Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Daş

17 theses · Dokuz Eylül University

DoctorateOpen AccessTR

Moğol istilası öncesi ve sonrasında Orta Asya'da ezoterist bir islam toplumu: 10-15. yüzyıllarda Bedahşan İsmailileri

Bu çalışmanın tartışmaya çalışacağı problemlerden biri, Türk tarihçiliğinde ve ilahiyatçılığında bugüne kadar neredeyse hiç işlenmemiş olan İsmaili mezhebi ve tarihidir. İkincisi ve bizim açımızdan önemli olan diğeri ise, daha önce yüksek lisans tezimiz sırasında incelemeye çalıştığımız İran ve Anadolu'da Şii etkiler taşıyan topluluklar üzerindeki İsmaili etkisidir. Bu çerçevede amacımız, İsmaililiğin Bedahşan bölgesi ayağını inceleyerek, her üç bölgedeki tarihsel gelişmeleri mukayese edebilme imkânı yaratmak ve bu suretle İsmaililiğin Türkler üzerindeki etkileri problemini gündeme getirerek sorgulamak ve varsa bu etkilerin ipuçlarını ortaya çıkarmaya çalışmak olacaktır.Ancak bunu yapmak, takdir edileceği gibi, söylemesi kadar kolay değildir. Bunun en önemli sebebi, bu problemin son zamanlara kadar -bir istisna hariç- Türkiye'de hiç tartışılmamış olmasının ötesinde, yazılı kaynak sıkıntısıdır. Bir kere, Bedahşan tarihi, şu ana kadar dünya literatüründe çok da araştırılmış bir konu değildir. Bedahşan hakkında yapılan çalışmalar, çoğunlukla Rus oryantalistler tarafından gerçekleştirilmiş olup, daha ziyade etnografik ve folklorik mahiyettedir.Bedahşan tarihinin önemli bir kesitini içine alan bu çalışmayı yazarken ilk bölümümüz, Orta Asya'nın tarihsel gelişmelerini Bedahşan'la ilişkilendirerek kısmen Bedahşan merkezli bir Orta Asya tarihi denemesi mahiyetindedir. Nasır-ı Hüsrev'in biyografisi ve da'vesiyle ilgili faaliyetleri, mustakil bir bölümde işlendi. Bunun sebebi, Bedahşan İsmailileri için Nasır-ı Hüsrev'in onların kimliklerinin merkezinde yer alan birincil tarihsel kişilik olmasıdır. Aslında Nasır-ı Hüsrev dünya literatüründe oldukça çalışılmış bir konu olup, tezde bu çalışmalardan çok yararlanılmıştır. Ancak Nasır-ı Hüsrev hakkındaki bu araştırma eserlerinin hiçbiri, tıpkı çoğu kaynak eserlerde olduğu üzere, onun Bedahşan İsmailileri içindeki yerini aydınlatmamaktadır. Nitekim sadece bu literatürle yetinmenin, yukarıda açıkladığımız problemleri aydınlatma konusunda doyurucu olamayacağı görülmüştür. Bu sebeple bunlardaki verileri alan araştırmalarıyla takviye etmek gereği ortaya çıkmıştır.İşte Bedahşan'a yaptığımız değişik tarihlerdeki seyahat ve ikametlerimiz bu ihtiyaca cevap aramaya yönelikti. İkametlerimiz süresince bizzat İsmaililerin yaşamları gözlenmiş, kendileriyle iletişime geçilmiş ve alandan pek çok şifahi ve yazılı malzeme toplanmıştır. Böylece onların inanç ve öğretileri hakkında bilgiler içeren çeşitli mezhepsel şifahi ve yazılı kaynakları kullanmanın yanı sıra, değişik yıllarda yaptığımız bu saha araştırmalarından elde edilen gözlem ve veriler de kullanılmıştır. Onlara dayanarak, antropolojik bir yaklaşımla, tezimizin ?gelenek ve inançlar? başlıklı üçüncü bölümü oluşturulmaya çalışıldı.Anahtar kelimeler: Bedah?an, ?smaililik, Nasır-ı Hüsrev, Davet-i Nasır, Ahmed-i Yesevi, Penctani

MezheplerMezhepler tarihiOrta Asya+2
Zahide Ay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

El Veledü'ş-Şefik ve Hafidü'l Halik adlı kaynağa göre Anadolu Selçukluları

Selçukları'ın Anadolu'yu fethi ve ardından bu coğrafyada yayılma süreçlerini anlatan çok fazla yerli kaynak esere ne yazık ki sahip değiliz. 680/1282 yılı civarında İbn Bibi olarak tanınan, asıl adı Nasıruddin Hüseyin b. Muhammed tarafından kaleme alınan El-Evamirü'l-Alaiyye fi'l-Umuri'l-Alaiyye, Aksarayi Kerimüddin Mahmud tarafından 723/1323 tarihinde kaleme alınan Müsameretü'l-Ahbar ve'l-Hafidü'l-Halik ve 723/1323 tarihinde ismi bilinmeyen bir müellif tarafından kaleme alınan Tarih-i Al-i Selçuk isimli bu eserler başlıca kaynakları oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu ismini zikrettiğimiz eserlerin yanı sıra birde Niğdeli Kadı Ahmed tarafından 733/1333'te kaleme alınan el-Veledü'ş-Şefik ve'l-Hafidü'l-Halik isimli bu gruba kısmen dâhil edilebilir. Kadı Ahmed'in eseri ise diğerlerinden muhtasar bir İslam tarihi kitabı olması yönü ile ayrılır. Bu çalışmada, temel olarak ismini en son zikretmiş olduğumuz eser içerisinde yer alan Anadolu Selçukluları ile ilgili kısmı ele alınarak, diğer kaynaklarla karşılaştırılması ve Anadolu Selçuklu tarihi açısından önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Niğdeli Kadı Ahmed, el-Veledü'ş-Şefik, Anadolu Selçukluları, Anadolu Selçuklu Kaynakları.

