Theses supervised by Prof. Dr. Müjdat Avcı
10 theses · Osmaniye Korkut Ata University
Dar bölgeli seçim sistemi ve bölge kalkınması üzerindeki etkileri
Seçimler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından bir tanesidir. Seçim sistemleri, anayasalarda adaletli bir temsil ve istikrarlı bir yönetim çerçevesinde kanunla düzenlenmiştir. Seçim sistemleri temelde nispi temsil sistemi ve çoğunluk sistemi şeklinde iki gruba ayrılmıştır. Türkiye'de 1946'dan itibaren çok partili sisteme geçilmiş ve günümüze kadar birçok seçim modeli denenmiştir. Son 50 yıldır ülke barajıyla birlikte d'Hondt sistemi uygulanmış ve genellikle sonuçlar güçlü partilerin lehine olmuştur. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ihtiyaç duyulan model, seçmen ile temsilcilerin arasındaki mesafenin kapandığı, ülke barajının olmadığı veya minimuma çekildiği, seçim çevrelerinin nüfusları oranında adil bir şekilde temsil edildiği, seçmenlerin kaygılarının olmadığı bir sistemdir. Türkiye'nin kronik sorunlarından birisi de bölgeler arası gelişmişlik düzeyi farklılıkları ve bölgeler arasındaki dengesizliktir. Bu çalışmada, evvela demokrasi çerçevesinde seçim sistemleri, akabinde bölge kavramı, bölgesel gelişme ve bölgeler arasındaki dengesizlikler üzerinde durulmuştur. Adaletli temsilin olduğu bir meclis için seçmenin baraj kaygısı taşımadan arzu ettiği ve desteklediği partiye oy verebileceği en az kusura sahip bir seçim sisteminin demokratik bir toplum için yerinde bir uygulama olacağı söylenebilir. Bu anlamda seçim barajının söz konusu olmadığı, seçim çevrelerinin daraltıldığı, iki turlu dar bölgeli seçim sisteminin seçmen davranışları ve ülkenin seçim sistemi açısından yararlı olacağı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Seçim Sistemleri, Demokrasi, Dar Bölgeli Seçim Sistemi, Bölge Kavramı, Bölgesel Kalkınma
Öğretmenlerin benlik saygısı düzeyleri ile evliliğe yükledikleri anlam arasındaki ilişkinin incelenmesi
Toplumun en küçük birimi ailedir. Aile ise iki insanın hayatını birleştirerek evlenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Evliliklerin sağlıklı ve uyumlu bir şekilde ilerleyebilmesini sağlayan bazı faktörler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de benlik saygıdır. Bireylerin benlik saygısı düzeyi eşlerini ve kendilerini algılayış biçimini ve buna bağlı olarak ilişki içinde birbirlerinden beklentilerini ve evliliklerine yükledikleri anlamı etkilemektedir. Bu araştırmada, 30-40 yaş arası evli öğretmenlerin benlik saygısı ve evliliğe yükledikleri anlam arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Adana il merkezinde görev yapan 30-40 yaş arasındaki 171 kadın 136 erkek olmak üzere toplam 307 öğretmenin gönüllülük esasına dayalı katılımı ile online olarak veriler toplanmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlere ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği'' ve ''Evliliğe Yüklenen Anlam Ölçeği'' uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, Adana il merkezinde görev yapan 30-40 yaş arası evli öğretmenlerin benlik saygısı düzeyleri ile evliliğe yükledikleri anlam arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki elde edilmiştir. Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeğinden alınan puanlar ile Evliliğe Yüklenen Pozitif Anlam alt boyutu puanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeğinden alınan puanlar ile Evliliğe Yüklenen Negatif Anlam alt boyutu puanları arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Adana il merkezinde görev yapan 30-40 yaş arası evli öğretmenlerin benlik saygısı puanları arttıkça evliliğe yükledikleri pozitif anlamın arttığı, negatif anlamın azaldığı söylenebilir. Ayrıca çalışma sonucunda bazı demografik değişkenlerin benlik saygısı düzeyleri ile evliliğe yüklenen anlam arasındaki ilişkiyi etkilediği sonucuna da ulaşılmıştır. Toplanan veriler sonucunda elde edilen bulgular ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmış ve ileride yapılabilecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Yerel siyasette kadının yeri ve politik süreçlere katılımı
Kadının yerel siyasetteki rolü ve politik süreçlere katılımı, içinde bulunduğu toplumun demokratik gelişimi için büyük bir öneme sahiptir. Tarihin ilk çağlarından günümüze gelinceye dek kadının siyasetteki yeri ve katılımı artış gösterse dahi günümüzde halen pek çok toplumda eşit temsilinin sağlanamadığı görülmektedir. Kadının yerel siyasetteki rolüne bakıldığında, içinde yaşanılan toplumun çeşitliliğini yansıtabilmesi için büyük bir öneme sahip olduğunu söylemek mümkündür. Kadının sahip olduğu farklı bakış açısı, yaşadığı deneyimler ve ihtiyaçlar, politik süreçlere dahil olduğunda çok daha kapsayıcı ve etkili politikaların oluşturulmasına fayda sağlayacaktır. Bununla birlikte kadının önüne çıkan kültürel, sosyal ve ekonomik engeller, kadının siyasi alanda aktif olmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla bu noktada kadının politik süreçlere dahil olabilmesini sağlayacak çeşitli adımların atılması gerektiğini söylemek mümkündür. Özellikle bilinçlendirmeye ve eğitime yönelik olarak gerçekleştirilecek politikalar ve pozitif ayrımcılığı hedefleyen önlemler kadının siyasete katılımı konusunda teşvik edici faktörler olacaktır. Bununla birlikte toplumun kadının liderlik rolüne bakış açısının değiştirilmesi de oldukça önemlidir. Kadının yerel siyasetteki yerinin güçlendirilmesi ile birlikte daha demokratik bir toplumun ortaya çıkacağını söylemek mümkündür. Kadının siyasi karar alma sürecine etkin bir şekilde dahil olması, çok daha kapsayıcı, dengeli ve adaletli politikaların oluşturulmasına olanak tanımaktadır. Bu durum ise toplumun genel refahı ve gelişimi için oldukça önemli bir unsurdur. Bu bilgilerden hareketle hazırlanan çalışmada kadının politik süreçlere katılımının yanında yerel siyasete kadın katılımıyla birlikte meydana gelecek olumlu tablo üzerinde durulmuştur. Literatürde kadının siyasal süreçlere katılımına dair pek çok araştırma bulunduğundan, hazırlanan bu çalışmanın da alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Velilerin dijital ebeveynlik farkındalık düzeyleri ile çocuklarının eğitimine katılımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
İçinde bulunduğumuz dijital çağda aile içi iletişim, velinin dijital çağa uyumu ve eğitime olan katkısı arasında önemli bağlantılar bulunmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, ebeveynlerin dijital ebeveynlik tutumu ve velinin eğitim sürecine katılımı arasındaki ilişkileri belirlemektir. Buna ilave olarak çalışmada, ebeveynlerin öğrenim gören çocuklarının ekran kullanım sürelerinin ve amaçlarının belirlenmesi; ebeveynlerin dijital ebeveynlik tutumlarının ebeveynlerin ve çocukların çeşitli özelliklerine göre ve dijital ebeveynliğin, aile içi iletişim ve velinin eğitime katılımı üzerine etkisi dahilinde değişip değişmediğinin araştırılmasıdır. Bu araştırmada, ilkokul çağında çocuğu olan ebeveynlerin dijital ebeveynlik düzeyi ile ve velinin dijital eğitime katılımı arasındaki ilişkiyi açıklamak amaçlanmıştır. Hatay'ın Dörtyol ilçesinden yaşayan 25-55 yaş aralığındaki 243 kadın 106 erkek katılımcının katkısı ile online olarak veriler toplanmıştır. Araştırmaya katılan velilere "Kişisel Bilgi Formu'', "Dijital Ebeveynlik Farkındalık Ölçeği" ve "Veli Katılım Ölçeği" uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda Dörtyol ilçesinde yaşayan ilkokul çağında çocuğu olan ebeveynlerin dijital ebeveynlik farkındalık düzeyleri ile veli katılım düzeyi arasında anlamlı bir ilişki elde edilmiştir. Katılımcıların dijital ebeveynlik farkındalık düzeyleri arttıkça veli katılım düzeylerinin yükseldiği söylenebilir. Ayrıca çalışma sonucunda bazı demografik değişkenlerin dijital ebeveynlik farkındalığı ile veli katılım düzeyini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Osmanlı Devleti'nde paramiliter bir gençlik örgütü: İzcilik
19. yüzyılda dünyada meydana gelen değişmeler özellikle Fransız İhtilalı sonucunda ortaya çıkan milliyetçilik fikirleri ve vatan düşüncesi askerlik konusunda da yeni düzenlemelere sebep olmuştur. Askerliğin vatan görevi olması gençlerin askerliğe hazırlanma yöntemlerini de beraberinde getirmiştir. Bu durum bütün devletlerinde ve özellikle Avrupa'da kendini göstermiştir. Böylece "halk orduları" dediğimiz paramiliter bir örgütlenme ve topyekûn bir mücadeleyi beraberinde getirmiştir. Avrupa'daki gibi Osmanlı Devleti'nde yarı askeri paramiliter gençlik örgütlerinin kurulması ve asker ihtiyacını karşılama düşüncesi II. Meşrutiyet Dönemi ve özellikle İttihat ve Terakki Partisi döneminin bir ideolojisi olmuştur. Bu bağlamda yarı askeri dernek ve örgütler bu dönemde kurulmaya başlamıştır. Dünyada kurulan bu gençlik paramiliter örgütler II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı Devleti'nde de kurulmaya başlamıştır. Bu dernek ve örgütlerden İzcilik Ocağı, Osmanlı Güç Dernekleri ve Osmanlı Genç Dernekleri şeklinde kurulmuşlardır. Özetle bu çalışmada II. Meşrutiyet döneminin ordu geri hizmetleriyle ilgili politikası olan Osmanlı İzcilik (Keşşaflık), Osmanlı Güç ve Osmanlı Genç Dernekleri incelenmiştir. Bu politika içinde gençlerin bedenen ve ruhen sağlıklı olması yanı sıra ordunun ihtiyacı olabilecek bir grubun eğitimine de önem verilmiştir. Özellikle paramiliter genç derneklerinin çıkış noktasını oluşturan İzcilik Teşkilatı ve bu teşkilatın Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önceki faaliyetleri dönemin şartları içinde incelenmiştir.
Çocukluk çağı travmaları ve bağlanma stillerinin evlilik doyumu üzerindeki yordayıcı etkileri
Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile yetişkinlik döneminde geliştirdikleri bağlanma stillerinin evlilik doyumu üzerindeki yordayıcı etkilerini incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli çerçevesinde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 2023 yılı içerisinde Osmaniye ilinde ikamet eden evli bireyler oluşturmaktadır. Kolayda ve ölçüt örnekleme yöntemleriyle belirlenen 402 gönüllü evli birey araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, yüz yüze görüşmeler ve çevrim içi anketler aracılığıyla toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (ÇÇTÖ-28), İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA) ve Evlilik Yaşam Ölçeği (EYÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Analiz bulgularına göre, çocukluk çağı travmaları evlilik doyumunu anlamlı ve negatif yönde yordamaktadır. Bağlanma stilleri ise evlilik doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olarak bulunmamış; ayrıca çocukluk travmaları ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide aracı ya da düzenleyici bir rol oynamamıştır. Bununla birlikte, eğitim düzeyi, meslek, ekonomik durum ve evlenme biçimi gibi bazı demografik değişkenlerin evlilik doyumu üzerinde anlamlı farklılıklar yarattığı; cinsiyet, yaş, evlilik süresi ve çocuk sayısı gibi değişkenlerin ise anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular, çocuklukta yaşanan travmaların yetişkinlikte kurulan romantik ilişkiler üzerinde kalıcı etkiler yarattığını; evlilik doyumunun yalnızca bireysel değil, aynı zamanda gelişimsel ve çevresel faktörlerle şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, elde edilen bulgular; bireylerin erken dönem yaşantılarını dikkate alan önleyici psikolojik müdahale programlarının geliştirilmesine, evlilik ilişkilerini güçlendirmeye yönelik bağlanma temelli psikoeğitim çalışmalarının yaygınlaştırılmasına ve gelecekte yapılacak disiplinler arası araştırmalara yön vermeye katkı sağlayabilecek niteliktedir. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri, evlilik doyumu, yetişkin bağlanma, travmatik yaşantılar
Okul öncesi çocukların dijital bağımlılık düzeyleri ile ebeveynlerinin dijital ebeveynlik becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ebeveynlerin dijital oyunlara yönelik rehberlik stratejilerinin, okul öncesi dönemdeki çocukların dijital oyun bağımlılığı eğilimleri üzerindeki yordayıcı etkisini incelemektir. Günümüzde çocuklar erken yaşlardan itibaren dijital teknolojilere erişim sağlamakta ve bu durum, dijital oyun oynama davranışlarının çocuk gelişimi üzerinde çeşitli etkiler yaratmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, ebeveynlerin dijital medya rehberliği konusundaki tutum ve stratejileri, çocukların dijital oyun kullanımına ilişkin davranışlarını biçimlendiren önemli bir faktör haline gelmiştir. Araştırma, nicel araştırma desenlerinden biri olan ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüştür. 2023–2024 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Kahramanmaraş ili Andırın ilçesinde yaşayan, okul öncesi çağda (3–6 yaş) çocuğu bulunan 431 ebeveyn araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Örneklem, kolayda örnekleme ve ölçüt örnekleme teknikleriyle belirlenmiştir. Veri toplama araçları arasında Sosyodemografik Bilgi Formu, Dijital Oyun Bağımlılık Eğilimi Ölçeği (DOBE) ve Dijital Oyun Ebeveyn Rehberlik Stratejileri Ölçeği (DOERS) yer almıştır. DOBE, çocukların dijital oyun bağımlılığına yönelik eğilimlerini dört alt boyut (Hayattan Kopma, Çatışma, Sürekli Oynama, Hayata Yansıtma) üzerinden değerlendirmekte; DOERS ise ebeveynlerin oyun sürecine müdahale tarzlarını Aktif, Dijitale Yönlendiren, Serbest ve Teknik Rehberlik olmak üzere dört alt boyutta ölçmektedir. Verilerin analizinde Pearson korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon teknikleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda, Aktif Rehberlik stratejisinin çocukların dijital oyun bağımlılığı eğilimleriyle negatif yönde anlamlı ilişki gösterdiği; buna karşın Dijitale Yönlendirme, Serbest Rehberlik ve Teknik Rehberlik stratejilerinin bağımlılık eğilimiyle pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Beş farklı regresyon modeli üzerinden yapılan analizlerde, bağımlı değişkenler DOBE toplam puanı ve alt boyutları olarak alınmış; açıklanan varyans oranları %8,8 ile %15,4 arasında değişmiştir. En güçlü negatif yordayıcı genellikle Aktif Rehberlik olurken, Dijitale Yönlendirme bazı modellerde en güçlü pozitif yordayıcı olarak öne çıkmıştır. Veri seti üzerinde yapılan varsayım testleri, dağılımların normallik, doğrusallık, çoklu doğrusal bağlantı (multikolineerlik) ve otokorelasyon açısından uygun olduğunu göstermiştir. Bu da elde edilen regresyon modellerinin istatistiksel olarak geçerli olduğunu desteklemektedir. Bulgular, ebeveynlerin dijital oyunlara yönelik rehberlik stratejilerinin, okul öncesi çocukların dijital oyun bağımlılık eğilimlerinde anlamlı düzeyde belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, erken çocukluk döneminde dijital oyun kullanımına yönelik ebeveyn rehberliğinin biçimi, çocukların dijital oyun alışkanlıklarının problemli hale gelmesini önleyici ya da kolaylaştırıcı bir rol oynayabilmektedir. Elde edilen bulgular, ebeveynlerin daha aktif, bilinçli ve yapılandırılmış rehberlik stratejileri benimsemelerinin dijital bağımlılık eğilimlerini azaltmada etkili olabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, ailelere yönelik dijital medya okuryazarlığı eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi önerilmektedir.
