Theses supervised by Prof. Dr. Musa Şahin
17 theses · Yalova University
Ahilik ve sosyal hizmet
Ahilik 12. yy. da Anadolu'da sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda temelleri atılmış, daima toplum yararını gözeten sivil toplum kuruluşudur. Ahilik günümüzde esnaf teşkilatı boyutu hep ön planda tutulduğu için, ahilik teşkilatlanmasının ahlak, inanç, toplumsal dayanışma ve bütünleşme gibi fonksiyonel diğer temel yanları anlatılamamıştır. Ahilik sadece ekonomik boyutu değil aynı zamanda sosyal kültürel anlamda geleneğimizden geleceğimize ışık tutabilecek bir sosyal refah, adalet anlayışını benimsemiş sosyal politika yapılanmasıdır. İnsan onuru, insanlık onuru gibi kabul görmüş ben duygusunu biz olarak yaşatmayı gaye edinmiştir. Ahilik bu gaye için var olmuş temel dinamiklerini maddi ve manevi temel boyutlarıyla ortaya koymuştur. Ahilik örgütlenmesi ideal bireyden hareketle ideal toplumu hedeflemiştir. Toplumcu anlayışı her ne kadar ön planda olsa da "bireyden topluma", "ben duygusundan bize" ulaşmayı güçlendirici ve problem çözücü boyutuyla ortaya koymuştur. Ahilik, içinde yaşanılan toplumun ötesinde bütün insanlığı kucaklayan bütün insanlığa hizmet etmeyi amaçlayan gaye ve gayretleri içermektedir. Ahiliğin prensipleri bu misyona göre yapılanmıştır. Ahilik teşkilatlanması topluma hizmet ülküsüyle hareket etmiştir. Bu amaçla toplumdaki dezavantajlı konumları çözmeyi hedeflemiş, bununla ilgili koruyucu ve önleyici çalışmalar yapmıştır. Günümüz kıyasıyla sivil toplum yapılanması diye adlandırdığımız bu yapılanma geçmişten geleceğe örnek alınabilecek bir sosyal hizmet yapılanmasıdır. Sosyal hizmetteki sistematik yaklaşımlardan "mikro,mezzo ve makro" yaklaşımlara örnek teşkil edebilecek bir yapılanma içinAhilik rehber bir kurumdur. Ahilikteki birey, grup ve toplum yapılanması sosyal hizmetteki bu kuramlara tarihsel bir hafıza olarak yer edinmelidir. Ahilikteki toplum ilişkisi beraberinde sosyal dayanışma ve bütünleşmeyi ön planda tutması itibariyle sosyal hizmet için model bir yapılanmadır. Ahilik teşkilatlanması aynı zamanda cinsiyet ayrımı gözetmeksizin "bacıyanırum" teşkilatlanması ile kadınları da teşkilatlandırmış bu bağlamda sosyal hizmetteki temel prensiplerden olan ayrım yapmadan herkese eşit yaklaşım prensibi anlamında da örnek teşkil etmektedir. Aynı zamanda sosyo-ekonomik risklere karşıda bireyi dolayısıyla toplumu korumuştur. Günümüz sosyal güvenlik sitemine karşılık gelebilecek yardım sandıkları, esnaf sandığı gibi yardımlaşma ve destek ilkeleri ile toplumsal bütünleşme ve aidiyet duygusuyla sosyal devlet ilkesine destek vermişlerdir. Daha kapsayıcı bir ifadeyle geçmişin sosyal hizmet yapılanması olan ahilik günümüze yansımalarıyla ışık tutmaktadır.
Almanya sosyal yardım sistemi ve sosyal hizmet uygulamaları
Sosyal hizmetin temel misyonlarından biri de uygulanacak sosyal politikaların etkinliği ve verimliliği noktasında bilgi üretmektir. Bu konuda Türkiye'den yaklaşık yarım asırlık tecrübe fazlası olan ve sosyal refah uygulamalarında iyi bir model teşkil eden Almanya örneğinin literatüre kazandırılması büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda çalışmamızın amacı sosyal hizmetler alanında iyi bir model olan Almanya Sosyal Yardım Sistemi ve Sosyal Hizmet Uygulamalarını inceleyerek Sosyal Hizmet bilim dalına bir eser kazandırmak ve Türkiye'de bu alanda çalışma yapan öğrenci, akademisyen, sivil toplum kuruluşu ile kamu kurum ve kuruluşlarının istifadesine sunmaktır. Bu çalışmada Almanya Sosyal Yardım Sistemi ve Sosyal Hizmet Uygulamalarının incelenmesinin tercih edilmesinin nedeni, dünyadaki diğer örnekleri incelendiğinde benzerleri arasında en gelişmiş ve en kapsamlı sosyal yardım sistemlerinden biri olmasıdır. Almanya, yardım hizmetlerini gönüllülük esasına dayanan bir sistemden ziyade, devletin vatandaşlarına verdiği bir yasal hak olarak sunması, devletin ihtiyaç sahiplerini piyasanın riskleri ile baş başa bırakmaması ve onları devlet koruması altına alması açısından liberal Anglo-Sakson anlayıştan farklılaşmaktadır. Öte yandan Almanya, aileyi toplumun yapıtaşı ve toplumsal devamlılık için korunması gereken temel kurum olduğunu kabul eden muhafazakâr anlayışla Türkiye ile benzerlik sergilemektedir. Bu nedenle Almanya'nın sosyal politikalarda Türkiye için örnek olabilecek konumda olduğu değerlendirilmektedir. Türkiye'nin Almanya örneğinden elde edebileceği birçok yarar olmasına rağmen bu alanda yapılmış çalışmalar son derece sınırlıdır. Bu kapsamda, çalışmanın literatürde önemli bir eksiği kapatacağı, Almanya Sosyal Yardım Sisteminin ve Sosyal Hizmet uygulamalarının tanınmasına katkı sağlayacağı ve ülkemizdeki Almanya-Türkiye kıyaslamalı çalışmalarda bir başvuru kaynağı olacağına inanıyorum. Almanya Sosyal Hizmet Uygulamalarını bütüncül ele alan ve kapsamlı bir araştırmaya dayanan bu çalışma, alandaki bilimsel bilgi boşluğunu doldurmaya katkı sağlaması açısından özgün bir çalışmadır. Giriş bölümünde, sosyal yardım ve sosyal hizmet kavramları en güncel anlamları ve örtüştüğü noktalar itibarıyla değerlendirilmiş ve Almanya Sosyal Hizmet tarihi kısaca ele alınmıştır. Birinci bölümde yasal haklar çerçevesinde sosyal yardımları düzenleyen ve on iki kitapta toplanan Sosyal Kanunlar Kitabı "Sozialgesetzbuch I-XII" işlenmiştir. İkinci bölümde genel sosyal hizmet uygulamaları işlenmiş, son bölümde ise değerlendirme ve öneriler yapılmıştır.
Hastanelerde çalışan sosyal çalışmacıların örgütsel bağlılıkları üzerine saha araştırması: Marmara Bölgesi örneği
Tıbbi sosyal hizmet günümüzde sosyal hizmetin temel çalışma alanlarından biri olarak devamlılığını sürdürse de; multi disipliner bir hizmet alanı olan sağlık alanında çalışan sosyal çalışmacılar halen ikincil meslek elemanı olarak görülmektedir. Özellikle hastanelerde çalışan sosyal çalışmacıların görev tanımı ile ilgili yaşanan karışıklıklar sosyal çalışmacının motivasyonunu etkilemekte, bu da hizmet sunumuna olumsuz şekilde yansımaktadır. Günümüzde çalışma hayatı kişilerin hayatının büyük bir çoğunluğunu kapsadığından çalışma hayatı ile ilgili yaşanılan sorunlar kişinin hem aile hem de sosyal yaşantısını doğrudan etkilemektedir. Ekonomik zorluklarla başa çıkmaya çalışan birey, içinde bulunduğu çalışma ortamında da huzur bulma çabası içindedir. Bu noktada örgütsel bağlılık kavramı hayli önem kazanmaktadır. Bu çalışmayla tıbbi sosyal hizmet alanınca çalışan sosyal çalışmacıların çalıştıkları alana bilhassa çalıştıkları hastanelere olan bağlılıkları incelenmek istenmiştir. Bu çalışma literatürde tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal çalışmacıların örgütsel bağlılığının ölçülmesi ile ilgili yapılan ilk çalışma olduğundan, sosyal çalışmacıların bu alana yönelmeden önce alan ile ilgili fikir edinebilecekleri bir rehber olma niteliği taşımaktadır. Çalışma Marmara Bölgesi sınırları içinde bulunan ülkemizin de önemli büyükşehirleri arasında yer alan İstanbul, Bursa, Sakarya ve Kocaeli illerinde hizmet veren devlet/ eğitim ve araştırma hastanelerinde çalışan sosyal çalışmacılar ile yürütülmüştür. Bu araştırmada nicel yöntemlerden anket yöntemi kullanılmış olup 121 anket uygulanarak toplanan veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Anketin birinci bölümü demografik bilgilerden oluşuyorken ikinci bölümünde ise Allen ve Mayer tarafından geliştirilen, geçerliliği ve güvenilirliği yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından da test edilmiş olan "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" ne yer verilmiştir. Araştırma kapsamında yapılan analizlerde sosyal çalışmacıların görev yaptığı birimler ve kuruma olan örgütsel bağlılıkları arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.
Aile sağlığı merkezlerinde sosyal hizmet uygulamalarına duyulan ihtiyaç: Van ili örneği
Sosyal hizmet uygulamaları, her ülkenin sosyal, ekonomik ve gelişim özelliklerine göre farklı düzeydedir. Modern sağlık bakımında, bakım kalitesini artırmak için sağlık sektöründeki hizmetlerin sosyal hizmetle koordineli bir şekilde yürütülmesi öngörülmektedir. Bu çalışmada Van örneklem alınmıştır. Van örnekleminde birinci basamak sağlık kuruluşlarından olan aile sağlığı merkezleri sosyal hizmet perspektifiyle ele alınarak, merkezlerdeki sosyal hizmet uygulamalarına olan ihtiyaç analiz edilmiştir. Araştırma nicel yöntemle yapılmıştır. Aile Sağlığı Merkezlerindeki 151 aile hekimine yönelik yapılan anketlerle veriler toplanmıştır. Anketler yapılmadan önce pilot uygulama yapılmış bazı aile hekimleriyle görüşülmüştür. Ankette elde edilen veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Aile hekimlerinin Aile Sağlığı Merkezi Değerlendirme Anketindeki ifadelerinden "Size kayıtlı birey ve ailelerin psikososyal sorunlarına müdahale etme konusunda merkezinizdeki imkânların yeterli (zaman, personel, görüşme odası vb.) olduğunu düşünüyor musunuz?" maddesinin ortalaması 2,11±0,56 en yüksek iken, "Sizce aile sağlığı merkezlerinde birey ve ailelere tıbbi sorunları dışında psikososyal destek hizmeti verilmeli midir?" maddesinin ortalaması 1,03±0,17 en düşüktür. Aile hekimlerinin en yüksek %66,9'nun "Çocuk ihmal ve istismarlarını önleme konusunda danışmanlık hizmeti olsun isterdim" ifadesine katılım gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Analiz sonucu bulgulardan yola çıkılarak öneriler geliştirilmiştir.
Mastektomi (Göğüs kanseri) geçirmiş kadınlara tıbbi sosyal hizmet desteği verilmesi; Alan araştırması
Bu araştırmanın amacı meme kanseri nedeniyle mastektomi geçirmiş kadınların yaşadığı zorlukları ve ihtiyaçları belirlemek ve bunları tıbbi sosyal hizmet bakış açısıyla ele almaktır. Veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu, örneklemi dahilinde Kocaeli ilinin Gebze ilçesindeki 200 mastektomili kadına basit tesadüfi yöntemle uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Buna göre; mastektominin ileri yaşlardaki ve eğitim düzeyi düşük kadınlarda daha fazla görüldüğü; bu nedenle yaş ve eğitim düzeyinin mastektomi uygulamasını etkileyen faktörler arasında olduğu, kadınların çoğunun mastektomi öncesinde en çok psikososyal destek almak istedikleri ve verilen tıbbi sosyal hizmet uygulamalarının yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde çalışma kapsamında elde edilen bulgulara göre ortaya koyulmuş olan sonuç, tartışma ve önerilere yer verilmiştir.
Düzensiz göç hareketleri içerisinde yer alan orta yaş ve üstü kadın göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları: Silivri geri gönderme merkezi örneği
Bu çalışmanın amacı düzensiz göç olgusu ile orta yaş ve üstü kadın göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmanın bir diğer amacı orta yaş ve üstü düzensiz göçmenlerin sosyo-demografik göstergeleri ile rol ve kimlik kayıpları arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını tespit etmektir. Araştırma ayrıca düzensiz göç hareketlerine yönelik güncel verilerden hareketle çıkarımlarda bulunmayı ve kadın göçmenlerin düzensiz göç hareketleri içerisindeki görünürlüğünü artırmayı amaçlamaktadır. Araştırma evrenini Türkiye'ye düzensiz göçmen statüsünde bulunan orta yaş ve üstü kadın göçmenler, araştırmanın örneklemini ise İstanbul İl Göç İdaresi Silivri Geri Gönderme Merkezi'nde idari gözetim altında bulunan orta yaş ve üstü kadın göçmenler oluşturmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve veri toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış mülakat tekniğinden faydalanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre göçmenler, düzensiz göçmen statüsünde bulunmaları nedeniyle eğitim, sağlık ve iş imkanlarına erişmekte zorluklar yaşamakta, bu durum da bireysel ve sosyal rollerini yerine getirmelerini engellemektedir. Kişiler sosyalleşmelerini tamamladıkları bağlam içerisinde, bireysel kimlikleri ile iç içe geçmiş halde bir sosyal kimlik de geliştirmekte ve kendilerini ifade etmede bu sosyal kimliklerden de faydalanmaktadırlar. Göçmenlerin göç algılarını şekillendiren bir diğer etmen sosyo-demografik göstergelerdir. Göçmenlerin yaşları, uyrukları ve eğitim durumları göç algılarını etkilemektedir. Bu sebeplerle göçmenlerin rol ve kimlik kayıpları üzerinde düzensiz göç olgusunun, sosyal kimlik kayıplarının ve sosyo-demografik göstergelerin belirleyici bir etkiye sahip olduğu ön görülmüş ve bu hipotezler doğrulanmıştır.
Diyabet hastalarında hastalık sürecinin sosyal yaşamlarının üzerindeki etkisi ve hastaların psikolojik sağlamlılık düzeyleri: Bursa örneği
Kronik hastalıklar tüm dünyada önemli bir sağlık sorununu oluşturmaktadır. Bunlardan birisi de Diabetes Mellitus'tur. DM beta hücrelerinden salgılanan insülin miktarında azalma, insülin yokluğu ve periferik dokuda insuline duyarsızlık sebebiyle oluşan hiperglisemi ile karakterize metabolik bir hastalıktır. Komplikasyonlarından birisi ruh sağlığı ve psikolojidir. Diyabet hastalarının tıbbi tedaviden en iyi faydayı elde etmelerinde ve hastalık sürecinde yaşanan fiziksel, psikososyal ve ekonomik sorunların azaltılmasında sosyal destek ve sosyal hizmet önemli rol oynamaktadır. Diyabet hastalarının sosyal desteğe ihtiyaç duydukları konuların belirlenmesi, bu alanda önemli roller üstlenen sosyal hizmet uzmanı (SHU), psikolog, hemşire ve hekimlerin hazırlayacağı psikososyal müdahaleler için önemli ipuçlarının elde edilmesini sağlayabilir. Sosyal hizmet ve sosyal destek alanı, sosyal hizmet bilgi, değer ve becerilerinin tıbbi bakım gören hastalara uyarlandığı bir sosyal hizmet alanıdır. Bu alan, sosyal hizmet bilim ve mesleğinin en eski alanlarından biri olmasına rağmen ülkemizde bu alanda çalışan yeterli sayıda meslek elemanı olmayışı ve alanla ilgili yeterli akademik çalışmanın bulunmaması nedenleriyle istenilen gelişimi gösterememiştir. Bu çalışma, tıbbi sosyal hizmet alanının ve uygulamalarının gelişimi için tıbbi ortamlarda gerçekleşen ve gerçekleştirilebilecek sosyal hizmet uygulamalarına katkıda bulunmayı da amaçlamaktadır.
Genelci sosyal hizmet yaklaşımı ve çevresi içinde birey bağlamında intihar araştırması: Elâzığ örneği
Bu araştırmada, 1 Ağustos - 31 Ekim 2021 tarihleri arasında intihar davranışı neticesinde Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesine başvuran kişiler ve bu kişilerin ulaşılabilen yakınları ile araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılarak görüşülmüştür. Nitel olarak tasarlanan bu araştırmada, amaçlı örnekleme tekniği kullanılmıştır. Toplamda 31 vakaya ulaşılmış; 21'i intihar girişimcisi olmak üzere toplamda 55 kişi ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin tamamı için vaka raporları hazırlanmıştır. Araştırmada görüşmeler sırasında elde edilen verilerin içerik analizi yapılmıştır. Bu sayede veriler tanımlanmış ve birbiri ile arasında bağlantı ve benzerlik kurulan veriler belirli kavramlar ve temalar üzerinden literatür desteği ile bir araya getirilerek yorumlanmıştır. Araştırmanın temel amacı, intihar davranışının temelinde yatan ailevi ilişki ağlarına ve günümüz aile yapılarının intihar davranışları için risk oluşturma düzeyine, intihar davranışı ile sonuçlanan hayat öykülerine ve ailevi ve toplumsal deneyimlere dayanarak; konuyu ekolojik yaklaşım, bağlanma kuramı ve krize müdahale yaklaşımı temelinde, genelci sosyal hizmet bakış açısı ile bütüncül bir şekilde anlamak, değerlendirmektir. Değerlendirmenin neticesinde kişilerin hayat öykülerinde yer alan problemlerinin geçmişi, bu problemlerin çözümü için başvurulan sosyal hizmet ve profesyonel destek kaynaklarının varlığı, iyilik halinin sağlanmasında bu desteklerin etki düzeyi ve mevcut ihtiyaçları belirlenerek; bir halk sağlığı sorunu olan intiharın çözümüne yönelik sosyal hizmet ve sosyal yardım ağının yapısı ve eksikliklerinin, genelci sosyal hizmet bakış açısı ile tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında değerlendirilen ve 3'ü ölümle sonuçlanan toplam 31 intihar davranışı vakası genel olarak değerlendirildiğinde; 29 vakada intihar davranışına neden olan sorunların uzun süreli bir geçmişe sahip olduğu, vakaların ve ailelerinin karmaşık problemlerinin bulunduğu görülmektedir. Gerçekleştirilen 55 görüşmeden elde edilen bilgilere göre ilgililerin tamamının herhangi bir sağlık kurumunda sosyal çalışmacı ile temas geçmişinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Edinilen bilgilere göre kronik hastalık öyküleri, bağımlılık öyküleri, öfke kontrol problemleri, kronikleşmiş ailevi problemleri ve uzun süreli maddi sıkıntıları bulunan bu kişiler psikolojik destek, danışma, yönlendirme ve bilgilendirme amacıyla dahi sağlık kurumlarında sosyal çalışmacılar ile iletişime geçmemiştir. Bu durum hem vakaların tespiti, hizmet kalitesi ve hizmetlerin kişilere ulaşımı hem de personel sayısı ve yetkinliği hususunda eksikliklerin söz konusu olduğunu açıkça göstermektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde sağlıkta sosyal çalışmacı istihdamının sınırlılığı, mevcut meslek elemanlarının sahadaki görev tanımlamalarında yaşanan sıkıntılar, personelin sorun alanlarında etkin ve verimli bir şekilde kullanılamaması, risk alanlarının tespiti ve ilgililere ulaşılması amacıyla düzenlenmiş planlı ve standartlaştırılmış hizmetlerin geliştirilmemesi gibi sorunların önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet 1, İntihar 2, Genelci yaklaşım 3
II. Abdülhamit döneminde sosyal hizmet
II. Abdülhamit dönemi öncesinde 19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde başlatılan modernleşme hamleleri, Osmanlı Devleti'nin sosyal, ekonomik ve siyasal açıdan en zorlu dönemlerinden biri olan II. Abdülhamit döneminde devam ettirilmiştir. Araştırmanın odağı olan sosyal hizmet kurum ve uygulamaları da bu değişimden etkilenmiştir. Bu araştırmanın konusunu II. Abdülhamit dönemindeki modern ve süreklilik arz eden sosyal hizmet kurum ve uygulamalarında gerçekleşen değişim ve dönüşüm süreci oluşturmaktadır. II. Abdülhamit döneminde yaşanan savaşlar, göçler ve yoksulluk, toplumdaki dezavantajlı grupların sayısında artışa neden olmuş ve bu sosyal sorunun çözümü adına devlet destekli önemli modern sosyal hizmet kurumlarına ihtiyaç duyulmuştur. Araştırma, Osmanlı Devletinde II. Abdülhamit dönemindeki sosyal hizmet kurum ve uygulamalarındaki devlet merkezli olarak ve geleneğe bağlı kalarak gerçekleştirilen değişim ve dönüşümün sürecini incelemesi açısından önemlidir. Araştırma, II. Abdülhamit döneminde toplumsal refahın geliştirilmesi amacıyla sosyal hizmetin odağı olan çocuk, kadın, yaşlı ve engelli kişilere yönelik kurum ve uygulamalardaki değişim ve dönüşümün toplumun yapısı dikkate alınarak gerçekleştirildiğini ve modern sosyal hizmete geçişin alt yapısının oluşturulduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Konuyla ilgili birincil kaynak olarak arşiv evraklarından faydalanılmış ve araştırma modeli/yöntemi olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada, II. Abdülhamit döneminde toplumdaki dezavantajlı kişilerin sosyal içermelerinin sağlanması amacıyla yapılan sosyal hizmet kurum ve uygulamalarının süreklilik taşıyan sosyal yenilikler olarak günümüzdeki sosyal hizmet kurum ve uygulamalarında etkili oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, II. Abdülhamit, Geleneksel Sosyal Hizmet, Modern Sosyal Hizmet Kurum ve Uygulamaları, Sosyal Devlet.
Türkiye'de sosyal belediyecilik uygulamalarının sosyal hizmet açısından karşılaştırılması: Sultanbeyli ve Bakırköy belediyeleri örneği
Yönetim anlayışlarında yaşanan gelişmeler, yerel yönetimlerin daha fazla rol üstlenmesini beraberinde getirmiştir. Sosyal devlet anlayışının yaygınlaşması ve yerel yönetimlerin bu süreçteki rollerinin artması, sosyal belediyecilik yaklaşımını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de sosyal belediyecilik uygulamalarını incelerken Sultanbeyli ve Bakırköy belediyelerini karşılaştırmaktır. Çalışma kapsamında belediyeler tarafından paylaşılan raporlar kullanılarak veriler elde edilmiştir. Ulaşılan sonuçlara göre Sultanbeyli ve Bakırköy ilçeleri sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve sosyo-demografik açıdan büyük farklara sahip olmasına karşın iki belediyenin sosyal belediyecilik uygulamaları temel hizmetlerde benzerlik göstermiştir. Spora destek, yeşil alan, temizlik hizmetleri, ihtiyaç sahiplerine yardım, sosyal aktivite organizasyonları hizmetleri Sultanbeyli ve Bakırköy belediyelerinin benzer sosyal belediyecilik uygulamaları olarak belirlenmiştir. Bakırköy Belediyesi'nin hizmetleri sosyal belediyecilik açısından Sultanbeyli Belediyesi'nden daha fazla sosyal hizmetin hak temelli yaklaşımına uygundur. Sultanbeyli ve Bakırköy belediyeleri tarafından paylaşılan verilerin geçerli ve güvenilir olduğu düşüncesi, çalışmanın sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet, Sosyal belediyecilik, Sultanbeyli belediyesi, Bakırköy belediyesi
Ortopedik engelli eşlerin evlilik doyumu: Yalova örneği
Engelli refahı alanında, engelli bireylerin evlilik yaşamları hakkında yürütülen çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Bununla birlikte sosyal medya ve yazılı basında engelli bireylerin evlilikleri ya da evlendikten sonra hastalık veya kaza gibi nedenlerle engelli olan bireylerin evliliklerine dair haberler de giderek artmaktadır. Bu haberler içerisinde ortopedik engelli bireylerin evliliklerine dair haberlere daha sık rastlanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, ortopedik engelli bireylerin evlilik yaşam deneyimlerini, evliliğe yönelik tutumlarını, aile ve sosyal çevre ilişkilerini, evlilikten sağladıkları doyumu nasıl ifade ettiklerini, bu süreçte profesyonel desteğe ihtiyaç duyup duymadıklarını belirlemek, toplumun ortopedik engelli bireylerin evlilik yaşamlarına dair gerçekçi bilgilere ulaşmasını sağlamak ve bu bağlamda çeşitli öneriler geliştirmektir. Bu amaca ulaşmak için araştırmada sosyal ya da beşerî bir probleme bireylerin veya grupların atfettiği anlamları keşfetme, deneyimleri ortaya çıkarma ve anlamaya yönelik bir yaklaşımı benimseyen nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Yalova il sınırları içerisinde ikamet eden ortopedik engelli evli bireyler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi, amaçlı örnekleme yöntemleri arasında en yaygın olarak kullanılan kartopu tekniği ile belirlenmiştir. Araştırma örneklemini 19 ortopedik engelli çift oluşturmaktadır. Araştırma verileri 01 Haziran 2021-31 Aralık 2021 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yüz yüze görüşmelerle elde edilmiştir. Metodolojik olarak verilerin analizinde tümevarımsal kodlama yolu takip edilmiştir. Veriler Max Qualitative Data Analysis (MAXQDA2022) programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; ortopedik engelli bireylerin, evlilik yaşamları ve evlilikten duydukları doyumu olumlu olarak açıkladıkları anlaşılmıştır. Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri özellikle evlilik öncesinde engel durumuna sahip katılımcıların, engelli biri ile evlenmek istediklerinde kök aile üyelerince reddedici tutumlarla karşılaşmalarıdır. Gerek evlilik öncesi gerekse evlilik sonrasında engel durumu yaşayan katılımcılar, evlilik yaşamları ve evlilik doyumları ile ilgili konularda duygusallıktan ziyade yaşadıkları koşulların gerçekliğini kabul ederek doyum aramaktadırlar. Araştırmanın bir diğer sonucu da katılımcıların çoğunluğunun evlilik ve aile danışmanlarının engellilere özgü konularda kendilerine yeterince destek veremediklerini belirtmeleridir. Bu bağlamda evlilik ve aile danışmanlığı programlarının engellilere özgü konuları içerecek şekilde geliştirilmesi talep edilmektedir. Elde edilen bir diğer sonuç da toplumun, engellilerin evliliğine yönelik olumsuz tutumlarının eksik ya da yetersiz bilgiden kaynaklandığıdır. Sosyal hizmet uygulama ve eğitimlerinde koruyucu-önleyici, geliştirici-destekleyici programların geliştirilmesinde yarar görülmektedir. Anahtar kelimeler: Sosyal hizmet, Ortopedik engellilik, Aile, Evlilik, Evlilik danışmanlığı
Otizmli çocukların sosyalleşmesinde eğitimin rolüne ilişkin veli ve öğretmen görüşlerinin değerlendirilmesi: Yalova örneği
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), en genel hatlarıyla sosyal iletişim ve etkileşimde bozukluk, tekrarlayıcı, kısıtlı, stereotipik davranışlar gösterme, konuşmada bozukluk ve göz teması kuramama gibi belirtilerle nitelenen nörogelişimsel bir bozukluktur. Görülme sıklığının her geçen yıl arttığı, görülme sebebi veya sebeplerinin henüz ne olduğunun tam olarak çözülemediği bir bozukluk olan OSB hakkında tıp, psikiyatri, biyoloji, eğitim, psikoloji, sosyal hizmet ve sosyoloji gibi çeşitli alanlarda sebeplerine, birey, aile ve topluma etkisine, tedavi, rehabilite ve eğitim yöntemlerine dair araştırma ve çalışmalar yapılmaktadır. OSB çocukların diğer kişilerle iletişimini, onları anlamasını zorlaştıran bir durum olduğu için bu çocuklarda sosyalleşme, sosyal normları öğrenme, iletişimde uygun kavramları kullanma, dil, mimik ve mecazları anlayıp yanıt vermede probleme sebep olmaktadır. Bu çalışmada, eğitimin erken ve yoğun başlamasının, uygun eğitimcilerle ve uygun eğitim ortamlarında eğitim verilmesinin, aile ve öğretmenlerin bu konuda bilgili ve bilinçli olmasının, onların da ihtiyaçlarının ve iyilik hallerinin devamının sağlanmasının OSB'li çocukların eğitimine, gelişmesine olan katkısına dair bir cevap aranmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, OSB'yi çocuk, aile, eğitimci ve toplum ekseninde ele alarak OSB'ni çocukların sosyalleşmesinde etkili olabilecek yöntem, metot ve yaklaşımlara, aile ve eğitimci gözünden gözlemlenen değişim ve gelişimleri çeşitli kuram ve teoriler çerçevesinde ele almıştır. Ayrıca sistem teorisi, eko-sistem, güçlendirme yaklaşımı, problem çözme yaklaşımı ve biyo-psiko-sosyo-tinsel yaklaşım gibi yaklaşımlarla birey ve toplum için daha iyisinin olabilmesi adına bireyden topluma sistemin her bir alt parçasının etkin çalışması ve etkileşimi ile istenene ulaşmanın mümkün olabileceğini gösterme amacını gütmektedir. Belirtilen amaçlar doğrultusunda çalışma, nitel araştırma yönteminde tasarlanmış fenomenolojik bir çalışmadır. Çalışmada amaçlı örnekleme doğrultusunda OSB'li çocuk velisi olan 10 kişi ve öğretmenlerinden de 10 kişiyle görüşmeler yapılmıştır. Görüşme formu yarı yapılandırılmış görüşme formu olup sorular araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Elde edilen veriler, MAXQDA 2022 programı yardımıyla analiz edilmiş ve oluşan üç ana tema ve bu temalara bağlı alt temalar kapsamında incelenmiştir. Bu analiz sonucu OSB'li çocukların eğitim sürecine dâhil olmalarıyla birlikte sosyalleşme becerilerinde OSB derecesine göre değişen oranlarda gelişme olduğu görülmüştür. Veli ve öğretmen bakımından eğitim sürecinde yaşanan sorunlar, dikkat edilmesi gereken hususlar, öğrenci kazanımları ve sosyal hizmet ihtiyacına dair düşünce ve görüşleri ortaya konmuştur. Son olarak, bu görüşler sosyal hizmet bakış açısıyla değerlendirilerek gerekli önerilere yer verilmiştir.
Huzurevinde kalmakta olan eski hükümlülerin huzurevine yerleşmesi ile cezaevi geçmişi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan çalışma huzurevinde kalmakta olan eski hükümlülerin huzurevini tercih etme nedenleri ile hükümlülük geçmişi arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Bu inceleme ile eski hükümlü yaşlıların kurum bakımını tercih etme nedenleri ile tahliye sonrasında yaşamış olduğu problemler arasında bir bağlantının olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Bu iki dezavantajlı grubun kesişiminde bulunan bireylerin sorunlarına yönelik yapılan çalışmaların ve araştırmaların azlığı ayrıca iki durumun da artan bir sosyal sorun olması nedeniyle çalışmanın önem arz ettiği düşünülmektedir. Bu kapsamda huzurevinde kalmakta olan 13 eski hükümlü yaşlı ile nitel araştırma yöntemi kullanılarak derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Yapılan mülakatlar ve gözlemler ile ulaşılan veriler betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen veriler incelendiğinde cezaevine giren bireylerin genellikle düşük eğitim düzeyine sahip, daha önce hiç evlenmemiş ya da evlenip boşanmış, yetkinlik ve beceri gerektirmeyen işlerde çalışan, ekonomik yoksunluk çeken, aile ilişkileri sağlıklı ve kuvvetli olmayan bireylerden oluştuğu görülmüştür. Çeşitli sorunlara sahip bu bireylerin yaşlarındaki ilerleme ile fiziksel aktivitelerinde kısıtlamaların ortaya çıkması, sağlık durumlarının kötüye gitmesi gibi farklı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Eski hükümlü bireylerin hükümlülükten kaynaklanan sorunları çözülmeden yaşlılık sürecine girmesi bu bireylerin iki ayrı dezavantajlı durumu birlikte yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu süreçte ekonomik ve sosyal yoksunluk çeken bireylerin yoksunluk düzeyleri artmakta bu sorunlarını çözemeyen birey devlet korumasına girerek huzurevine yerleşmektedir. Yapılan çalışmadan anlaşıldığı üzere eski hükümlü bireylerin tahliye sonrasında yaşadıkları sorunlar huzurevine girmesinde etkili olmuştur. Bireylerin hayatının her alanında ve her sürecinde ortaya çıkan ve çıkabilecek olan sosyal sorunlarının çözülememesinin beraberinde farklı sorunları da getirdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle bu konuda gerçekleştirilecek sosyal hizmet uygulamaları ile eski hükümlülerin cezaevi öncesi, cezaevi süreci ve tahliye sonrası sürece dair sorunlarının çözümlenmesi, sosyo-ekonomik durumunun iyileştirilmesi, aile ilişkilerinin güçlendirilmesi ve topluma kazandırılması ile bireylerin yaşlılık döneminde yaşayacağı sorunların azaltılabileceği öngörülmüştür.
Evde engelli bakım hizmeti veren ailelerdeki kadınların istihdamı ve sosyal açıdan güçlendirilmesi: Ankara Pursaklar geleceğim elimde projesi örneği
Çalışma hayatı, evde engellisine bakım hizmeti veren kadınlar için ekonomik bir faaliyet olmanın dışında sosyal hayata katılım ve ailenin sosyal refahını geliştirme aracı olabilmektedir. Bu araştırmanın konusu ailedeki bakım hizmeti veren kadınlar veya bakım hizmeti alan evde engellisi bulunan ailelerdeki çalışabilir durumdaki kadınların istihdamıdır. Evde engelli bakımını sürdüren kadınların sosyal hayata üretimle bağlanmaları engellilerine verdikleri bakım kalitesini olumlu etkileyeceği fikri yine bu araştırmanın asıl konusudur. Pursaklar Sosyal Hizmet Merkezinden 'Bakıma Muhtaç Engellilerin Tespiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik' çerçevesinde yardım alan kadın müracaatçıların veya aynı evde yaşayan çalışabilir kadınların istihdam edilebilirliklerini artırmaya yönelik meslek edindirmenin yanı sıra, kişisel gelişim eğitimleri ve atölye çalışmalarıyla da keyifli zaman geçirmeleri, böylece sosyalleşmelerinin sağlanması amaçlanmıştır. Dolaylı yönden engelli refahının arttırılıp arttırılmayacağının belirlenmesi bu araştırmanın asıl amacıdır. Bu araştırma, problemi aile temelli alması, araştırmanın sorununa uygulamalı bir çözüm sunması ve odağının tam bir sosyal hizmet uygulama örneği sunması yönleriyle hem teoride hem pratikte özgün amaç, yöntem ve sonuçlar sunmaktadır. Yapılan litaretür taramasında bu alanda benzeri olmayan özgün bir çalışma olduğu ortaya konulmuştur. Araştırma yöntem olarak sosyal hizmetin iki yönü olan teori ve pratiği gösterecek şekilde uygulanmış olup; evde engellisine olan kadınların uygulama alanında istihdama, sosyal faaliyete ve eğitime yönlendirilmesi teoride derinlemesine görüşmeler yapılmak suretiyle bilimsel sonuçlar elde edilmesi yöntemi benimsenmiştir. Araştırma sürecinde derinlemesine görüşme tekniğiyle yapılan mülakatlarda uygulanan projenin engelli refahına olan pozitif katkıları noktasında çok olumlu bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda benzer örneklerin yaygınlaştırılması, koruyucu önleyici hizmetlerin arttırılması, engelli refahı ve dezavatajlı ailelerin sosyal hayata katılımında Sosyal Hizmet Merkezlerince daha fazla sorumluluk alınması önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile, Engelli Evde Bakım, Sosyal Destek, İstihdam.
0-6 yaş grubu çocuklara yönelik dijital ihmalin ve istismarın ebeveyn görüşlerine göre incelenmesi
Çocuk refahı alanında önemli bir sorun alanı olan ihmal ve istismar konusunda bilimsel araştırmalar oldukça fazla olmakla birlikte dijital ihmal ve istismar konusu yeni bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırma, dijital ihmal ve istismar kapsamında, ebeveynlerin çocuklarını hangi nedenlerle dijital teknoloji kullanımına yönlendirdiğini, ebeveynin gözünden dijital teknoloji kullanımının çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerine olan etkisini ortaya koymak, çocuklara ait içeriklerin ve kişisel bilgilerin ebeveynlerin sosyal medya hesaplarından ya da çocuklara özel oluşturulan sosyal medya hesaplarından paylaşılması ile çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak yaşayabilecekleri tehlikeler konusundaki ebeveyn görüşlerinin değerlendirilmesi ve olası tehlikelerden korunmak için yapılabilecekler konusuna dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaca yönelik olarak bu araştırma nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yöntemle yürütülmüştür. Bu kapsamda veri toplama araçları olarak; derinlemesine görüşme, gözlem ve doküman incelemesi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 0-6 yaş aralığında çocuğa sahip ve sosyal medya hesabı kullanan ebeveynler oluştururken amaçlı ölçüt örnekleme tekniğinin kullanıldığı araştırmanın örneklemini İstanbul ili Anadolu yakasında Ümraniye ve Kadıköy ilçelerinde yaşayan 0-6 yaş arası çocuğa sahip ve sosyal medya kullanan 16 ebeveyn oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ve yarı yapılandırılmış "Yüzyüze Görüşme Formu" kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesi Maxqda 24 Nitel Veri Analiz Programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sorularından yola çıkılarak oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme soruları ve katılımcıların verdiği cevaplar kapsamında; dört tema ve temalara dair kategoriler ile bu kategorilere ait kodlar belirlenmiştir. Belirlenen dört tema; Kişisel Bilgiler, Dijital Teknoloji Kullanımı, Bilinçli İnternet Kullanımı ve Dijital İhmal ve İstismar şeklindedir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularda; ebeveynin ekran süresi ile çocuğun ekran süresi arasında paralellik olduğu, ebeveynin kimi zaman dijital teknolojileri çocuk bakıcısı olarak kullanabildiği, ebeveynlerin dijital teknolojiler ve sosyal medyanın risk ve fırsatlarının farkındalığı ile çocuklarını fırsatlarından faydalandırırken risklerinden korumak amacıyla da birtakım önlemler aldıkları ve çocuğun üstün yararını korumak konusunda hassasiyetlerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal hizmet, Dijital çağ, Dijital ebeveynlik, Dijital ihmal ve istismar, Sosyal medya
Sosyal hizmet bilim ve mesleğinde yapay zekânın yeri: Türkiye örneği
Bu tez çalışması, yapay zekânın sosyal hizmet bilimi ve mesleğindeki rolünü kapsamlı bir şekilde incelemeyi hedeflemektedir. Günümüzde hızla gelişen teknolojiler, sosyal hizmet gibi insan merkezli mesleklerde önemli bir değişim ve dönüşüm sürecini tetiklemiştir. Bu bağlamda, çalışmada yapay zekanın sosyal hizmet eğitiminde, mesleki uygulamalarda ve etik değerlendirmelerde nasıl bir etkisi olduğu araştırılmıştır. Çalışma, sosyal hizmet uzmanları, sosyal hizmet lisansüstü öğrencileri ve akademisyenlerle yapılan anket, ölçek ve derinlemesine görüşmelere dayanmaktadır. Araştırma, açıklayıcı sıralı karma yöntem tasarımıyla gerçekleştirilmiş, nicel ve nitel yöntemlerin entegrasyonu ile elde edilen veriler detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Nicel bulgular nitel çalışma için temel oluşturmuş, nitel veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi, ekolojik sistem kuramı üzerine inşa edilmiştir. Bu teorik yaklaşım, yapay zekanın birey, çevre ve sistemler arasındaki etkileşimlerde nasıl bir rol oynadığını anlamayı amaçlamaktadır. Tezde, yapay zekanın sosyal hizmet mesleğine sunduğu fırsatlar ve beraberinde getirdiği riskler detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Saha araştırması bulguları, sosyal hizmet eğitiminde yapay zekanın simülasyonlar ve sanal gerçeklik gibi teknolojiler aracılığıyla yenilikçi bir öğrenme ortamı sunabileceğini vurgulamıştır. Mesleki uygulamalarda ise yapay zekanın risk değerlendirmesi, müdahale planlaması ve hizmet sunumu gibi alanlarda daha etkili çözümler üretebileceği belirtilmiştir. Ancak bu teknolojilerin etik sorunlar, veri gizliliği ve ayrımcılık gibi önemli riskler içerdiği de ortaya konulmuştur. Araştırma sonuçları, yapay zekanın sosyal hizmet mesleğini daha verimli hale getirme potansiyeline sahip olduğunu ancak bu süreçte etik değerlere bağlı kalınmasının kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir. Çalışma, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sağlamak amacıyla yapay zekanın sosyal hizmete entegrasyonuna dair somut önerileri maslahat perspektifinde sunmaktadır. Bu bağlamda, tez, yapay zekâ teknolojilerinin sosyal hizmet bilimi ve mesleği için nasıl bir yenilik kaynağı olabileceğine dair önemli bir kaynak sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, Yapay Zekâ, Sosyal Fayda, Bilimsel ve Mesleki Fayda
Engelli yatılı kurum bakımı çalışanlarının tükenmişlik ve iş doyum düzeyleri ve bunların bakım hizmetine yansıması: İstanbul örneği
Engelli bireylere yönelik sosyal hizmet uygulamalarından biri de, yatılı kurum bakım hizmetidir. Engelli yatılı bakım kurumlarında engelli bireylere yönelik insan haklarına yaraşır nitelikli bir bakım hizmetinin sunulması hususu, sosyal hizmet çalışanlarında tükenmişlik ve iş doyumunun araştırılmasını önemli hale getirmiştir. Bu araştırmanın amacı, İstanbul İl'inde Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı olarak hizmet yürüten engelli yatılı bakım kurumlarında görev yapan tüm sosyal hizmet çalışanlarının tükenmişlik ve iş doyum düzeylerini belirlemek, tükenmişlik ve iş doyum düzeylerinin engelli yatılı kurum bakımı çalışanlarının bakımdan etkilenme durumu üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma modeli olarak ilişkisel tarama modeli/deseni kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı olarak engelli bireylere hizmet sunan engelli yatılı bakım kurumu çalışanları oluşturmaktadır. Evrenin tamamının araştırmaya dahil edilmesi nedeniyle tam sayım yapılmıştır. Veri toplama tekniği olarak dört enstrümandan oluşan anket formu kullanılmıştır. Anket formunda engelli yatılı kurum bakımı çalışanlarının; sosyo-demografik ve çalışma yaşamına ilişkin özellikleri belirlemek amacıyla on dokuz sorudan, tükenmişlik düzeylerini ölçmek amacıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği'nden, iş doyum düzeylerini ölçmek amacıyla Hackman ve Oldham İş Doyum Ölçeği'nden ve bakımdan etkilenme durumlarını incelemek amacıyla Bakas Bakım Verme Etki Ölçeği'nden yararlanılmıştır. Veriler, anket formu aracılığıyla 26 Şubat 2024-24 Mayıs 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 23.0 paket proğramı kullanılmak suretiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; engelli yatılı kurum bakımı çalışanlarının genel tükenmişlik düzeylerinin düşük sayılabilecek bir seviyede olduğu, iş doyumlarının orta düzeyde olduğu ve bakımdan olumsuz yönde etkilendikleri tespit edilmiştir. Duygusal tükenme düzeyinin, engelli yatılı kurum bakımı çalışanlarının bakımdan etkilenme durumunu olumsuz yönde etkilerken kişisel başarı hissi ve iş doyum düzeyinin engelli yatılı kurum bakımı çalışanlarının bakımdan etkilenme durumunu düşük düzeyde, pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği saptanmıştır. Engelli yatılı bakım kurumlarında görev yapan sosyal hizmet çalışanlarının bakımdan olumlu yönde etkilenmesi noktasında çalışanların duygusal tükenmişliğini önlemeye, kişisel başarı hissi ve iş doyumu düzeyini artırmaya yönelik koruyucu, önleyici, geliştirici ve destekleyici çalışmaların yapılması yararlı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Engelli yatılı kurum bakımı çalışanları, Tükenmişlik, İş doyumu, Bakımdan etkilenme durumu, Bakım yükü.