Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Bengisu Nehir Aydın
20 theses · Haliç University
Üniversite öğrencilerinin eş seçim tutumları ile kendilik algısı ve mükemmeliyetçilik ilişkisi
Yapılan araştırmada üniversite öğrencilerinin eş seçim tutumları ile kendilik algısı ve mükemmeliyetçilik ilişkisinin incelenmesi, eş seçimi ile ilişkili değişkenler ortaya konarak çift ilişkilerine dair literatüre katkıda bulunulması amaçlanmaktadır. Ayrıca demografik değişkenlerin eş seçim tutumları, kendilik algısı ve mükemmeliyetçilik düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi de amaçlardan bir diğeridir. Yapılan araştırma ilişkisel tarama modeli ile tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Yüksek Öğretim Kurumu verilerine göre ülkemizde 4.538.926 lisans öğrencisi bulunmaktadır. %95 güven seviyesine göre örneklem 385 kişi olarak belirlenmiştir. Verilerin analizi için SPSS 21 paket programı kullanılmıştır. Oluşan verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirilmiş, verilerin normal dağıldığı belirlenmiştir. Parametrik Testlerden, Pearson Korelasyon testi, karşılaştırma analizleri için t-testi ve One Way ANOVA testi kullanılmıştır. Ayrıca romantizm ve eş seçimini yordayan değişkenlerin incelenmesinde çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Bu araştırmada cinsiyet, yaş, akademik yıl, gelir durumu, anne-baba tutumu, anne-baba eğitim düzeyi, romantik ilişki durumu ve en uzun ilişki süresine göre ölçek puanlarında farklılıkların olduğu belirlenmiştir. Beraber Yaşama ve zıt kutuplar ile kendilik algısı arasında negatif yönde; idealleştirme ve kendilik algısı arasında pozitif yönde; tam güven ve kendilik algısı ile kendine yönelik mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönde; idealleştirme ve kendilik algısı ile başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönde; zıt kutuplar ile başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik arasında negatif yönde düşük şiddette korelasyon vardır. Beraber yaşama, yalnız ve tek doğru, aşk yeterli, zıt kutuplar, tam güven ve rest toplam ile başkalarınca belirlenen mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönde düşük şiddette korelasyon vardır. Başkalarınca belirlenen mükemmeliyetçiliğin, romantizm ve eş seçimi üzerinde pozitif yönlü anlamlı etkisi olduğu belirlenmiştir.
Öfke ifade tarzının çocukluk çağı travmaları ve kültürlenme tutumları ile ilişkisi
Bu çalışmada, üniversite eğitimi amacıyla İstanbul'a göç etmiş erişkin bireylerin öfke ifade tarzları ile çocukluk çağı travmaları ve kültürlenme tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek hedeflenmiştir. Çalışma İstanbul ilinde öğrenim gören 289 kadın ve 118 erkek olmak üzere toplamda 407 birey ile yürütülmüştür. Katılımcıların tamamına Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kültürlenme Tutumları Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS for Windows 24 programı kullanılmıştır. Eğitim durumları incelendiğinde katılımcıların çoğunluğunun yüksek lisans öğrencileri oluşturmaktadır. En az ön lisans öğrencilerinden katılımcı vardır. Kültürlenme tutumları ölçeğinin alt boyutu olan erime ortalama puanının beklenti düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği, en yüksek erime puan ortalamalarının beklenti düzeyi çok fazla olanlarda, en düşük erime puan ortalamalarının beklenti düzeyi düşük olanlarda olduğu saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre, gelmeden önce beklenti düzeyi çok fazla olanların; beklenti düzeyi biraz ve orta olanlar ile arasında anlamlı farklılık görülmezken, hiç beklentisi olmayanlar ve beklenti düzeyi fazla olanlar ile arasında anlamlı farklılık görülmüştür. Beklenti düzeyi çok fazla olanların, erime puanlarının diğer beklenti düzeylerine göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Araştırmada istatistiksel açıdan, çocukluk çağı travması ile öfke düzeyi arasında pozitif yönde bir ilişki, öfke içe atma arasında pozitif yönde bir ilişki, öfke dışa vurma arasında pozitif yönde bir ilişki, öfke kontrolü arasında negatif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Diğer yandan çocukluk çağı travmasının öfke düzeyi, öfke dışa vurma ve öfke içe atmanın yordayıcısı olduğu ve pozitif yönde etkilediği; öfke kontrolünün de yordayıcısı olduğu fakat negatif yönde etkilediği de araştırmamızın bulguları arasında yer almaktadır. Çocukluk döneminde maruz kalınan travmaların yetişkinlik döneminde etkilerini gösterdiğini ve de hem bu çalışmada hem de alanyazın incelendiğinde çocukluk çağı travmalarının öfke düzeyini ve öfke ifade biçimine etkisinin olduğunu söylemek mümkündür. Kültürlenme tutumlarından bütünleşme ile çocukluk çağı travması, öfke düzeyi, öfke dışa vurma ve öfke içe atma arasında negatif yönlü ilişki olduğu; bütünleşmenin öfke düzeyi, öfke dışa vurma ve öfke içe atmanın anlamlı yordayıcısı olduğu ve negatif yönde etkilediği saptanmıştır. Ortaya çıkan bu sonuç, kültüre olumlu biçimde uyum sağlama tutumuna karşılık gelen bütünleşme tutumunun, uyumun ortaya çıkmasına engel teşkil edebilecek öfke düzeyi, öfke dışa vurma, öfke içe atma ve çocukluk çağı travması gibi değişkenleri dışladığı, bu kavramların ters orantılı olması sebebiyle de ortaya çıkan durumun doğal bir sonucu olduğu şeklinde yorumlanabilir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Kültürlenme Tutumları, Öfke İfade Tarzı
Romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtilerin Geştalt temas biçimleri ve romantik ilişkide bilinçli farkındalık bağlamında incelenmesi
Bu araştırmada romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeylerinin ve Geştalt temas biçimlerinin romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtilerle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri, 18-60 yaş aralığında bulunan ve süregiden bir romantik ilişki içerisinde olup araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 360 kişiden çevrimiçi mecralar aracılığıyla toplanmıştır. Veri toplama aşamasında demografik bilgi formu, Geştalt Temas Biçimleri Ölçeği Yeniden Düzenlenmiş Formu (GTBÖ-YDF), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği (RİOKÖ), Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKBÖ) ve Romantik İlişkide Bilinçli Farkındalık Ölçeği (RİBFÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Pearson çarpım korelasyon analizi, bağımsız grup T-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçları, romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeyleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki; kendine döndürme ve saptırma temas biçimleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bunun üzerine yapılan çoklu regresyon analizlerinde romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeylerinin negatif yönlü olarak romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtileri yordadığı görülmüştür. Bununla birlikte, Geştalt temas biçimlerinden kendine döndürme temas biçiminin pozitif yönlü olarak romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtileri yordadığı saptanmıştır. Araştırmada bu sonuçlarla birlikte cinsiyet, medeni durum ve psikiyatrik tanı alma değişkenlerine ilişkin karşılaştırma sonuçlarına ve değişkenler arasında saptanan diğer ilişkilere de yer verilmiştir. Elde edilen sonuçlar ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Bunlara ek olarak, mevcut araştırma bilindiği kadarıyla romantik ilişkide bilinçli farkındalık ve Geştalt temas biçimleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmadır. Araştırmada elde edilen bulgular, klinik uygulamalarda karşılaşılan romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif semptomların değerlendirilmesinde romantik ilişkide bilinçli farkındalığı ve Geştalt temas biçimlerini göz önüne almanın önemini göstermesi ve literatüre katkı sağlaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler : Geştalt temas biçimleri, obsesif kompulsif bozukluk, partner temalı obsesif kompulsif belirtiler, romantik ilişki temalı obsesif kompulsif belirtiler, romantik ilişkide bilinçli farkındalık.
8. sınıf öğrencilerinde depresif duygulanım, dürtüsellik ve agresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, 8. sınıf öğrencilerinde depresif duygulanım, dürtüsellik ve agresyon arasındaki ilişkinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul'da yaşayan n=64 kız ve n=78 erkek katılımcı oluşturmaktadır. Yapılan araştırmada Barratt Dürtüsellik Ölçeği, Buss Perry Agresyon Ölçeği, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Uygulanan istatistiksel analiz sonucuna göre, öğrencilerin depresyon düzeyleri artarken dürtüsellik düzeyleri ve dürtüselliğin alt boyutu olan dikkat eksikliği dürtüselliği, motor dürtüsellik ve plan yapamama düzeyleri artmaktadır. Öğrencilerin depresyon düzeyleri arttıkça saldırganlık düzeyleri ve saldırganlığın alt boyutları olan fiziksel saldırganlık, öfke ve düşmanlık düzeyleri artmaktadır. Öğrencilerin dürtüsellik düzeyleri arttıkça saldırganlık ve alt boyutları olan fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve sözel saldırganlık düzeyleri artmaktadır. Öğrencilerin dikkat eksikliği dürtüselliği düzeyleri arttıkça saldırganlık ve alt boyutları olan fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve sözel saldırganlık düzeyleri artmaktadır. Öğrencilerin motor dürtüsellik düzeyleri arttıkça saldırganlık ve alt boyutları olan fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve sözel saldırganlık düzeyleri artmaktadır. Öğrencilerin plan yapamama düzeyleri arttıkça saldırganlık ve alt boyutları olan fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve sözel saldırganlık düzeyleri artmaktadır. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre depresyon ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadın öğrencilerin depresyon ortalamaları erkek öğrencilerin ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksektir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre dürtüsellik toplam puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadın öğrencilerin dürtüsellik toplam puan ortalamaları erkek öğrencilerin ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksektir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre dürtüsellik alt boyutu plan yapamama ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadın öğrencilerin plan yapamama ortalamaları erkek öğrencilerin ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksektir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre saldırganlık toplam puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur Kadın öğrencilerin saldırganlık toplam puan ortalamaları erkek öğrencilerin ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksektir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre saldırganlık alt boyutu öfke ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadın öğrencilerin öfke ortalamaları erkek öğrencilerin ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksektir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre saldırganlık alt boyutu düşmanlık ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadın öğrencilerin düşmanlık ortalamaları erkek öğrencilerin ortalamalarından anlamlı düzeyde yüksektir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre diğer ortalamalar arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Agresyon, Depresif Duygulanım, Dürtüsellik.