Modern Türkiye'de halkçılık düşüncesi ve Köy Enstitüleri
Cumhuriyetin temel ilkelerinden biri olan Halkçılık düşüncesi, diğer birçok fikir de olduğu gibi cumhuriyet öncesine dayanır. Meşrutiyet döneminde halka doğru gitme ve halkla bütünleşme gibi çağrışımlarla ifade edilen halkçılık fikri, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde milliyetçi karakterler taşıyan, halkı aydınlatmayı gaye edinmiş, milli ekonomiden yana ve dayanışmacı karakterde bir ideolojidir. Kurtuluş Savaşı yıllarında halkçılık düşüncesi daha da önem kazanmıştır. Bu sayede cumhuriyetin kurucuları geniş halk kitlelerinin desteğini arkalarına almak istemişlerdir. Bu dönem halkçılık düşüncesi milli egemenlik, halk egemenliği gibi noktalara vurgu yapar. 1930 sonrası halkçılık fikri ise "halk yararına, halka rağmen" şeklinde sloganlaştırılabilen bir şekilde biçimlenir. Ziya Gökalp'in işaret ettiği solidarist halkçılık geleneği bu dönemlerde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle "Köy Enstitüleri" projesi ile genç aydın öğretmenler halka medeniyet götürmüş, "halka gitmiştir". Köy Enstitüleri cumhuriyetin halkçılık fikrinin en somutlaşmış formu olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle nüfusun büyük çoğunluğunun köylerde yaşadığı ülkemizde kalkınmanın ve aydınlanmanın köylerden başlaması gerekliydi. Bu çalışmada Köy Enstitüleri projesi halk yararına, halkçı bir hareket olarak değerlendirilmektedir. Çalışma kapsamında Köy Enstitüleri hareketinin cumhuriyetin diğer halkçı uygulamalarından da farklılaştığı ve "halka gitme" ülküsüne en çok hizmet eden hareket olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yusuf Akçura'da Türkçülük anlayışı
Avrupa'yı kasıp kavuran Fransız İhtilali ile vücut bulan Milliyetçilik akımı, yeni devletlerin kurulmasına, büyük devletlerin toprak kaybetmesine neden olmuştur. İşte böyle bir durumda dışarıda toprak kaybeden Osmanlı, içerde de devletin bekası yönünde Batı'dan öğrendikleri fikir akımlarını kendilerince yorumlayarak uyarlamaya çalışan aydınların tenkit ve telkinlerine maruz kalmıştır. Osmanlı Devleti'nin özellikle son zamanlarında içinden çıkılmaz bir hal alan buhranlı dönemi şüphesiz Türk milletinin varoluş mücadelesi verdiği dönemdir. Osmanlı Devleti'nin yıkılışından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin atılan temellerine düşünsel yapıda bilhassa katkılar sunan Türkçü aydınlar olmuştur. Bu çalışmada dönemin Türkçü aydınlarının başında gelen "Pantürkizm'in Babası" olarak bilinen Yusuf Akçura'nın bazı fikir akımlarına bakışı ele alınmaya çalışılmıştır. Türkçülüğün öncülerinden biri olan Yusuf Akçura, Fransa'da öğrenim görmüş, Tunus'ta bulunmuş, Rusya ile Osmanlı gibi iki değişik kültürel ortamda ve yerde Türkçülükle ilgili düşünce çalışmaları yapmıştır. Türklerin içinde bulunduğu krizden kurtulmasının reçetesinin Türkçülük olduğunu belirtmiştir. Akçura, dağılma sürecindeki Osmanlı döneminde ortaya atılan fikirlere farklı bir bakış açısı sunarak devletin bekası yönünde kaleme aldığı Üç Tarz-ı Siyaset eseriyle devletin nasıl dağılmamasını değerlendirmelerde bulunarak, Osmanlıcılık ve İslamcılık fikirlerine ek alternatif bir akım sunarak Türkçülük fikrini savunmuş ve Türkçülüğe anlam kazandırmıştır. Çalışmamızda, Yusuf Akçura hakkında yazılmış olan eserler (kitaplar, makaleler ve yazılar, konferanslara ait bilimsel yayınlar) araştırılıp incelenerek yaşamı, yapıtları, kişiliğiyle düşünce sistemine değinilip, dönemin ön plana çıkan düşünce akımları özet olarak tanıtılıp Akçura'nın düşünsel akımlar ile münasebeti saptanmaya gayret edilmiştir. Özellikle Yusuf Akçura'nın doğrudan kendi eserlerine müracaat edilerek Türkçülüğe ilişkin fikirleri ortaya konulmaya çalışmıştır. Anahtar Sözcükler: Yusuf Akçura, Milliyetçilik, Türkçülük, Üç Tarz-ı Siyaset, Osmanlı Devleti.
