Adalet ve Kalkınma Party
173 theses under this subject heading
AK Parti ulaştırma politikaları (2002-2018)
AK Partinin Seçim Beyannameleri ve Hükümet Programlarında ulaştırma vaatleri, hedef ve politikaları geniş yer bulmuştur. Hatta AK Partinin iktidarı boyunca en önemli söylemlerinin başında ulaştırma ile ilgili yapmış olduğu yatırımlar gelmektedir. AK Parti; bölünmüş yol, yüksek hızlı tren, havalimanı ve liman yatırımları ile öne çıkan bir siyasi parti olmuştur. Ancak AK Partinin benimsemiş olduğu ulaştırma hedef ve politikaları ile yapmış olduğu ulaştırma yatırımları günümüze kadar tartışma konusu olmuştur. Tez çalışmasında AK Partinin seçim beyannameleri ve hükümet programlarında ulaştırma modlarından kara yolu, demir yolu, deniz yolu, hava yolu ve boru hattı ulaştırması ile ilgili yer alan vaatler, hedefler ve politikalar çerçevesinde ulaştırma politika ve yatırımları doküman analizi yöntemiyle analiz edilerek AK Partinin 2002-2018 yılları arasındaki ulaştırma politika ve yatırımlarının nasıl bir dönüşüme uğradığı, hangi süreçlerden geçtiği, ulaştırma hedeflerine erişme noktasında ulaştırma yatırımlarının ne kadar başarılı olduğu, ulaştırma yatırımları ile ulaştırma hedef ve politikalarının ne kadar tutarlı olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
İslami siyasetin seyri bağlamında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının İslami tonu
Bu çalışmada çağa uyum ve yenileşme girişimlerine karşı gelişen, tepkiden talebe dönüşen İslami refleksin izi sürülecek; Müslüman hassasiyetlerinin tarihsel seyri izlenerek AK Parti'nin bu hassasiyetler ikliminde biçimlendiği ve muhtevasındaki İslami tonun görünürlüğünün, iktidarının muhkemliğiyle doğru orantılı olarak arttığı tezi ileri sürülecektir. Tanzimat'la başlayan hayatın her alanındaki dönüşümün beraberinde getirdiği yeni düzenlemeler ve yenileşme girişimleri, "Müslüman hassasiyetleri" biçiminde görünür olan bir tepkiye de neden olmuştur. Bu durumun yarattığı tepki; ekonomik, siyasi, askeri alanlarda devletin bedbahtlığıyla da iyice derinleşmiştir. Şeriata göre Milleti Hâkime olan Müslümanların toplumdaki "üstün" pozisyonlarını yitirmiş olmalarının yanı sıra idarecilerin devleti tadil etmek için batıdan aldıkları kaide ve kurumların İslamiyet'i gerilettiği ve Müslümanlığı bozduğu düşüncesi güç kazanmış, yenileşme faaliyetlerine karşıtlık artmıştır. Bu faaliyetlere karşı tepkisini İslami hassasiyetler temelinde ortaya koyan Said Halim Paşa, gerilemenin nedeni olarak Müslümanların İslam'dan uzaklaşmalarını ve "Batı taklitçiliğini" göstermiştir. Cumhuriyet Devrimleri ise Tanzimat'la başlayan çağa uyum sürecinin doruk noktası olmuştur. Müslüman hassasiyetleri ve bunun üzerinden yükselen tepki bu dönemde de devam etmiştir. Batı taklitçiliğini ve "hak-batıl" mücadelesini siyasi söyleminin merkezine alan siyasal örgütlülükle ortaya çıkan İslami tepki, Milli Görüş adıyla kurumsal bir niteliğe bürünmüştür. Milli Görüş adıyla özgün bir karakterde var olan İslami örgütlülük, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni var eden zihinleri şekillendirmiştir. Sonrasında her ne kadar İslami gelenekten ayrışmış olsa da AK Parti'nin siyasetindeki İslami tonlar mevcudiyetini muhafaza etmiştir. İktidarını muhkem hale getirdikten sonra da özellikle eğitim alanında yürütülen politikalar ve bir zaman sonra partinin karar alıcı tek aktörü haline gelen Recep Tayyip Erdoğan'ın "dindar nesil" tasavvurları; İslami yaklaşım temelinde bir toplumsal inşa niyetiyle girişilen edimleri görünür kılmıştır. Anahtar Kavramlar: İslamlaşma, Milli Görüş, Muhafazakâr Demokrasi, AK Parti.
Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi
Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.
Ortadoğu'da Türk imajı: Arap basınında Türkiye'nin Ortadoğu'daki yeni rolü (2002-2009)
Türk-Arap ilişkileri Osmanlı Devleti'nin yıkılmasının ardından inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Birbirlerini bağlayan din unsuruna rağmen Türkler ve Araplar birbirinden hep uzak durmuşlardır. 1990'lı yıllarda bölgede oluşan politik ve ekonomik değişimler Türkiye- Arap ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Daha sonra Türkiye-Suriye arasındaki kriz, Türk-Arap ilişkilerinin en gergin noktası olmuştur. Türkiye ve Ortadoğu ilişkileri olumsuz havada ilerlerken 2002 yılında Türk-Arap ilişkileri hızla olumlu yönde gelişmiştir. Türkiye, Türk-Arap ilişkilerini geliştirmekle kalmamış aynı zamanda Ortadoğu'daki önemli konularda çözüm yolu bulmak için girişimlerde bulunmuştur. Bu anlamda Türkiye, Ortadoğu'da önemli bir role sahip olmuştur. Türkiye'nin Ortadoğu'daki hızlı yükselişi Araplar tarafından nasıl karşılandığı merak konusu olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'de son 18 yıl içinde oluşan dış politikadaki değişimi ele aldık. Bu çerçevede 2002 yılından itibaren bölgede yükselen Türkiye'nin rolünün Arap basınında nasıl yorumlandığını incelemeye çalıştık. Bu yönde Arap dünyasının önemli dört gazetesi göz önünde bulundurarak, gazetelerdeki yazarların köşe yazıları ele alarak Türkiye hakkındaki yorumlarını derledik.Çalışmamız Türkiye'nin Ortadoğu'daki hızlı yükselişi karşısında Arapların düşüncelerini ele almıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye'nin doksanlı yıllarda izlediği politikaların neden Türkiye'yi Ortadoğu'dan uzaklaştırdığını, ikinci bölümde ise Türkiye'de yaşanan iktidar değişikliği sonrası Türkiye'nin Ortadoğu ülkeleriyle yakınlaşması ve bunun Arap basınına nasıl yansıdığını incelemeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: Arap Basını, Türkiye'nin Yeni Rolü, Dış Politika, Ortadoğu.
Eleştirel kuram bağlamında Türkiye'de medya-siyaset ilişkileri
80?li yıllarla beraber Türk toplumu sivilleşme, demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü bağlamında önemli bir dönüşüme şahitlik etmiştir. Bu dönüşümün bir sonucu olarak ülkemizde sivil toplum ve kamuoyu oluşumu özel bir önem kazanmaya başlamıştır. Sivil toplumun ve kamuoyunun şekillenmesinde en önemli pay şüphesiz medyanındır. Gene bu yıllarla beraber özel televizyonların kurulması, özel radyo istasyonlarının tesisi ve özellikle son yıllarda farklı etnik dillerde yayın özgürlüğünün sağlanması medyanın siyaseti şekillendirmesinde etkili olmuştur. Öte yandan 28 Şubat süreci gibi anormal dönemlerde medya patronlarının aynı zamanda işadamı haline gelmesi, ihaleler peşinde koşması ve daha da ileri giderek medya kartelleri oluşturması siyasetin artık dördüncü kuvveti olarak betimlenen medyanın ne denli etkin ve etkili bir araç olduğunu ülke gündemimize yansıtmıştır.Tüm bu veriler ve olgular ışığında çalışmamız Türkiye?de medya ve siyaseti son dönem analizine odaklanmış iktidar medya ilişkilerinin oluşturduğu sosyo-politik konjonktür, özgün örnekleri ve bire bir gazete küpürleri bağlamında çözümlenmiştir. Ne var ki, kolayca görüleceği üzere medya-siyaset arasında kurulan bu bağ pek çok eleştiriyi de beraberinde getirmektedir. İşte bu eleştirel analizi güçlü bir referans çerçevesi ekseninde irdeleyebilmek için Avrupa?da son dönem siyaset-medya ilişkilerini en sağlam temellere oturtarak değerlendirme kapasitesine sahip olan eleştirel kuramdan faydalanılmıştır. Sonuç olarak tezimiz son dönem medya-iktidar ilişkilerinin doğurduğu problemlere dikkat çekerek çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Eleştirel Kuram, Siyaset, Medya, Arap Baharı, Muhafazakâr Kimlik
Türkiye siyasetine paradigmatik yaklaşımlar: İktidar-sivil toplum ilişkisinde MÜSİAD ve MAZLUMDER örnekleri
1990 yılında kurulan MÜSİAD ve 1991 yılında kurulan MAZLUMDER farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olmalarına rağmen İslami kimliğe sahip oldukları için ortak bir paydada buluşmuşlardır. İki dernek de kuruluş anlarındaki mevcut iktidara muhalif olmuş, kendilerini mazlum/dışlanmış olarak görmüş ve kuruluş gerekçelerini İslami referanslarla oluşturmuşlardır. MÜSİAD ekonomik alana yönelik faaliyetlerinde İslami referanslar sunarken, MAZLUMDER ise sosyal ve siyasal alana yönelik söylemlerinde İslami referanslara başvurmuştur. 28 Şubat sürecinde İslami kimliklerini temkinli bir şekilde yansıtan MÜSİAD ve MAZLUMDER, AKP iktidarına kadar olan dönemde belirli siyasal süreçlerde benzer refleksler geliştirmiş; ancak AKP hükümeti ile birlikte bu durum son bulmuştur. AKP hükümeti döneminde MÜSİAD iktidara yönelik muhalif kimliğini kaybederken, MAZLUMDER bu kimliğini korumuştur. Bu dönemde MÜSİAD, MAZLUMDER?in aksine, merkeze yakın bir konuma geçmiş ve dışlanmış/mağdur kimliğini terk etmiştir. Ayrıca bu tespit sadece AKP iktidarında değil Refah Partisi iktidarında da gözlemlenmiştir. Aynı siyasal konjonktürde iki derneğin sergilediği bu farklılık ise bize AKP iktidarıyla - bunun yanı sıra aynı siyasal çizgiden geldiği Refah Partisi iktidarıyla- sivil toplum arasındaki dinamik ilişkiyi analiz etme imkânı sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Refah Partisi (RP), Müstakil Sanayici ve ??adamları Derneği (MÜS?AD), ?nsan Hakları ve Mazlumlar ?çin Dayanı?ma Derneği (MAZLUMDER
Seçmen tercihlerinin karşılaştırmalı analizi: Milli Görüş Hareketi, Adalet ve Kalkınma Partisi
Milli Görüş Hareketi, 1970 yılında Milli Nizam Partisi'nin kuruluşuyla siyasallaşmıştır. Hareketin partileri laiklik karşıtı olmaları gerekçesiyle birçok kez darbeler ve kapatma davaları sonucu kapatılmışlardır. 2002 yılında kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi ise bu hareketin içerisinde yetişmiş isimler tarafından kurulmuştur. Bu parti, Milli Görüş Geleneğine bağlı olmadığını ilan ederek muhafazakar demokrasi kimliğiyle kendini muhaliflerinden farklılaştırmış ve katıldığı ilk seçimlerden günümüze kadar iktidarını korumayı başarmıştır. Araştırma, Refah ve Fazilet Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin seçmen tercihlerini karşılıklı vermek amacıyla ortaya konulmuştur. Parti programları, seçim beyannameleri, vekillerin söylem ve eylemlerinin karşılaştırmalı olarak incelendiği çalışmada Milli Görüş Hareketi Partileri, içerisinde bulunan yenilikçi kadronun ve kapatılma korkusunun etkisiyle değerlerinden taviz vermiştir ancak değişmez değerlerinin her şeye rağmen sabit kaldığı sonucuna varılmıştır. Parti kemik seçmeni dışında bir seçmen kitlesine Refah Partisi döneminde Adil Ekonomik Düzen söylemiyle ulaşmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi ise Milli Görüş Hareketinden çıkardığı dersler sayesinde risk oluşturabilecek aktörleri saf dışı bırakarak her seçim dönemi belli bir oy oranının altına düşmemek amacıyla seçim stratejisi yenilemiştir.
Türkiye'deki milliyetçi ve muhafazakâr partilerde "Millî İrade" söylemi ve değişim süreci
Egemenlik kavramı, günlük hayatta sık sık kullanılan iktidar, siyasî iktidar ve otoriteden daha farklı ve daha geniş bir anlam ihtiva eder. Egemenlik, toplumu yöneten devlet mekanizmasının ayırt edici bir özelliğidir. İnsanların kalabalıklardan topluma evrildiği dönem boyunca egemenlik, dönüşüm içine girmiştir. Başlarda egemenliğin, kaynağını Tanrı'dan alan ve onun adına bu yetkiyi kullanan bir kral ile özdeşleştiği görülürken ilerleyen dönemde egemenliğin kaynağı (auctoritas) ve kullanılışı (potestas) insanların tekeline girmiştir. Fransız Devrimi'yle birlikte beşeri ölçüler nispetinde ifade bulmaya başlayan egemenlik, halk egemenliği ve ulus egemenliği gibi iki farklı teorinin konusu olmuştur. Halk egemenliği teorisi, egemenliği somut olarak, tek tek vatandaşlara ait kabul ederken millî egemenlik teorisi ise egemenliği soyut olarak halkı işaret eden, geçmiş, şimdi, gelecek köprüsündeki ulusa ait görür. Batı'da egemenliğin dönüşümü arz-talep sürecinin ürünüyken Türkiye'de süreç, tepeden inme politikalar sayesinde işlemiştir. Bu süreç, esasen Osmanlı-Türk modernleşme süreciyle birebir ilişki içindedir. Osmanlı-Türk modernleşmesi Batı'daki ekonomik, siyasî, hukukî ve kültürel gelişmeleri hayatın olağan akışı içinde geçirememiş toplumun, elitler vasıtasıyla süreci yakalama uğraşıdır. Bu noktada modernleşme, Batı'ya benzeme hevesinin içinde bulunduğu ancak taklit kurum ve uygulamaların Batı'daki içeriğinden farklılaştığı bir sonuca ulaşmıştır. Böylece topluma hâkim olan ayrım çizgisi ya da sağ-sol kutuplaşması da sınıf yerine modernleşme uygulamalarına bakış açısı temelinde anlam kazanmıştır. Toplumun bir kesimi, dayatılan değer kalıpları karşısında kendi öz değerlerinden uzaklaşarak yabancı konumuna düştüğüne kanaat getirdiğinden siyasa sürecine katılmanın yollarını aramıştır. Çalışmanın benimsediği, literatürde merkez-çevre şeklinde belirlenen ayrım çizgisinin çevre tarafı, dayatmacı elitist modernleşme uygulamaları karşısında seçimlere ve dolayısıyla seçimler sonucunda ortaya çıkan duruma büyük önem vermiştir. Millî irade ismiyle efsaneleştirilen bu durum Türkiye siyasî tarihinde sıkça başvurulan bir referans noktasıdır. Millî irade yoluyla oy devşirme ve popülist politikalarını millî irade vasıtasıyla perdeleme, çalışmanın ana konusunu teşkil eden DP-AP-ANAP-AK Parti çizgisinin sıkça başvurduğu bir yoldur.
AK Parti dönemi Türk dış politikası: Türk-Amerikan ilişkileri örneği (2002-2020)
Bu çalışmada iki müttefik ülke Türkiye ve ABD arasında tarafların çatışan çıkarlarının yol açtığı gerilemlerin yönetilebilir bir düzeye çekilebilir olup olmadığı 1 Mart tezkeresi, silah ambargoları, Halkbank olayı, vize gerilimi, Brunson olayı, S-400 ve F-35 meselesi, Suriye meselesi gibi iki ülke arasındaki konu başlıkları üzerinden incelenecektir. Çalışmanın amacı, özellikle 2002-2020 döneminde Türkiye ve ABD arasında küresel gelişmelerden kaynaklı farklılaşan ulusal güvenlik kaygıları ve çıkarlarının neden olduğu gerilimlerin resmedilmesi sonucunda neden ve sonuç ilişkilerinin irdelenmesi ve bu yolla dış politika yapımında Türk-Amerikan ilişkilerini esas almak suretiyle gerginliklerin nasıl yönetilebileceğini incelemektir. Bu çerçevede, nitel araştırma desenlerinden vaka çalışması türlerinden açıklayıcı/tanımlayıcı durum yöntemi kullanılmış, mülakat yöntemi ve doküman incelemesi ile veri toplanmıştır. Çalışma sonucunda iki ülke arasında 2002 sonrası dönemde gerçekleşen gerilimlerde ABD tarafının Türkiye'ye yönelik olumsuz yaklaşımlarında Türkiye'nin İsrail ile bozulan ilişkilerinin bir yansıması olarak Yahudi lobilerinin önemli rol oynadığı, iki ülke arasında yönetilmesi ve müzakere edilmesi en güç temel sorunların ise S-400'ler ve Suriye meselesi olduğu tespitine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan İlişkileri, Gerilimler, Dış Politika Analizi, Kongre, Yahudi Lobileri.
Siyasal iletişim temelinde siyasi parti programlarının "kamu yönetimi anlayışı" nın AKP ve CHP örneğinde incelenmesi
Modern siyasi partiler basit anlamda ülke yönetimi için belirli fikirleri olan bir kadro hareketidir. Bu kadro mevcut fikirleri daha iyi bir ülke yönetimi için geliştirmek ve yaymak zorundadır. Fikirlerin geliştirilmesi; içinde filizlendikleri toplumun siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel tarihsel gelişmelerinden ve bu gelişmeleri anlamlandırmak için yaşadıkları düşünsel süreçlerden beslenen "öz fikirleri"ni mevcut konjonktüre uygulamak olarak izah edilebilir. Fikirlerin yayılması ise, kadronun siyasi iktidarı elde edebilecek bir çoğunlukta seçmen kitlesini, bu fikirlerin daha iyi bir ülke yönetimi sağlayabileceği konusunda ikna etmek ve bu doğrultuda tercih kullanmasını sağlamak anlamına gelir. Bu anlamda siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vaz geçilmez bir unsuru olmakla beraber, modern ve refah seviyesi yüksek bir toplum inşasında da çok önemli bir role sahiptir. Ülke yönetiminin özünü kamu yönetimi oluşturmaktadır. Kamu yönetimi, yapısal anlamda devletin örgütsel yapısını ifade ederken, ekonomi, eğitim, sağlık gibi kamu ile alakalı konular bütününün de sevk ve idare edilmesi anlamına gelir. 1970'li yıllara değin siyaset ve yönetimi birbirinden ayıran, siyasetin kamu yönetimi politikalarını üretmek, yönetimin yani bürokrasinin ise teknik bir iş olarak bu politikaları hayata geçirmek olduğu ilkesini benimseyen geleneksel kamu yönetimi anlayışı hâkimdir. Geleneksel anlayışın siyaset ve yönetim ayrımı ilkesinden kaynaklı hantallığı yeni kamu yönetimi anlayışı arayışlarına zemin hazırlamıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışıyla birlikte özel sektördeki işletme-müşteri ilişkisine benzer kamu yönetimi-halka ilişkiler düzleminde bürokratik örgütlenmenin hantallığından ve kırtasiyecilikten uzak, esnek, etkin, yerinde ve sonuç odaklı pratikler kamu yönetiminde kullanılmaya başlanmıştır. Çağımızın bir gerekliliği olarak ve günümüz kamu yönetimi anlayışının hızlı ve üretken bir model olmasının bir zorunluluk olduğu kabul edildiğinde, siyaset sahnesinde yer alan partilerin de bürokrasiden uzak ve katılımcı bir yapıda yönetim sergileyebilmeleri önemli bir süreç haline gelmektedir. Bu tezin özünü, katılımcı bir demokrasi modelinin geliştirilmesi açısından siyasi partilerin önemli bir siyasal katılım aracı olması ve bu bakımdan partilerin doğuş teorileri ve sonrasında gerçekleştirmiş oldukları faaliyetlerin kamu yönetimi anlayışlarında önemli bir yer edinmesi oluşturmaktadır. Kamu yönetimi anlayışı kendisine, siyasi partilerin parti programlarında, ülke yönetiminde nasıl bir kamu politikası izleyeceklerini tarihi gereklilikleriyle birlikte geniş, kesin ve açık bir şekilde yer bulmuştur. Türk Kamu Yönetimi anlayışının günümüzde önemli bir yer edinmesi ülkemizde faaliyet gösteren siyasi partilerin de bunu önemli bir görev haline getirmesine sebep olmaktadır. Bu çerçevede hızlı, üretken ve çağdaş bir devlet sisteminin oluşmasında kamu yönetiminin de hızlı, üretken ve çağdaş bir yapıya sahip olması önem arz etmektedir. Bu kapsamda Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin parti programlarında kamu yönetiminin şekillenmesi noktasında dikkate aldığı hedefler önemli bir süreç haline gelmektedir. Dolayısıyla bu tezde, Cumhuriyet'in kurulmasından bu yana siyaset arenasında yer almış tüm unsurları iki farklı çatı altında toparlayarak tüm bu tarihsel süreçten beslenen günümüz Türkiye'sinin başat iki siyasi aktörü olan, kitle partisi olduğu iddiasındaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile kadro partisi görünümündeki Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihsel arka planlarının irdelenmesi, siyasi parti tipolojisi açısından çözümlenmesi, Türk Kamu Yönetimi Anlayışı üzerindeki etkileri ve siyasi parti programlarındaki mevcut kamu yönetimi söylemlerine odaklanılmıştır. Tezde kıyaslamaya yardımcı olması ve dünyadaki örnekleriyle ülkemizdeki mevcut görüntünün daha da netlik kazanmasını sağlamak maksadıyla modern politik yaşamın çok uzun bir geçmişe sahip olduğu ve ülkemizdekine benzer bir şekilde siyasi partiler döneminin bağımsızlık savaşı ile birlikte başladığı Amerika Birleşik Devletleri siyasi parti sistemi ve parti programları geniş bir şekilde irdelenmiştir. Anahtar kelimeler: Siyasi Partiler, Parti Programları, Parti Tipolojileri, AKP, CHP.
Turkish foreign policy towards al-Quds during the AK Party period: 2002-2019
There were up and downs in Turkish foreign policy towards al-Quds especially within the scope of its relations with both parties; Israel and Palestine. Turkey's behavior towards the Arab-Israeli conflict affected its relations with both Israel and the Arab states. There were times when Turkey supported the Arab side. However, its recognition of the state of Israel in 1948 was criticized by the Arabs. Some scholars and diplomats argue that the recognition was used as a tool to help the Palestinians. For instance, in case if Turkey did not recognize Israel, it would not be able to use diplomacy and NGOs as a tool of its influence in the region and its influence would be limited in various dimensions. On the other hand, another point which is worth mentioning is the change and the developments in Turkish foreign policy and the reflections of this changes to the case of al-Quds. Especially within the last decades there were structural and practical changes in Turkey's foreign policy towards al-Quds. This can be explained with the characteristics and ideologies of the individuals, foreign policy makers and the decreasing influence of the West towards Turkey's foreign policy. Until 2002, Turkey has been implementing the Western model. However, currently there are visible changes that Turkey abandoned this kind of policy. At this point, the research will investigate the main structure of Turkish foreign policy towards al-Quds from 2002 to 2019. Eventually, the outcomes of these current policies are also one of the significant subjects of the research.
The effect of religious education policies on university students' perception of religiosity during the AK Party period
Religious education policies are among the hottest topics in our country. In line with the needs of the society and that of the state, the education of individuals via schooling is generally determined through religious education policies. There is no doubt that states demand to raise individuals they like to mould, and they implement education policies to that end. Accordingly, religion and state relations are regarded as inseparable. In this study, firstly, in order to understand the concepts and end the confusion, the conceptual framework will be mentioned, and then the history of the religious education policies will be discussed. In this context, the religious education policies during the Ottoman and Republican period will be briefly examined. Then, the religious education policies of the AK Party period will be examined. Social change reports and religiosity studies prepared by research companies have led us to conduct the research on the effects of religious education policies on religiosity. As a matter of fact, it was expected that the religious propaganda and education carried out by the state would affect the religiosity of the citizens in the desired way. For example, with the 4 + 4 + 4 education system implemented in 2012, the number of secondary religous schools increased significantly. However, many studies have revealed that the situation proves to be the opposite and directed us to study this area. Within the scope of our study, 12 region-based interviews were conducted across Turkey and in line with Level 1 of Statistical Region Units (SRU). In this context, open-ended questions were asked to the participants. In addition, the process tracing method was used in this study. In this method, periods were written in the number line column, signifying a historical process. Presidents, prime ministers, and the religious education policies in practice were placed in the number line column. Finally, the religiousness graph was compared with these periods. This made it possible to comment on how religionization differs according to the president, prime minister, government of the period and the policies implemented. This research aims to answer such questions as: Do religious education policies affect religiosity? Have people questioned their religious beliefs more in recent years? Can religious education policies direct the rate of the increase and decrease in religiosity? Do religious discourses increase devotion, or drive people away from religion or lead to the corruption of the sacred? Have the policies implemented by the AK Party has increased or decreased religiosity? If so, is the policy problem implemented, or is a rapidly decreasing religiosity decreasing with these policies? Do the changing perceptions on religiosity reflect global changes in our country or is it due to the developments in Turkey?
The AK Party's ideological shift: From "post-Islamism" to "Muslim nationalism"
Existing literature on Turkish politics emphasizes that Turkey had an authoritarian turn in the second AK Party term (2013 - ). However, existing literature has been silent on discourses of the AK Party's leaders before and after the authoritarian turn. This thesis focuses on discourses of the AK Party's leaders in general elections to examine the AK Party's authoritarian turn and asks "Is there any ideological shift in these two periods and can we follow this shift by considering the discourse of AK Party leaders in general elections (2002-2013, 2013-2018)?" To answer these questions, discourses of the AK Party's leaders are examined in six general elections. Thesis claims the AK Party's authoritarian turn can be seen by considering discourses of party leaders of the AK Party in general elections. This thesis shows that the first period of the AK Party (2002-2013) was a result of post-Islamist ideology that is relevant to Turkey's democratization, the second period (2013-2018) was a result of Muslim nationalist ideology that cause authoritarian turn.
An analysis of Turkish soft power politics in Central Asia during Ak Party era (2002-2023)
When the history of international relations is examined, states have perceived the use of hard force, which includes military elements and the use of force, as almost the only instrument to achieve a certain purpose. Today, where technology, information and globalization are developing rapidly, the perception of power in the international system has also changed. The importance of soft power, which takes its source from a country's culture, political values and foreign policy, has increased especially after the Cold War. Soft power refers to a nation's ability to influence others through attraction, persuasion, and non-coercive means. Türkiye, with its rich historical and cultural heritage, geographic location, and contemporary achievements, has established itself as a significant player in the realm of soft power. This study, which was prepared to understand the role of soft power and soft power tools using in Turkish foreign policy and the use, place and importance of soft power in Central Asia, aims to reveal Türkiye's potential, fields of activity and practices in this field. In this context, this thesis aims to address the following questions: How has the AK Party's tenure influenced Türkiye's soft power initiatives and effectiveness in Central Asia? How do the activities of state-supported institutions reflect Türkiye's increased emphasis on soft power in Central Asia during the AK Party era? This thesis covers the period from 2002 to 2023. As a method, qualitative and descriptive study of the Turkish Soft Power Politics towards the newly independent Central Asian Republics were used. For this purpose, newspapers and internet-based news sources, especially books and articles written in this field, were also consulted. As the hypothesis of the study, Türkiye's use of soft power in Central Asia is more effective between 2002-2023. The result is that after the Central Asian Republics gained their independence in 1991, soft power came to the fore in Türkiye's regional policies. Türkiye has followed soft power strategies in Central Asia, especially in the fields of education, culture, social economy, religion and foreign policy. Türkiye's soft power influence is a result of its rich history, cultural heritage, economic growth, and various diplomatic efforts. By leveraging its cultural assets, cuisine, economic strength, and humanitarian initiatives, Türkiye effectively engages with the global community, building connections and enhancing its global standing. In an increasingly interconnected world, Turkish soft power serves as a means of fostering understanding, building relationships, and contributing positively to global dynamics.
AKP'nin Doğu Akdeniz politikası
Tezde Türk dış politikasının liberal, idealist ve konstrüktivist teoriler çerçevesinde; analitik eklektisizm yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. İncelenme alanı olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın bir izdüşümü olarak değerlendirilebilecek Doğu Akdeniz bölgesi seçilmiştir. Türkiye'nin bulunduğu bölgede; gerçekleştirilmek istenen bölgesel iş birlikleri, örgütler, devlet dışı aktörler, radikal grup eylemleri bulunmaktadır. Bu maddeler Türkiye'nin beka kaygısı yaşamasına neden olmaktadır. AKP yönetimiyle birlikte Türk dış politikasında önceki dönemlere göre farklı aktörler ortaya çıkmıştır. AKP dönemi Türk dış politikasında; yeni Osmanlıcılık, ılımlı İslam gibi nitelemeler olsa da değişen bir şey olmadığı şeklindeki yaklaşımlar da mevcuttur. Buna göre Türk dış politikasının iktidar değişikliğinden etkilenmeyecek iki kurucu unsuru bulunmaktadır: Atatürk'ün "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" yaklaşımıyla Batıcılık ilkesidir.
AK Parti dönemi Türkiye-Tayland ilişkileri (2002-2020)
Türkiye-Tayland ilişkileri Türkiye'nin Osmanlı dönemleri ile Tayland'ın Ayutthaya dönemlerinde başlamıştır. Türkiye ve Tayland arasındaki diplomatik ilişkilerin başlangıcı ise 1958'li yıllara dayanmaktadır. 2002 yılında Ak Parti'nin iktidara gelmesi ile Türkiye'nin Asya'da yürütmekte olduğu dış politikalar yeni bir döneme girmiştir. Türkiye'nin Asya kıtasındaki dış politikalarını güçlendirmek ve ilerletmek üzere başlatmış olduğu, 2019 yılında ilan edilen Yeniden Asya girişimiyle Asya kıtasındaki ilişkilerde önemli ilerlemeler kat edilmiştir. Ek olarak Türk hükümeti Tayland dahil Güneydoğu Asya ülkeleriyle daha fazla ittifak kurmak için Yumuşak Güç politikasını benimsemiştir. Bu araştırma raporu, özellikle 2002-2020 yılları arasında Türkiye-Tayland ilişkilerini çeşitli boyutlarda incelemeyi amaçlayan nitel bir araştırmadır. Ayrıca bu çalışma Türkiye-Tayland arasındaki geleceğe yönelik ilişkileri geliştirme yönelik potansiyelini ele alan araştırmalar bulundurmaktadır. Bulgular, Tayland'ın savunmacı bir dış politikaya odaklanma eğiliminde olduğunu, Türkiye'nin ise proaktif bir politika benimsemiş olduğunu göstermektedir. Her iki ülke de ekonomik ve siyasi entegrasyondan dolayı öncelikle komşu ülkelerle ve büyük güç ülkelerle dış politika oluşturma konusunda öncelik vermektedir. Tayland ve Türkiye ilişkilerinin önündeki en büyük engel, iki ülke arasındaki ilişkilerde zayıf bir bağa neden olan iki ülke arasındaki uzaklıktır.
2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında Türkiye'de rejim tartışmalarının basında ideolojik inşası
2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri söylemde egemenlik mücadelesine sahne olmuştur. AK Parti adayı Abdullah Gül'ü Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi Ulusalcılar tarafından ?son kalenin fethi? ve laik cumhuriyeti bir Ilımlı İslam devletine dönüştürme olarak algılanmıştır. Buna karşılık muhafazakâr demokratlar bu görevlendirmeyi milli iradenin tecellisi olarak görmüş ve AK Parti'nin zaferini devletle milletin barışması olarak kutlamışlardır.Bu tez, gücün ideolojisini yansıtan metinlerde egemen söylemi analiz etmiştir. Cumhuriyet, Milliyet ve Zaman gazetelerinin internet sitelerinden derlenen haber ve köşe yazılarında açık edilen ya da gizlenen ideolojiyi eleştirel söylem çözümlemesi kullanılarak yorumlamaya çalışmıştır. Gazetelerin ideolojik üretimi ve karşıtlıkları kurması, süreçte öne çıkan gelişmeler ve kavramlarla şekillenen temalarda çözümlenmiştir.Tez, medya söyleminin toplumdaki güç ve egemenlik ilişkilerini doğrulayıp, meşrulaştırıp yeniden ürettiği sonucuna varmıştır. Söylem bu ideolojik görevi, cumhuriyetçilik karşısında demokrasi, laiklik karşısında din, rejim tehdidi karşısında darbe tehdidi gibi kavramları kullanıp karşıtını (onları) tanımlayarak grup kimliğini (bizi) inşa etmek suretiyle gerçekleştirmiş ve toplumdaki kutuplaşmaları yeniden üretmiştir.
Türkiye'de muhafazakâr sağ ve kadın: MSP'den AK Parti'ye değişen siyasal panorama
Bu çalışmada Türkiye'de muhafazakâr sağ partilerin kadın politikasının MSP'den AK Parti'ye kadar olan muhafazakâr partiler üzerinden betimlenmesi ve AK Parti'nin konuyla ilgili politika ve uygulamalarının irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla sürdürülen çalışmada tarihsel ve betimsel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. MSP'den AK Parti'ye kadar geniş bir yelpazede yer alan siyasi partilerin kadın politikasının ele alındığı bu çalışmanın, kapsam ve metot bakımından toplumsal cinsiyet araştırmalarına önemli bir katkı sunması temenni edilmektedir. Bu amaç ve temenniyle hazırlanan çalışmada, öncelikle muhafazakâr siyasal düşünce, toplumsal cinsiyet ve feminizme değinilmiştir. Daha sonra Türkiye'de muhafazakârlık konusu ele alınarak, Türkiye'de muhafazakâr sağ partilerin kadın politikası irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar, MSP'den RP'ye kadar olan Milli Görüş partilerinin kadını "annelik" ve "eşlik" gibi geleneksel tarihsel rollere hapsederek; siyasi, ekonomik ve toplumsal hayatta erkekten sonra gelen bir statüye layık gördüğünü göstermektedir. RP döneminde ise, İslam'ın siyasallaşması ve Parti'nin seçmen desteğinin artmasında üstlendiği fedakâr rolden dolayı kadına kısmen değer verildiği; FP ve SP'de ise, kadın hakları ve kadının toplumsal statüsü üzerinde durulmakla birlikte bu alanda selefi Milli Görüş partilerini aşan bir gelişmenin kaydedilmediği tespit edilmiştir. Ancak AK Parti'nin başta siyasi meşruiyet kaygısıyla sarıldığı AB üyeliği hedefi ve liberal anlayışından dolayı kadının insan hakları, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve kadının kamusal alandaki görünürlüğünün artması konusunda ülkeye ciddi bir ivme kazandırdığı sonucuna erişilmiştir. Fakat siyasi rüşt ispatı kaygısının sona erdiği üçüncü iktidar döneminde, kadın politikası konusunda muhafazakâr demokratlıktan salt muhafazakârlığa bir geçişin olduğu görülmektedir.
Türkiye'de siyasal parti liderlerinin "Twitter" kullanma biçimleri üzerine bir inceleme: AKP-CHP-MHP-HDP örnekleri
Bu çalışma Türkiye'de siyasal parti liderlerinin sosyal medya "twitter" kullanma biçimleri üzerine bir inceleme, AKP, CHP, MHP ve HDP örnekleri araştırması kapsamında kullanılan nicel incelemeler üzerine bir değerlendirme içermektedir. Çalışmada, sosyal medya ortamlarından Twitter da Türkiye'de siyasi parti liderlerinin 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde Twitter kullanma biçimleri incelenmektedir. Bu amaçla Twitter da resmi hesaplar incelenmek üzere nicel içerik çözümlemesi yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde araştırmanın amacı, önemi, varsayımları, yöntemi, evreni, örneklemi incelenmiş, açıklanmaya çalışılmış, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimleri ele alınmış AKP, CHP, MHP ve HDP liderlerinin seçim süresinde Twitter paylaşımları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, iletişim, siyasal iletişim, siyasi parti, genel seçim
AKP' nin 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde uyguladığı siyasal iletişim faaliyetleri : Diyarbakır örneği
Bu tez, kuruluşundan kısa bir süre sonra siyasal iktidar erkine iki dönem üst üste sahip olan, halen tek başına iktidar partisi sıfatını koruyan, gerek oluşumu, gerek siyasal kimliği ve gerekse politikaları ile dikkat çeken Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP veya AK Parti) 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Diyarbakır örneği üzerinden siyasal iletişimde uyguladığı faaliyetleri incelemektedir. Tezin ilk bölümünde siyasal iletişim kavramıyla doğrudan ilgili olan, siyaset, iletişim, iletişimde ikna, motivasyon, siyasal seçimler ve siyasal iletişim yöntemleri olan; siyasal halkla ilişkiler, siyasal reklam, siyasal pazarlama, siyasal propaganda ile ilgili tanımlamalar yer almaktadır. Tezin ikinci bölümünde kamuoyu oluşumu ve oluşumunda etkili faktörler ile seçim kampanyalarında önemli hususlardan söz edilmiştir. Son bölümde ise; AKP'nin 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Diyarbakır'da uyguladığı faaliyetler, (her türlü yazılı, işitsel, görsel öğeler ile doğrudan ve dolaylı iletişim yöntemleri) yer almıştır.Anahtar Kelimeler: İletişim, Siyaset, Kamuoyu, Siyasal İletişim, Seçimler, AKP, Diyarbakır
Avrupa Birliği sürecinde iktidarın kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerinin halkla ilişkiler açısından değerlendirilmesi(Cumhuriyet,Hürriyet ve Yeni Şafak örneğinde)
Kamuoyunu bilgilendirme, demokratik sürecin sağlıklı işleyebilmesi açısından siyasal iktidarların, yürütülen eylem ve işlemlere ilişkin halkı bilgilendirmesi noktasında önem kazanır. Bu önem, Avrupa Birliği gibi ulusüstü oluşumlar tarafından işlenen yönetişim ve iyi yönetişim yaklaşımlarında da vurgulanmaktadır. Yönetişim ve iyi yönetişimin temel iddiası, yönetsel alanda idareci-halk arasındaki hiyerarşinin esnekleştirilerek `birlikte yönetme ideali'nin yaşama geçirilmesidir. Bu anlamda vatandaşın yönetim sürecine dâhil olması, yönetimde açıklık ve hesap verebilirlik ile yakından ilişkili görülmektedir. Yönetimde açıklık ve hesap verebilirlik de iktidarın kamuoyunu bilgilendirme faaliyetlerinin önemini ön plana çıkarır.Türkiye'nin 1959 yılında AET'ye yaptığı başvurunun ardından, 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile bugünkü Türkiye-AB ilişkileri resmi olarak başlamıştır. Siyasi ve ekonomik açıdan sağlayacağı faydalar zamanla AB üyeliğinin, hükümet programları ve siyasal seçim propagandaları marifetiyle sıkça kamuoyunun gündemine taşınması sonucunu doğurmuştur. Aday ülkenin mevcut hükümeti eliyle yürütülen Birlik ile ilişkiler, bir hükümet politikası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda AB ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi büyük önem kazanır.Türkiye'nin AB üyeliği kimi kaynaklarda temelleri Tanzimat'a dayandırılan, -Cumhuriyet dönemi siyasal ve ekonomik hayatına da büyük ölçüde etki eden- Batı yönelimli dış politika yaklaşımının bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'de 2002 yılında yapılan seçimle işbaşına gelen Ak Parti Hükümeti de Türkiye ve Birlik arasındaki diplomatik ilişkilerin yürütücüsü konumunda olmuştur. Bu dönemde 17 Aralık 2004 tarihinde Türkiye ile AB arasında müzakerelere başlanılması için tarih verilmiş; 3 Ekim 2005'te müzakerelere resmen başlama kararı alınmıştır. Bu gelişmeler sonucunda bir aday ülke olarak Türkiye, AB üyeliği konusunda çok ciddi resmi aşamalar kaydetmiştir.Ak Parti Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyelik süreci ile ilgili kamuoyunu bilgilendirmesi, siyasal iletişim sürecinin bir parçasıdır. İktidarın kamuoyunu bilgilendirmesi siyasal reklam, propaganda ve siyasal pazarlama gibi halkla ilişkileri de içeren yaklaşımları ön plana çıkarır. Bu yaklaşımlar siyasal iletişim sürecinin bir parçası olarak birbirine benzer unsurları içerirler. Halkla ilişkiler, benzer yaklaşımların aksine kamuoyunu bilgilendirme sürecinde, salt doğrunun aktarılmasını ve reklamveren ya da propagandayı yapandan çok; hedef kitlenin çıkarlarını ön planda tutar. Bu anlamda hükümetin Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin ulusal basına yansıyan söylemleri, kamuoyunu bilgilendirmede birer araç olarak işlev görürler.Anahtar Sözcükler1.Siyasal İktidar2.Kamuoyunu Bilgilendirme3.Ak Parti Hükümeti4.Halkla İlişkiler5.Basın
Ak Parti Dönemi Türkiye-AB müzakere süreci
?AK Parti Dönemi Türkiye-AB Müzakere Süreci? adlı yazımızın temelini, Türkiye-Avrupa Birliği müzakere süreci, bu süreç sonucunda Türkiye'nin AB karşısında üyelik durumu ve üyelik sonrası Türkiye'nin ve AB'nin kazanımlarından oluşturmaktadır. Avrupa Birliği'nin hangi süreçlerden geçerek bugünkü durumuna ulaştığını anlatmak suretiyle ilk olarak Avrupa Birliği'nin tarihsel gelişimi, AB'nin bünyesinde oluşturulan kurumları ve AB'nin yasal çerçevesi değerlendirildikten sonra ise Türkiye-AB ilişkilerinin başlangıcı olan 1959 yılı ve ardından gelen Ankara Antlaşması'ndan başlayarak müzakere sürecine kadar olan devre anlatıldı. Brüksel Zirvesi'nde alınan kararla birlikte müzakerelerin başlaması sonucu yazımızın ana konusu olan müzakere süreci ele alınarak bu bağlamda süreç içerisinde kabul edilen Müzakere Çerçeve Belgesi başlığı altında müzakerenin ilkeleri, esasları, usulleri yazıldı ve daha sonra müzakere usullerinin aşamaları Türkiye açısından ayrıntılı olarak incelendi. AK Parti döneminde yapılan reformları ve uyum paketlerini anlattıktan sonra hem Kopenhag Kriterleri açısından hem de yükümlülükleri üstlenebilme yeteneği açısından Türkiye tarafından ulaşılan noktalara kısaca değinildi. Müzakere başlıklarındaki son durumları belirttikten sonra Türkiye'nin AB yolunda bundan sonra hangi adımları izleyeceğini anlatan Türkiye'nin AB stratejisi adlı konu ele alındı. Ortaklığın kurumsal araçları, Türkiye'de AB'nin yapılanması ve müzakere sürecinin kurumsal yapısı anlatıldıktan sonra sonuç kısmına ulaşıldı. Sonuç kısmında ise Türkiye'nin AB karşısında tam üyelik durumu ve AB'ne üye devlet olması halinde Türkiye'nin ve AB'nin kazanımlarını değerlendireceğiz.Anahtar SözcüklerAvrupa, Kurumlar, Antlaşmalar, Ankara, Gümrük, AK Parti, Müzakere, Uyum Paketleri.
AK Parti dönemi Türkiye-Almanya ilişkileri
Geçmişten günümüze, gerek Osmanlı imparatorluğu gerekse Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde Almanya ile olan ilişkilerimiz zaman zaman durgunluk gösterse de her zaman üst düzeyde seyretmiştir.1914-1918 yılları arasında gerçekleşen birinci dünya savaşında Almanya ve Türkiye İttifak Devletleri adı altında aynı safta yer almıştır. Savaş sonunda Almanya nın yenilmesi ve Alman ordularının teslim olmasıyla birlikte Osmanlı imparatorluğu da yenik kabul edilmiştir. Savaş sonrasında Almanya itiraf devletleri ile Versay Anlaşmasını, Osmanlı İmparatorluğu ise 30 Ekim 1918 yılında önce Mondros Ateşkes Anlaşmasını daha sonra 1920 yılında Sevr Barış Anlaşmasını imzalamıştır. Fakat 19 Mayıs 1919 yılında Mustafa Kemal'in Samsuna çıkarak yaktığı bağımsızlık ateşi sonucu 23 Nisan 1920'de Ankara da bir meclis açılmış, bu meclis Sevr Barış Anlaşmasını kabul etmediğini bildirmiştir. 24 Temmuz 1923 yılında itilaf devletleri ile büyük millet meclisi arasında Lozan Barış Anlaşması imzalanmış ve bu anlaşma ile birlikte Osmanlı İmparatorluğunun yerine Türkiye Devleti`nin kuruluşu dünya tarafından kabul edilmiştir. 29 Ekim 1923 yılında cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türkiye Devleti, Türkiye Cumhuriyeti ismini almış ve bu tarihten itibaren Türk dış politikasını Mustafa Kemal in `Yurtta barış dünyada barış' sözü çerçevesinde yürütmüştür.1923 yılından İkinci Dünya Savaşının başladığı 1939 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya ilişkileri iyi yolda seyretmiştir. 1939 yılında başlayıp 1945 yılında sona eren ve tüm dünyayı kana bulayan İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye cumhuriyeti tarafsız kalmayı başarmış, bu tarafsızlığı sağlarken de Almanya ile ilişkilerini hiçbir zaman bozmamıştır.İkinci dünya savaşından da yenik çıkan ve topraklarının bir kısmını demir perde sınırları içerisinde bırakan Almanya ihtiyaç duyduğu işgücü ihtiyacını karşılamak için Göç Yasası çıkarmıştır. Çıkarmış olduğu bu göç yasası Türkiye Cumhuriyeti'nden Almanya hızlı bir şekilde insan transferini sağlamıştır. Bugün nüfusu iki milyonu bulan ve büyük bir kısmı artık Alman vatandaşı olan yurttaşlarımız, Alman ekonomisinin dinamikleri açısından itici bir güç konumundadır. Bugün Almanya'da siyasetten spora sanattan edebiyata kadar pek çok Türk adından söz ettirmektedir. Alman Parlamentosu'nda Türk milletvekilleri Alman milli takımlarında Türk sporcular başarılarıyla kendilerinden söz ettirmektedirler.Günümüzde Almanya güçlü ekonomisi, nüfusu aktif siyaseti ile dünyanın güçlü ülkeleri arasında yerini almış, AB'nin lider ülkesi konumuna gelmiştir.Almanya ile yüzyıllardır devam eden dostane ilişkilerimize rağmen Almanya'nın Türkiye de faaliyet gösteren zararlı organizmalara desteğini sürdürmektedir. Özellikle PKK terör örgütüne verdiği destek, Türkiye de sahip olduğu vakıf ve derneklerle yasadışı faaliyetlerde bulunması, ülkede Türklere karşı zaman zaman ırkçı faaliyetlerin baş göstermesi ve entegrasyon adı altında asimilasyon faaliyetlerinde bulunması Türkiye cumhuriyeti tarafından kaygı ile izlenmektedir.Türkiye de ise 2001 ekonomik krizi sonrası yapılan 3 Kasım 2002 seçimleri ile iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi ile başta ekonomik olmak üzere birçok zorun çözülmeye çalışırmış, Avrupa birliğine tam üyelik için çalışmalar sürdürülmüş, bu çerçevede Avrupa birliği uyum yasaları çıkarılmış bu faaliyetler ile bölgede güç sahibi olmaya çalışılmıştır.Hazırlanan bu çalışmada; dış politikanın temel yapısı ve Türkiye cumhuriyetinin dış politika dinamikleri, Almanya ve Almanya ile olan ilişkilerin tarihsel süreci incelenmiş, sonrasında AK Parti döneminde Almanya ile olan ilişkilerin mevcut durumu, yaşanan karşılıklı ilişkiler ve izlenen siyaset açıklanmış, mevcut ilişkilerin geliştirilmesi ve Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesinde Almanya ile oluşturulması gereken politikalar incelenmiştir.
Türkiye'de ulusal kimlik-din ilişkisi "AK Parti'nin ulusal kimlik vizyonunda İslam"
Kimlik toplumsal bir kavramdır. Bireyler kimlikle kendi varlıklarının farkına varırlar. Kimlik oluşturulurken tarih, dil ve din gibi unsurlardan yararlanılmıştır. Bireylerin ortak bir amaç etrafında bir araya gelmesi ile toplum oluşturulur ve toplum ortak bir toprak parçası üzerinde devleti kurarlar. Bu kurulan devlet kendine farklı kimlikler oluşturur. Türkiye'de her dönem farklı bir kimlik arayışı içine girilmiş ve değişik kimlikler oluşturulup kullanılmıştır. Devletler kendilerine ulusal kimlik oluştururlar ve bu kimlik sağlam ve güçlü olmalıdır. Çünkü uluslararası alanda devletin güçlü bir yapısı olmasını sağlar. Osmanlı Devleti'nde ve Türkiye'de farklı kimlikler kullanılmıştır. Din toplumsal bir olgudur. Din olmadan toplum oluşturulamaz. İnsanlar bir dinden vazgeçerlerse yerine kendilerine uygun yeni din seçerler ve onun kurallarına uyarlar. İslam dini Araplara gelmiş ve birçok devlete yayılmıştır. Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti'nde görülmüştür. En parlak dönemi Osmanlı Devleti'nde olmuştur. Türkiye'de din dönemlere göre değişmiştir. Tek partili dönemde laiklik uygulanmış ve din dışlanmıştır. 1950 ve 1980 yıllarından sonra din yükselişe geçmiştir. 2002 yılında din yükselişe geçerek, dini özgürlükler artmıştır. Din ulusal kimlik içinde yer almıştır yani ulusal kimlik olarak kullanılmıştır. AK Parti Fazilet Partisi'nin içinden çıkan kişiler tarafından kurulup 2002 yılında seçimleri kazanmıştır. AK Parti 2002 yılından bu döneme kadar iktidar olmuştur. AK Parti kendine, muhafazakâr demokrat kimliğini oluşturmuş. Bu muhafazakâr demokrat kimliğinin içine İslam'ı alarak tüm halkı bir araya getirmeye çalışmıştır. AK Parti ulusal kimlik oluştururken tarihi, kültürü ve vatan unsurlarını kullanarak yapmış ve bu tarihi kültürel unsurlar yeniden ortaya çıkmıştır. Ulusal kimliği İslam üzerinden oluşturmaya çalışmıştır. AK Parti Osmanlı geçmişini ve İslam'ı ulusal kimlik içine almış ve uygulamaya koymuş. Dış politikada bu kavramları kullanarak ulusal kimlik üzerinden dış politika yürütülmüştür. İslam bu dönemde ulusal kimlik olarak kullanılmıştır. Bu kimlik dış politikada iyi ilişkiler ve ticaret yapmak için kullanılmıştır.