Theses supervised by Doç. Dr. Ömer Faruk Şimşek
17 theses · İstanbul Arel University
Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği'nin Türçeye uyarlanması geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı Covin ve Dozois (2011) tarafından geliştirilen Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği'ni Türkçeye uyarlamak ve geçerlik-güvenirlik analizlerini yapmaktır. Çalışma, ölçeğin Türkçeye uyarlanması, kültür ile uyumu ve bunun sonucunda da daha güvenilir sonuçların elde edilmesini amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında 10 bilişsel çarpıtma türü ve 5 ruh sağlığı değişkeni değerlendirilmiştir. Değerlendirilen depresyon, anksiyete, ruminasyon gibi ruh sağlığı değişkenleri ile bilişsel çarpıtmalar arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra bilişsel çarpıtmaların kendi aralarında yapılan analizler de anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya çıkarmıştır, yani bilişsel çarpıtmalar birbirlerini tetiklemekte ve bir düşünce tarzı olarak tüm hayatı etkilemektedirler. Uyarlaması yapılan ölçek ile bilişsel hataları tespit etmek mümkün olmaktadır. Böylece bilişsel çarpıtmaların neden olabileceği hastalıklar da önlenip tedbir alınabilecektir. Bu açıdan önemli olan bu çalışmada kullanılan ölçek ile hastanın bilişsel çarpıtmaları saptanıp bu yönde bir terapinin uygulanması da mümkün olabilecektir. Anahtar Sözcükler: Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Bilişsel Çarpıtmalar, Geçerlik-Güvenirlik
İrrasyonel inanışların kişisel biriciklik algısına olan etkisi ve birbirleriyle olan etkileşimleri
Bu çalışmada, kişisel biriciklik algısının, irrasyonel inançlarla ilişkisi ve birbiriyle olan etkileşimleri incelenmiştir. Literatürde kişisel biriciklik algısı ile ilgili çok az sayıda çalışma vardır. Bunun yanında rasyonel duygucu davranışçı terapide yer alan irrasyonel inançlar, ruh sağlığı alanında birçok araştırmaya konu olmuştur. Araştırmada Tutumlar ve İnanışlar Ölçeği 2; aşırı talepkarlık, rahatsız olmaya katlanamama, felaketleştirme ve kendi kendine derecelendirme irrasyonel inancına ek olarak başarı, rahatlık ve onaylanma irrasyonel talepleri ortaya çıkarmak için kullanılmıştır. Kişisel Biriciklik Algısı Ölçeği ise, kişinin kendisini ne ölçüde biricik – eşsiz hissettiğini ölçmek için değerlendirilmiştir. Demografik yapı ile ilgili analizlerin yanında çoklu doğrusal regresyon modelleri ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara göre tüm irrasyonel inanışların, kişisel biriciklik algısı ile aralarında negatif yönde ilişkisi ortaya konmuştur. Ayrıca, aşırı talepkarlık, kendini derecelendirme, rahatsız olmaya katlanamama irrasyonel inanışlarına, onaylanma talebi eşlik ettiğinde kişisel biriciklik algısı değişkenini yordadığı görülmüştür. Başarı talebinin eşlik ettiği durumlarda ise tüm irrasyonel inanışların kişisel biriciklik algısı değişkenini yordamadığı görülmüştür. Rahatlık talebinin ise sadece aşırı talepkarlık irrasyonel inancı ile birlikteyken kişisel biriciklik algısı değişkenini yordadığına dair bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel Biriciklik Algısı, İrrasyonel İnançlar, Rasyonel İnançlar
