Theses supervised by Doç. Dr. Ceren Uysal Oğuz
11 theses · Akdeniz University
İklim krizi bağlantılı afetler ekseninde kırsal tarımsal topluluklar: Antalya özelinde nitel bir analiz
21. yüzyılda en büyük tehlikelerden biri haline gelen iklim krizi, insanın doğayı tahakküm altına alma çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Fosil yakıtların bilinçsizce tüketilmesi, atmosferdeki karbon gazının hızla artmasına ve yüzey sıcaklıklarının yükselmesine neden olmuştur. Sanayi kapitalizmi ve modernizmle beslenen bu kriz, sürdürülemez ekonomik modellerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki kırsal topluluklar, sınırlı adaptasyon kapasiteleri ve tarıma olan yüksek bağımlılıkları nedeniyle başlıca kırılgan gruplardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İklim değişikliği bağlantılı afetler ekseninde dünyada Akdeniz Havzası, Akdeniz Havzasında Türkiye, Türkiye'de de Antalya sıcak noktalardan biridir. Türkiye'nin iklim krizi bağlantılı afetlere en sık ve en yoğun maruz kalan kentlerinden biri olan Antalya'da, iklim krizinin etkilerine karşı en kırılgan gruplardan biri olan kırsal tarımsal toplulukların, bu afetleri nasıl deneyimlediklerinin bütünsel ve ilişkisel bir analizini gerçekleştirmeyi amaçlayan bu araştırma ilgili toplulukların; iklim afetleriyle başa çıkma, onlara uyum sağla(yama)ma ya da kırılganlaşma süreçlerinin şekilleniş biçimlerini anlamayı hedeflemiştir. Nitel yöntemin, amaçlı ve kartopu örneklemin kullanıldığı araştırma kapsamında iklim krizi bağlantılı afetler arasında 1) artan ve yoğunlaşan hortumlardan, 2) azalan düzenli yağışlar ve artan sıcaklıklara bağlı yaşanan kuraklıklardan ve 3) sıklığı ve şiddeti artan orman yangınlarından etkilenen kırsal tarımsal topluluklar bağlamında 3 farklı vaka ele alınmıştır. Maruz kalma yoğunluklarından hareketle; kuraklık bağlamında Korkuteli, hortum- fırtına bağlamında Kumluca ve orman yangını bağlamında Manavgat ilçeleri belirlenmiştir. 3 ilçede, 25 mahallede, 25'i kadın 69'u erkek 94 yerel topluluk üyesini, 15 muhtarı, 8 kooperatif yetkilisi ve komisyoncuyu ve 25 yerel kurum temsilcisini içeren bir örneklem kapsamında 133 katılımcı ile görüşülmüştür. Çoklu dinamikleri ele alan ve ilişkisel perspektifle yaklaşılan araştırma sürecinde elde edilen veriler, fenomenolojik araştırma yaklaşımına uygun olarak, ilgili literatür, raporlar ve araştırma bulgularıyla ilişkili ve sistematik bir biçimde, MAXQDA Plus programı aracılığıyla tematik olarak sınıflandırılmış, analize tabi tutulmuş ve yorumlanmıştır. Dokuz ana temadan ilk üçünde alana ilişkin geniş kapsamlı bilgiler verilerek analizin bağlamı inşa edilmekte, devam eden altı ana temada ise iklim afetlerinin kırsal tarımsal topluluklar üzerindeki etkilerine ilişkin süreç detaylı bir şekilde analiz edilmektedir.
Güney Akdeniz'den Fransa'ya göç eden göçmenlerin karşılaştıkları sorunlar
Tarihin farklı dönemlerinde farklı dinamikler sonucu gerçekleşmiş göç hareketleri günümüzde de davam etmektedir ve gelecekte de devam edecektir. Akdeniz havzası ise uluslararası göç hareketlerinin yaşandığı önemli bölgelerden biridir ve bu havzadaki göç hareketleri tüm dinamikleriyle araştırılmayı gerekli kılmaktadır. Akdeniz havzasında gerçekleştirilen araştırmalarda yasa dışı göç, sınır güvenliği, göçmen kaçakçılığı gibi konular ön plana çıkmaktadır ancak göç sadece göç eyleminin gerçekleştiği andan ibaret değildir. Göçmenlerin hedef ülkeye göç ettikten sonra karşılaştığı sorunlar da göç sürecinin içerisinde bulunmaktadır. Bu çalışmada Kuzey Afrika'dan Fransa'ya göç eden göçmenlerin karşılaştığı sorunlar araştırılmış ve araştırma yapılırken nitel tekniklerinden doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Doküman analizi yöntemiyle alan yazında gerçekleştirilmiş araştırmalar ivedilikle incelenmiş ve analiz edilmiştir. Literatür taraması sonucu çalışmanın konusuna uygun araştırmalar belirlenmiş ve Everett Lee'nin İtme-Çekme kuramı doğrultusunda Kuzey Afrika'dan Fransa'ya göç eden göçmenlerin göç eylemini gerçekleştirmesinde etkili olan itici ve çekici faktörler tespit edilmiş ve göçün gerçekleşmesinden sonra Fransa'da sağlık, eğitim, istihdam alanlarında ve sosyal alanda karşılaşılan sorunlar analiz edilmiştir. Avrupa Birliği'nin bir üyesi olan Fransa'nın göç politikaları, Avrupa Birliği göç politikalarıyla birlikte ele alınarak bu göç politikalarının birbirleriyle olan ilişkisi ve Kuzey Afrika'dan Fransa'ya göç eden göçmenler üzerindeki etkisi araştırılarak ayrımcı, ırkçı ve dışlayıcı tavır ve söylemlerin genel anlamda temel sorun olarak tespit edilmesine olanak sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz, Entegrasyon, Fransa, Göç, Kuzey Afrika
Amerika birleşik devletleri ve Avrupa Birliği'nin iklim krizine yönelik politikaları: Karşılaştırmalı bir analiz
Çevre sorunları, teknolojinin neden olduğu gelişim ile artış göstermiş ve özellikle Sanayi Devrimi sonrasında insan hayatını tehdit eder niteliğe gelmiştir. İklim değişikliği kavramı dünyanın doğal süreçlerinden biri olmasına rağmen, günümüzde yaşanılan bu değişiklik artık doğal süreçten çıkmış, insanların neden olduğu bir "ekolojik kriz" haline gelmiştir. Bu krizin yaşanmasının tarihsel sorumluları ise gelişmiş ülkelerdir. Krizin daha fazla insan hayatını tehdit etmemesi ve doğal sürecin ve çevrenin korunması için uluslararası arenada aktörlerin aldıkları kararlar ve uyguladıkları politikalar oldukça önemlidir. Bu çalışmada en çok sera gazı emisyonu üreten ve ekolojik krize yol açan kapitalist sistemin başlangıcı sayılabilecek ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri ve bünyesinde beş farklı gelişmiş ülkeyi barındıran Avrupa Birliği'nin politikalarına odaklanılmıştır. Aktörlerin iklim politikaları uygularken nelere dikkat ettikleri, bu politika kararlarını ne şekilde aldıkları ve uyguladıkları, uygulayamadıkları politikaların arkasında yatan nedenler gibi sorulara cevap aranmıştır. Literatür taraması ile yapılan bu çalışmanın temel amacı, küresel anlamda alınan politikaların başarıya ulaşamama nedeninin Neoliberalizm ve kapitalizm olduğunu ve iklim krizini durdurmak için neden ekososyalist politikaların benimsenmesi gerektiğini gözler önüne sermektir.
Çevresel teknolojilerin uygulanmasında ve transferindeki zorluklar
Bu tez çalışmasında, çevreye duyarlı teknolojilerin (ÇDT) ve iklim değişikliğine çözüm olabilecek uyum (adaptasyon) ve azaltım (mitigasyon) teknolojilerinin farklı birimlere transferlerinde çeşitli faktörlerin söz konusu olduğu betimlenmektedir. Özellikle bu teknolojilerin transfer süreçleri, transfer oluşum mekanizmaları, teknoloji transferine dâhil olan tarafların özellikleri ve tüm bunlarla bağlantılı ortaya çıkabilecek sorunlar ve engeller incelenmektedir. Finansal destek bulamama, kapasite eksikliği (beşeri, teknolojik ve organizasyonel), ekonomik sorunlar, ÇDT transferlerindeki tüm tarafların işbirliği seviyesi, sosyolojik, kültürel uyuşmazlıklar ÇDT'lerin uygulama, yayılma ve transferi önünde sorun ve engeller çıkara bilmektedirler. Bu çalışmada teknolojiyi veren tarafların (çoğunlukla Gelişmiş Ülkeler- GÜ) üstlendikleri sorumluluk olan finansal ve teknolojik desteklerini sağlamalarını (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi), buna karşılık teknolojiyi alan tarafların (çoğunlukla Gelişmekte olan Ülkeler (GOÜ) veya En Az Gelişmiş Ülkeler (EAGÜ) ise alacakları teknolojinin başarıya ulaşması için gereken "elverişli ortamları" yaratmaları ve transfer ettikleri teknolojiyi içselleştirmeleri (yerel/ulusal Ar-Ge süreçlerine dâhil etme, ilgili potansiyel yeni inovasyonlar yaratabilme, yerel üretme ve yerel tedarik zinciri oluşturma ve İhracat) gerektiği savunulmaktadır.
İnsan güvenliği ve iklim adaleti kesişiminde Pasifik Bölgesi'ndeki en az gelişmiş küçük ada ülkeleri: Kiribati ve Tuvalu örneği
İklim değişikliğine neredeyse katkıda bulunmamalarına rağmen en yıkıcı etkilerini yaşayan Kiribati ve Tuvalu, küresel iklim adaletsizliğinin en çarpıcı örneklerindendir. Bu tez, her iki ülkenin geliştirdiği politikaları insan güvenliği ve iklim adaleti bağlamında incelemekte ve Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşların Kiribati ve Tuvalu özelinde insan güvenliği ve iklim adaleti kavramlarını nasıl ele aldığını ayrıntılı bir şekilde değerlendirmektedir. Ayrıca, tarafların bakış açıları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar doğrultusunda, bu ülkelerin iklim değişikliğine karşı geliştirdikleri azaltım ve uyum politikalarının etkinliğini artırmaya yönelik öneriler sunmaktadır. Araştırma, nitel içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve MAXQDA programı kullanılarak manuel kodlama yapılmıştır. Analiz sürecinde, iklim değişikliğinin fiziksel etkileri, kırılganlığı artıran unsurlar, uyum, azaltım ve dirençlilik olmak üzere üç ana tema belirlenmiş ve bu temalarla insan güvenliği arasındaki etkileşimler çoklu kodlama tekniğiyle açığa çıkarılmıştır. Ayrıca, iklim adaletinin iki temel boyutu olan dağıtıcı adalet ve prosedürel adaletin belgelerde nasıl ele alındığı ve bu kavramların ulusal politika çerçevelerine nasıl yansıdığı da incelenmiştir. Literatürde Pasifik Adaları genelinde yapılan çalışmalar bulunmakla birlikte, bu tez her iki ülkenin ulusal belgelerini ve Birleşmiş Milletler raporlarını karşılaştırmalı bir şekilde ele alarak özgün bir katkı sunmaktadır. Manuel kodlamayla yapılan ayrıntılı içerik analizi, Kiribati ve Tuvalu'nun iklim politikalarındaki boşlukları ve Birleşmiş Milletlerin sunduğu çözüm önerilerinin yetersizliklerini somut verilerle ortaya koymuştur. Bu bağlamda çalışma, küresel iklim yönetişiminde Kiribati ve Tuvalu'nun konumunu daha iyi anlamak ve etkili politika önerileri geliştirmek açısından önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Analizler, Kiribati ve Tuvalu'nun karşılaştığı zorlukların büyük ölçüde benzer olduğunu göstermektedir. Devlet kapasitesindeki eksiklikler, coğrafi özellikler, dışa bağımlılık ve nüfus yoğunluğu, her iki ülkenin iklim değişikliğine karşı kırılganlığını artıran unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca eğitim ve farkındalık eksiklikleri, birey ve topluluk katılımının sınırlı olması ve sosyoekonomik koşullar, yerel halkın bu zorluklarla başa çıkma kapasitesini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu çalışmanın bir diğer önemli bulgusu, her iki ülkenin uyum, azaltım ve dirençlilik konusundaki gereksinimlerinin büyük ölçüde benzer olduğudur. Bu bağlamda, devlet kapasitesinin artırılması, birey ve toplulukların güçlendirilmesi ve uluslararası iklim finansmanı ile teknik desteğe erişimin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Kiribati ve Tuvalu, iklim değişikliğine uyum sağlamak için ulusal ve uluslararası mekanizmalar aracılığıyla çeşitli stratejiler geliştirmiş olsa da Birleşmiş Milletler düzeyinde sunulan çözüm önerilerinin çoğunlukla yüzeysel kaldığı tespit edilmiştir. Birleşmiş Milletler raporları, her iki ülkenin özgün koşullarını yeterince dikkate almamakta ve özellikle göç, kurumsal eşgüdüm ve uluslararası iklim adaleti gibi önemli konuları göz ardı etmektedir. Bu doğrultuda tez, Kiribati ve Tuvalu'nun iklim değişikliği nedeniyle karşılaştığı zorlukların derinlemesine incelenmesi ve bu ülkelerin özgün koşullarına uygun, daha kapsayıcı ve etkili politikaların geliştirilmesini savunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İnsan Güvenliği, İklim Adaleti, Kırılganlık, Dirençlilik
Frontex'in kullandığı müdahale biçimlerinin uluslararası hukuktaki yeri
Ekonomik bütünleşme amacıyla yolan çıkan Avrupa ülkelerinin söz konusu amaca ulaşmasıyla birlikte Avrupa Birliği'nin (AB) gündemine bu kez siyasi entegrasyon hedefi eklenmiştir. Siyasi entegrasyon amacına uygun biçimde oluşturulan özgürlük, güvenlik ve adalet alanı dış sınırların korunması için uygulanacak politikalarda da belirleyici olmuştur. Her genişleme süreciyle değişen sınırlar, ülkeler arasındaki refah farklılıkları ve dünyanın farklı coğrafyalarında devam eden çatışmalara paralel olarak Birlik topraklarına doğru gerçekleşecek düzensiz göç hareketlerinde yaşanması öngörülen artış endişeyle karşılanmıştır. Süreç içinde yaşanan tüm bu gelişmelerle birlikte AB dış sınırların korunması ve entegre bir şekilde yönetilmesinin önemini kabul ederek operasyonel bir yapı oluşturma girişimlerine başlamıştır. Başlatılan girişim sonucunda Birliğin kara, hava ve deniz sınırlarının entegre yönetimi ve güvenliğinden sorumlu ajansı Frontex kurulmuştur. Birlik topraklarına doğru gerçekleşen göç hareketlerinin sayısındaki artışla birlikte Frontex tüzüğünde yapılan her değişiklik ajansın hem görev alanını hem de yetkisini genişletmiştir. 2015 yılında Avrupa topraklarına doğru gerçekleşen yoğun göç hareketlerinin Birlik genelinde bir kriz şeklinde tezahür etmesine paralel şekilde atılan adımlar, Birliğin ortak göç politikasındaki başarısızlığı da gün yüzüne çıkarmıştır. Dublin Sistemi'nin çökmesi ve sınır bölgelerinde yer alan ülkelerin sorumluluğu tek başına üstlenmesi bir dizi gerilimle sonuçlanmış, göçü dışsallaştıran yeni politika önerileri de bir adım öteye taşınmıştır. Bu bağlamda Birliğin göçü dışsallaştırma stratejisinin önemli bileşenlerinden biri olan Frontex tarafından geri itme, toplu sınır dışı etme ve sığınmacıların güvenli olmayan üçüncü ülkelere gönderilmesi gibi yöntemlerin benimsenmesi uluslararası hukuktan doğan sorumlulukların ihlal edilmesiyle sonuçlanmıştır. Uluslararası hukukun ihlaliyle birlikte devletlerin kurtarma sorumluluklarından kaçtığına dair pek çok kanıt sunulmasına karşın Frontex'in bir yaptırımla karşılaşmamasına, yaşanan bir hak ihlali durumunda kimin sorumlu tutulacağına dair yetki karmaşasının sebep olduğu düşünülmektedir.
Latin Amerika'da Kurtuluş Teolojisi'nin siyaseti: Nikaragua örneği
Tarih boyunca din, birçok toplumu dolaylı ve doğrudan etkilemiştir. Bu etkileme bazen din merkezli fikirler, görüşler ve pratikleri ile bazen de kurumlarıyla olmuştur. Tüm bu bileşenleri ve faktörleri içinde barındıran Kurtuluş Teolojisi, İkinci Dünya Savaşı sonrası Latin Amerika'da sosyal, ekonomik ve politik değişimlere müdahil olarak eşitlikçi, adaletli ve temel insan haklarının ön planda olduğu bir toplum inşa etme amacı gütmüştür. Tarihi referansları da öz önünde bulundurularak dönemin önemli yaklaşımlarından Marksizm'in tezleri Latin Amerika'nın analiz edilmesi noktasında kullanılmıştır. Bunun yanı sıra Hristiyanlık inancının teolojik yaklaşımlarından farklı olarak sadece teorik ve teolojik fikirler değil aynı zamanda Latin Amerika'nın içinde bulunduğu eşitsizlik, yoksulluk ve adaletsizliklerin değişimi için pratik (değişim için harekete geçme) fikrini ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada öncelikle Kurtuluş Teolojisi'nin teorik ve teolojik anahatlarına, temel amaç ve hedeflere değinilmiştir. Daha sonra Kurtuluş Teolojisi ile Marksizm arasında kurulan bağ temel benzerlikler ve farklılıklar ele alınmıştır. Son olarak ise Kurtuluş Teolojisi yaklaşımının Marksizm'in uygulama alanı olan Nikaragua Sandinist Devrimi analiz edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, "Kurtuluş Teolojisi" ile "Marksizm" arasındaki ilişkiyi inceleyen kapsamlı bir çalışmanın yapılmamış olmasından hareketle, dinin referans alındığı Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi bazı uluslararası toplumlara alternatif olup olmayacağı saptanmaya çalışılmıştır. Bunun sonucunda elde edilen verilere göre –Nikaragua'da devrim öncesi ve sonrası pratikler göz önünde bulundurulduğunda-, özelde Kurtuluş Teolojisi ve Marksizm genelde birbirlerine zıt görülen yaklaşımlar arasında etkileşim olabileceği, mevcut toplum modellerine alternatif olacağı, temel insan haklarının gözetildiği, eşitlikçi ve adaletli bir toplum inşa edilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kurtuluş Teolojisi, Marksizm, FSLN, Nikaragua, Katolik Kilisesi
Kolombiya Devleti ile FARC arasındaki barış anlaşması ve Kolombiya'da barış anlaşması sonrası süreç
İnsanlık tarihi kadar eski olan çatışmaların birçok türü vardır. Bazı çatışmalar insanlar arasında, bazıları devletler arasında bazıları ise devlet ve devlet dışı aktörler arasında yaşanmaktadır. Devlet ve devlet dışı aktörler arasında yaşanan çatışmalardan biri Kolombiya Devleti ve FARC arasında gerçekleşendir. 1964 yılında başlayan bu çatışma modern dönemin en uzun süren çatışmalarından biridir. 52 yıl süren çatışma, 2016 yılında imzalanan barış anlaşması ile görece olarak sona ermiştir. Anlaşma ile çatışmanın ortaya çıkması ve sonrasında büyümesinde etkili olan birçok noktaya değinerek kalıcı bir barış hedeflenmiştir. Bu nedenle anlaşmanın uygulanması çok önemlidir. Çünkü ancak anlaşmanın uygulanması ile hedefler yerine getirilebilmektedir. Buradan hareketle bu çalışmanın araştırma sorusu "Kolombiya'ya yaklaşık elli yıl sonra kırılgan da olsa bir barış getiren barış anlaşmasının yeterince uygulandığı ve bu sayede ülkede kalıcı barışa ulaşıldığı ileri sürülebilir mi?" olarak tasarlanmıştır. Bu soruya yanıt vermek için Kolombiya barış anlaşmasının uygulanma oranları ölçülmüştür. Ölçümler için anlaşmanın temel altı maddesi başta olmak üzere 578 şartın uygulanma oranlarına bakılmıştır. Çalışmada "Eğer barış anlaşmasının temel maddelerinin tamamen uygulanmasında eksiklik var ise o zaman kalıcı barışa ulaşmak zaman alabilir." hipotezinin kanıtlanıp kanıtlanamayacağına bakılmıştır. Buna göre özellikle altı temel maddenin uygulanmasında tamamlanma oranının düşük olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra bu tez çalışması için görüşülen Kolombiyalı akademisyenler de anlaşmanın uygulama oranını düşük bulmaktadır. Çalışma için, akademisyenlerin görüşleri ve yazarın ülkede gerçekleştirdiği araştırma ve gözlemler eldeki veriler ile birlikte değerlendirilmiştir. Bunun sonucunda elde edilen bulgulara göre Kolombiya barış anlaşmasının uygulanmasında bazı eksiklikler olduğu ve bu eksikliklerin kalıcı barışı elde etmeyi yavaşlattığı tespit edilmiştir.
Latin Amerika'da 21. yüzyıl sosyalizminin neoliberalizmle imtihanı: Venezuela, Bolivya ve Ekvador
Bu tez çalışmasının amacı neoliberal politikalar karşısında, Heinz Dieterich tarafından formüle edilen 21. yüzyıl sosyalizminin bir alternatif oluşturup oluşturmadığının anlaşılmasıdır. 21. yüzyıl sosyalizminin ilk uygulandığı ülke olan Venezuela, ardından seçilen başkanlarla bu modeli tercih eden Bolivya ve Ekvador tez için örnek ülkeler olarak seçilmiştir. Çalışmada Latin Amerika'nın tarihi genel olarak incelenmiş, sömürgecilik dönemi, ABD etkisi ve neoliberal poli-tikaların sonuçları analiz edilmiştir. Tez çalışmasında, Avrupa'dan farklı bir gelişim süreci izleyen bir bölgede, geçmişten gelen eşitsiz ekonomik, siyasal ve toplumsal koşulların 21. yüzyıl sosyalizmi ile aşılıp aşılmadığı değerlendirilmiştir. Bu konuda David Harvey'in neoliberal kurama eleştirileri tez için temel oluşturmuştur. Tez çalışmasında tarih, sosyoloji, hukuk ve iktisat verilerinden faydalanılmış, bunun ya-nında saha araştırması yapılmış, elde edilen bilgi ve gözlemler tez içerisinde aktarılmıştır. Çalış-manın sonucunda 21. yüzyıl sosyalizminin söz konusu Latin Amerika toplumlarında bir bilinç oluşturduğu, bu toplumları değiştirdiği ve neoliberal politikalara karşı tercih edilebilir bir alternatif haline geldiği sonucuna ulaşılmıştır.
Tarihsel ve hukuksal düzlemde Katalonya'nın bağımsızlık mücadelesi
Bu tezin amacı, Katalonya'nın bağımsızlık hedefinin ne kadar ulaşılabilir olduğunu ve bağımsız bir Katalonya'nın uluslararası alanda varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğini incelemektir. Dünya genelindeki bağımsızlık hareketleri içinde en önemlilerden biri olarak uluslararası alanda ses getiren Katalonya, yüzyıllar öncesine dayandırdığı tarihsel ve dilsel özgünlüğünü öne sürerek ve demokratik yolları kullanarak barışçıl bir şekilde İspanya'dan ayrılmak istemektedir. Avrupa'daki etnik kökene dayanarak bağımsızlık isteyen ETA ve IRA gibi silahlı örgütlerin aksine, olabildiğince yasalar çerçevesinde hareket etmekte ve uluslararası toplumun, özellikle de Avrupa Birliği'nin desteğini aramaktadır. Katalonya'nın bağımsızlık arayışının analizi İspanya'nın ve Katalonya'nın tarihleri göz önünde bulundurulmadan yapılamaz. Bu çalışmada hem İspanya hem de Katalonya açısından anlaşmazlığın tarihsel altyapısı üzerinde durulmuş, tarihsel gelişimin ayrıntılı bir incelemesinden sonra hem İspanya hem de Katalonya'nın yönetsel yapılarına göz atılmıştır. Anayasal düzlem ve Özerklik Statüleri bağlamında Katalonya'nın bağımsızlık isteminin hukuksal dayanağı incelenmiştir. 2020 yılına kadar Katalonya'da gerçekleşen siyasal olaylar uluslararası hukuk temelinde sorgulandıktan sonra, Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği'nin konuya ilişkin görüşleri ele alınmıştır. Tezin hazırlanışında, öncelikle akademik literatürde var olan çalışmalar elden geçirilmiş, özellikle İngilizce ve İspanyolca kitaplar okunmuş, güncel gelişmeler güvenilir haber siteleri ve kurumların web sitelerinden takip edilmiş ve araştırmalar bu çerçevede yapılmıştır. Ardından daha güncel olaylar mümkün olduğunca akademik makaleler yardımıyla yorumlanmış, ancak konunun yeniliği ve sürekli yeni gelişmelere gebe olması nedeniyle sık sık internet kaynaklarına başvurulmuştur.
Göçün insani yönetimi ve uluslararası örgütler: Türkiye örneği
Uluslararası göç hareketleri, küreselleşmenin ortaya çıkardığı ekonomik eşitsizlik ve bölgesel çatışmalar nedeniyle artış göstermektedir. Uluslararası göçün hacmi çoğu zaman devletlerin göç yönetimi kapasitesinin üzerine çıkmakta ve ulus devlet politikaları göçün kontrolü konusunda yetersiz kalmaktadır. Göçün sınır aşan niteliği, ortaya çıkan sorunları da çok taraflı hale getirmektedir. Ortak sorunların varlığı ulus devletleri göç üzerinde kontrol sağlamaya yönelik ortak politikalar uygulamaya itmektedir. Böylelikle uluslararası alanda çok taraflı işbirliği zorunlu hale gelmektedir. Günümüzde uluslararası göçün geldiği nokta, yalnızca ulus devletlerin değil uluslararası örgütlerin ve farklı düzeylerdeki aktörlerin de göç yönetimi sürecine dâhil edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle uluslararası göçün farklı aktörler tarafından, küresel düzeyde kontrol altına alınması ve düzenlenmesi 'yönetişim' kavramı ile ifade edilmektedir. Devletler, uluslararası örgütler ve diğer aktörlerle birlikte zorunlu göçmenler de göç politikalarının yapım sürecinde eşit birer katılımcı olarak değerlendirilmelidir. Böylelikle göç yönetimi süreci mülteci ve göçmenlerin ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda yönetişim boyutuna evrilmelidir. Günümüzde uluslararası örgütler küresel göç yönetiminin en etkin aktörlerinden biri haline gelmiştir. Devletler arasında bilgi aktarımı ve sorunların çözümü için uluslararası bir platform sağlanması gibi hususlar çoğu zaman uluslararası örgütler vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Uluslararası örgütlerin küresel alanda kurduğu ağlar, göçün ulus ötesi boyutu ile örtüşmektedir. Dolayısıyla uluslararası örgütler, uluslararası göç sorunlarının belirlenmesinde oldukça işlevseldir. Uluslararası göç alanında devlet politikalarına yön veren uluslararası normların oluşumunda yine uluslararası örgütler önemli bir rol üstlenmektedir. Bu çalışmada uluslararası örgütlerin küresel göç yönetiminin önemli bir aktörü olarak göçün insani güvenlik temelinde düzenlenmesi ve düzensiz göçün kontrol altına alınmasındaki rolü incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Uluslararası Örgütler, Göç Yönetimi, İnsani Güvenlik