Çocukluk çağında algılanan anne-baba tutumu ve bireylerin özgüven düzeyi ile yetişkinlik dönemi flört şiddeti tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmamız ile amaçlanan çocukluk çağında algılanan anne-baba tutumu ve bireylerin özgüven düzeyi ile yetişkinlik dönemi flört şiddeti tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma Google formlar aracılığıyla 30 Haziran 2022 ile Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Evrenimiz en az bir defa romantik ilişkisi olan kadın-erkek bireyler olarak belirlemiştir. Çalışmamızın örneklemi ise Türkiye'de yaşayan 18-45 yaş arası en az bir defa romantik ilişkisi olan toplam 423 kadın-erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Çalışmamızda anket formuna yer verilmektedir. Kullanılan anket formları "Demografik Bilgi Formu", "Anne-Baba Tutumu Ölçeği", "Flört Şiddeti Tutum Ölçeği", "Özgüven Ölçeği" içermektedir. Anne-baba tutumu ve özgüven düzeyi ile flört şiddetine yönelik tutum arasındaki ilişkide, anne baba tutumunun ve özgüven düzeyinin yetişkinlik döneminde flört şiddeti tutumunu nasıl etkilediği öğrenilmek istenmiştir. Bu ilişkiye bakıldığında, araştırmanın bağımsız değişkeni; anne-baba tutumu ve özgüven düzeyi, bağımlı değişkeni ise flört şiddetine yönelik tutum olarak ele alınmıştır. Anne-Baba Tutum Ölçeği ve Flört Şiddeti Tutum Ölçeği ve Özgüven Ölçeğinden elde edilen verilerin analizlerinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama gibi betimsel istatistiklerin yanı sıra, araştırmanın amacını ve alt amaçlarını cevaplamak için kruskal wallis testi, mann whitney u testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Ek olarak cinsiyetin flört şiddetine yönelik tutumu nasıl etkilediği incelenmiştir. Bu bağlamda da bağımsız değişkenimiz; cinsiyet, bağımlı değişkenimiz ise; flört şiddeti tutumu olarak belirlenmiştir. Verilerin dağılımı normal olmadığı için korelasyon testi olarak Spearman Korelasyonu uygulanmıştır. Veriler değerlendirilirken; yukarıda bahsedilen ölçekler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca anket sorularının geçerlik ve güvenilirliklerinin analiz edilmesi adına Cronbach Alpha testi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre erkeklerin kadınlardan daha çok flört şiddetine yatkın olduğu, eğitim düzeyi arttıkça flört şiddetinin azaldığı gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca korelasyon değeri sonuçları incelendiğinde Özgüven Ölçeği sonuçlarının Demokratik Ailelerde diğer aile tutumlarına nazaran daha anlamlı sonuçlar elde ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
Ergenlik döneminde sosyal medya bağımlılığı, benlik algısı, empati gelişimi ve akran ilişkileri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Ergenlik döneminde birey, bir kimlik kargaşası içindedir. Bu dönemde bireyde davranışlarda değişiklikler, cinsiyet rollerinin belirlenmesi, bedensel ve psikolojik olarak bir hazırlık söz konusudur. Bu süreçte bireyde hızlı bir gelişim meydana gelir, bu değişim insan yaşamı için oldukça önemlidir. Bireyin bu değişime ayak uydurması gerekir. Ergen, birey olarak arkadaş edinmeye ve tek başına hareket edebilmeye başlar. Günümüzde sosyal medya da ergenlik dönemindeki bireylerin sosyalleşmesi için bir araç olarak önem kazanmıştır. Bu tez çalışmasında sosyal medya kullanımının ergen bireyin benlik algısı, empati gelişimi ve akran ilişkileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Literatürde ergenlik dönemi sosyal medya bağımlılığının farklı değişkenlerle incelenmesi mevcuttur. Ancak literatür incelendiğinde sosyal medya bağımlılığının benlik algısı, empati gelişimi ve akran ilişkileri değişkenlerini birlikte ele alan bir çalışma olmadığı görülmüştür. Bu çalışma literatürdeki bu boşluğu doldurarak yeni araştırmalara ışık tutacaktır. Aynı zamanda güncel olarak çalışılacak olan örneklem grubu üzerinden etkileri yeniden inceleme imkanı sunacaktır. Bu tez çalışması için İstanbul ili Bahçelievler ilçesinde MEB'e bağlı devlet okullarında eğitim gören öğrenciler 1 Temmuz – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında, seçilen ölçek ve formlar psikolog tarafından yüz yüze yöntemiyle, rastgele örnekleme yöntemi ile seçilmiş öğrencilere uygulanmıştır. Veriler, kişisel bilgi formu, Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Çocuklar için Benlik Algısı Profili, Çocuklar için Empati Ölçeği ve Akran İlişkileri Ölçeği uygulanarak toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı ile analiz edilmiş, analiz yöntemleri olarak korelasyon analizi, t testi, ANOVA testi, regresyon analizi gibi istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Anket sorularının geçerlik ve güvenilirlik analizi için ise Cronbach Alpha testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde anlamlılık değeri p<0.05 olarak belirlenmiştir.