Yusuf Akçura'da Türkçülük anlayışı
Avrupa'yı kasıp kavuran Fransız İhtilali ile vücut bulan Milliyetçilik akımı, yeni devletlerin kurulmasına, büyük devletlerin toprak kaybetmesine neden olmuştur. İşte böyle bir durumda dışarıda toprak kaybeden Osmanlı, içerde de devletin bekası yönünde Batı'dan öğrendikleri fikir akımlarını kendilerince yorumlayarak uyarlamaya çalışan aydınların tenkit ve telkinlerine maruz kalmıştır. Osmanlı Devleti'nin özellikle son zamanlarında içinden çıkılmaz bir hal alan buhranlı dönemi şüphesiz Türk milletinin varoluş mücadelesi verdiği dönemdir. Osmanlı Devleti'nin yıkılışından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin atılan temellerine düşünsel yapıda bilhassa katkılar sunan Türkçü aydınlar olmuştur. Bu çalışmada dönemin Türkçü aydınlarının başında gelen "Pantürkizm'in Babası" olarak bilinen Yusuf Akçura'nın bazı fikir akımlarına bakışı ele alınmaya çalışılmıştır. Türkçülüğün öncülerinden biri olan Yusuf Akçura, Fransa'da öğrenim görmüş, Tunus'ta bulunmuş, Rusya ile Osmanlı gibi iki değişik kültürel ortamda ve yerde Türkçülükle ilgili düşünce çalışmaları yapmıştır. Türklerin içinde bulunduğu krizden kurtulmasının reçetesinin Türkçülük olduğunu belirtmiştir. Akçura, dağılma sürecindeki Osmanlı döneminde ortaya atılan fikirlere farklı bir bakış açısı sunarak devletin bekası yönünde kaleme aldığı Üç Tarz-ı Siyaset eseriyle devletin nasıl dağılmamasını değerlendirmelerde bulunarak, Osmanlıcılık ve İslamcılık fikirlerine ek alternatif bir akım sunarak Türkçülük fikrini savunmuş ve Türkçülüğe anlam kazandırmıştır. Çalışmamızda, Yusuf Akçura hakkında yazılmış olan eserler (kitaplar, makaleler ve yazılar, konferanslara ait bilimsel yayınlar) araştırılıp incelenerek yaşamı, yapıtları, kişiliğiyle düşünce sistemine değinilip, dönemin ön plana çıkan düşünce akımları özet olarak tanıtılıp Akçura'nın düşünsel akımlar ile münasebeti saptanmaya gayret edilmiştir. Özellikle Yusuf Akçura'nın doğrudan kendi eserlerine müracaat edilerek Türkçülüğe ilişkin fikirleri ortaya konulmaya çalışmıştır. Anahtar Sözcükler: Yusuf Akçura, Milliyetçilik, Türkçülük, Üç Tarz-ı Siyaset, Osmanlı Devleti.