Theses supervised by Prof. Dr. Nurhan Fıstıkcı
12 theses · İstanbul Gelişim University
Öğretmenlerin sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ile bağışlama eğilimleri ve iş doyumları arasındaki ilişkinin incelemesi
Bu araştırma, öğretmenlerin sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ve bağışlama eğilimi ile iş doyumu arasındaki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın evreninde İstanbul ilinde bulunan ( Avcılar, Bahçelievler, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Esenyurt) ilçelerinde yaşayan 18-50 yaş arasında 230 kadın ve 170 erkek olarak araştırmaya toplam 400 öğretmen katılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeline uygun olarak hazırlanmıştır. Katılımcıların kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, Heartland Bağışlama (affetme) Ölçeği, Minnesota İş Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmada, tanımlayıcı analiz olarak Bağımsız örneklemler t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu araştırma sonucunda; Sosyotropik kişilik ölçeğinin toplam puanı ile heartland bağışlama ölçeğinin toplam puanı ve durumu affetme alt boyut toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Sosyotropik kişilik ölçeğinin toplam puanı ile kendini affetme ve başkalarını affetme alt boyut puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf düzeyde pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Otonomik kişilik ölçeğin, heartland bağışlama ölçeğinin alt boyut toplam puanı ile kendini affetme, durumu affetme, başkalarını affetme alt boyut toplam puan arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sosyotropik-otonomik kişilik, heartland bağışlama ölçeği, kendini affetmek, başkalarını affetmek, durumu affetmek, minnesota iş doyum ölçeği, içsel doyum, dışsal doyum alt ölçeğinden elde edilen puanları cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim durumu ile kıyasladığımızda ortalamalar değişkenlerinin birbiri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır.
Video oyunları bağımlılığı ile şiddet eğilimi ve dürtüsellik arasındaki ilişki
Bu çalışmanın temel amacı video oyunları bağımlılığı ile şiddet eğilimi ve dürtüsellik arasındaki ilişkiyi incelenmektedir. Bunun yanında araştırmanın bir başka amacı da video oyunu bağımlılığı, şiddet eğilimi ve dürtüsellik ile demografik özellikler arasında farklılıkların olup olmadığını belirlemektir. İlişkisel tarama modeli kapsamında yürütülen araştırmanın evreni İstanbul'da ikamet eden ve 18-30 yaş arası yetişkinlerdir. Araştırmanın örneklemi ise İstanbul'da ikamet eden ve 18-30 yaş arası 100 kişiden oluşmaktadır. Verilerin anket yöntemi ile elde edildiği araştırmada Demografik Bilgi Formu, Şiddet Eğilimi Ölçeği ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği kullanılmış ve elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS.21 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda yapılan korelasyon testi sonucunda dijital oyun bağımlılığı arttıkça dürtüselliğin de arttığı görüldü. Dijital oyun bağımlılığının dürtüsellikteki değişimi yordayıp yordamadığını belirlemek için yapılan regresyon analizi sonucunda dijital oyun bağımlılığının dürtüsellikteki değişimi yordamadığı (p>0.05) görüldü. Katılımcıların dijital oyun bağımlılığı açısından riskli grupta olduğu görüldü. Lisansüstü mezunlarının planlamaya ilişkin dürtüsellik düzeylerinin, motor dürtüsellik, dikkat dürtüselliği ve toplam dürtüsellik düzeylerinin lise, önlisans ve lisans mezunlarından anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü. 18-20 yaş arasındakilerin planlama, motor dürtüsellik ve dikkat dürtüselliği ile toplam dürtüsellik düzeyinin 20-22, 22-24, 24-26, 26-28 yaş arasındakilere göre daha yüksek olduğu saptandı. Dijital oyun bağımlılığı ile şiddet eğilimi arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Dijital oyun bağımlılığı ile planlama (r = .278; p<0.05), motor dürtüsellik (r = .221; p<0.05), dikkat dürtüselliği (r = .303; p<0.05) ve toplam dürtüsellik (r = .337; p<0.05) arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişki saptandı. Mevcut çalışmada kadınlarda dijital oyun bağımlılığının erkeklere göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Çalışmada lisansüstü mezunlarının dijital oyun bağımlılığı düzeyinin lise, önlisans ve lisans mezunlarından; önlisans ve lise mezunu olanların da lisans mezunlarından anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. 18-20 yaş arasındaki katılımcıların dijital oyun bağımlılığı düzeyinine 24-26, 26-28 ve 28-30 yaş arasındaki katılımcılardan; 24-26 yaş arasındaki katılımcıların ise 28-30 yaş arasındaki katılımcılardan anlamlı şekilde daha yüksek olduğu görüldü. Katılımcıların şiddet eğilimlerinin yüksek olduğu görüldü. Erkeklerde şiddet eğilimi düzeyinin kadınlara göre daha yüksek olduğu, ancak gruplar arasındaki farkın istatistiki açıdan anlamlı düzeyde olmadığı görüldü. Lise mezunlarında şiddet eğiliminin diğerlerinden daha yüksek, lisansüstü mezunlarında daha düşük olduğu görülse de gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptandı. 28-30 yaş arasındaki katılımcılarda şiddet eğiliminin daha yüksek, 24-26 yaş arasındakilerde daha düşük olduğu saptansa da yaşın şiddet eğiliminde anlamlı farklılığa neden olmadığı görüldü. Mevcut çalışmada dijital oyun bağımlılığı ile planlama, motor dürtüsellik, dikkat dürtüselliği ve toplam dürtüsellik arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişki saptandı. Katılımcıların dürtüsellik düzeyinin ortalamanın üzerinde olduğu görüldü. Erkeklerin planlama ve dikkat dürtüselliği düzeylerinin kadınlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı.
Evlilikte çift uyumunun erken dönem uyum bozucu şemalar ve anneye yönelik algılanan ebeveynlik stilleri açısından incelenmesi
Evlilik, cinsel birleşme ve sosyal bütünleşmenin dışında çiftler arasında karşılıklı memnuniyeti ve ilişkideki tatmini de sağlamalıdır. Bu memnuniyet yeterince sağlanamadığında eşler arasında uyum ve ilişki problemleri ile ayrılıklar yaşanmaktadır. Evlilik; bazı insanlar için mutluluk kaynağı iken bazı insanlar için olumsuz sonuçlara ve mutsuzluğa sebep olmaktadır. Şehir yaşamının zorlukları, eşlerin psikolojik ve fiziksel durumları, evlilik hayatını etkilemekte ve boşanma oranlarının artmasına neden olmaktadır. Bütün bu bilgiler kökeninde ebeveyn ile kurulmuş etkileşim sonucu ortaya atılan üç kavramın (erken dönem uyum bozucu şemalar, kişilerarası şemalar ve algılanan ebeveynlik stilleri) nesiller arası ilişki olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir. Bu araştırmada, erken dönem uyum bozucu şemalar ve algılanan anne ebeveynlik stillerinin evlilikte çift uyumu ile ilişkisinin incelenmesi araştırmanın problemini oluşturmaktadır. Araştırmada, katılımcıların demografik bilgilerinin ölçülmesinde araştırmacı tarafından oluşturulan olan Kişisel Bilgi Formu, Rohner (2013) tarafından geliştirilen Yakın İlişkilerde Algılanan Uyum Ölçeği ve erken dönem uyum bozucu şemaların ölçülmesinde Young, Klosko ve Weishaar (2003) tarafından geliştirilen ve Türkçeye Soygüt, Karaosmanoğlu ve Çakır (2009) tarafından uyarlanan Young Şema Ölçeği Kısa Form ve annenin algılanan ebeveynlik stilini ölçmede Young Ebeveynlik Ölçeği Anne Formu kullanılmıştır. Araştırma bulguları, erken dönem uyum bozucu şemalar ve algılanan anne ebeveynlik stilleri arasında pozitif yönde bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, erken dönem uyum bozucu şemalardan yalnızca Terk Edilme şemasının evlilikte çift uyumu ile negatif bir ilişki içerisinde olduğu, Kusurluluk şeması hariç tüm şemaların çift uyumu ile pozitif ilişkili olduğu görülmüştür. Algılanan anne ebeveynlik stillerinden Duygusal Bakımdan Yoksun Bırakıcı ve Değişime Kapalı/Duygularını Bastıran stil hariç tüm stiller evlilik uyumu ile pozitif bir ilişki içerisinde bulunmuştur.
Mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceriler, yarışma yönelimleri ve spor yaralanma kaygısı arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı, mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceriler, yarışma yönelimleri ve spor yaralanma kaygısı arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. İlişkisel tarama deseninde tasarlanan çalışmada kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya 450 profesyonel takım - basketbol, voleybol, futbol - sporcusu katılmıştır. Katılımcılara, Kişisel Bilgi Formu, APS Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Sporcuların Psikolojik Becerilerini Değerlendirme Ölçeği, Sporda Taktiksel Beceriler Envanteri, Yarışma Yönelimleri Ölçeği ve Spor Yaralanması Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Veriler; betimsel istatistikler, bağımsız gruplar için t-testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon ve hiyerarşik regresyon analizleriyle sınanmıştır. Tanımlayıcı değişkenlerin araştırma değişkenleri açısından farklılıklarının analizinde, yüksek standartlar kadınlar lehine anlamlı bulunmuştur. Futbolcuların çelişkileri voleybolculardan, tatminsizlik, zorluklarla baş edebilme yeteneği, baskı altında iyi performans gösterebilme, pozisyon alma ve karar verme ile çatışmaları voleybol ve basketbolculardan, genel psikolojik beceriler, değişen durumlarda hareket etme, hayal kırıklığına uğratma ve spor yaralanması genel kaygıları basketbolculardan fazladır. Futbol ve voleybolcuların; konsantrasyon, hedef belirleme ve mental hazırlık, top hareketlerine dair bilgi sahibi olma, rakiplerini tanıma, sporda genel taktiksel beceriler ve sosyal desteği kaybetme kaygıları basketbolculardan fazladır. Spor deneyimi 6-10 yıl olanların; yüksek standartlar, düzen, tatminsizlik, hedef belirleme ve mental hazırlık, baskı altında iyi performans gösterebilme ve genel psikolojik becerileri 1-5 yıl deneyimlilerden fazladır. 6-10 yıl deneyimlilerin çatışma ve yeniden yaralanma kaygıları 1-5 yıl ile 16 yıl ve üzeri, yeteneğini kaybetme, zayıf algılanma, hayal kırıklığına uğratma, sosyal desteği kaybetme ve spor yaralanması genel kaygıları 11-15 ile 16 yıl ve üzeri deneyimlilerden fazladır. 1-5 yıl deneyimlilerin hayal kırıklığına uğratma kaygıları 16 yıl ve üzeri deneyimlilerden fazladır. 11-15 yıl deneyimlilerin; yüksek standartları 1-5 ile 16 yıl ve üzeri deneyimlilerden, düzen, genel psikolojik ve genel taktiksel becerileri, pozisyon alma ve karar verme ile top hareketlerine dair bilgi sahibi olmaları 1-5 ile 6-10 yıl deneyimlilerden, konsantrasyon, güven ve başarı motivasyonu, hedef belirleme ve mental hazırlık, baskı altında iyi performans gösterebilme, değişen durumlarda hareket etmeleri 1-5 yıl deneyimlilerden, öğrenmeye açıklıkları tüm diğerlerinden, çatışmacılıkları 16 yıl ve üzeri deneyimlilerden fazladır. Konsantrasyon, endişelerden kurtulmak, pozisyon alma ve karar verme, top hareketlerine dair bilgi sahibi olma ile sporda genel taktiksel beceriler milliler lehine yüksektir. Millilerin çatışma ve tüm spor yaralanması kaygı puanları milli olmayanlardan düşüktür. Yaralanma geçmişi olanların yüksek standartlar, düzen, tüm psikolojik beceri boyutları, değişen durumlarda hareket etme ve acı çekme kaygıları yaralanma geçmişi olmayanlardan yüksek olurken çelişkileri düşüktür. Araştırma değişkenlerinin korelasyonel analizine göre; yüksek standartlar endişelerden kurtulmak hariç tüm mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceriler, iş birliği ve çatışmayla pozitif, acı çekme ve yeniden yaralanma kaygısı dışında tüm yaralanma kaygısı boyutlarıyla negatif ilişkilidir. Düzen, endişelerden kurtulmak hariç tüm mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceriler boyutları ve iş birliğiyle pozitif, sosyal desteği kaybetme kaygısı hariç tüm yaralanma kaygısı boyutlarıyla negatif ilişkilidir. Çelişki; yüksek standartlar, düzen, tatminsizlik, rakiplerini tanıma, iş birliği, çatışma ve sosyal desteği kaybetme ile yeniden yaralanma kaygısı hariç tüm spor yaralanma kaygısı boyutlarıyla pozitif, öğrenmeye açık olabilme, güven ve başarı motivasyonu, endişelerden kurtulmak ve genel psikolojik becerilerle negatif ilişkilidir. Tatminsizlik; yüksek standartlar, düzen, çelişki, zorluklarla baş edebilme, konsantrasyon, hedef belirleme ve mental hazırlık, baskı altında iyi performans gösterebilme, genel psikolojik beceriler, tüm taktiksel beceri boyutları, çatışma, yeteneğini kaybetme, zayıf algılanma, hayal kırıklığına uğratma ve sosyal desteği kaybetme kaygısıyla pozitif, öğrenmeye açık olabilmeyle negatif ilişkilidir. Zorluklarla baş edebilme, baskı altında iyi performans gösterebilme ve konsantrasyon; çelişki ve endişelerden kurtulmak hariç tüm mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceriler ve yarışma yönelimleri boyutlarıyla pozitif ilişkilidir. Zorluklarla baş edebilme acı çekme ve yeniden yaralanma kaygısıyla negatif ilişkili olurken baskı altında iyi performans gösterebilme acı çekme ve yeniden yaralanma kaygısı hariç tüm spor yaralanması kaygı boyutlarıyla pozitif ilişkilidir. Ayrıca, zorluklarla baş edebilme ve konsantrasyon sosyal desteği kaybetme kaygısıyla pozitif ilişkilidir. Öğrenmeye açık olabilme ile güven ve başarı motivasyonu; yüksek standartlar, düzen, tüm psikolojik-taktiksel beceri boyutları ve iş birliği ile pozitif, çelişki ve spor yaralanma kaygısının tüm boyutlarıyla negatif ilişkilidir. Öğrenmeye açık olabilme ayrıca tatminsizlik ve çatışmayla negatif ilişkilidir. Hedef belirleme ve mental hazırlık; çelişki, endişelerden kurtulmak ve genel psikolojik beceriler dışında tüm mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceri boyutları, iş birliği ve sosyal desteği kaybetme kaygısıyla pozitif ilişkilidir. Endişelerden kurtulma; öğrenmeye açık olabilme, güven ve başarı motivasyonu ile genel psikolojik becerilerle pozitif, çelişki, çatışma ve spor yaralanma kaygısının tüm boyutlarıyla negatif ilişkilidir. Pozisyon alma ve karar verme, top hareketlerine dair bilgi sahibi olma ve değişen durumlarda hareket etme; çelişki ve endişelerden kurtulmak dışında tüm mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceri boyutları ve iş birliğiyle pozitif ilişkilidir. Ayrıca, değişen durumlarda hareket etme çatışmayla pozitif, pozisyon alma ve karar verme spor yaralanma kaygısının tüm boyutlarıyla negatif ilişkilidir. Top hareketlerine dair bilgi sahibi olma, sosyal desteği kaybetme kaygısıyla pozitif, tüm diğer spor yaralanma kaygısı boyutlarıyla negatif ilişkilidir. Rakiplerini tanıma; endişelerden kurtulmak dışında tüm mükemmeliyetçilik, psikolojik-taktiksel beceri ve yarışma yönelimleri boyutlarıyla pozitif, zayıf algılanma, acı çekme, yeniden yaralanma ve spor yaralanması genel kaygısıyla negatif ilişkilidir. Spor yaralanması kaygısını yordayan değişkenlerin saptanması için yapılan hiyerarşik regresyon analizlerine göre; yüksek standartlar, öğrenmeye açık olabilme, güven ve başarı motivasyonu, pozisyon alma ve karar verme, milli sporculuk durumu yeteneğini kaybetme kaygısının negatif, konsantrasyon, hedef belirleme ve mental hazırlık, baskı altında iyi performans gösterebilme ve çatışma pozitif yordayıcılarıdır. Zayıf algılanma kaygısını; yüksek standartlar, öğrenmeye açık olabilme, güven ve başarı motivasyonu, pozisyon alma ve karar verme, top hareketlere dair bilgi sahibi olma ve milli sporculuk durumu negatif, hedef belirleme ve mental hazırlık, baskı altında iyi performans gösterebilme ve çatışma pozitif yordanmaktadır. Tatminsizlik, zorluklarla baş edebilme yeteneği, endişelerden kurtulmak, pozisyon alma ve karar verme, basketbolcu olma, voleybolcu olma acı çekme kaygısını negatif, çatışma pozitif yordamaktadır. Hayal kırıklığına uğratma kaygısını; yüksek standartlar, güven ve başarı motivasyonu, top hareketlere dair bilgi sahibi olma ve spor deneyimi negatif, konsantrasyon, hedef belirleme ve mental hazırlık ile çatışma pozitif yordamaktadır. Yüksek standartlar, çelişki, güven ve başarı motivasyonu, top hareketlerine dair bilgi sahibi olma ve basketbol oynama sosyal desteği kaybetme kaygısını negatif, hedef belirleme ve mental hazırlık, baskı altında iyi performans gösterebilme ve çatışma pozitif yordamaktadır. Yeniden yaralanma kaygısının; tatminsizlik, öğrenmeye açık olabilme, pozisyon alma ve karar verme ve millilik durumu negatif, hedef belirleme ve mental hazırlık ile çatışma pozitif yordayıcılarıdır.
Vajinismus hastalarında beden imajı ve ağrı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada vajinismus tanısı almış hastaların beden imajı ve ağrı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda araştırma değişkenlerinin sosyo-demografik değişkenler ile arasındaki ilişkide incelenmiştir. Bu araştırma nicel araştırma yöntemleri içinde yer alan ilişkisel tipte tarama araştırmasıdır. Verilerin toplanması yüzyüze anket toplama yöntemiyle gerçekleşmiştir. Araştırmanın verileri 2021 yılı içerisinde İstanbul Naz Kadın Sağlığı Merkezinin kadın hastalıkları ve doğum kliniği servisine başvuru yapan vajinismus tanısı almış 50 kadından elde edilmiştir. Araştırma verilerinin elde edilmesinde 'Sosyo-Demografik Bilgi Formu', 'Beden İmajı Ölçeği-BİÖ' ve 'Ağrı İnançları Ölçeği-AİÖ' kullanılmıştır. Elde edilen veriler sosyal bilimler için istatistik programı olan SPSS ile çözümlenmiş ve analiz edilmiştir. Değişkenler arası ilişkilerin ortaya konulmasında korelasyon analizinden yararlanılırken, gruplar arası karşılaştırma bulgularında ise t testi ve anova analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular incelendiğinde vajinismus tanısı almış kadınlarda beden imajları ile organik ağrı düzeyleri arasında orta güçte negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Sonuç itibariyle vajinismus tanısı almış kadınlarda beden imajı arttıkça organik ağrı düzeylerinin düştüğü bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Vajinismus, Beden İmajı, Ağrı İnançları
COVID-19 pandemi döneminde bursa ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının yeme tutumlarının incelenmesi
İnsanlık var olduğu sürece salgın hastalıklarla çok defa yüzleşmiştir. Ve bu yüzleşmede çağına göre yüksek derecede mücadelede bulunmuştur. Günümüzde çaresi olan fakat çıktığı dönemde ciddi tahribatlar vermiş olan kolera, sıtma, tüberküloz, veba gibi salgın hastalıklar, yüzleşmek zorunda kalan ülkelerde ciddi travmalara ve iktisadi sorunlara sebep olmuştur. Yakın tarihte SARS,H1N1, EBOLA, MERS gibi hastalıklarla mücadele kabiliyeti kazanılmasının ardından tüm dünyayı saran Çin Halk Cumhuriyeti kaynaklı yeni tip koronavirus insanlığı bilinmezliğiyle özellikle esir almıştır. Bu araştırmada COVİD-19 pandemi döneminde Bursa ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının yeme tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nicel araştırma deseni içinde yer alan betimsel tipte anket yöntemi ile gerçekleşmiştir. Araştırma verileri 2022 yılı içerisinde Bursa'da sağlık kurumlarında aktif görev yapan 104 sağlık personelinden oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında 'Sosyo-Demografik Bilgi Formu', 'Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ)' ve 'Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-R18)' kullanılmıştır. Ulaşılan veriler matematik temelli istatistik programı SPSS 26 ile çözümlenmiş ve analiz edilmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde; cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışma süresi, COVID-19'a yakalanma durumu ve pandemi döneminde yemek yeme alışkanlığında değişiklik olma durumu ile yeme tutumları arasında istatistiksel anlamlı farklılık bulunurken; pandemi döneminde sıvı (kafein, çay vb.) tüketiminde artış olma, eğitim düzeyi ve aylık kazanç durumları ile yeme tutumları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç olarak COVID-19 pandemi döneminde sağlık çalışanlarında demografik değişkenlerin yeme tutumları üzerinde ilişkili olduğu görülmektedir.
Algılanan romantik ilişki kalitesi, bilişsel üçlü ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; romantik ilişki kalitesi ile psikolojik sağlamlık ve bilişsel üçlü arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma örneklemi Google forumda gönüllü katılımcı olmayı kabul eden 204 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların romantik ilişki kalitesini ölçmek üzere Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği (ARİKÖ) kullanılmıştır. Çalışmada katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeylerini ölçmek üzere Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların bilişsel üçlü düzeylerini ölçmek üzere Bilişsel Üçlü Envanteri (BÜE) kullanılmıştır. Ölçek uygulamalarından elde edilen verilen SPSS 25 istatistiki analiz programı kullanılarak, t testi, Anova testi ve korealasyon analizleri yapılarak analize tabi tutulmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre algılanan romantik ilişki kalitesinin cinsiyete ve yaşa göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca algılanan romantik ilişki kalitesi ile psikolojik sağlamlık arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, negatif bilişsel üçlü ile romantik ilişki kalitesi arasında istatistiki olarak da anlamlı negatif bir ilişki saptanmıştır. Romantik ilişki kalitesini arttırmada bilişsel üçlünün terapilerde ele alınması faydalı olabilir.
İnternet kullanımı ile depresyon ve narsistik kişilik özellikleri ilişkisi
Bu araştırmada, geç ergenlerde internet kullanımı ile depresyon, internet kullanımı ile narsistik kişilik özellikleri ve narsistik kişilik özellikleri ile depresyon arasındaki ilişkinin varlığı incelenmiştir. Çalışma grubu, 17-21 yaş aralığında 12. sınıf ve yeni mezun 211 öğrenciden oluşmaktadır. Amaca yönelik örnekleme metodundan yararlanılarak oluşturulan gruba kesitsel nitelikli araştırma modeli temelli anket tekniği uygulanmıştır. Araştırmada, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formunun yanı sıra, güvenirlik ve geçerlilik değerleri kabul edilebilir standartta bulunan veri toplama araçlarından Young İnternet Bağımlılığı Testi-Kısa Formu (YİBT-KF), Narsistik Kişilik Envanteri-13 (NKE-13) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) kullanılmıştır. Ölçekler aracılığıyla çalışma grubuna, (YİBT-KF)'ndan 12, (NKE-13)'den 13 ve (BDE)'nden 21 olmak üzere toplam 46 soru yöneltilerek cevaplandırmaları istenmiştir. İnternet kullanımı ile depresyon, internet kullanımı ile narsistik kişilik özellikleri ve narsistik kişilik özellikleri ile depresyon arasındaki ilişkinin varlığı, parametrik testlerden Pearson korelasyon analizi ve bağımsız örneklem t testi ile nonparametrik testlerden Mann-Whitney U testi ve Ki-kare testi kullanılmak suretiyle sınanmıştır. İnternet kullanımı ile depresyon, internet kullanımı ile narsistik kişilik özellikleri arasındaki ilişki zayıf düzeyde ve pozitif yönde, narsistik kişilik özellikleri ile depresyon arasındaki ilişki orta düzeyde ve pozitif yönde tespit edilmiştir. Ayrıca, çalışma grubu arasında internet kullanımının "normal" seviyede gözüktüğü, depresyon düzeyinin yüksek seyrettiği ve narsistik kişilik özelliklerinin dominant görüntü verdiği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Geç ergen, internet, depresyon, narsisizm, bağımlılık
12-16 yaş arası ergenlerde karşıt olma/karşıt gelme bozukluğu belirti şiddeti, zorbalık davranışı, depresyon ve anne-baba tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gerçekleştirilen bu çalışmada 12 ile 16 yaş aralığında bulunan çocukluk döneminden yetişkinlik dönemine geçiş basamağı olan ergenlik döneminin içerisinde bulunan ergen bireylerde genel olarak aileye, toplum normlarına, hayatın düzenine karşı olma, karşıt gelme durumunun nedenleri ve belirtileri ifade edilmekle birlikte zorbalık davranışı ve depresyon durumları incelenmiştir. Çalışmada ergenlerde görülen söz konusu durumların anne ve babaların tutumlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında 12-16 yaş arasındaki 202 ergenle bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı) nicel analiz programı ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda 13 yaşındakilerin sözel zorbalık, eğlence amaçlı zorbalık, duygu zorbalığı, anne koruyucu-istekçi tutum ve baba koruyucu-istekçi tutum ortalamalarının daha yüksek olduğu; erkeklerin sözel zorbalık, eğlence amaçlı zorbalık, duygu zorbalığı ve baba otoriter tutum ortalamalarının daha yüksek olduğu; 0-11400 TL arası geliri olanların Kutcher ergen depresyonu ölçeği skorlarının daha yüksek olduğu ve zorbalık ile depresyon, zorbalık ile karşıt olma/karşıt gelme bozukluğu belirti düzeyi arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı; depresyon ile karşıt olma/karşıt gelme bozukluğu belirti düzeyi arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda depresyonun, zorbalık ve karşıt olma/karşı gelme ile ilişkisi olduğu belirlendiğinden bu sorunlara yönelik tedavi ve çalışmaların artırılması gerekmektedir.
Ergenlerde dijital oyun bağımlılığı düzeyinin algılanan ebeveyn sosyal desteği ve duygu düzenleme ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada ergen bireylerin dijital oyun bağımlılığı, duygu düzenleme becerisi ve algılanan sosyal destek düzeyi arasındaki ilişki incelenerek bütüncül sonuçlar ile ilgili alan yazına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 383 katılımcı ile analiz yapılmıştır. Çalışmaya katılan katılımcıların 184'ü kadın, 195'i ise erkek, 4'ü ise belirtmek istemeyen katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma grubundan gerekli verileri elde edilebilmesi amacıyla; "Algılanan Sosyal Destek Ölçeği Revizyonu (ASDÖ-R)", "Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ)", 'Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği (EİDÖ)' ve araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Veri Formu" kullanılmıştır. Çalışma kapsamında toplanan veriler sosyal bilimler için istatistik programı Ölçek puanları arasındaki verilerin analizi için SPSS-25 programı kullanılarak sonuçlara ulaşılmıştır ve yorumlanmıştır. Çalışma verileri incelendiğinde dijital oyun bağımlılık puanları ile duygu düzenleme güçlüğü şiddeti arasında anlamlı pozitif bir ilişki saptanmıştır. Buna göre dijital oyun bağımlılık puanları arttıkça duygu düzenleme güçlüğü şiddeti artacaktır şeklinde bulunmuştur. Dijital oyun bağımlılık puanları yüksek olan bireylerin dijital oyun bağımlılık puanları düşük olan bireylere göre daha çok duygu düzenleme zorluğu yaşayacağı bulunmuştur. Dahası dijital oyun bağımlılığı puanları ile algılanan sosyal destek ölçeği toplam puanları arasında anlamlı negatif bir korelasyon bulunmaktadır. Algılanan sosyal destek puanı arttıkça dijital oyun bağımlılığı puanı düşecektir. Buna karşın algılanan sosyal destek puanı düştükçe dijital oyun bağımlılık puanı artacaktır. Sonuç olarak dijital oyun bağımlılık puanları arttıkça duygu düzenleme güçlüğü şiddeti arttığı görülmüştür.
Üniversite öğrencilerinde sigara bağımlılığı, erken dönem uyumsuz şemalar ve kendilik algısı arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde sigara bağımlılığı ile erken dönem uyumsuz şemalar ve kendilik algısı arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modeli temelinde yürütülen çalışmada, 273 üniversite öğrencisinden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Fagerström Nikotin Bağımlılığı Testi, Young Şema Ölçeği–Kısa Form 3 (YSÖ-KF3) ve Rosenberg Kendilik Saygısı Ölçeği (RKSÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon analizi, tek yönlü ANOVA ve Hayes'in PROCESS Model 4 yaklaşımıyla değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, sigara bağımlılığı ile bazı erken dönem uyumsuz şemalar arasında (örneğin terk edilme, kusurluluk, bağımlılık ve kendini feda etme) pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunduğunu; özsaygı düzeyi ile sigara bağımlılığı arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, bazı şemaların sigara bağımlılığı ile kendilik algısı arasındaki ilişkide kısmi ya da tam aracı rol oynadığı belirlenmiştir. Cinsiyet değişkeni açısından, erkek katılımcıların sigara bağımlılığı düzeylerinin kadınlara kıyasla anlamlı biçimde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Onay arama şeması ise sigara bağımlılığıyla doğrudan ilişkili olmamakla birlikte, düşük gelir düzeyine sahip bireylerde daha yaygın gözlemlenmiş ve bu durum söz konusu şemanın sosyoekonomik stres faktörleriyle bağlantılı olabileceğini düşündürmüştür. Araştırmanın sonuçları, sigara bağımlılığının yalnızca biyolojik ve çevresel değil, aynı zamanda bireyin geçmiş yaşantıları, şema yapılanması ve benlik algısıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, üniversite öğrencilerine yönelik psikoeğitsel ve terapötik müdahalelerde erken dönem şemaların ve kendilik algısının dikkate alınmasının önemine işaret etmektedir.
Egzersiz bağımlılığı sosyal görünüş ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Toplumda değişen dinamikler bireysel olarak insanların yaşam biçimlerini etkileyebilmektedir. Özellikle modern yaşamda bireyler fiziksel olarak nasıl göründüklerini önemli bulmaktadırlar. Egzersiz davranışları sergilenirken bireylerin motivasyonları, bu davranışların psikolojik yönü ve davranışın işlevsellikten uzaklaşarak bağımlılığa dönüşmesi sonucunda bireylerin yaşam kalitesine ve psikolojik sağlıklarına etkisi oldukça dikkat çekici bir konu olmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, düzenli olarak egzersiz yapan bireylerde egzersiz bağımlılığı ile sosyal görünüş kaygısı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkileri demografik değişkenler bağlamında incelemektir. Araştırma kapsamında İstanbul ilinde yaşayan ve düzenli olarak egzersiz yapan 393 yetişkin bireyden elde edilen veriler kullanılmıştır. Nicel araştırma yönteminin benimsendiği çalışmada, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (EBÖ), Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) ve Yetişkin Yaşam Doyumu Ölçeği (YYDÖ) veri toplama aracı olarak kullanılmış olup veri setinde bulgulara erişmek adına t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, egzersiz bağımlılığı ile sosyal görünüş kaygısı arasında pozitif yönde; egzersiz bağımlılığı ile yaşam doyumu arasında ise genel olarak pozitif ancak düşük düzeyde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Sosyal görünüş kaygısı ile yaşam doyumu arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, erkek bireylerin egzersiz bağımlılığı düzeylerinin kadınlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve sosyal görünüş kaygısı ile cinsiyet değişkeni arasında istatiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, egzersiz davranışının psikolojik dinamiklerinin, bireyin sosyal görünüş kaygısı ve yaşam doyumu üzerinde etkili ve değişkenlerin birbiriyle çok yönlü ilişkiler içinde olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, beden algısı, sosyal beklentiler ve sağlıklı yaşam pratikleri arasındaki dengeye dikkat çeken önleyici uygulamaların artırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz bağımlılığı, sosyal görünüş kaygısı, yaşam doyumu, davranışsal bağımlılık, beden imajı.