Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ali Pulat
41 theses · Uşak University
Latife Tekin'in romanlarında yabancılaşma
Yabancılaşma günümüzde hayatımızın her alanında karşımıza çıkan temel sorunlardandır. Aynı şekilde edebiyatın da ilgi alanına girmiş olan yabancılaşma adeta her alanı çepeçevre sarmış durumdadır. Tanzimat ile birlikte başlamış olan modernleşme akımı Türk toplumunda bir karmaşa ortaya çıkarmış, bunun sonucu olarak da kültüre ve toplum değerlerine olan yabancılaşma romanlarda ele alınmaya başlanmıştır. Yabancılaşmayı, insanın öz benliğine ve içinde yaşamış olduğu toplumun sosyo-kültürel değerlerine ters davranışlar göstermesi şeklinde açıklayabiliriz. Çalışma, beş bölümden ve Kaynakça'dan meydana gelmektedir. Latife Tekin'in romanlarında yabancılaşma konusunu ele aldığımız için ilk bölümde yabancılaşma kavramının tarihi, Dünya ve Türk edebiyatındaki yeri ile ilgili bir giriş yapılmıştır. İkinci bölümde Latife Tekin'in romanlarını beslediği sosyal ve kültürel alt yapının tespit edilebilmesi için yazarın hayatı, sanatı, eserleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde incelenen romanlar hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise incelediğimiz romanların yabancılaşma bağlamında analizi yapılmıştır. Sonuç bölümünde de çalışma ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır. Kaynakça'da; yararlanılan kitapları, makaleleri, yayımlanmış ve yayımlanmamış tezleri, internetteki veriler alfabetik sırayla uygun bir biçimde verilmiştir. Türk edebiyatında 1980'den sonrası dönemde önemli isimlerinden biri olan Latife Tekin günümüzün de önemli meselelerinin başında gelen yabancılaşma olgusunu, kişilerin yaşadığı iç çatışmaları, bireyin psikolojik durumunu romanlarında sergilemiştir. Bu çalışmada insanoğlunun önemli meselelerinden biri olan "yabancılaşma" olgusuna yer verilmiş ve Latife Tekin'in romanlarındaki bireylerin göstermiş oldukları normal olmayan davranışlar, kendilerine ve yaşadıklara topluma yabancılaşmaları yabancılaşma olgusuyla bağdaştırılarak işlenmiştir. Anahtar sözcük: Latife Tekin, Yabancılaşma, Modernizm, Postmodernizm, Türk Edebiyatı.
Rasim Özdenören'in hikayelerinde tasavvufi kavramlar
Edebiyat, gündelik pratiklerden, toplumsal ilişkilere uzanan geniş bir çerçeveye etki eden ve bunlardan da etkilenen bir olgu olarak zihin dünyamızda yer edinmektedir. Bu zihin dünyasının inşasında edebiyat, bireyin ve toplumun dönüşümünde anahtar bir rol üstlenmektedir. Bunun yanında Edebi eserler içinde bulunulan zamanın ve mekânın anlatısından da bağımsız değildir. Diğer bir ifade ile her edebi eser içinde yaşanılan çağın bir yansımasıdır. Bu sebeple edebi bir eserin incelenmesi toplumsal olguların daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu bakımdan bir eseri ele alırken onu sosyolojik, psikolojik, dini, tarihi vb perspektiflerle ele almak mümkündür. Bu çalışmada da Rasim Özdenören'in hikâyelerindeki tasavvufi kavramlara odaklanmaya çalışılmıştır. Tasavvuf, başlı başına bir düşünce biçimi, yaşam biçimi olarak 13. Yüzyıl başlarından itibaren Anadolu'da yaygınlaşarak bu coğrafyanın yurtlaşmasında önemli katkıları olan bir okul görevi üstlenmiştir. Bunun yansımalarını farklı biçimlerde görmek mümkündür. Özellikle edebiyatımızda tasavvufa ayrı bir önem verilmiş ve "tasavvuf edebiyatı" diğer adıyla "tekke edebiyatı" alanında önemli eserler verilmiştir. Gerek Divan edebiyatında gerekse halk edebiyatında yüzyıllar boyunca kullanılacak bir dilin gelişimine ve dilin zenginleşmesine katkı sağlayan tasavvuf, Anadolu'nun yurtlaşması konusunda önemli kavramlardan biridir.
Mustafa Kutlu'nun denemeciliği
Bu çalışmada Mustafa Kutlu'nun deneme türünde yazdığı ve kitaplaştırdığı yazıları incelenmiştir. Kutlu hakkında yapılan çok sayıda çalışma vardır. Ancak bunlar daha çok hikâyeleri üzerine yoğunlaşmıştır. Bunun yanında bazı çalışmalara denemelerde dâhil edilmiştir. Ancak doğrudan denemelerinin ele alındığı bir çalışmanın bulunmadığı görülmüştür. Bu yüzden bu çalışmada, denemeleri incelenerek Kutlu'nun denemeciliğine dair tespitler ortaya konması amaçlanmıştır. Tezin giriş bölümünde bu konuyu seçme sebeplerimiz ve konu ile ilgili benzer çalışmaların kapsamlarından kısaca bahsedilmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde deneme türüne dair bilgiler verilmiştir. Biçim ve içerik olarak deneme incelemesi yapılırken dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durulmuştur. Denemenin diğer düz yazı türleri ile benzer ve ayrılan yönleri anlatılmıştır. Ayrıca denemenin ortaya çıkışı, kabul görmesi ve edebiyatımızdaki yeri hakkında bilgiler verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde Mustafa Kutlu'nun hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca eserleri ele alınırken deneme kitapları kısaca tanıtılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde Kutlu'nun kitaplaşmış olan denemeleri ele alınarak tespitler yapılmıştır. Öncelikle deneme incelemesi yapılırken dikkat edilecek biçimsel özellikler tespit edilmiş ve bu özellikler Kutlu'nun denemelerinde incelenmiştir. Daha sonra ise denemeler içerik olarak ele alınmıştır. Yazarın ele aldığı konular tespit edilerek bunlar üzerinde durulmuştur. Çalışmanın sonucunda Mustafa Kutlu'nun modernleşme ile birlikte yaşanan değişimden rahatsız olduğu, bu değişimi tek tipleşme olarak gördüğü ve çözüm olarak da dini ve kültürel değerlere sahip çıkılmasının gerekliliğini vurguladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mustafa Kutlu, deneme, modernleşme, göç
Ali Haydar Bey'in hayatı, edebi kişiliği ve tiyatro eserlerinin incelenmesi
Tarih boyunca Türk halkının var olduğu coğrafyalarda, yüzyıllar boyunca kullanılan Osmanlı Türkçesi ile yazılmış birçok edebi ve ilmi eser mevcuttur. Bu eserlerin birçoğu Türkiye Türkçesine aktarılmış olmakla beraber, aktarılmayan pek çok eser edebiyat araştırmacılarının dikkatinden kaçmaktadır. Bu minvalde Tanzimat Dönemi sanatçılarından Ali Haydar Bey'in Sergüzeşt-i Pervîz (Piyes, 1866), İkinci Ersas'ın Sergüzeşti (İkinci Ersas) (Piyes, 1866), Rüya Oyunu (Piyes, 1876) adlı eserleri öncelikle Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Alanlarında ilkleri örneklendirdiği varsayılan eserler ilim dünyasının dikkatini çok fazla çekmemiştir. Eserlerde edebiyatımıza (o dönemde) yeni yeni girmiş konular ve tarihi konular ele alınmıştır. Sergüzeşt-i Pervîz'de olan zengin ve üst sınıf erkek ile çıkarcı kadın (metres) ilişkisi işlenmiştir. İkinci Ersas'ta, Sasani hükümdarlarından İkinci Ersas'ın İran şahı Şapur Şâh'a karşı savaşı anlatılır. Savaştan sonra ikinci eşi Olimpiyad'ın ölümüyle karşılaşır. Rüya Oyunu'nda ise hilebâzlıkla Bey'in paralarının alınmak istenmesi ve görülen rüya ile ilişkilendirilerek engellenmesi işlenmiştir. Ali Haydar Bey ve eserleri hakkında kapsamlı çalışma bulunmamaktadır. Eserleri, içerikleri az da olsa bilinmesine rağmen isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Tanzimat Dönemi ve tiyatro türüne ilişkin çalışma yapan araştırmacılar kısa anlatımlarla ele almıştır. Bu tezin amacı Ali Haydar Bey'in hayatı ve sanatı hakkında bilinmeyenlerin açığa kavuşturulmasıdır. Aynı zamanda o dönemin yapısına ilişkin bilgiler sunulmasıdır. Ali Haydar Bey'in kıymeti çok bilinmemiş bu eserlerini tanıtmak, piyeslerdeki unsurları ve değerlerle ilgili temaları dönemin edebi geleneği çerçevesinde analiz etmektir. Elde edilen tespitlerin edebiyat camiası ile buluşturulması hedeflenmiştir. Tez'de Ali Haydar Bey'in hayatı ve sanatıyla ilgili ulaşılabildiği kadar kapsamlı bilgiler sunulmuştur. Tiyatro eserleri Türkiye Türkçesi'ne aktarıldıktan sonra detaylı olarak ele alınmış ve tahlil edilmiştir. Ali Haydar Bey, Tanzimat Dönemi'ndeki yenilik hareketlerine tiyatroya yeni biçim (manzum) ve türler (trajedi ve komedi) alanında eser kaleme alma girişiminde bulunarak katkı sağlamıştır. Ali Haydar Bey, yanlış batılılaşmayı eleştirmek için mirasyedi tiplere, para avcısı kadınlara ve hilekârlık konularına eserlerinde yer vermiştir. Ali Haydar Bey, batılılaşma ve yenileşme döneminin başları kabul edilen 1860'lı yıllarda ele aldığı tiyatro eserlerinde biçim ve içeriğin yanı sıra batılı kelimelere (vals, balo, balet) yer vermiştir. Anahtar Kelimeler: Ali Haydar Bey, Sergüzeşt-i Pervîz, İkinci Ersas, Rüya Oyunu, Tanzimat Dönemi
Ali Haydar Bey'in hayatı, edebi kişiliği ve tiyatro eserlerinin incelenmesi
Tarih boyunca Türk halkının var olduğu coğrafyalarda, yüzyıllar boyunca kullanılan Osmanlı Türkçesi ile yazılmış birçok edebi ve ilmi eser mevcuttur. Bu eserlerin birçoğu Türkiye Türkçesine aktarılmış olmakla beraber, aktarılmayan pek çok eser edebiyat araştırmacılarının dikkatinden kaçmaktadır. Bu minvalde Tanzimat Dönemi sanatçılarından Ali Haydar Bey'in Sergüzeşt-i Pervîz (Piyes, 1866), İkinci Ersas'ın Sergüzeşti (İkinci Ersas) (Piyes, 1866), Rüya Oyunu (Piyes, 1876) adlı eserleri öncelikle Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Alanlarında ilkleri örneklendirdiği varsayılan eserler ilim dünyasının dikkatini çok fazla çekmemiştir. Eserlerde edebiyatımıza (o dönemde) yeni yeni girmiş konular ve tarihi konular ele alınmıştır. Sergüzeşt-i Pervîz'de olan zengin ve üst sınıf erkek ile çıkarcı kadın (metres) ilişkisi işlenmiştir. İkinci Ersas'ta, Sasani hükümdarlarından İkinci Ersas'ın İran şahı Şapur Şâh'a karşı savaşı anlatılır. Savaştan sonra ikinci eşi Olimpiyad'ın ölümüyle karşılaşır. Rüya Oyunu'nda ise hilebâzlıkla Bey'in paralarının alınmak istenmesi ve görülen rüya ile ilişkilendirilerek engellenmesi işlenmiştir. Ali Haydar Bey ve eserleri hakkında kapsamlı çalışma bulunmamaktadır. Eserleri, içerikleri az da olsa bilinmesine rağmen isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Tanzimat Dönemi ve tiyatro türüne ilişkin çalışma yapan araştırmacılar kısa anlatımlarla ele almıştır. Bu tezin amacı Ali Haydar Bey'in hayatı ve sanatı hakkında bilinmeyenlerin açığa kavuşturulmasıdır. Aynı zamanda o dönemin yapısına ilişkin bilgiler sunulmasıdır. Ali Haydar Bey'in kıymeti çok bilinmemiş bu eserlerini tanıtmak, piyeslerdeki unsurları ve değerlerle ilgili temaları dönemin edebi geleneği çerçevesinde analiz etmektir. Elde edilen tespitlerin edebiyat camiası ile buluşturulması hedeflenmiştir. Tez'de Ali Haydar Bey'in hayatı ve sanatıyla ilgili ulaşılabildiği kadar kapsamlı bilgiler sunulmuştur. Tiyatro eserleri Türkiye Türkçesi'ne aktarıldıktan sonra detaylı olarak ele alınmış ve tahlil edilmiştir. Ali Haydar Bey, Tanzimat Dönemi'ndeki yenilik hareketlerine tiyatroya yeni biçim (manzum) ve türler (trajedi ve komedi) alanında eser kaleme alma girişiminde bulunarak katkı sağlamıştır. Ali Haydar Bey, yanlış batılılaşmayı eleştirmek için mirasyedi tiplere, para avcısı kadınlara ve hilekârlık konularına eserlerinde yer vermiştir. Ali Haydar Bey, batılılaşma ve yenileşme döneminin başları kabul edilen 1860'lı yıllarda ele aldığı tiyatro eserlerinde biçim ve içeriğin yanı sıra batılı kelimelere (vals, balo, balet) yer vermiştir. Anahtar Kelimeler: Ali Haydar Bey, Sergüzeşt-i Pervîz, İkinci Ersas, Rüya Oyunu, Tanzimat Dönemi
Nezihe Araz'ın tiyatrolarında tema ve yapı
Asıl mesleği gazetecilik olan Nezihe Araz, birçok türde eser yazmıştır. Biyografi-inceleme, şiir, senaryo, tiyatro türlerinde çok sayıda eseri vardır. Araz'ın eserleri içinde yazdığı tiyatrolar önem arz etmektedir. Bu noktada sanatçının tüm oyunlarını inceleyen bir araştırma yoktur. Bu çalışma ile onun çocuk oyunları dışındaki tiyatro eserleri incelenmiştir. Çalışmamızda Nezihe Araz'ın tiyatrolarındaki tema ve yapı özellikleri ortaya konmuştur. Gazeteci olması dolayısıyla olaylara ve durumlara geniş bakış açısı ile bakabilen sanatçı, köy yaşamından kalburüstü kişilerin yaşamına kadar her kesimin halini gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır. Üniversite yıllarından sonra Kenan Rıfai ile tanışmıştır. Düşünce dünyasında tasavvuftan etkilenen sanatçı, bu öğretinin unsurlarını eserlerine yansıtmıştır. Bunun yanı sıra kadının uğradığı haksızlıklar, kadın hak ve özgürlükleri birçok tiyatrosunda ele aldığı konulardır. Kısaca tiyatrolarındaki temel konular tasavvuf ve kadındır. "Nezihe Araz'ın Tiyatrolarında Tema ve Yapı" adlı tezimize giriş bölümünde Cumhuriyet Dönemi'nin tiyatrosu hakkında bilgiler verilerek başlanmıştır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Nezihe Araz'ın hayatı, sanatı ve eserleri konu alınmıştır. Çalışmamızın temel noktası olan sanatçının tiyatrolarındaki tema ve yapı ikinci bölümde ele alınmıştır. İnceleme sonucu sanatçının oyunlarındaki yapı ve tema özelliklerine ait genel bir değerlendirmeye sonuç kısmında yer verilmiştir.
Nezihe Araz'ın tiyatrolarında tema ve yapı
Asıl mesleği gazetecilik olan Nezihe Araz, birçok türde eser yazmıştır. Biyografi-inceleme, şiir, senaryo, tiyatro türlerinde çok sayıda eseri vardır. Araz'ın eserleri içinde yazdığı tiyatrolar önem arz etmektedir. Bu noktada sanatçının tüm oyunlarını inceleyen bir araştırma yoktur. Bu çalışma ile onun çocuk oyunları dışındaki tiyatro eserleri incelenmiştir. Çalışmamızda Nezihe Araz'ın tiyatrolarındaki tema ve yapı özellikleri ortaya konmuştur. Gazeteci olması dolayısıyla olaylara ve durumlara geniş bakış açısı ile bakabilen sanatçı, köy yaşamından kalburüstü kişilerin yaşamına kadar her kesimin halini gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır. Üniversite yıllarından sonra Kenan Rıfai ile tanışmıştır. Düşünce dünyasında tasavvuftan etkilenen sanatçı, bu öğretinin unsurlarını eserlerine yansıtmıştır. Bunun yanı sıra kadının uğradığı haksızlıklar, kadın hak ve özgürlükleri birçok tiyatrosunda ele aldığı konulardır. Kısaca tiyatrolarındaki temel konular tasavvuf ve kadındır. "Nezihe Araz'ın Tiyatrolarında Tema ve Yapı" adlı tezimize giriş bölümünde Cumhuriyet Dönemi'nin tiyatrosu hakkında bilgiler verilerek başlanmıştır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Nezihe Araz'ın hayatı, sanatı ve eserleri konu alınmıştır. Çalışmamızın temel noktası olan sanatçının tiyatrolarındaki tema ve yapı ikinci bölümde ele alınmıştır. İnceleme sonucu sanatçının oyunlarındaki yapı ve tema özelliklerine ait genel bir değerlendirmeye sonuç kısmında yer verilmiştir.
Adalet Ağaoğlu'nun öykülerinin Algirdas Julien Greimas'ın eyleyenler modeline göre incelenmesi
Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, Algirdas Julien Griemas tarafından dizgiselleştirilmiştir. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, metin merkezli bir çözümleme yöntemidir. Yazınsal bir metin, göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle çözümlenirken o metni oluşturan yazar, yazarın hayatı, dünya görüşü, ideolojisi, metnin oluşturulduğu dönem gibi hususlar çözümleme dışı bırakılır. Çözümlemesi yapılacak metin, göstergebilimsel çözümleme yönteminin nesnesi yapılarak çözümleme yapılır. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, metindeki dilsel göstergelerden hareket edilerek yapılan bir çözümlemedir ve sistematik bir yapısı bulunmaktadır. Çözümleme süresince yapılacak işlemler önceden belirlenmiştir. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, yüzeysel düzey ve derin düzey olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Yüzeysel düzey çözümlemesi kendi arasında anlatısal ve söylemsel düzey olmak üzere ikiye ayrılır. Bu bölümlerde; kesitleme, eyleyenler kadrosu, anlatı izlencesi, kiplikler, oyuncu, uzam ve zaman çözümlemesi yapılır. Derin düzey çözümlemesinde; mantıksal-anlamsal ve göstergebilimsel dörtgen çözümlemeleri yapılır. Sistematik biçimde ilerleyen bu çözümleme yönteminde, çözümleme yapacak kişinin öznellikleri dışarıda bırakılarak tamamen çözümlemesi yapılacak metin üzerine odaklanılır. Bütün bu özellikler, onu diğer çözümleme yöntemlerinden ayırmaktadır. Çalışmamızda Adalet Ağaoğlu'nun bütün öykülerini Griemas'ın Eyleyenler Modeline Göre(göstergebilimsel çözümleme yöntemine) çözümledik. Bilindiği gibi öyküler kendi arasında olay öyküsü, durum öyküsü gibi bölümlere ayrılmaktadır. Bu öykü türlerinin de kendi özgü yapısal ve kurgusal farklılıkları bulunmaktadır. çalışmamızda Ağaoğlu'nun bütün öykülerini çözümleyerek hem tikel hem tümel bir çözümleme yapmış olduk hem de göstergebilimsel çözümleme yönteminin olay ve durum öykülerine uygulanış biçimini sunmuş olduk. Adalet Ağaoğlu'nun Yüksek Gerilim, Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim ve Hayatı Savunma Biçimleri olmak üzere toplam dört öykü kitabı bulunmaktadır. Bu öykü kitaplarında toplam 38 öykü yer almaktadır. En Kısa Öykü/Hüzzam Mavisi ve Asri Zamanlar Kilimi adlı öykülerde eyleyenler kadrosu oluşmadığı için bu öyküler çözümlememiştir diğer 36 öykünün tamamı göstergebilimsel yöntemle çözümlenmiştir. Bunun sonucunda Ağaoğlu'nun öykülerdeki yazınsal kimliği, öykü kurgulama teknikleri, okuyucuya gönderdiği temel iletileri ortaya çıkarılmış ve göstergebilimsel çözümleme yöntemine dair bulgular elde edilmiştir. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi; Ağaoğlu'nun öykülerine bütüncül bir perspektiften bakmayı sağlamıştır. Ağaoğlu'nun öykü kurgulama tekniğinde öyküyü oluşturan her unsura özel bir önem atfedildiği görülmüştür. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi Ağaoğlu'nun öykülerine hem tikel hem de tümel bakmayı sağlayarak öykülerdeki yazınsal kimliğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ağaoğlu'nun, ben merkezli olmayan dışa dönük; toplumsal sorunları önceleyen; her türlü sömürü sistemine ve antidemokratik yönetimlere karşı duran; ötekileşen insana sahip çıkan; ideolojik ayrım yapmadan her yanlışı eleştirebilen bir yazar olduğu görülmüştür. Göstergebilimsel çözümleme yönteminin olay türündeki öykülere sorunsuz uygulandığı; durum türü öykülerde oyuncu kadrosunun sınırlı oluşu; serim, düğüm ve çözüm formatında ilerleyen bir olay örgüsünün olmaması nedeniyle uygulama güçlükleri olduğu tespit edilmiştir. Günümüzde anlatısal metinlerde postmodern anlatım teknikleri sıkça kullanılmaktadır. Bu anlatım teknikleri içinde yer alan zamanda geriye gitme(flashback) sık sık kullanılmaktadır. Bu tür öykülerde, göstergebilimsel çözümleme yönteminin çözümleme aşamaları içinde yer alan kesitleme işleminin işlevsel olarak kullanılamadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adalet Ağaoğlu, Göstergebilim, Öykü, Çözümleme
Adalet Ağaoğlu'nun öykülerinin Algirdas Julien Greimas'ın eyleyenler modeline göre incelenmesi
Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, Algirdas Julien Griemas tarafından dizgiselleştirilmiştir. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, metin merkezli bir çözümleme yöntemidir. Yazınsal bir metin, göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle çözümlenirken o metni oluşturan yazar, yazarın hayatı, dünya görüşü, ideolojisi, metnin oluşturulduğu dönem gibi hususlar çözümleme dışı bırakılır. Çözümlemesi yapılacak metin, göstergebilimsel çözümleme yönteminin nesnesi yapılarak çözümleme yapılır. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, metindeki dilsel göstergelerden hareket edilerek yapılan bir çözümlemedir ve sistematik bir yapısı bulunmaktadır. Çözümleme süresince yapılacak işlemler önceden belirlenmiştir. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi, yüzeysel düzey ve derin düzey olmak üzere iki ana bölümden oluşur. Yüzeysel düzey çözümlemesi kendi arasında anlatısal ve söylemsel düzey olmak üzere ikiye ayrılır. Bu bölümlerde; kesitleme, eyleyenler kadrosu, anlatı izlencesi, kiplikler, oyuncu, uzam ve zaman çözümlemesi yapılır. Derin düzey çözümlemesinde; mantıksal-anlamsal ve göstergebilimsel dörtgen çözümlemeleri yapılır. Sistematik biçimde ilerleyen bu çözümleme yönteminde, çözümleme yapacak kişinin öznellikleri dışarıda bırakılarak tamamen çözümlemesi yapılacak metin üzerine odaklanılır. Bütün bu özellikler, onu diğer çözümleme yöntemlerinden ayırmaktadır. Çalışmamızda Adalet Ağaoğlu'nun bütün öykülerini Griemas'ın Eyleyenler Modeline Göre(göstergebilimsel çözümleme yöntemine) çözümledik. Bilindiği gibi öyküler kendi arasında olay öyküsü, durum öyküsü gibi bölümlere ayrılmaktadır. Bu öykü türlerinin de kendi özgü yapısal ve kurgusal farklılıkları bulunmaktadır. çalışmamızda Ağaoğlu'nun bütün öykülerini çözümleyerek hem tikel hem tümel bir çözümleme yapmış olduk hem de göstergebilimsel çözümleme yönteminin olay ve durum öykülerine uygulanış biçimini sunmuş olduk. Adalet Ağaoğlu'nun Yüksek Gerilim, Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim ve Hayatı Savunma Biçimleri olmak üzere toplam dört öykü kitabı bulunmaktadır. Bu öykü kitaplarında toplam 38 öykü yer almaktadır. En Kısa Öykü/Hüzzam Mavisi ve Asri Zamanlar Kilimi adlı öykülerde eyleyenler kadrosu oluşmadığı için bu öyküler çözümlememiştir diğer 36 öykünün tamamı göstergebilimsel yöntemle çözümlenmiştir. Bunun sonucunda Ağaoğlu'nun öykülerdeki yazınsal kimliği, öykü kurgulama teknikleri, okuyucuya gönderdiği temel iletileri ortaya çıkarılmış ve göstergebilimsel çözümleme yöntemine dair bulgular elde edilmiştir. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi; Ağaoğlu'nun öykülerine bütüncül bir perspektiften bakmayı sağlamıştır. Ağaoğlu'nun öykü kurgulama tekniğinde öyküyü oluşturan her unsura özel bir önem atfedildiği görülmüştür. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi Ağaoğlu'nun öykülerine hem tikel hem de tümel bakmayı sağlayarak öykülerdeki yazınsal kimliğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ağaoğlu'nun, ben merkezli olmayan dışa dönük; toplumsal sorunları önceleyen; her türlü sömürü sistemine ve antidemokratik yönetimlere karşı duran; ötekileşen insana sahip çıkan; ideolojik ayrım yapmadan her yanlışı eleştirebilen bir yazar olduğu görülmüştür. Göstergebilimsel çözümleme yönteminin olay türündeki öykülere sorunsuz uygulandığı; durum türü öykülerde oyuncu kadrosunun sınırlı oluşu; serim, düğüm ve çözüm formatında ilerleyen bir olay örgüsünün olmaması nedeniyle uygulama güçlükleri olduğu tespit edilmiştir. Günümüzde anlatısal metinlerde postmodern anlatım teknikleri sıkça kullanılmaktadır. Bu anlatım teknikleri içinde yer alan zamanda geriye gitme(flashback) sık sık kullanılmaktadır. Bu tür öykülerde, göstergebilimsel çözümleme yönteminin çözümleme aşamaları içinde yer alan kesitleme işleminin işlevsel olarak kullanılamadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adalet Ağaoğlu, Göstergebilim, Öykü, Çözümleme
Melih Cevdet Anday'ın romanlarının göstergebilimsel çözümlemesi
Yazınsal yapıtlar, pek çok yöntemle çözümlenebilir. Göstergebilim, kuram olmasının yanı sıra, sözü edilen bu çözümleme yöntemlerinden biridir. Fransa, İtalya, Çin, Brezilya ve Estonya başta olmak üzere göstergebilimciler; belirledikleri çözümleme nesnelerini göstergebilimle ele almakta, ortaya koyduklarıyla kuram ve yöntem üzerine kayda değer çalışmalar üretmektedirler. Türkiye'de ise göstergebilim çalışmaları, adı geçen ülkelere göre, gerek yayımlanan çalışmalar bağlamında gerekse yetiştirilen göstergebilimciler bağlamında çok gerilerde kalmıştır. Öte yandan bu çalışmanın konusu olan Melih Cevdet Anday'ın kendi adıyla yayımladığı romanları (Aylaklar, Gizli Emir, İsa'nın Güncesi, Raziye) üzerine yapılmış herhangi bir göstergebilimsel çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenlerin bileşkesinde böyle bir çalışma yapma gereksinimi duyulmuştur. Yapılan bu çalışma ile hem Melih Cevdet Anday'ın adı geçen romanlarıyla ilgili bir çözümleme ortaya konmuş hem de Türk alanyazınına göstergebilimsel çözümleme bağlamında katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışma boyunca göstergebilimsel yöntem ve onun çok az tercih edilen "anlambilimsel varyant"ının yazınsal metin üzerindeki uygulayımı denenmiştir. Bu deneyle yazınsal metnin anlamının "nasıl" üretildiğinden çok, yazınsal metnin anlamının "ne" olduğu sorusuna anlambilimsel varyant doğrultusunda yapılan çözümlemelerle yanıt aranmıştır. Çalışma, temelde iki yapı üzerine kurgulanmıştır: kuram ve uygulama. Kuramsal bölümde yazınsal göstergebilimin mantığı, terimleri ve çözümleme yörüngesi anlambilimsel varyant perspektifinden ele alınmış; uygulama bölümünde ise bütüncedeki dört roman, göstergebilimsel yöntemin anlambilimsel varyantıyla ayrı ayrı çözümlenmiştir. Çalışma boyunca kullanılan terimce için bir sözlükçe hazırlanarak ekte sunulmuş, böylece terimce bağlamında Türk göstergebilim çalışmalarının yaşadığı sorunlara görece bir çözüm yolu sunulmuştur. Tüm çözümleme sürecinin sonunda ise anlambilimsel varyantın, göstergebilimin klasik varyantına göre daha uygulanabilir olduğu, anlatının anlamının "ne" olduğu sorusu bağlamında çözümlemenin daha verimli sonuçlar ürettiği görülmüştür. Buna göre Aylaklar romanı, maddi ve manevi olarak yukarıdalık/aşağıdalık karşıtlığından oluşmaktadır. Gizli Emir romanının ütopya ve distopya karşıtlığıyla kuşatıldığı söylenebilir. İsa'nın Güncesi romanında ekonomik temelli bir yabancılaşma süreci işlenmektedir. Raziye romanının ise temelde gelenek/modernizm ve özleşme/yabancılaşma izlekleriyle kurgulandığı ifade edilebilir. Yapılan bu çalışmanın, yazınsal metin çözümlemelerine esen kaynağı olması beklenmektedir. Anahtar Sözcükler: Göstergebilim, Anlambilimsel Varyant, Melih Cevdet Anday, Aylaklar, Gizli Emir, İsa'nın Güncesi, Raziye.
Abdulvahap Akbaş'ın hayatı ve şiirlerinin tematik incelenmesi
Mesleği öğretmenlik olan Abdulvahap Akbaş‟ın edebiyatın çeşitli türlerinde eserleri vardır. Şiir, roman, hikâye, deneme, gezi, çocuk kitapları, sadeleştirme, dil bilgisi türlerindeki çok sayıda eserinin yanında roman, hikâye ve çocuklar için yazdığı kitaplar ve de yarım kalmış eserleri bulunmaktadır. Akbaş‟ın şiirleri diğer eserlerinin yanında daha fazladır ve bu onun şiire gösterdiği ehemmiyeti göstermektedir. Bu noktada henüz sanatçının veya şiirlerinin incelenmesiyle alakalı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma yazarın hem hayatı noktasında hem de onun çalışmalarının büyük çoğunluğunu kapsayan şiirlerinin incelenmesi konusunda bir eksiği gidermeyi hedeflemektedir. Bu çalışma ile Abdulvahap Akbaş‟ın şiirlerindeki temaların belirlenmesi hedeflenmiştir. Öğretmenlik mesleğinin de bir sonucu olarak çocuklara çok ayrı bir hassasiyetle yaklaşan Abdulvahap Akbaş, çocukların günümüz dünyasında çektiği sıkıntılara şiirlerinde sıkça yer vermiştir. Şiirlerinde dinî-tasavvufî konulara da değindiği gözlenen şairin hemen pek çok şiirinde inancının ve değerlerinin izlerini görmek mümkündür. Bunun yanı sıra farklı zamanlarda seyahat ettiği, hayatında iz bırakmış ve manevi havasını yüreğinde hissettiği yerleri sanatsal ve mimari yönden ele almış ve bunları şiirlerinde işlemiştir. Abdulvahap Akbaş‟ın Hayatı ve Şiirlerinin Tematik olarak incelemesi adlı tezin giriş kısmına şairin hayatı ve şiiri hakkında bilgiler verilerek başlanmıştır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Abdulvahap Akbaş'ın hayatı, genel olarak eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Tez çalışmasının ana konusu olan şiirlerinin tema bakımından incelenmesi ikinci bölümde ele alınmıştır. İnceleme sonucunda yazarımızın şiirlerindeki tema özelliklerine ait genel bir değerlendirmeye sonuç kısmındadır. Anahtar kelimeler: Abdulvahap Akbaş, Biyografi, Şiir, Tema
Abdulvahap Akbaş'ın hayatı ve şiirlerinin tematik incelenmesi
Mesleği öğretmenlik olan Abdulvahap Akbaş‟ın edebiyatın çeşitli türlerinde eserleri vardır. Şiir, roman, hikâye, deneme, gezi, çocuk kitapları, sadeleştirme, dil bilgisi türlerindeki çok sayıda eserinin yanında roman, hikâye ve çocuklar için yazdığı kitaplar ve de yarım kalmış eserleri bulunmaktadır. Akbaş‟ın şiirleri diğer eserlerinin yanında daha fazladır ve bu onun şiire gösterdiği ehemmiyeti göstermektedir. Bu noktada henüz sanatçının veya şiirlerinin incelenmesiyle alakalı bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma yazarın hem hayatı noktasında hem de onun çalışmalarının büyük çoğunluğunu kapsayan şiirlerinin incelenmesi konusunda bir eksiği gidermeyi hedeflemektedir. Bu çalışma ile Abdulvahap Akbaş‟ın şiirlerindeki temaların belirlenmesi hedeflenmiştir. Öğretmenlik mesleğinin de bir sonucu olarak çocuklara çok ayrı bir hassasiyetle yaklaşan Abdulvahap Akbaş, çocukların günümüz dünyasında çektiği sıkıntılara şiirlerinde sıkça yer vermiştir. Şiirlerinde dinî-tasavvufî konulara da değindiği gözlenen şairin hemen pek çok şiirinde inancının ve değerlerinin izlerini görmek mümkündür. Bunun yanı sıra farklı zamanlarda seyahat ettiği, hayatında iz bırakmış ve manevi havasını yüreğinde hissettiği yerleri sanatsal ve mimari yönden ele almış ve bunları şiirlerinde işlemiştir. Abdulvahap Akbaş‟ın Hayatı ve Şiirlerinin Tematik olarak incelemesi adlı tezin giriş kısmına şairin hayatı ve şiiri hakkında bilgiler verilerek başlanmıştır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Abdulvahap Akbaş'ın hayatı, genel olarak eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Tez çalışmasının ana konusu olan şiirlerinin tema bakımından incelenmesi ikinci bölümde ele alınmıştır. İnceleme sonucunda yazarımızın şiirlerindeki tema özelliklerine ait genel bir değerlendirmeye sonuç kısmındadır. Anahtar kelimeler: Abdulvahap Akbaş, Biyografi, Şiir, Tema
Postmodern polisiye roman ve Pınar Kür'ün polisiye üçlemesi
Kuralların yok sayıldığı ve farklılıkların bir arada olduğu postmodern söylem, kendini her alanda göstermiştir. Kuşatmadığı alan kalmayan postmodernizmin ne olduğundan çok tartışmalarla söylem üzerinde genel olarak durulmuş ve söylemin edebiyata ne şekilde yansıdığı işlenmiştir. Postmdernizmin ne olduğu konusu kaygan bir zemin gibidir. Postmodernizmi anlamlandırmak için farklı fikirler taranmıştır. Lyotard, Baudrillard, Jameson, Foucault, Deleuze ve Guattari, Laclau ve Mouffe'un gibi postmodernistlerin postmodern yaklaşımlarıyla söylem anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Postmodernistlerin ortaya attıkları çözümlemeler söylemin tartışma ortamını yaratmıştır. Kapsamlı ve karmaşık bir tartışma alanında postmodernistlerin arasında oluşan farklılıklar, karşıtlıklar tartışmanın yoğunluğunu artırmıştır. Yerli ve yabancı yazarların görüşlerine yer verilerek söylem, içerden ve dışarıdan farklı bakış açılarıyla değerlendirilerek geniş bir perspektiften ele alınmıştır. Çalışmada, Pınar Kür'ün polisiye üçlemesinde postmodern unsurlar tespit edilmiştir. Üçlemenin birinci serisi Bir Cinayet Romanı'nda üstkurmaca ve çoğulculuk öne çıkan postmodern unsurlardır. Üstkurmaca, çoğulculuk gibi postmodern izleklerle anlatı anlaşılması zor ve karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Sonuncu Sonbahar'da göstergelerarasılık ile okura Batının sinema ve müzik kültüründen bilgiler sunulmuştur. Cinayet Fakültesi'nde ise, zaman postmodern bir yaklaşımla işlenmiştir. Kür, döngüsel zaman etrafına seri cinayetler yerleştirilerek anlatıyı çembersel bir forma dönüştürmüştür. Pınar Kür, polisiyenin suç-dedektif-çözüm formülüne postmodern unsurlar yerleştirerek, polisiye üçlemede "katil kim?" sorusu dışında başka merak unsurlarını da okura sunar. Anahtar Kelimeler: Pınar Kür, roman, polisiye, postmodernizm
Aykut Ertuğrul'un hikayelerinin incelenmesi
Günümüz hikâyesinde geniş anlamda hem modernizmin etkisini hem de geleneksel tahkiyenin izlerini görmek mümkündür. Hikâyenin yeni ve farklı bakış açılarla yazılma çabaları ve değişen kültürel-sosyolojik unsurlar içinde yoğrulan insanımızın yaşantılarının hikâye türü içinde daha zengin ele alınabilmesi Aykut Ertuğrul'un hikâyelerini etkilemiştir. Aykut Ertuğrul geleneksel motifler üzerine dini, toplumsal ve kültürel olguları işleyerek hikâyeye yeni bakış açıları ve yeni anlatım biçimleri kazandırmıştır. Onun hikâyelerinde sürükleyici bir kurgusal yapı vardır. Okurun hikâyeyle hemhâl olmasında hikâyelerdeki güncele ait pek çok izlerin etkisi büyüktür. Özellikle kültürel değişimlerin sancılarının ve sonuçlarının birey ve toplum üzerindeki etkilerinin yoğun bir şekilde hikâyelerde işlenmesi dikkat çekicidir. Yazar, hikâyelerinde toplumu yansıtırken sanatının gereği söylevci ve didaktik bir üslûba yönelmeden, sezdirerek ve okuyucunun hayal ve idrak kabiliyetini geliştirmeye çalışarak yazmıştır. Ayrıca Aykut Ertuğrul'un hikâyelerinde bir çok kitaba, sanatçıya, fikir ve görüşe çeşitli yönlerden atıflar görürüz. Bu sebeple onun hikâyelerinin zengin ve farklı okumalara müsait olduğunu söyleyebiliriz. Bu tez günümüz hikâyecilerinden Aykut Ertuğrul'un ve onun hikâyelerinin edebiyat dünyasına tanıtılması amacıyla yazılmıştır. Tezin kapsamında Aykut Ertuğrul'un hayatına değinilmiş ve Keyfekader Kahvesi, Mümkün Öykülerin En İyisi, Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu ve İki Dünyanın Ustası adlı dört hikaye kitabı incelenmiştir. Hikaye incelemede Nurullah Çetin'in Türk Hikâyesi Tahlilleri'nde kullandığı yöntemi kullandık. Aykut Ertuğrul kitaplarının her birinde ayrı ayrı tematik bir bütünlüğe rastlanmamakla beraber Mümkün Öykülerin En İyisi adlı kitabının ilk bölümünde toplumsal konulara yer verdiği gördük. Genel olarak Aykut Ertuğrul'un hikayeleri modernizme karşı duruşuyla, geleneksel olanı bu zamana taşımasıyla dikkat çekicidir. Aykut Ertuğrul hikayeciliği, bugünün insanının ihtiyaçlarını gözeterek geleneksel olanı işlemesi açısından önemlidir. Ayrıca Aykut Ertuğrul, çağdaşı insanı tanıyarak onun arzularına göre fantastik ögeleride hikayesine katabilmiştir. Bu teze destek olarak Aykut Ertuğrul ile bir söyleşi yapılmıştır. Çalışmaya gerekli kaynaklar elde edinilerek başlanmış, güncel yayınlar takip edilmiştir. Hikâyelerin incelenişi Aykut Ertuğrul'un hikâye üzerindeki düşünceleri ışığında yapılmıştır. Elde edilen bilgiler süzgeçten geçirildikten sonra bu çalışma elde edilmiştir.
Aykut Ertuğrul'un hikayelerinin incelenmesi
Günümüz hikâyesinde geniş anlamda hem modernizmin etkisini hem de geleneksel tahkiyenin izlerini görmek mümkündür. Hikâyenin yeni ve farklı bakış açılarla yazılma çabaları ve değişen kültürel-sosyolojik unsurlar içinde yoğrulan insanımızın yaşantılarının hikâye türü içinde daha zengin ele alınabilmesi Aykut Ertuğrul'un hikâyelerini etkilemiştir. Aykut Ertuğrul geleneksel motifler üzerine dini, toplumsal ve kültürel olguları işleyerek hikâyeye yeni bakış açıları ve yeni anlatım biçimleri kazandırmıştır. Onun hikâyelerinde sürükleyici bir kurgusal yapı vardır. Okurun hikâyeyle hemhâl olmasında hikâyelerdeki güncele ait pek çok izlerin etkisi büyüktür. Özellikle kültürel değişimlerin sancılarının ve sonuçlarının birey ve toplum üzerindeki etkilerinin yoğun bir şekilde hikâyelerde işlenmesi dikkat çekicidir. Yazar, hikâyelerinde toplumu yansıtırken sanatının gereği söylevci ve didaktik bir üslûba yönelmeden, sezdirerek ve okuyucunun hayal ve idrak kabiliyetini geliştirmeye çalışarak yazmıştır. Ayrıca Aykut Ertuğrul'un hikâyelerinde bir çok kitaba, sanatçıya, fikir ve görüşe çeşitli yönlerden atıflar görürüz. Bu sebeple onun hikâyelerinin zengin ve farklı okumalara müsait olduğunu söyleyebiliriz. Bu tez günümüz hikâyecilerinden Aykut Ertuğrul'un ve onun hikâyelerinin edebiyat dünyasına tanıtılması amacıyla yazılmıştır. Tezin kapsamında Aykut Ertuğrul'un hayatına değinilmiş ve Keyfekader Kahvesi, Mümkün Öykülerin En İyisi, Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu ve İki Dünyanın Ustası adlı dört hikaye kitabı incelenmiştir. Hikaye incelemede Nurullah Çetin'in Türk Hikâyesi Tahlilleri'nde kullandığı yöntemi kullandık. Aykut Ertuğrul kitaplarının her birinde ayrı ayrı tematik bir bütünlüğe rastlanmamakla beraber Mümkün Öykülerin En İyisi adlı kitabının ilk bölümünde toplumsal konulara yer verdiği gördük. Genel olarak Aykut Ertuğrul'un hikayeleri modernizme karşı duruşuyla, geleneksel olanı bu zamana taşımasıyla dikkat çekicidir. Aykut Ertuğrul hikayeciliği, bugünün insanının ihtiyaçlarını gözeterek geleneksel olanı işlemesi açısından önemlidir. Ayrıca Aykut Ertuğrul, çağdaşı insanı tanıyarak onun arzularına göre fantastik ögeleride hikayesine katabilmiştir. Bu teze destek olarak Aykut Ertuğrul ile bir söyleşi yapılmıştır. Çalışmaya gerekli kaynaklar elde edinilerek başlanmış, güncel yayınlar takip edilmiştir. Hikâyelerin incelenişi Aykut Ertuğrul'un hikâye üzerindeki düşünceleri ışığında yapılmıştır. Elde edilen bilgiler süzgeçten geçirildikten sonra bu çalışma elde edilmiştir.
Postmodern polisiye roman ve Pınar Kür'ün polisiye üçlemesi
Kuralların yok sayıldığı ve farklılıkların bir arada olduğu postmodern söylem, kendini her alanda göstermiştir. Kuşatmadığı alan kalmayan postmodernizmin ne olduğundan çok tartışmalarla söylem üzerinde genel olarak durulmuş ve söylemin edebiyata ne şekilde yansıdığı işlenmiştir. Postmdernizmin ne olduğu konusu kaygan bir zemin gibidir. Postmodernizmi anlamlandırmak için farklı fikirler taranmıştır. Lyotard, Baudrillard, Jameson, Foucault, Deleuze ve Guattari, Laclau ve Mouffe'un gibi postmodernistlerin postmodern yaklaşımlarıyla söylem anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Postmodernistlerin ortaya attıkları çözümlemeler söylemin tartışma ortamını yaratmıştır. Kapsamlı ve karmaşık bir tartışma alanında postmodernistlerin arasında oluşan farklılıklar, karşıtlıklar tartışmanın yoğunluğunu artırmıştır. Yerli ve yabancı yazarların görüşlerine yer verilerek söylem, içerden ve dışarıdan farklı bakış açılarıyla değerlendirilerek geniş bir perspektiften ele alınmıştır. Çalışmada, Pınar Kür'ün polisiye üçlemesinde postmodern unsurlar tespit edilmiştir. Üçlemenin birinci serisi Bir Cinayet Romanı'nda üstkurmaca ve çoğulculuk öne çıkan postmodern unsurlardır. Üstkurmaca, çoğulculuk gibi postmodern izleklerle anlatı anlaşılması zor ve karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Sonuncu Sonbahar'da göstergelerarasılık ile okura Batının sinema ve müzik kültüründen bilgiler sunulmuştur. Cinayet Fakültesi'nde ise, zaman postmodern bir yaklaşımla işlenmiştir. Kür, döngüsel zaman etrafına seri cinayetler yerleştirilerek anlatıyı çembersel bir forma dönüştürmüştür. Pınar Kür, polisiyenin suç-dedektif-çözüm formülüne postmodern unsurlar yerleştirerek, polisiye üçlemede "katil kim?" sorusu dışında başka merak unsurlarını da okura sunar. Anahtar Kelimeler: Pınar Kür, roman, polisiye, postmodernizm
Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde mahpushane (1923-1980)
Mekân olarak mahpushanenin hem Dünya tarihinde hem de Türk tarihinde köklü bir geçmişi vardır. Adaletin korunması ve egemenliğin devamlılığı için mahpushaneler önemli bir yer tutmaktadır. Fiilen suç işlemekle hükümlü olanların yanında filozofların, sanatçıların, yazarların ve şairlerin de mahpushaneye düştüğü görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Cumhuriyet döneminde (1923-1980) eser vermiş şairlerin mahpushane kavramını nasıl algıladığını, bir metafor olarak şiirlerinde nasıl kullandığını ve yorumladığını tespit etmektir. Edebi eserler üzerinden böyle bir araştırmanın yapılması dönemin psikolojik, sosyolojik, eğitim, kültürel ve siyasal hayatı hakkında bilgi edinmemizi sağlaması bakımından önemlidir. Mahpushaneye düşüp bu temayı konu alan şairler olduğu gibi mahpushane girmemiş şairlerin de bu temayla şiir yazdığı görülmektedir. Bu çalışmada, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında 1923 ile 1980 yılları arasında eser veren 20 şairin hapishane temalı şiirleri taranmıştır. Şiir çözümleme yöntemi olarak içerik analizi yapılmıştır. Edebi eserlerin insan hayatı ve toplumu yansıttığı tezinden hareketle şiir türünde tema olarak mahpushanenin birçok açıdan incelenebileceği görülmüştür. Mahpushanenin tarih boyunca fiziksel koşullarındaki değişimi, kullanım amacı ve işlevi, mahkumların halleri ve özellikleri hakkında çarpıcı bilgilere rastlanmaktadır. Elde edilen bu bilgiler tarihimize ve kültürümüze ışık tutması bakımından önemlidir. 1923-1980 yılları arasında eser veren 20 şaire ait tüm şiirleri incelendiğinde dönemin siyaseti, iktidar tarafından uygulanan baskı ve yasaklar, ceza verme biçimleri ve hapishanelerin fiziksel koşulları hakkında tespitler yapılmıştır. Hapishane bir eğitim yeri olarak ele alındığında tutsakların burada marangozluk, kalaycılık, terzilik gibi meslekleri öğrendiği görülmüştür. Yine mahkumların okuma-yazma öğrendikleri de anlaşılmaktadır. Ruhsal değişim sadece mahkûmlarla sınırlı kalmamış, mahkûm yakınlarını da kapsadığı tespit edilmiştir. Bir imge ve simge olarak bakıldığında şiirde yalnızlık, ölüm, sevgiliden ayrı olma, gece, karanlık, siyah gibi anlamlara karşılık geldiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mahpushane, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri, şiir.
Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde mahpushane (1923-1980)
Mekân olarak mahpushanenin hem Dünya tarihinde hem de Türk tarihinde köklü bir geçmişi vardır. Adaletin korunması ve egemenliğin devamlılığı için mahpushaneler önemli bir yer tutmaktadır. Fiilen suç işlemekle hükümlü olanların yanında filozofların, sanatçıların, yazarların ve şairlerin de mahpushaneye düştüğü görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Cumhuriyet döneminde (1923-1980) eser vermiş şairlerin mahpushane kavramını nasıl algıladığını, bir metafor olarak şiirlerinde nasıl kullandığını ve yorumladığını tespit etmektir. Edebi eserler üzerinden böyle bir araştırmanın yapılması dönemin psikolojik, sosyolojik, eğitim, kültürel ve siyasal hayatı hakkında bilgi edinmemizi sağlaması bakımından önemlidir. Mahpushaneye düşüp bu temayı konu alan şairler olduğu gibi mahpushane girmemiş şairlerin de bu temayla şiir yazdığı görülmektedir. Bu çalışmada, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında 1923 ile 1980 yılları arasında eser veren 20 şairin hapishane temalı şiirleri taranmıştır. Şiir çözümleme yöntemi olarak içerik analizi yapılmıştır. Edebi eserlerin insan hayatı ve toplumu yansıttığı tezinden hareketle şiir türünde tema olarak mahpushanenin birçok açıdan incelenebileceği görülmüştür. Mahpushanenin tarih boyunca fiziksel koşullarındaki değişimi, kullanım amacı ve işlevi, mahkumların halleri ve özellikleri hakkında çarpıcı bilgilere rastlanmaktadır. Elde edilen bu bilgiler tarihimize ve kültürümüze ışık tutması bakımından önemlidir. 1923-1980 yılları arasında eser veren 20 şaire ait tüm şiirleri incelendiğinde dönemin siyaseti, iktidar tarafından uygulanan baskı ve yasaklar, ceza verme biçimleri ve hapishanelerin fiziksel koşulları hakkında tespitler yapılmıştır. Hapishane bir eğitim yeri olarak ele alındığında tutsakların burada marangozluk, kalaycılık, terzilik gibi meslekleri öğrendiği görülmüştür. Yine mahkumların okuma-yazma öğrendikleri de anlaşılmaktadır. Ruhsal değişim sadece mahkûmlarla sınırlı kalmamış, mahkûm yakınlarını da kapsadığı tespit edilmiştir. Bir imge ve simge olarak bakıldığında şiirde yalnızlık, ölüm, sevgiliden ayrı olma, gece, karanlık, siyah gibi anlamlara karşılık geldiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mahpushane, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri, şiir.
1908-1980 yılları arası Türk şiirinde Turancılık fikri
Bu çalışmanın amacı, Türk şiirinde 1908-1980 yıllarında Turancılık fikrini ve bu fikrin yansımalarını ortaya koymaktır. Doküman inceleme yöntemi ile yapılan bu çalışmanın kapsamı 1908-1920 yılları II. Meşrutiyet Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi (1923-1980) şiirleridir. Söz konusu dönemlerde yayımlamış dergi, kitap ve gazetelerdeki şiirler konularına göre tasnif edilmiştir. Bu şiirlerde öne çıkan başlıklar, Turancılık fikrini doğrudan ve dolaylı olarak şiirlerine konu etmiş şairler ve şiirlerin yazıldığı tarihler tablo halinde gösterilmiştir. Çalışmada II. Meşrutiyet Dönemi ediplerinden Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Köprülüzade Mehmet Fuad, Enis Behiç (Koryürek), Aka Gündüz, M.Nermi, Dündar Alp, Emin Nihat, Fikret Ziya, Celal Sahir, Feyzullah Sacid, Yusuf Ziya (Ortaç), Cafer Alp, Süleyman Aktuğ, Doğan (Mahlas), Ali Canip (Yöntem)'in şiirleri ele alınmıştır. Cumhuriyet Dönemi'nde ise Cemal Oğuz Öcal, Mehmet Sadık Aran, Kazım Poyraz, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Tayyar Aksoy, Hasan Yavaş, Abdurrahim Karakoç, Fethi Tevetoğlu, Kemal Fedai Çoşkuner, Yavuz Bülent Bakiler, İsmail Durmuş, Dilaver Cebeci, Şevket Yahnıcıoğlu, Fuat Şükrü Dilbilen, Metin Fehmi Bekaroğlu, Aydil, Erol, Gavseddin Koçak, Elmas Yıldırım, Refet Körüklü, Murat Çetin, Mustafa Türker, Osman Nuri Kurt, Mustafa Kayabek, Taylan Demirutku, Hüseyin Nihal Atsız, Mustafa Kayabek, Bahtiyar Körbahtı'nın şiirleri incelenmiştir. II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1920) Türk şiirinde Turancılık fikrinin yedi başlıkta ele sınıflandırılmıştır. Bu başlıklar "Esir Türk Yurdu: Turan, Yeni Hayat: Turan, Türk'ün Ayak Bastığı Toprak: Turan, Büyük Emel: Turan, Mefkurevi Vatan: Turan, Siyasi Bir Devlet Teşekkülü: Turan, Türk Birliği: Turan" şeklindedir. Cumhuriyet Dönemi'nin (1923-1980) şiirlerinde ise Turancılık fikri "Esir Türk Yurdu: Turan, Türk'ün Ayak Bastığı Toprak Turan, Büyük Emel: Turan-Türk Birliği, Siyasi Bir Devlet Teşekkülü: Turan" olarak dört ana başlıkta tasnif edilmiştir. Her iki dönemde en çok şiirin yazıldığı başlığın Esir Türk Yurdu: Turan olduğu görülmektedir. II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1920) Türk şiirinde esaretten kurtuluşun reçetesi, Doğu'da kurulacak büyük Turan Devleti'dir. Bu devlet mazlum Türk ve Müslümanları, sömürgeci güçlerden kurtaracak ve Doğu'da büyük birliğin kurulmasını sağlayacaktır. Şiirlerin büyük bölümünde Türk yurtlarının harap edilmesine, Türklere soykırım uygulanmasına ve Türklerin yok edilmesine yönelik güçlü bir tepki vardır. Cumhuriyet Dönemi'nde (1923-1980) Atsız'ın başını çektiği bazı Türkçüler; Türkiye dışındaki Türklerle ilgilenen, Osmanlı Devleti'nin bakiyesi olan topraklara sahip çıkan, Sovyet Rusya'nın işgali altındaki Türklerin bağımsızlığı savunan sivil bir Türkçülük anlayışı ve bu anlayışın şekillendirdiği Turan ülküsünü savunmuşlardır. Bu tepki hareketi, 1950'li yıllardan sonra siyasi olarak komünizm karşıtlığı olarak daha keskin bir hal almıştır. Turancılık; bir savunma refleksi olarak ortaya çıkarken aynı zamanda Türklerin cihana hâkim olacağı günlerin umudunu da beraberinde şiire yansımıştır. Büyük Turan ideali -Türk birliği- sadece Türklerin değil Batı tarafından sömürülmekte olan mazlum Doğu'nun kurtuluş reçetesi olarak sunulmuştur. Ele alınan şiirlerde Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Kıbrıs, Kerkük, Kırım, Doğu Türkistan kaybedilmiş Türk yurtlarıdır. Kaybedilmiş Türk yurdu Turan için özlem duygusu ve üzüntü ağır basarken işgalci devletlere karşı kin ve intikam duygularının ön plana çıktığı görülmektedir. Şiirlerin pek çoğunda yeryüzündeki Türklerin müstakil tek vatanın olması arzulanmıştır. Bu büyük vatanın adı Turan'dır. Büyük Turan, Türkiye Cumhuriyeti'nin liderliğinde kurulacaktır. Turan'ın sınırları Çin, İran, Hindistan, Kafkaslar, Balkanlar, Kerkük, Mısır, Kıbrıs, Adalar, Kırım, Kazan'ı içine alan büyük bir coğrafyadır. Anahtar Kelimeler: Turan Mefkûresi, Türkçülük, Türk şiiri.
1908-1980 yılları arası Türk şiirinde Turancılık fikri
Bu çalışmanın amacı, Türk şiirinde 1908-1980 yıllarında Turancılık fikrini ve bu fikrin yansımalarını ortaya koymaktır. Doküman inceleme yöntemi ile yapılan bu çalışmanın kapsamı 1908-1920 yılları II. Meşrutiyet Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi (1923-1980) şiirleridir. Söz konusu dönemlerde yayımlamış dergi, kitap ve gazetelerdeki şiirler konularına göre tasnif edilmiştir. Bu şiirlerde öne çıkan başlıklar, Turancılık fikrini doğrudan ve dolaylı olarak şiirlerine konu etmiş şairler ve şiirlerin yazıldığı tarihler tablo halinde gösterilmiştir. Çalışmada II. Meşrutiyet Dönemi ediplerinden Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Köprülüzade Mehmet Fuad, Enis Behiç (Koryürek), Aka Gündüz, M.Nermi, Dündar Alp, Emin Nihat, Fikret Ziya, Celal Sahir, Feyzullah Sacid, Yusuf Ziya (Ortaç), Cafer Alp, Süleyman Aktuğ, Doğan (Mahlas), Ali Canip (Yöntem)'in şiirleri ele alınmıştır. Cumhuriyet Dönemi'nde ise Cemal Oğuz Öcal, Mehmet Sadık Aran, Kazım Poyraz, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Tayyar Aksoy, Hasan Yavaş, Abdurrahim Karakoç, Fethi Tevetoğlu, Kemal Fedai Çoşkuner, Yavuz Bülent Bakiler, İsmail Durmuş, Dilaver Cebeci, Şevket Yahnıcıoğlu, Fuat Şükrü Dilbilen, Metin Fehmi Bekaroğlu, Aydil, Erol, Gavseddin Koçak, Elmas Yıldırım, Refet Körüklü, Murat Çetin, Mustafa Türker, Osman Nuri Kurt, Mustafa Kayabek, Taylan Demirutku, Hüseyin Nihal Atsız, Mustafa Kayabek, Bahtiyar Körbahtı'nın şiirleri incelenmiştir. II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1920) Türk şiirinde Turancılık fikrinin yedi başlıkta ele sınıflandırılmıştır. Bu başlıklar "Esir Türk Yurdu: Turan, Yeni Hayat: Turan, Türk'ün Ayak Bastığı Toprak: Turan, Büyük Emel: Turan, Mefkurevi Vatan: Turan, Siyasi Bir Devlet Teşekkülü: Turan, Türk Birliği: Turan" şeklindedir. Cumhuriyet Dönemi'nin (1923-1980) şiirlerinde ise Turancılık fikri "Esir Türk Yurdu: Turan, Türk'ün Ayak Bastığı Toprak Turan, Büyük Emel: Turan-Türk Birliği, Siyasi Bir Devlet Teşekkülü: Turan" olarak dört ana başlıkta tasnif edilmiştir. Her iki dönemde en çok şiirin yazıldığı başlığın Esir Türk Yurdu: Turan olduğu görülmektedir. II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1920) Türk şiirinde esaretten kurtuluşun reçetesi, Doğu'da kurulacak büyük Turan Devleti'dir. Bu devlet mazlum Türk ve Müslümanları, sömürgeci güçlerden kurtaracak ve Doğu'da büyük birliğin kurulmasını sağlayacaktır. Şiirlerin büyük bölümünde Türk yurtlarının harap edilmesine, Türklere soykırım uygulanmasına ve Türklerin yok edilmesine yönelik güçlü bir tepki vardır. Cumhuriyet Dönemi'nde (1923-1980) Atsız'ın başını çektiği bazı Türkçüler; Türkiye dışındaki Türklerle ilgilenen, Osmanlı Devleti'nin bakiyesi olan topraklara sahip çıkan, Sovyet Rusya'nın işgali altındaki Türklerin bağımsızlığı savunan sivil bir Türkçülük anlayışı ve bu anlayışın şekillendirdiği Turan ülküsünü savunmuşlardır. Bu tepki hareketi, 1950'li yıllardan sonra siyasi olarak komünizm karşıtlığı olarak daha keskin bir hal almıştır. Turancılık; bir savunma refleksi olarak ortaya çıkarken aynı zamanda Türklerin cihana hâkim olacağı günlerin umudunu da beraberinde şiire yansımıştır. Büyük Turan ideali -Türk birliği- sadece Türklerin değil Batı tarafından sömürülmekte olan mazlum Doğu'nun kurtuluş reçetesi olarak sunulmuştur. Ele alınan şiirlerde Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Kıbrıs, Kerkük, Kırım, Doğu Türkistan kaybedilmiş Türk yurtlarıdır. Kaybedilmiş Türk yurdu Turan için özlem duygusu ve üzüntü ağır basarken işgalci devletlere karşı kin ve intikam duygularının ön plana çıktığı görülmektedir. Şiirlerin pek çoğunda yeryüzündeki Türklerin müstakil tek vatanın olması arzulanmıştır. Bu büyük vatanın adı Turan'dır. Büyük Turan, Türkiye Cumhuriyeti'nin liderliğinde kurulacaktır. Turan'ın sınırları Çin, İran, Hindistan, Kafkaslar, Balkanlar, Kerkük, Mısır, Kıbrıs, Adalar, Kırım, Kazan'ı içine alan büyük bir coğrafyadır. Anahtar Kelimeler: Turan Mefkûresi, Türkçülük, Türk şiiri.
Melih Cevdet Anday'ın romanlarının göstergebilimsel çözümlemesi
Yazınsal yapıtlar, pek çok yöntemle çözümlenebilir. Göstergebilim, kuram olmasının yanı sıra, sözü edilen bu çözümleme yöntemlerinden biridir. Fransa, İtalya, Çin, Brezilya ve Estonya başta olmak üzere göstergebilimciler; belirledikleri çözümleme nesnelerini göstergebilimle ele almakta, ortaya koyduklarıyla kuram ve yöntem üzerine kayda değer çalışmalar üretmektedirler. Türkiye'de ise göstergebilim çalışmaları, adı geçen ülkelere göre, gerek yayımlanan çalışmalar bağlamında gerekse yetiştirilen göstergebilimciler bağlamında çok gerilerde kalmıştır. Öte yandan bu çalışmanın konusu olan Melih Cevdet Anday'ın kendi adıyla yayımladığı romanları (Aylaklar, Gizli Emir, İsa'nın Güncesi, Raziye) üzerine yapılmış herhangi bir göstergebilimsel çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenlerin bileşkesinde böyle bir çalışma yapma gereksinimi duyulmuştur. Yapılan bu çalışma ile hem Melih Cevdet Anday'ın adı geçen romanlarıyla ilgili bir çözümleme ortaya konmuş hem de Türk alanyazınına göstergebilimsel çözümleme bağlamında katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışma boyunca göstergebilimsel yöntem ve onun çok az tercih edilen "anlambilimsel varyant"ının yazınsal metin üzerindeki uygulayımı denenmiştir. Bu deneyle yazınsal metnin anlamının "nasıl" üretildiğinden çok, yazınsal metnin anlamının "ne" olduğu sorusuna anlambilimsel varyant doğrultusunda yapılan çözümlemelerle yanıt aranmıştır. Çalışma, temelde iki yapı üzerine kurgulanmıştır: kuram ve uygulama. Kuramsal bölümde yazınsal göstergebilimin mantığı, terimleri ve çözümleme yörüngesi anlambilimsel varyant perspektifinden ele alınmış; uygulama bölümünde ise bütüncedeki dört roman, göstergebilimsel yöntemin anlambilimsel varyantıyla ayrı ayrı çözümlenmiştir. Çalışma boyunca kullanılan terimce için bir sözlükçe hazırlanarak ekte sunulmuş, böylece terimce bağlamında Türk göstergebilim çalışmalarının yaşadığı sorunlara görece bir çözüm yolu sunulmuştur. Tüm çözümleme sürecinin sonunda ise anlambilimsel varyantın, göstergebilimin klasik varyantına göre daha uygulanabilir olduğu, anlatının anlamının "ne" olduğu sorusu bağlamında çözümlemenin daha verimli sonuçlar ürettiği görülmüştür. Buna göre Aylaklar romanı, maddi ve manevi olarak yukarıdalık/aşağıdalık karşıtlığından oluşmaktadır. Gizli Emir romanının ütopya ve distopya karşıtlığıyla kuşatıldığı söylenebilir. İsa'nın Güncesi romanında ekonomik temelli bir yabancılaşma süreci işlenmektedir. Raziye romanının ise temelde gelenek/modernizm ve özleşme/yabancılaşma izlekleriyle kurgulandığı ifade edilebilir. Yapılan bu çalışmanın, yazınsal metin çözümlemelerine esen kaynağı olması beklenmektedir. Anahtar Sözcükler: Göstergebilim, Anlambilimsel Varyant, Melih Cevdet Anday, Aylaklar, Gizli Emir, İsa'nın Güncesi, Raziye.
Mustafa Kutlu'nun kanaat ekonomisi kavramının hikâyelerinde incelenmesi
Bu çalışmada Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri iktisat biliminin kavramları bağlamında incelenmiştir. Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Ancak bu çalışmalardan hiç biri söz konusu hikâyeleri iktisadi kavramlar çerçevesinde bir analize tabi tutmamıştır. Mustafa Kutlu'nun kapitalist iktisada eleştirisini anlamak için hikâyeleri bu kavramlar bağlamında inceledik. Tezin giriş bölümünde bu konuyu seçme sebeplerimiz, çalışmamızın kapsamı, amaçları ve usulümüz hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde iktisadın bağımsız bir bilim haline geldiği 18. yüzyıla kadar, felsefe ve bilimde yaşanan zihniyet dönüşümü tarihsel ve teorik bağlamda açıklanmaya çalışılmıştır. Buna göre Antik Çağ ve Modern Çağ'daki bilim ve felsefede yaşanan zihniyet dönüşümlerine sebep olan düşünürler ve onların eserleri serimlenmiştir. Bu dönüşümler sırasında yaşanan sosyal, politik ve tarihi olaylar anlatılmıştır. Ayrıca Mustafa Kutlu'nun kapitalizme alternatif olarak öne sürdüğü kanaat kavramı ve bu kavramın kaynağı olarak bizim önerdiğimiz Yalçın Koç'un Anadolu mayası kavramları açıklanmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde iktisadın bağımsız bir bilim haline gelişi sürecinde gerçekleşen sosyal ve siyasi olaylar anlatılmıştır. Kapitalizmin doğuşu ve ekonomi biliminin kapitalizmi ele alışı dönemin iktisatçı mütefekkirlerin fikirleri bağlamında tarihsel ve teorik olarak açıklanmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise inceleme materyallerimiz olan hikâyeler tanıtılarak her bir hikâye kapitalist-iktisattan doğan kavramlar bağlamında değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Mustafa Kutlu'nun hikâyelerindeki bazı kahramanların kapitalist ekonomiyi bazılarının ise kanaat ekonomisini temsil ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. Söz konusu idealinin teorik zemininin anlaşılması bu kahramanların temsil ettiği ahlaki değerin kaynağına yönelmekle mümkün olduğu görülmektedir. Anadolu Mayası kavramının kaynağı ve kanaat ahlakının kaynağı özdeştir.
Mustafa Kutlu'nun kanaat ekonomisi kavramının hikâyelerinde incelenmesi
Bu çalışmada Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri iktisat biliminin kavramları bağlamında incelenmiştir. Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Ancak bu çalışmalardan hiç biri söz konusu hikâyeleri iktisadi kavramlar çerçevesinde bir analize tabi tutmamıştır. Mustafa Kutlu'nun kapitalist iktisada eleştirisini anlamak için hikâyeleri bu kavramlar bağlamında inceledik. Tezin giriş bölümünde bu konuyu seçme sebeplerimiz, çalışmamızın kapsamı, amaçları ve usulümüz hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde iktisadın bağımsız bir bilim haline geldiği 18. yüzyıla kadar, felsefe ve bilimde yaşanan zihniyet dönüşümü tarihsel ve teorik bağlamda açıklanmaya çalışılmıştır. Buna göre Antik Çağ ve Modern Çağ'daki bilim ve felsefede yaşanan zihniyet dönüşümlerine sebep olan düşünürler ve onların eserleri serimlenmiştir. Bu dönüşümler sırasında yaşanan sosyal, politik ve tarihi olaylar anlatılmıştır. Ayrıca Mustafa Kutlu'nun kapitalizme alternatif olarak öne sürdüğü kanaat kavramı ve bu kavramın kaynağı olarak bizim önerdiğimiz Yalçın Koç'un Anadolu mayası kavramları açıklanmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde iktisadın bağımsız bir bilim haline gelişi sürecinde gerçekleşen sosyal ve siyasi olaylar anlatılmıştır. Kapitalizmin doğuşu ve ekonomi biliminin kapitalizmi ele alışı dönemin iktisatçı mütefekkirlerin fikirleri bağlamında tarihsel ve teorik olarak açıklanmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise inceleme materyallerimiz olan hikâyeler tanıtılarak her bir hikâye kapitalist-iktisattan doğan kavramlar bağlamında değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Mustafa Kutlu'nun hikâyelerindeki bazı kahramanların kapitalist ekonomiyi bazılarının ise kanaat ekonomisini temsil ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. Söz konusu idealinin teorik zemininin anlaşılması bu kahramanların temsil ettiği ahlaki değerin kaynağına yönelmekle mümkün olduğu görülmektedir. Anadolu Mayası kavramının kaynağı ve kanaat ahlakının kaynağı özdeştir.
Cumhuriyet Dönemi Türk romanında şiddet 1980-2000 yılları arası
Şiddet, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Zaman içinde sosyo-kültürel, siyasal veya ekonomik dinamiklerle birlikte toplumsal ya da toplumlar arası değişime uğrasa bile ne yazık ki tümden yok olmamıştır. Şiddet gibi her an içinde yaşadığımız, beslendiğimiz ve kanıksadığımız bir olgunun edebi sahaya da yansıması kaçınılmazdır. Edebi türler içinde özellikle topluma ve bireye aynalık eden romanlarımızda, geçmişten bu güne şiddet izleğinin her türüne rastlanmaktadır. Ancak ilk dönemlerde alt mesaj olarak işlenen şiddet, 1980-2000 arası romanlarda temel izlek haline gelmiştir. 1980-2000 yılları arasında bu olgu; darbeler, sansür, ekonomik krizler, küresel savaşlar, aydınların ideolojik hesaplaşmaları, etkisi artan kadın hareketleri ve aile içi çatışmalar çerçevesinde anlatılmıştır. Şiddet, bu dönemde özellikle toplumcu- gerçekçi sanat anlayışını benimseyen yazarların yakından ilgilendiği bir mesele haline gelmiştir. Başka bir ifadeyle politik kavgaların içinde yer alan yazarlar, şiddeti anlatmak üzere yola çıkarken, kutuplaşmaya taraf olarak romanı, şiddetin aracısı konumuna getirirler. Bu bağlamda özellikle politik içerikli romanların edebi değeri arka planda kalmıştır. 'Cumhuriyet Dönemi Türk Romanında Şiddet: 1980-2000 Yılları Arası' adını verdiğimiz bu çalışmada "Tarihsel süreçlerin ve toplumsal değişimlerin etkisiyle şiddetin romana yansıması nasıldır" ve "Roman hangi durumda şiddetin aktarıldığı bir mecra haline gelmiştir?" sorularına cevap aranmıştır.