Doğal doğum ve müdahaleli doğum yapan kadınların doğum sonrası bebekleriyle bağlanma stillerinin karşılaştırılması
Bu çalışma da doğal doğum ve müdahaleli doğum yapan kadınların, doğum sonrası süreçte bebekleriyle olan bağlanma stilleri ve ilişkili özellikler araştırılmıştır. İstanbul'da bulunan hastanelerde canlı doğum yapmış 170.084 kadın, araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklem hesaplama formülü ile %95 güven aralığı %5 hata payına göre minimum 271 olarak örneklem sayısı hesaplanmıştır. Eksik veya kayıp veri olma ihtimaline karşı 300 doğum yapmış kadın örneklemi oluşturmuştur. Örneklem, İstanbul Avrupa yakasında bulunan 6 hastanede 150 doğal doğum ve 150 müdahaleli doğum yapmış kadın oluşturmaktadır. Verilerin toplanması Mart 2023-Kasım 2023 tarihleri arasında 300 kadınla yüz yüze anket yapılarak gerçekleştirilmiştir. Demografik bilgi formu, Kişisel bilgi formu ve Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) ile veri toplanmıştır. Araştırma değişkenlerinin basıklık ve çarpıklık değerlerinin incelenmesi sonucunda normal dağılım gösterdiği izlenmiştir. Tanımlayıcı özelliklere göre anne-bebek bağlanma ölçeği puanlarında farklılaşma durumu bağımsız gruplar t-testi, ANOVA ve post hoc analizleri ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların önemli bir kısmının istenilen doğum şeklinin doğal doğum olduğu belirlenmiştir. Müdahaleli doğum yapanların, doğumlarına müdahale edilme sebebinin ise %58,7'sinin anne kaynaklı olduğu bulunmuştur. Doğal doğum yapanların müdahaleli doğum yapan katılımcılara göre bebekleri ile ilk temaslarının ve emzirmelerinin daha kısa sürede başladığı bulunmuştur. 34-37 haftalık müdahaleli doğum yapanların ABBÖ toplam puanları daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Müdahaleli doğum yapan katılımcıların bebekleriyle temas zamanlarına göre anne-bebek bağlanma ölçeği toplam puanlarında farklılık olduğu bulunmuştur. Araştırma da bu konuda yapılabilecek ileri araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
İlişkisel-özerk benlik kurgusu ile utanç ve temas biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, genç ve orta yetişkin bireylerde benlik kurguları ile utanç ve temas biçimleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmaya 401 kişi katılmış ve dışlama kriterleri doğrultusunda 393 katılımcının verileri incelenmiştir. Katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", İlişkisel-Özerk Benlik Ölçeği", "Geştalt Temas Biçimleri Ölçeği- Yeniden Değerlendirme Formu", "Sürekli Suçluluk ve Utanç Ölçeği" uygulanmıştır. Sosyodemografik değişkenler açısından araştırma değişkenlerinin grup karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t- testi ve tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. Temas biçimleri, ilişkisel-özerk benlik ve utanç arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon tekniği uygulanmıştır. Tek yönlü varyans analizinde (ANOVA) elde edilen anlamlı farkların incelenmesi için Post-Hoc Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre katılımcıların cinsiyet, eğitim düzeyi değişkenleri bakımından temas biçimleri, benlik kurguları ve utanç puanlarında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Korelasyon bulgularına göre, temas biçimlerinin tüm alt boyutları ile utanç puanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Özerk benlik kurgusu ile temas alt boyutu arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Özerk-İlişkisel benlik kurgusu ile saptırma temas biçimi arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkisel benlik kurgusu ile duygusal duyarsızlaşma arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak, mevcut araştırma bilindiği kadarıyla Geştalt temas biçimleri, ilişkisel- özerk benlik kurguları ve utanç arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmadır. Sonraki araştırmalar ve uygulamalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Yetişkin bireylerde sosyal medya bağımlılığı, psikolojik dayanıklılık ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmalar düşük psikolojik dayanıklılığa ve benlik saygısına sahip kişilerin sosyal medya kullanımının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu araştırma ile yetişkin bireylerde sosyal medya bağımlılığının, psikolojik dayanıklılık ve benlik saygısı ile ilişkisinin araştırılması ve psikolojik dayanıklılık ve benlik saygısının demografik değişkenlere ek olarak yordayıcı gücünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 18-60 yaş arası 547 (256 kadın, 291 erkek) kişi gönüllü olarak dahil olmuştur. Psikolojik Dayanıklılığı ölçmek için Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, benlik saygısı için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve sosyal medya bağımlılığı düzeyini belirlemek için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, SPSS-25 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma verilerinin normallik sınaması için Kolmogorov-Smirnov testi, basıklık (kurtosis) ve çarpıklık (skewness) katsayıları, Q-Q grafik, kutu-grafik ve histogram kullanılmıştır. Buna bağlı olarak, normal dağılım gösterdiği tespit edilen değişkenlerin analizinde Student t testi ve ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Demografik değişkenler kontrol edildiğinde, psikolojik dayanıklılık ve benlik saygısının sosyal medya bağımlılığı üzerindeki yordayıcı gücünü incelemek amacıyla Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre düşük psikolojik dayanıklılık ve düşük benlik saygısı daha yüksek oranda sosyal medya bağımlılığı ile ilişkilidir. Demografik değişkenler kontrol edildiğinde bile, yapısal stil, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlik ve benlik saygısının kişilerin sanal tolerans düzeyindeki farklılıkların % 9.2'sini anlamlı olarak açıkladığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: sosyal medya bağımlılığı, psikolojik dayanıklılık, benlik saygısı