Anadolu SelçuklularıEl Veledü'ş-Şefik ve Hafidü'l HalikNiğdeli Kadı Ahmed+2
Kubilay Koç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Joseon'un Sarim Partisi ve Osmanlı'nın İttihat Ve Terakki Fırkası: Karşılaştırmalı bir tarih çalışması

Uzak diyarlardan bugün Güney Kore olarak bilinen Kore Cumhuriyeti'nden önce o topraklarda hüküm sürmüş olan Joseon Krallığı döneminde otoriteyi ele geçirmek için büyük çaba sarf etmiş ve ağır kayıplar neticesinde amacına ulaşmış bir siyasi grup: Sarim Partisi. Diğer yanda ise bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nden önce bu topraklarda hüküm sürmüş olan Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde vatanını kurtarmak amacıyla yola çıkarak, amacına ulaşma yolunda ağır kayıplar vererek iktidarı ele geçirmesine rağmen ülkenin yok olmasına engel olmayı başaramamış bir siyasi oluşum: İttihat ve Terakki Fırkası. Bu çalışmada farklı dönemlerde ve farklı şartlarda var olsalar da pek çok açıdan benzerlik gösteren bu iki oluşum incelenerek farklılık ve benzerlikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci ve ikinci bölümde partiler ayrı ayrı incelenirken, son bölümde çeşitli açılardan karşılaştırmalar yapılmıştır.

Joseon HanedanlığıKarşılaştırmalı analizOsmanlı Devleti+3
Ayça Alkan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Bizans-Ermeni ilişkileri (VII.-XIII. yüzyıllar)

İslamiyet'in doğuşu ve yayılışı Bizans-Ermeni ilişkilerini etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Doğuda İran'ın yerini yeni bir güç alırken, Bizans bu yeni komşusuna karşı sınırlarındaki Ermenilerle ilişkilerine daha çok önem verdi. Müslüman Arapların ilk devirleri Ermeniler için iyi olsa da, VIII. yüzyıldan itibaren Ermeniler yavaş şekilde Bizans saflarına geçti ve siyasi-askeri olarak imparatorluk içinde önemli bir rol oynamaya başladılar. Makedon Hanedanı devri ilişkilerin zirve yaptığı ve Ermeni kökenli kişilerin imparatorluğun bütün kurumlarında varlıklarını gösterdiği bir dönemdi. XI. yüzyıla doğru Armenia coğrafyasına Selçuklular dediğimiz yeni bir güç girdi. Selçukluların Anadolu'ya gelişleri Bizans-Ermeni ilişkilerini kökten değiştirdi. Selçuklular çok kısa bir sürede Bizans ile Armenia coğrafyası arasındaki bağlantıyı kopardılar ve Ermenilerin yeni hamileri oldular. Bizans Anadolu'nun güney bölgesine Küçük Armenia adıyla yeni bir yerleşim kursa da, aynı yüzyılın sonu ve XII. yüzyılın başlarıyla birlikte Haçlılar da Küçük Armenia'da etkilerini gösterdiler. Haçlılar Bizans ile Ermenilerin ilişkilerini tam kesemediler, ancak Selçuklular 1176 Miryokefalon Savaşıyla bunu başardılar ve asırlar boyu süren Bizans-Ermeni ilişkilerine nokta koydular. Ermeniler imparatorluğun batı kısımlarında yaşasalar da, bu ikili ilişkiler açısından kayda değer bir nüfus değildi. Bu çalışmanın amacı VII. ve XIII. yüzyıllar arasındaki Bizans-Ermeni ilişkilerini siyasi, askeri, sosyo-ekonomik ve dini açılardan incelemektir. Anahtar kelimler: Bizans, Ermeni, Selçuklu, Haçlı, Armenia

Engin Öztürk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Ostrogot-Bizans askeri ve siyasi ilişkileri

Germen toplulukları arasında gösterilen Gotların kökeni İskandinav Yarımadası'na dayanmaktadır. Gotların Karadeniz'in kuzeyine yaptıkları göçün devamında ayrılan kollarından biri olan Ostrogotların Bizans İmparatorluğu ile ilişkileri, Kavimler Göçü'nün yarattığı kitlesel nüfus hareketinin etkisiyle meydana gelen Hadrianopolis Savaşı'yla başladı. Ostrogotların önemli bir bölümünün Avrupa Hunları'nın egemenliğine girmeleri, iki taraf arasındaki doğrudan ilişkilerin geçici olarak durmasına neden oldu. Nedao Savaşı'nın ardından Avrupa'da Hun egemenliğinin zayıflaması, Ostrogotların özgürlüklerini elde etmelerine yol açtı. Hun tehlikesinin devam ediyor olması Ostrogotların Bizans İmparatoru ile bağlantı kurmasına neden oldu ve Pannonia'ya yerleştirildiler. Bu şekilde hem kendileri için toprak elde ettiler hem de Bizans İmparatorluğu'nun batı sınırını tehlikeli durumlardan korudular. Theodoric Amal'ın Ostrogotların başına geçmesiyle ve Bizans İmparatorluğu'na karşı yürüttüğü faaliyetlerle birlikte imparator Zeno, Balkanlarda Ostrogot varlığından rahatsızlık duymaya başladı. Theodoric Amal'ı ve Ostrogotları İtalya'ya, Batı Roma İmparatorluğu'nu sonlandıran Odoacer üzerine gönderme yoluna gitti. Odoacer'i yenen Ostrogotların İtalya'da krallıklarını kurmaları Bizans-Ostrogot ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı. İki taraf arasındaki ilişkilere Roma Senatosu, Papa ve Avrupa'daki diğer krallıklar da dahil oldular. Aryanist olan Ostrogotlar, Konstantinopolis ile Roma arasındaki dini ilişkilere karışmalarının yanında kralları Theodoric Amal, Roma Senatosu'nu kontrolü altında tutuyordu ve konsillerden birini kendisi belirliyordu. Theodoric Amal'ın ölümünün ardından Ostrogotların içinde çıkan yönetim tartışmaları krallığı zayıf bir duruma düşürdü. Bizans tahtına geçen Iustinianus'un izlediği Roma İmparatorluğu'nun topraklarını geri kazanma politikasının bir ayağı olarak 536 yılında İtalya'ya askeri sefer başladı. İki taraf arasındaki ilişkiler, 556 yılına kadar süren mücadelelerin ardından İtalya'daki Ostrogot egemenliğinin yıkılmasıyla birlikte son buldu. Anahtar Kelimeler: Ostrogotlar, Bizans İmparatorluğu, Kavimler Göçü, Balkanlar, İtalya

