik alan çerçevesinde, kentin çoğulcu karakterine uygun iletişim ve sosyalleşmeyi imkanlı kılan potansiyelleri oluşturarak toplumsal yabancılaşma sorunlarına önerilerle ele alınmıştır. Çalışmada; inceleme alanı olan Sadabad Parkı ve Maçka Demokrasi Parkının, cazibe noktası olması, güvenirliliği, konforu, erişilebilirliği, ulaşılabilirliği, kamusal alanlarda gerçekleştirilen aktivitelerin sıklığı ve çeşitliliği, alanın aktivitelere uygunluğu, temizliği gibi çevresel özelliklerinin yanında, kullanıcılarının demografik yapısı ile parkta gerçekleştirdikleri aktiviteler arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Açık kamusal alan olan parkların, toplumu yapılandırmadaki rolü ve kentteki yeri önemlidir. Bu bağlamda, kamusal alanların toplumsal bilinci artırarak farklı aktivitelerle sosyal etkileşimlere imkan sağlama rolü de çalışmada kamusal alanlar bağlamında ele alınan ana konulardan birisidir. Bu bağlamda; seçilen açık kamusal alanların kullanıcılarının bu parklarda hangi rutinleri oldukları, hangi tip etkileşimlere girdikleri ve bu alanların bu etkileşime ne kadar olanak verdiği araştırılmıştır. Yine çalışmada, parklar sadece mekânsal yönleriyle değil, toplumsal özellikleri de ele alınarak, açık kamusal mekânların toplum ilişkilerindeki rollerine de saptamak hedeflenmiş ve sonuçlar ortaya konmuştur. Kamusal alanları kalite anlamında iyileştirme yaklaşımıyla stratejik bir yöntem olarak kentsel tasarım rehberi oluşturulmuştur. Bu yeniden üretilen kentsel tasarım rehberi ve genel tasarım ölçütleri, farklı amaç ve ölçeklerde düzenlenmesi gereken rehberler için de kaynak olarak kullanabilir. Sadabad ve Maçka Demokrasi Parkının tarihçeleri, konumu, fiziksel ve işlevsel özellikleri araştırılmış aynı zamanda parkları kullanan kullanıcıların demografi yapısı ile kamusal mekânda ortaya koydukları etkinlikler arasındaki ilgileri analiz edilerek mekânsal kaliteyle olan ilişkileri çözümlenmiştir. Bu bağlamda mikro müdahale kavramı irdelenerek, literatürde kamusal alanlarda yenilikçi mikro müdahale örnekleri araştırılmış olup bu araştırma ışığında çalışılan alanlara öneriler getirilmiştir.
Karma kullanımlı konutlar üzerine sosyal ve kültürel bir araştırma: Ağaoğlu 1453 örneği
Günümüz dünyasında toplum ölçeğinde var olan kültürel ve gelir farklılıkları sonucunda konutlar ve konut bölgeleri yeni bir kimlik kazanmıştır. Karma kullanımlı konut, dar gelirliler için toplu konut, kapalı yerleşkeler ve kentsel dönüşüm süreçleri sonucu oluşmuş konutlar, kültürel ve siyasal etkiler sonucu devşirilmiş ve yön bulmuştur. Günümüzde mimari tasarımda en önemli ölçütlerden birisi olan insan algısı, siyasi dengelerin etkisinde mimarlık ürünleri ile şekillenmeye başlamıştır. Bu bağlamda karma kullanımlı konutlar yaygınlaşmış ve mimarlığın temel önceliği gibi ortaya çıkmıştır; kullanıcı odaklı yaşam biçimi ön gördüğü savıyla ve kullanıcı beklentilerini karşıladığı teziyle kabul görmüştür. Bu tezde bu savlar ve sonuçları Ağaoğlu 1453 örneği üzerinden incelenmiş; kapalı yerleşkelerin (gated communities) sosyal ve kültürel çelişkilere yol açtığı sonucuna varılmıştır. Aynı zamanda Ağaoğlu 1453'ün bulunduğu çevre ve yakın çevreye verdiği yarar veya zararlar irdelenmiş ve kullanıcı ile etkileşimleri vurgulanmıştır. 1453 kompleksinin, estetik, mimari, komşulaşma davranışı ve tipolojik olarak yetersiz olduğu, fakat gelir seviyesi açısından statü kazanımı ve saygınlık getirdiği düşüncesi sonucuna varılmış olup gelir seviyesi düşük ve gelir seviyesi yüksek kişiler arasındaki uçurumu giderek artırdığı sonucuna varılmıştır.
