Adalet ve Kalkınma Party
191 theses under this subject heading
Ak Parti: Siyasal iletişim strateji ve uygulamalar
Günümüzde siyasal iletişim stratejileri yadsınamayacak bir öneme sahiptir ve hükümetlerin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bunun nedeni demokratik sisteme geçilmesi ile birlikte siyasi figürler tarafından uygulayacakları politika ve projelerin halk tarafından onaylanmasına ve kabul görmesine gereksinim duymalarıdır. Ancak halktan aldığı onay ve kabul ile iktidarda varlığını sürdürebilecek olan siyasi figürler, kamuoyunu etkisi altına almak için çeşitli yöntemler uygulamaktadır. Siyasal iletişim kavramı da bu metotlardan biri olarak hedef kitlenin beğenisini ve onayını kazanmak için siyasetçiler tarafından bilinçli bir şekilde hazırlanan iletişim biçimidir. Bu tez çalışmasında Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu siyasi figürlerin 2002 – 2018 yılları arasında beş ayrı iktidar döneminde ifade ettiği söylemler incelenmiştir. Buna göre her döneme ait farklı tema ve konuların ön plana çıktığı sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Siyasal İletişim, Adalet ve Kalkınma Partisi, 15 Temmuz, Ekonomik Kriz, FETÖ.
Etnik pazarlamanın siyasal iletişimde kullanımı: 2015 genel seçimlerinde AK parti ve HDP kampanyalarının karşılaştırılması
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması ile birlikte etnik grupların nüfus oranlarında da artış meydana gelmiştir. Teknolojinin de hızlı gelişimiyle iletişim, haberleşme, ulaşım, eğitim gibi hayatın birçok alanında meydana gelen değişimler ile birlikte insanların ihtiyaçları çeşitlenmiş ve pazarlama kavramı da önemini artırmıştır. Pazarlama anlayışı geliştikçe farklı stratejiler ortaya çıkmıştır. Siyasal pazarlama ve buna bağlı olarak etnik pazarlama kavramı kendisini göstermeye başlamıştır. İlk olarak ticari manada ortaya çıkan etnik pazarlama, siyasal pazarlama ile birlikte seçim kampanyalarında kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle, etnik grupların yoğun olduğu toplumlarda etnik pazarlama da yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye'de iktidar partisi olan AK Parti ve Kürtleri temsil ettiğini iddia eden HDP, 2015 genel seçimlerinde yoğun bir şekilde Kürt seçmene karşı etnik pazarlama stratejileri kullanarak, seçim sonuçlarında başarıya ulaşmaya çalışmışlardır. Bu çalışma, siyasal iletişim bağlamında seçim kampanyalarının içerisinde etnik pazarlama kullanımını göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda, etnik pazarlamanın siyasette kullanılmasıyla birlikte seçmenlerin "oy verme" davranışları üzerinde nasıl bir etki yarattığına dikkat çekilmiştir.
