Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ceyda Okudu
17 theses · Haliç University
Obez olan ve obez olmayan bireylerde hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Kişilerin temel ihtiyacı olan beslenmenin ana hedefi, enerji ihtiyacını karşılamak ve aç kalmadan hayatta kalma çabasıdır. Günümüzde toplumda birçok insan için besin tüketimi yalnızca enerji ve açlık ihtiyacından kaynaklı olmamaktadır. Yeme tutumu; içsel homeostatik süreçler, çevresel ile sosyal değişkenler tarafından düzenlenmektedir. Bu çalışma, Ocak 2021-Mart 2021 tarihlerinde Adana da bulunan özel bir beslenme ve diyet merkezine başvuran 18-60 yaş arasında olan ve çalışmamıza gönüllü olan bireylerle hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin, obez ve obez olmayan gruplarda incelenmesi amacıyla yürütüldü. Katılımcıların %86.59'u kadınlar, %13.4'ü ise erkek bireylerdi. Çalışmanın bulgularına göre; obezite durumu ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Bireylerde obez olmayan grubun ortalama değeri 2.90 iken obez grubun ortalama değeri 2.99 olarak belirlendi. Obezite durumu farklı olan gruplar arasında Arzulama ve/veya Arzulamaya Teslim Olmanın Bir Sonucu Olarak Deneyimlenebilecek Suçluluk açısından anlamlı farklılık vardı (p<0,05). Hedonik açlık durumu ile bireylerin yaşları arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Buna göre hedonik açlık durumu olmayanların yaş ortalaması daha büyük belirlendi. Hedonik açlık durumu ile aşırı besin isteği arasında anlamlı bir ilişki belirlendi (p<0,05). Buna göre hedonik açlık durumu olanların aşırı besin isteği daha büyük belirlendi. Sonuç olarak; beslenme ve diyet polikliniğine başvuran hastalar değerlendirilirken hedonik açlığın alt yapısının bilinmesi ve hastaya yönlendirilecek beslenme planında bu faktörlerin etkinliği göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavi planında bilişsel davranışçı terapilere yönlendirilirek katkı sağlanmalıdır. Bu nedenle yapılacak çalışmalarla konu desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Aşırı Besin İsteği, Hedonik Açlık, Homeostatik Açlık, Obezite.
Obez bireylerde hedonik açlık durumunun obezite farkındalığı ve besin değişim süreci ile ilişkisi
Kişilerin temel ihtiyacı olan beslenmenin ana hedefi, enerji ihtiyacını ve besin öğelerini karşılamak ve hayatta kalma çabasıdır. Günümüzde toplumda birçok insan için besin tüketimi yalnızca fizylojik açlığı gidermek niyetli olmamaktadır. Yeme tutumu; içsel homeostatik süreçler, çevresel ile sosyal değişkenler tarafından düzenlenmektedir. Bu çalışma, Şubat 2023-Nisan 2023 tarihlerinde İstanbul'da özel bir Beslenme- diyet merkezine başvuran 18-60 yaş aralığında Beden Kütle İndeksi (BKİ) 30 kg/m2) ve üzeri olan gönüllü bireylerde hedonik açlık durumunu etkileyen faktörlerin ve değişim süreçlerinin incelenmesi amacıyla yürütüldü. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun 90 obez birey %38,9 (n:35) erkek ve %61,1 (n:55) kadın dahil edildi. Hedonik açlığın belirlenebilmesi için Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİÖ) ve Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) kullanılırken bu bireylerin obezite farkındalığı ve besin değişimine uyumu sırasıyla Obezite Farkındalık Ölçeği (OFÖ) ve Besin Değişim Süresi Ölçeği (BDSÖ) ile ölçüldü. Veriler yüzyüze toplandı. Sonuç olarak; hedeonik açlıkla obezite farkındalığı arasında cinsiyete bağlı olarak anlamlı ilişkili saptandı. Çalışmaya katılan kadın bireylerin, ABİÖ toplam puanları (p<0,01) bulundu. Kadın bireylerin BGÖ toplam puanları arttıkça BDSÖ toplam puanlarında (p<0,001) bulundu. Erkek bireylerde ise; ABİÖ toplam puanları arttıkça BDSÖ toplam puanları anlamlı derecede artma (p<0,001) görüldü. Erkek bireylerin BGÖ toplam puanları arttıkça OFÖ toplam puanları (p<0,01) ve BDSÖ toplam puanları (p<0,01) bulunmuştur. Sonuç olarak; beslenme danışmanlığı için başvuran bireylerin hedonik açlık alt yapısının bilinmesi beslenme planında bu faktörlerin etkinliği göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavi planında bilişsel davranışçı terapilere yönlendirilmelidir. Bu alanda yapılacak çalışmalar ile bu konu desteklenmelidir.
Tip 2 diyabetli bireylerin omega 3 tüketim durumunun kan lipidleri üzerine etkisi
Tip 2 diabetes mellitus (T2DM) dünyada ve ülkemizde giderek artan prevelansıyla dikkat çeken, zamanla artan insülin direnci ve insülin salınımında yetersizlik ile kendini gösteren kronik ilerleyici bir hastalıktır. Tip 2 diyabetli bireylerin kan lipidlerinde bozulma sık görülen bir durumdur. Bu çalışma Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Tip 2 diyabet tanısı almış, statin grubu (lipit düşürücü) ilaç kullanmayan gönüllü bireyler üzerinde yapılmıştır. Tüm bireylere demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıklarını içeren anket yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Bireylerin tükettiği besinlerle aldıkları omega 3 miktarı hesaplanmış, katılımcılar omega seviyesi yetersiz ve omega seviyesi yeterli olarak 2 gruba ayrılmıştır. Bu çalışma tip 2 diyabetli bireylerin omega 3 tüketim düzeylerinin kan lipidleri (Total-K, HDL-K, LDL-K, Trigliserid) ve HbA1c üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada bireylerin kan bulguları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya 100 kişi (59 kadın, 41 erkek) dahil edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 27.0 programı yardımıyla değerlendirilmiştir.Çalışmada bireylerin kan lipid seviyeleri ortalama değerleri Total Kolesterol 200,0±50.2mg/dL, LDL kolesterol 130,8±37,8 mg/dL HDL kolesterol 52,7±17,6mg/dL, Trigliserid 156,2±101,8mg/dL bulunmuştur. HbA1c ortalaması ise 7,7±1,6 bulunmuştur. Omega 3 tüketim seviyesi yüksek olan bireylerin HbA1c ve trigliserit değeri daha düşük, HDL-K değeri ise daha yüksek bulunmuştur (p < 0.05). Total-K ve LDL-K değeri ise Omega 3 tüketim seviyesi yeterli olan ve yetersiz olan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır(p>0.05). Ayırıca Omega 3 tüketim seviyesi yüksek olan bireylerin beden kitle endeksi (BKİ) değeri daha düşük bulunmuştur (p < 0.05). Sonuç olarak, omega 3 tüketim miktarının artması ile diyabetik bireylerde kan lipid profili ve HbA1c değeri olumlu yönde etkilenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabet, Omega 3, Kan Lipidleri
Üniversite öğrencilerinin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımlarının beden kütle indeksi ve sezgisel yeme üzerine etkisinin araştırılması
Bitki bazlı et alternatifleri, geleneksel et tüketimindeki sağlık, çevresel konular ve hayvansal üretimle ilişkili etik meseleler nedeniyle hızla artmaktadır. Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımlarının beden kütle indeksi (BKİ) ve sezgisel yeme düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışma, Haliç Üniversitesi'nde aktif öğrenim gören öğrenciler üzerinde yürütülmüş olup, veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Anket formu, demografik bilgiler, bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımları değerlendiren sorular ve Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-2)'den oluşmaktadır. Ayrıca katılımcıların beyan ettikleri boy ve ağırlık bilgileri üzerinden BKİ değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen veriler, öğrencilerin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımları ile sezgisel yeme ölçeğinin alt boyutları (açlık ve tokluk ipuçlarına güvenme, duygusal sebeplerle yeme, beslenme esnekliği ve beden-beslenme farkındalığı) arasındaki ilişkilerin yanı sıra BKİ kategorileri açısından değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda, bitki bazlı et ürünlerini besleyici olarak algılayan öğrencilerin sezgisel yeme düzeylerinin daha yüksek olduğu ve bazı alt boyutlarda anlamlı farklılıkların (p<0,05) bulunduğu saptanmıştır. Bu bulgular, üniversite öğrencilerinin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımlarının yalnızca beslenme tercihlerini değil, aynı zamanda yeme davranışlarını ve BKİ düzeylerini de etkileyebileceğini göstermektedir.
12-14 yaş çocuğu olan ebeveynlerin beslenme hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, 12-14 yaş aralığındaki çocuğa sahip ebeveynlerin beslenme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel tarama modelinde yapılan çalışmaya 101 ebeveyn katılmıştır. Veriler, Erdem (2016) tarafından geliştirilen çocuk besleme anketi ile toplanmış, SPSS 23 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre ebeveynin yaşı, eğitimi, gelir durumu, çocukta hastalık/alerji varlığı gibi değişkenler çocuk besleme davranışlarını ve ebeveyn algılarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilemektedir. Sonuçlar, ebeveynlerin beslenme tutum ve davranışlarını etkileyen çok sayıda sosyo-demografik faktör olduğunu ortaya koymaktadır.
Gastrointestinal sistem kanserli hastalarda immünonütrisyonun beslenme duruma etkisinin araştırması
Dünyada kanser vakaları her yıl katlanarak artmaktadır ve gastrointestinal kanserler en yaygın kanserler arasındadır. Gastrointestinal sistem kanserli hastalarda beslenme tedavisi, besin alımı ve emilimi üzerinde önemli bir faktördür. Kanserli hastalarda beslenme durumu değiştirilebilir ve değiştirilemeyen birden fazla etkene göre farklılık gösterebilir. Kanser tanısı almış bireylerin yetersiz besin alımı ve metabolik değişikler nedeniyle vücut ağırlığının, kas kütlesinin ve fiziksel fonksiyondaki değişiklikler hızlanarak azalabilir ve vücut kompozisyonundaki değişiklikleri etkileyebilir. Bu değişikler kanser tedavisine toleransı ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Aynı zamanda kanser hastaların beslenme bilgi düzeylerinin yetersiz olması tedavi süresi ve/veya sonrası için istenmeyen sorunların oluşumunu hızlandırabilir. Kanser tedavilerinde immün sisteminin güçlü tutmanın önemi yıllardır bilinmektedir. Günlük hayatta bireylerin immünonütrientlerden (arjinin, glutamin, A, C, E vitaminleri, çinko, selenyum ve pürin nükleotitleri) zengin beslenmesi immün sisteminin güçlenmesine destek olabilir ve vücut dengesini koruyabilir. Bu çalışmada yetişkin gastrointestinal sistem kanserli hastalarda immünonütrientlerin kullanım durumlarının kan ve enfeksiyon parametreleri, beslenme bilgi durumları ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, 1Eylül -1 Aralık 2023 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan Koç Üniversitesi Hastanesi ve Memorial Şişli Hastanesi'nin medical onkoloji bölümüne başvuran 19-78 yaşları arasında kanser tanısı yapılmış bireyler arasında yapılmış ve çalışmaya toplam 74 gönüllü katılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde katılımcıların lökosit ve nötrofil oranı gibi enfeksiyon parametreleri ile tüketilen immünnutrientler arasında erkek katılımcıların nötrofil oranı değerleri ile A vitamini alımı arasında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05), kadın katılımcıların ise lenfosit oranı değerleri ile selenyum alımı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Erkek katılımcıların albümin serum değeri ile A vitamini alımı arasında, kanda kalsiyum değeri ile omega-3, C vitamini ve çinko alımları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Kadın katılımcıların ise albümin serum değeri ile pürin nükleotidi alımı arasında, kanda potasyum değeri ile çinko alımı arasında, ALT değeri ile C vitamini alımı arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). YEDDBİD ve EORTC QLQ-C30 alt faktör puanları ile enerji, makro ve mikro besin ögesi değerleri ve biyokimyasal parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05).
Akut egzersizde hindiba kahve tüketiminin egzersiz performansı ve metabolizma üzerine etkileri
Dünya genelinde en yaygın olarak tüketilen içeceklerden biri olan kahve, kafein ve çeşitli fenolik bileşenleri sayesinde enerji metabolizması ve performansı etkileyebilmektedir. Hindiba kahvesi (HK) ise kafeinsiz yapısı ve yüksek fenolik içeriğiyle bu etkileri anti-inflamatuvar ve metabolik açıdan destekleyebilir. Bu çalışmada, hindiba kahvesinin akut egzersiz sırasındaki karbonhidrat, yağ ve enerji metabolizması ile egzersiz performansına etkileri araştırıldı. Örneklem 18-25 yaş aralığında orta düzeyde aktif (n=22), sağlıklı erkek bireylerden oluşturuldu ve tek kör randomize kontrollü çapraz tasarımda planlandı. Katılımcılar, hindiba kahvesi, arabika kahvesi (AK) ve kontrol gruplarında üç aşamada test edildi. Her aşamada katılımcıların sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları, demografik bilgileri ve vücut kompozisyonu kaydedildi; içecekler mekik koşusu testinden 45 dakika önce tükettirildi, ardından 3 günlük dinlenme uygulandı ve egzersiz öncesi/sonrası laktat, glukoz, oksijen satürasyonu, tansiyon ile BORG yorgunluk puanları ölçülüp, test sonunda venöz kandan Lipoproteinlipaz (LPL), Tümör Nekroz Faktörü Alfa (TNF-α), Adiponektin ve İnterlökin 6 (IL-6) düzeyleri analiz edildi. MANOVA analizleri sonucunda, kahve türlerinin egzersiz performansı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı belirlendi (p>0,05). Egzersiz sonrası en yüksek kan glukoz düzeyine hindiba kahvesi grubunda ulaşıldığı ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,001). Univariate ANOVA'da yalnızca LPL düzeyleri gruplar arasında anlamlı bulundu (F (2,63) =3,445; p=0,038), IL-6 ise sınırda anlamlılık gösterdi (p=0,094); Bonferroni testiyle arabikada LPL (p=0,061) ve kontrolde IL-6 (p=0,140) diğer gruplara göre sınırda yüksek saptandı. Sonuç olarak, kahve türlerinin performans üzerine doğrudan etkisi sınırlı olmakla birlikte, arabikanın lipid metabolizması, indiba'nın ise inflamasyon ve glukoz metabolizması üzerinde potansiyel etkiler oluşturduğu belirlendi.
0-6 aylık anneden alınan anne sütü örneklerinin mide kanseri hücre hattı üzerindeki etkisinin araştırılması
Yenidoğanın beslenmesi tarihsel olarak incelendiğinde, günümüze kadar en önemli besin anne sütüdür. Anne sütü yenidoğan bebeğin optimum büyüme ve gelişmesi için gerekli olan sıvı, enerji ve besin ögelerinin içeren, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay bir besindir. Mide kanseri, tüm dünyada görülme insidansı ve ölüm oranı yüksek bir kanser tipidir. Mide kanseri, diyet faktörleri, yeterli ve sağlıklı beslenme, liften zengin diyetler, erken teşhis, genetik faktörler insidansı azaltırken, tütün ürünleri ve alkol tüketiminin fazla olması mide kanseri insidansını arttırmaktadır. Bu çalışmada 0-6 aylık bebeği olan 10 farklı anneden alınan anne sütlerinden elde edilen whey proteinlerinin metastaz üzerine etkisi araştırılmıştır. Anne sütü whey proteinlerinin metastaz üzerindeki hücre göçü deneyi ve çeşitli kanser türlerinde metastaz ile ilişkilendirilen PPARRγ'nın gen ifadesi yoluyla incelenmiştir. Çalışmamızda mide kanseri hücrelerini 37oC ve %5 CO2 şartlarında, RPMI büyüme besiyerinde çoğaltılmıştır. Çoğalan hücreler 12 kuyucuklu hücre kültür tabaklarına 200.000 hücre/kuyu olacak şekilde ekilmiş ve hücrelerin konfluent olmaları sağlanmıştır. Daha sonra her kuyucuğa 50 uL anne sütlerinde elde edilen whey proteinleri uygulanmış ve ardından pipet ucuyla düz bir çizik atılmıştır. Hücre göçünün tespiti amacaıyla mikroskop altında 0.saat ve 24. saatteki görüntüleri kaydedilmiştir. PPARγ gen ifade analizi için hücrelerden total RNA izolasyonu yapılmış ve anne sütü whey proteinlerinin PPARγ üzerindeki etkisi RT-PCR yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda 2., 3., 5. ve 8. anne sütü whey proteinlerinin metastaz baskıladığı ancak 6.,7., 9. ve 10. anne sütü whey proteinlerinin metastazı baskılamadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte 1. ve 4. anne sütü whey proteinlerinin verildiği mide kanseri hücrelerinde kapanma gözlemlenmemiş aksine atılan çiziğin genişliğinde artış olduğu gözlemlenmiştir. 3., 4., 5., 6. ve 7. anne sütü whey proteinlerinin uygulandığı hücrelerde PPARγ gen ifadesi anlamlı şekilde artarken (p<0.05), diğerlerinde gen ifade değişimi anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak her anne sütünün whey proteini profili farklı olduğundan, anne sütü whey proteinlerinin mide kanserindeki etkisi PPARγ ve farklı metastazik yolaklar ile incelenmelidir.
Altyapı futbolcularının beslenme bilgi düzeyi, müsabaka süreci enerji alımları ve vücut kompozisyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Beslenme, adölesan sporcular için spor performansının önemli bir parçası olmasının yanı sıra optimal büyüme ve gelişmeyi de sağlar. Büyüme ve aktivite için enerji sağlamak, uygun miktarlardaki makro besinler, mikro besinler ve sıvılar gereklidir. Performansı optimize etmek için adölesan sporcuların aktivite öncesinde, sırasında ve sonrasında neyi, ne zaman ve nasıl yemeleri ve içmeleri gerektiğini öğrenmeleri gerekir. Sporcular için beslenme, beslenme bilgisinin, fiziksel aktiviteye göre uyarlanmış yeterli enerji tedarikini, vücutta iyileşme süreçlerinin oluşmasını, spor performansının iyileştirilmesini ve uygun sağlık ve refahı sağlayacak pratik bir beslenme planına uygulanmasını içermelidir. Araştırmayı, U15,U16,U17,U19 takımlarında her grupta 17 kişi olacak şekilde toplam 68 altyapı futbolcusu oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin "Yaş (yıl)" ortalamalarının 15,75±1,49, "Boy Uzunluğu (cm)" ortalamalarının 176,01±7,07, "Vücut Ağırlığı (kg)" ortalamalarının 67,09±7,56, "Yağ (%)" ortalamalarının 13,15±3,06, "Kas (g)" ortalamalarının 54,18±4,44, "Yaşa Göre BMI" ortalamalarının 21,59±1,58 ve "Yaşa Göre Boy" ortalamalarının 63,40±27,18 olduğu bulunmuştur. Beklenildiği gibi yaş ortalaması arttıkça kas(g ortalamasının arttığı gözlemlenmiştir.Mevcut çalışma, yapılan çalışmalara benzer şekilde maç öncesi gün ve maç sonrası gün önerilen alımı (6-8g/kg) karşılamadı. Çalışma, diğer çalışmalara benzer şekilde maç öncesi önerilen karbonhidrat (1-4 g/kg) alımını karşıladı. Mevcut çalışma, yapılan çalışmalara benzer şekilde Amerikan Spor Hekimliği Koleji'nin protein alım önerilerini karşıladı. Araştırmaya katılan bireylerin beslenme bilgi düzeylerine göre %36,8'inin (25 kişi) düşük, %42,6'sının (29 kişi) orta ve %20,6'sının(14 kişi) yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Farklı disiplinlerdeki sporcuların beslenme durumları ve bilgi düzeylerini saptamaya yönelik çalışmaların yapılarak literatüre katkıda bulunulması ve spora pozitif katkılarının öneminin vurgulanmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.