BalkanlarBizans İmparatorluğuGöçler+3
Halil Pekşan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

II. Haçlı Seferinde bir kraliçe: Akitanyalı Aliènor

Tarihsel süreç içerisinde, hakkında pek az bilgi olmasına rağmen oldukça fazla eser ortaya konan bir çok şahsiyet bulunmaktadır ve nitekim Akitanyalı Eleanor bunlardan biridir. Hakkında yapılan çalışmaların ortaya çıkardığı kadarıyla gerçeği ve efsaneyi yaşamının parametreleri içinde barındıran Eleanor, Akitanya'nın sahibi olması dolayısıyla Hristiyan dünyada en büyük mirasçı olarak tanımlanmış ve 1137'de henüz on beş yaşında iken kral VII. Louis ile yaptığı evlilikle birlikte Fransa'da kraliçelik tacı giymiştir. Bu süreç içerisinde İkinci Haçlı Seferi'ne bizzat katılmış ve seferin sonunda Fransa'ya döndüğünde kral Louis'den ayrılarak 1154'de Normandiya Dükü, İngiltere Kralı II. Henry ile evlenmiş ve bu evlilikle bir kez daha kraliçelik tacını takmıştır. Çocuklarını kocasına karşı kışkırtarak bir isyan çıkarması ile suçlanan Eleanor, Henry tarafından gözetim altına alınarak on altı yılını esir olarak geçirmiş ve 1204 yılında ölmüştür. Yazılan bu tez, Akitanyalı Eleanor'un yaşam öyküsü çerçevesinde İkinci Haçlı Seferindeki rolünü, Türk-İslam devletleri ve Fransa-İngiltere ilişkilerindeki yerini ve ayrıca 12. yüzyıl Avrupası'nda evlilik ve boşanma kurumunun işleyişi üzerinden nasıl iki kez kraliçelik tacı giydiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: İkinci Haçlı Seferi, Akitanya, Eleanor.

AkitanyaHaçlı Seferleri IIHaçlı seferleri+1
Esra Güneş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Sakız Ceneviz Kolonisi ve Türklerle İlişkiler

XIV. yüzyılda Sakız Adası'na yerleşmiş olan Cenevizliler burada özgün bir yönetim kurarak Batı Anadolu'daki Türklerle ilişkiler geliştirmişlerdir. Bu kaçınılmaz ilişkilerin ağırlığı daha çok ticaret tarafındadır. Zamanla bu ilişkiler genişlemiş, giderek artmış ve yoğunlaşmıştır. Bu çalışmada Sakız Cenevizlileri ile Türklerin ilişkilerini ortaya koyarak bu ilişkilerin etkilerini tespit etmek hedeflenmiştir. Sakız Ceneviz Kolonisinin oluşumu ve Maona idaresi ve de Sakız Ceneviz Kolonisinin Türklerle ilişkileri araştırma konusu yapılmıştır. Bu çalışmada faydalanılan ana kaynaklardan elde edilen veriler ile modern çalışmalardakiler karşılaştırılarak tümevarım yöntemiyle kaleme alınmıştır. Öncelikle Cenova kent devletinin ortaya çıkışı, Cenevizlilerin denizlerdeki faaliyetleri ve koloniler edinmesi üzerinde durulmuştur. Ardından Sakız Adası'nda Ceneviz egemenliğinin ve idaresinin kurulması ve de oluşturulan Maona ele alınmıştır. Daha sonra Batı Anadolu'da ortaya çıkan Türk idarelerinin kuruluşu, gelişimi ve faaliyetleri incelenmiştir. Sonra Sakız Cenevizlileri ile Türkler arasındaki ilişkiler çok yönlü olarak ele alınmıştır. Cenova Cumhuriyeti borçlarına karşılık Sakız üzerindeki haklarını bir ortaklık olan Maonaya devretmiştir. Özellikle Aydınoğulları Beyliği ile Sakız Cenevizlilerinin ilişkileri gelişmişti. Güçlenen Osmanlılar bir tehdit oluşturunca Ege'de ortaya çıkan Hıristiyan cephe içerisinde Sakız Maonası da yer almıştır. XV. yüzyılın sonlarına doğru Sakız üzerindeki Osmanlı tehdidi artarken diğer taraftan da Cenevizliler için Sakız Adası'nın önemi artmıştır. Bu süreçte ada Cenevizliler için ana karakol ve ticaret merkezi konumuna gelmiştir. Ege'deki Ceneviz ticaretinin odak noktası Sakız Adası olmuştur. Sakız Maonası son zamanlarında Osmanlılara karşı tam bir bağlılık içerisindeydi ve ada Osmanlı toprağı görünümdeydi. Ödenmeyen haraçlar, çeşitli başka sorunlar ve adanın ticari öneminin azalması, adadan elde edilen gelire doğrudan sahip olma isteği Osmanlı fethini getiren nedenlerdir.

AydınoğullarıCenevizMenteşeoğulları+6
Ulaş Aydın
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Alman imparatoru Friedrich Barbarossa'nın Anadolu harekatı ve Üçüncü Haçlı Seferi