2015 Azerbaycan ve Türkiye seçim kampanyalarında kadın kimliği üzerine bir araştırma: Adalet ve Kalkınma Partisi ve Yeni Azerbaycan Partisi örneği
Teknolojik çağda yaşamımızın bir çok avantajı olduğu herkes tarafından kabul edilir bir gerçektir. Özellikle internet ve sosyal medyanın her yerde karşımıza çıkması bu durumu kanıtlar niteliktedir. Değişen bu düzeye ayak uydurmak ve rekabet ortamından başarılı bir şekilde çıkmak kurum ve kuruluşlar için önemli bir etkendir. En iyi yönetim biçimi olarak bilinen ve toplumun tüm bireylerine cinsiyet ayrımı yapmaksızın, eşit hakların tanınması gerektiğini savunan demokrasinin en önemli ünitelerinden birisi siyasal partilerdir. Siyasal partiler bir ülkenin kalkınmasında veya tam tersi çökmesinde önemli bir etken olarak bilinmektedir; bir siyasal parti bir ülkenin imajıdır ve faaliyette bulunduğu ülkenin durumu onun sorumluluğundadır. Doğal olarak, bir ülkedeki demokrasi şartlarının yerine getirilmesi, özellikle iktidarda bulunan siyasal partinin üzerine düşmektedir. Bu çalışmada AKP ve YAP partilerinin 1 Kasım 2015 tarihinde, Azerbaycan ve Türkiye'de gerçekleştirilen genel seçimlerde kadınlara ve kadın milletvekili adaylarına yönelik kampanya ve çalışmaları, ayrıca her iki partinin kadın kollarının kadınların siyasal katılımına yönelik ne gibi çalışmalar yaptığı araştırılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle AKP Kadın Kolları ve YAP Kadın Kolları yetkilileri ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen mülakatlar sonucunda, kadın kollarının amacı, genel olarak, seçimler zamanı partilere oy verilmesinde kadınların desteğini kazanmak ve görevli oldukları partilerin toplumda olumlu imajını oluşturmak olduğu görülmüştür. Ayrıca, 1 Kasım 2015 genel seçimleri döneminde basında kadınlara yönelik yer alan haberler analiz edilmiştir. Aynı zamanda, kadınların siyasal katılımındaki engelleri belirlemek amacıyla, her iki ülkeden toplamda 400 kişinin katıldığı online anket çalışması yapılmıştır. Anketin sonucunda, siyasal katılımdaki engeller, kadınların ekonomik özgürlüğünün olmaması, eğitim durumunun düşük olması, kadınların aile sorumlulukları, toplum tarafından siyasetin kadın işi olmaması düşüncesi gibi engellerin olması belirlenmiştir.
AKP'nin neoliberal bağlamında kadın istihdam politikasının medyaya yansıması
Dünyada hızla yükselen neoliberal süreç ülkemizde 1980 'li yıllarla birlikte başlamış ve bununla beraber, bu dönemde ılımcı-islamcı kesimin postmodern dünya algısı ve küreselleşmeye duyduğu sempati de daha fazla anlam kazanmaya başlamıştır. Bu bağlamda Adalet ve Kalkınma Partisi zinde bir aktör olarak ortaya çıkmıştır. AKP liberallerin desteğini almış ve diğer yandan neoliberalizmi tüm gücüyle hayata geçirmeye çalışmıştır. Sağlıktan özelleştirmeye, yeni şirketlerin hızla el değiştirmesi ve sosyal güvenlik kazanımlarının tasfiye edilmesine dek uzanan bir sürecin ana aktörü olarak siyasette yer almıştır. Pek çok sosyal düzenlemenin yapıldığı bu dönemde AKP 'nin çıkarmış olduğu Kadın İsdihdam Paketi bu çalışmanın ana temasını oluşturmaktadır. Seçim sonuçları değerlendirildiğinde Türkiye'de yaklaşık %50'lik bir başarı grafiği yakalayan bir partinin oy verenlerinin neredeyse yarısının kadın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda araştırmada, "AKP'nin Neoliberal Politikaları Bağlamında Kadın İstihdam Politikası ve Medyaya Yansımaları" başlığı doğrultusunda; AKP'nin neoliberal politikalarının analiz edilmesi çerçevesinde, kadın istihdam politikasına yönelik yasal düzenlemelerin ortaya konulması ve bu düzenlemelerin çalışan kadınlar tarafından nasıl değerlendirildiğinin bulunmasına yönelik bir çalışmadır.
Soğuk savaş sonrası dönemde Türk dış politikasında süreklilik ve değişim: Türkiye'nin orta doğu politikası bağlamında bir değerlendirme
Soğuk Savaş'ın sonlanmasının uluslararası politikada yol açtığı gelişmelerin içinde devletlerin dış politikalarındaki değişim dikkate değerdir. Soğuk Savaş süresince iki kutupluluğun ve iç sosyo-ekonomik faktörlerin sınırlamasında belirlenen ve uygulanan Türk dış politikasında da son çeyrek asır, özellikle Ak Parti'nin iktidar olduğu 2002 sonrası 20 yıllık dönem, yaşanan değişimin kapsamı, derecesi ve yönü açısından oldukça tartışmalıdır. Bu bağlamda tez çalışmasında, "Soğuk Savaş sonrası Türk dış politikasında kapsamlı değişim olup olmadığı, varsa içerik ve derecesinin ne olduğu?" sorusu Orta Doğu'ya yönelik bir incelemeyle yanıtlanmaya çalışılmaktadır. Çalışmada dış politika değişim modellerinden "Kontrol Listesi Modeli" esas alınarak toplanan veriler ve literatür incelemesi bulguları analiz edilerek sonuçlar çıkarılmıştır. İncelemenin bulguları; Soğuk Savaş sonrası dönemde Türk dış politikasında süreklilik ve değişimin bir arada bulunduğunu, Ak Parti'nin iktidar dönemlerinden, 2002-2007 arasında ufak ayarlamaların, 2007-2011 arasında program değişikliğinin, 2011 sonrası ise hedef değişikliğinin belirgin olduğunu, tam anlamıyla bir eksen kayması/uluslararası yönelim değişikliğinin ise gerçekleşmediğini desteklemektedir.
What is behind the rise of Neo-Ottomanism in Turkish foreign policy in the last two decades?
This thesis paper aims to explain the rise of Neo-Ottomanism as an adopted foreign policy under the two-decade long rule of Justice and Development Party aka AKP by using a sociological framework (Center-Periphery relations) provided by the late Turkish scholar Serif Mardin. Originally, the framework was employed to explain the relationship between the center and the periphery in Turkish history. Mardin (1973) believes that since the 18th century, Ottoman center struggled to align its policies with the demands of the periphery, and this extends to different periods of history. In some periods a cooperative relationship between both center and periphery was witnessed, while in others, periphery saw the center as a totally different entity with different cultural values. While Mardin (1973) ends his formulation of the center-periphery relations framework by explaining the events of the 1960's coup and the execution of Menderes, this paper aims to extend the discussion to the rise of AKP to power in 2002 and explain how the periphery's political aspirations paved the way to shift foreign policy to what is known as Neo-Ottomanism under AKP's rule. Many have tried to explain the emergence of Neo-Ottomanism by going back to the domestic developments in Turkey during the 2000s such as the economical aspect, party politics, Turkish Nationalism and Europeanization. Some other fellow scholars even argue that there is no such thing as Neo-Ottomanism but rather it is a Sunni-Islamist ideology that runs Turkey's foreign policy. It is the objective of this paper to explain the concept of Neo-Ottomanism by primarily referring to Serif Mardin's Center-periphery relations theory as the main factor in emergence of such a concept and give a clear understanding and definition of Neo-Ottomanism by pointing out Turkey's foreign policy attitude under the AKP government. Therefore, the main argument of this paper will be proving the relevancy of Neo-Ottomanism and the 'Periphery' concept of Serif Mardin. In doing so, the three elements of Democracy, Political Polarization and Cultural difference will be utilized in determining how good the relationship between the center and the periphery is and how today those segments of society influence one another.
Turkey's relations with the Iraqi and Syrian Kurds: A comparative approach
This thesis examines the striking variance in Turkish foreign policy towards the Iraqi and Syrian Kurds between 2011 and 2017, during the Syrian civil war. It explains the difference in Turkish foreign policy by focusing on the impact of socially constructed identities on actor behavior with the guidance of Lene Hansen's discursive research model. This thesis argues that constructed identities, as the foundation and product of foreign policy, have a major role in shaping the difference in the incumbent Justice and Development Party's (AKP) foreign policy practices towards the Kurdistan Regional Government (KRG) and the Democratic Union Party (PYD), as well as its armed wing People's Protection Units (YPG). Although both the KRG and the PYD/YPG are pro-Kurdish political formations, the AKP government pursued an alliance with the former from 2007 onwards, while it identified the latter as a national security threat. This thesis uses discourse analysis to inspect the tripartite relationship of these actors from the perspective of identity theory.
Türkiye'de muhafazakâr partilerde kadın örgütlenmesi ve kadınların siyasal süreçlere katılımı (Van Ak Parti kadın kolları örneği)
Türkiye'de kadınların demokrasinin gereği olarak siyasal süreçlere katılımı aktif bir şekilde sağlamaları tedricen mümkün olabilmiştir. 1980'lerden sonra çeşitlenen kadın hareketleri kadın mücadelesini daha da anlamlı kılmıştır. Özellikle İslamcılığın gelişimi ile beraber RP'nde; 2000'lerden sonra muhafazakâr bir parti olan Ak Parti'de kadın örgütlenmesi iktidar mücadelesinde kilit rol oynamıştır. Kadın örgütlenmesinin örneklerinden biri olan Kadın Kolları/Komisyonları kadınların siyasal katılımını ne ölçüde arttırdığı, aktif eylemleri gerçekleştirecekleri bir zemini sağlayıp sağlamadığı tartışma konusudur. Siyasal katılım konusunda hukuki iyileştirmeler yapılması yeterli midir yeterli değilse aktif siyasal eylemlere kadınların dahil olmasının nasıl mümkün olabileceği çözümlenmelidir. Toplumsal veya siyasal kültürden kaynaklı kadınların ikincil konuma itilmesi siyasal başarılarının önünde engel olacağından siyasi rekabet sürecinde kadınlar temsil ve yönetme yetkisini elde etmek, karar mekanizmalarında bulunmak için pek çok zorlukla mücadele etmektedir.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında Türk dış politikasında yumuşak güç uygulamaları
Güç kavramı gerek Siyaset Bilimi'nin gerekse Uluslararası İlişkiler'in merkezindeki bir kavramdır. Siyasette gücün dönüşümü sonucunda ortaya çıkmış olan yumuşak güç kavramı ve buna getirilen eleştirilere de bakılmış ve Ak Parti dönemindeki yumuşak güç uygulamaları önemli bir çalışma alanı olarak görülmüştür. Çalışmada; eksen kayması tartışmaları da dikkate alınarak, Afrika'ya yönelik faaliyetlerin analiziyle araştırmaya sınır kazandırılmış ve özgün sonuçların elde edilmesi sağlanmıştır. Çalışmanın temel savı; Ak Parti'nin yumuşak güç uygulamaları olarak nitelendirilen faaliyetleri, Afrika örneğinde incelendiğinde bu coğrafya ile geliştirilen ilişkiler, değişen dünya konjonktürü ve düzeni sonrasında ortaya konulan çok yönlü bir dış politika tercihinin sonucudur. Türkiye'nin dış politikadaki uygulamaları, yaklaşımı ve diğer aktörlerin tarihi süreçteki ve günümüzdeki uygulamaları dikkate alınarak yumuşak güç kavramı irdelenmiştir. Literatür taraması sonrası, yumuşak güç kavramının, bazı aktörlerin kıtaya karşı gösterdiği sömürgeci anlayışın devamında gelişen, bu anlayışın günümüzde form değiştirmiş hali olduğu düşünülmüştür. Türkiye'nin ilişkilerde kullandığı dil ve uygulamalarının içeriğinin ise farklı özellikler taşıdığı görülmüştür. Bu tespit sonrasında, Türkiye'nin yaklaşımını karşılayacak, adaptif güç olarak tanımlanan farklı bir güç tanımlaması önerilmiştir. İlk bölümünde araştırmanın problemi ve yöntemi, ikinci bölümde, güç ve çeşitleri ele alınarak teorik çerçeve oluşturulmuştur. Üçüncü bölümünde Türk dış politikası dönemlere ayrılarak incelenmiş, genel özellikleri belirlenmiştir. Dördüncü ve Beşinci bölümde ise, söz konusu dönemdeki yumuşak güç uygulamaları ve Afrika örneklemi üzerindeki uygulamalar analiz edilmiştir. Tez çalışması, "Değerlendirme ve Sonuç" kısmı ile tamamlanmıştır.
