Theses supervised by Prof. Dr. Canan Tanıdır

16 theses · İstanbul Gelişim University

Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde kişilik özellikleri ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Psikolojik dayanıklılık, bireylerin zorluklarla başa çıkma becerilerini ifade ederken, kişilik özellikleri de bireylerin davranışlarını, düşüncelerini ve duygularını belirleyen temel özelliklerdir. Bu tez araştırması, yetişkinlerde bazı kişilik özellikleri ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma grubu 18-65 yaş, 343 kişiden oluşmaktadır. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "Yetişkinlerde Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği " ve "Beş Faktör Kişilik Envanteri-Uzun Form" aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulguları sonucunda katılımcıların psikolojik dayanıklılık puanları arttıkça dışadönüklük, yumuşak başlılık, sorumluluk ve gelişime açıklık özelliklerinin de arttığı öte yandan duygusal tutarsızlık arttıkça psikolojik dayanıklılığın azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, psikolojik dayanıklılık inancı olan bireylerin daha yüksek düzeyde psikolojik dayanıklılık özelliğine sahip oldukları tespit edilmiştir. Psikolojik dayanıklılık puanlarının medeni durum gruplarına göre karşılaştırmasına göre bekârların en düşük, evlilerin ise en yüksek psikolojik dayanıklılık puanlarına sahip olduğu bulunmuştur. Analiz sonuçları incelendiğinde; psikiyatrik tanı alma ve psikiyatrik destek alma durumunun psikolojik dayanıklılık açısından bir farklılaşma yaratmadığı görülmüştür. Psikolojik dayanıklılık puanlarının yaş arttıkça arttığı ve kadınların erkeklere göre psikolojik dayanıklılıklarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; psikolojik dayanıklılık ile beş faktör kişilik özellikleri arasında ilişki vardır. Alt boyutlara göre psikolojik dayanıklılık ile dışadönüklük, yumuşak başlılık, özdenetim-sorumluluk ve gelişime açıklık arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı ilişkiler; duygusal tutarsızlık (nörotizm) ile ise orta düzeyde negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Daha geniş örneklemli ve psikolojik dayanıklılıkla ilişkili olabilecek başka faktörlerin de incelendiği çalışmalara ihtiyaç vardır.

Psikolojik dayanıklılıkPsikolojik sağlamlık
Gül Ünver
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin olumsuz çocukluk yaşantıları ile psikolojik sağlamlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında bir ilişkinin olup olmadığını incelemektir. Bunun yanında bazı sosyodemografik özelliklerle psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişki de incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 18-37 yaş arasında olan, çalışmaya katılmaya gönüllü 383 bireyden oluşmuştur. Araştırmaya katılanlara yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim seviyesi gibi soruları içeren Kişisel Bilgi Formu; ACE Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği; RSA Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği verilmiştir. Katılımcılardan 284'ü (%75) kadın, 99'u (%25) erkekti ve yaş ortalaması 28'di. Katılımcıların RSA Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği puanları cinsiyet, anne-baba sağ olma değişkenlerine göre farklılık gösterirken; yaş, medeni durum, anne-baba birlikteliği değişkenlerine göre farklılık göstermemiştir. Kadınların psikolojik dayanıklılık düzeyleri erkek katılımcıların psikolojik dayanıklılık düzeylerinden daha yüksek bulunmuştur. Psikolojik dayanıklılık düzeyi anne-babanın sağ olma durumuna göre incelendiğinde iki ebeveyni de hayatta olmayan katılımcılar en yüksek psikolojik dayanıklılık düzeyine sahipken; ebeveynlerinden biri hayatta olan katılımcılar en düşük psikolojik dayanıklılığa sahip bulunmuştur. Ayrıca çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile psikolojik dayanıklılık arasında düşük düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağı olumsuz yaşantılar arttıkça psikolojik dayanıklılık azaltmaktadır. Bu ilişki incelendiğinde çocukluk çağı olumsuz yaşantılarındaki bir birimlik artış, psikolojik dayanıklılık üzerinde %14 oranında azalışa neden olmaktadır. Sonuç olarak çocukluk çağındaki olumsuz yaşantılarını azaltmak için yapılacak koruyucu ruh sağlığı çalışmaları bireylerin ilerideki psikolojik dayanıklılığını arttırarak psikopatolojileri azaltacaktır. Bu alanda yapılacak daha geniş örneklemli ve prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Aleyna Nalbant
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Özel gereksinimli çocuklara sahip ebeveynlerin umutsuzluk ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırma, özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin depresyon ve umutsuzluk düzeylerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılanların %68.7'sini kadınlar oluşturmakta olup, çoğunluk orta (%39.3) ve düşük gelir (%36.7) gruplarından gelmektedir. Eğitim düzeyi açısından katılımcıların en yüksek oranı lise mezunlarından (%38.7) oluşmaktadır. Özel gereksinim türüne göre en yaygın grup, zihinsel engelli çocuğa sahip ebeveynlerdir (%49.3). Beck Depresyon Ölçeği sonuçlarına göre, katılımcıların depresyon puan ortalaması 18.2 (SS = 7.86) olup, bu değer orta düzey depresyon aralığına işaret etmektedir. Kadın ebeveynlerin depresyon puanları erkeklere kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p < .05). Gelir düzeyine göre değerlendirildiğinde, düşük gelir grubundaki ebeveynlerin depresyon düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p < .01). Benzer şekilde, eğitim düzeyi düştükçe depresyon puanlarında artış gözlemlenmiş ve bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < .01). Ayrıca, çocuğun özel gereksinim türüne göre yapılan analizde, zihinsel veya çoklu engelli çocukların ebeveynlerinde depresyon puanlarının, fiziksel engelli çocukların ebeveynlerine göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p < .05). Elde edilen bulgular, özel gereksinimli çocuk bakımının ebeveynlerde özellikle kadınlarda, düşük sosyo-ekonomik koşullarda ve eğitim düzeyi düşük bireylerde psikolojik yükü artırdığını göstermektedir. Bu sonuçlar, özel gereksinimli çocuk sahibi ailelerin ruhsal sağlıklarının desteklenmesi ve psikososyal müdahalelerin önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Özel Gereksinimli Çocuk, Depresyon, Umutsuzluk

DepresyonEbeveyn tükenmişliğiEbeveyn öz yeterliliği+3
Vedat Ateş
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde internet bağımlılığı ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Teknolojinin gelişmesi ve yenilenmesiyle beraber kullanımı gittikçe artan internet ve bununla beraber meydana gelen internet bağımlılığı kavramı yaygınlaşmaktadır. İnternetin kullanımına ilişkin sınırların aşılması, bireylerin kişisel, mesleki, sosyal yaşantılarında işlevselliklerinin bozulmasıyla sonuçlanan süreç internet bağımlılığı olarak tanımlanır. Bu araştırmada internet bağımlılığı ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla 18- 30 yaş arası genç yetişkin bireylerden oluşan 364 kişiye "Kişisel Veri Formu", internet bağımlılık düzeylerini ölçmek amacıyla "Young İnternet Bağımlılık Testi" ve duygu düzenleme güçlüklerini ölçmek amacıyla "Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği" uygulanıp arasındaki korelasyon ilişkisine bakılmıştır. Pearson korelasyon analizi sonuçlarına göre internet bağımlılık puanları ile duygu düzenleme güçlüğü şiddeti arasında anlamlı pozitif bir ilişkinin var olduğu sonucuna varılmıştır. İnternet bağımlılık puanlarının cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, erkeklerde kadınlara göre daha fazla olduğu ancak duygu düzenleme güçlüğü puanlarının cinsiyete göre istatistiksel olarak farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Evli bireylerin internet bağımlılığı puanlarının bekar bireylerden daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Herhangi bir nedenle psikolojik destek alan bireylerin duygu düzenleme güçlüğü puanlarının psikolojik destek almayan bireylerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. İnternet bağımlılık puanlarının psikiyatrik hastalık durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı, psikiyatrik hastalık tanısı almış bireylerin internet bağımlılık puanlarının, herhangi bir psikiyatrik hastalık tanısı almamış bireylerin internet bağımlılık puanlarından yüksek olduğu bulunmuştur. İnternet bağımlılığı puanları ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri internette günlük geçirilen süre arttıkça artmaktadır. Sonuç olarak, internet bağımlılık puanları ile duygu düzenleme güçlüğü şiddeti arasında pozitif yönde bir ilişki vardır. İnternet bağımlılık puanları arttıkça duygu düzenleme güçlüğü şiddeti artmaktadır. İnternet bağımlılığının önlenmesine yönelik bireylerin duygu düzenleme güçlüğünü artırmaya yönelik çalışmalar önemlidir. Bu konuda yapılacak daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Genç Yetişkin, İnternet Bağımlılığı, Duygu Düzenleme Güçlüğü

Beyza Dede
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde internet bağımlılığı ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Teknolojinin gelişmesi ve yenilenmesiyle beraber kullanımı gittikçe artan internet ve bununla beraber meydana gelen internet bağımlılığı kavramı yaygınlaşmaktadır. İnternetin kullanımına ilişkin sınırların aşılması, bireylerin kişisel, mesleki, sosyal yaşantılarında işlevselliklerinin bozulmasıyla sonuçlanan süreç internet bağımlılığı olarak tanımlanır. Bu araştırmada internet bağımlılığı ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla 18- 30 yaş arası genç yetişkin bireylerden oluşan 364 kişiye "Kişisel Veri Formu", internet bağımlılık düzeylerini ölçmek amacıyla "Young İnternet Bağımlılık Testi" ve duygu düzenleme güçlüklerini ölçmek amacıyla "Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği" uygulanıp arasındaki korelasyon ilişkisine bakılmıştır. Pearson korelasyon analizi sonuçlarına göre internet bağımlılık puanları ile duygu düzenleme güçlüğü şiddeti arasında anlamlı pozitif bir ilişkinin var olduğu sonucuna varılmıştır. İnternet bağımlılık puanlarının cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, erkeklerde kadınlara göre daha fazla olduğu ancak duygu düzenleme güçlüğü puanlarının cinsiyete göre istatistiksel olarak farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Evli bireylerin internet bağımlılığı puanlarının bekar bireylerden daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Herhangi bir nedenle psikolojik destek alan bireylerin duygu düzenleme güçlüğü puanlarının psikolojik destek almayan bireylerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. İnternet bağımlılık puanlarının psikiyatrik hastalık durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı, psikiyatrik hastalık tanısı almış bireylerin internet bağımlılık puanlarının, herhangi bir psikiyatrik hastalık tanısı almamış bireylerin internet bağımlılık puanlarından yüksek olduğu bulunmuştur. İnternet bağımlılığı puanları ve duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri internette günlük geçirilen süre arttıkça artmaktadır. Sonuç olarak, internet bağımlılık puanları ile duygu düzenleme güçlüğü şiddeti arasında pozitif yönde bir ilişki vardır. İnternet bağımlılık puanları arttıkça duygu düzenleme güçlüğü şiddeti artmaktadır. İnternet bağımlılığının önlenmesine yönelik bireylerin duygu düzenleme güçlüğünü artırmaya yönelik çalışmalar önemlidir. Bu konuda yapılacak daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Genç Yetişkin, İnternet Bağımlılığı, Duygu Düzenleme Güçlüğü

Beyza Dede
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocukların ebeveynlerinde otizm spektrum bozukluğu belirtilerinin incelenmesi

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı olan bireylerde sosyal ve iletişimsel yetersizlikler birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı DEHB tanısı olan çocukların ebeveynlerini, DEHB ve otizm belirtileri dışında diğer nedenlerle başvuran ya da takip edilen çocukların ebeveynleri ile otizm belirti düzeyi açısından karşılaştırmaktır. Ayrıca DEHB ölçek şiddeti arttıkça OSB belirti şiddeti artmakta mıdır araştırılmıştır. Çalışmamızda sosyo-demografik verileri incelemek amacıyla çalışmacılar tarafından hazırlanmış olan "Kişisel Bilgi Formu", otizm belirtilerini ölçmek için ''Otizm Anketi'' ve DEHB belirtilerini ölçmek için ''Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmaya özel bir çocuk psikiyatrisi kliniğinde muayene edilen ve takip edilen DEHB tanısı almış 66 çocuğun ebeveyni ile kontrol grubu olarak da DEHB ve otizm tanısı olmayan başka psikopatoloji sebebi ile takip edilen ya da başka belirtiler nedeniyle kliniğe başvurmuş 66 çocuğun ebeveyni dâhil edilmiştir. Araştırmamız sonucunda DEHB tanılı çocukların ebeveynlerinde kontrol grubu ebeveynlerine göre OSB belirti düzeyi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. DEHB tanılı çocuğa sahip ebeveyn grubunda, otizm ölçeği iletişim puanları ile DEHB ölçek puanları arasında anlamlı pozitif bir korelasyon bulunmuştur. DEHB tanılı çocuğu olan ebeveyn grubunun DEHB öz bildirim ölçek puanları kontrol grubu ebeveyn DEHB öz bildirim ölçek puanlarından anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur. Hem DEHB tanılı çocuğa sahip ebeveyn grubunun kendi içinde hem de tüm katılımcılar açısından bakıldığında, psikiyatrik tanısı olduğunu veya psikolojik destek aldığını bildiren katılımcıların DEHB öz bildirim ölçek puanlarının, herhangi bir psikiyatrik hastalık veya psikolojik destek alma durumu bildirmeyen katılımcıların DEHB öz bildirim ölçek puanlarına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak DEHB tanılı çocukların ebeveynlerindeki sosyal ve iletişimsel becerileri ve otizm belirtilerini inceleyen daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Mehmet Can Uyar
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı almış çocukların ebeveynlerinde otizm spektrum bozukluğu belirtilerinin incelenmesi

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı olan bireylerde sosyal ve iletişimsel yetersizlikler birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı DEHB tanısı olan çocukların ebeveynlerini, DEHB ve otizm belirtileri dışında diğer nedenlerle başvuran ya da takip edilen çocukların ebeveynleri ile otizm belirti düzeyi açısından karşılaştırmaktır. Ayrıca DEHB ölçek şiddeti arttıkça OSB belirti şiddeti artmakta mıdır araştırılmıştır. Çalışmamızda sosyo-demografik verileri incelemek amacıyla çalışmacılar tarafından hazırlanmış olan "Kişisel Bilgi Formu", otizm belirtilerini ölçmek için ''Otizm Anketi'' ve DEHB belirtilerini ölçmek için ''Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmaya özel bir çocuk psikiyatrisi kliniğinde muayene edilen ve takip edilen DEHB tanısı almış 66 çocuğun ebeveyni ile kontrol grubu olarak da DEHB ve otizm tanısı olmayan başka psikopatoloji sebebi ile takip edilen ya da başka belirtiler nedeniyle kliniğe başvurmuş 66 çocuğun ebeveyni dâhil edilmiştir. Araştırmamız sonucunda DEHB tanılı çocukların ebeveynlerinde kontrol grubu ebeveynlerine göre OSB belirti düzeyi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. DEHB tanılı çocuğa sahip ebeveyn grubunda, otizm ölçeği iletişim puanları ile DEHB ölçek puanları arasında anlamlı pozitif bir korelasyon bulunmuştur. DEHB tanılı çocuğu olan ebeveyn grubunun DEHB öz bildirim ölçek puanları kontrol grubu ebeveyn DEHB öz bildirim ölçek puanlarından anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur. Hem DEHB tanılı çocuğa sahip ebeveyn grubunun kendi içinde hem de tüm katılımcılar açısından bakıldığında, psikiyatrik tanısı olduğunu veya psikolojik destek aldığını bildiren katılımcıların DEHB öz bildirim ölçek puanlarının, herhangi bir psikiyatrik hastalık veya psikolojik destek alma durumu bildirmeyen katılımcıların DEHB öz bildirim ölçek puanlarına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak DEHB tanılı çocukların ebeveynlerindeki sosyal ve iletişimsel becerileri ve otizm belirtilerini inceleyen daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Mehmet Can Uyar
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde borderline kişilik özellikleri ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtilerinin ilişkisinin incelenmesi

Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı alan ya da her iki bozukluğun komorbid geliştiği bireylerde benzerlikler ve farklılıklar birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu tezin temel amacı genç yetişkinlerde borderline kişilik bozukluğu özellikleri ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmamızda sosyodemografik verileri incelemek amacıyla çalışmacılar tarafından hazırlanmış olan "Kişisel Bilgi Formu", borderline kişilik özelliklerini ölçmek için "Borderline Kişilik Envanteri (BKE)" ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtilerini ölçmek için "Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS)" kullanılmıştır. Çalışma, 18-35 yaş aralığında 384 gönüllü bireyin (287 kadın ve 97 erkek) online ortamda belirtilen ölçeklere katılımıyla gerçekleşmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 25.73 (±3.73)'tü. Araştırmamız sonucunda genç yetişkinlerde borderline kişilik özellikleri (BKÖ) ile DEHB belirti düzeyi açısından anlamlı bir ilişki bulunmuştur. BKE'den yüksek puan alan grubun ASRS toplam, Hiperaktivite/Dürtüsellik ve Dikkat Eksikliği puanları BKE'den düşük puan alan gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Psikiyatrik tanı aldığını veya psikolojik destek aldığını belirten katılımcıların hem BKE hem de ASRS puanları, herhangi bir psikiyatrik tanısı olmadığını veya psikolojik destek almadığını belirten katılımcılardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Evli bireylerin ve ekonomik düzeyi orta ve üstünde olan katılımcıların BKE puanları ve ASRS puanları evli olmayanlardan ve ekonomik durumu kötü olanlardan anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Yaş ile BKE puanları arasında anlamlı düşük düzeyde negatif korelasyon tespit edilmiştir. Kadın katılımcıların ASRS toplam, Hiperaktivite/Dürtüsellik puanları erkek katılımcılardan daha yüksek olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, BKÖ ile DEHB belirtilerinin ilişkili olduğu belirlenmiştir. Her iki bozukluğun belirtilerinin artması kişilerin medeni durumunu ve ekonomik durumunu etkiliyor gibi görünmektedir. Bu iki bozukluk arasındaki ilişkiyi inceleyen daha geniş örneklemli ve prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Gamze Geriz
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde algılanan ebeveyn tutumları ile psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada yetişkin bireylerde algılanan ebeveyn tutumu ile psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma ilişkisel tipte anket yöntemi ile gerçekleşmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 18-65 yaş aralığında bulunan 402 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında 'Demografik Bilgi Formu', 'Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ)' ve 'Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPSÖ)' kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 28 programı kullanılmıştır. Araştırma bulguları incelendiğinde, psikolojik dayanaklılık toplam ve alt boyutları ile anne ve baba duygusal sıcaklık arasında pozitif yönde; anne aşırı koruyuculuk, anne reddedicilik, baba aşırı koruyuculuk ve baba reddedicilik arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak katılımcılar ebeveynlerinin tutumlarını duygusal sıcak olarak algıladıkça psikolojik dayanıklılık düzeyleri artmaktadır, ebeveynlerinin tutumlarını aşırı koruyucu ve reddedici olarak algıladıkça da psikolojik dayanıklılık düzeyleri düşmektedir.

Halide Önder
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6 Şubat Kahramanmaraş depremini yaşayan yetişkinlerde travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve travma sonrası büyüme düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye'de 11 ili etkileyen ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremi yaşayan yetişkin bireylerde depremden sonra travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve travma sonrası büyüme düzeylerini incelemektir. Bunun yanında çeşitli sosyodemografik özellikler ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve travma sonrası büyüme düzeyleri arasındaki ilişki de incelenecektir. Araştırmanın problem cümlesi "6 Şubat Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremi yaşamış yetişkin bireyler travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösteriyor mu ve özellikle halen hangi belirtiler devam etmektedir?" Ayrıca "depremi yaşayan yetişkinlerde bu deprem travmasının kişilerin hayata bakışında olumlu bir etkisi olmuş mudur ve travma sonrası büyüme düzeyleri nasıldır?" sorusu da araştırmanın diğer problem cümlesidir. Çalışma korelasyonel desenli kesitsel bir araştırma olup, bulgular anketlerden elde edilecek verilerden oluşacaktır. Araştırmanın örneklem grubunu 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremi yaşayan, Kahramanmaraş ili Dulkadiroğlu ilçesinde konteyner kentlerde yaşayan çalışmaya katılmaya gönüllü olan 400 yetişkin birey oluşturacaktır. Çalışma için konteyner kentlerin bağlı olduğu kaymakamlık izini ve etik kurul onayı alındıktan sonra Kişisel Bilgi Formu ve ölçekler gönüllü olan katılımcılara Google anket aracılığı ile ulaştırılacaktır. Gerekli olan katılımcı seviyesine ulaştıktan sonra istatiksel analiz başlayacaktır. Araştırma katılımcılarına; yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, eğitim seviyesi gibi soruları içeren Kişisel Bilgi Formu uygulanacak, daha sonra Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)- Kısa Ölçeği ve Travma Sonrası Büyüme (TSB) Envanteri uygulanacaktır. Sonuç olarak; bu araştırma travmatik deneyimin psikolojik etkilerini fark etmek, depremin sadece psikopatolojik etkilerini değil olumlu özelliklerini de ele almak, deprem travmasını yaşayan ve hala etkisinde olan yetişkin bireylere gerekli psikolojik desteği sağlamak, travmatik olaylara hazırlıklı olmak ve alanyazına bu anlamda katkıda bulunmak açısından önem taşımaktadır.

Sena Nur Babacan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uçuş görevlileri çalışma koşulları ile yalnızlık ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmanın amacı uçuş görevlilerinin düzensiz yapılandırılmış görev saatleri, uzun yatı süreleri ve bunun sonucunda yaşanan biyolojik saatteki aksamalar ve sirkadyen ritm bozukluğu gibi çalışma koşullarının, yalnızlık ve depresyon ile ilişkisini incelemektir. Araştırmanın sonuçlarına göre uçuş görevlilerinin depresyon puanları ile yalnızlık puanları arasında anlamlı orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Depresyon puanları ile, 'Son Zamanlarda Haftalık Yapılan Uçuş Süresi arasında anlamlı düşük düzeyde pozitif bir korelasyon olup istatistiksel olarak anlamlıdır Sonuç: Bu araştırma, uçuş görevlilerinin sürekli değişen, insan biyolojisine aykırı planlanan uçuş görev saatleri, ailelerinden uzakta yatıya kalma zorunlulukları gibi zorlayıcı mesleki koşulları ile yalnızlık ve depresyon düzeyleri arasında anlamlı orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu bulgu daha geniş örneklem gruplarına ulaşılarak yapılacak araştırmalarla desteklenmelidir.

DepresyonPilotlarUçuş görevlileri+1
Burla Divarcı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin kariyer kararı verme yetkinlik düzeyleri ile duygusal istismar ve yaşam becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin kariyer kararı verme yetkinlikleri ile duygusal istismar ve yaşam becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 225'i kadın, 119'u erkek olmak üzere toplam 344 gönüllü üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Kariyer Kararı Verme Yetkinlik Ölçeği, Yetişkinler İçin Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği ve Yaşam Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın tanımlayıcı ve çözümleyici istatistikleri IBM SPSS 25 paketi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Sayısal verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov Testi ile değerlendirilmiştir. Verilerin dağılımının normal olmasından dolayı sayısal bir değişkenin iki bağımsız grup arasında farklılık gösterip göstermediği değerlendirilirken Bağımsız Gruplar t Testi kullanılmıştır. Sayısal bir değişkenin ikiden fazla bağımsız grup arasında farklılık gösterip göstermediğinin tespitinde ise normal dağılıma uyması durumunda Tek yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacı ile Pearson Korelasyon kullanılmıştır. Araştırmamızda yaşam becerileri ile kariyer kararı verme yetkinliği arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki ve kariyer kararı verme yetkinliği ile duygusal istismar arasında ise orta düzeyde negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Kariyer kararı verme yetkinliği alt boyutlarının birçoğunda cinsiyet, yaş, sınıf, sosyo-ekonomik durum, ebeveyn eğitim düzeyi, çalışma durumu, tercih sebebi ve ruhsal-fiziksel hastalık değişkenleri ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Kariyer Kararı Verme, Duygusal İstismar, Yaşam Becerileri

Duygusal istismarKariyerKariyer planlama+1
Serdar Yıldız
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkin bireylerde algılanan anne-baba tutumları ile kaygı seviyeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı genç yetişkinlerin algıladığı anne-baba tutumları ile sürekli kaygı seviyeleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmada, anne-baba tutumlarını değerlendirmek için "Anne-Baba Tutumu Ölçeği" ve katılımcıların kaygı seviyelerini ölçmek için "Sürekli Kaygı Envanteri" kullanılmıştır. Araştırma, Türkiye'deki 18-35 yaş arasındaki genç yetişkinler üzerinde yürütülmüş ve toplamda 386 katılımcıyı içermiştir. Araştırma sonuçlarına göre, demokratik ebeveynlik tutumları ile sürekli kaygı arasında orta düzeyde negatif bir ilişki; otoriter ve koruyucu-istekçi ebeveynlik tutumları ile sürekli kaygı seviyeleri arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, psikiyatrik tanı almış veya psikolojik destek almış katılımcıların, psikiyatrik tanı veya psikolojik destek almamış katılımcılara kıyasla demokratik ebeveynlik tutum puanlarının daha düşük, otoriter ve koruyucu-istekçi ebeveynlik tutum puanlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Demokratik ebeveynlik tutum puanları, cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermiştir ve erkeklerde daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Demokratik tutum puanları, baba eğitim seviyesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermiştir. İlkokul mezunu olan babaların demokratik tutum puanlarının lise mezunu olan babaların demokratik tutum puanlarından daha düşük olduğu saptanmıştır. Sürekli kaygı envanteri puanları, cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermiştir ve kadınların erkeklere oranla daha yüksek kaygı puanlarına sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, bu araştırma genç yetişkinlerin algıladığı anne-baba tutumları ile sürekli kaygı seviyeleri arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu konuda daha geniş örneklemlerle yapılan ve prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ayşenur Dalgıç
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarıyla borderline kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada çocukluk çağı ruhsal travmalarıyla borderline kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. Katılımcılar, Borderline Kişilik Özellikleri Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmalar Ölçeği ve kişisel bilgi formu uygulanan 20-58 yaş arasındaki 412 kişiden oluşmaktadır. Çocukluk çağı ruhsal travmaları ile borderline kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi ölçmek amacıyla Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda çocukluk çağı travmalarının tüm alt grupları ile borderline kişilik özellikleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travma ölçeği alt gruplarından özellikle duygusal istismar ile borderline kişilik özellikleri arasında yüksek düzeyde pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları toplam ölçek puanları cinsiyetler arasında farklılaşmazken, ölçeğin alt gruplarına bakıldığında kadın katılımcıların duygusal istismar ve cinsel istismar alt ölçek puanlarının erkeklerin puanlarına oranla anlamlı derecede yüksek olduğu, fiziksel istismar alt ölçek puanlarının ise erkek katılımcılarda kadın katılımcıların puanlarına göre daha fazla olduğu görülmektedir. Borderline kişilik ölçeği toplam puanları cinsiyetler arasında karşılaştırıldığında kadın katılımcıların Borderline kişilik ölçeği toplam puanlarının erkek katılımcıların Borderline kişilik ölçeği toplam puanlarından anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Katılımcıların ebeveynlerinin psikolojik sorunlarının olma durumu ile katılımcıların borderline kişilik ölçek puanlarıyla ilişkisine bakıldığında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu görülmektedir. Anne ve babalarında psikolojik sorun olan katılımcıların borderline kişilik özellikleri puanları ebeveynlerinde psikolojik sorun olmayanlara göre daha yüksek çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Borderline Kişilik Bozukluğu, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları, İstismar, İhmal.

KişilikKişilik bozukluklarıKişilik özellikleri+3
Beyza Germen
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkin bireylerde psikolojik dayanıklılık ve sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişki

Birey yaşam içerisinde iyi ya da kötü birçok olayla karşı karşıya kalabilmektedir. Psikolojik dayanıklılık bireyin kötü yaşam olaylarına karşı gösterdiği direnç ve çaba olarak tanımlanır. Bu araştırmada bireylerin sürekli kaygı düzeyleri ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin ve yönünün ne olduğunun belirlemesi amaçlanmıştır. Bu amaçla genç yetişkin bireylerden oluşan 206 kişiye önce Kişisel Bilgi formu ardından bireylerin kaygı düzeylerini ölçmek için Sürekli Kaygı Envanteri ve psikolojik dayanıklılıklarını belirlemek için Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanıp aralarındaki korelasyon ilişkisine bakılmıştır. Elde edilen veriler ile yapılan doğrusal regresyon analizi sonucunda psikolojik dayanıklılık ile sürekli kaygı arasında negatif yönde anlamlı ilişkiye ulaşılmıştır. Yapılan bağımsız örneklem t- testi sonucunda ise evli olan bireylerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin bekar olanlara göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bir başka bağımsız örneklem t- testi sonucunda ise Psikolojik/psikiyatrik destek almayan bireylerin ise psikolojik dayanıklılık düzeylerinin Psikolojik/psikiyatrik destek alan bireylere oranla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak psikolojik dayanıklılık arttıkça kaygı düzeyleri azalıyor gibi görünmektedir. Kaygı bozukluklarının önlenmesi için bireylerin psikolojik dayanıklılığını arttırmaya yönelik çalışmalar önemlidir. Bu konuda yapılacak daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Genç yetişkinlerKaygıKaygı düzeyi+4
Beyza Nur Keleş
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde nomofobi durumunun dikkat eksikliği ve hiperaktivite ile ilişkisi

İngilizce "no mobile phone phobia" olarak geçen ve kısaltma ile üretilmiş olan "nomophobia" ya karşılık Türkçede ki en genel ifadesi "akıllı telefonsuz kalma korkusu" olarak tanımlanır. Bu araştırmada ergen yaş grubunda nomofobi düzeyi ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 12-17 yaş aralığında DEHB tanısına sahip 42 ergen ve bu tanıya sahip olmayan 50 ergen ile toplam 92 ergenden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama amacıyla Sosyodemografik Veri Formu, Nomofobi ölçeği, Conners-Wells Ergen Öz-Bildirim Ölçeği Uzun Formu-CWEÖÖ-U kullanılmıştır. SPSS 25.0 istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda DEHB belirti düzeyleri ile nomofobi düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsiyetler arasında nomofobi düzeyleri anlamlı derecede farklılık göstermemiştir. Ergenlerin akıllı telefonu en çok sosyal medyayı takip etme amaçlı kullandığı saptanmıştır. Babanın eğitim düzeyinin yüksek olmasının ergenlerdeki nomofobi düzeyini arttırdığı, annenin eğitim düzeyi ile ergenlerdeki nomofobi seviyesi arasında bir ilişki olmadığı, ders başarısı düşük olan ergenlerin nomofobi düzeylerinin ders başarısı iyi olan ergenlere kıyasla daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte ergenlerin aileleriyle ilişki durumu ve ailelerin ergenin cep telefonu kullanımına sınır getirme durumu ile nomofobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Romantik bir ilişkisi olan ergenlerin nomofobi düzeyleri romantik bir ilişkisi olmayan ergenlere oranlara anlamlı derecede daha yüksek saptanmıştır. Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile nomofobi düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyecek daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Nomofobi, Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu, Ergen

Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğuErgenlerNomofobi
Yunus Emre Göçü
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Other supervisors