1097 yılında başlayan Haçlı Seferleri, Dünya tarihini etkileyen önemli gelişmelere ve sonuçlara sebep olmuştur. Haçlı Seferlerinin gerçekleştirilmesindeki kutsal amaç hem Anadolu'ya yerleşmiş olan Türkleri hem de Hıristiyanlar tarafından kutsallık atfedilen yerlerde oturan Müslümanları o bölgelerden çıkarmaktı. Yapılan Haçlı Seferi çağrısına Avrupa'nın birçok yerinden pek çok sınıftan insanlar cevap vermişti. Ancak 1190 yılında gerçekleşen üçüncü Haçlı Seferinin ayrıcalığı, İngiltere ve Fransa krallarının yanı sıra Almanya İmparatoru'nun da katılması olmuştu. Liderlerin bu savaşa katılmak istemesi Haçlı Seferinin manevi boyutunu ve tarihsel önemini vurgulamaktadır. Friedrich Barbarossa'nın Haçlı Seferinin başarısız olması Sultan Selahaddin'in lehine olan bir durumdu. Daha önce gerçekleşen seferler oldukça başarılı kazanımlar elde etmişken, İmparatorun sefer sırasında ölümü yüzünden ordu dağılarak eski etkin gücünü ve ihtişamını kaybetmişti. Bu durum Batı dünyası tarafında büyük bir hayal kırıklığı olmuştu. Hal böyle olunca, Doğu'da Sultan Selahaddin ve üç Semavi dinin kutsal topraklar olarak gördüğü Kudüs şehri büyük bir tehlikeden kurtulmuştu. Doğu'ya Alman Haçlı ordusundan önce varan İngiltere Kralı I. Richard ve Fransa Kralı II. Philippe Auguste'ün İslam ordularıyla yaptığı savaş ve kıyasıya mücadele bir sonuç vermemişti. Bu nedenle seferi kurguladıkları gibi sonuçlandıramamışlardı. Yüksek Lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hattin Savaşı'ndan başlayarak üçüncü Haçlı Seferinin başlangıcına kadar olan süreçte yaşanan olaylar ve önceki Haçlı Seferlerine kısa bir şekilde değinilerek İslam dünyası hakkında da genel bir değerlendirme yapılmıştır. Tezimizin asıl konusu olan ikinci bölümde, Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa'nın Anadolu Harekâtı anlatılmıştır. Anadolu seferi sırasında Haçlı ordularının yaşadığı sıkıntılar ve karşılaştıkları durumlar anlatılmıştır. Bu bölümde temel alınan kaynak bizzat olaya tanıklık etmiş ve sefere çıkmış "Ansbert'in Historia de Expeditione Friderici İmparatoris" (İmparator Friedrich'in Seferinin Tarihi) adlı çalışmanın Türkçe çevirisi olmuştur. Bunun yanında aynı eseri Latince'den Almanca'ya çeviren Arnold Bühler'in "Der Kreuzzug Friedrich Barbarossas: Bericht eines Augenzeugen", Stuttgart, 2007, adlı eserinden de yararlanılmıştır. İmparatorun seferine tanıklık eden ve Bizans sınırlarındayken yaşadıklarını anlatan ünlü Bizanslı tarihçi Niketas Khoniates'in "Historia" adlı eserinden yine bu bölümde yararlanılmıştır. Bununla birlikte birçok Hıristiyan kroniklerde bu konu detaylıca anlatılsa da bu tez için kullanılan kronik "Ernoul Kroniği" olmuştur. Alman İmparatorunun seferi hakkında bilgi veren kaynaklar sadece Batı'dan çıkmamıştır. Sefer hakkında eserlerinde bilgiler veren Müslüman yazarlarda bulunmaktadır. Bu konuda özellikle İbnü'l Esir'in "el-Kâmil Fi't tarih" adlı eseri ile Abû'l Farac'ın eserini Türkçeye çeviren Ömer Rıza Doğrul'un "Abû'l Farac Tarihi" adlı çalışmasından da yararlanılmıştır. Üçüncü bölümde ise, üçüncü Haçlı Seferinin temel hatları ele alınarak Hıristiyanların İslam dünyasında yaşadıkları anlatılmıştır. Haçlı ordusu savaş sonunda Sultan Selahaddin ile anlaşmaya varmasıyla bölüm sonlanmaktadır. Bu bölümde yararlanabildiğimiz temel kaynak "İtineraium Peregrinorum Et Gesta Ricardi" olmuştur. Ayrıca o dönemde yaşayarak sefere ve savaşlara tanıklık etmiş Müslüman yazarların eserlerinden de yararlanılmıştır. Hazırlanan Yüksek Lisans tezinin ana konusu Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa'nın seferi olması bakımından bahsettiğimiz diğer iki bölüm konu dışına çıkılmadan ve çok ayrıntıya girilmeden anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Friedrich Barbarossa, Alman Haçlı Ordusu, Üçüncü Haçlı Seferi, İngiltere Kralı I. Richard, Selahaddin Eyyubi.

AlmanyaFriedrich BarbarossaHaçlı Seferleri III+4
Soner Menemencioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Fransız Haçlı kaynaklarında Türk devlet adamları

Fransızlar ve Türkler neredeyse aynı zaman diliminde, yirmi altı yıl arayla Ortadoğu'ya gelmişlerdir. Doğu'dan Orta Asya'dan gelen Türkler Müslüman ve Asyalı bir karaktere sahiplerken Batı'dan gelen Fransızlar Latin asıllı ve Hıristiyan idiler. Anadolu'nun Türklerce fethi ve Haçlı Seferi gibi dünya tarihinde dönüm noktası sayılan gelişmeler dolayısıyla karşılaşan iki farklı halkın temasları XV. yüzyılın ortalarına yani Ortaçağ'ın sonlarına kadar süreklilik arz eden bir şekilde seyir takip etmiştir. Birkaç yüzyıl süren bu temaslar doğal olarak iki halkın tarihçileri tarafından eserlerinde işlenmiştir. Gerçi bu temasların karakteri askeri nitelikli çatışmaları içeriyordu. Ortaçağda Müslümanlarla Hıristiyanların çarpışmalarının bir kesitini oluşturan Türk-Fransız temasları, Fransız Haçlı kaynaklarında nasıl bir akis yaratmıştı? Düşmanca başlayıp düşmanca devam ettiği aşikâr olmakla birlikte Fransız tarihi kaynaklarında Türklere, Türk devletine ve devlet adamlarına ilişkin ne tür algılar bulunuyordu? Çalışmaya başlarken bu algıların izini özellikle Türk devlet adamları üzerinden izlemeyi amaç edindik. Haçlı Seferleri zamanında Fransızlar için Türk kimi ve neyi ifade ediyor sorusunun peşine düştük. Öncelikle Fransa ve Fransızlar üzerine kısa özet halinde bilgi vermeye gayret ettik. Daha sonra çalışmamızda sınırladığımız zaman kesitiyle ilgili temel Fransız tarih kaynaklarını genel özellikleriyle tanıtmaya gayret ettik. Konya ilişkin tarihi şartların daha iyi anlaşılması bakımından önemli olan Türklerin siyasi durumu da bir başlık altında incelendi. Bunu müteakiben derlediğimiz Ortaçağ Fransız tarih kaynaklarında Türk kimliği, Türkiye algısı, Türk yaşam tarzı ve kültürü hakkında Fransız Haçlı yaklaşımını ortaya konuldu. Fransız Haçlıları Türk hükümdarı ve egemenlik anlayışını nasıl görüp değerlendirmişlerdi? Saray, belli başlı devlet adamları hakkındaki görüşlerini bize yansıtan veriler ayrı başlıklarla incelendi. Fransız kaynaklarında adları sıkça geçen Büyük Selçuklu, Türkiye Selçuklu, Danişmendli, Artuklu hükümdarları ve emirleriyle ilgili rastlanılan bilgiler ayrı bölüm olarak ele alındı. Bir taraftan tarihi değeri olan veriler tespit edilirken diğer taraftan da bu verilere dayalı olarak Fransız haçlılarında oluşan algı, örnek şahsiyetler üzerinden, tüm yönleriyle aydınlatıldı. Anahtar Kelimeler: Fransa, Fransızlar, Haçlı Kaynakları, Haçlı Seferleri, Türkler, Türk Devlet Adamları.

Devlet adamıFransaFransızlar+3
Hakan Ağan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

"Geste de Louis VII" Fransız haçlı kaynağında Türkler ve Türkiye

Anadolu coğrafyasında Fransızlar ve Türkler neredeyse aynı zaman diliminde karşılaştılar. Türklerin, Malazgirt Zaferi (26 Ağustos 1071) sonrası Anadolu'yu yurt tutmalarından yirmi beş yıl sonra ilk Haçlı orduları içinde yer alan Fransızlar bu topraklara geldiler. Doğu'dan Orta Asya'dan gelen Türkler Müslüman ve Asyalı bir karaktere sahiplerken Batı'dan gelen Fransızlar Latin asıllı ve Hıristiyan idiler. Anadolu'nun Türklerce fethi ve Haçlı Seferi gibi dünya tarihinde dönüm noktası sayılan gelişmeler dolayısıyla karşılaşan iki farklı halkın temasları XV. yüzyılın ortalarına yani Ortaçağ'ın sonlarına kadar süreklilik arz eden bir şekilde seyir takip etmiştir. Birkaç yüzyıl süren bu temaslar doğal olarak iki halkın tarihçileri tarafından eserlerinde işlenmiştir. Gerçi bu temasların karakteri askeri nitelikli çatışmaları içeriyordu. Bu temasları işleyen Fransız yazarlardan biri de II. Haçlı Seferi sırasında Fransız Kralı VII. Louis'e kral rahibi ve kâtibi sıfatıyla eşlik eden Odon de Deuil olmuştur. 1147'nin sonları ve 1148'in başlarında, Anadolu'dan geçmeyi deneyen ve Selçuklu Türkleri tarafından ağır yenilgilere uğratılan Fransız Haçlı ordusunun sefer sırasında, Odon de Deuil adeta günlüğünü tutmuştur. Çalışmaya başlarken Odon de Deuil'ün Türkler ve Türkiye üzerine farklı ve geniş bilgiler vereceği hipotezinden yola çıkarak, Fransız Haçlı kaynağında Türk ve Türkiye algısını ortaya çıkarmayı amaç edindik. Anadolu için Türkiye adını ilk kullanan Fransız yazar olarak, Odon geniş malumat vermeliydi. Fakat eserin incelenmesiyle beklentinin çok sınırlı kalması doğal olarak çalışmanın içeriğine de etki etti. Tez çalışması içerisinde Türkler ve Türkiye ile ilgili verilerin değerlendirilmesinin yanında, II. Haçlı Seferini gerçekleştiren Fransız ordusunun Anadolu'daki güzergâhı ve Türklerle savaşlarını, temaslarını içeren, yazarın V.-VII. Kitaplar olarak adlandırdığı bölümlerini Türkçeye tercüme ederek edisyon kritiğini yapmak bir görev ve gereklilik haline geldi. Öncelikle Fransa ve Fransızlar üzerine kısa özet halinde bilgi vermeye gayret ettik. Daha sonra çalışmamızda kullandığımız kaynak ve yazarı tanıttık. Bunu müteakiben kaynağımızın ana konusu olan Kral VII. Louis ve II. Haçlı Seferi hakkında bilgi sunuldu. Üçüncü bölümde kaynak eserde Türkler ve Türkiye üzerine gözlemler değerlendirildi. Dördüncü bölümdeyse eserin, V., VI. ve VII. kitapları olarak adlandırılan bölümlerin Türkçe çevirisi notlandırılarak hazırlandı.

FransızlarHaçlı Seferleri IIOrta Çağ+4
Ömer Kahraman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

