Theses supervised by Prof. Dr. Murat Arslan
17 theses · Akdeniz University, Atatürk University
III. Antiokhos'un Hellenistik krallıklar ve Roma ile olan ilişkileri
Makedonya Krallığı'nın Büyük İskender'in ölümüyle parçalanarak onun komutanları arasında paylaşılması; çok geçmeden kendi aralarında da mücadelelerin başlamasına neden olmuş ve MÖ. 281-187 yılları arası Seleukosların tarih sahnesinde en aktif rol aldıkları dönem olmuştur. III. Antiokhos, Suriye Krallığı'nın kendisine atalarından miras kalan bölgeler olarak gördüğü Küçük Asya ve Hellas topraklarını ele geçirerek kendisine rakip bırakmamak adına pekçok mücadelelere girmiştir. MÖ. 198 yılında Küçük Asya seferine çıkarak Trakya'ya ulaşması sonucu hem Hellenistik Krallıklar hem de Roma ile mücadele evresine girmiştir. III. Antiokhos Hellen kentlerinin özgürlüklerini korumak adına girdiği mücadelede Roma ile karşılaşmış ve Roma da ilk olarak Seleukoslara Hellas ve Küçük Asya'yı boşaltma uyarısında bulunmuştur. Bunu dikkate almayan III. Antiokhos ile de MÖ. 191'de savaşa girerek kralın yenilgisinin ardından onun Hellas'ı boşaltmasına neden olmuştur. Romalılar bu tarz agresif politikalara devam eden III. Antiokhos'u uyarmasına rağmen bunu önemsemeyen Seleukos kralını Küçük Asya'ya girip Magnesia'ya kadar takip ederek MÖ. 190 yılındaki Magnesia Muharebesi'yle Seleukoslara ağır bir darbe vurmuşlardır. Ardından III. Antiokhos, Seleukoslar açısından son derece ağır koşullar içeren ve Hellas ve Küçük Asya topraklarından vazgeçmesi belirtilen Apameia Anlaşması'nı (MÖ. 188) imzalamak zorunda bırakılmıştır. Bu anlaşma ile Seleukos kralı Küçük Asya üzerindeki topraklarından vazgeçmiştir. Bu topraklar Rhodos ve Pergamon Krallığı arasında paylaştırılmış, III. Antiokhos Toros'un ötesine ve Suriye'ye çekilmek zorunda kalmıştır. Bu anlaşmadan bir yıl sonra Partlar üzerine bir sefer düzenlediği sırada Zeus Tapınağı'nı yağmalaması sonucu tapınakta öldürülmüştür. Bundan sonraki süreçte Seleukos Krallığı gerileme dönemine girmiş ve MÖ. 63 yılında Suriye, Roma eyaleti haline getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diodokhoi, Seleukos Krallığı, III. Antiokhos, Hellenistik Krallıklar, Roma Cumhuriyeti, Apameia Anlaşması
Pers idari sistemi perspektifinde bir satraplık merkezi Daskyleion
Persler Klasik Dönem'de antikçağın en önemli uygarlıklarından birini teşkil ettiler ve dönemin o zamana kadar gördüğü en büyük imparatorluğunu kurdular. Pers Krallığı'nın ktistes'i Kyros'tan itibaren halefleri Kambyses, ardından Dareios, Kserkses, Artakserkses'in uyguladıkları yayılımcı politika ve yürürlüğe soktukları mali reformlar neticesinde krallığın emperyal gücünün katlanarak artmasını sağladılar. Ak¬deniz havzasından Merkezi Asya'yı da içine alarak Kuzey Hindistan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaklaşık 220 yıl boyunca hüküm sürdüler. Hindistan'dan Trakya'ya sayısız etnik grubu hakimiyetleri altına aldılar. Böylelikle Klasik Dönem'de Akhaimenid Krallığı'nı bir dünya imparatorluğu haline getirdiler. Persler imparatorluğun kuruluş ve gelişme aşamalarındaki son de¬rece yetkin askeri güçleri sayesinde ele geçirdikleri yerlerde uyguladıkları yönetim organizas¬yonlarındaki başarılarıyla ön plana çıkmaktadırlar. Birçok farklı bölgeyi imparatorluğun çatısı altında birleştiren en önemli idari yapı, ele geçirdikleri bölgelerin askeri, idari ve stratejik açıdan en uygun merkezlerine yer-leşerek kurdukları satraplık/eyalet sistemidir. Öyle ki, imparatorluk yıkılmasına rağmen satraplık yönetimi yüzyıllar sonra bile ayakta kalan sağlam yeni bir kurum olmayı sürdürmüştür. Pers krallığında kurulan ilk satraplık bölgeleri arasında Anadolu'da Daskyleion ve Sardeis yer almaktadır. Bu bağlamda Daskyleion, M.Ö. yak. 539 yılından M.Ö. 334 yılına kadar neredeyse kesintisiz bir şekilde imparatorluğa hizmet veren en köklü eyalet merkez-lerinden biridir. Bu tezde Daskyleion satraplık bölgesinin Klasik Dönem Anadolu'sunun şekillenme-sinde Pers imparatorluğu için oynadığı tarihi rolü ve önemi; ayrıca idari ve siyasi yapısı; satraplık sınırları; eyaletteki kentlerin idari merkezle kurdukları siyasi, eko¬nomik ve kültürel ilişkileri; Daskyleion'un diğer eyalet bölgelerindeki farklılık ve benzerlik arz eden noktaları ortaya konulmaktadır. Bu yapılırken konuya ilişkin antik kaynaklar, epigrafik belgeler ile arkeolojik kalıntılar ele alınmış; son zamanlarda ele geçen yeni veriler, modern literatür eşliğinde tekrar dikkatle incelenerek çok yönlü bir sentezle analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimler: Pers/Akhaimenid İmparatorluğu; Daskyleion; Sardeis; satraplık/eyalet; phoros; Artabazos; Pharnabazos; Arsites.
Kültürel miras araştırmalarında kullanılan yeni teknolojik yaklaşımlar: Phaselis yazıtları örneği
Bu çalışma, son yıllarda kültürel miras araştırmalarında kullanılmaya başlanan Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (RTI) metodunun, epigrafiye sunduğu yenilikleri ve pozitif katkıları Phaselis yazıtları ışığında mercek altına alarak yazıtların tekrar değerlendirilmesini kapsamaktadır. Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (Reflectance Transformation Imaging - RTI), bir nesnenin sabit bir noktadan çekilen ve farklı açılardan aydınlatılan bir dizi dijital fotoğraf verisinin sentezlenmesi sonucu, nesnenin yüzey formunun matematiksel bir modelini oluşturulmasına olanak veren sayısal fotoğraflama metodudur. RTI görüntüleri, tripod üzerine sabitlenen bir fotoğraf makinesiyle çekilen bir dizi fotoğraf kaydından oluşmaktadır. Söz konusu her bir fotoğraf karesinde materyal üzerine farklı açılardan uygulanan ışık, obje üzerinde yansıma, gölge, rölyef ve insizyon meydana getirmektedir. Bu veri kümelerinden elde edilen yansıma değerlerinin sentezlenmesi sonucu nesnenin matematiksel yüzey modeli oluşturulmaktadır. Böylelikle yazıt taşıyıcısı yüzeyine ışık istenildiği açıdan uygulanabilmekte, RTI yazılımının sunduğu algoritmik görüntüleme filtreleri uygulanarak materyal kültür kalıntısı üzerinde oldukça detaylı bir analiz süreci yürütülebilmektedir. Çalışma kapsamında Phaselis Antik Kenti'nde bulunan epigrafik malzemeler üzerinde özellikle yüzeyi tahrip olmuş, okunmasında zorluk çekilen, okunamayan veya yanlış deşifre edilen yazıtlara yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Kültürel miras araştırmalarında 'tahribatsız' analiz ve belgelemeye imkan veren RTI metodunun epigrafi çalışmalarına sağladığı pozitif katkı ele alınarak RTI metodunun ilkeleri aktarılmaktadır. Ayrıca söz konusu metodun yazıtların analizinde ve kayıt sürecinde sağladığı avantajlar ve kısıtlamalar ele alınmış ve epigrafi araştırmalarında uygulanabilirliği deneyimlenmiştir.
Periplus, Periegesis ve denizcilik yasaları özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz denizcilik yazım geleneğine örnekler
İnsanların denizler özelindeki (bilinen) ilk faaliyetlerinin Prehistorik çağda başlangıcıyla birlikte, Akdeniz bu hareketliliğin merkezi ve etkileşim noktası olarak hızlı bir şekilde belirginlik kazanmış ve giderek diğer denizlere oranla ön plana çıkmaya başlamıştır. Antikçağdaki evrimiyle orantılı olarak, Akdeniz çeşitli uluslardan ya da kabilelerden birçok denizcinin farklı amaçlarla ve yine farklı rotalarda bir limandan başka bir limana sıklıkla yelken açtığı bir deniz haline gelmiştir. Zaman ilerledikçe, belirli aralıklarla gerçekleştirilen askeri ve siyasi deniz seferleri ile aralıksız sürdürülen ticari faaliyetler giderek artış göstermiş ve bu artış da denizciliğin antikçağ yaşamında bir gereklilik/zorunluluk olarak kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bu gereklilik doğrultusunda, seyrü seferler gerçekleştirdikleri rotalar özelinde giderek yetkinlik ve tecrübe sahibi olmaya başlayan denizciler, edindikleri gözlemleri ve bilgi birikimlerini sözlü gelenekten yazılı belleğe aktarmaya başlamışlardır. Buradaki amaç başlarda tamamen pratik kaygılardan oluşmaktaydı; zira denizlerdeki zorluk ve tehlikelerin yazınsal veriler aracılığıyla tüm denizcilere bildirilmesine odaklanılıyordu. Bu amacın kapsamı süreçle birlikte ve gemicilerin ihtiyaçları özelinde genişletildi ve de farklı taleplere göre baştan uyarlandı. Öyle ki bu kapsamda denizlerin şekilleri, önemli akıntılar, seyredilebilir nehirler, kıyılarda yaşayan halklar, kıyı topografyası, sahildeki bitki ve hayvan popülasyonu ve gemiciler arasındaki kurallar-kaideler gibi farklı alanlarda da notlar tutulup kayıtlar alınmaya başlandı. Böylelikle de denizcilik ve gemicilikle ilgili oldukça kapsamlı ve bir o kadar da önemli bir denizcilik külliyatının Antikçağdaki temelleri atıldı ve Ortaçağ'a kadar da bu yazınsal miras gelişimini sürdürdü. Sunulmuş olan bilgiler ışığında, söz konusu bu çalışma da Akdeniz denizciliğiyle ilgili bilgi veren yazınsal mirası "Periplus, Periegesis ve Denizcilik Yasaları Özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz Denizcilik Yazım Geleneğine Örnekler" başlığıyla ele almayı ve bu anabaşlık çatısı altında incelenen metinlerin denizcilik tarihi çalışmalarındaki işlevi ve konumu hakkında kapsayıcı bir değerlendirmede bulunmayı amaçlamaktadır. Bu değerlendirme özelinde, periplus (seyir kaydı-tutanağı), periegesis (seyahatname) ve Rhodos Denizcilik Yasaları başlıklarına sahip üç farklı metin gurubu tematik bir açıdan ele alınmaktadır. Bu metinlerin çevirisi ve değerlendirilmesi sonucunda da, antikçağ denizcilik tarihi çalışmalarının arkeolojik verilerle elde edilen materyal kültür kalıntıları dışında filolojik metinlerden elde edilen verilerle de desteklenebileceği görüşü ileri sürülmektedir. Diğer yandan da dört farklı metnin çevirisi çeşitli alanlarda çalışmalar sürdüren bilim insanlarının ve araştırmacıların kullanımına sunulmaktadır.
Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin çevirisi ve yorumlanması
Bu çalışmada antikçağa ait bir coğrafya metni olan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğine ilişkin genel bir yorumlama sunulmuştur. Bu bağlamda ilk olarak coğrafya metinlerinin yazım formatlarındaki değişimleri izlemek adına bu değişimlere neden olarak antikçağda teritoryal genişleme hareketleri üç alt başlıkta ana hatlarıyla ele alınmıştır. İlk aşama olarak Arkaik dönemde gerçekleşmiş olan Büyük Kolonizasyon dönemi, ikinci aşama olarak MÖ IV. yüzyıl Makedon egemenliği akabinde gerçekleşen Büyük İskender'in Doğu Seferi, son aşama olarak ise Roma Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde görülen eyaletleşme süreci ele alınmıştır. Ana hatlarıyla aktarılan bu tarihsel sürecin devamında ise antikçağ coğrafya yazımının önemli örnekleri kronolojik bir sıra içerisinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Bunu takiben bu çalışmanın odak noktasını oluşturan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı periplous formatında yazılmış coğrafya metninin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğe ilişkin bir yorumlama yapılmıştır. Söz konusu metnin antikçağa ait coğrafya metinleri ve coğrafya yazımında kullanılan diğer formatlar arasındaki yerinin net olarak anlaşılabilmesi için khorographia formatında yazılmış başka bir coğrafya metni olan Strabon'un Geographika adlı eserinin XV. kitabı ele alınmıştır. Bu kitabın da Hellence aslından bir çevirisi ile genel bir değerlendirme sunulmuştur. Ardından her iki formata ilişkin bir karşılaştırma yapılmış ve son olarak bir genel değerlendirme ve sonuç bölümüyle çalışma son bulmuştur.
Büyük İskender'in Lykia-Pamphylia seferi
II. Phillippos'un MÖ 336'daki ölümü ile Antik Makedon Krallığı'nın başına geçen Büyük İskender MÖ 336-323 yılları arasında kaldığı Makedon tahtında sadece Makedon tarihini değil aynı zamanda yaptıklarıyla dünya tarihini de adını unutturmayacak şekilde derinden etkiledi. Bu dönemde on üç yıllık iktidarlık süresinin büyük bir kısmı olan MÖ 334-323 yılları arasına denk gelen on bir yıllık süresini Pers İmparatorluğu'nun topraklarında geçirerek Pers İmparatorluğunu tarih sahnesinden sildi. Bu zaman zarfının yaklaşık bir buçuk yıllık zaman dilimine denk gelen ve de MÖ 334 baharı ile başlayıp MÖ 333 sonbaharı ile son bulan kısmını günümüzde Anadolu topraklarına denk gelen Küçük Asya'da geçirdi. Bu dönemin ise birkaç aylık kısmına denk gelen MÖ 334'ün sonu ile MÖ 333'ün başındaki kış mevsimini ise günümüz Antalya sınırlarına denk gelen Lykia ve Pamphylia'da geçirdi. Böylece bu çalışmada ise İskender'in Lykia ve Pamphylia temelinde izlediği strateji, ilgili bölgedeki geçtiği güzergahlar ve sonucunda ortaya çıkan rota araştırılmaya çalışılmıştır. Bunun yanında ilgili tarihi coğrafik alanlardaki hareket esnasında vuku bulan askeri ve siyasi olaylar ele alınmıştır. Nihayetinde antik, modern kaynaklar ışığında ve de arkeolojik verilerin yardımı ile de İskender tarihi açısından hakkında daha az bilgi bulunan seferin ve Akdeniz tarihi açısından önemli olan Lykia ve Pamphylia geçişi hakkında daha fazla bilgi ortaya katmak umulmuştur.
19. yüzyılda Yunanistan, Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu'nda çıkarılan nizamname örnekleri ışığında Doğu Akdeniz'de kültürel mirasın korunması süreçleri
19. yüzyılda Yunanistan (1834), Mısır (1835) ve Osmanlı İmparatorluğu'nda (1869-1874-1884) çıkarılan yasa ve nizamnameler ışığında taşınır/taşınmaz eski eserleri koruma, muhafaza etmeye yönelik atılan adımlar ve bu adımların sahadaki uygulamaları tarihsel olarak ele alınmış ve başlıklar altında incelenmiştir. Tarihsel olarak tez konusu gereği ilk çıkarılan yasa Yunanistan'a ait olup sırasıyla Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu başlığı altında incelenmiştir. Yunanistan'da taşınır/taşınmaz eski eserlerin korunmasına yönelik ilk yasal düzenleme, Kral Otto döneminde 1834 yılında yürürlüğe giren Yunan Eski Eserler Yasası ile gerçekleştirilmiştir. Yunanistan'da Kral Otto yönetime geldikten sonra danışmanlarının önerisiyle taşınır/taşınmaz eski eserleri korumaya yönelik önemli adımlar atmıştır. Danışmanlarının hazırladığı Yunan Eski Eser Yasası ilgili döneme göre oldukça ileri seviyede koruma ve muhafaza etme anlayışına sahipti. Yunan Yasası 114 maddeden oluşmakta ve eski eserlerin korunmasına yönelik çok katı kuralları barındırmaktaydı. Mısır'da Napolyon'un 1798 yılında Mısır seferi ile ortaya çıkan taşınır/taşınmaz eski eserler Mısır'a olan ilgiyi arttırmış Batılı arkeolog ve araştırmacılar için keşfedilmeyi bekleyen bir cazibe merkezi olarak yerini almıştır. Bu talanı durdurmak için yine Batılı araştırmacıların desteği ile Mehmed Ali Paşa 1835'te Mısır Eski Eserler Kanunnamesi yürürlüğe koyarak Mısır sınırları içindeki tüm taşınır/taşınmaz eski eserleri koruma ve muhafaza etmek için ilk adımı atmıştır. Osmanlı İmparatorluğu taşınır/taşınmaz eski eserleri korumaya yönelik adım atmakta oldukça geç kalmıştır. Yunanistan ve Mısır'dan yaklaşık 35 yıl sonra çıkarılan 7 maddeden oluşan ilk Asar-ı Atika Nizamnamesi 1869 yılında yürürlüğe girerek koruma ve muhafaza etme manasında ilk yasal adımı sağlamıştır. Bu nizamname yetersiz kalınca 1874 yılında tekrar hazırlanmış ve ilan edilen 36 maddeden oluşan nizamname sahada gerekli olarak uygulanamamıştır. Daha sonra müze müdürü olan Osman Hamdi Bey öncülüğünde 1884 yılında tekrar bir düzenleme yapılarak Osmanlı'daki seleflerine göre oldukça kapsamlı 37 maddeden oluşan bir nizamname hazırlanmış ve bu yeni nizamname padişahın onayıyla yürürlüğe girmiştir. Bu nizamname sadece koruma değil, aynı zamanda kazı izinleri, taşınır/taşınmaz eski eserlerin müzelere taşınması ve devlet denetimi gibi konularda da ayrıntılı hükümler içermesi bakımından seleflerinden ayrılmaktadır. Bu çerçevede tez çalışması, her üç ülkeye ait eski eserlerle ilgili yasal düzenlemeler kendi özelinde ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Antikçağ'ın onurlandırma sistemi: Perge, Phaselis, Termessos, Kibyra
Antikiteden günümüze değin her dönemde ve toplumda kişiler ön plana çıkmak ve kendini kanıtlamak için hep bir yarış içerisine girmişlerdir. Bu durumu ifade eden terminolojilerden birisi de ἡ τιμή/ honor, ris (m) (onur, şeref) kelimesi olmuştur. Antik kaynaklarda ilk olarak MÖ VIII. yüzyılda karşılaşılan bu kavram Homeros'un Ilias eserinde hybris (kibir) ifadesi ile çok yakın anlamda kullanılan bu kelime birbirlerine karıştırılmış ve bu kavramlar iç içe geçmişlerdir. Önce tanrısallaştırıldığı ve ölen kişiler adına onlarları onurlandırmak üzere yapılan bu onurlandırma ve yad etme durumu, yüzyıllar geçtikçe kişilere/ imparatorlara verilemeye başlanmıştır. Bu tezin amacı, Perge (Pamphylia), Phaselis (Pamphylia-Lykia), Termessos (Pisidia), Kibyra (Lykia-Küçük Asya) kent devletlerndeki onurlandırma yazıtlarını bölgesel, dönemsel, ve kronolojik olarak kendi içerisinde türüne göre (agonistik, ithaf etc.) sınıflandırarak söz konusu bölgelerin önde gelen kentlerinin birbiriyle olan benzerliklerini ve farklılıklarını zamandizinsel bir perspektifte ele almaktır. Bunu yaparken antikçağdaki onurlandırma kavramının Anadolu Akdeniz'inin merkezindeki Pamphylia, Pisidia, Lykia/Asya, bölgelerinde ön plana çıkan en önemli sınır ve zaman zaman birbirleriyle komşuluk ilişkisi içinde olan kent devletlerinde ne şekilde ve hangi sebeple yapıldığı (siyasi, askeri, ekonomik bazda), bunun hangi yüzyıllarda hangi kentlerde ve neden ön plana çıkarıldığını araştırmak, bu sistemin halk (demos) ve danışma (bule) meclisleri tarafından algılanma şeklinin nasıl işlediği ortaya konulmaya çalışılarak bu durumun kentin sosyo-ekonomik yapısına yansımaları ortaya çıkarmaya gayret edilmiştir. Bu amaç ve hedefler doğrultusunda tez kapsamında 485 adet onurlandırma yazıtı ele alınarak ve Hellenistik Dönem'den MS V. yüzyıl aralığını kapsayan zaman dilimi içinde kent devletleri arasındaki farklılık ve benzerlikleri epigrafik belgeler özelinde sentezlenerek analiz edilmiş ve elde edilen bulgular bilim dünyasına sunulmaya çalışılmıştır.
Antikçağ'da Asıa Mınor kâhinleri ve uygulamaları
Buradaki tez çalışması Asia Minor kentlerinin Arkaik Dönem'den Roma İmparatorluk Dönemi'nin sonuna kadar uzanan epigrafik hafızasından günümüze ulaşan kâhinleri konu edinmektedir. Modern toplumlardaki konumlarının aksine antikitede hemen her zaman entelektüel ve eşraf kesimin içinde yer edinmiş kâhinler Hellen politeizminin temel fenomenlerinden birisi olmuştur. Sezgisel, gözlemsel ve edebi yetenekleriyle kehanet sanatını icra ederken toplumun tüm katmanlarına etkin bir şekilde hitap edebilmekteydiler. Onların tanrılarla iletişim yöntemleri, kehanet uygulamaları, kendilerine yönelik kullanılan terimler, sosyal statüleri, biyografileri ve otoriteyle ilişkileri çalışmanın temel odak noktalarıdır. Her bir vaka kendi zamanı ve mekânı bağlamında Hellence ve Latince yazılı antik kaynakların ayrıntılı bir şekilde incelenmesiyle ele alınmaktadır. Kurumsal yapılanmaları görece olarak daha iyi bilinen Didyma, Klaros, Patara ve Sura başta olmak üzere Asia Minor'da yer alan yirmi civarında irili ufaklı kehanet merkezindeki kâhinlerin hiyerarşileri, görevleri ve sorumlulukları kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Ayrıca kâhinlere yönelik bağlamı tartışmalı tekil örneklerde ise onları tanımlamak için kullanılan μάντις, προφήτης, χρησμόλογος, θεοπρόπος gibi birçok terimin etiyolojisi belirlenmeye çalışılarak işlevleri, konumları ve kurumsal bir yapıya dahil olup olmadıkları hakkında öneriler sunulmaktadır.
Phaselis teritoryumunda Ares kültü ve tapınımı
Bu çalışmada, Phaselis teritoryumunun kuzey sınırında tespit edilen Ares kült alanları ve bu alanlarda tespit edilen epigrafik belgeler ve arkeolojik buluntular ışığında, bölgedeki Ares tapınımı değerlendirilmektedir. Tahtalı Dağ'ın eteklerinde yaşayanlarca tapınım görmüş Tanrı Ares'in kült ve pratiklerini anlayabilmek amacıyla Ekizce Ares Kutsal Alanı'nda yürütülen beş yıllık yüzey araştırmaları sonucunda elde edilen veriler bir bütünlük içerisinde burada sunulan doktora tezi kapsamında incelenmektedir. 2017-2021 yılları arasında yürütülen bu çalışmalar neticesinde, Ekizce Ares Kutsal Alanı'nda sayısı 100'ü geçen adak steli ve çeşitli kategorilerde arkeolojik buluntular tespit edilmiştir. Alanda belgelenen yazıtlı adak stellerinin çoğu, korunma durumları nedeniyle transkripsiyon yapılamaz düzeyde bulunması nedeniyle, çalışmada sayısal görüntüleme (RTI, SfM) metotları aracılığıyla dijital epigrafi çalışmaları yürütülmüştür. Bu veriler ışığında MÖ III. ile MS IV. yüzyıl arasında, Phaselis teritoryumunda görülen Ares kültü ve tapınımına ilişkin çok yönlü bakış açıları ve yorumlar geliştirebilecek arkeolojik bir repertuvar elde edilmiştir. Çalışmada, Phaselis'in dağlık bölgesinde bulunan Ares kült alanlarının lokasyonları ve buna bağlı olarak bölge halkının kimliği, dini inanışları ve tapınım şekilleri gibi sosyo-kültürel verilere ulaşılması amaçlanmaktadır.
Phaselis nekropolisleri ve teritoryumu mezarları: Yerleşim ve alan arkeolojisi perspektifinden kent-kırsal ilişkisi
Phaselis kent nekropolisleri ve teritoryumunda bulunan mezarların tespit edilmesi, tipolojik olarak ana ve alt grupların belirlenmesi, mezar türlerinin belgelenmesi ve topografik harita üzerinde mezarların konumlandırılması bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda Phaselis kuzeybatı, batı ve kuzeydoğu nekropolisleri ile teritoryumda yer alan mezarlar kronolojik bir perspektif içinde kategorize edilmiş ve kent ve çevresi mezar tipolojisi belirlenmiştir. Phaselis nekropolislerinin ve teritoryum mezarları üzerinde 2014 – 2021 yılları arasında yürütülen çalışmalar kapsamında; kent nekropolislerinde 849 adet, teritoryumda 47 adet olmak üzere toplam 897 adet mezar belgelenmiştir. Merkez nekropolislerde lahit, khamosorion, ostothek, urne, tonozlu mezarlar, klasik dönem mezar yapısı, kaya mezarları, örgü tekne mezarlar ve kiremit mezar olarak dokuz ana başlık altında toplanan mezarlar, teritoryumda sınırlarında; lahit, khamosorion, kaya lahdi ve ostothek türlerinde çeşitlilik göstermektedir. Mezar anıtlarının biçim şeması, mimari unsurları, taşıdıkları ikonografik ögelerin üzerinde yapılan arkeolojik ve epigrafik incelemelerle kent ve khora arasındaki benzer ve farklı unsurlar gözetilerek ele alınmaktadır. Phaselis'in mezarları üzerine yapılan ilk sistemli çalışmalar neticesinde inhumasyon gömülerin yanı sıra kremasyon gömü geleneğinin de benimsenen bir gömü uygulaması olarak kullanılmış olduğu ortaya çıkmış ve gerek mezar türleri gerekse ölü gömme gelenekleri açısından Lykia, Pamphylia ve Pisidia bölgelerindeki yapılan çalışmalar için analoji eserleri kazandırılmıştır. Kent teritoryumundaki mezarlar on yıllık araştırmalar sürecinde tespit edilen mezar anıtlarını kapsamakta olduğu için teritoryum alanında yeni yerleşimler ve mezar yapılarının keşfedileceği ve çalışma sahasına yeni mezarların ekleneceği öngörülmektedir. Phaselis nekropolislerinin Klasik Dönem'den Doğu Roma Dönemi'ne değin kesintisiz olarak kullanıldığı arkeolojik ve epigrafik veriler ışığında belirlenmiştir. Klasik Dönem'e tarihlenen mezar yapısının yanı sıra Geç Klasik Dönem mezar yazıtları ve tespit edilen iki adet nekropolis şapeli yaklaşık bin yıllık bir zaman aralığında gömü alanlarının kullanım gördüğünü ortaya koymaktadır. Kentin teritoryumunda şimdiye kadar tespit edilen mezarlar MS II ve III. yüzyıl aralığına tarihlenmektedir.
Doğu Akdeniz'de cenaze törenleri: Patroklos'un Cenaze Oyunları örneği
Bu çalışmada Bronz Çağı özelinde Doğu Akdeniz toplumlarında görüldüğü üzere antikitedeki cenaze törenleri sırasında uygulanan ölü/ölüm ritüelleri üzerine genel bir giriş yapıldıktan sonra Homeros'un İlyada Destanı özelinde Patroklos'un cenaze töreni sırasında gerçekleştirilen cenaze oyunları mercek altına alınmaktadır. Bunun nedeni adeta antikçağın dünya savaşı olarak nitelendirilebilen, Bronz Çağ Akdeniz toplumların çatıştığı, sadece mitten ibaret gibi görünen Troya Savaşı'nın gerek dönemin gerekse daha sonraki dönemlerin Hellen toplumuna ait ölü gömme geleneklerinin şekillenmesinde etkilerinin/benzerliğinin son derece belirgin olmasıdır. Bu tip ritüellerin etkilerini antikçağlardan itibaren özellikle Doğu Akdeniz toplumlarının sanat (vazo/duvar resimleri, mozaikler, kabartmalar, mezar buluntuları) ve edebiyat (Vergilius'un Aeneas'ı gibi) eserlerinde defaten izlemek mümkündür. Bronz Çağ antik toplumlarında uygulanan bu tip oyunların genellikle ölüyü onurlandırmak kadar onun ruhunu rahatlatmak amacıyla düzenlendiği düşünülmektedir. Genellikle ölünün ardından gerçekleştirilen bir dizi ritüelden (yakılan bedenin ateşinin şarap yardımıyla söndürülmesi, kemiklerinin ve küllerinin toplanarak genellikle altın bir kabın/kutunun içine yerleştirilmesi, ardından bunun hazırlanan bir noktada gömülerek üzerine topraktan tümülüs inşa edilmesi, ölünün ruhunu rahatlatmak için bir dizi kurban töreni gerçekleştirilmesi –insan ve hayvan içerikli-, ardından ölü onuruna libasyon yapılıp, ölü için yemek düzenlenmesi) gerçekleştirilmektedir. Homeros'un İlyada adlı eserinin XXIII. bölümünde aktarılan, Patroklos onuruna yapılan cenaze ritüelinde kan/şarap libasyonlarının yanı sıra, Akhilleus'un bu sadık dostu onuruna en önemlisi ve ilki silahlı araba yarışı olmak üzere 8 ayrı kategoriden oluşan bir dizi müsabaka organize ettiği anlaşılmaktadır. Bu oyunlarda sergilenen rekabet İlyada'nın bütününe konu olan ve onur ödülleri için yapılan kıyasıya çekişmelerin ruhunu oluşturan Homeros'un anıtsal eserinin adeta bir mikro kozmosudur. Burada ozan okuyucularına İlyada boyunca tasvir edip tanımladığı Akhalı kahramanları son kez bir araya getirerek, onların karakterleri ve rekabet duygularının konu yarışma olduğunda ne derece gerginleşebileceğinin pitoresk bir tasvirini yapmıştır. Yapılan bu çalışmada, Homeros'un İlyada adlı eserinin XXIII. bölümünde aktarılan Patroklos onuruna yapılan cenaze ritüelinde Akhilleus tarafından düzenlenen spor müsabakaları, antik kaynaklar ve modern literatür ışığı altında değerlendirilmiştir.
Akdeniz'de Roma devlet arazilerinin (Ager publicus) dağıtım ve organizasyon sistemi
Roma tarafından işgal edilen yerlerde devlet adına el konulan arazileri ifade eden ve Ager Publicus Populi Romani (Roma Halkına Ait Devlet Arazisi) teriminin kısaltılmış şekli olarak kullanılan ager publicus, Romalılar tarafından oldukça işlevsel olarak değerlendirilmiştir. Ager publicus çok farklı amaçlara yönelik olarak değişik şekillerde Roma vatandaşlarının kullanıma sunulması, bu arazilerin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Uygulama, devlet arazilerinin yoksul halka dağıtılması gibi sosyal ve ekonomik hedeflerin yanısıra, ele geçirilen düşman topraklarında Roma kolonilerinin kurulması, diğer düşman uluslarla arada güvenli bir bölge oluşturulması ya da kontrol altında tutulması gereken halkların zorunlu iskanı gibi stratejik amaçlara konu edilmiştir. Devlet arazileri, savaşlar nedeniyle artan borç yükünü hafifletmek, uzun yıllar boyunca Roma lejyonlarında savaştıktan sonra emekli olan askerlere kalıcı ve gelir getirici bir ödül vermek amacıyla da değerlendirilmiştir. Bazı dönemlerde ise bu araziler, bazı devlet adamları ve komutanlar tarafından destek kazanmak için bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Çalışmaya, ager publicus uygulamasının Roma hukukundaki yerinin incelenmesiyle başlanmıştır. Bu kapsamda Roma hukukunun temel kavram ve süreçlerinin sunulmasını takiben, teorik anlamda Roma'da ager publicus düzenlemesini içeren 'tarım kanunları' leges agrariae incelenmiştir. Ayrıca ager publicus teriminin geçtiği antik metinler zamandizinsel olarak değerlendirilmiş böylece yazarların ve siyasilerin kendi dönemleri itibarıyla devlet arazilerine bakış açıları sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada, uygulama alanı oldukça geniş olan devlet arazilerinin türlerine de yer verilmiştir. Diğer taraftan ager publicus düzenlemelerinin etkisiyle ortaya çıkan büyük çiftliklere latifundia değinilmiş, çiftliklerde uygulanan tarımsal teknik ve teçhizat, Akdeniz Bölgesi'nin önemli ticari ürünleri olan zeytinyağı ve şarap üretimi özelinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümündeyse, günümüzde Kemer ilçesinin Tekirova beldesi idari sınırları içerisinde kalan ve MÖ 78 yılında toprakları Publius Servilius Vatia tarafından ager publicus ilan edilen Phaselis kenti, bir uygulama örneği olarak, pratik anlamda mercek altına alınmıştır. Yürütülen bir bilimsel araştırma projesi kapsamında, kentin tarımsal arazilerinin daha yakından incelenmesi ve hinterlandının tarımsal bakımdan kapasitesinin ortaya çıkarılması amacıyla Tahtalı Dağı'nda seçilen bir bölgede deneysel alan arkeolojisi çalışması yapılmış ve bir çiftlik kompleksiyle ona bağlı terasların fotogrametrik haritası üretilmiştir. Bu deneysel arkeoloji çalışmasıyla Anadolu'da ager publicus uygulamasına konu olan Phaselis kentinin tarımsal arazileri, terasları ve bu arazilerde üretilen başlıca iki ürün olan zeytinyağı ile şarap ticaretinin kapasitesi aydınlatılmaya gayret gösterilmiştir. Diğer bir değişle MÖ 78 yılında Roma adına el koyulan arazilerin ekonomik ifadesi tümevarım metoduyla belirlenmeye, zamandizinsel bağlamda kaç yıl boyunca sürdüğüne yönelik çıkarımda bulunulmaya ve elde edilen çok yönlü sonuçları bilimsel olarak analiz edilmeye çalışılmıştır.
Antalya Arkeoloji Müzesinde bulunan Phaselis Antik Kentine ait materyal kültür kalıntıları
Phaselis, Lykia ve Pamphylia bölgelerinin, önemli bir liman kentidir. Kentin üç adet doğal limana sahip olması, Akdeniz ticaret güzergahı için önemli bir jeopolitik noktada olmasını aynı zamanda kentin geç dönemlere kadar bölgenin önemli liman kentlerinden birisi olmasını sağlamıştır.
Datames ve Büyük Satrap İsyanları: Anadolu Akdenizi'nde Akhaimenid hâkimiyetinin dejenerasyonu
Persler MÖ VI. yüzyılın ortalarında Eski Yakındoğu'nun en büyük imparatorluklarından birisini kurarak günümüzde İran, Mısır, Suriye, Anadolu ve kısmen Trakya olarak isimlendirilen coğrafyalarda yak. 220 yıl boyunca hüküm sürmüşlerdir. Bu politik birliktelik tarihin her döneminde olduğu gibi bölgeler arasındaki ilişkilerin gelişmesinde başat rol oynamış ve tıpkı Roma İmparatorluğu'nda (Pax Romana) ya da Osmanlı İmparatorluğu'nda (Pax Ottomana) olmasına benzer şekilde Pers İmparatorluğu'nda da Pax Persia dönemi yaşanmıştır. Ancak nasıl ki bu görece barış döneminde tam teşekküllü askeri ve sivil organizasyon büyük rahatlık sağlamışsa II. Artakserkses ve halefleri döneminde de çözülmeye başlamış; nihayetinde Büyük İskender'in seferiyle son bulmuştur. Bununla beraber askeri ve sivil idareyi birleştirip hem merkezi yönetimle hem de bölge halklarıyla uyumlu bir yönetişim kurma gayesiyle ortaya çıkan satraplık sistemi sonraki imparatorlukların geniş bir coğrafyayı yönetmeleri için örnek teşkil etmiştir. Sağlam bir merkezi idareyle Pers hâkimiyetinin Avrupa kıtasına kadar taşınmasında rolü olan satraplık sistemi merkezi idarenin zayıflamasıyla birlikte ise imparatorluğu iç savaşlara sürükleyebilecek; hatta dış tehditlere karşı savunmasız bırakabilecek bir potansiyele sahipti. Bu bağlamda II. Artakserkses döneminde Genç Kyros'un isyanıyla başlayan ardından Spartalıların Küçük Asya'ya düzenledikleri seferlerle ve Kıbrıs ile Mısır'ın Pers hâkimiyetinden çıkmasıyla devam eden karışıklıklardan sonra Küçük Asya'da "Büyük Satrap İsyanları" olarak isimlendilen isyan harekâtları meydana gelmiştir. Bu isyanların içerisinde Kappadokia satrapı Datames'in isyanı diğerlerine nazaran daha organize ve Pers İmparatorluğu merkeziyle Küçük Asya'yı birbirine bağlayan kilit bir coğrafyada olması nedeniyle önemli görülmektedir. Bu yüzden Sardeis satrapı gibi belki de Küçük Asya'nın en önemli satrapının tüm uğraşlarına ve kral II. Artakserkses'in Sardeis satrapına sağladığı yardımlara rağmen isyan bastırılamamıştır. Kappadokia satrapının askeri başarıları hem Daskyleion satrapları Ariobarzanes ile II. Artabazos'un hem de Mysia satrapı Orontes'in isyanı için fırsat sağlamıştır. Diğer taraftan Datames isyanıyla aynı zamanda, satraplık sistemiyle yönetilmemesine rağmen Lykia'da Limyra dynastesi Perikle de Pers yanlısı Ksanthos dynasteslerini ortadan kaldırırak Lykia'yı Pers hâkimiyetinden kurtarmak için çaba göstermiştir. Tüm askeri harekâtlara rağmen iki satrapın da (Datames ve Ariobarzanes) ancak suikast sonucu ortadan kaldırılması; Orontes'in isyanının anlaşmayla; II. Artabazos'un isyanının II. Philippos'a sığınmasyla son bulması ve Perikle'nin Mausolos tarafından ortadan kaldırılması Pers askeri gücünün, isyancı satrapların etkili bir şekilde kullandığı Hellen paralı askerleri karşısındaki yetersizliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu profesyonel askerler sonradan Makedonya birlikleriyle mobilize olarak Büyük İskender'in ordusunun bir kısmını oluşturmuş ve Pers İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir. MÖ 360'lı yılların başından MÖ 350'li yılların ortasına kadar devam eden; yozlaşan satraplık kurumunu ve görevini kendi kişisel çıkarları için kullanmaya çalışan satrapların çıkardıkları isyanlar Pers imparatorluğu'nun çökmesinde en önemli rolü oynayan faktör olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Datames. Büyük Satrap İsyanları. Ariobarzanes. Limyralı Perikle. Orontes. II. Artabazos. II. Artakserkses
Roma kaynaklarında Gotlar ve Anadolu Akdenizi
Gotlar, MS III. yüzyıldan itibaren Roma imparatorluğuna ve daha sonraki yüzyıllarda da Avrupa tarihine etkisi olmuş barbar bir kavim olarak bilinir. Tarihte isimlerinden bahsettirmeye başladıkları ilk dönemlerde, kralları Berig'in önderliğinde önce İskandinavya'dan Polonya'ya ve oradan da kral Filimer'in liderliğinde Karadeniz'in kuzeyine göç ettikleri söylenir. Uzun donem barış ortamı içinde yaşayan Avrupa'daki şehirler Got saldırılarına kadar savunmalarına önem vermemiş ve Roma imparatorluğunun zayıflık gösterdiği dönemlerde şiddetli saldırılara maruz kalmışlardır ki Trakya, Makedonya Ilirya ve Küçük Asya şehirleri bu saldırılar sonrası kaos ortamına sürüklenmiş ve bunu takip eden donemde güvenlikleri için surlar inşa etmeye başlamışlardır. Özellikle MS 235-284 yılları arasında yaşadığı kriz döneminde Roma imparatorluğu doğudan Sasani, kuzeyden Gotlar ve diger barbar kavimlerin etkisiyle oldukça yıpranmış ve özellikle Got'lara karşı kontrolü 268 yılında II. Claudius Nassius'ta kazanmış olduğu zafer sonrası ele geçirmiştir. Bu çalışmada Gotların kim oldukları, kökenleri, yaşadıkları coğrafyalar ve Roma İmparatorluğu ile olan ilişkileri araştırılmış ve Küçük Asya şehirlerine gerçekleştirdikleri saldırılar ve bu saldırının sonuçları, antik kaynaklar, numizmatik ve epigrafik veriler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır.'' Bu araştırmanın akademik çevrelerde göreceli olarak az araştırılmış olan MS III yy Roma İmparatorluğu'nun yaşadığı zor dönemlerde batıdan gelen tehditler ve onunla nasıl bahsedildiği üzerine bir ışık tutacağı umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Berig, Filimer, II. Claudius, Nassius, Küçük Asya
Okside olmuş balık yağı içeren yemlere fındık yağı ilavesinin gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) büyüme, yağ asidi kompozisyonu ve antioksidan savunma sistemine etkisi
Yaklaşık 1 g ağırlığındaki gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yavruları biyolojik filtrasyon donanımına sahip yarı kapalı devre üretim sisteminde 131°C sıcaklıkta 3 tekerrürlü olarak farklı düzeylerde okside edilmiş balık yağı ve taze balık yağı kullanılarak hazırlanan yemlerle 9 hafta boyunca beslenmiştir. Yemlere E vitamini bakımından zengin olan fındık yağı değişik oranlarda ilave edilmiştir. Çalışma sonunda balıkların büyüme performansı deneysel yemlerden önemli derecede etkilenmiş olup (P<0,05), taze balık yağı içeren yemlerle beslenen balıklar okside olmuş balık yağı içeren yemlerle beslenen balıklara oranla önemli derecede (P<0,05) daha yüksek büyüme sergilemişlerdir. Yemlere %60 oranında fındık yağı ilavesi bütün durumlarda büyümeye olumlu etki gösterirken, tamamen fındık yağı içeren yemlerle beslenen balıklarda ise büyüme geriliği tespit edilmiştir. Balıkların yağ asidi profili deneysel yemlerden önemli derecede etkilenmiştir. Çoklu doymamış yağ asitleri hem diyetsel fındık yağı ilavesi, hem de yemlerde okside olmuş balık yağı kullanımı ile önemli derecede azalma göstermiştir (P<0,05). Deneysel yemlerle beslenen balıkların karaciğerindeki süperoksit dismutaz enzim aktivitesi ile toplam glutatyon miktarı gerek diyetsel fındık yağı ilavesi gerekse okside olmuş balık yağı kullanımından önemli derecede etkilenmemiştir. Diğer yandan yemlere fındık yağı ilavesi karaciğerde E vitamininin önemli derecede artmasına, bunun aksine lipit peroksidasyon (malondialdehit) seviyesinin önemli dercede düşmesine sebep olmuştur (P<0,05). Çalışmamızın sonucuna göre gökkuşağı alabalığı yemlerinde balık yağına %60 oranında fındık yağı ilavesinin büyümede olumlu etki yaptığı ayrıca okside olmuş diyetsel balık yağından kaynaklanabilecek olumsuzlukları önemli derecede giderebileceği söylenebilir.