Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Oğuzhan Herdi
24 theses · Antalya Bilim University
Erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bireylerin Rorschach testi aracılığıyla değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan bireylerin kişilik özelliklerini ve işleyişini Rorschach Mürekkep Lekesi Yöntemi ile incelemektir. Literatürde DEHB'nin nöropsikolojik süreçlere olan etkileri geniş çapta araştırılmış olmasına rağmen, DEHB'li erişkinlerin kişilik işleyişine odaklanan çalışmalar sınırlıdır. Bu araştırma, DEHB'nin kişilik gelişimi ve işleyişi üzerindeki etkilerini psikanalitik bir çerçevede değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, düşünceye yatırım süreçleri, duygulanım süreçleri, dürtü kontrolü ve emosyonel tepkiler, sosyal uyum ve nesne ilişkileri gibi kişilik özellikleri incelenmiştir. Çalışma, Exner ve Chabert'in Rorschach analizinde önerdiği temel alanlar doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışma grubumuz, psikiyatri kliniğine Ekim 2023-Nisan 2024 tarihleri arasında başvuruda bulunan 15 hastadan oluşmaktadır. Bu hastalar, DSM-V tanı ölçütlerine göre Erişkin DEHB tanısı almıştır. Kontrol grubu ise 15 katılımcıdan oluşmaktadır. Bu katılımcılar, kişisel bilgi formu ve test değerleri doğrultusunda DEHB olmayan bireyler olarak değerlendirilmiştir. Katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen Demografik Bilgi Formu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Ölçeği, Yale Brown OKB ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Rorschach Testi uygulanmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen ölçek verileri kullanılarak araştırmaya uygun olmayan katılımcılar dışlanmıştır. Araştırmaya dahil edilen örneklemin elde edilen Rorschach verileri bilgisayar ortamına sayısal ifade olarak girilmiş ve küçük örneklem büyüklüğü nedeniyle sosyal bilimler için istatistik paket programı (SPSS 25) kullanılarak Mann Whitney U testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: DEHB grubunda Rosrchach Testinde; düşünceye yatırım ve gerçeklikle bağın varlığına işaret eden yanıtlar (R, Dd), anskiyete ve depresif hassasiyete işaret eden yanıtlar (E) dürtüsellik, duygu kontrolü ve çevreye uyum sağlama konusunda zorluklara işaret eden yanıtlar (FC, ∑K), zayıf kişiler arası beceri ve sosyal kurallara uyumlamada zorluk (K-, Kan) yanıtları kontrol grubunun yanıtlarından anlamlı şekilde farklılaşmaktadır (p<.05). Ek olarak DEHB'li erişkinlerde Rorschach içerikleri de, kişilik yapılanmalarında çeşitli alanlara tekabül eden bileşenlerinin farklılaştığını doğrulamaktadır. Araştırmada DEHB'li erişkinlerde yanıtlar iç dış sınırların kırılganlığı, nesnelere zarar verme ve yok etme eğilimiyle gelen yoğun saldırganlık dürtüleri, beden imgesinin birleşiminde zayıflık, ikincil cinsiyet özellikleri ile ilgili zayıflık, kişiler arası ilişkilerde bozulma ile ilişkilendirilmiştir. Sonuç: Çalışmamız, Erişkin DEHB'lilerin duygulanım süreçlerinde bozulma, yüksek dürtüselliğe karşı zayıf dürtü kontrolü, sosyal uyum zorlukları gösterdiğini ve kaynağını içsel nesnelerle ilgili altta yatan sorunsaldan aldığına işaret etmektedir.
Bireylerin kumar oynama davranış deneyimleri ile kişilik organizasyonları ve savunma biçimleri arasındaki ilişkinin psikodinamik açıdan incelenmesi
Kumar oynama davranışı tüm dünyada giderek yaygınlaşan bir problem oluşturmaktadır. Literatürde de bireylerin kumar oynama davranışı ile ilgili çalışmalar git gide artıyor olsa da ülkemizde psikodinamik bakış açısıyla yapılan çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Bu çalışmada kumar oynama davranışı gösteren bireyler kişilik organizasyonları alt boyutları açısından incelenmiş ve bireylerin kullandıkları savunma biçimleri belirlenmiştir. Ayrıca herhangi bir kumar deneyimi olmayan bireylerle de karşılaştırma yapılarak belirli değişkenler üzerinden anlamlı farklılıkların oluşup oluşmadığı incelenmiştir. Çalışma seçkisiz örneklem yöntemi ve ilişkisel tarama modeli ile 18-65 yaş arası bireyler tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 229 erkek 166 kadın birey olmak üzere toplam 395 kişi katılmıştır. Veri toplamak amacıyla katılımcılara Demografik Bilgi Formu, South Oaks Kumar Tarama Testi, Kişilik Organizasyonları Envanteri ve Savunma Biçimleri Testi uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 26.0 sürümü kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kumar davranışı gösteren bireylerin kişilik organizasyonları alt boyutları; primitif savunmalar, kimlik difüzyonu ve gerçeklik testi ile pozitif yönde anlamlı farklılaştığı belirlenmiştir. Savunma biçimlerine bakıldığında kumar davranışı gösteren bireylerin ilkel savunmalar ile pozitif yönde anlamlı farklılaştığı, nevrotik ve olgun savunmalar ile anlamlı farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Kumar davranışı deneyimi olan bireylerin yansıtma, pasif saldırganlık, dışa vurma, yalıtma, değersizleştirme, otistik fantezi, inkar, disosiyasyon, bölünme, rasyonalizasyon ve idealleştirme savunma mekanizmalarını kullandıkları belirlenmiştir.
Kişilik organizasyonları ve mizah stillerinin psikodinamik bağlamda incelenmesi
Bu çalışmada kişilik organizasyonları ile mizah stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda kullanılan mizah stillerinin kişilik organizasyonlarını ne ölçüde yordadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın örneklemini 18-65 yaş aralığındaki 303 yetişkin birey oluşturmaktadır. Çalışmanın ölçüm araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Kişilik Organizasyonları Envanteri (KOREN) ve Mizah Tarzları Ölçeği (MTÖ) kullanılmıştır. Veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA), bağımsız örneklem t- testi, Pearson korelasyon analizi ve regresyon analizi üzerinden incelenmiştir. Yürütülen analizler sonucunda, kadınların erkeklere kıyasla daha fazla kendini geliştirici mizah kullanımına ve daha az saldırgan mizah türüne eğilimli olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra, kişilik örüntülerinin medeni duruma göre farklılık gösterdiği bulunmuştur; bekar bireyler evli bireylere göre daha yüksek primitif savunma, kimlik difüzyonu ve gerçeklik testi puanlarına sahiptir. Mizah tarzları da medeni duruma göre incelendiğinde, bekarların evli bireylere göre daha yüksek düzeyde kendini geliştirici mizah kullanımına sahip olduğu saptanmıştır. Eğitim düzeyi açısından, lisans mezunlarının kendini geliştirici mizah puanlarının lise mezunlarından daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Son olarak, kişilik organizasyonları ile mizah türleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcı mizah düzeyi arttıkça primitif savunma ve gerçeklik testi düzeylerinin azaldığı, uyumsuz mizah düzeyleri arttıkça ise kişilik organizasyonu alt kategori düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. Bu çalışmanın bulguları, ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve araştırmanın katkıları vurgulanmıştır.
Kadınlarda algılanan ayrımcılık ve kişilik örgütlenmesi ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada kadınlarda algılanan ayrımcılık ve kişilik örgütlenmesi arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Algılanan ayrımcılık ile kişilik örgütlenmesi arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki olacağı, algılanan ayrımcılığın psikotik yapılanmalarda daha yüksek deneyimleneceği ve kişilik örgütlenmesinin algılanan ayrımcılık için yordayıcı olacağı düşünülmüştür. Araştırmada internet üzerinden veri toplanmış, 18-65 yaş aralığında bulunan 293 kadın katılım sağlamıştır. Veri toplanırken Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Algılanan Ayrımcılık İndeksi ve Kişilik Organizasyonları Envanteri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre algılanan ayrımcılık ve kişilik örgütlenmesi incelendiğinde algılanan ayrımcılık, bireysel ayrımcılık ve kolektif ayrımcılık ile primitif savunmalar ve gerçeklik testi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunurken gerçeklik testiyle arasında bir ilişki bulunmamıştır. Katılımcıların psikotik ve sınır-nevrotik olarak bölündüğü koşulda algılanan ayrımcılık skorları arasında anlamlı bir fark bulunmuş, psikotik yapılanmada daha yüksek algılanan ayrımcılık skorları saptanmıştır. Ek olarak kişilik örgütlenmesinin algılanan ayrımcılık üzerindeki yordayıcı etkisine bakıldığında primitif savunmalar, kimlik difüzyonu ve gerçeklik testinin bir aradayken algılanan ayrımcılık, bireysel ayrımcılık ve kolektif ayrımcılığı yordadığı bulunmuştur.
Genç yetişkinlerde sosyal kaygı düzeyi, öz yeterlilik ve duygu düzenleme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı genç yetişkin bireylerin öz yeterlilik ve duygu düzenleme becerilerinin sosyal kaygı üzerinde anlamlı birer yordayıcı olup olmadığını incelemektir. Bu araştırma betimsel bir çalışma olup araştırmada genç yetişkinlik dönemindeki bireylerin sosyal kaygı düzeylerini yordamak amacıyla genel tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 18-25 yaş aralığında 304 birey katılım göstermiştir. Araştırma kapsamında bireylerin demografik bilgilerine ulaşmak amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Ayrıca "Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği", "Genel Öz Yeterlilik Ölçeği", ve "Duygu Düzenleme Güçlüğü-Kısa Form" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda duygu düzenleme güçlüğü, öz yeterlilik toplam, öz yeterlilik yılmama ve öz yeterlilik ısrar alt boyutlarının sosyal kaygı düzeyini yordadığı görülmüştür. Duygu düzenleme güçlüğü ve öz yeterlilik yılmama alt boyutunun sosyal kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu; öz yeterlilik toplam ve öz yeterlilik ısrar alt boyutunun ise anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte öz yeterlilik bağımlı değişken olarak alınıp sosyal kaygı ve duygu düzenleme güçlüğünün bağımsız değişken olduğu analiz sonucunda da yordayıcı ilişki bulunduğu; bu analizin daha güçlü bir ilişki ortaya koyduğu görülmüştür.
Ayrılma-bireyleşme ve duygu düzenleme ile sınır kişilik örgütlenmesi arasındaki ilişkinin psikodinamik açıdan incelenmesi
Mevcut çalışmada, ayrılma-bireyleşme ve duygu düzenleme ile sınır kişilik örgütlenmesi arasındaki ilişki psikodinamik açıdan incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 18–65 yaş aralığında herhangi bir psikiyatrik tanı almamış katılımcılardan oluşmaktadır. Veriler Demografik Bilgi Formu, Borderline Kişilik Envanteri (BKE), Ayrılma-Bireyleşme Ölçeği (ABÖ) ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) kullanılarak toplanmıştır. Analizler, IBM SPSS Statistics 26 kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü ANOVA, Çoklu Doğrusal Regresyon ve Hiyerarşik Regresyon testleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, ayrılma-bireyleşme sınır kişilik örgütlenmesini anlamlı ve pozitif yönlü bir şekilde yordamaktadır. Araştırmanın diğer değişkeni olan duygu düzenleme güçlüğü, sınır kişilik örgütlenmesini anlamlı, pozitif yönlü bir şekilde yordamaktadır. Ayrılma-bireyleşmenin alt boyutları olan bölme ve farklılaşma boyutlarının sınır kişilik örgütlenmesini anlamlı, pozitif yönde yordadığı tespit edilmiştir. Duygu düzenleme güçlüğünün alt boyutlarından ise dürtü ve amaç boyutları sınır kişilik örgütlenmesini anlamlı ve pozitif yönlü bir şekilde yordamaktadır. Çalışmanın tartışma bölümünde elde edilen bulgular literatürdeki diğer çalışmalar ile ilişkileri açısından incelenmiştir.
Obsesif kompulsif bozukluk ve çocukluk döneminde algılanan ebeveyn tutumlarının zihinselleştirme kapasitesine etkisi
Zihinselleştirme kavramı, bireyin etkileşimde bulunduğu insanların ve kendisinin davranışlarını detaylı şekilde analiz edip bunların altında yatan arzu, duygu, ihtiyaç ve inanç gibi anlamsal temellere göre düşünme yetisidir. Araştırmada OKB hastalarının algıladığı ebeveyn tutumları, bireyin çocukluk döneminde ebeveynlerinden algıladığı duygusal sıcaklık, reddedicilik ve aşırı kontrolcülük eğilimleri olmak üzere üç alt boyutta incelenmiştir. Bu araştırmada, OKB hastalarındaki obsesyon ve kompulsiyon semptom şiddeti ile çocukluk döneminde algılanan ebeveynlik tutumlarının zihinselleştirme becerisine etkisinin incelenmesi hedeflenmektedir. Çalışmanın yöntem aşaması, Antalya'da bulunan Terapi Tıp Merkezi içerisinde yürütülmüştür. Kurum bünyesinde görev yapmakta olan psikiyatri hekimleri tarafından OKB tanısı koyulan 40 bireyle zihinselleştirme ölçeği (MentS), Yale-Brown obsesyon-kompulsiyon ölçeği (YBOKÖ) ve kısaltılmış algılanan ebeveyn tutumları ölçeği (KAET-Ç) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 20 programı ile yapılmıştır. Araştırma sonucunda, bireylerde çocukluk döneminde ebeveynlerden algılanan reddedici tutum ile obsesyon ve kompulsiyon semptom düzeylerinin bireylerin kendilik temelli zihinselleştirme kapasitelerini anlamlı düzeyde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte araştırma bulguları, çocukluk döneminde ebeveynlerden algılanan aşırı koruyucu ve reddedici ebeveyn tutum eğilimleri ile bireylerin yetişkinlik dönemlerindeki obsesyon ve kompulsiyon semptom şiddetlerini arasında anlamlı düzeyde pozitif ilişki var olduğunu da göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, bireylerin kendilik temelli zihinselleştirme becerileri ile annelerinden algıladıkları duygusal sıcaklık düzeyi arasında pozitif, reddedicilik düzeyi arasında negatif yönde anlamlı ilişki tespit edildiğini göstermektedir. Bunun dışında kalan ötekiler temelli zihinselleştirme ve zihinselleştirmeye güdülenme alt ölçekleri ile çocukluk döneminde algılanan ebeveyn tutumları ve OKB semptom şiddetleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Obsesif kompulsif bozukluk hastalarının obsesyon türleri ile psikodinamik kişilik organizasyonu ve travmatik yaşantı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, DSM-5'e göre Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanılı kişilerin obsesyon türleri ile Psikodinamik Kişilik Örgütlenmeleri ve Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılarının incelenmesi hedeflenmiştir. Obsesyon türlerinin nevrotik, sınırdurum ve psikotik yapılarındaki konumları ve çocukluk dönemi olumsuz deneyimlerin bu türlerine etkisi incelenmiştir. Araştırmaya Antalya Terapi Tıp Merkezinde ayaktan tedavi gören 18-65 yaş aralığında, 17 kadın ve 14 erkek toplam 31 OKB hastası katılmıştır. Çalışmanın verilerini toplayabilmek için Sosyodemografik Veri Formu (SVF), Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (YBOKÖ), Kişilik Organizasyonları Envanteri (KOREN) ve Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri için IBM SPSS 26 sürümü kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre obsesyon türleri ile çocukluk çağı olumsuz yaşantıları incelendiğinde; biriktirme obsesyonuna sahip bireylerin çocukluk döneminde olumsuz yaşantı deneyimiyle saptanmıştır. Saldırganlık ve kirlenme obsesyon türleri ile psikodinamik kişilik örgütlenmesi incelendiğinde psikodinamik kişilik örgütlenmesi alt boyutları; primitif savunmalar, kimlik difüzyonu ve gerçeklik testi ile bağlantılıdır. Saldırganlık obsesyonu var olan katılımcılar, sınırdurum kişilik yapısına eğilimlidir. ANAHTAR KELİMELER: Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, obsesif kompulsif bozukluk, obsesyon türleri, psikodinamik kişilik organizasyonu
Kadın bı̇reylerde algılanan baba reddı̇ ı̇le yeme tutumları: Öz şefkat ve öz tı̇ksı̇nmenı̇n aracı rollerı̇nı̇n ı̇ncelenmesı̇
Algılanan baba reddi kişinin babasından gördüğü tutumlarda sıcaklık, şefkat, ilgi ve desteğin olup olmadığı ve bireyin bunu nasıl değerlendirdiği ile ilgilidir. Yeme tutumu ise her geçen gün önemi ve yaygınlığı daha çok artan, insan psikolojisi üzerinde etkisi olan kavramlardan biridir. Bozulmuş yeme tutumlarının oluşumunda etkili olan risk ve koruyucu unsurların tespit edilmesi ve bilinmesi oldukça önemlidir. Mevcut çalışmada, algılanan baba reddinin yeme tutumu ile ilişkisinde öz şefkat ve öz tiksinmenin ayrı ayrı aracı rollerine bakılması amaçlanmıştır. Örneklem 18 – 65 yaş aralığında Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşamakta olan 384 kadın bireylerden oluşmuştur. Çalışmanın amaçları doğrultusunda katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi Formu, Yeme Tutumu Testi (YTT – 26) – Kısa Form, Algılanan Ebeveyn Kabul Reddi Ölçeği – Yetişkin Kısa Form (Baba), Öz Şefkat Ölçeği Kısa Form ve Öz Tiksinme – Revize Ölçeği verilmiştir. Veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA), bağımsız örneklem t testi ve Pearson korelasyon analizi üzerinden incelenmiştir. Araştırmanın aracı rolleri için oluşturulan modelleri test etmek için Yapısal Eşitlik Modeli'nden yararlanılmıştır. Değişkenler arasındaki dolaylı etkiler incelendiğinde, algılanan baba reddinin artması öz şefkat ve öz tiksinme üzerinden yeme tutumunu anlamlı olarak yordaması beklenmiştir. Analiz değerlendirmeleri sonucunda, algılanan baba reddi ile yeme tutumu arasındaki ilişkide öz şefkatin aracı rolünün bulunmadığı ancak öz tiksinmenin kısmi aracı rolünün bulunduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular algılanan baba reddin artmasının kişinin öz tiksinme düzeyini düşürerek kişinin bozulmuş yeme tutumlarının oluşmasına zemin hazırlaması şeklinde yorumlanmıştır.
Kişilerin psikoterapi yöntemlerinde tercihleri ile nesne ilişkileri ve kişilik organizasyonu
Kişiliğin insan davranışlarını şekillendiren bir yapısı olduğu bilinmekle birlikte psikoterapi seçimlerindeki etkisi merak edilen bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Hoglend ve arkadaşları (1993) öz anlama arzusu, değişim isteği, gelişim düzeyi, çatışma, duygusal esneklik, beklenti, kişilik bozuklukları, nesne ilişkileri, seans sayısı ve terapide yapılan yorumların kişilerin terapiye giderken seçim kriterlerini ve terapi sürecindeki sonuçlarla ilişkisini etkilediğini tespit etmişlerdir. Bir diğer araştırmada bazı hastaların onaylayıcı ve olumlayıcı psikoterapist, bazı hastaların hastalığa geri dönmemek için önleme teknikleri kullanacak bir psikoterapist, bazılarının ise daha uzun vadeli bir psikoterapist istedikleri sonucuna ulaşılmıştır (Heinze ve ark., 2023). Bu çalışmada da bu değişimleri daha iyi anlamak için kişilerin tercih ettikleri psikoterapi yöntemlerine göre kişilik organizasyonları ve nesne ilişkilerinin farklılığı incelenerek literatüre katkı sunmak amaçlanmıştır. Çalışma Google Forms aracılığıyla psikoterapi deneyimi olan 490 katılımcı ile yürütülmüştür. Verilerin toplanması Mayıs 2024- Ekim 2024 tarihleri arasında online olarak gerçekleştirilmiştir. Örneklemin yaş aralığı 18-65'tir. Çalışmaya gönüllü olarak katıldığını beyan eden kişilerden Kişilik Organizasyonu Envanteri (KOREN), Bell Nesne İlişkileri Ölçeği ve sosyodemografik veri formunu doldurmaları talep edilmiştir. Ölçeklerden alınan bulgular Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 26.0 programı kullanılıp istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre kişilerin psikoterapi tercihleri eğitim seviyelerine göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Bir diğer anlamlı farklılık ise psikoterapi yöntemleri ile kişilik organizasyonu düzeyleri arasında bulunmuştur. Primitif savunma, kimlik difüzyonu ve gerçeklik testi farklılaşan kişilerin psikoterapi tercihleri de anlamlı şekilde değişmektedir. Son olarak ise nesne ilişkileri ve gerçeği değerlendirme alt ölçekleri ile psikoterapi yöntemlerindeki seçimler arasında anlamlı bir farklılaşma bulgulanmıştır.
Genel popülasyonda bilişsel içgörü ile depresyon belirtileri, obsesif kompulsif bozukluk belirtileri ve psikoz benzeri yaşantılar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, genel popülasyonda bilişsel içgörü düzeyi ile depresyon belirtileri, obsesif kompulsif bozukluk belirtileri ve psikoz benzeri yaşantılar arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma rastgele örnekleme yöntemi ve ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 18-65 yaş arası, 330 kadın, 143 erkek toplam 473 kişi katılmıştır. Katılımcılara, demografik bilgi formu, Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi ve Toplumda Psişik Yaşantıları Değerlendirme Ölçeği sunulmuştur. Veriler SPSS 26.0 sürümü ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerin sonucunda genel popülasyonda bilişsel içgörü düzeyi ile depresyon belirtileri, obsesif kompulsif bozukluk belirtileri ve psikoz benzeri yaşantılar arasında pozitif yönlü anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Bilişsel içgörünün alt boyutu olan kendinin ifade etme düzeyi benzer şekilde depresyon belirtileri, obsesif kompulsif bozukluk belirtileri ve psikoz benzeri yaşantılar ile pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki göstermiştir. Ancak bu değişkenler ile bilişsel içgörünün diğer alt boyutu olan kendinden eminlik arasında anlamlı düzeyde bir ilişkiye rastlanmamıştır.
Şubat 2023 Maraş depremini yaşamış bireylerde travma sonrası stres bozukluğu ve travma sonrası büyüme düzeylerinin psikolojik sağlamlık ve sosyal destek ile ilişkisi
Bu çalışma, 6 Şubat tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremi tecrübe etmiş yetişkin bireyler arasında travma sonrası stres bozukluğu ve travma sonrası büyüme düzeyinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın odak noktası, psikolojik sağlamlık ve sosyal destek gibi değişkenlerle bu ilişkinin derinlemesine analizidir. Cinsiyet, eğitim seviyesi, medeni durum, deprem sırasında bulunulan bölge ve yer, depremin yaşandığı binanın durumu, yaşanan can kaybı, deprem esnasında yaşanan korku düzeyi ve enkazın altında kalma durumu gibi çeşitli değişkenler, bu ilişkiyi etkileyebilecek faktörler olarak ele alınmıştır. Çalışma Maraş merkezli 6 Şubat depreminde, deprem bölgelerinin (Kahramanmaraş, Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kilis, Malatya, Osmaniye, Şanlıurfa, Elâzığ) herhangi birinde olup depremi deneyimleyen 18-65 yaş arası yetişkinlerle yürütülmüştür. Araştırmada; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Form, Olayların Etkisi Ölçeği Gözden Geçirilmiş Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Kısa Formu, Travma Sonrası Büyüme Envanteri kullanılmıştır. Uygulamadan elde edilen bulgulara, araştırma amaçları doğrultusunda SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı uygulanmıştır. Yapılan araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre algılanan sosyal destek, travma sonrası stres bozukluğu ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide aracılık etmiştir. Travma sonrası büyüme ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide yine algılanan sosyal destek değişkeninin aracılık ettiği görülmektedir. Bununla birlikte travma sonrası stres bozukluğu ile travma sonrası büyüme arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Psikolojik sağlamlık ve algılanan sosyal destek değişkenlerinin travma sonrası stres bozukluğu ve travma sonrası büyüme kavramları ile anlamlı bir ilişkisi olduğu yapılan çalışmanın sonucunda elde edilen bulgulardandır. Araştırmanın bulguları, travma sonrası yaşanan psikolojik süreçlerin daha iyi anlaşılmasına ve bu süreçleri etkileyen faktörlerin belirlenmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca çalışmanın bulguları, travma sonrası dönemde bireylere yönelik psikososyal müdahalelerin geliştirilmesi için de önemli bilgiler sunmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Deprem, Psikolojik Sağlamlık, Sosyal Destek, Travma, Travma Sonrası Büyüme (TSB), Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)
Ölüm kavramının psikoz benzeri yaşantılar ve psikodinamik kişilik organizasyonlarıyla ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, yetişkin bireylerde ölüm farkındalığı, psikotik deneyimler ve kişilik organizasyonları arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Ölüm farkındalığı, bireylerin kendi ölümlülüklerini nasıl algıladıklarına dair önemli bir kavramdır ve bu bağlamda, kişilik yapısının ve psikotik deneyimlerin ölüm farkındalığı üzerindeki etkilerini ele alarak daha bütüncül bir perspektif sunmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda, çalışma 18-65 yaş aralığındaki 418 birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılar, kolayda örnekleme yöntemiyle seçilmiş ve cinsiyet dağılımı açısından dengeli bir grup oluşturmayı amaçlamıştır. Katılımcıların 249'u erkek, 166'sı ise kadındır. Katılımcıların yaş ortalaması 33,25 olup, heterojen demografik ve sosyoekonomik bir arka plan sağlamaları hedeflenmiştir. Bu heterojen örneklem, çalışmanın genellenebilir bulgular elde etmesi açısından önemlidir. Araştırmada çevrim içi olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Çok Boyutlu Ölüm Farkındalığı Ölçeği (ÇBÖFÖ) ve Toplumda Psikotik Yaşantılar Değerlendirme Ölçeği (CAPE) ve Kişilik Organizasyonu Envanteri (KOREN) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS 26 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ölüm farkındalığı, alt boyutlarıyla birlikte detaylı bir şekilde ele alınmış ve bu alt boyutların psikotik deneyimlerle pozitif, negatif ve depresif boyutları ile ilişkileri analiz edilmiştir. Bulgular, ölüm farkındalığı ile psikotik deneyimler arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle, pozitif psikotik deneyimlerle ölüm farkındalığı ilişkili olduğu, negatif deneyimlerin ise ölüm gücüsüzleştirme boyutunu etkilediği tespit edilmiştir. Depresif psikotik deneyimlerin ise ölüm farkındalığının genel seviyesini artırdığı gözlenmiştir. Ayrıca, kişilik organizasyonunun alt boyutlarının ölüm farkındalığı üzerinde anlamlı etkileri olduğu bulunmuştur. Regresyon analizleri, hem psikotik deneyimlerin hem de kişilik organizasyonlarının ölüm farkındalığı üzerinde anlamlı yordayıcılar olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırma, varoluşsal kaygıların bireylerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini anlamada önemli bir adım sunmaktadır. Elde edilen sonuçlar, bireylerin ölüm farkındalığı ile başa çıkma mekanizmalarını anlamada ve bu doğrultuda terapötik müdahaleler geliştirmede bir temel oluşturabilir.
Yetişkin bireylerin astrolojik kişilik özelliklerinin nesne ilişkilerinin kalitesi ve Jung'un psikolojik tipleri ile aralarındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin Astrolojik Kişilik Özellikleri ile Jung'un tanımladığı Psikolojik Tipleri ile Nesne İlişkilerinin Kalitesinin aralarındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Astrolojik Kişilik Özellikleri değişkenini temsil eden Güneş ve Yükselen burçlarının, Yabancılaşma, Güvensiz Bağlanma, Egosantrizm ve Sosyal Yetersizlik alt boyutları ile ilişkisi ve Psikolojik Tipler ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmaya Türkiye'de yaşayan okuma yazma bilen, 18-65 yaş aralığında, 185 Kadın (%62,9) ve 109 Erkek (%37,1) olmak üzere toplam 294 yetişkin birey katılmıştır. Çalışmanın verilerini toplayabilmek için Sosyodemografik Veri Formu (SVF), Bell Nesne İlişkileri Ölçeği (BORRITI) ve Myers-Brigs Tip Belirleyici (MBTI) kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizleri için IBM SPSS 26 sürümü kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, yetişkin bireylerin nesne ilişkilerinin kalitesi ve psikolojik tipleri ile astrolojik kişilik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak ikili analizlerde bazı burç grupları arasında nesne ilişkilerinin kalitesi ve psikolojik tipler arasındaki karşılaştırmada anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Sonuç olarak, nesne ilişkilerinin kalitesi ve psikolojik tipler tüm burç gruplarıyla olan ilişkide anlamlı bir sonuç göstermese dahi, bazı burç grupları birbirlerine göre anlamlı derecede farklılaşmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Astrolojik kişilik özellikleri, psikolojik tipler, nesne ilişkilerinin niteliği
Dövme yaptırma ve borderline kişilik özelliklerinin nesne ilişkileri perspektifinden incelenmesi
Bu çalışma, dövme yaptırma ile borderline kişilik özellikleri ve nesne ilişkileri arasındaki ilişkiyi ve dövme lokasyonlarının psikodinamik yapılarla ilişkili olup olmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya kolayda ve kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılan toplam 528 birey katılmıştır. Katılımcıların 261'i dövmeli (190 kadın, 71 erkek), 267'si dövmesizdir (197 kadın, 70 erkek). Dövmeli bireyler araştırma grubunu, dövmesiz bireyler kontrol grubunu oluşturmuştur. Veri toplamak amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği ile Borderline Kişilik Ölçeği kullanılmış, veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Normallik varsayımının sağlanmaması nedeniyle Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Spearman korelasyon analizleri tercih edilmiştir. Bulgular, dövmeli bireylerin sosyal yetersizlik düzeylerinin dövmesi olmayan bireylere kıyasla daha düşük; dürtüsellik ile intihar ve kendine zarar verme eğilimlerinin ise daha yüksek olduğunu göstermiştir. Dövmenin yapıldığı vücut bölgesiyle psikolojik değişkenler arasındaki ilişkilerde ise bazı lokasyonlarda farklılıklar saptanmıştır. Yüz ve göğüs bölgelerine dövme yaptıran bireylerde gerçekliğin bozulması, algıların belirsizliği, halüsinasyonlar/delüzyonlar, gerçekliğin değerlendirilmesi toplam skoru ve dürtüsellik skorlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bacak ve sırt bölgelerine dövme yaptıran bireylerde dürtüsellik puanları; göğüs bölgesine dövme yaptıran bireylerde ise intihar ve kendine zarar verme eğilimi ile borderline kişilik toplam skorları anlamlı bir şekilde daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca kol ve omuz bölgesine dövme yaptıran bireylerde terk edilme skorlarının anlamlı biçimde daha düşük olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular, dövmenin yalnızca estetik bir tercih olmakla kalmayıp, bireyin içsel çatışmalarını, nesne ilişkilerini ve gerçeklik algısını beden üzerinden ifade etme aracı olabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda dövme sahibi olma durumu bu çalışmada çok yönlü biçimde incelenmiş olup, elde edilen bulguların literatüre katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Erken dönem ebeveyn kaybıyaşamış bireylerin yetişkin kişilerarası ilişkileri ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Erken yaşta ebeveyn kaybı, bireyin kişilerarası ilişkilerini ve benlik algısını etkileyen önemli bir yaşam olayıdır. Nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde erken dönem kayıpların bireyin benlik gelişimi ve kişilerarası ilişki şemaları üzerinde kalıcı etkiler bırakabileceği öngörülmektedir. Literatürde bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar çoğunlukla çocukluk ve ergenlik dönemlerini kapsarken, erken bebeklik dönemine odaklanan çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu araştırmada, 0–3 yaş aralığında ebeveyn kaybı yaşamış bireylerin yetişkinlik dönemindeki kişilerarası ilişki boyutları ile benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır Araştırma 0-3 yaş arasında ebeveyn kaybı yaşamış 18-65 yaş arası 85 kişi ile yürütülmüştür. Çalışmada Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Kişilerarası İlişki Boyutları Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklere verilen yanıtlar SPSS 27 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler bağımsız gruplar t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, katılımcıların onay bağımlılık ile benlik saygısı düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki; başkalarına güven ve duygu farkındalığı ile benlik saygısı düzeyleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların yaşı ile benlik saygısı düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca ebeveynin ölüm nedeni ile bireylerin benlik saygısı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kayıptan sonra algılanan bakım kalitesinin, onay bağımlılığı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Yaş arttıkça benlik saygısının da arttığı, üç veya daha fazla kardeşi olan bireylerin başkalarına güven düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Ölüm farkındalığı ve yaşam anlamı ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada ölüm farkındalığı ve yaşam anlamı ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişki ve bazı demografik değişkenlerin ilişkisi incelenmiştir. Araştırmaya 18-65 yaş arası 501 katılımcı ile yürütülen bu çalışmada Demografik Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Ölüm Farkındalığı Ölçeği, Yaşam anlamı Ölçeği ve SCL-90-R kullanılmıştır. Ölçeklere verilen yanıtlar SPSS 26 programı ile analize tabi tutulmuştur. Araştırma değişkenlerin demografik verilerle olan ilişkilerinin belirlenmesinde Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis, araştırma değişkenlerinin birbiriyle olan ilişkilerinin analizinde Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada yordayıcı etki Hiyerarşik Regresyon Analizi ile hesaplanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre ölüm farkındalığı ile yaşam anlamı ve psikolojik belirtiler arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Ölüm farkındalığı alt boyutlarından ölüm korkusu, ölümü güçsüzleştirme, ölümü düşünmeme; yaşam anlamı alt boyutlarından ise bulunmaya çalışılan anlam ve var olan anlam, psikolojik belirtileri yordamaktadır. Bu çalışmada elde edilen bulguların literatüre ölüm farkındalığı ve yaşam anlamı ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi açısından literatüre katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Depresif belirtiler ve savunma mekanizmaları arasındaki ilişkide kendine yansıtma ve içgörünün rolü
Çalışmanın amacı, depresif belirtiler ile savunma mekanizmaları arasındaki ilişkiyi anlamak için kendine yansıtma ve içgörünün rolünü incelemektir. Araştırmaya 192 kadın ve 185 erkek olmak üzere toplam 377 kişi katılmıştır. Katılımcılar önce Demografik Bilgi Formu'nu doldurmuş ve ardından Beck Depresyon Envanteri (BDE), Savunma Biçimleri Testi (SBT-40) ve Kendine Yansıtma ve İçgörü Ölçeği (KYİÖ) kullanılarak değerlendirilmiştir. Veriler, online platform olan Google Forms üzerinden toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS v26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Depresif belirtiler, savunma mekanizmaları ile kendine yansıtma ve içgörü arasındaki ilişkilerin anlaşılması için öncelikle Pearson korelasyon analizi yapılmış daha sonra gruplar arasındaki farklılıkların anlaşılması için Bağımsız Örneklem t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) yapılmıştır. Son olarak savunma mekanizmalarını yordayan faktörlerin anlaşılması için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Bulgulara göre, depresif belirtiler gösteren kişilerde içgörünün anlamlı bir etkisinin olduğu görülmüştür. Benzer şekilde, depresif belirtiler ile savunma mekanizmaları arasındaki ilişkiye bakıldığında, hem immatür hem de matür savunma mekanizmalarının anlamlı etkilerinin olduğu, ancak nevrotik savunma mekanizmalarının bu ilişkide anlamlı bir etkisinin olmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, Çoklu Doğrusal Regresyon analizi sonuçlarına göre, depresif belirtiler ile immatür savunma mekanizmaları arasındaki ilişkide içgörünün negatif yönde ve anlamlı şekilde etkisinin olduğu görülmüştür. Özetle, depresif belirti gösteren kişilerin içgörülerinin azalmasıyla immatür savunma mekanizmalarını daha fazla kullandıkları saptanmıştır. Analiz sonuçları, literatürle paralellik göstermiş olup kuramsal çerçevede tutarlılık göstermektedir.
Obsesif kompulsif bozukluk hastalarında çocukluk çağı travması düzeyi yüksek ve düşük olan bireylerin psikodinamik açıdan değerlendirilmesi
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), takıntılar ve zorlantılarla karakterize bir ruhsal bozukluk olarak tanımlanır. Çocukluk çağı travmasına maruz kalan bireylerin, ileride obsesif kompulsif belirtiler ortaya çıkarması ihtimali yüksektir. Çocukluk çağı travması yaşayan bireylerin OKB ile ilişkisini gösteren epidemiyolojik çalışmalar olmasına rağmen, psikodinamik açıdan çocukluk çağı travması ve OKB arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, OKB hastalarının çocukluk çağı travması düzeylerinin incelenmesi, depresyonla bağlantısının incelenmesi, travma alt türlerinin bu hastalarda hangi kişilik örgütlenme düzeyini yansıttığı ve sosyodemografik farklılıklarına etkisini ele almaktır. Örneklemi, 18-65 yaş aralığındaki Özel Terapi Tıp Merkezinde OKB tanısı almış ve tedaviye devam eden 60 hasta oluşturmuştur. Katılımcılara, Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Kişilik Organizasyonu Envanteri (KOREN), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Maundsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) uygulanmıştır. Analizler, IBM SPSS programı kullanılarak yürütülmüştür. Çocukluk çağı travma düzeyleri (ÇÇTD), alt boyutlarının düzeyleri ve OKB açısından sosyodemografik değişkenler açısından anlamlı ilişki saptanamamış olup, sadece duygusal ihmal düzeyi ve OKB semptom düzeyi arasında negatif ilişki saptanmıştır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ile çocukluk çağı travma alt düzeyleri ve OKB semptom düzeyleri arasındaki korelasyonlar incelendiğinde aralarında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. ÇÇTD, istismar ve ihmal düzeyleri ve OKB açısından primitif savunma, gerçeği değerlendirme ve kimlik difüzyonu ile anlamlı ilişki saptanamamış olup, sadece cinsel istismar ve primitif savunma arasında sınırda anlamlı ilişki saptanmıştır. Çocukluk çağı travma düzeyi yüksek olan OKB hastalarında depresyon seviyesi daha yüksek bulunmuştur. ÇÇT alt gruplarından duygusal istismar arttıkça depresyon seviyesinde artış saptanmıştır. MOKSL toplam ve KOREN alt grupları (primitif savunmalar, gerçeklik testi ve kimlik difüzyonu) arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Stepwise lineer regresyon analizinde analize KOREN'in alt ölçekleri, MOKSL ve BDÖ dahil edilmiş olup elde edilen modelde MOKSL ve BDÖ yer almıştır (F=6,213, p=0,004). Model varyansın %15'inin açıklamaktadır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar mevcut alanyazınlar doğrultusunda tartışılmıştır. Son olarak araştırmanın sınırlılıkları ve önerileri belirtilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Çocukluk Çağı Travmaları, Gerçeklik Testi, Kernberg Kişilik Organizasyonu, Kimlik Difüzyonu, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Primitif Savunmalar, Psikodinamik
Duygusal yemenin belirleyicileri olarak çocukluk çağı travmaları, kişilik özellikleri ve psikolojik belirtilerin incelenmesi
Bu çalışmada yetişkin bireylerde çocukluk çağı travmalarının, kişilik özelliklerinin ve psikolojik belirtilerin duygusal yeme ile olan ilişkisi incelenmektedir. Araştırmanın bir diğer amacı ise duygusal yeme düzeylerinin sosyo-demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğinin araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ve 65 arasında değişen toplam 382 katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Gözden Geçirilmiş Eysenck Kişilik Anketi-Kısaltılmış Formu (EKA-GGK) ve Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler Spearman korelasyon analizi ve regresyon analizi üzerinden incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, çocukluk çağı travmaları fiziksel ihmal alt boyutu dışında, duygusal yeme ile ilişkili bulunmuştur. Psikolojik belirtiler ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişki incelendiğinde ise pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Kişilik özelliklerinin nörotisizm alt boyutu ile duygusal yeme davranışının pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizinde; cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, gelir durumu, çalışma durumu, kişinin kendini nasıl gördüğü ve kilo için çaba sarf etme değişkenleri ile duygusal yeme arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. KSE anksiyete, kişinin kendini nasıl gördüğü, yaş, meslek, psikolojik rahatsızlık, cinsiyet, boy, ÇÇTÖ toplam puanı, duygusal istismar, KSE somatizasyon değişkenlerinin duygusal yeme davranışını anlamlı olarak yordadığı saptanmıştır. Bahsi geçen değişkenler varyansın %40,40'ını açıklamaktadır. Literatür kapsamında araştırma bulguları tartışılmıştır.
Ortoreksiya nervoza ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada erken dönem uyum bozucu şemalar ile Ortoreksiya Nervoza arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda erken dönem uyum bozucu şemaların ortorektik eğilimi ne ölçüde yordadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın örneklemini 18-65 yaş aralığındaki 510 yetişkin birey oluşturmaktadır. Çalışmanın ölçüm araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Ortoreksiya Nervoza Ölçeği (ORTO-11) ve Young Şema Formu Kısa Form – 3 (YŞÖKF-3) kullanılmıştır. Veriler tek yönlü varyans analizi (ANOVA), bağımsız örneklem t- testi, Pearson korelasyon analizi ve regresyon analizi üzerinden incelenmiştir. Yürütülen analizler sonucunda, ortorektik eğilimin erken dönem uyum bozucu şema boyutları arasından karamsarlık, sosyal izolasyon, duyguları bastırma, onay arayıcılık, cezalandırılma, tehditler ve hastalıklara karşı dayanıksızlık, yüksek standartlar, ayrıcalıklılık/yetersiz öz denetim şema boyutları ile negatif yönde ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak, ortorektik eğilim ile boy, beslenme biçimi, kilo memnuniyeti ve egzersiz sıklığı sosyodemografik değişkenleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Çalışmanın amacı doğrultusunda yürütülen regresyon analizi sonucu iki model oluşturulmuştur. İlk modelde yaş, boy, kilo memnuniyeti, egzersiz sıklığı, onay arayıcılık, karamsarlık, terk edilme ve yüksek standartlar ile varyansın %14,8'ini açıklandığı görülmüştür. Erken dönem uyum bozucu şemaların ortorektik eğilimi yordama düzeyi için kurulan modelde ise yüksek standartlar ve onay arayıcılık şemalarının varyansın %5'ini yordadığı tespit edilmiştir. Çalışma içerisinde Ortoreksiya Nervoza'nın tanısal sınıflandırılmasına dair tartışmaya şema perspektifinden ele alınarak yer verilmiştir. Çalışmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve araştırmanın katkıları belirtilmiştir.
Bireylerin içgörü ve kendine yansıtma düzeyleri ile ölüm korkusu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmadaki temel amaç, 18-65 yaş aralığında yer alan bireylerde bilişsel içgörü, içgörü ve kendine yansıtma düzeylerinin ölüm korkusu düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmaya toplam 201 kişi katılmıştır. Katılımcılar öncelikle Demografik Bilgi Formu'nu doldurmuş ve ardından Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği (BBİÖ), Kendine Yansıtma ve İçgörü Ölçeği (KYİÖ) ve Çok Boyutlu Ölüm Farkındalık Ölçeği (ÇKBÖFÖ) kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin tümü, online platform olan Google Forms üzerinden toplanmıştır ve elde edilen veriler SPSS v22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın değişkenlerinin birbiriyle olan korelasyon düzeylerinin incelenmesi amacıyla Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Buna ek olarak içgörü alt boyutları ile ölüm korkusu arasında regresyon analizi yapılmıştır. Bulgulara göre KYİÖ toplam puanı ile ÇBÖFÖ toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı görülmüştür. Ana değişken olan ölüm korkusuna bakıldığında ise kendini ifade etme düzeyi ile ölüm korkusu düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu durum "Bireylerin kendini ifade etme düzeyleri arttıkça ölüm korkusu düzeyi de artmaktadır." anlamına gelmektedir.
Sahtekâr fenomeninin psikodinamik açıdan incelemesi
Sahtekâr fenomeni, başarılı olmalarına dair kanıtların varlığına rağmen başarılarını içselleştiremeyen ve entelektüel yetersizliklerinin bir gün başkaları tarafından fark edileceği korkusu ile yaşayan kişilerin deneyimlerini tanımlamak üzere kullanılan bir kavramdır. Mevcut araştırma sahtekâr fenomenini psikodinamik yaklaşım çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Psikodinamik kuramın yapıtaşları olan nesne ilişkileri, kişilik örgütlemesi ve savunma mekanizmaları ile sahtekâr fenomeni arasındaki ilişki araştırılmıştır. 18-65 yaş aralığında bulunan 196 kişiye basit rastgele örnekleme yolu ile ulaşarak çevrimiçi anketler uygulanmıştır (Xyaş=36.87, S.S.= 12.007). Katılımcılardan Sosyodemografik Bilgi Formu, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği (BORRTI), Kişilik Organizasyonları Envanteri (KOREN), Savunma Biçimleri Testi (SBT) ve Clance Sahtekâr Fenomeni Ölçeklerini doldurmaları istenmiştir. Çalışmaya dahil edilen 173 katılımcıya ait veri analizi SPSS 27.0 programında gerçekleştirilmiş. Veri, Hiyerarşik Çoklu Regresyon Analizi ve Spearman Korelasyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre sosyodemografik değişkenlerden yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve çalışma durumu ile sahtekâr fenomeni arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Psikodinamik açıdan; sahtekâr fenomeni nesne ilişkileri, kişilik örgütlenmesi ve savunma mekanizmaları ile anlamlı ilişki göstermiştir. Sahtekâr fenomenini en çok tahmin eden değişkenlerin nesne ilişkilerinin alt boyutları olan güvensiz bağlanma ve sosyal yetersizlik ile kişilik örgütlenmesinin alt boyutu olan kimlik difüzyonu olduğu bulunmuştur. Bahsedilen değişkenler varyansın %41'ini açıklamaktadır. Mevcut araştırma kişiliğin psikodinamik açıdan incelenen boyutları ile sahtekâr fenomeni arasındaki anlamlı ilişkiyi açıklamaktadır. Bununla birlikte, elde edilen bilgilerin psikodinamik açıdan desteklenmesi için farklı örneklem ve yöntemlerle yapılacak olan çalışmalara duyulan ihtiyaç devam etmektedir.
Özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların ebeveynleri ile duymayan çocukların ebeveynlerinin kabul düzeylerinin, başa çıkma tutumlarının ve kullandıkları savunma biçimlerinin incelenmesi
Bu araştırmada özel eğitime ihtiyaç duyan çocukların ebeveynlerinde ve duymayan çocukların ebeveynlerinde kabul düzeyi, başa çıkma tutumları ve savunma biçimleri incelenmiştir. Her iki gruptan 64 kişi olmak üzere toplam 128 katılımcı araştırmada yer almıştır. Araştırma, Antalya'da yaşayan ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde özel eğitim desteği almakta olan, ÇÖZGER raporu bulunan çocukların ebeveynleri ve Antalya'da yaşayan normal gelişim gösteren çocukların ebeveynleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler Demografik Bilgi Formu, Porter Ebeveyn Kabul Ölçeği, Başa Çıkma Tutumları Ölçeği, Savunma Biçimleri Testi ile elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS 27.0 programı ile yapılmıştır. Araştırmada Mann Whitney-U Testi ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerden alınan puanların analizine göre iki grup arasında Porter Ebeveyn Kabul Ölçeğinin toplam puanında anlamlı bir fark bulunmuştur. Ölçeğin alt boyutlarından olan Karşılıksız Sevgi alt boyutunda karşılaştırılan iki grup arasında anlamlı düzeyde fark tespit edilmiştir. Karşılaştırılan diğer testlerin toplam puanlarında iki grup arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir.