Theses supervised by Doç. Dr. Burcu Kayhan Tetik

11 theses · İnönü University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Covid-19 hastalığı geçiren hastaların prognozlarının, tedavi sonrası iyilik hallerinin ve anksiyete durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Covid-19 hastalığını geçiren ve iyileşen hastaların, hastalığı geçirdikleri zamanki semptomlarını saptamak, iyileştikten sonra Covid-19 hastalığına bağlı devam eden semptomu olup olmadığını tespit etmek, Covid-19 hastalığında sıkça görülen dispne semptomunun, hastalığı geçirdikten sonra da devam edip etmediği ve devam ediyorsa derecesini saptamak ve hastalık sürecini yaşayan kişilerin, tekrar hastalanma riskine karşı geliştirdiği Covid-19 anksiyetesini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereç: Kesitsel/Tanımlayıcı nitelikte planlanan çalışma Mart 2020- Ağustos 2020 ayları arasında Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi'ne başvurup Covid-19 tanısı alan ve iyileşen 207 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara, telefon ile aranarak, araştırmacılar tarafından literatür baz alınarak hazırlanan sosyodemografik özellikleri içeren sorular ile yaşadıkları Covid-19 hastalığı ile ilgili bilgileri içeren sorular,Medical Research Council Scale (MRCS) Dispne Ölçeği ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği'ni (KAÖ) içeren anket uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics 26.0 programı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık Pearson ki-kare testi, Yatesin düzeltmeli ki-kare testi, Fisher kesin ki-kare testi ile analiz edilmiştir. İstatistiksel önem düzeyi p<0,05olarak alınmıştır. Bulgular:Çalışmamıza 78 (%37,7) kadın, 129 (%62,3) erkek toplam 207 katılımcı dahil olmuştur. Katılımcıların yaş ortalaması 45,35'tir. Katılımcıların %5,3'ü (n=11) Covid-19 hastalığı esnasında asemptomatiktir. Katılımcıların hastalık esnasında %78,3'ünde (n=162) halsizlik, %52,7'sinde (n=109) ateş, %48,8'inde (n=101) öksürük, %43,5'inde (n=90) dispne, %41,1'inde (n=85) koku kaybı, %34,8'inde (n=72) tat kaybı semptomları görülmüştür. Katılımcıların %61,8'inin (n=128) hastalığı geçirdikten sonra da en az 1 semptomunun devam ettiği belirlenmiştir. Katılımcılarda devam eden semptomlar nefes darlığı (%44,9), halsizlik (%32,4), koku kaybı (%7,2), öksürük (%4,8)'tür. Katılımcılarda MRCS Dispne Ölçeği'ne göre %35,3'ünde evre 2 dispne, %9,2'sinde evre 3 dispne saptanmıştır. Dispne semptomu ile yaş (p=0,033), beden kitle indeksi (BKİ)(p=0,012), kronik hastalık varlığı (p=0,015), Diabetes Mellitus (DM) hastalığı varlığı (p=0,007), Hipertansiyon (HT) hastalığı varlığı (p=0,048), hastanede (p=0,039) ve yoğun bakımda (p=0,007) yatış öyküsü arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Katılımcıların Koronavirüs Anksiyete Ölçeği'ne göre, %9,7'sinde anksiyete puanı yüksek çıkmıştır. Koronavirüs Anksiyete Ölçeği ile yoğun bakımda yatış öyküsü (p=0,008), hastalığı geçirdikten sonra devam eden dispne semptomu varlığı (p=0,033) ve MRCS Dispne Ölçeği (p=0,001) arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç: Hastalık esnasında görülen dispne semptomu daha yaşlı, en az bir adet kronik hastalığı olan, Diabetes Mellitus veya Hipertansiyon tanısı olan, hastane veya yoğun bakım yatış öyküsü olan bireylerde daha fazla görüldü. Hastalığı geçirdikten sonra devam eden dispne semptomu, 40 yaşın üzerinde, BKİ değeri yüksek bireylerde daha sık görüldü. MRCS Dispne Ölçeği'nde dispne evreleri; yaşı daha büyük, Covid-19 hastalığı geçirme zamanı daha erken ve yoğun bakımda yatış öyküsü olan bireylerde daha yüksek saptandı. Katılımcıların %9,7'sinde, Covid-19 hastalığı geçirmesine rağmen, koronavirüs anksiyetesi yüksek saptandı. Koronavirüs anksiyetesi, hastalığı geçirdikten sonra dispne semptomu olan, MRCS ölçeğinde dispne evresi yüksek çıkan ve yoğun bakım yatış öyküsü olan katılımcılarda daha fazla görüldü. Covid-19 hastalığı; hastalık esnasında ve sonrasında kişiyi hem bedenen, hem ruhen etkilemektedir. Bütüncül yaklaşımı amaç edinen aile hekimleri, Covid-19 hastalığı sonrası devam eden bedensel ve psikolojik semptomlar için daha dikkatli olmalıdır. Hastalık sonrası için bir takip algoritması oluşturulmalıdır. Anahtar kelimeler: Covid-19 hastalığı, semptom, dispne, anksiyete, Medical Research Council Scale (MRCS) Dispne Ölçeği, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği

Gülsüm Hilal Demir
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi sağlık çalışanlarında beden algısının değerlendirilmesi ve yaşam niteliğine etkisi

Amaç: Beden algısı kişinin kendi vücudunu zihninde nasıl algıladığıdır. Aile, arkadaşlar, yaşadığı toplumdan ve medyadan etkilenerek zamanla gelişir ve değişir. Çalışmamızda amacımız İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi sağlık çalışanlarında beden algısının nasıl değerlendirildiğini, yaşam niteliğini nasıl etkilediğini, beden algı bozukluğunun ne sıklıkla görüldüğünü değerlendirmek ve ayrıca bu sağlık çalışanlarındaki obezite oranını ve bunun beden algısıyla ilişkisini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Kesitsel belirleyici bir araştırma olan çalışmamız Aralık 2020 – Ocak 2021 tarihlerinde İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi' nde görev yapan ve çalışmaya katılmaya gönüllü kişiler üzerinde yapıldı. %95 güven düzeyinde (alfa=0,05) ve ±1 sapma payı ile kestirebilmek için standart sapmanın 6 olacağı öngörüsü ile gerekli minimum örneklem genişliği 138 olarak hesaplanmıştır. Katılımcılara sosyodemografik sorular, BDÖ-2 ve BİYNEÖ' yü içeren anket yapıldı. Bulgular: Toplam 182 katılımcının anketleri değerlendirildi. Çalışmaya katılanların 100' ü kadın, 82' si erkekti. Katılımcılardan 120 kişi doktor, 49 kişi ebe/hemşire, 3 kişi sağlık memuru, 10 kişi diğer meslek gruplarındandı. Yaş ortalaması 29±6,21 idi. Katılımcılardan 3 kişi zayıf, 107 kişi normal, 57 kişi fazla kilolu, 15 kişi obez olarak değerlendirildi. Katılımcıların büyük çoğunluğunun (%96,2) olumlu beden değerine sahip olduğu görüldü. Beden algısının cinsiyet, yaş, meslek, eğitim düzeyi ve ideal BKİ' den etkilenmediği; BKİ, boy memnuniyeti ve kilo memnuniyetinden etkilendiği gözlemlendi. Beden imajı ile yaşam kalitesi arasında pozitif doğrusal ilişki olduğu gözlemlendi. Sonuçlar: Beden algısında vücut ağırlığının önemli bir faktör olduğu, normal kiloda olan kişilerin bile kilo vermek istedikleri görüldü. Beden imajı ile yaşam kalitesi arasında kuvvetli bir ilişki olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: beden algısı, obezite, sağlık çalışanı, yaşam kalitesi

Nuray Kuş
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon tanısı olan hastaların yaşam doyumlarının ve kronik hastalığa uyum durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Hipertansiyon; sürekli kan basıncı yüksekliğinin olduğu, ciddi komplikasyonların görüldüğü tüm dünyada sıklığı giderek artan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Özellikle vücudumuzdaki tüm damar sistemlerini etkileyebildiğinden oldukça hayati komplikasyonlara neden olabilmektedir. Yaşam kalitesi kişilerin hedefleri ve beklentileri ile bağlantılı olarak, yaşadıkları kültür ve değer yargılarının bütünü içinde durumlarını algılama biçimidir. Özellikle kronik hastalık varlığı bireylerin yaşam kalitesini bozabilmektedir. Bu çalışmada da 65 yaş üzeri HT tanısı olan hastalarının kronik hastalığa uyum durumlarını ve mevcut hastalıklarının yaşam doyumlarını nasıl etkilediği değerlendirmektedir. Materyal ve Metot: Kesitsel olarak planlanan çalışmada yürütücüler tarafından literatür baz alınarak oluşturulmuş sosyodemografik veri formu ile Yaşam Doyum Ölçeği ve Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği Kullanılmıştır. Çalışmaya, Mart-Aralık 2020 döneminde, Malatya Yeşilyurt TECDE Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı Hipertansiyon hastalarında 201 gönüllü katılmıştır Veriler ortanca (min-maks) ve sayı (yüzde) ile verildi. Normal dağılıma uygunluk Shapiro Wilk testi ile yapıldı. İstatistik analizlerde Kruskal Wallis testi, Mann-Whitney U testi, Pearson ki-kare testi, Yatesin düzeltmeli ki-kare testi ve Fisher' in kesin ki-kare testi uygun olan yerlerde kullanıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Analizlerde IBM SPSS Statistics 25.0 programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan kadın hastaların yaş ortalaması 65.56±11.42 ve erkek hastaların yaş ortalaması ise 73.25±11.82 yıl idi. Katılımcıların 66 (%32,84) emekli, 90 (%44,78) 10 yıl üzerinde hipertansiyon hastası idi. Katılımcıların 99 (%49,25) u en az bir ilaç kullanmakta idi. Katılımcıların 194'ü (%96,52) düzenli olarak tansiyon ilaçlarını aldıklarını, 174'ü (%86,57) düzenli hekim kontrolüne gittiklerini bildirdi. Katılımcıların 104 (%51,74) en az yarım saat günlük yürüyüş yaptıklarını ve 163 (%81,09) düzenli beslenmeye dikkat ettiklerini söyledi. Katılımcıların 102'si (%50.75) verilen ilaçlarını düzenli olarak kullandıklarını ve yine 102 (%50.75)i hastalığı ile baş edebilmek için verilen eğitimlere katılmadığını, 88 (%43.78) kendisi gibi hipertansiyon tanısı olan hastalarla hastalığı ile ilgili iletişim halinde olduğunu beyan etti. Hastalığından dolayı aile için ilişkilerinde bozulma olup olmadığı sorulduğunda katılımcıların 100 (%49.75) aile ilişkilerinin bozulmadığını ve 111 (%55.22) si geleceğe dair plan yapmakta zorlanmadığını söyledi. Katılımcıların 81 (%40.30) hasta olsa dahi sosyal aktivitelere katıldığını, 59 (%29.35) i tamamen iyileşeceğini düşündüğünü ve 116 (%57.71) i hastalığının uzun süreli kontrol altında olması gerektiğini düşündüğünü beyan etti. Yine 125 (%62.19) katılımcı hastalığına yönelik aldığı tedavinin etkili olduğunu düşündüğünü belirtti. 87 (%43,28) katılımcı verilen egzersizlerini düzenli yaptığını, 104 (%51.74) kişi vücudunda olan değişiklikleri önemsediğini ve 81 (%40.30) kişi düzenli sağlık kuruluşu muayenelerine gittiğini ve 99 (%49.25) kişi ailesine hastalığı nedeniyle yük olmadığını düşünüyordu. 108 (%53.73) kişi sağlık çalışanlarına oldukça güvendiğini, 123 (%61.19) kişi hastalığı ile ilgili yeterince bilgi sahibi olduklarını, 113 (%56.22) hastalığının tedavisi ile ilgili yeterince bilgi sahibi olduğunu ifade etti. Yaşamından memnun olup olmadıkları sorgulandığında 45 (%22.39) kişi memnun olduğunu, 6 (%2.99) kişi tamamen katılarak memnun olduğunu söyledi. Sonuç: 65 Yaş üzeri hipertansiyonu olan hastaların kronik hastalıklarına uyumunu ve yaşam doyumunu araştırdığımız çalışmamızda katılımcıların çoğunluğunun düzenli ilaç kullandığı, düzenli doktor kontrolüne gittikleri ve hastalığa uyumuna ilişkin herhangi bir sorunları olmadığı bulundu. Ancak yaşam doyumlarını araştırdığımız ölçekteki sorulara verilen yanıtlara bakıldığında yarıdan biraz fazla katılımcıların yaşam doyumlarının yetersiz olduğu bulundu. Bu veriler ışığında özellikle kırılganlığın daha fazla olduğu ve fiziksel aktivite olarak kısıtlı bir hayat süren 65 yaş üzeri bireylerin yaşam doyumlarını artıracak bir yaşam tarzının oturtulabilmesi için hasta ile birlikte günlük aktivite planı oluşturulmalı ve plana uyabilmeleri için motivasyonlarının artırılması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, Kronik Hastalık Uyumu, Yaşam Doyumu

Mahmut Alaçam
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellitus tanısı olan hastaların yaşam doyumlarının ve kronik hastalığa uyum durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetes Mellitus (DM); beslenme ve yaşam stilimizdeki değişiklikler nedeniyle son yüzyılın sık görülen kronik hastalıkları arasındadır. Ülkemizde geniş katılımlı Türkiye Diyabet Epidemiyoloji Çalışması (TURDEPII) çalışmalarında 20 yaş üzeri diyabet prevelansı %13,7 olarak bildirilmiştir (1). Her geçen gün yeni vakaların eklendiği DM hastalığı toplum sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Özellikle kronik hastalık varlığı bireylerin yaşam kalitesini bozabilmektedir. Bu çalışmada da DM tanısı olan hastaların kronik hastalığa uyum durumlarını ve mevcut hastalıklarının yaşam doyumlarını nasıl etkilediği değerlendirilmektedir. Materyal ve Metot: Kesitsel olarak planlanan çalışmada yürütücüler tarafından literatür baz alınarak oluşturulmuş Sosyodemografik Veri Formu ile Yaşam Doyum Ölçeği ve Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği kullanıldı. Malatya Yeşilyurt Tecde Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı Diyabetes Mellitus hastaları içinden çalışmaya katılmayı kabul edenlere uygulandı. Veriler SPSS 22 programı ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 67,0±10,5 olan toplam 172 hasta dahil edilmiştir. Hastaların 109'u (%63,4) kadın, 63'ü (%36,6) ise erkektir. Kadınların yaş ortalaması 66,9±11,2 iken erkeklerin yaş ortalaması ise 69,8±8,8 olarak bulunmuştur. Hastaların en fazla oranda ev hanımı olduğu (%58,7) ve en fazla oranda birden fazla oral antidiyabetik (OAD) kullandığı (%43) görülmüştür. Hastaların 156'sı (%90,7) düzenli ilaç kullanırken, 127'si (%73,8) düzenli hekim kontrolüne gittiği bulunmuştur. Çalışmaya katılan hastaların kronik hastalıklar uyum ölçeği toplam puan ortalaması 83,7±10,5 olarak, yaşam doyumu ölçeği ortancası ise 15 (13-17) olarak bulunmuştur. Düzenli ilaç kullananların düzenli hekim kontrolüne gitme oranı, düzenli ilaç kullanmayanların düzenli hekime gitme oranından anlamlı şekilde fazla bulunmuştur (p<0,001). Düzenli hekim kontrolüne gidenlerin beslenmeye dikkat etme oranı, düzenli hekim kontrolüne gitmeyenlerin beslenmeye dikkat etme oranından anlamlı şekilde fazla bulunmuştur (p=0,001). Düzenli ilaç kullananların fiziksel uyum alt boyut puanı, düzenli ilaç kullanmayanlardan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,001). Düzenli hekim kontrolüne gidenlerin her üç alt boyut puanları gitmeyenlerden anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (sırasıyla p<0,001, p=0,021, p=0,001). Erkeklerin yaşam doyumu ölçeğinden aldıkları puan, kadınlarınkinden anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,004). Çalışmamızda hastaların çoğunun oral antidiyabetik ilaç kullandığı, düzenli ilaç kullananların yaşam doyumlarının daha iyi olduğu, düzenli hekim kontrollerini aksatmadıkları, fiziksel uyum puanlarının daha iyi olduğu tespit edildi. Erkeklerin yaşam doyumlarının kadınlardan daha iyi olduğu bulundu. Bu veriler ışığında, kendi nüfusumuzdaki Diyabetes Mellitus tanısı olan hastaların, düzenli ilaç kullanmaları ve iyi iletişim tekniklerini kullanarak düzenli hekim kontrollerine gelmeleri sağlanarak, yaşam doyumlarının artırılacağı ve hastalığa uyumlarının daha kolay olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Kronik Hastalık Uyumu, Yaşam Doyumu

Diabetes mellitusKronik hastalıkTedaviye bağlılık ve uyum+1
İbrahim Keleş
İnönü University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırma görevlisi hekimlerde instagram bağımlılığı ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı sosyal medya araçlarından biri olan Instagramın asistan hekimlerde kullanma sıklığı ve bunun uyku kalitesi üzerine olan etkisini belirlemektir. Materyal ve Metot: Araştırmada Google Anket yöntemi ile çalışmaya katılmayı kabul eden ve eksiksiz olarak anketleri dolduran toplam 200 kişi çalışmanın değerlendirilmesine alınmıştır. Görüşme öncesi hekimlerin aydınlatılmış onamları alınmış olup, önceden hazırlanmış olan veri toplama formu Google Anket yöntemiyle araştırmacı tarafından doldurulmuştur. Sonuç olarak 200 değerlendirme formu istatistiksel analize tabii tutulmuştur. Bu çalışmada verileri elde etmek için Genel Değerlendirme Formu, Instagram Bağımlılığı Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi kullanılmıştır. Bulgular: Asistanların %63 ü kadın geri kalanları erkektir. Tüm katılımcıların yaş ortalamaları ise 29 olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin 196' sı (%98) sosyal medya kullanmaktadır Hekimlerin 196' sı (%98) Whatsapp, 180' i (%90) Instagram, 86' sı (%43) Facebook, 95' i (%47,5) Twitter, 87' si (%43,5) Telegram ve 13' ü (%6,5) diğer sosyal medya programlarını kullanmaktadır. Hekimlerin Instagram bağımlılık anketi toplam puan ortalaması 39,8±15,0 olarak PUKİ ortalaması ise 13,4±1,8 olarak bulunmuştur ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Kadınların Instagram bağımlılık anketi puanı erkeklerin puanından anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan analiz sonuçları çalışmaya katılan hekimlerin genel olarak Instagram bağımlılık düzeylerinin orta altı düzeyde olduğunu göstermektedir Sonuç: Çalışma sonuçları değerlendirildiğinde; bu çalışma literatürde Instagram bağımlılığı ve uyku kalitesi ilişkisi hakkında bu alanda yapılan ilk çalışma olmasıyla önemlidir. Çalışmaya katılan hekimlerin %98 ile çok yüksek oranda sosyal medya kullanıcı olduğu ve en sık kullanılan sosyal medya platformunun Whatsapp takiben de Instagram, olduğu sonucuna ulaşıldı. Instagram bağımlılık anket puanı ile PUKİ arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Instagram, sosyal medya, uyku kalitesi.

Zeriban Bozkurt Yalın
İnönü University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin gelişimsel kalça displazisi hakkındaki bilgi düzeyi ve farkındalığı

Amaç: Bu çalışmanın amacı aile hekimlerinin gelişimsel kalça displazisi hakkındaki bilgi düzeyini ve farkındalığını araştırmaktır. Materyal ve Metot: Gelişimsel kalça displazisi ile ilgili, Sağlık Bakanlığı Kılavuzu ve uluslararası literatürden yararlanarak "Aile Hekimlerinin Gelişimsel Kalça Displazisi Hakkındaki Bilgi Düzeyi ve Farkındalığının Değerlendirilmesi Anket Formu" oluşturulmuştur. Oluşturulan anket 32 kişiye uygulanmış, anlaşılmayan yerler düzeltilmiş ve Google Anket uygulama yöntemi üzerinden gönüllülük esasına göre aile hekimlerine uygulanmıştır. Anketin birinci bölümü, katılımcıların sosyo-demografik ve diğer verilerinin elde edildiği Katılımcı Bilgi Formu olup, 13 sorudan oluşmaktadır. Anketin ikinci bölümü ise; 2 tanesi beşli, 1 tanesi altılı Likert tipi olmak üzere 17 sorudan oluşmaktadır. Sonuç olarak 241 değerlendirme formu istatistiksel analize tabii tutulmuştur. Bulgular: Çalışmaya katılan 241 hekimin 85'i (%35.3) kadın ve 156'sı (%64.7) erkek ti. Hekimlerin 150'si (%62.2) pratisyen aile hekimi, 36'sı (%14.9) Aile hekimliği uzmanı ve 55'i (%22.8) Sözleşmeli Aile Hekimliği Uzmanlık Eğitimi (SAHU) asistanıydı. Hekimlerin GKD bilgi ve farkındalık test skoru 35.5±6.9'du. 241 aile hekiminin çalıştığı birimde son 3 ayda GKD taraması yapılan bebek sayısı 2385'ti. Aile hekimliği uzmanı ve SAHU asistanı olmak (p=0.004), hekimin GKD tanısı almış bebek hastasının olmaması (p=0.007), GKD bilgi düzeyini orta ve yeterli görüyor olmak (p<0.001), GKD tarama amaçlı provakatif olmayan testleri her zaman ve genellikle yapıyor olmak (p=0.001), GKD tarama amaçlı provakatif olan testleri genellikle yapıyor olmak (p=0.003), uzmanlık eğitimi almak (p=0.016), Sağlık Bakanlığı Rehberi'ni kullanmak (p=0.017), kongre, kurs ve sempozyumlara katılmak (p=0.028), bilgi ve eğitim kaynağı olarak kitap ve yayınlar (p<0.001), konu ile ilgili uzman hekimlerin bilgi ve tecrübeleri (p<0.001), ve internet, Tv, sosyal ve diğer medya'nın bulunması (p<0.001) ile GKD ile ilgili bilgi ve farkındalık test skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Sonuç: Aile hekimlerinin GKD ile ilgili mevcut bilgi düzeyi ve farkındalığının arttırılması ve güncellenmesi ile GKD'nin önlenmesi, tanı ve tedavisindeki başarı oranlarını artıracaktır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, gelişimsel kalça displazisi, tarama, yenidoğan

Bebek-yenidoğmuşBebeklerBilgi düzeyi+4
Songül Taştan Çelik
İnönü University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin kulak burun boğaz hastalıkları konusundaki bilgi düzeylerinin araştırılması

Amaç: Aile hekimliği uzmanlık eğitiminde Kulak Burun Boğaz (KBB) hastalıkları rotasyonu bulunmamaktadır. Bu çalışmada aile hekimlerinin KBB hastalıkları konusundaki bilgi düzeylerini araştırmak ve uzmanlık eğitiminde KBB hastalıkları rotasyonunun gerekliliğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel-tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Araştırmanın evrenini aile hekimliği uzmanlık öğrencileri, uzman aile hekimleri ve sözleşmeli aile hekimleri oluşturmaktadır. Ankette toplam 60 sorudan oluşan 3 bölüm yer almaktadır. İlk bölüm sosyodemografik bilgilerden, ikinci bölüm öz değerlendirme sorularından, üçüncü bölüm birinci basamakta sık karşılaşılan KBB hastalıklarına yönelik bilgi sorularından oluşmaktadır. Analizler SPSS (Statistical Package for Social Sciences; SPSS Inc., Chicago, IL) 22 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 362 aile hekimi dahil edilmiştir. Mezuniyet sonrası, hizmet içi eğitim veya seminerler sırasında KBB eğitimi alanların öz değerlendirme ve KBB bilgi puanı anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Tıp fakültesinde ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi veya pratiği sürecinde KBB eğitimi almamış olanların öz değerlendirme ve KBB bilgi puanı anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. KBB ile ilgili almış oldukları eğitimlerin üzerinden uzun zaman geçmiş olan katılımcıların öz değerlendirme ve KBB bilgi puanı anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Aile hekimlerinde öz değerlendirme puanı ile KBB bilgi puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür. Sonuç: Ülkemizde ve dünyada KBB hastalıkları birinci basamakta önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda da elde ettiğimiz sonuçlara göre eğitim düzeyi iyi olan hekimlerin öz güvenleri ve yetkinliklerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Tüm bunlar birlikte ele alındığında aile hekimlerinin uzmanlık eğitimi süreçlerinde ve hizmet içi seminerlerde KBB hastalıklarına ilişkin eğitimlerin zorunlu hale getirilmesinin faydalı olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, KBB Hastalıkları, Uzmanlık Eğitimi, Aile Hekimliği Rotasyonları

Sümeyye Gündüz
İnönü University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Refakatçi anne ve eğitim ünitesinde kalan annelere verilen eğitimin annelerin beslenme tutumu ve bilgisi üzerine etkisi

Amaç: Yenidoğan bebeği olan annelere verilen anne sütü ve emzirme eğitiminin etkinliğini gözlemlemek, annelerin bebek beslenme tutumlarını araştırıp, anne sütünün önemini vurgulamak ve eğitimle annelerde gözlemlenen bebek beslenme tutumundaki değişikliği anne sütü lehine çevirip emzirme sürelerini uzatmaktır. Ayrıca bebeğiyle daha bağ kuramadan hastanede olma zorluğunu yaşayan annelerin yanlarında bulunarak onları pozitif anlamda etkileyerek beslenme tutumlarında formül mamadan ziyade anne sütü ile besleme tutumlarına katkıda bulunmaktır. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Refakatçi Anne ve Eğitim Ünitesinde Mayıs-Temmuz 2019 tarihleri arasında kalan, bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan annelere verilen 'Anne Sütü ve Emzirmenin Önemi' eğitimi öncesi yüz yüze görüşme ile annenin demografik bilgilerini, gebeliğe ait bebeğin bilgilerini kapsayan ve doğum sonrasını içeren 11 soruluk bir anket uygulandı. Akabinde 17 sorudan oluşan IOWA Yenidoğan ve Süt çocuğu Bebek Beslenme Tutum Ölçeği (I-YSÇBTÖ) uygulandı. I-YSÇBTÖ her biri 5'li likert puanlama sistemiyle puanlanan kesinlikle katılıyorum() katılıyorum() kararsızım() katılmıyorum() kesinlikle katılmıyorum() cevaplarından oluşan, 9'u tersten puanlanan, toplam 17 sorudan oluşmaktadır. Eğitim sonrası annelere I-YSÇBTÖ tekrar uygulandı. Çalışmamızda yapılan power analizine göre çalışmaya en az 48 anne dahil edilmesi planlandı. Her bir annenin beslenme tutumunun ne yönde olduğu ve eğitim ile beslenme bilgi ve tutumlarının ne şekilde değiştiği çalışmanın sonunda değerlendirildi. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilks testi ile değerlendirildi. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart sapma, frekans) yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HDS testi ve Tamhane's T2 testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren parametrelerin iki grup arası karşılaştırmalarında Student t test kullanıldı. Normal dağılım gösteren niceliksel verilerin grup içi karşılaştırmalarında Paired Sample t test kullanıldı. Niteliksel verilerde eğitim öncesi ve sonrası oranlarının karşılaştırmasında McNemar testi kullanıldı. Ölçeğin güvenilirliği için Cronbach's alpha katsayısı hesaplandı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza toplam 51 anne katıldı. Bunlardan 1 anne <18 yaş olduğu için, 2 anne de bebeklerinin sağlık problemlerinden dolayı eğitimlerini tamamlayamayarak, çalışma dışı bırakıldı. 48 anne ile çalışmamızı tamamladık. 2 tane annenin ikiz, 1 annenin de üçüz bebeği vardı. Annelerin yaşları 18 ile 40 arasında değişmekte olup, ortalaması 27.77±5.8 yıl idi. Annelerin 12'si (%25) köyde, 7'si (%14.6) ilçede ve 29'u (%60.4) il merkezinde yaşamaktaydı. Annelerin 4'ü (%8.3) okur-yazar değilken, 26'sı (%54.2) orta öğretim, 9 'u (%18.8) lise ve 9'u (%18.8) üniversite mezunuydu. Annelerin 39'u (%81.3)'ü ev hanımıyken, 9'u (%18.8) diğer mesleklerdendi. Annelerin eğitim öncesi I-YSÇBTÖ puan ortalaması 66.35±5.11 idi, eğitim sonrası puan ortalaması 74.5±5.55 idi. Anne sütü ve emzirme eğitimi öncesi bunların sadece 15'i (%31.3) emzirmeye meyilli grupta iken, 33 anne (%68.8) kararsız, mamayla beslemeye meyilli olarak görülmedi. Anne sütü ve emzirme eğitimi sonrası ise 40 anne (%83.3) emzirmeye meyilli grup, 8 anne (%16.7) kararsız, mamaya meyilli olan ise yoktu. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası karşılaştırıldığında puan ortalamasında anlamlı bir fark olduğu ve eğitimin annelerin beslenme tutumlarına pozitif etki ettiği gözlemlendi. Sonuç: Bebek beslenmesinde anne sütünün önemi tüm dünyada tartışılmaz bir gerçekken, sağlıklı bireylerin yetişmesi için ilk adım ancak anne sütü ile beslenerek atılabilir. Anne sütü ile beslenme oranlarını artırmak ise toplumda anne sütünün öneminin bilincini artırarak sağlanabilir. Özellikle annelere verilecek eğitimlerle bebeklerini anne sütü ile besleme tutumları artırılarak, yaygınlaştırılması sağlanabilir. Çalışmamızda anne sütü eğitimi öncesi ve sonrası karşılaştırdığımızda eğitimin anlamlı derecede annelerde bebeklerini anne sütü ile besleme tutumunu pozitif yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, eğitim, yenidoğan, IOWA, beslenme tutumu

Anne eğitimiAnne sütüAnneler+7
Gülşah Köş Aksin
İnönü University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekimlerin akılcı laboratuvar kullanımı hakkında bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Gereksiz ve uygunsuz istenen tetkikler laboratuvarlarda maliyet ve iş yükü artışına neden olmaktadır. Laboratuvarların akılcı kullanılması ve gereksiz test istemlerinin azaltılması için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bu çalışmada hekimlerin akılcı laboratuvar kullanımı hakkındaki farkındalıklarını ve klinik pratikte sık istenen testlere ait test istem periyodu hakkındaki bilgi düzeylerini ölçmek amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışma kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olarak planlandı. Bu kapsamda çalışmaya Turgut Özal Tıp Merkezi'nde çalışmakta olan hekimlere yönelik 'Akılcı Laboratuvar Kullanımı' üzerine bir anket uygulandı. Hekimlerin yaş, cinsiyet, branş ve meslekteki çalışma süreleri sorgulandı. Çoktan seçmeli sorularla hekimlerin sık istenen bazı testlerin istem periyotlarına yönelik bilgi düzeyleri sorgulandı. Pearson chi square ve Mann Whitney U test ile veriler analiz edildi. Bulgular: Dahili ve cerrahi braşlarda toplam 400 hekime anket uygulandı. Hekimlerin yaş ortalaması 33,01±5,97 (min=22, maks=59) yıl idi. Hekimlerin %3,3'ü, kan lipitleri, %80,8'i HbA1c, %64,5'i Üre/kreatinin, %40'ı D vitamini ve B12 vitamini istem periyodu hakkındaki soruyu doğru yanıtladı. Hekimlerin %85,3'ü akılcı laboratuvar test istem prosedüründen haberdar değildi ve %94'ü akılcı laboratuvar kullanımı ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştı. Sonuç: Hekimlerin akılcı laboratuvar kullanımı hakkındaki bilgi düzeyleri yetersizdir ve tsetlerin istem periyodları hakkında eğitim almaya ihtiyaçları vardır. Anahtar Kelimeler: akılcı laboratuvar kullanımı, gereksiz test istemi, test istem periyodu

DoktorlarLaboratuvarlarLaboratuvarlar-hastane+2
Evrim Kılıç
İnönü University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası deprem bölgesi insanının asbest bilgi düzeyi ve farkındalığı değerlendirmesi

Giriş ve Amaç: Asbest ya da diğer adıyla amyant; ısıya, aşınmaya ve kimyasal maddelere çok dayanıklı lifli yapıda kanserojen özellikli bir mineraldir. Bugün için dünyada solunum sisteminde hastalığa en sık neden olan lifsel yapıdaki mineral asbesttir. Mesleki ve/veya çevresel maruziyet sonucu, asbest liflerinin akciğer dokusunda birikimi çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu hastalıkların şiddeti ve yaygınlığı zaman içinde farklılık gösterebilse de asbest maruziyetinin etkileri uzun vadede ortaya çıkabilmektedir. Günümüzdeki bilimsel çalışmalar, asbest içeren malzemelerin onarımı, tadilatı, yıkımı veya sökümü sırasında asbest liflerinin kolayca açığa çıkabileceğini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası etkilenen illerde, enkaz ve yıkım çalışmalarından çıkan asbest maruziyeti hakkında katılımcıların bilgi düzeylerini ve farkındalıklarını artırmaktır. Materyal ve metot: Araştırmamız için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 31.10.2023 tarihinde 2023/5092 numaralı karar ile onay alındı. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında etkilenen illerde yaşayan çalışmaya katılmayı kabul eden, 18 yaş üstü 384 birey çalışmanın evreni olarak kabul edildi. Katılımcılara literatür taranarak araştırmacı tarafından oluşturulan asbest ile ilgili bilgi ve farkındalık soruları içeren anket formu, kartopu örneklem yöntemi ile Google anket üzerinden uygulandı. p<0.05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Analizlerde IBM SPSS 26.0 programı kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 32.25±10.9 yıl ve 192'si (%50) kadın iken diğer 192'si (%50) erkekti. 70 katılımcı (%18.2) deprem sonrası enkaz çalışmaları sırasında çıkan enkaz tozuna kısmen maruz kalırken, 209 katılımcı (%54.4) tamamen maruz kaldığını belirtti. Ankete katılanların %11.5'inin asbestin zararlı bir toz olduğunu bilmediği saptanmıştır. Asbestin solunum yoluyla hastalık oluşturduğunu bilmeyen %1.6 katılımcı, bina yıkımları süresince asbest maruziyetine yönelik tedbir alınması gerektiğini düşünmeyen %2.1 katılımcı tespit edilmiştir. Asbestin ölümcül hastalıklara neden olmadığını düşünen %22.7 katılımcı, akciğer veya akciğer zarı kanseri (mezotelyoma) gibi ölümcül hastalıklara sebep olmadığını düşünen %1.8 katılımcı tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmamıza katılanların farkındalık ve bilinç düzeyi yüksek saptansa dahi çevresel asbest maruziyetinden korunma anlamında daha büyük çaplı bilimsel çalışmalar yapılması, kamu spotları oluşturulması ve daha fazla nüfusa ulaşabilme amacıyla yoğun eğitimlerin düzenlenmesinin faydalı olacağına inanıyoruz.

Mehmet Dursun Karakaya
İnönü University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kahramanmaraş merkezli depremi yaşayan yetişkinlerin psikolojik sağlamlık ve çok boyutlu algıladıkları sosyal desteğin travma sonrası büyüme ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: 06.02.2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli meydana gelen iki büyük deprem Türkiye'de 11 ilde geniş çapta yıkıma neden oldu. Bu çalışmanın amacı depremi yaşayan yetişkinlerde çok boyutlu algılanan sosyal destek ile psikolojik sağlamlığın travma sonrası büyüme üzerine etkilerini saptayabilmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 11 ilde Kahramanmaraş merkezli depremi yaşayan 338 yetişkin katılmıştır. Veriler online anket formu düzenlenerek elde edilmiştir. Online anket formu içerisinde Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MPSS) ve Travma Sonrası Büyüme Ölçeği (TSBÖ) yer almıştır. Bulgular: Katılımcıların KPSÖ puan ortalaması 18,6±4,5, TSBÖ puan ortalaması 58,4±27,2, MPSS-Aile puan ortalaması 20,1±8,1, MPSS-Arkadaş puan ortalaması 18,8±8,3, MPSS-Özel insan puan ortalaması 13,9±9,1 ve MPSS-Toplam puan ortalaması ise 52,8±21,7 olarak bulunmuştur. Katılımcılar arasında kadınların erkeklere göre depremde akraba kaybı yaşamış olanların kayıp yaşamayanlara göre ve depremde değerli eşya kaybı yaşamış olanların kayıp yaşamayanlara göre psikolojik sağlamlık düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Yine katılımcılar arasında kadınların, düşük eğitim seviyesine sahip olanların, deprem sonrası yeni tanı psikiyatrik hastalığı olanların, depremde enkaz altında kalmış olanların, depremde birinci derece yakın kaybı yaşayanların sosyal destek puanları daha düşük saptanmıştır. Son olarak depremde enkaz altında kalmış olanların travma sonrası büyüme puanları enkaz altında kalmayanlara göre daha düşük saptanmıştır. KPSÖ, MPSS ve TSBÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda 6 Şubat Kahramanmaraş depremini yaşayan yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi ve psikolojik sağlamlık düzeyi arttıkça travma sonrası olumlu gelişim düzeyinin arttığı saptanmıştır.

Hacer Kutar Değer
İnönü University
2024
00

Other supervisors