Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Mustafa Yıldız

17 theses · Fırat University, Afyon Kocatepe University, Aksaray University, Çanakkale Onsekiz Mart University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut inme tanısı alan hastalarda Paraoksonaz-1 geni Q192R ve L55M polimorfizmlerinin araştırılması

Akut iskemik inme gelişiminde artmış oksidatif stresin etkisi olduğu bilinmektedir. İnsan vücudunda oksidatif strese karşı etki gösteren antioksidan sistemlerden biri düşük dansiteli lipoproteinleri oksidasyona karşı koruyan paraoksonaz enzimidir. Bu çalışma ile iskemik SVH'lı hastalarda PON1 Q192R ve L55M gen polimorfizmlerini araştırılması amaçlanmıştır.Acil servise başvuran Akut iskemik inme tanısı almış 50 hastanın ve 50 adet kontrol grubu hastasının periferik kanları alınıp DNA'ları elde edildi. Genotipler, polimeraz zincir reaksiyonu ile belirlendi ve Q192R polimorfizmi için Alw I ve L55M polimorfizmi için Hsp92II restriksiyon enzimleri kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi Ki-kare ve Fisher's Exact Testi ile yapıldı.İskemik SVH hastalığı olanlar ve kontrol grubunda arasında Q192R polimorfizmi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (P=0.05). L55M polimorfizmleri açısından hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel fark bulunmadı (P>0.05).Yaptığımız çalışma iskemik SVH'lı hastalarında PON1 geni Q192R ve L55M polimorfizmlerini inceledik. Sonuç olarak, PON-1 geni Q192R polimorfiziminin SVH patogenezine katkısı olduğu gösterilmiştir. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiğine inanmaktayız.Anahtar Kelimeler: İskemik SVH, paraoksonaz, polimorfizm.

Beyin iskemisiGenlerParaoksonaz+2
İlhami Adsız
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ST elevasyonlu akut miyokart infarktüslü hastalarda serum HSP 70 düzeylerinin tanıdaki yeri

ÖZETElektrokardiografide ST elevasyonlu akut miyokart infarktüsü (STEMI) tüm dünyada mortalite ve morbiditenin en başta gelen nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıp tüm korunma çabalarına rağmen sıklığında artış olan ciddi bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Bu nedenle STEMI'da erken tanı ve risk değerlendirilmesi konuları büyük önem taşımaktadır.Bizde çalışmamızda STEMI ile acil servisimize başvuran hastalarda HSP70 düzeyi ile kardiyak markırlar arasındaki ilişkiyi ve hastalık sürecinde HSP70 düzeyindeki değişiklikleri saptamayı amaçladık.Yaptığımız prospektif çalışmaya Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine başvuran EKG' sinde enaz ardışık 2 derivasyonda 0.1mV ST segment yükselmesi olan 40 yaş üstü 50 hasta dahil edildi ve altta yatan komorbit hastalığı olmayan 50 kişiden kontrol grubu oluşturuldu. Hastaların başvuru anındaki HSP70 düzeyleri ve kardiyak markır düzey ölçümleri için kan örnekleri alındı ve 3 gün sonrada hastalardan kontrol serum HSP70 düzeyleri için kan örnekleri alınarak elde edilen bulguların istatistiksel analizi yapıldı.Çalışmamızda hastaların 3. gün HSP70 düzeylerinin geliş düzeyine göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (sırasıyla 761.433-575.905pg/ml) (p<0.05). Hastaların başvuru anındaki HSP70 düzeyleri de kontrol grubuna göre yüksekti (sırasıyla 575.905-381.544) fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı (p>0.05).Yaptığımız çalışmayı destekleyen daha öncede AKS HSP70 ilişkisini gösteren çalışmalar yapılmış olup benzer sonuçlar elde edilmiştir. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiğine inanmaktayız.Anahtar kelimeler: Akut koroner sendrom, STEMI, HSP70.

ElektrokardiyografiKoroner damarlarKoroner hastalık+3
Fethi Yıldız
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran altmış beş yaş üzeri hastaların demografik özellikleri

ÖZETÜlkemizde yaşlı nüfusun hızla artmasına paralel olarak, acil servisin yaşlı nüfus tarafından kullanımı da artmaktadır. Yaşlı hastalarda eşlik eden birçok hastalığın var olması nedeniyle komplike bir klinik oluşur. Yaşlı hastaların acil servis ortamında değerlendirilmeleri zor olabilir. Yaşlı nüfusun acil problemleri için özel eğitimli personellerin varlığı, daha hızlı ve kaliteli bir sağlık hizmetine sebep olacaktır. Bu nedenlerden dolayı acil servisine başvuran yaşlı hasta profilini çıkarmak önem kazanmıştır. Çalışmamızda acil servise başvuran hasta grubunun demografik özellikleri ve yaşlı hasta profilinin araştırılması planlanmıştır.Haziran 2011 - Kasım 2011 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servis'ine başvuran 65 yaş ve üzerindeki hastaların şikâyetleri, tanıları, altta yatan hastalıkları, kullanmakta oldukları ilaçlar, hastanede geçirdikleri süre, yatış yapılan servisler ve ölüm oranları prospektif olarak kaydedildi.Acil servis başvurularının ortalama %13.8'ini 65 yaş ve üzeri yaşlı populasyon oluşturuyordu. Yaş ortalaması 74.8±7.2 olarak bulundu. Hastalarımızın %49.2'si kadın, %50.8'i erkekti. En sık eşlik eden komorbid hastalıklar hipertansiyon (%37.2), koroner arter hastalığı (%21.9) ve diabetes mellitus (%18) olarak saptandı. En sık tanı konulan üç hastalık sırasıyla serebrovaskuler hastalık (%5.3), konjestif kalp yetersizliği (%4.8) ve periferik vertigo (%4.2) olarak tespit edildi. Hastaların %38.3'ü yatırıldı. En sık yatış yapılan bölüm kardiyoloji olarak belirlendi.Acil servislere başvuran geriatrik hasta sayısının fazla olması, acil servis ekibinin geriatri konusunda bilgi sahibi olması zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini düşünülmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Yaşlı hasta, acil servis, komorbide, polifarmasi.

Acil servis-hastaneDemografiGeriatri+2
Bengü Mutlu
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fırat Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran adli olguların incelenmesi

ÖZETHarici etkenler sonucu oluşan ve kişilerin beden ve ruh sağlığının bozulmasına ya da ölüme sebebiyet veren olay adli olgu olarak değerlendirilir. Acil servislerde görev yapan hekimlerin acil olguların tedavisinin yapılmasının yanı sıra bu adli olgu niteliğindeki olguların muayenesi, travmatik lezyonların tanımlanması ve adli rapor düzenlenmesi gibi önemli görevleri de bulunmaktadır.Bu çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'ne 1 Ocak 2010?31 Aralık 2011 yılları arasındaki 2 yılda başvuran 5586 adli olgu dosyalarının geriye dönük olarak incelenmesiyle yapıldı. Çalışmada elde edilecek veriler için bir form hazırlandı. Hazırlanan forma hastaların protokol numarası, geliş tarihleri, yaş, cinsiyet, adli olgu türü, başvuru süreleri, hasta travma ise yaralanan vücut bölgesi, zehirlenme ise aldığı madde ve alım yolu, intihar ise metodu, acil serviste kalış süreleri, istenen konsültasyonlar, yattığı klinikler kaydedildi.Adli olgular, tüm başvuruların %5.5'ini oluşmaktaydı. Hastaların %70.4'ünü erkek, %29.6'sını kadınlar oluşturmaktaydı. En fazla adli olgunun %24.7 (n=1181) ile 21-30 yaş grubunda yer aldığı saptanmıştır. En fazla adli olgunun %33.6 oranı ile Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında müracaat ettiği tespit edilmiştir. Olay türleri içinde %30 oran ile trafik kazası sonucu müracaatların ilk sırada yer aldığı belirlenmiştir.Sonuç olarak adli olgularda kayıtların eksiksiz ve düzenli olması, sonrasında oluşabilecek hukuksal süreçte hekim güvenliği ve hasta mağduriyetinin önlenmesi açısından önemlidir. Türkiye'de acil tıp hizmeti veren kurumların hizmet kalitesi bakımından hangi düzeyde olduklarının anlaşılmaları, verdikleri hizmetin ölçülebilir ve yorumlanabilir hale getirilmesi ile mümkündürAnahtar Kelimeler: Adli olgu, acil servis, demografi

Mehmet Ayrancı
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemorajik inmede serum HSP 70, S100B ve nöron spesifik enolaz düzeylerinin araştırılması

Vasküler nedenlere bağlı fokal serebral fonksiyon kaybına ait belirti ve bulguların hızla yerleşmesi ile karakterize klinik bir sendrom olan inme, dünyada üçüncü ölüm sebebidir ve sakatlığa yol açan hastalıklar arasında ise birinci sırada yer alır. Çalışmamızda acil servise hemorajik inme ile gelen ve intrakraniyal kanaması olan hastalarda; serum NSE, S100B, HSP 70 düzeylerinin artış gösterip göstermediği, artış gösteriyorsa bu artışın intrakraniyal kanama volümleri ile uyumlu olup olmadığı, GKS ve NIH İnme Ölçeği ile ilişkisi ve serum NSE, S100B, HSP 70 düzeylerinin hastaların prognozunu göstermedeki etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmamıza, Mayıs 2011-Haziran 2012 tarihleri arasında acil servise başvuran ve DSÖ kriterlerine göre nontravmatik serebrovasküler hastalık tanısı alan 18 yaş üstü tüm hastalar dahil edildi. Çalışmaya toplam 35 hasta, 32 sağlıklı kontrol grubu hastası dahil edildi. Hastalardan acil serviste başvuru anında ve yatışından 5 gün sonra kontrol kanı olmak üzereserum S100B, HSP70 ve NSE düzeyi ölçümleri için, kan örneği alındı. Hastaların GKS ve NIH İnme Ölçeği hesaplandı.Hemorajik SVH tanısı alan hastalardan 0.gün ve 5.gün alınan kanlarda yapılan NSE düzeyleri sırasıyla 31,66±13,43 ve 26,56±12,77 (p<0,01, p>0,05) olarak, S100B düzeyleri sırasıyla 0,13±0,03 ve 0,13±0,04 (p<0,001, p<0,001) olarak, HSP 70 düzeyleri sırasıyla 0,96±0,72 ve 0,8±0,54 olarak (p<0,01, p<0,05) bulundu.Hemorajik SVH'lı hastalarda NSE, S100B, HSP 70 değerleri GKS ve NIH İnme Ölçeği gibi basit fakat sübjektif travma skorlama sistemlerine alternatif, kolay, ucuz ve objektif bir ölçüt olarak kullanılabilir. Hastalık prognozunun saptanmasında, hasar büyüklüğünün tahmininde değerli bilgiler verir.Anahtar kelimeler; Hemorajik inme, NSE, S100B, HSP 70

Nöron spesifik enolazProtein SSerebral hemoraji+2
Ömer Doğan Alataş
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebrovasküler hastalıklarda sGFAP ve galectin-3 düzeylerinin tanı ve prognozla ilişkisi

Serebrovasküler hastalık, dünyada ve ülkemizde ilk sıralarda yer alan ölüm nedenlerindendir. Serebrovasküler hastalık, tanısı alan hastalarda erken dönemde görülen komplikasyonların belirlenmesi ve tedavisi önem taşımaktadır. Glial Fibriller Asidik Protein (GFAP), astrositlerden eksprese edilen, selektif bir markerdır. Merkezi Sinir Sisteminin hasarında glial hücreler, hücresel cevabı başlatırlar. Galectin-3?ün fizyolojik ve patolojik olaylardan etkilendiği ve enflamatuvar cevaplarda rol aldığı tespit edilmiştir. Biz bu çalışmada serebrovasküler hastalık, nedeniyle acil servisimize başvuran hastalarda GFAP ve galectin-3 düzeylerinin tanı ve prognoz üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçlandı. Çalışmaya serebrovasküler hastalık, tanısı almış 27 erkek, 31 kadın olmak üzere toplam 58 hasta ve 29 erkek, 21 kadın olmak üzere 50 sağlıklı kişi alındı. Hasta grubundan hastaneye başvuru anında ve 3.günde; sağlıklı kontrol gruptaki kişilerdende başvuru anında kan örneği alındı. Hasta grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasında GFAP ve galectin-3 düzeyi karşılaştırıldı. Hasta grubunda GFAP (37.93±11.52) ve galectin-3 (1.47±1,30 ) düzeyleri sağlıklı kontrol grubunda ölçülen GFAP (24,90±13,90) ve galectin-3 (0,84±0,5) düzeylerine göre yüksek bulundu (p<0,05). Hasta grubunda başvuru anında ölçülen GFAP (37.93±11.52) ve galectin-3 (1.47±1,30) düzeyleri 3.gün alınan GFAP (30.58±14.18) ve galectin-3 (1,09±0,35) düzeylerine göre yüksek bulundu (p<0,05). Glial Fibriller Asidik Protein ve galektin-3 düzeylerinin serebrovasküler olaylarda ve özellikle akut dönemde yükselmesi her iki maddenin tanıda marker olarak kullanılabileceğine işaret ederken, tedavi sonrası dönemde serum düzeylerinin azalması prognoz takibindede kullanılabileceğini göstermektedir. GFAP ve galectin-3`ün serebrovasküler hastalıkdaki etkilerini göstermek için daha fazla ve geniş çalışmalar yapılması kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Serebrovasküler hastalık, GFAP, Galectin-3

GFAPGalektin-3Galektin-4+4
Evren Ekingen
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut miyokard infarktüslü hastalarda endotelin 1 ve addusin gen polimorfizminin araştırılması

Koroner kalp hastalığı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de gerek mortalite, gerekse morbidite nedeni olarak ilk sırada yer almaktadır. Endotelin 1, damar düz kaslarındaki endotelde yapılan parakrin ve otokrin etki gösteren, 21 aminoasitli polipeptiddir. Addusin her yerde bulunan bir hücre iskelet proteinidir ve iyon transportu gibi çeşitli diğer hücre fonksiyonlarını aktin ile spektrinin bağlanmasını teşvik ederek modüle edebilir. Bu çalışmada; Acil Servisimizde akut miyokard enfarktüsü tanısı konan hastalarda, akut miyokard enfarktüsü tanısı ile endotelin 1 ve addusin gen polimorfizmi arasında ilişki olup olmadığını araştırıldı. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran, acil serviste akut miyokard enfarktüsü tanısı konulan 50 hasta ve 50 sağlıklı kontrol grubu alındı. Çalışma grubu bireylerinden EDTA?lı tüplere 2-3 cc kan alınıp, Tıbbi Genetik Laboratuvarında DNA izolasyonu yapıldı. Multibl PCR yöntemi ile ilgili gen bölge mutasyonları çalışıldı. Hasta grubunun yaş ortalaması 60,46?13,81, kontrol grubunun ise 59,30?12,43 yıldı (p>0,05). AMI tanısı alan hastaların 41?i erkek (%82), 9?u kadın (%18), kontrol grubunun 34?ü erkek (%68), 16? sı kadın (%32) idi. Çalışmamızda hasta grubunda endotelin 1 Lys198Asn, endotelin 1 rs10478694 ve addusin Gly460Trp için mutant fenotip sıklığı sırasıyla; %18, %12, %0 bulunmuştur. Kontrol grubunda ise sırasıyla ;%10, %8, %6 bulunmuştur. Endotelin 1 ve addusin genlerinin her üç genotipte de görülme sıklığı hasta ve kontrol grupları arasında anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak bilinen risk faktörlerinin AMI etyopatogenezinde endotelin 1 ve addusin gen polimorfizminden bağımsız rol oynadığı. Endotelin 1 ve addusin polimorfizmlerinin KAH için risk oluşturmadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Akut miyokard infarktüsü, endotelin 1, addusin.

EndotelinlerGenlerKalp hastalıkları+3
Vedat Dağ
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elazığ'da intihar girişimi nedeniyle acil servise başvuran hastaların incelenmesi

Çalışmamızda acil servise intihar girişimi ile başvuran hastaların demografik, klinik özelliklerinin ve risk faktörlerinin belirlenmesi ve bu konularda koruyucu ve önleyici yaklaşımlar geliştirmek amaçlanmıştır. Şubat 2012 - Kasım 2012 tarihleri arasında Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Acil servisine intihar girişimi sonrasında başvuran 144 hasta çalışmaya dâhil edildi. Araştırma grubunun verilerine prospektif olarak ve önceden hazırlanan anket formu hasta ve hasta yakınları ile birebir görüşülüp kayıt altına alınarak ulaşıldı. Hastaların %67,4?ü kadın, %32,6?sı erkek, yaş ortalaması 28,26±9,4?dü. Hastaların %56,3?ü bekâr, %36,1?i evliydi. İntihar şekline göre yaş gruplarının dağılımı incelendiğinde ilaç alımı ve kesici delici alet en sık 15-24 yaş grubunda, inhalasyon en sık 35-44 yaş grubunda ve tarım ilacı 35-44 ve >65 yaş grubunda toplam iki vakada görülmüş ve 65 yaş üstünde tek hasta olması ve tarım ilacı olması dikkat çekiciydi. İntihar şekline göre yaş gruplarına bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. (p<0,05) Hastaların %23,6?sının daha önce intihar öyküsü olmakla beraber intihar şekli olarak en sık ilaç alımı (%86,8) sonrasında acil servise başvurmuşlardır. İntihar amaçlı %20,9 ile en sık antidepresan grubu ilaç tercih edilmiştir. Hastaların %36,7?si şifa ile taburcu, %43,1?i yatış yapıldığı, %9,7?si tedaviyi red ettiği, %4,9?unun acili izinsiz terk ettiği, %4,9?unun başka bir merkeze sevk edildiği, %0,7?sinin öldüğü tespit edildi. Sonuç olarak bizim bölgemizde genç yaş, bayanlar ve ilaç alımı ile intihar girişimi daha sıktı. Fakat ölümle sonuçlanan intihar girişimi oranının düşük olması bölgemizin sosyokültürel durumu ve inançlara olan bağlılığından kaynaklandığı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: İntihar, acil servis.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriElazığ+1
Mehmet Çağrı Göktekin
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran pulmoner tromboemboli şüpheli olgularda kan D-dimer, kardiak troponin, brain natriüretik peptit ve adiponektin düzeylerinin tanıdaki yeri

Pulmoner tromboemboli (PTE), pıhtının sistemik derin venlerden pulmoner vasküler yatağa göçünü ifade eden, sık görülen, teşhisi zor ve mortalitesi yüksek bir hastalıktır. Hastaların 2/3'üne doğru tanı konulamamakta ve mortalite %30'lara ulaşmaktadır. Tanı ve tedaviyle mortalite %3'e düşebilmektedir.Çalışmamızın amacı acil serviste kullanılan markerlarla, radyolojik görüntüleme yöntemlerinin PTE tanı ve prognozundaki yerini araştırmaktır.Çalışmaya PTE şüphesi olan 58'i kadın 95 hasta alındı. Hastaların D-Dimer, troponin I (cTnI), brain natriüretik peptit (BNP), adiponektin kan düzeyleri ölçüldü, akciğer grafisi ve çok detektörlü bilgisayarlı tomografi çekimi yapıldı. Tanı, tomografide vasküler dolum defektinin olmasıyla konuldu. Kontrol grubu, PTE şüpheli ancak Toraks tomografisinde özellik göstermeyen hastalardan oluşturuldu.Ortalama D-Dimer düzeyi hasta grubunda 4241,66±1082,98 ng/ml, kontrol grubunda 2211,21±1765,53 ng/ml olarak bulundu (p<0.05) ve tanıda negatif prediktif değeri %100 olarak belirlendi. BNP (+) olanlarda hastanede kalış süresi 14.16± 9.07, (-) olanlarda ise 13.26±6.31/gündü. Erken dönemde mortalite görülen 3 hastadan 2'sinin cTnI düzeyleri yüksek, 3'ünün de BNP değerleri (+) saptanmıştır. Hasta grubunda Adiponektin düzeyi 5.46±4.39µg/ml, kontrol grubunda 7.68±4.67µg/ml olarak bulundu (p<0.05). Tanıda kullanılan Wells ve Genova skoru hasta grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0.005). Hasta grubunda en sık saptanan risk faktörü immobilizasyondu (%50). Emboli tanısı alan hastaların 4'ü (%4,2'si) eksitus oldu.Sonuç olarak; cTnI ve BNP (+)'liğinin akut PTE'de kötü prognoz ile ilişkili olduğu, D-Dimer testinin PTE tanısını dışlamakta yardımcı noninvaziv bir yöntem olduğu ve özellikle de acil şartlarda kullanılması gerektiği, PTE olan hastalarda adiponektin düzeyinin düşük bulunmasının tanıda önemli bir rol oynayacağı kanaatine vardık. Bu konuda yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar kelimeler: Pulmoner tromboemboli, tanı, acil servis, Adiponektin

Acil servis-hastaneAdiponektinNatriüretik ajanlar+4
Evrim Gül
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut inme tanısı alan hastalarda tedavi öncesi ghrelin ve obestatin düzeyleri

İnme, kalp hastalıkları ve kanserden sonra ölümün üçüncü nedeni olup sekel bırakıcı bir hastalıktır. Acil servise inmeyle gelen hastaların erken teşhis ve tedavisi ile bu hastalığın mortalite ve morbidite üzerine etkileri azalmaktadır. Obestatin ile ghrelin peptid hormonlar olup, besin ve enerji kullanımı ile iştahı düzenlemektedirler.Bu çalışmadaki amacımız yeni tanı almış stroklu hastalarında; tedavi öncesi serum ve idrar ghrelin ile obestatin seviyelerini belirlemek; parametreler arasındaki olası ilişkiyi saptamaktır.Bu çalışma acil servisimize akut inme nedeniyle başvuran 30 hasta ve 30 sağlıklı kontrol grubu ile ileriye yönelik olarak yapıldı. Hasta grubu; acil serviste anamnez, fizik muayene, BBT, Karotis doppler, MR, difüzyon MR ile tanı konulan hastalardan oluşturuldu. Hastalardan ve kontrol grubundan, ghrelin ve obestatin analizi için 1 ml serum ve 2 ml idrar örnekleri alındı. Alınan örnekler -80°C'de saklandı. Bu örneklerden açil ghrelin, deaçil ghrelin ve obestatin düzeyleri çalışıldı.Serum açil ve deaçil ghrelin düzeylerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p ? 0.05). İdrar açil ghrelin düzeyleri açısından hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p<0.01). Serum obestatin düzeyleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p=0.001).Bizim çalışmamız bu konudaki ilk çalışma olması nedeniyle önemlidir. Ancak idrar ve kan ghrelin ve obestatin düzeylerinin acil servislerde inmenin tanı markerı olarak kullanılıp kullanılamaması konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Strok, ghrelin, obestatin, acil servis

Acil servis-hastaneGhrelinObestatin+1
Eyyüp Sabri Şeyhanlı
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda paraoksonaz?1 geni Q192R ve L55M polimorfizmlerinin araştırılması

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) gelişiminde artmış oksidatif stresin etkisi olduğu bilinmektedir. İnsan vücudunda oksidatif strese karşı etki gösteren antioksidan sistemlerden biri düşük dansiteli lipoproteinleri (LDL) oksidasyona karşı koruyan paraoksonaz (PON) enzimidir. Bu çalışma ile KOAH'lı hastalarda PON1 Q192R ve L55M gen polimorfizmlerini araştırması amaçlanmıştır.Acil servise başvuran KOAH tanısı almış 50 hastanın ve 50 adet kontrol grubu hastasının periferik kanları alınıp DNA'ları elde edildi. Genotipler, polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile belirlendi ve Q192R polimorfizmi için Alw I ve L55M polimorfizmi için Hsp92II restriksiyon enzimleri kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi Ki-kare ve Fisher's Exact Testi ile yapıldı.Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanlar ve kontrol grubunda arasında Q192R polimorfizmi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (P=0.05). L55M polimorfizmleri açısından hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel fark bulunmadı (P>0.05). PON1 geni Q192R polimorfizmi ile sigara kullanımı arasında anlamlı ilişki bulundu. Kronik obstrüktif akciğer hastalığının diğer risk faktörleri ile bu polimorfizm arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Bununla birlikte L55M polimorfizmiyle aile öyküsü ve Tbc arasında anlamlı ilişki bulunmuşken diğer risk faktörleri için anlamlı ilişki bulunmadı.Yaptığımız çalışma KOAH hastalarında PON1 geni Q192R ve L55M polimorfizmlerini inceleyen literatürdeki ilk çalışma olması açısından önemlidir. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerektiğine inanmaktayız.Anahtar Kelimeler: KOAH, paraoksonaz, polimorfizm, akut atak

Akciğer hastalıkları-obstrüktifGenlerParaoksonaz+1
Şükrü Gürbüz
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Effects of Tacrolımus on Endothelın?1, Melatonın and Heat shock proteın?70 levels ın experımental braın ıschemıa

İnme endüstrileşmiş ülkelerde kanser ve kardiyovasküler hastalıklardan sonraki üçüncü önemli ölüm nedenidir. Nöroproteksiyon iskemik inmenin tedavisi için bir alternatif strateji olabilir ve enfarktın etrafındaki nöronal hücrelerde oluşan geri dönüşümsüz hasarı sınırlayabilir. İmmünsupresan olan Tacrolimus serebral iskemi modellerinde nöroprotektiftir, ancak nöroproteksiyonun altında yatan moleküler mekanizmalar bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı deneysel iskemik inmede Tacrolimus' un plazma endotelin-1, melatonin ve beyin Hsp-70 seviyelerine etkilerini araştırmaktır.Herbiri yedi Wistar albino rat içeren 3 grup oluşturuldu. Anesteziyi takiben Grup 2 (sham) ve Grup 3' (çalışma) deki hayvanların her iki common carotid arterleri 10 dakika süresince anevrizma klipsleri ile klemplendi. Grup 1 (kontrol)' deki hayvanlara klemp uygulanmadı ve herhangi bir tedavi verilmedi. Grup 2' deki ratlara 1 ml salin ve grup 3' dekilere 1 mg/kg Tacrolimus intraperitoneal olarak verildi. Enjeksiyonlar iskemiden 1 saat önce ve iskemi sonrası 6, 24, 48 ve 72. saatlerde uygulandı. Tüm hayvanlar dördüncü günde dekapite edildi, plazmaları alındı ve beyin dokuları çıkarıldı. Plazma endotelin-1 ve melatonin seviyeleri ölçüldü. Beyin Hsp-70 immünboyanması ve nöron ölümü semikantitatif olarak skorlandı.Plazma endotelin-1 seviyeleri grup 3' de grup 2 ve grup 1' den daha yüksekti, ancak grup 1 ve grup 2' de benzerdi. Grup 1' deki plazma melatonin seviyeleri grup 2 ve grup 3' den daha düşüktü. Grup 2' deki plazma melatonin seviyeleri grup 3' den daha yüksekti. Ortalama nöron ölümü grup 3' de grup 2' den daha düşüktü. Ortalama Hsp-70 immünboyanma yoğunluğu grup 2' de, grup 3 ve grup 1' den daha fazla idi. Grup 1' de ortalama Hsp-70 immünboyanma yoğunluğu grup 3'den daha düşüktü.İskemik inmede Tacrolimus kullanılması plazma melatonin ve beyin Hsp-70 miktarını azaltır, plazma endotelin-1 miktarını arttırır ve nöroprotektif etkilidir.Anahtar Kelimeler: Endotelin?1, Heat Shock Proteini-70, melatonin, iskemik inme

BeyinEndotelinlerMelatonin+4
Özlem Güler
Fırat University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Quizalofop-p-etil herbisitinin allium cepa L. kök meristem hücreleri üzerine sitogenetik etkileri

Bu araştırmada, Allium cepa L.'nın kök uçları üzerine quizalofop-P-etil (QPE)herbisitinin toksik ve sitotoksik etkileri incelenmiştir. QPE herbisitinin farklıkonsantrasyonları ve maruz kalma sürelerinin kök büyümesi, mitotik indeks,anafaz-telofaz kromozom aberasyonları ve interfazda mikronükleus oluşumuüzerine etkileri belirlenmiştir. Kontrol uygulamaları distile sudagerçekleştirilmiştir. Tüm denemelerde, 24 saat için distile suda homojenköklenmiş soğanlar kullanılmıştır. Allium kök büyümesi inhibisyonu testinde,QPE herbisitinin etkili konsantrasyon (EC50) değeri yaklaşık 1.5 ppm olarakbulunmuştur. Sitotoksisite testinde, soğanlar distile su (kontrol) ve QPEherbisitinin EC50 değeri (1.5 ppm), EC50 değerinin yarısı (EC50/2=0.75 ppm) veEC50 değerinin iki katı (2×EC50=3 ppm) konsantrasyonlarında 24, 48, 72 ve 96saat süreyle büyütülmüştür. Bu uygulamaları takiben, mikroskobik incelemeleriçin kök ucu örneklerinden preparatlar hazırlanmıştır. QPE herbisitkonsantrasyonunun artmasıyla mitotik indeks önemli düzeyde azalmıştır (P<0.05).QPE herbisiti anafaz-telofaz kromozom aberasyonlarını farklı oranlarda teşviketmiştir. Bu aberasyonlar yapışıklık (%38.57), köprüler (%28.42), vagrantkromozomlar (%16.67), c-anafazlar (%14.10), multipolarlık (%1.60) vefragmentler (%0.64) olarak belirlenmiştir. Yapışıklık kontrol uygulamalarındagözlenmezken, diğer konsantrasyonlara göre 3 ppm'de önemli düzeyde artmıştır.Köprüler, vagrant kromozomlar ve c-anafazlar kontrole göre 0.75 ve 1.5 ppm'deönemli düzeyde artmıştır. Toplam kromozom aberasyonlarındaki artma kontrolegöre tüm konsantrasyonlarda önemli düzeyde bulunmuştur. nterfazdamikronükleus oluşumu bakımından her konsantrasyonda süreler arasındaki farklarönemsiz bulunmuştur. Her konsantrasyonda tüm sürelerin ortalamasına göremikronükleus oluşumu yalnızca 3 ppm'de önemli düzeyde artmıştır.2006, 67Anahtar Kelimeler: Allium cepa, quizalofop-P-etil herbisiti, kök büyümesi, etkilikonsantrasyon, mitotik indeks, kromozom aberasyonları, mikronükleus

Evrim Suna Arıkan
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Granitoid magmasının kristalizasyon ve diferansiasyon süreçleri, Ortaköy (Aksaray) örneği, (Orta Anadolu)

İnceleme alanı Ortaköy (Aksaray) ilçesi güneyinde yer alan Ekecik Dağı ve çevresinde yer alır. İnceleme alanında yer alan magmatik kayalar "Ekecik Magmatik Birliği" ve "Ağaçören İntrüzif Takımı" başlıkları altında incelenmiştir. Ekecik magmatik birliği içerisinde en yaşlı birimi Gökkaya amfibol granodiyoriti oluşturur. Haznedar granodiyoriti Gökkaya amfibol granodiyoriti ile tedrici geçişlidir. Sinandı biyotit graniti, Gökkaya/Haznedar granodiyoritini keserek yerleşmiş, sokulum sırasında içerisine Gökkaya/Haznedar granodiyoritinden parçalar almıştır. Sinandı biyotit graniti içerisinde granat minerali bulunduran açık renkli magmatik kaya anklavları yer alır. Gelinseki graniti, Sinandı biyotit granitini keser. Sırayalar alkali feldispat graniti ve Sırayalar alkali feldispat granit porfiri kendisinden yaşlı tüm magmatik birimleri kesen son magmatik evreyi temsil eder. Sırayalar gabrosu, Ekecik hornblend gabrosu, Oluk tepe gabronoriti Ağaçören intrüzif takımı içerisinde yer alır. Jeokimyasal incelemelerde Ekecik magmatik birliğine ait kaya örneklerinin tamamı A/CNK diyagramında peralümina bölgede yer alırken, Ağaçören intrüzif takımına ait gabrolar metalümina bölgede yer alır. Ekecik magmatik birliğinin kökenini meta-sedimanter ve kabuk katkısı baskın, manto katkısı az kaynaklar oluştururken, Ağaçören intrüzif takımı daha az kabuk katkılı I tipi magmadan türemiştir. İnceleme alanı sıkışmalı ve genişlemeli tektonik rejimlerin etkisi altında kalmıştır. Alt Miyosen yaşlı sıkışmalı tektonik rejim etkisi ile ters faylar ve klipler gelişmiştir. Alt Miyosende gelişen sıkışmalı tektonik rejim ile ters fay düzlemlerinde dinamik metamorfik kayalar oluşmuştur. Bu kayalar fay breşi, mikrobreş, kataklazit ve milonit türü dinamik metamorfik kayalardır. Geç Pleyistosende genişlemeli tektonik rejim etkisi altında normal faylar ve buna bağlı olarak horst-graben yapıları gelişmiştir.

İsmail Said Küre
Aksaray University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Halkalı fosfazenlerin aminoliz ve alkoliz reaksiyonlarının incelenmesi

Bu çalışmada halkalı fosfazenler trimer ve tetramerin aminoliz ve alkoliz reaksiyonları incelendi. Aminoliz reaksiyonları için amino podandlar (3 ve 4) sentezlenerek, ticari aminlerde satın alınarak kullanıldı. Amino podandlar ile trimer ve tetramerin reaksiyonlarından spiro ve bino fosfazen bileşikleri (5, 6, 7 ve 8) elde edildi. Bileşik 6 ve 7'nin t-butilaminin aşırısı ile tepkimesinden gem-sübstitüe spiro ve bino fosfazen bileşikleri 9 ve 10 sentezlendi. Ticari diaminler ile trimerin reaksiyonundan bino bileşikleri 11, 12 ve 13, tetramerin reaksiyonundan ise bisiklo 14 bileşiği elde edildi. Trimerin hidroksialdehitler ile alkoliz reaksiyonları sonucu tamamen sübstitüe olmuş formil fosfazen bileşiği 15, tetrasübstitüe formil fosfazen bileşiği 16 ve monosübstitüe formil fosfazen bileşiği 17 sentezlendi. Bileşik 15 ile 16'nın aminlerin aşırısı ile reaksiyonundan fosfaza-Schiff bazı bileşikleri 18, 19, 20 ve 21 elde edildi. Elde edilen tüm fosfazen bileşiklerinin bakteri ve maya kültürlerine karşı antimikrobiyal aktiviteleri incelendi.Sentezlenen fosfazen bileşiklerinin yapıları, element analizi, UV-VIS, IR, 1H-NMR, 13C-NMR, 31P-NMR ve MS spektrumları verilerinden faydalanılarak aydınlatıldı. Ayrıca bileşik 5, 6, 9 ve 17'nin yapısı X-ışınları kristallografisi yöntemiyle incelendi.

FosfazenTrimer
Hava Özay
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni tür Schiff bazı taç eter ligandlarının sentezi, kompleksleri ve yapılarının incelenmesi

Bu çalışmada 4-nitrofenol, formaldehit ve sülfirik asit ile sulu ortamda etkileştirildi. Bir basamaklı reaksiyon sonunda 2,2'-metilenbis(4-nitrofenol) bileşiği (1) elde edildi. Bileşik (1)'in dietilenglikoldiklorür, 1,2-dibromoetan ve 1,3-dibromopropan ile reaksiyonlarından nitro taç eterler (2, 3 ve 4), bu bileşiklerin indirgenmesiyle amino taç eterler (5, 6 ve 7) sentezlendi. Amino taç eterlerin (5, 6 ve 7) 2-hidroksibenzaldehit, 5-substitue-2-hidroksibenzaldehit ve 2-hidroksi-1-naftaldehit ile reaksiyonundan Schiff bazı taç eterler (8?25) elde edildi. Schiff bazı taç eterlerin (8, 13, 14, 19, 20 ve 25) geçiş metali elementlerinin [Mn(II), Fe(II), Co(II), Ni(II), Cu(II) ve Zn(II)] iyonları ile etkileştirilmesinden, metal kompleksleri (8a?8f, 13a?13f, 14a?14f, 19a?19f, 20a?20f ve 25a?25f) sentezlendi. Ayrıca elde edilen tüm Schiff bazı taç eter ve komplekslerinin bakteri ve maya kültürlerine karşı antimikrobiyal aktiviteleri incelendi.Sentezlenen bileşiklerin yapıları element analizi, kütle, FT-IR, UV-VIS., 1H-NMR, 13C-NMR ve DTA-TG spektrumları verilerinden faydalanılarak aydınlatıldı.

Antimikrobiyal aktiviteKompleks yapılarSchiff bazları+2
Aşkın Kiraz
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Anilino ve fenoksi fosfazen türevlerinin sentezi, yapılarının spektroskopik yöntemlerle incelenmesi

Bu çalışmada halkalı fosfazenler trimer ve tetramerin aromatik aminler ve fenoller ile reaksiyonları incelendi. Anilino reaksiyonları için aminopodand 5, 6, 7 ve 8 sentezlenerek, ticari dianilinler satın alınarak kullanıldı. Amino podandlar ile trimerin reaksiyonundan spiro 9, 10 ve ansa 11 bileşikleri, tetramerin reaksiyonundan spiro 12 fosfazen bileşiği elde edildi. Ticari dianilinler ile trimerin reaksiyonundan bino bileşikleri 13, 14 ve 15 sentezlendi. Trimerin bisfenol ile reaksiyonundan mono-spiro fenoksifosfazen 16 ve di-spiro fenoksifosfazen 17 bileşiği, tetramerin reaksiyonundan mono-spiro fenoksifosfazen 18 bileşiği hazırlandı. Bileşik 16 ve 17'nin aminopodand 6 ile reaksiyonundan bino 19 ve spiro 20 bileşiği elde edildi. Bileşik 17' nin aminopodand 5 ve bisfenol ile reaksiyonundan spiro 21 ve 22 bileşikleri sentezlendi.Sentezlenen fosfazen bileşiklerinin yapıları, element analizi, MS, IR, 1H-NMR, 13C-NMR ve 31P-NMR spektroskopik yöntemleri ile aydınlatıldı.

AminolizFosfazenSpektroskopik yöntemler+2
Diğdem Erdener
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00

Other supervisors