Akılcı Duygucu Davranışçı Kuram ve öz-belirlenim kuramı çerçevesinde yeni bir ölçek: Akılcı-Duygucu Öz-Belirlenim (ADÖB) Ölçeğinin geliştirilmesi
Bu çalışmada, Öz-Belirlenim Kuramı (ÖBK) ile Akılcı Duygucu Davranışçı Kuram (ADDK) biraraya getirilerek, Akılcı Duygucu Öz-Belirlenim Ölçeği (ADÖB) olarak isimlendirilen bir ölçek ortaya konuldu. Araştırma sadece bir ölçek geliştirmesi olarak değil ancak iki kuramın ilerde birlikte değerlendirebileceği yeni bir psikoterapötik yaklaşıma öncülük etmesi beklentisi ile gerçekleştirildi. ADÖB'ün amacı temel psikolojik ihtiyaçlar olarak ÖBK'da belirtilen özerklik, yeterlilik ve ilişkili olma ihtiyaçlarının ışığında, ergenlik çağındaki çocuklarda akılcı olmayan inanışları ölçmektir. Maddelerin yazım aşamasında kuramsal temeller dikkate alınarak ölçeğin üç alt boyutu, özerklik ihtiyacı akılcı olmayan inanışları, yeterlilik ihtiyacı akılcı olmayan inanışları ve ilişkili olma ihtiyacı akılcı olmayan inanışları olarak adlandırıldı. ADÖB'ün 51 maddesinin psikometrik nitelikleri test edildi. Bu çalışma, klinik (N=220) ve klinik olmayan (N=383) örneklem üzerinde gerçekleştirildi. ADÖB'ün faktör yapısını, güvenilirliğini ve yapısal geçerliliğini değerlendirmek için dört çalışma gerçekleştirildi. Bu çalışmada, geçerlilik ve güvenilirlik analizleri araştırmanın hipotezini desteklemiş ve olumlu sonuçlar vermiştir. Açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri üç faktörlü yapıyı işaret etmektedir. Eklerde rapor edildiği gibi, hem klinik olmayan hem de klinik örneklemde madde düzeyinde gerçekleştirilen açımlayıcı faktör analizleri, özellikle klinik örneklem veri setinde çok açık bir şekilde üç faktörlü yapıyı ortaya koymuştur. Güvenlirlik analizleri iç tutarlılık değerlerinin ölçeğin alt grupları arasında .76 ve .88 arasında değiştiğini göstermektedir. Test-tekrar test yöntemine dayalı güvenilirlik katsayıları ise özerklik ihtiyacı akılcı olmayan inanışları boyutu için .88, ilişkili olma ihtiyacı akılcı olmayan inanışları boyutu için .77, yeterlilik ihtiyacı akılcı olmayan inanışları boyutu için .91 olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlar ADÖB'ün test-tekrar test güvenilirliklerinin yüksek olduğunu ve ölçeğin kararlı ölçümler yapabildiğini göstermiştir. Dış kriter geçerliliği çalışmasında ADÖB'ün şu ölçeklerle ilişkisine bakılmıştır: Reynolds'un Ergenler İçin Uyum Süreçleri Taraması Ölçeği (REİDTÖ), Duygu Durum Rahatsızlıkları Profili Ölçeği (DDRP), anne ve babadan algılanan Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği (TPİÖ). Sonuçlar ADÖB'ün bu üç ölçek ile orta ve yüksek derececede ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma sonuçlarına göre, ölçek, psikoterapi alanına ADDT ve ÖBK'nın kuramsal çerçevelerinin bir araya getirildiği farklı bir yaklaşımı önerebilir.
Biriciklik Kaynakları Ölçeği (BKÖ): Biriciklik Kaynakları Ölçek geliştirme çalışması
Gerçekleştirilen çalışmada, bireylerin kendilerini hangi alanlarda ve hangi düzeyde biricik/özgün olarak değerlendirdiklerini anlayabilmek için Biriciklik Kaynakları Ölçeği (BKÖ) geliştirilmiştir. Biriciklik üzerine gerçekleştirilen çalışmalara değinildiğinde, literatürde; Biriciklik Algısı ve Biriciklik İhtiyacı'nın araştırıldığı ve ölçekler geliştirildiği görülmektedir. Gerçekleştirilmiş çalışmalar genel anlamı ile bireylerin, kendilerini biricik olarak algılayıp algılamadıklarını; biricik olmayı, bir ihtiyaç olarak değerlendirip değerlendirmediklerini ve kişilerin biricikliklerini ne düzeyde değerlendirdikleri yönünde veri sağlamaktadır. Gerçekleştirilen çalışmalara ek olarak, geliştirilen BKÖ ile bireylerin kendilerini, hangi alanlarda ve hangi düzeylerde biricik olarak değerlendirdiklerinin, içeriğinin anlaşılırlığı açısından da belirleyici olabileceği düşünülebilir. Gerçekleştirilen ön çalışmada; Ölçeğin İlk Formu 24 madde iken, ilk uygulamada edinilen verilerin analizleri doğrultusunda, madde sayısı 12 olarak belirlenmiştir. Bu 12 maddenin; 7 maddesi içsel-kişisel boyutu, 5 maddesi ise dışsal- kişisel boyutu oluşturmaktadır. Bireylerin kendilerini biricik olarak değerlendirmelerini sağlayan bu iki kaynaktan; içsel- kişisel boyut, bireylerin kendileri hakkında değerlendirmelerini içerirken, dışsal-kişisel boyut ise; bireylerin kendileri hakkında, çevre faktörünün etkisini de göz önünde bulundurduğu değerlendirmelerini içerdiği düşünülebilir. Araştırmanın ikinci uygulama aşamasında ise; random seçilen örneklem grubuna, Biriciklik Kaynakları Ölçeği ve farklı ölçekleri içeren bir ölçek bataryası uygulanmış, ölçekler arası korelasyon bulunduğu saptanmıştır. Ek olarak; elde edilen sonuçlar ile literatürde yer alan, benzer ölçek uygulamaları bulunan çalışmalara ait sonuçlar uyum göstermektedir. Son olarak; gerçekleştirilen test tekrar-test çalışmasında ise, Pearson Korelasyon katsayıları; hem içsel- kişisel (r= .82) ve dışsal-kişisel (r= .76) hem de toplam puanda (r= .83) yüksek korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. Böylelikle; random seçilen, 478 katılımcının oluşturduğu farklı örneklem gruplarında gerçekleştirilen çeşitli uygulamalar sonucunda elde edilen verilerin analizi neticesinde, psikometrik bir ölçüm aracı elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Biriciklik, Biriciklik Kaynakları, İçsel- Kişisel boyut, Dışsal- Kişisel boyut
Borderline kişilik bozukluğu ve bipolar duygudurum bozukluklarında erken dönem uyumsuz şemaların karşılaştırılması
Bu çalışma, erken dönem uyumsuz şemaların borderline kişilik bozukluğu (BKB) ile bipolar duygudurum bozukluğu (BB) üzerinde yordayıcı etkisinin olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla her iki bozukluğa ait şema boyutları elde edilmiş, daha sonra bu şema boyutları karşılaştırılarak bozuklukların şemalar açısından benzerlik ve farklılıkları tespit edilmiştir. Mevcut olan farklılıkların bozukluklar arasında ayırıcı tanı amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı değerlendirilmiştir. Araştırma için gerekli olan verileri toplamak amacıyla klinik alandan 32 BKB tanısı alan, 30 BB tanısı alan toplam 62 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Borderline Kişilik Envanteri (BKE) ve Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler üzerinde bağımsız örneklemler için t-testi yapılarak değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Analizler sonucunda cezalandırıcılık ve yüksek standartlar dışındaki tüm şema boyutları BKB tanısı alanlarda BB tanısı alanlara göre anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Şema Ölçeği'nden elde edilen bu sonuç, şema boyutlarının klinik alanda sıklıkla birbirine karıştırılan bu iki bozukluk için yordayıcı nitelikte olduğunu ve ayırıcı tanı amacıyla kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca BKB olanlarda BKE toplam puan sonuçları BB olanlara oranla anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. Bu sonuç da BKE'nin BKB için tanı amacıyla kullanılabileceğini ve BKB'yi BB'den ayırt etmede işlevsel olduğunu göstermektedir. BKE sonuçları bu şekilde olmasına rağmen DBÖ puanlarının BKB olanlar ile BB olanlar arasında anlamlı olacak kadar farklılaşmadığı bulunmuştur. Bu sonuç DBÖ'nün bozukluklar üzerinde ayırt edici etkisinin olmadığını göstermektedir. Bulunan tüm bu analiz sonuçları bulgular kısmında ayrıntılı olarak açıklanmış, sonuç kısmında da mevcut literatür ışığında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Bipolar Duygudurum Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu, Şema Terapi.
Travma sonrası hayata küsme bozukluğunun olumlu ve olumsuz ruh sağlığı üzerindeki etkisinde dünyaya ilişkin varsayımların aracılık etkisi
Bu çalışmanın amacı, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme bozukluğu ile olumlu ve olumsuz ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerindeki aracılık etkisini genel popülasyonda incelemekti. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ile 74 arasında değişen toplam 262 kişi (101 erkek ve 161 kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılar travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, duygusal iyi oluş ve depresyon şiddetini değerlendiren öz-bildirim ölçekleri doldurdular. Yapısal eşitlik modeli analizleri, dünyaya ilişkin varsayımların, travma sonrası hayata küsme ve depresyon şiddeti arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Öngörüldüğü gibi, analizler, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme ile duygusal iyi oluş arasındaki ilişki üzerinde bir aracılık etkisi olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, dünyaya ilişkin varsayımların ruh sağlığı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu nedenle, dünyaya ilişkin varsayımların psikoterapide önemle ele alınması gereken bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, depresyon, duygusal iyi oluş, yapısal eşitlik modellemesi.
Dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve iyi oluş ile ilişkisinde dinsel görüşün etkisi
Bu çalışmada dini inancı olan ve olmayan bireylerde; dünyaya ilişkin varsayımlar, kişilik, mutlak doğru ihtiyacı ve kişisel biriciklik algısı değişkenlerinin depresyon ve duygusal iyi oluşa etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Dini inancı olanlarda rastlantı varsayımının, mutlak doğru ihtiyacının ve deneyime açıklığın yüksek olması depresyonu yordarken; dini inancı olmayanlarda bu ilişki görülmemiştir. Buna karşın, dini inancı olmayanlarda şans varsayımının ve dışadönüklüğün düşük olması depresyonu yordamıştır.
Tepki stilleri ölçeği'nin Türkçe adaptasyon çalışması
Kişinin ruh sağlığındaki değişen özelliklerinin farkına varması, kişisel gelişim açısından önemli olduğu kadar depresyona karşı korunmayı da sağlar.Bu çalışmanın amacı, depresyonun devamında en önemli faktörlerden birisi olarak belirtilen depresyona tepki biçimlerini ölçmek amacıyla geliştirilmiş olan Tepki Stilleri Ölçeği'nin kısa formunun Türkçe'ye adaptasyonunun yapılarak geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesidir. Türkiye'nin çeşitli illerinden gönüllülük esasıyla toplam 299 katılımcıya ulaşıldığı bu çalışmada, ölçek maddelerini uygun doldurmayan ya da çoğunu boş bırakan katılımcıların analizlere dahil edilmemesi sonucunda, 195'i (%67.7) kadın, 93'ü (%32.3) erkek olmak üzere toplam 288 katılımcı yer almıştır. Yaşları 16 ile 55 arasında değişen katılımcıların yaş ortalaması 26'dır. Yapılan açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, ölçeğin orijinal faktör yapısının Türk kültüründen toplanan verilerle de desteklendiğini göstermiştir. Ayrıca Anova sonuçlarına göre Anksiyete, Depresyon ve Ruminasyon açısından yetişkinler ve ergenler arasında anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Mutlak Gerçek İhtiyacı açısından ise genç yetişkinler ve yetişkinler arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Anksiyete, Depresyon, ve Ruminasyon ergenlerde yetişkinlere oranla yüksek çıkmıştır. Mutlak gerçek ihtiyacı ise genç yetişkinlerde, yetişkinlere oranla yüksek çıkmıştır. Elde edilen sonuçlara göre yaş ilerledikçe sağlıksız düşünmenin ve duygudurum bozukluklarının azaldığını göstermektedir.
Yetişkin bireylerde tanrıya bağlanma ile ruh sağlığı arasındaki ilişkisinde ölüm kaygısı ve mutlak doğru ihtiyacının aracılık etkisinin yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmesi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerde tanrıya bağlanma ile ruh sağlığı arasındaki ilişkisinde ölüm kaygısı ve mutlak doğru ihtiyacının aracılık etkisini incelemektedir. Araştırmanın uygulama aşamasında 18-52+ yaş aralığında 325 katılımcıya Tanrı'ya Bağlanma Envanteri (TBE), Kişisel Ölüm Korkusu Ölçeği (K.Ö.K.Ö), Mutlak Doğru İhtiyacı Ölçeği (MDİÖ), Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Araştırma kapsamında öncelikle konunun kavramsal incelemesi yapılarak teorik alt yapısı oluşturulmuş, Yapılan yapısal eşitlik analizi sonucuna göre yetişkin bireylerde Tanrıya bağlanma ile ruh sağlığı arasındaki ilişkide ölüm kaygısı ve mutlak doğru ihtiyacının aracılık etkisi olduğu bulunmuştur.
Çocukluk çağı travmaları ile ruh sağlığı ilişkisinde ontolojik iyi-oluş düzeyinin aracılık etkisinin yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmesi
ÖZET Çocukluk Çağı Travmaları İle Ruh Sağlığı İlişkisinde Ontolojik İyi-Oluş Düzeyinin Aracılık Etkisinin Yapısal Eşitlik Modellemesi İle Test Edilmesi Topal, Ece Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Tez Danışmanı: Doç. Dr. Ömer Faruk Şimşek Haziran, 2016- 88 sayfa Çocukların yetişkin bireyler tarafından bakıma ve korunmaya ihtiyaçları vardır. Bu korunma, çocuğa ebeveynleri tarafından veya kendisine bakım veren yetişkinler tarafından sağlanmaktadır. Çocuğun korunması ve bakımında kaza dışı zarar görmesi halinde yaşadığı travmatik durumların, ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği düşülmektedir ve literatürde bu etki üzerinde durularak araştırmalar yapılmaktadır. İstismar ve ihmali içeren çocukluk çağı travmalarının birçok psikopatoloji ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Travmaların psikopatoloji üzerindeki etkileri veya ilişkisi bilinmekte; ancak bu duruma aracılık eden değişkenlerin veya süreçlerin neler olabileceği tam olarak bilinememektedir. Ontolojik iyi oluş, kişinin yaşamını proje olarak değerlendirmesi olarak ele alınan iyi oluş teorisidir. Bireylerin ruh sağlıklarının da bu projenin pozitif/negatif duygusal ve bilişsel yapılanması ile ilişkili olduğu düşülmektedir. Bu sebeplerden hareket edilerek bu araştırmada çocukluk çağı travmaları ve ruh sağlığı ilişkisinde ontolojik iyi oluş düzeyinin aracılık edip etmediği yapısal eşitlik modeli ile incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, 25-45 yaş arasında, çalışmaya gönüllü katılan 200 kişiden oluşmaktadır. Bireylerin çocukluk çağı travma, depresyon, anksiyete, yaşam doyumu ve ontolojik iyi oluş düzeyleri ölçülmüştür. Yapılan yapısal eşitlik modeli sonucunda; çocukluk çağı travmanın ruh sağlığı üzerinde etkisi olduğu, ayrıca ontolojik iyi oluş düzeylerinin çocukluk çağı travma ve ruh sağlığı ilişkisine aracılık ettiği/aracı bir rolünün olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler; çocukluk çağı travma, ontolojik iyi oluş, yaşam doyumu, depresyon, anksiyete.
Temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyinin ilişki doyum ve yaşam doyum düzeyine katkısının incelenmesi
Toplumu oluşturan kişilerin sosyal hayat içinde gelişimi ve bütünleşmelerini doğru bir şekilde gerçekleştirebilmeleri için temel psikolojik ihtiyaçların belirlenmesi, bu ihtiyaçların doyurulması ve bütün bunlar olurken sosyal çevrenin bu eğilimleri ve davranışları desteklemesi gerektiği bilinmektedir. Araştırmanın amacı temel psikolojik ihtiyaçların partner tarafından karşılanma düzeyinin yaşam doyumu ve ilişki doyumuna katkısını belirlemektir. Araştırmaya en az bir senedir ilişki içerisinde olan 204 çift katılmıştır. Partnerlerden birine partnerinin temel psikolojik ihtiyaçlarını karşılama düzeyinin belirlenmesi amacıyla ''Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği'', diğer partnere de yaşam doyumunu belirlemek amacıyla ''Duygusal İyi Oluş Ölçeği'', ilişki doyumunu belirlemek amacıyla ''İlişki Değerlendirme Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların ilişki doyumlarına ve yaşam doyumlarına, eşlerinin temel psikolojik ihtiyaçlarını karşılama düzeyinin katkısını belirlemek amacıyla yapılan analiz sonuçları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Temel psikolojik ihtiyaçlardan özerklik ihtiyacının karşılanma düzeyi arttıkça ilişki doyumunun arttığı bulunmuştur (p<0,05).
Khatena - Torrance Yaratıcılık Algı Envanteri'nin Türkiye koşullarına uyarlanması
Bu araştırma Khatena-Torrance yaratıcılık algı envanteri'nin Türkçe versiyonunu geliştirmek için yapılmıştır. Araştırmanın evreni 4.-7. Sınıf normal zeka seviyesine sahip çocukların devam ettiği okullarda eğitim gören üstün yetenekli tanısı konmuş (IQ=125, Dünya Sağlık Örgütü) çocuklar ile normal zeka seviyesine sahip çocuklar oluşturmaktadır ve örneklem grubu İstanbul ili Anadolu Yakası'ndaki 500 normal zeka seviyesine sahip (Nkız=238, Nerkek=262) 80 üstün yetenekli (Nkız=30, Nerkek=50) toplam 580 çocuk bulunmaktadır. Örneklemi oluşturan 500 çocuğa Khatena- Torrance Yaratıcılık algı envanteri ile kişisel bilgi formu, 80 üstün yetenekli çocuğa Torrance yaratıcılık testi, KhatenaTorrance yaratıcı algı envanteri, kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Khatena-Torrance Yaratıcılık Algı Envanteri, "Ne tür bir insansınız (WKOPAY)" ve "Kendim hakkında birşeyler (SAM)" alt boyutundan oluşmaktadır. Güvenirlik çalışmaları kapsamında üstün zekalı ve normal zekalı gruplara iç tutarlılık analizleri yoluyla güvenirlik sınaması yapılmıştır. İstatistiki olarak anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Geçerlik kapsamında yapı geçerliği(madde toplam, madde hariç ve madde ayırt edicilik analizleri) yapılmıştır. "Kendim Hakkında Birşeyler" Güvenirlik analizi sonuçlarında iç tutarlılığın yüksek olduğu sonucuna varılmıştır (α=,891); "Ne Tür bir insansınız güvenirlik analizi sonuçlarında da iç tutarlılığın yüksek olduğu sonucuna varılmıştır (α=,844). Öte yandan Pearson analizi ile hesaplanan madde toplam ve madde kalan korelasyonları "Kendim hakkında birşeyler" ve "Ne tür bir insansınız" alt boyutları için de anlamlılık (p<,001) saptanmıştır. Elde edilen anlamlı istatistiki sonuçlara göre testin geçerli olduğu hükmedilmiştir. Torrance Yaratıcılık Testi için hakemler arası korelasyona Pearson yöntemi ile bakıldığında anlamlı (p<,001) sonuç elde edilmiştir. Sonuç olarak Khatena- Torrance Yaratıcılık Algı Envanteri'nin Türkçe formunun 4. Sınıf ile 7. Sınıf aralığında kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaratıcılık, Üstün Zeka, Zeka, Yaratıcılık Algısı
Erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon ilişkisinin açıklanmasında ontolojik iyi oluş değişkeninin aracı rolü: Bir yol analizi çalışması
Bu çalışmada Erken Dönem Uyumsuz Şemaların depresyona olan etkisi ontolojik iyi oluş aracı değişkeni üzerinden incelenmiştir. Çalışma yaşları 18-30 arası değişen toplamda 252 kişiden oluşmakta olup bunlardan 56'sı erkek 196'sı kadın katılımcılardır. Şema depresyon ilişkisini ontolojik iyi oluş değişkeni aracılığı ile ölçmek amacıyla çalışmada, young şema ölçeği (YŞÖ-S3), Ontolojik İyi Oluş Ölçeği, Beck depresyon ölçeği ve kişisel bilgi toplama formu kullanılmıştır. Araştırmada ortaya atılan hipotezler araştırma verileri ile doğrulanmıştır. Yapılan yol analizine göre; 14 erken dönem uyumsuz şemadan, Sosyal İzolasyon, Onay Arayıcılık, Ayrıcalıklılık, Karamsarlık, Başarısızlık, Kendini Feda ve Duygusal Yoksunluk şemalarının hepsi ontolojik iyi oluş aracılığı üzerinden depresyonla ilişkili çıkmıştır. Ontolojik iyi oluş (Ontological Well-Being) faktörleri; Hiçlik (Nothingness), Harekete Geçme (Activation), Umut (Hope) ve Pişmanlık (Regret) da depresyonla ilişkili olup Pişmanlık ve Hiçlik baskın olarak belirleyici faktörler olduğu gözlenmiştir. Tüm sonuçlar ilgili literatüre göre tartışılmış, araştırma ve uygulamaya yönelik ileride yapılabilecek çalışmalar önerilmiştir.
Anlatıya Dahil Olma Ölçeğinin (Narrative Engagement Scale) uyarlama çalışması
Bu araştırma kişilerin anlatıya dahil olmasını; dikkat-odaklanma, duygusal dahil olma, öykünün içinde hissetme, anlatı anlayışı olmak üzere dört boyutta ölçen Anlatıya Dahil Olma Ölçeği'ni Türk kültürüne uyarlamak amacıyla yapılmıştır. Uyarlama çalışması kapsamında ölçeği geliştiren çalışmacılardan izin alınmış, ölçek Türkçe'ye çevrilmiş ve geri çevirisi yapılmış bu çeviriler bir ekip tarafından değerlendirilerek çeviri son şeklini almıştır. Ölçeğin orijinal formu ile Türkçe form arasındaki eşdeğerliği, Türkçe formun anlaşılabilirliği, yapı geçerliği, ölçüt bağıntılı geçerlik, madde-toplam korelasyonu ve iç tutarlılığı incelenmiştir. Ölçüt bağıntılı geçerliği değerlendirmek üzere daha önce Türk kültürüne uyarlanmamış olan Anlatısal Aktarım Ölçeği ve Özdeşleşme Ölçeği'nin de uyarlama çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar kapsamında ölçekleri geliştiren çalışmacılardan izin alınmış, ölçekler Türkçe'ye çevrilmiş ve geri çevirileri yapılmış, bu çeviriler bir ekip tarafından değerlendirilerek çevirileri son şeklini almıştır. Her iki ölçeğin iç tutarlılığı ve ölçüt bağıntılı geçerliği değerlendirilmiştir. Araştırma verileri İstanbul Arel Üniversitesi ve Karakedi Kültür Merkezi'nde yapılan toplu gösterimlerle yaş ortalamaları 22.2 olan 152 katılımcıdan oluşan bir örneklemden toplanmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları sırasında, orijinal formu 12 madde ve dört boyuttan meydana gelen ölçeğin, Türkçe formunun 10 madde ve üç boyuttan oluştuğu belirlenmiştir. Bir madde orijinal formda olduğundan farklı bir faktöre yüklenirken, iki madde de ölçekten çıkarılmıştır. Yapılan geçerlik ve güvenirlik çalışmaları sonunda 10 maddeden oluşan ve üç boyutlu Türkçe formun Türk kültürüne uygun olduğuna karar verilmiştir.
Mutlak gerçek ihtiyacı ölçeği geliştirme çalışması
mutlak gerçek ihtiyacı konusunda iki boytlu bir ölçek geliştirilmiştir.
Revisiting cognitive distortions and psychopathology relationship: Testing mediating roles of mindfulness and negative self-focus using structural equation modeling
All people have cognitive distortions which may increase and decline time to time and their influence can be momentary or long term. As a result of the studies which are conducted related to the relationship between cognitive distortions and pscyhopathology, influence on areas like depression, anxiety, addiction, social relations is supported. Researches, generally focus on negative and positive effect of cognitive distortions on mental health. However, there is a lack of studies related to how this influence occurs. The aim of the current study is to search whether mindfulness and negative self-focus have mediatory effect in the relationship between cognitive distortions and psyhopathology. In this way, phenomena would arise which would be focused on the treatment of cognitive distortions in order to ameliorate psychopathology. Sample of the study consists of 288 voluntary participants. The degree of cognitive distortions, depression, mindfulness, rumination, negative affect and need for absolute truth is measured. In the consequence of structural equation model, it is found that cognitive distortions have influence on psychopathology and mindfulness and negative self-focus have mediatory effect/role in the relationship between psychopathology and cognitive distortions. Key Words: Mindfulness, Cognitive Distortions, Irrational Thoughts,Psychopathology, Negative Self-focus
Testing the effect of cognitive behavioral group psychotherapy on the relapse tendency in individuals who have received substance abuse treatment
The aim of this study is to examine the effects of cognitive behavioral group therapy and irrational beliefs that are believed to be related to relapses, psychological resilience, emotion regulation and the effects in self-efficacy variables of individuals in the substance use tendencies (substance use desires and substance use probabilities) who have been treated with substance dependence.It is an experimental study based on research, experiment and control group and pre-test, post-test model. Cognitive Behavioral model based group therapy was applied in the study to reduce the relapse tendency levels of the substance-treated young people through psychological endurance, self-efficacy, irrational beliefs and emotional regulation variables. 24 participants aged 18-24 years who had used and treated substance within the scope of supervised release by the Ministry of Justice, 12 were experimental and 12 were randomly assigned to the control group. Variables in the study were measured by self-assessment scales; Relapse prediction scale, Difficulties in Emotion regulation scales (DERS), Resistance Scale, General self-efficacy scale and irrational beliefs scale. These five scales were given as pre-tests for the experimental and control group. For the experimental group, cognitive behavioral group therapy sessions were conducted by the researcher for 13 weeks as a weekly session. For the control group, no studies were conducted on drug addiction and relapse, and in some weeks information was provided on topics other than research topics. The final test was given to the experimental and control group after the end of the experiment group process. Findings obtained at the end of the experimental process were examined with "Anova for Mixed Measurements" and "t test for Relative Measurements". Analyzes revealed that there was no significant change in the control group, while the participants in the substance-dependence treatment group showed a significant decrease in the likelihood of substance use and substance use after cognitive behavioral group therapy. When the variables considered to be related to relapses were examined, it was seen that in the experimental group there was a significant decrease in the irrational beliefs and emotions regulation strength scores after cognitive behavioral group therapy and a significant increase in the scores of the psychological resilience scores. In the control group, no significant change was found between pre-test and post-test. There was no significant difference in self-efficacy between study and control groups before and after the study. The results were interpreted by considering the relativistic effect of cognitive behavioral theory and therapy, the relativity of the variables used in the study, and the relation with cognitive behavioral approach.