Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Yasin Genç
19 theses · İstanbul Gelişim University
Genç yetişkinlerde akıllı telefon bağımlılığı ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Günümüzde akıllı telefonlar, yalnızca iletişim işlevlerinden öteye geçerek geniş bir özellik yelpazesi sunmakta ve günlük yaşamda vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Ancak, aşırı kullanımı sosyal, psikolojik ve fiziksel sorunlara yol açabilmektedir. Bu durum, kullanıcılarda tolerans geliştirme, kontrolsüz kullanım ve işlevsellik problemleriyle ilişkilendirilen bağımlılık olgusu ile bağlantılıdır. Akıllı telefon bağımlılığının sosyal izolasyon, kaygı bozuklukları, düşük özsaygı ve uyku problemleri gibi olumsuz etkileri olduğu görülmektedir. Öte yandan, psikolojik iyi oluş, bireyin yaşamını en iyi şekilde yaşaması, kendini gerçekleştirme potansiyeline sahip olması ve hayatının duygusal ve bilişsel olarak tatmin edici olması ile ilişkilidir. Psikolojik iyi oluşun, akıllı telefon bağımlılığının olumsuz etkilerine karşı koruyucu bir nitelik taşıdığı düşünülmektedir. Bu çalışma, 18-25 yaş arasındaki genç yetişkinlerde akıllı telefon bağımlılığı ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Kesitsel bir çalışma olan bu araştırma, 114 katılımcı ile yapılmış ve veriler online olarak toplanmıştır. Bulgular, genç yetişkinler arasında akıllı telefon bağımlılığı ile psikolojik iyi oluş arasında orta düzeyde negatif bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Sosyodemografik değişkenlerin akıllı telefon bağımlılığı ve psikolojik iyi oluş ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi bulunmazken, ekonomik düzeyin bu iki değişkenle olan etkileşimi anlamlı bulunmuştur; düşük gelirli bireylerin akıllı telefon bağımlılığı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri orta ve yüksek gelirli bireylerden daha düşük çıkmıştır.
Ebeveynlerinde alkol bağımlılığı olan ve olmayan ergenlerin benlik saygısı ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması
Yapılan bu çalışmada ebeveynlerin alkol bağımlısı olma durumlarına göre ergenlerin benlik saygısı ve depresyon düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde eğitim gören 56 kadın ve 34 erkek olmak üzere toplam 90 ergen katılmıştır. Ergenlerin demografik özelliklerinin belirlenmesinde kişisel bilgi formundan yararlanılmıştır. Ergenlerde benlik saygısının belirlenmesinde "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği", depresyon düzeylerinin belirlenmesinde ise "Kutcher Ergen Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Ergenlerin en az bir sene boyunca birlikte yaşamış olduğu alkol kullanımı olan ebeveynlerine "Bapirt Alkol Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analiz sürecinde SPSS 25.0 programında Independent Samples T test ile MANOVA analizinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonunda ebeveynlerin alkol bağımlılık düzeylerine göre ergenlerin benlik saygılarının ve depresyon düzeylerinin anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlara göre ebeveynlerin alkol bağımlılık düzeyleri arttıkça ergenlerin benlik saygılarının azaldığı görülmüştür (p<0.05). Bunun yanında depresyon düzeyinin ebeveynleri alkol bağımlısı ergenler lehine yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, ebeveynlerde alkol bağımlılığının ergenlerde benlik saygısını azaltan ve depresyon riskini arttıran bir unsur olduğu söylenebilir.
Ebeveynlerinde alkol bağımlılığı olan ve olmayan ergenlerin benlik saygısı ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması
Yapılan bu çalışmada ebeveynlerin alkol bağımlısı olma durumlarına göre ergenlerin benlik saygısı ve depresyon düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde eğitim gören 56 kadın ve 34 erkek olmak üzere toplam 90 ergen katılmıştır. Ergenlerin demografik özelliklerinin belirlenmesinde kişisel bilgi formundan yararlanılmıştır. Ergenlerde benlik saygısının belirlenmesinde "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği", depresyon düzeylerinin belirlenmesinde ise "Kutcher Ergen Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Ergenlerin en az bir sene boyunca birlikte yaşamış olduğu alkol kullanımı olan ebeveynlerine "Bapirt Alkol Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analiz sürecinde SPSS 25.0 programında Independent Samples T test ile MANOVA analizinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonunda ebeveynlerin alkol bağımlılık düzeylerine göre ergenlerin benlik saygılarının ve depresyon düzeylerinin anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlara göre ebeveynlerin alkol bağımlılık düzeyleri arttıkça ergenlerin benlik saygılarının azaldığı görülmüştür (p<0.05). Bunun yanında depresyon düzeyinin ebeveynleri alkol bağımlısı ergenler lehine yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, ebeveynlerde alkol bağımlılığının ergenlerde benlik saygısını azaltan ve depresyon riskini arttıran bir unsur olduğu söylenebilir.