Doğu Karadeniz bölgesinde modernleşme ve mimari
`Modernleşme' ve `çağdaşlaşma' ilkeleri üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde, tüm ülke genelinde kökten bir yenilenme hareketi planlanmıştır. Bu yeniden yapılanma sürecinde yaşanan tüm değişimlerin, toplumsal gelişimlerin mimariye de yansımaları olmuştur. Merkez ve merkeze yakın kentlerde bu gelişmeler yakından takip edilirken taşrada kentlerin modernleşme ve çağdaşlaşma kavramları uzantısında yeniden nasıl inşa edildiği incelenmemiştir. Bu çalışma ile söz konusu sürece ilişkin, bu eksikliğin giderilmesi amaçlanmış ve Doğu Karadeniz Bölümü (DKB) için bir kaynak oluşturulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde; çalışmanın amacına değinilmekte ve sorunun belirlenmesine yönelik açıklamalar yapılarak Cumhuriyet öncesi ve sonrası modernite, sorgulanmaktadır. Modernleşme doğrultusundaki sosyo-kültürel-ekonomik gelişmelerin merkez ve taşra uzantıları anlatılarak, bu ayrımın ortaya koyulması sağlanmaktadır. Aynı bölümde; modernleşmenin taşra ve merkezde mimariye yansımaları anlatılmaktadır.İkinci bölümde; çalışmanın metadolojisi ve pilot bölge seçimi yapılarak, hangi yapıların çalışmaya dâhil edileceğine yönelik ölçütlere yer verilmektedir.Üçüncü bölümde ikinci bölümde belirlenen ölçütlere göre çalışma kapsamına alınan yapıların her biri için oluşturulan kimlik kartları ile tanıtımları yapılmaktadır. Ayrıca çalışma kapsamındaki illerde seçilen yapıların sayısal değerlemeleri yapılarak illere göre dağılımları belirlenmektedir.Çalışmanın son bölümünde; Tespit ve belgeleme sonucunda elde edilen bilgilere ve konuya ilişkin literatüre dayanılarak bölgenin mimari yapılanma süreci yorumlanmıştır.
Geleneksel Yozgat evlerinde yaşam ve anlam: Evin sözlü tarihi
Bu yüksek lisans tezinde, eski Yozgat evleri örneği üzerinde durularak; bu evlerin mekansal örgütlenmesini etkileyen faktörlerin incelenmesi, kültürün tanımlanması ayrıcalıklı yönlerinin irdelenmesi, kültürel değer ve normların fiziksel çevreye yansımalarının saptanması, kültürdeki mevcut etkinlikler, davranışlar ve davranış konumlarının geleneksel kültürel kodlar çerçevesinde incelenmesi bu faktörler hala geçerliliğini koruyorsa gelecekte tasarlanması düşünülen konutlarda bu değer ve normların fiziksel karşılıkları ve çözümlerinin aranması bu tezin konusunu oluşturmaktadır.Ancak, bu amaçlarla yola çıkan benzeri tezlerden farklı olarak gramer incelemesi ve anlamlandırma yerine bu amaca farklı bir yolla ulaşılmak istenmektedir. Ülkelerin başat tarihleri arşivlerde saklanmış belgeler üzerinden yapılır. Yaşayan konutlar kendileri belgedir ama yorum siyah-beyaz çizimler ve fotoğraflar üzerinden yapıldığı sürece anlam düzleminde çok şeyin atlanmış olabileceği açıktır. Tam da bu nedenle bu tez sözlü tarih yöntemini esas almıştır. Kayda geçmemiş, duyulmamış sesler üzerinden yeniden bir tarihsel okuma olma özelliği taşımaktadır.Bu amaç doğrultusunda çalışmanın birinci bölümü olan giriş bölümünde; çalışmanın konu alanı ve kapsamı tanımlanmış, kültür mekan ilişkisi, Yozgat'ın tarihçesi ve eski Yozgat evlerinin araştırılmasında öncellikle kullanılan sözlü tarih yöntemi, yararları ve yönteme karşı yapılan eleştirilere yer verilmiş, ikinci bölümde; konak sahipleriyle yapılan röpörtajlar değerlendirilmiş, rölöve taslaklarından restitüsyonların çıkarılması yoluyla mekan sentaksı ve diğer fiziksel öğeler tespit edilerek konut etkinliklerinin konumları, davranışın ortaya konma biçimleri, sözel tarihle birlikte anlamlandırma süreci içinde ele alınarak üçüncü bölümde açıklanmıştır.Dördüncü bölümde, tez kapsamı içindeki konunun özü tartışılmış, beşinci bölümde bulgular yönünde ortaya çıkan sonuçlar açıklanmış ve bu çalışma doğrultusunda yapılacak yeni çalışmalar için öneriler geliştirilmiştir.
Modernizm ve postmodernizmin sentaktik/semantik yapısının karşılaştırmalı çözümlemesi
İletişim teknolojisi, kültür, ekonomi, politika, sanatlar ve doğrudan bilimin de kendisi dahil olmak üzere yaşamın tüm alanlarında çok etkili bir rol oynadı. Bu çalışmanın amacı dünya görüşü ve sanatının karşılıklı bağımlı olduğunu, aynı madalyonun karşıt ve tamamlayıcı yüzleri olduğunu kanıtlamaktır. Dolayısıyla, çalışmanın hedefi yaşamın değişik sferlerindeki en son gelişmeleri belirlemek; sanat ve özellikle mimarlığa yaklaşımları etki ettikleri nispette ve mimari uygulamalarla sentaktik ve semantik çözümlerde yansıdıkları biçimleriyle bu etkileri ortaya koymaktadır. Kısacası, çalışma disiplinler arası ve arakesit bir araştırmadır. İlk bölümlerde, toplum, din, politika, ekonomi, sanatlar, özellikle edebiyat, konusundaki postmodern anlayış olarak nitelenebilecek gelişmeler incelenmiştir. Daha sonraki bölümlerde mimarlığın son üç on yılının mimarlık ürünleri, plan, kütle, örgütlenme geometrisi (ki bunların ana kategorileri öklit, organik ve bunların karmaşık transformasyonları ve dekonstrüksiyonları olarak alınmıştır); ve denge, düzen, süreklilik, bütünlük ve birlik gibi kavramlar cinsinden irdelenmiştir. Daha net olarak; Gür tarafından tarihte geri sürülen ve önerilen sosyo-morfolojik kavramlar mimarlıkta bugün ayırt edilebilir beş ana eğilime uygun olarak taranmıştır: Bunlar sürmekte olan modernizm, geç modernizm (usçu ve metaforik), postmodernizm (sentaktik), postmodernizm (semantik)'dir. Bu tezde zengin örnekler aracılığıyla yukarıdaki bölümlenmelerin ve ölçütlerin bugünün mimarlığındaki mevcut biçimlendirme ilkelerindeki temel farklara açıkça ayna tuttuğu ve postmodern mimarlığın postmodern değer ve düşüncelerle güçlü bir biçimde bağlılaşımlı olduğu açıkça ve net biçimde kanıtlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Teknoloji, kültür, modernizm, postmodernizm, morfoloji, dizim, anlam.
Mimar ve yapısı: Özne ve nesne etkileşimlerinin doğası
ÖZET Kimlik, kişilik ve karakter insan hayatıyla iç içe olan, ayrılmayan bir bütündür. Hayatla bu kadar özdeş kavramların mimariye nasıl yansıyarak, mimar özelliklerine bağlı olarak geliştiği, yapı karakterim nasıl oluşturabileceği ve etkileşim sürecinde yapının insan üzerinde bıraktığı izler bu tez kapsamında incelenecektir. Mimarlıkta en önemli ölçütlerden biri, bir mimari eserin toplum idealleriyle uzlaşmasıdır. Bununla en fazla çelişen diğer değer, mimarın kendi bireysel değerlerinin eserleri aracılığıyla yansıtılmasıdır. Bu hedef eski ve uzun dönemli bir ölçüt olarak özgünlük, ayrıcalık gibi özellikler getirir. Ancak her mimar ayrıcalığını kendi ile eseri arasındaki iletişimde var eder. Dolayısıyla yapı karakteri mimarın insan-mimar olarak kendi karakterinden özellikler taşır. Bu tezin temel varsayımıdır. Bu araştırma, bu Özdeşliği ortaya koymak, sınamak ve tartışmak için planlanmıştır. Tezin giriş bölümünde karakter, kişilik ve kimlik tanımlarına yer verilirken öne sürülen kuram ve kavramlardan söz edilecektir. İlk bölümde yaratıcı düşünceyle gelişen yaratıcı kişilik profiline bakılıp, mimari kimlik ve sınıflandırmaları üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde, yapı karakterini belirlemekte en önemli etkenlerden olan mimar- karakter ilişkisi seçilen sekiz mimarın, dörder yapısı üzerinden toplam otuz iki yapı ve mimar-yapı karakterim belirlemekte en etkin olarak seçilen on iki sıfat üzerinden yapılan anket çalışmasıyla elde edilen sonuçlar, veri tabloları halinde aktarılacaktır. Araştırma kapsamına alınan mimarlar sırasıyla şöyledir: l.AlvaroSIZA 2. Mario BOTTA 3. Daniel LIBESKIND 4. Rem KOOLHAAS 5. Frank O. GEHRY 6. Turgut CANSEVER 7. Doğan TEKELİ & Sami SÎSA 8. Behruz ÇİNİCİ Otuz kişilik denek grubu üzerinden yapılan anket çalışmaları sonucu ele edilen veriler, istatiksel hale getirilip incelemeleri yapılarak, yapılatın cephe karakterlerinin mimarına ne dereceli bağımlı olarak hareket ettiği, insan üzerinde hangi duygulara hakim olarak yer verdiği ve mimari tasarım sürecinde nasıl etkileşim gösterdiği tezin sonuç ve öneriler kısmında, varsayım desteklenerek aktarılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kişilik, karakter, kimlik, mimar, bina, özne-nesne etkileşimi. ^^0^^