III. Haçlı Seferinin temel kaynağı: Ansbertus Historia de Expeditione Friderci İmparatoris

Dünya tarihinin önemli gelişmelerinden biri olan Haçlı Seferlerinin, dini, siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal gerekçeleri olmakla birlikte, en önemli gerekçenin Türklerin Anadolu yurt edinmelerine Batılı Hıristiyan güçlerin askeri tepkisi olduğu artık kabul edilmektedir. Haçlı Seferlerinin asıl amacı Anadolu'dan Türkleri atmak ve Türklerin liderliğindeki Müslümanları, Hıristiyanların kutsal topraklar olarak gördükleri bölgelerden çıkarmaktı. Bu maksatla 1095'de ilan edilen Haçlı Seferi, 15 Temmuz 1099'da Kudüs'ün zaptıyla sonuçlandı. Urfa, Antakya, Trablus ve Kudüs'te Haçlı devletleri kuruldu. Haçlılarla mücadelede yüzyıllar boyunca Türkler sürekli ön planda olmuştur. 1144'de Zengilerin önderliğinde Türkler, ilk Haçlı devleti Urfa'dan Haçlıları çıkardılar. Bunun üzerine 1147-1148'de yapılan İkinci Haçlı Seferi'ni yine Türkler başarısızlığa uğrattı. Sultan Selâhaddin Eyyûbî'nin, 1187'de Kudüs'ü kurtarması, Üçüncü Haçlı Seferi için gerekçe oldu. Bu defa Haçı kabul edenler kral ve imparatorlardı: Fransa Kralı Philippe Auguste, İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard ve alman İmparatoru Friedrich Barbarossa. Tez çalışmamızda incelediğimiz ve Türkçeye kazandırdığımız Haçlı kaynağı esas itibarıyla Freidrich Barbarossa'nın Haçlı Seferini konu edinmektedir. Bilinen kara yolunu takip ederek, Macaristan üzerinden Balkanlar'da Bizans topraklarına giren İmparator, Anadolu'da Türkiye Selçukluları arazisinden geçerek Kudüs'e gitmeyi amaçlamıştı. Selçuklu topraklarından anlaşmayla geçmek istemiş fakat Türklerin sert direnişiyle karşılaştı. Büyük kayıplar vermesine rağmen Konya'yı kuşatan ve bundan sonra da Silifke'ye ulaşmaya çalışan İmparator Freidrich Barbarossa, Göksu ırmağında boğularak can verdi. Selçuklu Türklerinin vurduğu ağır darbelerle, etkinliğini yitiren Alman Haçlı ordusu, Kutsal Topraklara ulaşsa da sonucu değiştirecek bir güç niteliğinde değildi. Freidrich Barbarossa'nın Haçlı Seferini doğrudan ve ayrıntılı olarak anlatan en önemli kaynak eser Historia de Expeditione Friderci İmparatoris'dir. Eserin yazarı olarak, ruhban sınıfından biri olan Ansbertus ön plana çıkmaktadır. Selçuklu dönemi Türk tarihi için de önemli ve değerli olan bu kaynak eserin Türkçeye kazandırılması ve notlarla açıklamak bu tez çalışmasının temel hedefidir. Üç bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünde Haçlı Seferleri ve III. Haçlı Seferinin bir değerlendirilmesi yapıldı. İkinci bölümde kaynak eser ve yazarı tanıtıldı. Üçüncü bölümdeyse eserin Latince, Almanca ve İngilizce neşirleri karşılaştırılarak, Türkçe metni oluşturuldu ve notlarla açıklandı. Anahtar Kelimeler: III. Haçlı Seferi, Freidrich Barbarossa, Ansbertus, Türkiye Selçukluları

Anadolu SelçuklularıFriedrich BarbarossaHaçlı Seferleri III+1
Erdoğan Saruhan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
10
DoctorateOpen AccessTR

XI.-XIV. yüzyıllarda Anadolu'da deniz üsleri ve tersaneler

Bizans'ın tema organizasyonuna bağlı olarak Anadolu sahillerine dağılmış olan deniz üsleri ve tersaneler, XI. yüzyıl başlarında imparatorluğun denizcilik faaliyetlerindeki canlılık nispetinde etkin bir yere sahiptiler. Bu yüzyılda meydana gelen gelişmeler ise bunları atıl bir vaziyete düşürmüştü. Yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'yu yurt edinen Türkler'in denizcilikteki ilk deneyimleri Haçlı Seferleri nedeniyle kısa sürdü. Bu sıralarda İtalyan şehir devletleri Akdeniz'de etkili birer deniz gücü olarak ortaya çıktılar ve "Romania"daki etkilerini giderek artırdılar. XII. yüzyıl sonlarından itibaren Anadolu Selçukluları'nın Karadeniz ve Akdeniz'deki ticari ağırlıklı girişimlerini Türk Beylikleri'nin Ege ve Marmara'daki yoğun deniz seferleri takip etti. XIV. yüzyıl başlarında Anadolu kıyılarındaki bütün limanlar bu beyliklerin eline geçmiş ve faal birer Türk deniz üssü olmuşlardı. Bu limanlar için Bizans İmparatorluğu'ndan çok sayıda imtiyaz almış olan Batılılar, bu durumdan ve denizlerdeki Türk varlığından rahatsız olmaktaydılar. Sonuçta Türkler'le Batılılar Karadeniz, Ege ve Akdeniz'de XIV. yüzyıl boyunca birçok defa karşı karşıya geldiler. Haçlı donanmaları bu limanları ele geçirmeye çalıştılar veya tahrip ettiler. Zor şartlar altında devam eden Türk denizcilik faaliyetleri, Anadolu'da birliği sağlayan Osmanlı Devleti ile yeni bir ivme kazandı. Bizans (ve onun parçalanmasıyla oluşan devletler) ile Türk egemenliğinde faaliyet gösteren başlıca deniz üsleri, Karadeniz'de Sinop ve Trabzon, Marmara'da İzmit, Karamürsel, Aydıncık ve Lapseki, Ege'de Edremit, İzmir, Ayasuluğ ve Balat, Akdeniz'de Meğri, Antalya, Alâiye ve Gorikos'tu. Gemi inşa teknolojisiyle beraber gemi tip ve boyutlarında, seyir yardımcılarında ve harp silahlarında dört yüzyıla yayılan gelişmelerin yaşandığı bu dönemde Anadolu'da en yoğun gemi inşa faaliyetlerinin yürütüldüğü yerler Trabzon, Sinop, İzmit, İzmir, Ayasuluğ ve Alâiye'deki tersanelerdi.

AnadoluBizanslılarDeniz üsleri+3
Murat Altuntaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Refugees in Anatolia Seljuks

Anadolu Selçuklu Devleti, kurulduğu dönemin koşulları ve hȃkim olduğu coğrafya gereği çok sayıda göç olaylarına ev sahipliği yapmıştır. Bu göçleri yoğun bir şekilde başlatan, Anadolu'ya Büyük Selçuklu kontrolünde gelen Türk topluluklarıdır. Büyük Selçuklu kontrolünde başlayan bu göçler özellikle 1071 Malazgirt Savaşı ile artmıştır. Bunun sonucunda Anadolu Türkleşmeye başlamış ve Büyük Selçukluların amcazâdeleri tarafından Anadolu Selçuklu devleti kurulmuştur. İşte bu noktadan sonraki göçler genellikle iltica şeklinde gerçekleşmiştir. Özellikle, Moğol istilasından dolayı yurtlarını terk etmek zorunda kalan Türk toplulukları ve az sayıda İranlı ve Rus, Anadolu'ya gelerek Selçuklu hȃkimiyetine sığınmıştır. Moğollar nedeniyle Anadolu Selçukluları'na sığınanlar arasında "Horasan Erenleri" diye bilinen fikir adamları ve ȃlimler de vardır. Bu ȃlimlerden münferid olarak, aileleriyle Selçuklular'a sığınanlar da olmuştur. Moğol baskısıyla alȃkası olmayan, ilim yolculuğu sırasında Selçuklu himȃyesinde Anadolu'da yaşayan İbn Arabȋ gibi ȃlimlerden de söz etmek gerekir. Anadolu Selçuklular'nın bizzat muhatap olduğu bir unsur da Bizanslılardır; hatta en çok muhatap olduğu unsurdur. Bizans'a bağlı halktan bazı topluluklar, ekonomik nedenlerle Bizans topraklarını terk edip Selçuklu idaresi altında yaşamayı tercih etmiştir. Bu dönemde gerçekleşen sığınma/iltica hareketlerinin en ilginç örneklerine ise Bizans soylularıyla Selçuklu hanedan mensupları arasında rastlanır. Bu iki büyük yönetimde hȃkimiyeti elde etmek için mevcut hükümdara isyan eden ancak başarısız olan kişiler, en yakın komşusuna sığınmıştır. Bizans'tan Selçuklu'ya sığınıp mülteci olan kişiler daha çok komutanlar, soylular ve hanedan mensuplarımdan oluşmaktadır. Selçukluar'dan Bizans'a giderek mülteci olanlar ise hanedan mensuplarından ibarettir. Bu araştırma ile Anadolu Selçuklu döneminde meydana gelen göç ve iltica hareketleri, niteliklerine ve yapılış şekillerine göre tasnif edilerek incelenmiştir. Bu incelemenin daha iyi bir şekilde ifade edilebilmesi içinse arka planda; Selçuklular döneminde Anadolu'nun siyasi, sosyal, ekonomik, etnik tablosuyla bu tabloyu etkileyen Moğol istilası, Haçlı Seferleri gibi olaylara değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, İltica, Sığınma, Anadolu, Selçuklu, Bizans, Moğol İstilası.

Anadolu SelçuklularıGöçmenlerHimaye+4
Ece Uysal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihte Rum ateşi: Kökenleri, bileşimi, gelişimi ve kullanımı

Ders kitaplarına girecek ölçüde toplumsal hafızada yer etmiş, ancak daha önce Türkçe bir monografide konu olarak alınmamış olan Rum ateşi konusuna ilişkin disiplinlerarası tarihi bir inceleme yaparak Rum ateşinin (Grejuva) tarihin yazmak, bu tez çalışmasının temel amacıdır. Barutun yaygın bir biçimde kullanımına dek kilit öneme sahip, ancak kullanımından imtina edilen bir silah özelliğindeki Rum ateşi hakkında yapılacak bir çalışma, Akdeniz havzası denizcilik tarihi, askeri tarih, kuşatma savaşları ve askeri teknoloji tarihi bakımlarından önemli olacağı gibi, Bizans İmparatorluğu'nun uzun ömürlülüğünün izahı için de önem taşıyan bir çalışma olacaktır. Rum ateşinin hedefe sevk sistemleri, bileşimi, hammadde kaynakları, üretim teknikleri gibi pek çok husus yüzyıllar içerisinde değişikliğe uğramıştır. Rum ateşi zamanla tek bir silah değil, bir silah sistemleri ailesine dönüşmüştür. Rum ateşi kullanımında uzmanlaşmış askeri personel yetiştirilmiş ve Rum ateşinden korunma yolları geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasında tüm bu konular incelenmiştir. Bizans kronikleri, Rum ateşi hakkında bilgi veren Ortaçağa ait diğer kronik, risale ve yazılı eserler, başta minyatür ve çizimler olmak üzere sanat tarihi ve arkeolojik nitelikteki eserler çalışmanın temel kaynaklarıdır. Ayrıca İngilizce ve Yunanca araştırma eserler incelenmiştir. Kaynak verilerinin tahlili, karşılaştırmalı tarih metodolojisi ve tümevarım yöntemleriyle elde edilecek sonuçlar, çağdaş kimya ve fizik bilgileri ile karşılaştırılmıştır. Bu sonuçlar bir monografide topluca değerlendirilmiştir.

Ateşli silahlarBizans DönemiHaçlı seferleri+4
Ali Doruk Kahraman
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kаzаk ulusu`nun dоğuşundаn günümüzе Türk-Kаzаk ilişkilеri