Bir kemoterapi ajanı olan paklitakselin kanser kaşeksisi üzerine etkisinin in vitro araştırılması
Kaşeksi; geleneksel beslenme desteği ile tamamen geri döndürülemeyen, ilerleyici fonksiyonel bozukluklara yol açan, iskelet kası ve adipoz doku kaybı ile karakterize edilen çok faktörlü bir sendromdur. Kaşeksinin potansiyel biyobelirteçlerinden olan ve AZGP1 (Alpha-2-Glycoprotein 1, Zinc-Binding) geni tarafından kodlanan çinko-α2-glikoprotein (ZAG), adipoz dokuda lipit sentezini düzenleyici bir faktör olarak tanımlanmıştır. Adipoz doku, öncü adipositlerin PPARγ ve C/EBPα gibi transkripsiyon faktörlerinin etkisi ile olgun adipositlere dönüştüğü adipogenez süreci sonucunda oluşmaktadır. AZGP1'in, bu transkripsiyon faktörlerini baskılayarak adipogenezi ve lipit birikimini engellediği bildirilmiştir. Bununla birlikte AZGP1'in, beyaz adipositlerin kahverengi adipositlere dönüşümünü tetiklediği ve kaşekside yağ katabolizmasını arttırarak adipoz doku kaybına katkı sağlayabileceği bildirilmiştir. Kemoterapi spesifik tedavi hasarı oluşturmasının yanı sıra, beslenme ve metabolik durum değişikliklerine neden olarak kaşeksiye doğrudan veya dolaylı olarak katkı sağlayabilir. Paklitaksel birçok kanser türünün tedavisinde sıklıkla kullanılan bir kemoterapötik ajandır. Bu çalışmada, paklitakselin kanser kaşeksisi üzerindeki etkisi, lipit birikimi ve kaşeksi ilişkili AZGP1 geni ifadelenmesi yoluyla araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, insan öncü adiposit hücreleri 37°C ve %5 CO2 şartlarında ticari olarak satın alınan öncü adiposit büyüme besiyerinde çoğaltılmıştır. Çoğalan hücreler 12 kuyucuklu hücre kültür tabaklarına 105 hücre/kuyu olacak şekilde ekilmiş ve farklılaşmanın tamamlanma süreci olan 15 gün boyunca 3 gün ara ile 50 nM paklitaksel + farklılaşma besiyeri uygulanmıştır. Uygulama zaman bağımlı olarak 0.gün, 3.gün, 6.gün, 9.gün ve 12.gün paklitaksel + farklılaşma besiyeri şeklinde yapılmıştır. 15. günün sonunda hücrelere lipit birikiminin tespiti için Oil Red O boyama ve gen ifade analizi için total RNA izolasyonu yapılmıştır. Adipogenez sürecinde zaman bağımlı olarak uygulanan paklitakselin AZGP1 gen ifadesine etkisi RT-PCR ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, adipogenez sürecinde verilen paklitakselin, insan öncü adipositlerinde farklılaşmayı ve lipit birikimini baskıladığı (p<0.01) tespit edilmiştir. Gen ifade analizi sonucunda AZGP1; 0.gün, 6.gün, 9.gün ve 12.gün sırasıyla 0.42, 0.44, 0.5 ve 0.36 kat daha az ifadelenme göstermiş ancak 3.günde AZGP1 ifadelenmesinde bir değişim olmamıştır (p>0.05). PPARγ gen ifadesi 0.gün, 3.gün ve 6.gün sırasıyla 0.03 (p<0.05), 0.65 ve 0.9 kat daha az ifadelenme göstermiş ancak 9.gün ve 12.günde sırasıyla 2.29 (p=0.015) ve 3.99 (p=0.003) kat daha fazla ifadelenme gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, paklitakselin lipit birikimi baskılayarak kanser kaşeksisinde adipoz doku kaybına katkı sağlayabileceği ancak bu süreçte kaşeksi ilişkili AZGP1 ve adipogenez ilişkili PPARγ gen ifade düzeylerinde gösterdiği değişimin daha fazla çalışma ile analiz edilmesi gerektiği tespit edilmiştir.
COVİD-19 pandemi sürecinde evden çalışmaya geçen 20-65 yaş arası bireylerde sezgisel yeme davranışı, depresyon ve beden kütle indeksi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Covid-19 pandemi döneminde evden çalışmaya geçen bireylerde sezgisel yeme davranışı, depresyon ve beden kütle indeksi (BKİ) arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Covid-19 pandemi döneminde evden çalışmaya geçen ve Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan, yaşları 20-65 aralığında bulunan 158 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Veriler anket yöntemiyle online ortamda, Temmuz 2021-Kasım 2021 tarihleri arasında toplandı. Ankette demografik sorular mevcut olup, sezgisel yeme durumu Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (IES-2) ve depresyon durumu Beck Depresyon Envanteri (BDE) kullanılarak incelendi. Verilere ilişkin analizler IBM SPSS 25 programında gerçekleştirildi. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U Testi, Kruskal Testi ve Post Hoc Bonferroni Testi, Fisher's Exact Testi, Wilcoxon İşaret Sıra testi uygulandı, ayrıca Spearman korelasyonundan yararlanıldı. Ankete katılan bireylerin %70,3'ünün kadın %29,7'sinin erkek olduğu belirlendi. Bireylerin %38'inin sezgisel yeme puanı ortalamanın üzerindeyken, %62'sinin sezgisel yeme puanı ortalamanın altındadır. Katılımcıların Beck Depresyon Ölçeği puan dağılımları incelendiğinde %48,1'inin normal, %29,1'inin hafif, %19,6'sının orta, %3,2'sinin şiddetli düzeyde depresyonda olduğu saptandı. Sezgisel yeme ölçeği alt boyutlarından 'açlık ve tokluk sinyallerine bağlı yemek' ile katılımcıların BKİ değerleri arasında hesaplanan -0,248 korelasyon katsayısı ile istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki bulundu (p<0,05). Sezgisel yeme ölçeğinin alt boyutlarından 'vücut-besin seçim uyumu' ile katılımcıların BKİ değerleri arasında hesaplanan -0,167 korelasyon katsayısı ile istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki bulundu (p<0,05). Bireylerin sezgisel yeme ile beck depresyon ölçeği puanları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamsızdır (p>0.05). Bireylerin beck depresyon ölçeği puanları ile BKİ değerleri arasındaki ilişki istatiksel olarak anlamsızdır (p>0.05).
Özel bir spor merkezine başvuran bireylerde görülen duygusal yeme durumu ve egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu araştırma; özel bir spor merkezine başvuran bireylerde duygusal yeme durumunun egzersiz bağımlılığı ile ilişkisinin araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Çalışma 1 Haziran 2020-1 Kasım 2020 tarihleri arasında özel bir spor merkezine üye olan 19-50 yaş aralığındaki 125 kadın, 99 erkek olmak üzere toplam 224 bireyle gerçekleştirilmiş olup Haziran 2021-Kasım 2021 tarihleri arasında veriler toplanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, duygusal yeme durumlarını belirlemek amacıyla Duygusal Durumlarda Yeme Alışkanlığı Ölçeği (EESQ), egzersiz bağımlılığını sorgulamak amacıyla Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (EBÖ-21) uygulanmıştır. Duygusal Durumlarda Yeme Ölçeğinin toplam puan ortalaması ve Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması ile birlikte antropometrik ölçümleri değerlendirilmiştir. Verilere ilişkin analizler SPSS 25.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Shapiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis ve Post Hoc Bonferronni testi uygulanmıştır. Araştırma grubunun yaş ortalaması 31,26±8,39 yıl olup, boy ortalaması 170,49±9,02 cm, ağırlık ortalaması 73,51±18,37 kg ve beden kütle indeksi ortalaması 24,98±4,69 kg/m2 olarak bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda Duygusal Durumlarda Yeme Ölçeği ile Egzersiz Bağımlılığı ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Egzersiz Bağımlılığı ölçeği zaman ve egzersiz tercihi alt boyutu, kontrol eksikliği alt boyutu, geri çekilme etkileri alt boyutu, tolerans alt boyutu ve devamlılık alt boyutu arasında anlamlı, pozitif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ruh hali ile düzenli egzersiz ve yeme durumunun yapılan çalışmalarda bir ilişki içinde olduğu gözlemlenmektedir. Dolaylı olarak duygusal yeme ve egzersiz bağımlılığı arasında ilişki vardır denebilmektedir.
Adölesan dönem sporcuların beslenme alışkanlıkları ile yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin açıklanması
Adölesan dönemde beslenme, bireyin iskelet-kas sisteminin gelişimin, kardiyorespiratuar zindeliğin, nörogelişimin ve bağışıklığın güçlenmesinde önemli ve büyük bir role sahiptir. Bu çalışmada adölesan dönem sporcuların beslenme alışkanlıkları analiz edilip yeme bozukluğuna ilişkin korkusu olup olmadığının saptanması amaçlandı. Çalışmada 135 adölesan sporcuya 5 bölümden oluşan bir anket uygulandı. Anketler online anket sistemi ile alınıp, istatistiksel olarak değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda adölesan dönemde olan futbol oyuncularının yaş, boy ve kilolarının sağlıklı adölesanlarda olması gereken değerlerde olduğu bulundu ve herhangi bir yeme bozukluğu olmadığı gözlemlendi. Adölesan dönem futbol oyuncuları ile yeme bozukluğuna ilişkin korkular ölçeğinde anlamlı bir ilişki bulunmasa dahi, yeme bozukluğuna ilişkin korkular ölçeğinin sosyal sonuçlar korkusu alt boyut puanları öğün atlama durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir (p = 0,006<0,05). Elde edilen sonuçlar literatürle paralellik göstermektedir. Bu bulgulardan yola çıkarak, kilo alırsa başkaları tarafından yargılanacağına, komik görüleceğine veya eleştirileceğini düşünen katılımcıların daha fazla öğün atlama eğiliminde oldukları kanısına varıldı. Çalışma güvenilirlik açısından yüz yüze anket sistemi ile tekrarlanıp, futbolcularda yeme bozukluğu olup olmadığı daha net bir şekilde gözlemlenebilir.
Akne vulgarisli bireylerde glutensiz-kazeinsiz diyetin yaşam kalitesi ve akne oluşumu üzerine etkisi
Akne vulgaris, kıl kökü ve yağ bezlerini yapısında meydana gelen tekrarlama ihtimali yüksek ve uzun süre kalabilen iltihaplanmalardır. Bu çalışmada farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Akne vulgaris şikâyeti olan bireylerin, güncel diyet yaklaşımı olan Glutensiz- Kazeinsiz beslenme ile semptomlarındaki ve yaşam kalitesindeki değişimlerin araştırılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, glutensiz-kazeinsiz beslenmenin akne vulgaris hastalarında akne oluşumu ve akne şiddet yönetimine etkilerinin incelenmesidir. Araştırma, 1 Ocak - 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında Türkiye genelinde kadın ve erkek bireylerde online olarak gerçekleştirildi. Çalışmada ilk olarak bütün katılımcılara "Bireylerin Genel Özellikleri Anket Formu" uygulanıp yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ilaç kullanma durumu, sigara/alkol kullanma durumu sorgulandı. Daha sonra katılımcı olan bireylere çalışma başlangıcında ve 3 haftalık takip sonrası "Akne Yaşam Kalitesi Ölçeği" uygulandı. Bireylerin glutenli ve kazeinli besinlerin tüketim sıklığını öğrenebilmek amacıyla gluten ve kazein içeren besinlerin yer aldığı bir "Glutenli Kazeinli Besin Tüketim Sıklığı Anketi" ve bireylerin uzman görüşü olmadan tamamen kendi varsayımları ile mevcut akne durumlarının değerlendirmesini yapmaları istendi. Bireyler ile ilk görüşmeden 3 hafta sonra tekrar iletişime geçilerek belirlenen ölçekler beslenme müdahalesi sonrasında yeniden katılımcılara uygulandı. Belirlenen sonuçlara göre yalnızca glutensiz beslenen bireylerde akne vulgaris şiddeti üzerine anlamlı bir ilişki tespit edilememiş fakat yaşam kalitesi üzerine anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Diyet öncesi ve diyet sonrası kısıtlanması istenen besinlerin tüketiminde anlamlı bir azalma gözlenirken diyetin akne vulgaris oluşumunda önemli bir diğer faktör olduğu gözlendi. gluten ve kazeinin yanı sıra; çeşitli probiyotik suşların ilavelerinin, omega3 zengini ve düşük glisemik indeksli beslenmenin akne oluşumu üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu bildirilmektedir. Çalışmanın sonucunda düşük glisemik indeksli besinlerin ve kazeinsiz beslenmenin akne vulgaris şiddetini azaltabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: akne vulgaris, gluten, glutensiz kazeinsiz diyet, kazein, yaşam kalitesi
Yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarının, uyku kalitesi ve beden kütle indeksi (BKI) düzeyleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Hedonik açlık, vücudun ihtiyacı olmamasına rağmen, besinlerdeki duyusal özelliklerinden etkilenen ve iştahta ortaya çıkan artış ile alınan hazı ifade etmektedir. Bu çalışma, yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarının, uyku kalitesi ve beden kütle indeksi (BKI) düzeyleri arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapıldı. Çalışma, 9 Mayıs- 31 Temmuz 2022 tarihlerinde Okan Üniversitesi Hastanesi'nin Beslenme ve Diyetetik bölümüne başvuran, 18 yaşından büyük, gebe olmayan ve emzirmeyen, 155 kadın ve 52 erkek olmak üzere 207 gönüllü ile yapıldı. Katılımcıların demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla anket formu; hedonik açlık düzeylerini ölçmek için Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİÖ), Duygusal İştah Anketi (DİA), uyku kalitesini ölçmek için Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) uygulandı. Kadınların beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 28,96±5,94 kg/m² ve erkeklerin ise 30,78±4,21 kg/m² olarak belirlendi. Bireylerin %21,7'si normal kilolu, %31,9'u hafif şişman, %30'u 1.derece obez ve %16,4'ünün 2. derece obez olduğu bulundu. Verilerin istatistiksel analizlerine göre, bireylerin uyku süresi ortalamaları 7,01±1,26 saat/gün olarak saptandı. Kadınların %54,8'inin uyku kalitesinin iyi ve %45,2'sinin kötü, erkeklerin %30,8'inin uyku kalitesinin iyi ve %69,2'sinin kötü olduğu saptandı. ABİÖ puanlarının bireylerin BKİ değerleri arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). ABİÖ puanında normal kilolu olan bireylerde 2. derece obez ve 1. derece obez olan bireylere göre yüksek bulundu. PUKİ toplam puanlarının bireylerin BKİ değerleri arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). PUKİ puanında 2. derece obez olan bireylerin, normal kilolu olan bireylere göre daha yüksek olduğu belirlendi. DİA alt faktör puanlarının bireylerin BKİ grupları arasında anlamlı ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Ölçekler arasındaki korelasyonları incelenmesi ile bireylerin BKİ değerleri arttıkça, ABİÖ toplam puanında %50'lik azalma, DİA negatif alt faktör puanında %14,5'lik artma ve PUKİ toplam puanında %40,7'lik artış saptandı. Çalışmanın sonucunda, beslenme planlanmasında hedonik açlık ve uyku kalitesinin BKİ'yi etkilemesinin bilinmesi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler : Beden Kütle İndeksi, Beslenme, Hedonik Açlık, ,Uyku Kalitesi
İrritable bağırsak sendromu olan hastalarda fodmap diyetinin yaşam kalitesi ve semptomatik etkilerinin incelenmesi
İrritable bağırsak sendromu (İBS); patolojisi tam olarak bilinmeyen karın ağrısı, şişkinlik ve değişken bağırsak alışkanlıkları ile karakterize kronik bir fonksiyonel bağırsak bozukluğudur. Bu çalışma, farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı konmuş bireylerde, güncel diyet yaklaşımı olan Düşük FODMAP Diyeti'nin semptomlara ve yaşam kalitesindeki değişikliklere etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. 1 Haziran-1 Aralık 2022 tarihleri arasında İzmir'de bulunan İzmir Ekonomi Üniversitesi Medicalpoint Hastanesi'nde yürütüldü. Çalışma, Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı almış, beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 53 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Gönüllü katılımcılarla yüz yüze görüşme yapılarak 4 haftalık süre boyunca Düşük FODMAP Diyet uygulaması istendi. Veriler görüşme esnasında anket yoluyla toplandı. Ankette ilk olarak 'Bireylerin Genel Özellikleri Anket Formu' uygulandı. Bireylere diyet müdahalesi öncesinde ve sonrasında İBS-Semptom Şiddet Skoru (İBS- SSS) ve İBS Yaşam Kalite İndeksi Ölçeği (İBS-QOL, İBS-YK) uygulandı. Çalışmadaki kadın katılımcı oranı %81.14 iken erkek katılımcı oranı %18.86 olarak belirlendi. IBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi semptom şiddeti ortalaması (M = 335,66, SE = 13,02) iken FODMAP diyeti sonrası semptom şiddeti ortalaması (M = 121,32, SE = 10,14) olarak bulundu. Bu oranın istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi, t(52) = 19,71, p < 0.05. İBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi yaşam kalitesi ortalaması (M = 99,94, SE = 3,64) iken FODMAP diyeti sonrası yaşam kalitesi ortalaması artış göstererek (M = 135,55, SE = 2,38) olarak saptandı. Bağımlı grup t-testi analiz sonuçlarına göre, katılımcıların yaşam kalitelerinde FODMAP diyeti öncesi sonrası arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu t(52) = -12,03, p < 0.05. Çalışma sonucunda düşük FODMAP diyetinin İBS hastalarında semptom şiddetini azaltmada ve yaşam kalitesini iyileştirmede etkili bir diyet olduğu görülmekte olup, İBS tanısı konan hastalarda beslenme ve diyet uzmanları tarafından FODMAP diyet uygulanmasının benimsenmesinin önemli olduğu vurgulanmalıdır.
Vardiyalı ve vardiyasız çalışan bireylerde yeme bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bireylerin çalışma sistemine bağlı olarak uyku kalitesinde olan değişimler, beslenme durumunu etkileyerek yeme bağımlılığını tetikleyebilmektedir. Bu çalışma ile vardiyalı ve vardiyasız çalışan bireylerde uyku kalitesi ve yeme bağımlılığı ilişkisininin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma 25.05.2022 ile 25.10..2022 tarihleri arasında Türkiye genelinde 18-64 arasındaki yaş grubunda 60 vardiyalı ve 60 vardiyasız çalışan olmak üzere toplam 120 gönüllü birey ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri; Google Anket web sitesi üzerinden toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken Sosyal Bilimler İçin Veri Analizi Paket Programı (SPSS) 26.0 yazılımı kullanılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre dağılımı frekans analiziyle belirlenmiştir. Ölçeklerden alınan puanlar için tanımlayıcı istatistikler verilmiş ve verilerin uygun dağılımı için Kolmogorov- Smirnov testi, çarpıklık-basıklık sonuçları ve QQ grafiği incelenmiştir. Araştırmanın hipotezlerinin test edilmesinde, verilerin normal dağılıma uyması halinde parametrik testler (student t testi, ANOVA, Pearson testi), verilerin normal dağılıma uymaması durumunda ise nonparametrik testler (Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Spearman testi) kullanılmıştır. Vardiyalı ve vardiyasız çalışanların Pittsburg uyku kalite indeksi sınıflamaları arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak önemli düzeyde olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Vardiyalı ve vardiyasız çalışan katılımcıların Yale yeme bağımlılığı testine göre yeme bağımlılığı gösterme durumları arasında istatistiksel olarak bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak yeme bağımlılığı ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu kanaatine varılmıştır.