Kişilerde yemek bağımlılığı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yemek bağımlılığı (YB), bireylerin yiyecekleri kontrolsüz bir şekilde tüketmesi ve klasik bağımlılık belirtileri göstermesiyle tanımlanan bir durumdur. Özellikle obez ve aşırı yemek yiyen bireylerde, bağımlılık belirtileri önemli bir sorun olarak dikkat çekmektedir. Çeşitli laboratuvar, klinik ve genetik araştırmalar, yemek bağımlılığının klinik geçerliliğini desteklemekte, nörobiyolojik çalışmalar ise obezite ve madde bağımlılığı arasında benzer ödül sistemi mekanizmalarına işaret etmektedir. Yüksek sodyum, yapay aromalar ve zengin karbonhidrat içeren besinlerin kötüye kullanılan ilaçlar gibi etkiler oluşturduğu belirtilmiştir. Çalışmada, yemek bağımlılığı ile çocukluk çağı travmaları (ÇÇT) arasındaki ilişki incelenmiştir. Çocukluk döneminde duygusal, fiziksel ve cinsel istismar gibi travmatik yaşantılar, yemek bağımlılığı geliştirme riskini artırmaktadır. Bulgular, yeme bağımlılığı prevalansının %9,3 olduğunu ve morbid obez bireylerde bu oranın %15,5'e çıktığını göstermiştir. Cinsiyet analizlerinde, yemek bağımlılığının oranı kadınlarda %10,3, erkeklerde ise %6,1 olarak tespit edilmiştir; erkekler, belirli testlerde daha yüksek tolerans puanları göstermiştir. Çocukluk çağı travmalarının, yemek bağımlılığının gelişiminde kritik bir risk faktörü olduğu saptanmış, özellikle cinsel istismarın etkisi vurgulanmıştır. Ekonomik durumun da önemli bir etken olduğu, düşük gelir grubundaki bireylerin yemek bağımlılığının geliştirme riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği, bireylerin yeme davranışını bırakmaya yönelik başarısız girişimler, tolerans ve olumsuz sonuçlara rağmen yeme davranışını sürdürme gibi yaygın semptomları ortaya koymuştur. Sonuç olarak, çalışma, yemek bağımlılığının karmaşık bir bağımlılık türü olduğunu ve çeşitli demografik, çevresel ve psikolojik faktörlerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Yemek bağımlılığını önlemeye ve tedaviye yönelik stratejilerin geliştirilmesi için daha geniş örneklemli, uzun vadeli araştırmalar yapılması önerilmektedir. Çocukluk travmalarının etkilerini azaltmak için erken müdahale programları önemlidir.
Enneagram kişilik sistemine dayalı dokuz tip mizaç modeli ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmada dokuz tip mizaç modeline ait alt boyutlar ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkilerin, ilgili ölçekler kullanılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda demografik bilgi formu, Yetişkin Mizaç Anketini (Yılmaz ve diğerleri, 2014) ve Fraley ve arkadaşları (2000) tarafından geliştirilen ve Selçuk ve arkadaşlarının geçerliği ve güvenirliğine ilişkin çalışmasını yürüttüğü Yakın İlişkilerde yaşantılar Envanteri-II (2005) kullanılmıştır. Çalışmaya, 20-73 yaş arası 210 kişi katılım sağlamıştır. Uygulamalar çevrimiçi ortamda gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların cinsiyet ve medeni durum değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığı bağımsız örneklem t-testi aracılığıyla analiz edilmiştir. Mizaç tipleri ile bağlanma stilleri arasındaki ilişki, yapılan Pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Hipotezlerin doğrulukları da Pearson korelasyon analizi aracılığıyla test edilmiştir. Elde edilen bulgular literatür bazında tartışılmıştır. Bulgular, Tip 1 ile kaygılı ve kaçınan bağlanma arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermiştir. Arthur ve Allen (2010) tarafından yapılan çalışma, bu bulguyla tutarlıdır. Tip 2 ile kaygılı bağlanma arasında ise anlamlı ilişki gözlenmiştir. Bu bulgu, Hook ve diğerleri (2021) tarafından yapılan çalışmanın bulguları ile tutarsızdır. Tip 3 ile kaçıngan bağlanma arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Arthur ve Allen (2010) tarafından yapılan çalışmanın değerlendirmeleri, bu bulgumuzla tutarsızdır. Tip 4 ile kaçınan bağlanma arasında anlamlı ilişki gözlenmiştir. Arthur (2008) tarafından yapılan çalışma, bu bulguyu doğrulamaktadır. Tip 5 ile kaçınan bağlanma arasında anlamlı ilişki gözlenmiştir. Kam (2018) tarafından yapılan çalışmanın bulguları, bu bulguyla tutarlıdır. Tip 6 ile kaygılı bağlanma arasında negatif ilişki gözlenmiştir. Bu bulgu, Kam (2018) tarafından yapılan çalışma ile tutarsızdır. Tip 7 ile kaçıngan bağlanma arasında pozitif ilişki gözlenmiş ancak kaygılı bağlanma arasında herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Bu bulgu, Tip 7 ile kaçınan bağlanma arasında pozitif ilişki olduğunu ortaya koyan bir başka çalışmayla uyumludur (Arthur, 2008). Tip 8 ile kaçıngan bağlanma arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Bu bulgu, Arthur ve Allen'ın (2010) bulgularıyla tutarsızdır. Tip 9 ile kaygılı bağlanma arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Bu bulgu Arthur'un (2008) çalışmasıyla uyumlu görünse de bahsi geçen çalışmada Tip 9'un değerlendirilmesi bakımından farklı bir yöntem izlenmiştir.
Üniversite öğrencilerinin stresle başa çıkma yöntemleri ile sigara bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin sigara bağımlılığı ile stresle başa çıkma yöntemleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. İlişkisel tarama modeli kullanılarak yapılan bu çalışmanın örneklemini, İstanbul'da öğrenim gören lisans ve lisansüstü 380 öğrenci oluşturmuştur. Veriler, "Sigara Psikolojik Bağımlılık Ölçeği" ve "Stresle Başa Çıkma Ölçeği" kullanılarak toplanmış ve SPSS programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Independent-Samples T Testi ve Pearson Korelasyon Testi uygulanmıştır. Cinsiyet açısından sigara bağımlılığı ve stresle başa çıkma stratejileri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kadınların stresle başa çıkma puanları erkeklere göre daha yüksek olmakla birlikte bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. Sigara bağımlılığı ve stresle başa çıkma stratejileri arasında eğitim düzeyi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. İlişkisi olan bireylerin sigara bağımlılığı ve kaçınma stratejileri, ilişkisi olmayan bireylere göre anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır (p<0,001). Problem odaklı başa çıkma stratejilerinde ise ilişkisi olan bireylerin puanları daha düşüktür. Sigara bağımlılığı ile kaçınma stratejileri arasında pozitif (rh=0,340, p<0,001), problem odaklı başa çıkma stratejileri ile negatif bir ilişki saptanmıştır (rh=-0,289, p<0,001). Yaş ile sosyal destek arayışı arasında ise zayıf düzeyde negatif bir ilişki tespit edilmiştir (rh=-0,122, p=0,018). Sonuç olarak, sigara bağımlılığı ve stresle başa çıkma stratejilerinin cinsiyet ve eğitim durumu değişkenler açısından farklılık göstermediği belirlenmiştir. Buna karşın ilişki durumu, sigara bağımlılığı üzerinde etkili bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Üniversite Öğrencileri, Sigara Bağımlılığı, Stresle Baş Etme
Çalışanların depresyon düzeylerinin tükenmişlik ve iş doyumu ile ilişkisi
Bu araştırmanın temel amacı perakende mağazacılık sektöründe çalışanların depresyon düzeylerini inceleyerek, tükenmişlik ve iş doyumunun depresyon ile olan ilişkisini ortaya koymaktır. Bu kapsamda araştırma İstanbul ilinde bulunan alışveriş merkezlerinde mağazacılık sektöründe çalışan 18-65 yaş arasında toplam 400 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak ulaşılmıştır. Araştırma verileri demografik bilgi formu, Beck depresyon envanteri, Maslach tükenmişlik ölçeği ve Minnesota doyum ölçeği kullanılarak anket yoluyla yüz yüze olacak şekilde toplanmıştır. Verilerin analizinde ise SPSS-22 istatistik programı kullanılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre depresyon ile çalışma şekli, günlük çalışma saati, mevcut iş yerinde çalışma süresi, gelir, iş yeri memnuniyeti ve alkol değişkenleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Tükenmişlik ile cinsiyet, yaş, çalışma şekli, meslekte çalışılan süre, iş yeri memnuniyeti, mevcut iş yerinde çalışma süresi, gelir ve sigara kullanımı arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. İş doyumu ile çalışma şekli, meslekte çalışılan süre, mevcut iş yerinde çalışma süresi, gelir ve iş yeri memnuniyeti arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Yapılan korelasyon analizine göre ise çalışanların depresyon düzeyleri ile tükenmişlik alt boyutları olan duygusal tükenme, duyarsızlaşma, kişisel başarı boyutları arasında pozitif yönde anlamlı, iş doyumu arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca yapılan regresyon analizine göre de çalışanların tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin depresyon üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yetişkin bireylerin çevrimiçi kumar bağımlılığının dürtüsellik ile ilişkisi
Giriş ve amaç: Bağımlılık bir beyin hastalığı olarak bilinmektedir. Günümüzde yetişkin bireylerin kumar oynama durumu çevrimiçi sektörde de kendini göstermiştir. Bu durumun dürtüsellik ile ilişkisinin olduğu düşünülmektedir. Tez çalışmasında yetişkin bireylerde çevrimiçi kumar oynama ile dürtüsellik ilişkisini değerlendirmek ve açıklamak amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın verileri elektronik ortamda toplanmıştır. Düzce Yeşilay Danışmanlık Merkezi, Bolu ve Sakarya Amatem'de tedavi gören 70 yetişkin bireyin çalışmaya katılımının gönüllü olmasıyla ulaşılmış ve bu çalışmanın içeriğinde yer alan anket elektronik ortamda doldurulmuştur. Araştırmaya katılmış olanların demografik verilerine dönük sorulara frekans analizi uygulanmıştır. İlgili tablolarda verilerin dağılımı, "n" ve "%" olacak şekilde sunulmuştur. Sonrasında araştırma kapsamında kullanılan Barratt Dürtüsellik, Kumar Aşerme ve İnternet Kumar Bağımlılığı Ölçeğine ilişkin ifadelerin ortalama ile standart sapmalarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Cronbach's Alpha katsayısı ile kullanılan ölçeklerin güvenilirliğinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Anlamlılık testleri ile Barratt Dürtüsellik, Kumar Aşerme ve İnternet Kumar Bağımlılığı Ölçeğinin demografik veriler doğrultusunda farklılık arz edip etmediğinin analizi gerçekleştirilmiştir. Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk sınamaları ile kullanılacak olan analize karar vermeden önce, verilerin normal dağılıma uygunluk gösterip göstermediği değerlendirilmiştir. Öte yandan verilerin çarpıklık ile basıklık değerleri ele alınmış -1.5 ile +1.5 aralığında olduğu belirlenmiştir. Normal dağılıma sahip ikiden çok değişkenin karşılaştırılmasında ANOVA testi, ikili karşılaştırmalarda ise Bağımsız Örneklem t testi kullanılmıştır. LSD post hoc analizi, anlamlı çıkan analizlerde hangi gruplar arasında fark olduğunun saptanması için kullanılmıştır. Pearson korelasyon testiyle ölçek ile alt boyutlar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi yapılmıştır. SPSS v32 istatistik programı, araştırmanın analizinde kullanılmıştır. Sonuç: Araştırma bulguları demografik açıdan değerlendirildiğinde erkeklerin kadınlara göre daha fazla olduğunu ve erkeklerin kumar bağımlılığının yüksek olduğu belirtilmiştir. Dürtüsellik ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. 18-30 yaş arasındaki bireylerin 30 yaş ve üzeri bireylere göre motor dürtüsellik düzeyinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Eğitim düzeylerinin dürtüsellik ile ilişkisi arasında anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır. Eğitim düzeyleri Lise ve Lisansüstü olan bireylerin kumar oynama dürtüsellik düzeyi daha yüksek düzeyde olduğu gözlemlenmiştir. Lisansüstü eğitim düzeyine sahip olan bireylerin ise akademik başarısı yükseldikçe kendilerine karşı olan güvenin yüksek olmasının ve kazanma içgüdülerinin yüksek olmasının oyun oynama durumunu etkilediği söylenilebilir. Bireylerin dürtüsellik düzeyleri arttığında, internet kumar bağımlılığı ve kumar aşerme düzeylerinin de arttığı tespit edilmiştir. Bireylerin kumar aşerme düzeyleri arttıkça, internet kumar bağımlılığı düzeyi artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kumar, Kumar Aşerme, Çevrimiçi Kumar Bağımlılığı, Dürtüsellik
Yetişkinlerde bağlanma stilleri ile başa çıkma stilleri ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bağlanma kuramları, bir çocuğun erken çocukluk döneminde birincil bakıcıyla olan ilişkisinin gelecekteki ilişkisinde çok önemli olduğunu vurgular. Erken çocukluk döneminde çocuk, birincil bakım verenle kurduğu ilişki çerçevesinde bakıcı ve kendisi hakkında zihinsel modeller oluşturur ve bu modeller yaşam boyu devam eder ve her dönemde kurulan ilişkinin temelini oluşturur. Bunun nedeni, iletişim ve başa çıkmanın, problem durumunun bilişsel bir yorumunu ve kendinize ve başkalarına ne kadar güvenebileceğinize dair bir kararı içermesidir. Özellikle son yıllarda yetişkinlerde büyük önem taşıyan yaşam doyumu ile ilgili araştırmalar giderek artmaktadır. Araştırmada yetişkinlerde bağlanma stilleri ile başa çıkma stilleri ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.
18-25 yaş arası genç erişkinlerin madde bağımlılığı ile algılanan ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bağımlılığın bir türü olan madde bağımlılığının oluşmasında bir ya da daha fazla unsurdan söz edilebilir. Bu unsurlar; kişisel, çevresel ve ailesel olabilmektedir. Çocuğun ileriki sosyal hayatında yetkinliğini etkileyen en önemli etken çocuğun kendisine rol model aldığı ebeveynlerinin tutumu ve onlarla kurduğu iletişim biçimidir. Bu araştırmada madde bağımlılığının oluşmasında ebeveyn tutumlarının rolü ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı, 18-25 yaş aralığındaki genç erişkinlerin madde bağımlılığını tespit etmek ve bunun ebeveyn tutumları ile ilişkisini incelemektir. Araştırmaya İstanbul'da yaşayan 283 erkek ve 117 kadın olmak üzere toplam kişi katılım sağlamıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, Bağımlılık Profil İndeksi(BAPİ), Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği (ÇYTÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin istatistik analizinde IBM SPSS 26.0 paket program kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, madde kullanan kişilerin cinsiyet dağılımı %70,3'si, %29,7'si kadındır. Madde bağımlılığı ile anne baba tutumu arasındaki ilişki incelendiğinde sıkı denetimli/kontrol ebeveyn tutumu ile madde bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, kabul/ilgi tutumu ile istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur.
Otizmli çocuklara, öğrenmenin ön koşul becerilerinin, ebeveynleri tarafından floortime oyun terapisi ile kazandırılmaya çalışılmasının, otistik davranışlar ile gelişim alanlarındaki becerilerine ve ebeveynlerinin stres düzeylerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, otizmle mücadele noktasında çoğunlukla çaresizlik, yetersizlik ve/veya tükenmişlik yaşayan anne babalar için etkili olabilecek çözüm yollarının arttırılması amaçlanmaktadır. 2-8 yaş arası otizmli çocukların gönüllü yirmi ebeveynine oniki seanslık online psikoeğitim verilmiş olup, çocuklarında Floortime terapi modeli ile öğrenmenin ön koşul becerilerinin kazandırılması amaçlanmıştır. Böylece ebeveyn çocuk arasındaki oyun temelli etkileşim yollarıyla daha etkili iletişim kurulabileceği, kurulan etkileşimle beraber öğrenmenin ön koşulu olan becerilerin kazandırılmasının mümkün olduğu, böylece ebeveynlerin kendilerini ruhsal olarak daha yeterli hissettiği; aile üyelerinin stres düzeylerinin en aza indirildiği ve yaşam kalitelerinin arttırıldığı bir psikoeğitim modeli uygulamasını içermektedir. İlk test ve son test olarak ebeveynlere "Ebeveynlik Stres Ölçeği (ESÖ)", otizmli çocuklara ise ilk ve son test olarak "Otizm Davranış Kontrol Listesi" hem özel eğitim öğretmenleri ve hem de aileler tarafından doldurulması sağlanmıştır. Sonuç olarak, ebeveynlerin aldığı psikoeğitim sonucunda otizmli çocukların öğretmenlerinin ve ebeveynlerinin Otizm Davranış Kontrol (ABC) Listesi, duyusal alt ölçeği, ilişki kurma alt ölçeği, beden ve nesne kullanımı alt ölçeği, dil becerileri alt ölçeği ve sosyal ve öz bakım alt ölçeği ön test ve son test sonuçları arasında olumlu ve anlamlı bir fark olduğu (p<0,05) ve ebeveynlerin aldığı psikoeğitim sonucunda ebeveynlerin ESÖ ölçeğinde verdikleri cevaplara göre ebeveyn stres puanları ön test ve son test sonuçları arasında olumlu ve anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. (p<0,05)
Evli bireylerin cinsiyetlerine göre cinsel mitlere olan inançları ve cinsel doyum arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın amacı evli bireylerin cinsiyetlerine göre cinsel mitlere olan inançları ve cinsel doyum arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Aynı zamanda bu kavramların sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisine bakılması da amaçlanmaktadır. Araştırmada yöntem olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 35–50 yaş arasındaki evli kadın ve evli erkek katılımcılar oluşturmaktadır. Araştırmada elverişlilik örneklem yöntemi ile 202 katılımcıya ulaşılmıştır. Katılımcılara araştırmaya katılmadan önce anketin amacı ve gizliliği ile ilgili bilgiler verilmiştir.. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik Bilgi Formu, cinsel mitleri ölçmek için Cinsel Mitleri Değerlendirme Formu ve cinsel işlevin niteliğini ölçmek için Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği yer almaktadır. Araştırmada verilerin analiz edilmesinde SPSS 21 paket programı kullanılmıştır. Araştırma bulguları erkeklerin cinsel mit düzeyinin kadınlara göre yüksek olduğunu ve yine erkeklerin cinsel doyum anlamında yaşadıkları sorunların kadınlardan daha yüksek olduğunu göstermiştir. Cinsel mitlerin yaşa göre farklılaştığı görülmüştür. Cinsel doyumda yaşın anlamlı farklılığı evli kadınlarda dokunma alt boyutunda 43 ve 50 yaş aralığında yüksek, evli erkeklerde de dokunma alt boyutunda 35 ve 42 yaş aralığında yüksek tespit edilmiştir. Çocuğu olan katılımcıların cinsel mitlere inanç düzeyinin anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Çocuğu olan katılımcıların Golombok-Rust Erkek Cinsel Doyum Ölçeği'nin sıklık, iletişim, kaçınma ve doyum alt boyutlarında anlamlı derecede yüksek tespit edilmiştir. Cinsel yönden aktif olmayan katılımcıların Golombok-Rust Kadın Cinsel Doyum Ölçeği incelendiğinde cinsel yönden aktif olmayan katılımcıların tüm alt boyutlarda cinsel açıdan aktif olan katılımcılardan anlamlı derecede yüksek puanlar aldıkları gözlemlenmiştir. İlkokul ve ortaokul mezunlarının cinsel mitlere inanç düzeyinin anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Golombok-Rust Erkek Cinsel Doyum Ölçeğinin Erken Boşalma, Kaçınma, Doyum, Sıklık ön lisans mezunu olan erkek katılımcıların puan ortalamalarının anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilirken İletişim alt boyutlarında ilkokul/ortaokul mezunlarında yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ile insomnia arasındaki ilişkinin incelenmesi
Teknolojinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşması ile birlikte sosyal medya platformları insan yaşamının vazgeçilmezi haline gelmiştir. Yaşamı kolaylaştırmasının yanında birçok problemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu problemlerden biri de sosyal medya bağımlılığıdır. Sosyal medya bağımlılığı, sosyal medyada tasarlanan süreden daha fazla zaman geçirme ve buna engel olamama halidir. Sosyal medya bağımlılığına bağlı kişilerin uyku düzeni ve kalitesi etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı tespit etmek ve bunun insomnia ile ilişkisini incelemektir. Araştırmaya 2020-2021 eğitim yılı içerisinde İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde farklı bölümlerde öğrenim gören 201'i erkek, 201'i kadın olmak üzere toplam 402 öğrenci katılım göstermiştir. Araştırmada veri toplamak için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ), Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (UŞİ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-testi, Mann Whitney U, ANOVA, Kruskal Wallis H, LSD post hoc ve Mann Whitney U ve Spearman's Rho sıralar korelasyon testi kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 (p<0,05) olarak belirlenmiştir. Bulgular incelendiğinde üniversite öğrencilerinin hem sosyal medya bağımlılık düzeylerinin ve alt ölçeklerinin (meşguliyet, duygu durum düzenleme, tekrarlama, çatışma) hem de uykusuzluk şiddeti ve alt ölçeklerinin (uyku kalitesi ve günlük işlevsellik) cinsiyet, yaş, günlük kahve (kafein) tüketimi ve günlük sosyal medya kullanım süresi değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılaştığı bulunmuştur. Ayrıca üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı düzeyleri ile uykusuzluk şiddeti arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğunu tespit edilmiştir. Bu araştırmadan elde edilen veriler ilgili alan yazın ışığında tartışılmış, ardından gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Giriş: Günümüzde internet kullanımı aşırı fazladır. İnternet kullanımı en fazla sosyal medya tarafında tercihen kullanılmaktadır. Sosyal medya eğitim, haber, sosyallik, bilgi edinme, arkadaşlık kurma gibi bir çok farklı alanda kullanılmaktadır. Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde sosyal medyanın kullanımı üzerinde durarak, sosyal medya bağımlılık düzeylerinin benlik saygısı arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak üzerine tasarlanmıştır. Sosyal medya bağımlılığı profili olarak üniversite öğrencilerinin benlik saygısı grupları araştırılmış ve bu bağlamda üniversite öğrencileri üzerine yapılan alan çalışmasının akıbeti tartışılmıştır. Amaç: Çalışmada amaç, sosyal medya bağımlılığının benlik saygısını negatif etkilediği varsayımdan yola çıkarak, üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılık oranlarını saptamayı ve sosyal medya kullanımının benlik saygısı üzerine olan etkilerini incelemektedir. Üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı ile benlik saygısı içerisindeki bağlantıyı inceleyen sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu kapsamda araştırmanın literatürde bu eksiği kapatacağı ve diğer araştırmalara kaynak oluşturacağı düşünülmüştür. Çalışmanın sonuçları uygun müdahale yöntemleri geliştirme konusunda katkı sağlayabilir. Yöntem: Araştırmamız tanımlayıcı, kesitsel tipte bir araştırmadır. Rastgele seçkisiz atama ile belirlenmiş üniversite öğrencileri çalışma evrenimizi oluşturmaktadır. Pandemi süreci nedeniyle anketlerin internet aracılığı ile katılımcılara ulaştırılması ve uygulanması planlanmıştır. Anket formu ise konu ile alakalı literatür taraması neticesinde geçmişte yapılan benzer araştırmalar örnek alınarak araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Anketin uygulanacağı katılımcılara araştırmanın kapsamı ve gayesi ile ilgili sözlü ve yazılı olarak açıklama yapılmış ve gönüllü olan katılımcılar araştırmaya alınmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda ulaşılan neticeye göre çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı puanları ile benlik saygısı toplam puanları arasında istatistiksel olarak mantıklı, olumlu, az düzeyde bir korelasyon vardır. Katılımcıların demografik değişkenlerine bakıldığında kadın katılımcılar erkeklere oranla daha fazla katılım sağlamıştır. Sosyal medya bağımlılığı yaş değişkenleri, toplam puanları arttığı müddetçe yaşları azalmaktadır. Bu da daha genç üniversite öğrencilerinin daha fazla sosyal medya bağımlılığı olduğunu göstermektedir. Sosyal medyada geçirilen süre arttıkça sosyal medya bağımlılığının artmış olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyal medyada geçirdikleri süre arttıkça benlik saygılarının anlamlı şekilde az olduğu sonucu elde edilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda ulaşılan bulgulara göre üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımı arttıkça benlik saygısı azalmaktadır. Cinsiyet değişkenlerine bakıldığında kadınlarda erkeklere oranla sosyal medya kullanımı arttıkça benlik saygsının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sahne sanatlarıyla uğraşan ve uğraşmayan ergenlerin algılanan stres, benlik saygısı ve mutluluk düzeylerinin incelenmesi
Ergenlik süreci, bireyin yetişkinliğe adım attığı geçişin çalkantılı bir dönemidir. Bu dönemde fiziksel ve ruhsal anlamda çeşitli değişimler olmaktadır. Bu araştırmada sahne sanatlarıyla uğraşan ve uğraşmayan ergenlerin algılanan stres, benlik saygısı ve mutluluk düzeyleri incelenmiştir. Çalışma, İstanbul Avcılar İlçesinde bulunan Kemal Atay Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Avcılar Firüzköy Çok Programlı Anadolu Lisesi ve Avcılar Halk Eğitimi Merkezinde eğitimleri devam eden liseli ergenlerle yapılmıştır. Araştırmaya sahne sanatlarıyla uğraşan 176 öğrenci ile sahne sanatlarıyla uğraşmayan 176 öğrenci katılmıştır. Katılımcılar 18 yaş altı olduğu için veli onam formu doldurulmuştur. Çalışmamızda anket yöntemine dayanan ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Demografik özellikler için kişisel bilgi formu, algılan stresi ölçmek amacıyla Algılanan Stres Ölçeği, Benlik Saygısını ölçmek için Rosenberg Benlik saygısı Ölçeği, mutluluk düzeylerini ölçmek için Oxford Mutluluk Ölçeği kullanılmıştır. Analizler için internet ortamında toplanan veriler SPSS 25 programına aktarılmış ve analizleri yapılmıştır. Analizlerde basıklık çarpıklık değerleri esas alınarak verilerin normal dağılımına bakılmıştır. Pearson Korelasyon analizi kullanılarak Algılanan Stres Ölçeği, Oxford Mutluluk Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeğinin birbirleriyle ilişkisine; Bağımsız Örneklemler T-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılarak Algılanan Stres Ölçeği, Oxford Mutluluk Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeğinindemografik değişkenlere göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğine bakılmıştır. Sanatsal etkinlikle uğraşan katılımcıların %53.4'ü kadın, %46.6'sı erkek, sanatsal etkinlikle uğraşmayan katılımcıların %48.3'ü kadın, %51.7'si erkektir. Araştırma sonuçlarına göre sahne sanatlarıyla uğraşan ergenlerin sahne sanatlarıyla uğraşmayan ergenlerle kıyaslandığında algılanan stres, benlik saygısı ve mutluluk düzeylerinde anlamlı farklılıklar bulunduğu görülmüştür. Böylece sahne sanatlarının ergenlerin psikolojik iyi oluşlarına katkıda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sahne sanatlarıyla uğraşan ve uğraşmayan ergenlerin demografik özeliklerinde cinsiyete, yaşa, gelir durumuna ve anne-baba eğitimine bakılmış olup bazı demografik özelliklerde anlamlı farklılıklar tespit edilmiş bazılarında ise anlamlı farklılıklar tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Sahne Sanatları, Ergen, Algılanan Stres, Benlik Saygısı, Mutluluk Düzeyi
Cinsel mitlerin ve cinsel bilginin kadınlarda cinsel işlev bozukluğu ve kaygı düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada cinsel mitlerin ve cinsel bilginin kadınlarda cinsel işlev bozukluğu ve kaygı düzeyleri ile ilişkisini, bu değişkenler ile bazı sosyo-demografik özellikler arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın evreni İstanbul ve Iğdır ilinde yaşamakta olan kadınlardan oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise İstanbul ve Iğdır ilinde yaşamakta olan 152 kadın oluşturmaktadır. Veri toplama aşmasında örneklem grubuna, Sosyodemografik Bilgi Formu, Cinsel Mitler Formu, Cinsel Bilgi Düzeyi Formu, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine bakıldığında %65,8 25-34 yaş arası, %73,7 il doğumlu, %81,6 ilde yaşayan, %84,9 üniversite/yüksek okul mezunu, %73 3000 TL ve üzeri gelir düzeyinde, %55,3 evli, %41,4 ilk cinsel bilgiyi arkadaşlarından edinen, %66,4 cinsel bilgisini yeterli bulan, %43,4 cinsel hayatını iyi olarak değerlendiren bireyler olduğu görülmektedir. Elde edilen veriler doğrultusunda yapılan analiz sonuçlarına göre, katılımcıların cinsel mitler puanı ortalaması 9,62+ 7,33'tür. Bu sonuca göre cinsel mitler yani yanlış inanış düzeyleri düşüktür. Cinsel bilgi düzeylerine bakıldığında elde edilen verilerin ortalama puanı 12,51+2,11'dir. Bu sonucuna göre katılımcıların bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir. Kadınlarda cinsel işlev bozukluk düzeyleri ortalama puanı 18,29+5,97 olup ortalama düzeydedir. Kadınlarda cinsel işlev bozukluk alt boyutları olan istek ortalama puanı 3,61+,55 uyarılma ortalama puanı 2,41+1,37, kayganlaşma ortalama puanı 3,24+1,30, orgazm ortalama puanı 2,85+1,22, doyum ortalama puanı 1,90+1,27 ve ağrı ortalama puanı ise 4,27+2,01'dir. Sürekli kaygı düzeyleri ortalama puanı ise 64,74+6,10'dur. Bu sonuca göre sürekli kaygı düzeyleri ortalamanın üzerindedir. Sonuçlar: Sosyo-demografik değişkenler ile cinsel mit arasındaki ilişkiye bakıldığında; doğum yeri, eğitim düzeyi, medeni durum, ilk cinsel bilgi edinme şekli, cinsel hayatı değerlendirme durumu arasında anlamlı ilişki tepsi edilmiştir. Cinsel işlev bozuklukları ile yaşadıkları yer, medeni durum, cinsel hayatı değerlendirme durumu arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Cinsel bilgi ile yaşadıkları yer, eğitim durumu, medeni durum, cinsel hayatı değerlendirme durumu arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Cinsel mitler ile kadınlarda cinsel işlev bozuklukları uyarılma alt boyutu ile düşük orta düzeyde pozitif yönde, doyum alt boyutu ile düşük düzeyde pozitif yönde, ağrı alt boyutu ile düşük düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsel bilgi düzeyi ile kadınlarda cinsel işlev bozuklukları uyarılma alt boyutu ile düşük orta düzeyde negatif yönde, ağrı alt boyutu ile orta düzeyde pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Cinsel mit düzeyi ile cinsel bilgi düzeyi arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu bulgu cinsel bilgi düzeyindeki artışın cinsel mitleri azalttığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Cinsel mit, cinsel bilgi, cinsel işlev bozukluğu, kaygı
Üniversite öğrencilerinin iletişim becerileri ile sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üniversitesi öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı ile iletişim becerileri arasındaki yordayıcı ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada betimsel araştırma tekniklerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi, 18 ilde, 38 üniversitede öğrenim gören 152 öğrenciden oluşmaktadır. (Not: Araştırmaya katılan 3 öğrenci okuduğu ili, 3 öğrenci okuduğu üniversiteyi, 9 öğrenci okuduğu bölümü/programı söylememiştir.) Öğrencilerin sosyal medya bağımlılığını belirlemek için 'Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği' ve iletişim becerilerini belirlemek için 'İletişim Becerileri Ölçeği' ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler için, SPSS programı aracılığı ile, betimsel analizler, Pearson korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi testleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda sosyal medya bağımlılığı ve iletişim becerileri arasında ters yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İletişim becerileri, Sosyal medya bağımlılığı, Üniversite öğrencileri, İnternet, İletişim Bozukluğu
Çocukluk travmalarıyla ilişki bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, yetişkin bireylerde ilişki bağımlılığı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda, ilişki bağımlılığı ve çocukluk travmaları arasındaki ilişkinin demografik özelliklere göre etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma gönüllülük esasına dayalı %54.5'i kadın 304 katılımcı ve %45.5'i erkek olan 254 katılımcı eşlik etmiştir. Veri toplama araçları olarak, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmalar Ölçeği, Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği ve araştırma için oluşturulan Sosyo-Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler SPSS(Statistical Package Program for Social Science) 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, çocukluk çağı travmalarına ilişkin algının artmasıyla ilişki bağımlılığı düzeyinin de arttığı görülmektedir. Modele göre çocukluk çağı duygusal istismar ve duygusal ihmalin yüksekliği ilişki bağımlılığı düzeyinin artmasına neden olduğu görülmektedir. Araştırmada kullanılan ölçeklerde kadın-erkek arasında anlamlı bir farkın olmadığı görülmüştür.
Yetişkinlik dönemindeki kadınlarda çocukluk çağı travmaları ile erken dönem uyum bozucu şemalar ve somatizasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Giriş: Travma, kendini zor hissetmeye neden olan olumsuz deneyimlerle karakterizedir. Dahası, çocukluk çağı travması, fiziksel, cinsel ve duygusal tacizin yanı sıra, bedensel ve duygusal taciz de dahil olmak üzere çeşitli olumsuzluklar olarak tanımlanmaktadır. Somatizasyon, bireyin yaşamış olduğu psikolojik stresin sonucunda meydana gelen tıp literatürü ışığında açıklanamayan kişinin bedeninde birçok belirtinin olması ve bu belirtileri ortadan kaldırmak için medikal destek aramasıdır.Somatizasyon bozukluğu değerlendirmeye alınırken kişinin var olan fiziksel belirtilerinin herhangi bir rahatsızlığa sebebiyet verip vermediği iyi araştırılmalıdır.Çocukluk döneminde oluşan örselenme deneyimleri, erken dönem uyumsuzluğun birincil kaynağı olarak görülmektedir Kişilerde oluşan bu şemalar erken dönemlerde gelişir ve çekirdek aileden beslenir. Amaç: Yaptığımız araştırmanın amacı yetişkinlik dönemindeki kadınlarda çocukluk çağı travmaları ile erken dönem uyum bozucu şemalar ve somatizasyon arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırma ilişkisel tarama modeli baz alınarak uygulanmıştır. Örneklem seçimi basit-rastgele örneklem seçimi türüne göre yapılmıştır. Araştırmanın 350 gönüllü katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcılar Bodrum ilçesindeki vakıf derneğindeki kadın katılımcılardan seçilmiştir. Katılımcıların aydınlatılmış onamları yazılı olarak alınmıştır. Araştırmada kişisel bilgi formu, çocukluk çağı travmaları ölçeği, Young şema ölçeği ve somatizasyon ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların duygusal yoksunluk alt boyutundan ile çalışma durumu arasında anlamlı bir farklılık elde edilmiştir. Çalışmayan grubun çalışan gruba oranla daha fazla duygusal yoksunluk çektikleri görülmektedir. Çalışmayan grubun çalışan gruba oranla daha fazla duygusal yoksunluk çektikleri görülmektedir. Araştırmamızdan elde edilen bulgulara göre çocuktuk çağı travmaları alt boyutu olan duygusal yoksunluk ile medeni durum arasında anlamlı bir farklılık elde edilmiştir. Bekâr olan bireylerde duygusal istismar evli olan bireylere oranla daha yüksek olduğu görülmektedir. Araştırmamızdan elde edilen bulgulara göre somatizasyon ile medeni durum arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre fiziksel istismar alt boyutu ile eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir. Okur-yazar olmayan ve ortaokul mezunu bireylerin fiziksel istismardan aldıkları puanın daha yüksek olduğu görülmektedir.