"Kazak Ulusu'nun Doğuşundan Günümüze Türk-Kazak İlişkileri" adlı bu tez çalışmasında XV. yüzyılda Kazak Hanlığının kurulmasından sonra Türk-Kazak ilişkilerinin günümüze kadar süren tarihi gelişimi, tarih biliminin yöntemlerini kullanarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmada ilişkilerin siyasî kısmından ziyade sosyal ve kültürel boyutu ele alınmıştır. Osmanlı Devleti ile Kazak Hanlıkları arasında ilk siyasî münasebetlerin XVIII. asırda başladığı bilinmektedir. Kаzаk Hаnı Gаіb Muhаmmed Hаn'ın Kаlmuk ve Rus etkіsіnden kurtulmа аmаcıylа, Оsmаnlı Sultаnı ІІІ. Аhmet'e yаzdığı mektuplа dіplоmаtіk bіr temаs bаşlаmıştı. Araştırmada Оsmаnlı Sultаnı ІІІ. Аhmet'іn Kаzаk Hаnınа gönderdіğі yаzışmаlаr аrşіv belgelerі ışığındа, bu temаslаr оrtаyа kоnulmаyа çаlışılmıştır. XVI-XIX yy. Osmanlı Devleti ile Kazak Hanlığı arasındaki münasebetlerin о dönemdekі sіyаsі sebepler ve devrіn ulаşım іmkаnlаrının yetersіz оlmаsı, іkі devlet аrаsındаkі sіyаsі іlіşkіlerіn çоk yаkın ve yüksek düzeyde olmadığını göstermektedir. İki taraf arasında meydana gelen bu münasebetler, XIX. asrın ilk yarısından itibaren Rusların faaliyetleriyle ani bir yoğunluk kazanmış ve bu yoğunluğu yüzyılın son çeyreğine kadar artırarak devam etmiştir. XIX yüzyılın ikinci yarısında Çarlık Rusya Türkistan Hanlıklarını tamamen işgal ettikten sonra tüm Orta Asya Türklerinin dış ülkelerle bağlantılarını iyice kontrol altına almaya çalışmışlardır. Çarlık Rusya Türkistan halklarının Osmanlı Türkleri ile bağlantı kurmaları halinde yerel halkın hükümete karşı ayaklanmalarından korkarak onların Osmanlı Türkleri ile ilişki kurmalarını engellemiştir. Araştırmada XIX. yy. da Kazakistan topraklarında yaşayan, dinî eğitim veren ve ticaretle uğraşan Osmanlı Türklerine karşı, Çarlık Rusya yetkilileri tarafından gerçekleştirilen karalama kampanyalarının sebepleri ve sonuçları değerlendirilmektedir. Sürgün edilenlerin, Osmanlı topraklarına tehcir edilmeden önceki sosyal durumu hakkında bilgi verilerek, suçlama hareketleri ayrıntılı olarak belirtilmektedir. Ayrıca, Kazak topraklarını idare eden Rus Genel Valilerinin kendi aralarındaki yazışmaları ve Türk vatandaşlarının sürgün edilme işlemleri Kazakistan Merkez Arşiv belgelerine dayanılarak analiz edilmektedir. Tezin, diğer bölümlerinde ise XX yy. çeşitli sebeplerle Kazakistan sınırlarının dışına taşınmış olan Kazak Türkleri'nin Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya göç hareketleri hakkında tarihsel dönemlere ayrılarak ele alınmaktadır. Ayrıca, XX yy. Sovyet Hükümeti altında kalan Kazak Türkleri'nin 1980 yıllardaki Türkiye arasındaki kültürel ilişkileri Kazakistan Cumhuriyet Arşiv belgeleri ışığında değerlendirilmektedir. Türkiye-Kazakistan ilişkileri başlıklı son bölümde ise Kazakistan'ın bağımsızlığını kazandıktan sonraki Türkiye arasındaki siyasî, eğitim ve kültür alanındaki ilişkileri bahsedilmektedir. Sunduğumuz çаlışmа Оsmаnlı Devlet Аrşіvі'nden аlınаn verіlere ve Kazakistan Devlet Merkez Arşiv kaynaklarına, mоdern tаrіhçіlerіnіn bіlіmsel аrаştırmаlаrınа, internet haberlerine, resmi kurumların web adreslerine ve gazete arşivlerinden dаyаnаrаk fаrklı tespіtler yаpmаyı аmаçlаmаktаdır. Çalışmada Türkiye başta olmak üzere, Kazakistan'da yapılan çalışmalar da genellikle Kazakça ve Rusça kaynaklar kullanılmaktadır. Ekler bölümünde de bazı evrakların fotografları ve metinleri verildiği üzere, Başbakanlık Osmanlı Arşiv Belgeleri'nden elde ettiğimiz Osmanlı-Kazak Hanlığı arasında gerçekleşen yazışmalardan hareketle hazırlanmıştır.

KazakKazakistanTürk tarihi+3
Akmaral Ospanova
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Nefhu't-tîb metin incelemesi ve tenkitli neşri (İkinci bölüm)

Bu çalışma Endülüs Müslümanlar'ı tarihi üzerine yazılan en önemli eserlerden olan "Nefhu't-Tîb" adlı eserin ikinci bölümü üzerine yapılmıştır. Bu kitapta Endülüs Müslümanlar'ının tarihi, Endülüs'ün coğrafyası, toplumu, hükümdarları, âlimleri hatta Endülüs'ün 1492'de İspanya birleşik ordusu tarafından zaptına kadar yaşanan gelişmeler zikredilmiştir. Öncelikle eserin müellifi Ahmed el-Makkarî'nin hayat öyküsünü inceledik. Onun ilmi hayatı, sehayatleri, eserleri ve bu eserleri yazarken izlediği yöntemleri ele aldık. Doktora tezimizde Nefhu't-Tîb'ın Süleymaniye Kütüphanesindeki nushasını esas alıp, Mısır nüshasıyla karışlaştırma yaptık ve aralarındaki farklılıkları ise dipnotta gösterdik. Arapçadan Türkçeye tercüme ettiğimiz bu bölümde Endülüs'ü feth etme düşüncesinin ilk ortaya çıkışından, fethin gerçekleştiği tarihe kadar ki dönem üzerine tarihçilerin farklı rivayetleri ele alınmıştır. Aynı zamanda bu bölüm bize askerlerin sayısı, komutanların isimleri, geçtiği yolları, fethettikleri şehirleri ve ele geçirdiği ganimetler hakkında detaylı bilgi sunmaktadır. Ayrıca bu bölüm bize Târık b. Ziyad'tan sonraki Endülüs'te hüküm süren Emevî hükümdarlarının başlangıcından Tavâif-i mülük dönemine kadar değerli bilgiler vermektedir. Anahtar Kelimeler: Makkarî, Nefhu't-Tîb, Endülüs Tarihi, Endülüs Müslümanları.

Ahmed el-MakkariEndülüsEndülüs Emevileri+1
Jemal Ghadour
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

11. ve 15. yüzyıllar arasında Bizans İmparatorluğu'nda evlilik ve siyaset

Bizans İmparatorluğu varolduğu on bir yüzyıl boyunca sürekli olarak dış güçlerin saldırılarına maruz kalmıştır. Gerek Doğu gerekse Batı'da durmaksızın savaşlar veren Bizans İmparatorluğu'nun bu kadar uzun süre ayakta kalabilmesinin başlıca sebebi, ustaca yönettiği diplomatik ilişkilerdir. Bu diplomatik ilişkilerden biri olan siyasal evlilikler tezin asıl konusunu oluşturmaktadır. Birinci bölümde Bizans siyaset algısı ve türlerine giriş yapılmış, akabinde Bizans sosyal yaşantısında bir kadının ne şartlarda hayatını sürdürdüğü ele alınmıştır. Bu şartların içerisinde evlilik ve boşanma olaylarından manastır düzenine, ev ve iş hayatından güzellik algısına kadar değinilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümlerde Bizans İmparatoriçelerinin eğitimleri, saray ritüellerindeki yerleri, imparatorluk hiyerarşisindeki konumları ve siyasetteki rolleri irdelenmiş; ve tezin asıl tarihsel aralığı olan dört yüzyıl boyunca tarih sahnesindeki faaliyetleri örnekleriyle aktarılmıştır.

Bizans İmparatorluğuEvlilikKadınlar+1
Hüseyin Ömer Özdemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors