Theses supervised by Doç. Dr. Taner Yıldırım

10 theses · Fırat University

Master'sOpen AccessTR

Abbâsî Devletinin diplomatik ve kültürel ilişkileri (M. 750-850/ H. 132-235)

Abbasîlerin ilk asrındaki (M.750-850/H.132-235 ) dış ilişkiler, doğu ve batı tarihi bakımından oldukça dikkat çekicidir. İslam devletleri, tarih boyunca büyük devletlerle birçok alanda ilişkiler geliştirdi. Hicretin altıncı yılında Hz. Muhammed (S.A.V), İslam devletine komşu olan devletlerin liderlerine İslam'ı tebliğ etmek ve barış yanlısı olduğunu göstermek amacıyla elçiler gönderdi. Elçilik faaliyetleri Hulefâ-yi Râşidîn, Emeviler ve Abbasilerin ilk dönemlerinde de aynen sürdürüldü. Bu durum neticede Abbasilerî, komşu devletler ve güçler ile sağlıklı ilişkiler kurmaya zorladı. Abbâsî Devletinin kurduğu ilişkilerde hiç şüphesiz en püyük pay, elçilik heyetlerinin oldu. Karşılıklı yazışmalar ve elçilik heyetleri sayesinde, Müslüman elçiler doğu ve batıdaki kralların ve imparatorların saraylarına ulaştılar. Karşılıklı yürütülen siyasi, kültürel, ve bilimsel faaliyetler, tarafların kültür ve düşünce hayatının gelişmesine önemli katkı sağladı. İlk Abbâsî dönemi (H. 132-235/ M. 750-850), İslam devletinin tipik ilmi dönemini temsil etmektedir. Abbâsî devletinin diğer devletlerle kültürel münasebetleri bu dönemde gelişmeye başladı. Özellikle yabancı kültürler, İslam medeniyetini ayağa kaldıracak olan bilimin ilham kaynağı oldu. Abbâsî devletinin siyasi istikrarı sağlaması ile birlikte, bilime olan ilgi artacak ve farklı dillerden birçok eser Arapça'ya tercüme edilecektir.

Abbasi DevletiAbbasilerDiplomasi+2
Masood Osman Hasan Sharafanı
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ebû'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir el-Herevî'nin el-İşârât ilâ Ma'rifeti'z-Ziyârât adlı eserinin tercümesi ve değerlendirmesi

XII. yüzyılda yaşamış olan Ebû'l-Hasan Ali B. Ebû Bekir el-Herevî (542-611/1147-1215), dönemin önemli âlimlerindendir. Hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız el-Herevî, son yıllarını Eyyûbîlerin himâyesi altında geçirmiştir. Haleb'de kendisi için kurulan el-Medresetü'l-Hereviyye'de dersler vermiştir. Dört eser kaleme almış olduğu bilinen el-Herevî'nin sadece iki eseri günümüze ulaşmıştır. İslâm coğrafyasında bulunan ziyâretgâhları anlattığı el-İşârât ilâ Ma'rifeti'z-Ziyârât isimli eser bunlardan biridir. Bu çalışmada, el-Herevî'nin mezkûr eseri tercüme edilmiştir.

12. yüzyılEl-İşarat ila Ma'rifeti'z-ZiyaratSeyahat+1
Rıkan Anwer Mohammed
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

IX. ve X. yüzyıllarda Abbâsîlerde sosyal yapıya genel bakış

Abbâsî Devleti IX. ve X. yüzyıllarda en görkemli devrini yaşayarak dönemin önemli siyasî, sosyal ve kültürel merkezi haline geldi. Özellikle Bağdat merkez olmak üzere medeniyetin her yerinde şekillenen sosyal sınıfların varlığına inat halk bir bütün olarak bir arada yaşadı. Sosyal hayat içinde yer alan birçok faktör Abbâsî toplumunun yaşam tarzını şekillendirdi. Abbâsîler gelişim gösterdikleri coğrafyada her toplumdan bir şeyler öğrendiler. Öğrendikleri tüm kültürel faktörleri kendi mirasları olarak devam ettirdiler. Bu etkileşim birçok sosyal ve kültürel gelişmeleri beraberinde getirdi. Abbâsîler özellikle mimari, güzel sanatlar, mûsikî, şiir ve edebiyat alanında ileri bir seviyedeydi. Abbâsî Devleti, IX. ve X. yüzyıllarda hayat standardını en üst seviyede devam ettirdi; geniş coğrafyalarda egemenlik kurarak farklı milletlere karşı üstünlük kurmayı başardı. Böylece farklı milletler ile birlikte bir sentez oluşturarak zenginlik ve bolluk içinde dönemin en gözde devletlerinden biri oldu. Abbâsî Devleti içerisinde yaşayan Araplar, İranlılar, Türkler gibi farklı milletler, toplumun sosyal ve kültürel özelliklerinin belirlenmesinde büyük rol oynadı. Sosyal tabakaların var olduğu Abbâsî toplumunda kölelik dikkat çeken bir unsurdu. Yine Abbâsî coğrafyasında Hristiyan ve Yahudiler gibi milletler medeniyetin sosyal tabakasında var olan zimmî kesimi oluşturuyordu. Abbâsî Devleti sadece toplumsal farklığı ile ön plana çıkmadı. Nitekim Abbâsîler gerek yaşam tarzları gerekse bilim ve sanata katkıları olsun birçok konuda ön plana çıkmayı başardı. Özellikle mimari alanda başarı sağlayarak birçok sanat eseri ortaya koydular. Toplumsal refah ve zenginlik, bilimsel ve kültürel gelişmeleri beraberinde getirdi. Şiir ve edebiyat alanında ilerlemeleriyle İslâm medeniyetine çok şey kattılar. Mûsikinin gelişimine öncülük eden Abbâsîler, onu sosyal hayatın ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Ekonomik alanda güçlü bir konumda olan Abbâsîler hoşgörü ve refah içinde bir yaşam sürdü. Özellikle Abbâsîler dinî hoşgörüsü ile birçok milletin bir arada huzur içinde yaşamalarını sağladı. Zira dinî hoşgörüsü onu diğer devletlerden ayıran en belirgin yönü oldu. Ortaçağ İslâm Medeniyeti, Abbâsîler döneminde birçok dünya medeniyetinden daha ileri bir seviyedeydi. Bilimsel gelişmeler, dil, din, edebiyat, coğrafya, felsefe, tarih, güzel sanatlar vb. alanlarda Arap başarısı Abbâsîler ile birlikte zirveye taşındı. Anahtar Kelimeler: Abbâsî Devleti, Bağdat, Toplumsal Yapı, Mimari, Kültür, Şiir ve Edebiyat, Mûsiki.

Abbasi DevletiAbbasilerAbbasiler Dönemi+7
Havva Durak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm tarihinin ilk kaynaklarına göre Diyarbakır'ın fethi

Suriye bölgesinin fethinden sonra Müslümanlar, Cezire Bölgesi'nin fethine yöneldiler. İyâz b. Ganm komutanlığında gerçekleştirilen fetihler bir yıl kadar sürdü. "Ada" anlamına gelen el-Cezire (Mezopotamya) Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgeye verilen isimdir. Urfa, Mardin ve Diyarbakır gibi Anadolu şehirlerini içine alan bu bölgenin önemli bir kısmı Irak coğrafyasında olmakla birlikte, ilk cephe Şam tarafından açılmış ve buradan fetih başlatılmıştır. Daha sonra Irak bölgesinden gönderilen askerlerle bölgedeki ordu desteklenmiş ve iki koldan fetih gerçekleşmiştir. Müslüman ordusu, Hz. Ömer'in halifelik döneminde Mısır, Suriye, Mezopotamya, İran ve Doğu Anadolu'yu kısa bir süre içerisinde başarıyla fethetti. Diyarbakır veya Amîd, 640 yılında İyâz b. Ganm tarafından fethedilmişti. Müslüman orduları el-Cezire'nin (Kuzey Mezopotamya) büyük bir kısmını barışçı yollarla ele geçirdi. Müslüman tarihçiler el-Cezire'yi kolay bir şekilde fethedilen ülke olarak gösterdi.

DiyarbakırEl CezireFetihler+5
Kıvanç Tunç
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ'da tıp ve eczacılık alanıyla ilgili Türkiye'de yazılmış eserlerin değerlendirilmesi

Antikçağda tıp ve diğer bilimler için inanılan hurafe bilgiler ve batıl inançlar Ortaçağ'da da devam etmiştir. Skolastik düşüncenin bilimin üzerinde bir gölge olması Avrupa'da bilimin gelişmesine engel olmuştur. Tıp biliminin insan sağlığını koruması açısından tarih boyunca ilgilenilen bir alan olmasına rağmen Ortaçağ Avrupa'sında kilisenin etkisi ve bilimsel olmayan inanışlardan dolayı tıp bilimi gelişme gösterecek imkânı bulamamıştır. Batı'da bilimin gelişmesinin önünde engeller sıralanırken, Doğu'da İslâm dünyasında bilimin gelişmesine engel olan unsurlar ortadan kaldırılmıştır. İslâm dininin ilmi ve öğrenmeyi teşvik eden bir din olmasının etkisiyle bilimsel çalışmalar artmıştır. Emevî Devleti döneminde bazı halifelerin şahsi ilgilerinden dolayı Antik medeniyetlere ait eserler tercüme edilerek bilimin gelişmesi açısından önemli bir adım atılmıştır. Abbâsîler döneminde ise Antik medeniyetlere ait eserlerin çeviri faaliyetleri artarak teşkilatlı bir şekilde tercüme faaliyetleri yapılmıştır. Abbâsî halifelerinin çeviri faaliyetlerine ve bilimsel araştırmalara verdikleri destek sayesinde bilim insanları araştırma yapıp yeni buluşlara imza atabilmişlerdir. Bu dönemde yapılan çalışmalar sonraki dönemlerde yapılan bilimsel çalışmalara temel oluşturup birçok bilimin gelişmesini sağlamıştır. Tıp ve eczacılık alanlarında da yapılan bilimsel çalışmalar ve buluşlar Avrupa'yı derinden etkilemiştir. Ortaçağ'da müslüman hekimlerin ve eczacıların yaptıkları çalışmalar modern tıp ve eczacılığın oluşmasında etkili olmuştur. Tezimizde Ortaçağ'da yazılmış ve Türkiye'de basılmış olan eserlere öncelik verilerek Ortaçağ tıp ve eczacılık ile ilgili yazılmış olan kitap, makale, lisansüstü tezler, ansiklopedi maddeleri ve sempozyum bildirileri gibi farklı türden kaynaklar incelenip değerlendirilmesi yapılmıştır.

BibliyografyaEczacılıkKitaplar+6
Medine Karakaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Emevî ve Abbâsî idaresinde kölelik

Genel bir ifade ile insanların özgürlüğünden mahrum edilerek bir başkasının malı sayılması şeklinde isimlendirilen kölelik, en eski dönemlerden itibaren hukuk sistemleri ile bir nevi yasallaştırılmıştır. Bugün insanlık için dehşet verici ve imkânsız olarak görülen kölelik, eski devirlerde meşru sayılmakta ve insanlar; hürler ve köleler olarak iki sınıfa ayrılmaktaydılar. Tüm hakların sahibi olan hürler, mahiyetlerindeki köleleri hak ve fiil ehliyetinden, hatta yaşama güvencesinden yoksun bırakarak, bir eşya gibi alıp satmakta, miras bırakmakta ve onları verecekleri her türlü cezaya katlanmaya zorlamaktaydılar. Kölelik kurumu, eski toplumların ekonomik hayatında vazgeçilmez bir unsur olarak görülmekteydi. Bu yüzden insanı en yüce varlık olarak telakki eden semavi dinler, köleliği ortadan kaldırmamakla birlikte; kölelere iyi muamele edilmesi hususunda telkinde bulunmuşlardır. Ancak İslâmiyet bir adım ileri giderek kölelerin âzat edilmesini teşvik etmiş ve kölelerin hürriyetlerine kavuşmaları için pek çok yol ortaya koymuştur. Bu bağlamda İslam toplumları, Kur'an ve hadisler çerçevesinde kölelik kurumuna farklı bir statü kazandırmışlardır. Nitekim eski toplumlarda hiçbir ehemmiyeti olmayan köleler, Emevî ve Abbâsî hilafetine gelindiğinde, hür ve köle arası bir statüde yer alan mevâlî veya başka adlar altında tanımlanarak, devletin en üst düzey memuriyetlerinde istihdam edilmişlerdir.

AbbasilerEmevilerKölelik+2
Kübra Çambay
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessAR

Selahâddîn-i Eyyûbî dönemi bilimsel faaliyetler

When mentioning the events of the Ayyubid era and the reign of Sultan Salah Aldin Alayubi in particular، most historians address the era of Islamic tournaments and the conquest of Jerusalem and the battle of Hittin، and a few researchers in the history of the Middle Ages address the cultural، scientific and social aspects of that rapid and short period، which witnessed the rapid flow of events such as the fall of sultanates and states and the emergence of new sultanates and states in Iraq and the Levant and Egypt. The Ayyubid era in general and the era of Salah Aldin Alayubi، in particular، was characterized by the signs of the cultural renaissance. In his reign، the schools and religious institutes and the role of Schools of memorization of the Koran، and the scientific movement witnessed a great prosperity، as well as its support for scholars and students of science. In addition، the Ayyubid era has witnessed important historical milestones، most of which have reached the present day، such as the corners (Zawaya)، schools، mosques، and the Hospital (The Bimarstanat) and other important edifices of civilization. Therefore we can conclude that the Ayyubid era was the most renaissance and prosperity in the history of Islamic civilization as well as being an era of reconciliation and the era of Islamic unity against wars and the crusades.

Jasım Qasım Qader Qader
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İlk dönem Abbâsî-Bizans ilişkileri' (sosyo-kültürel açıdan)

İslâmiyetin zuhurundan itibaren başta Hz. Peygamber olmak üzere onun ardından gelen diğer liderler, komşu devletleri İslâm'a davet etmek ve barış antlaşması yapmak üzere elçiler görevlendirdiler. Özellikle Hz. Peygamber, liyakatli ve muktedir kişiler arasından seçtiği elçiler sayesinde önemli diplomatik faaliyetler yürüttü. Hz. Peygamberden sonra Raşit Halifeler ve nihayet Emevîlerde bu geleneği sürdürdüler. Emevîlerin ardından yönetimi devralan Abbâsîler ise özellikle Bizans İmparatorluğu ile diplomatik münasebetler tesis ederek; siyasi, sosyal, ticari, ekonomik ve kültürel alanlarda da birçok faaliyet yürüttüler. İslâm dünyasına miladî 750'den 1258'e kadar egemen olan Abbâsî devleti, İslâm devletinin sınırlarını genişleterek birçok yeri fethetmiş ve bu kapsamda pek çok Bizans şehrini de topraklarına katmıştı. Böylece Müslümanlar, doğrudan Bizans kültür ve medeniyeti ile tanışma fırsatı buldular. Bununla birlikte, karşılıklı gidip gelen elçilik heyetleri ve liderlerin bizzat yürüttüğü tercüme faaliyetleri sayesinde, Bizans kültürü ile İslâm kültürü kısa sürede birbirinden etkilendiler. Öyle ki Bizanslılar ile Anadolu'da yapılan mücadeleler, Arap ve Bizans destanlarında dahi yerini aldı. Bizde çalışmamızda; farklı dünyalara mensup her iki devletin birbiri üzerindeki tesirlerini mümkün olduğunca ortaya koymaya ve değerlendirmeye gayret ettik.

AbbasilerAbbasiler DönemiBizans Dönemi+5
Hatun Polat
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bizans ve Sâsânî idarî örgütlenmesinin İslâm Devleti idarî örgütlenmesi üzerindeki etkisi (H. 1-132/ M.S. 622-749)

Dünya medeniyetlerinin siyasî, idarî, ekonomik sistemleriyle toplumsal ve kültürel hayatları medeniyetlerin birbirleriyle ilişkileri sonucu ortaya çıkmıştır. Genel insanlık medeniyetlerinin oluşmasında, yeryüzündeki bütün milletlerin değişik boyutlarda katkıları olmuştur. İslâm medeniyeti de diğer medeniyetlerde olduğu gibi genel olarak kendinden önceki medeniyetlerle etkileşime girmiştir. İslâm medeniyeti diğer medeniyetlerle etkileşime girip onların çeşitli kültürel özelliklerinden almaya başlayınca bütün insanlığa hitap eden bir medeniyet haline gelmiş ve bu, onun en ayırt edici özelliklerinden biri olmuştur. İslâm Devleti farklı milletleri egemenliği altına aldığı için yönetimi altındaki medeniyetler çeşitlenmiştir. Bu da diğer milletlerin medeniyetlerinden etkilenmesini kılmıştır. İslâm medeniyeti alışveriş ilkesi yani karşılıklı etkileşim üzerine kurulmuştur. Bu medeniyet her şeyden önce bir insanlık medeniyetidir. Bu nedenle diğer medeniyetlerin mirasını korumuştur. Fars ve Bizans mirasının modern dünyaya aktarılmasına imkân sağlamıştır. Müslümanlar başka medeniyetleri örnek almakla yetinmemiş bilakis bütün sistem ve bilimleri, nerede olursa olsun her zaman ilerleme ve gelişmeyi arayan İslâm hukukunun ruhuna uygun bir şekilde geliştirmişlerdir. İslâm Devleti kurulmadan önce Arap Yarımadası'ndaki Araplar, idarî ve siyasî teşkilat hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildi. Hz. Peygamber (S.A.V) tarafından İslâm Devletinin kurulması on üç asırdan fazla süren idarî sistemin ilk yapı taşı III sayılmaktadır. Ancak bu sistem ilk kurulduğunda dönemin siyasî ve idarî şartlarıyla orantılı ilkel bir sistemdi. Daha sonra bu sistem Halife Ömer b. Hattâb zamanından Emevîler Dönemine, gelişiminin zirvesine ve refahının en üst noktasına ulaşıncaya kadar İslâm toplumunun çıkarlarını karşılayacak şekilde gelişmeye başlamıştır. Emevîlerin iktidarı devraldıktan sonra özellikle medeni milletlerle temasa geçmeleri, Farslar ve Romalılar arasında hüküm süren siyasî ve idarî sistemlerden etkilenmeleri nedeniyle İslâm Devletindeki idarî sistemin şekli ve içeriğinde gelişmeler olmuştur. Sâsânî ve Bizans sistemlerinin İslâm Devletine etkisi Muâviye b. Ebû Süfyân'ın hükümdarlığı sırasında iktidara ihtişam ve lüksü getirmek istediği zaman başlamıştır. O, Sâsânî ve Bizans Devletlerinin sistemlerini örnek almış, birçok yenilik ortaya koymuş, muhafız alayı ve hâciblik görevlerini ilk defa uygulayan kişi olarak kabul edilmiştir. Veliahtlık sistemini uygulaması ve halifeliği veraset sistemine çevirmesiyle İslâm Devletinde otoriter bir yönetim kurmuştur. Farsların ve Bizanslıların idarî etkileri Emevî Devletinin sonuna kadar devam etmiştir. Sâsânî ve Bizans medeniyetlerinin Müslümanlar üzerindeki etkisi sadece idarî sistemler ve divanların örnek alınmasıyla sınırlı kalmamış, sosyal ve kültürel hayata da ulaşmıştır. Kültürel etki ise hicrî üçüncü ve dördüncü yüzyılda en yüksek seviyesine çıkmıştır.

Bizans İmparatorluğuBizanslılarMedeniyet+3
Mohammed Husseın Muhandıs
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Cengiz Han Dönemi Moğollarda askerî teşkilat

Tarihi kaynaklara göre Türk, Tatar ve Moğol gibi çeşitli halklardan oluşan Moğollar, 13. yüzyılın başlarında tarih sahnesine çıkarak büyük bir İmparatorluk kurmuş ve birçok yeri adeta kasıp kavurmuşlardır. Moğollar sadece karşılarına çıkan güçleri yenmekle kalmamış, ileride kendilerine sorun çıkarma ihtimali bulunan bütün siyasî iradeleri de ortadan kaldırmışlardır. Efsanevi Moğol hükümdarı Cengiz Han (Timuçin/Timuçin), kendi tesis ettiği yasa ile Moğol Devletini tek bir çatı altında toplamış ve "Cihan Hâkimiyeti" idealine dayanan bu siyasî bilinçle büyük bir ulus meydana getirmiştir. Tüm dünyayı ele geçirme düşüncesine dayalı bu ülkü ile hareket eden Moğollar, birçok şehri istila ederek yakıp yıkmış, suçlu suçsuz ayrımı gözetmeksizin birçok insanı katletmişlerdir. Cengiz Han'ın "Cihan Hâkimiyeti" düşüncesi ile başlattığı geniş askerî seferler neticesinde İç Asya ve Orta Asya coğrafyalarındaki birçok göçebe kabile devletiyle beraber, bölgenin güçlü devletleri arasında yer alan Tangutlar, Karahıtaylar (Kitan) ve Hârezmşahlar da hâkimiyet altına alındılar. Cebe Noyan ve Subutay Noyan gibi önemli komutanlar ise batı yönünde ilerleyerek Kafkasya ve Güney Rusya'da tahakküm sağladılar. Bozkır devlet geleneğini yeniden tanzim ederek dünyanın en büyük imparatorluğunu kuran Cengiz Han, adeta durdurulamayan bir "Savaş Makinesi"' olarak adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Askerî başarılar ve yasalara dayalı güçlü bir imparatorluğun kurucusu olan bu büyük lider 1224 yılında Kuzey Çin üzerine gerçekleştirdiği sefer sırasında vefat etmiştir. Muazzam addedilecek başarılarla dolu bir III hayat süren bu liderin yaptıkları, bütün dünya tarihçilerinin ve araştırmacılarının yanı sıra konuya ilgisi olan tüm insanlığın her dönem ilgisini çekmiştir. Bizler de bu çalışmamızda; Moğol İmparatorluğu'nun çok kısa sürede bu denli ivme yakalamasında etkili olan ordu teşkilatını irdeleyerek, beraberinde başarıyı getiren unsurları araştırmaya gayret ettik.

Askeri malzemelerAskeri teşkilatAskeri yapı+4
Kovan Nader Sabrı Tayıb
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Other supervisors