Yetişkin bireylerde narsistik hayranlık ve narsistik rekabet düzeylerinin depresyon ve kaygı düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında yetişkinlerin narsistik hayranlık ve narsistik rekabet düzeyleri ile depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmaya 264 kadın(%54,2), 223 erkek(%45,8) olmak üzere 485 yetişkin dâhil olmuştur. Ölçek ve alt boyut puanlarının iki boyutlu demografik değişkenlere göre karşılaştırılmasında bağımsız iki örneklem t testi; ikiden fazla boyut içeren demografik değişkenlere göre karşılaştırılmasında ANOVA testinden yararlanılmıştır. Narsistik rekabet ve narsistik hayranlık ile depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi adına Pearson korelasyon testinden yararlanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 ve güven aralığı %95 olarak kabul edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre kişilerin narsistik rekabet düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında pozitif yönlü çok kuvvetli bir ilişkinin olduğu ve kişilerin narsistik hayranlık düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında negatif yönlü zayıf bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kişilerin narsistik rekabet düzeyleri ile anksiyete düzeyleri arasında pozitif yönlü çok zayıf bir ilişki olduğu, kişilerin narsistik hayranlık düzeyleri ile anksiyete düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Elde edilen bilgilerin depresyon ve kaygı ile mücadelede yapılan koruyucu ruh sağlığı çalışmaları ve psikoeğitim çalışmaları gibi etkinliklerde faydalı olabileceği düşünülmektedir.
Erişkin bireylerde Tanrı inancına sahip olma bağlamında depresyon eğilimi ve umutsuzluk değişkenlerinin incelenmesi
Bu çalışmada erişkin bireylerde Tanrı inancına sahip olma açısından depresyon eğilimi ve umutsuzluk değişkenleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini Kadıköy Caferağa mahallesinde ikamet eden 18-45 yaş aralığına sahip 181 kişi (103 kadın, 78 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında kişisel bilgi formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Dini Dünya Görüşleri Ölçeği kullanılmıştır. BDÖ ve BUÖ puan ortalamasının tanrı inancına göre anlamlı farklılık gösterdiği, tanrı inancı olmayan bireylerin depresyon puan ortalamalarının tanrı inancı olan bireylere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. BDÖ ve BUÖ puan ortalamasının din inancına göre anlamlı farklılık gösterdiği, din inancına sahip olmayan bireylerin depresyon puan ortalamalarının din inancına sahip bireylerin depresyon puan ortalamalarına göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. BDÖ puan ortalamasının cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği, kadınların depresyon puan ortalamalarının erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. BUÖ puan ortalamasının ise cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Çalışmada BDÖ ve BUÖ puan ortalaması ile eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı saptanmıştır. Dini Dünya Görüşü ölçeği puan ortalaması ile eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. Çalışmada ayrıca depresyon ve umutsuzluk, Tanrı inancı ve din inancı bağlamında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Tanrı inancı, depresyon eğilimi, umutsuzluk
Üniversite öğrencilerinde varoluşçu açıdan hayatın anlamı, psikolojik dayanıklılık ve mizah tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde varoluşçu açıdan hayatın anlamı, psikolojik dayanıklılık ve mizah tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma İstanbul ilinde öğrenim gören 187 kadın, 224 erkek olmak üzere toplam 411 üniversite öğrencisi ile yürütülmüştür. Öğrencilere Kişisel Bilgi Formu, Hayatta Anlam Anketi, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Mizah Tarzları Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmış olup sosyodemografik değişkenler değişkenleri özelinde öğrencilerinin hayatta anlamın varlığı ile hayatta anlam arayışı, toplam ve alt boyutları ile psikolojik dayanıklılıkları ve mizah tarzları puanlarının karşılaştırılması Bağımsız Örneklem t Test ve ANOVA kullanılmıştır. Ölçek puanlarının karşılaştırılması amacıyla korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Çalışmanın bulguları; öğrencilerin cinsiyetleri, eğitim düzeyleri, algılanan gelir düzeyleri ve algılanan ebeveyn tutumları değişkenleri ile hayatta anlamın varlığı, anlam arayışları, toplam ve alt faktörleri ile psikolojik dayanıklılıkları ve mizah tarzları puanları arasında anlamlı düzeyde farklılık olduğunu göstermektedir. Üniversite öğrencilerinin hayatlarını anlamlı bulma düzeyleri ve anlam arayışları arttıkça psikolojik dayanıklılıkları da artmaktadır. Ayrıca anlam düzeyleri ve psikolojik dayanıklılıkları yüksek olan öğrenciler daha çok uyumlu mizah tarzını tercih ederken, hayatta anlam bulamayan ve anlam arayışında olmayan öğrencilerin psikolojik dayanıklılıkları diğer öğrencilere göre düşük düzeydedir ve daha çok uyumsuz mizah tarzlarını kullanmaktadırlar.
Genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımına dair özellikler ile sosyal görünüş kaygısı ve yeme tutumları ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımına dair özellikler ile sosyal görünüş kaygısı ve yeme tutumları ilişkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili 18-25 yaş arası 385 genç yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan her bir katılımcı Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) ve Yeme Tutumu Testi (YTT-40) doldurmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, katılımcıların yeme tutumu ile gelir durumu, fiziksel görünüşünden/kilosundan memnuniyeti, sosyal medyada kaç saat geçirdiği, sosyal medya uygulamalarından aldığı beğeni sayısı önemi arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Katılımcıların sosyal görünüş kaygısı ile sosyal medya kullanım sıklığı, sosyal medyada kaç saat geçirdiği arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Katılımcıların sosyal görünüş kaygısı ve yeme tutumu ile beden kitle indeksi arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçların literatüre katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Lise öğrencilerinde benlik saygısı, mükemmeliyetçilik, anne baba tutumları, kaygı ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, ergenlerde benlik saygısı, mükemmeliyetçilik, anne baba tutumları, kaygı ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma, Bakırköy ilinde lise öğrenimi gören 302 öğrenci ile yürütülmüştür. Öğrencilere, Kişisel Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Anne-Baba Tutum Ölçeği, Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, cinsiyet, sınıf, kardeş sayısı, doğum sırası ve ebeveyn eğitim düzeyi değişkenleri açısından algılanan ebeveyn tutumları, kaygı, depresyon ve benlik saygısı puanları anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişki incelendiğinde kaygı, depresyon ve mükemmeliyetçilik alt boyutlarının algılanan ebeveyn tutumlarıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Mükemmeliyetçilik alt boyutlarının yordayıcıları incelendiğinde, kendine yönelik mükemmeliyetçilik alt boyutunun öğrencilerin kaygı düzeyi ve algılanan koruyucu-istekçi ebeveyn tutumu tarafından pozitif yönlü; algılanan demokratik ebeveyn tutumuyla negatif yönlü ve anlamlı düzeyde yordandığı tespit edilmiştir. Sosyal kaynaklı mükemmeliyetçilik alt boyutu ise öğrencilerin kaygı ve algılanan koruyucu-istekçi ebeveyn tutumu tarafından pozitif yönlü ve anlamlı düzeyde yordandığı saptanmıştır. Çalışmada elde edilen bulguların, ergenlere yönelik sağlanacak ve psikososyal gelişimi destekleyecek eğitim ve müdahale çalışmalarına katkı sağlayabileceği ve bu konuya ilişkin ileri çalışmaların yürütülebileceği düşünülmektedir.
Çocukların problemli internet kullanımı ve depresyon düzeyleri ile annelerin psikolojik sağlamlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada çocuklarda problemli internet kullanımı ile depresyon düzeyleri ve annelerin psikolojik sağlamlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma İstanbul ilindeki 384 üçüncü, dördüncü sınıf öğrencisi ve annesi ile yürütülmüştür. Çocuklara "Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği", annelere "Sosyodemografik Bilgi Formu, Aile- Çocuk İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, çocuklardaki depresyon ile annelerin psikolojik sağlamlıklarının çocukların problemli internet kullanımı ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada kadınların psikolojik sağlamlıkları, çocukların depresyon düzeyleri ve internet bağımlılıkları çeşitli değişkenlere göre farklılık göstermektedir. Elde edilen korelasyon ve regresyon bulguları sonucunda, annenin psikolojik sağlamlıklarının çocukların internet bağımlılıklarını negatif ve anlamlı olarak yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Depresyonun ise internet bağımlılığını pozitif yönde anlamlı yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre devam eden pandemi sürecinde yapılan çalışmada çocuklarda artan internet kullanımı ile ilgili çalışma yapılmasının önemine, internet bağımlılığı değerlendirilirken depresyonun da göz önünde bulundurulmasına ve annelerin psikolojik sağlamlıklarının çocukların ruhsal iyi oluşlarındaki etkisine dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Problemli İnternet Kullanımı, Depresyon, Psikolojik Sağlamlık
Obezite tanısı olan bireylerde depresyon, bilgece farkındalık ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkiler
Bu çalışmada, obezite tanısı olan bireylerin depresyon ve bilgece farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkilerin ve çocukluk çağı travmalarına maruz kalma düzeylerinin erişkin dönem obezite gelişimlerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma, Eylül-Aralık 2020 tarihleri arasında, İstanbul ilindeki Klinik Obezite ve Metabolik Cerrahi Kliniği'ne ve Kocaeli ilindeki Üç İki Bir Diyet Danışma Merkezi'ne başvuruda bulunan veya düzenli olarak tedavi gören, obezite tanısı olan ve araştırmaya gönüllü olarak katılım sağlayan 116 katılımcıdan (88 kadın, 28 erkek) elde edilen verilerle gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya beden kütle indeksi (BKİ) değeri 30 ve üzerinde olan (BKİ≥30 kg/m2) 20-65 yaş arasındaki katılımcılar dahil edilmiştir. Katılımcılara ait veriler öz bildirim yöntemi ve yüz yüze görüşme ile elde edilmiştir. Sosyodemografik bilgi formu yüz yüze gerçekleştirilen anket yöntemi ile uygulanmıştır. Depresyon belirtilerinin derecesini ölçmek için "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)", bilgece farkındalığın derecesini ölçmek için "Beş Faktörlü Bilgece Farkındalık Ölçeği-Kısa Formu (BFBFÖ-K)" ve çocukluk çağı travmalarının derecesini ölçmek için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)" kullanılmıştır. Katılımcıların depresyon düzeyleri ile BKİ düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r= .060; p>.05). Obezite tanısı olan bireylerin BKİ'leri ile bilgece farkındalık düzeyleri arasında anlamlı ilişkilerinin olmadığı belirlenmiştir. Bilgece farkındalık alt boyutları arasındaki ilişkiler incelendiğinde, pozitif yönde en yüksek ilişkinin "Yargılamadan Gözleme ve İzleme" ve "Duygularını İsimlendirme" alt boyutu toplam puanları arasında (r=.425; p<.01) olduğu görülmüştür. Obezite tanısı olan bireylerin depresyon puanları ile bilgece farkındalık düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişkilerin olduğu belirlenmiştir. Bilgece farkındalık alt boyutları arasındaki ilişkiler incelendiğinde, pozitif yönde en yüksek ilişkinin "Dikkati Düzenleme" ve "Duygularını İsimlendirme" alt boyutu toplam puanları arasında (r=.425; p<.01) olduğu görülmüştür. Obezite tanısı olan bireylerin BKİ düzeyleri ile çocukluk çağı travmalarına maruz kalma düzeyleri arasında anlamlı ilişkilerinin olmadığı belirlenmiştir. Bilgece farkındalık alt boyutları ile BKİ düzeyi arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı bulunmuştur (p>.05).
Üniversite öğrencilerinde depresyon, çocukluk çağı travması, erken dönem uyumsuz şemalar ve aldatma davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinde depresyon, çocukluk çağı travmaları, erken dönem uyumsuz şemalar ve aldatma davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma için 412 katılımcıya, Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Young Şema Ölçeği- Kısa Formu ve Aldatma Eğilimi Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada, katılımcıların cinsiyet, çalışma durumu ve ebeveyn medeni durumu açısından depresyon, çocukluk çağı travmaları, erken dönem uyumsuz şemaları ve aldatma eğilimi puanları karşılaştırılmış olup, korelasyon regresyon analizleri uygulanarak araştırma değişkenleri arasındaki ilişki incelenmiş ve aldatma davranışının yordayıcıları ele alınmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, cinsiyet değişkeni bakımından duygusal istismar, zedelenmiş sınırlar, kopukluk ve diğeri yönelimlilik şema alanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, erkeklerin aldatma davranışının kadınlardan daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışma durumu değişkeni bakımından aldatma davranışı, çocukluk çağı travmaları alt boyutları olan fiziksel istismar, fiziksel ihmal ve cinsel istismar puanları çalışanlarda yüksek; çalışmayanlarda diğeri yönelimlilik puanları çalışmayanlarda daha yüksektir. Ayrıca, ebeveynleri ayrı olan katılımcıların aldatma davranışı ve zedelenmiş sınırlar şema alanı puanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Korelasyon ve regresyon bulguları doğrultusunda, depresyon puanlarının aldatma davranışı, erken dönem uyumsuz şema alanları ve çocukluk çağı travmaları boyutlarıyla anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur. Aldatma davranışı ise çocukluk çağı travmaları ve erken dönem uyumsuz şema alanlarıyla anlamlı ilişkili bulunmuştur. Aldatma davranışının yordayıcıları incelendiğinde, duygusal istismar, duygusal ihmal ve kopukluk şema alanlarının yüksek oluşu aldatma davranışı puanlarının yüksek oluşunu anlamlı düzeyde yordamaktadır. Araştırmada elde edilen bulguların, erken dönem olumsuz yaşantılarının kişilerin romantik ilişkilerindeki tutumları ve duygu durumu hakkında açıklayıcı olabildiği ve yapılacak müdahale çalışmalarının erken erişkin bireylere yönelik söz konusu faktörlerin incelenmesiyle etkili olabileceği düşünülmektedir.
Sosyal desteğin ve kaygının doğum sonrası depresyon ile ilişkisi
Bu çalışma, sosyal desteğin ve kaygının doğum sonrası depresyon ile ilişkisini öğrenmek amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, bir yıl içerisinde doğum yapmış, 0-12 aylık bebeği olan İstanbul'da yaşayan kadınlar oluşturmaktadır. Evren son bir yıl içerisinde doğum yapmış ve 0-12 aylık bebeği olan kadınlardır. Örneklem belirleme sürecinde uygunda örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriteri, 0-12 aylık bebeği olan kişilerdir. Çalışmada dışlama kriteri sadece doğum sonrası 12 ayı geçen kadınlardır. Çalışma sürecinde veriler çevrimiçi ortamda Google Forms aracılığıyla toplanmıştır. Örneklem sayısı belirlenirken %95 güven aralığı ve %5 hata payına bakılarak 385 örneklem sayısı olarak belirlenmiştir. Çalışmaya 10 Eylül 2022 tarihinde başlanıp, veri toplama sürecine 20 Ekim 2022 tarihinde başlanıp, 20 Aralık 2022 tarihinde veri toplama süreci bitirilmiştir. Veri toplanırken üç ayrı ölçek ve bir tanede demografik bilgi formu kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler; Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDE) ve Beck Anksiyete Ölçeği'dir. Araştırma verilerinin dağılımının normal olduğu belirlenmiştir. Bu bakımdan analizlerde bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testinden faydalanılmıştır. Ayrıca katılımcıların anksiyete düzeyi ve doğum sonrası depresyon düzeyinin sosyal destek algısına etkisi regresyon analizi ile test edilmiştir. Katılımcıların önemli bir kısmının doğum korkusu olduğu ve sezaryen doğum yaptığı belirlenmiştir. Katılımcıların yaklaşık %45'i orta ve şiddetli düzeyde anksiyete düzeyine sahiptir. Gelir düzeyi giderinden daha düşük olan katılımcıların sosyal destek algısının daha düşük olduğu ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu, buna karşılık doğum sonrası depresyon düzeylerinde farklılık meydana gelmediği belirlenmiştir. Katılımcıların anksiyete düzeyi artarken depresyon düzeyi de artmaktadır. Ayrıca araştırmada anksiyete ve depresyon düzeylerinin sosyal destek algısı üzerinden negatif yönlü etkiye sahip olduğu ve olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır
İlkokul öğretmenlerinde psikolojik iyi oluş ile depresyon, anksiyete, stres, stresle başa çıkma tarzları ve yaşam doyumu arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı ilkokul öğretmenlerinde psikolojik iyi oluşun, depresyon, stres, anksiyete, stres ile başa çıkma ve yaşam doyumuyla ilişkisini araştırmaktır. Çalışmaya 289 kadın ve 106 erkek olmak üzere 395 ilkokul öğretmeni katılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla ölçek ve formlar katılımcılara Google Forms üzerinden ulaştırılmış ve kolayda örneklem ile veri toplanmıştır. Öğretmenlerin iyilik hallerinin çeşitli değişkenlere göre incelendiği bu araştırmada katılımcılara; bilgilendirilmiş onam formu, demografik bilginin alındığı form, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği Kısa Formu, Yaşam Doyum Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği doldurtulmuştur. Toplanan verilerde ölçeklerin birbirileriyle ilişkilerinin yanı sıra her bir ölçek cevaplarının demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığına da bakılmıştır. Ölçek puanları arasındaki ilişkilerde Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Gruplar arası farklarda ise ANOVA, Kruskal Wallis H Testi ve Bağımsız Gruplar t-Testi kullanılmıştır. Varyansların homojenliği varsayımı Levene Testi ile incelenmiştir. Varyansların homojen olmadığı durumlarda varyanslar homojen olmadığında kullanılan t testi istatistikleri kullanılmıştır. Veriler SPSS 25 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, psikolojik iyi oluş arttıkça, stresle olumlu baş etme yöntemleri ve yaşam doyumu artmış; depresyon, stres, anksiyete ve stresle olumsuz baş etme yöntemleri azalmıştır. Psikolojik iyi oluşun yordayıcı etkisine bakıldığında depresyonu negatif yönde; kendine güvenli yaklaşımı, iyimser yaklaşımı ve yaşam doyumunu pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikolojik iyi oluş, Depresyon, Stres.
Sınır kişilik özellikleri ile ebeveyn tutumları, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişki
Bu araştırma, 18-65 yaş arası yetişkinlerin sınır kişilik özellikleri ile algıladıkları ebeveyn tutumları, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi kapsamaktadır. Sınır kişilik ozellikleri ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkide çocukluk çağı travmaları ve algılanan ebeveyn tutumlarının aracı rolunu incelemek amaçlanmıştır. Literatür tarandığında bu sınır, kişilik bozukluğunun veya sınır kişilik özelliklerinin geçmiş araştırmalar sonucunda ebeveyn tutumları, çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü ile arasında ayrı ayrı ilişki örüntüleri bulunmuştur ancak buradaki tüm değişkenleri birden içeren ve aralarındaki ilişkiyi irdeleyen herhangi bir çalışmaya rastlanılamamasından dolayı bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma içerisinde oluşturulan ve çalışmaya katılacak olan katılımcıların, sosyo-demografik özelliklerinin öğrenilmesi için "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Bununla birlikte, bireylerin sınır kişilik özelliklerinin belirlenmesi için "Borderline Kişilik Envanteri", ebeveyn tutumlarının belirlenmesi için "Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutum Ölçeği", çocukluk çağı travma düzeyinin belirlenmesi icin "Cocukluk Çağı Travmaları Anketi" ve duygu düzenleme güçlüğünü belirlemek icin "Duygu Duzenleme Güçlüğü Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeklerden toplanan verilerin analizinin yapılabilmesi için Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 24) paket programından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, yetişkin bireylerin sınır kişilik özelliklerinin duygu düzenleme güçlüğü üzerindeki etkisinde ebeveyn tutumları ve cocukluk çağı travmalarının aracı değişken rolü incelendiğinde, anne tutumuna ait aşırı koruyuculuk ve baba tutumuna ait aşırı koruyuculuk boyutları ile çocukluk çağı travmalarına ait duygusal taciz, fiziksel taciz, duygusal ihmal, fiziksel ihmal, aşırı koruma/kontrol boyutlarının kısmi aracı değişken rolü olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Ebeveyn Tutumları, Çocukluk Çağı Travmaları, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Sınır Kişilik Özellikleri.