Concentration of executive power and government responsiveness: examining pledge-policy congruence under the Justice and Development Party (AKP) rule
The main purpose of this thesis is to shed light upon the effect of institutional change on the responsiveness of an elected government to its electoral mandate. Examining pledge-policy congruence across policy domains, it is intended to elucidate how agenda congruence between proposed electoral pledges and subsequent government actions varies under different institutional arrangements. In order to do so, this thesis focuses on periods of the governing Justice and Development Party (Adalet ve Kalkınma Partisi, AKP) covering approximately six legislative tenures over more than twenty years. Using a novel data set, it is found that excessive dominance of the executive power in the hands of a popularly elected president decreases government incentive to respond to its electoral mandates between elections.
2015 sonrası kadınların başörtüsünü çıkarma pratikleri üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, 2015 sonrasında kadınların başörtüsünü çıkarma pratiklerini sosyolojik ve siyasi boyutlarıyla değerlendirmektir. Literatürde bedensel özgürlük bağlamında değerlendirilen başörtüsüzleşme eyleminin ağırlıklı olarak bedensel bir okuma üzerinden ele alındığı görülmektedir. Bu tez çalışması, başörtüsü çıkarma süreci ve eylemini bir siyasal pratik olarak farklı perspektiflerden okumanın mümkün olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır. Nitekim bu çalışma, başörtüsü çıkarma sürecini, kadın ve beden ilişkisi bağlamında; bu meselenin içindeki siyasi eylemlilik ve siyasi özgürleşme gibi çeşitli yönleri de dikkate alarak bir değerlendirme yapmaya çalışması açısından literatüre katkı sunmaktadır. Bu çalışmanın temel iddiası, 2015 sonrası başörtüsünü çıkartan kadınların bu tercihinde, sosyal hayatta AKP'nin politikalarının sorumlusu olarak algılanma ve etiketlenme üzerinden AKP'nin etkisinin olduğudur. Bu çerçevede, bu sürecin toplumsal ve siyasi bir arka planı olduğu ve kadın-beden ilişkisi üzerinden siyasi bir özgürleşme eylemi olarak da okunabileceği iddia edilmektedir. Çalışmanın saha araştırması kısmında derinlikli mülakat yöntemiyle başörtüsünü çıkartan kadınların birincil dereceden ifadeleri doğrultusunda başörtüsüzleşme tercihi ile AKP'li algılanma/etiketlenme arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde; araştırmanın konusu, amacı ve metoduna yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise başörtüsü kuramsal ve kavramsal bağlamda ele alınmıştır. Başörtüsüzleşme, bedensel özgürlük, siyasi özgürlük gibi kavramlar ve başörtülü kadınlar için ifade ettiği anlamlarla başörtüsü tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Geç Osmanlı Dönemi'nde modernleşme hareketlerinin başladığı zamandan AKP dönemine kadarki süreçte; başörtüsüne toplumsal olarak yüklenen anlamların, Türkiye siyasi konjonktüründe siyasi erklerle ilişkilenmesi değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, AKP'nin başörtüsüyle olan ilişkisi; başörtüsü yasağının kaldırılması ve AKP'nin bu süreçteki duruşu ve Türk siyasi hayatındaki politik konumlanması siyasi olaylar temelinde ele alınmıştır. Beşinci bölümde ise saha çalışmasından elde edilen veriler doğrultusunda AKP'nin, toplumda algılandığı otoriter kimliğiyle ilişkilendirilmekten rahatsızlık duyan kadınların siyasi olarak AKP'den ayrışma ve özgürleşme motivasyonuyla başörtüsünü çıkartmaları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak 2015 sonrası başörtüsünü çıkartan kadınların, başörtüsünü bir siyasi gösteren olarak tanımladıkları ve AKP'li algılanmak/etiketlenmek istemediklerinden ötürü başörtüsünü çıkardıkları, kadınların kişisel deneyim aktarımları doğrultusunda anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Başörtüsü, AKP, siyasi özgürleşme, otoriterleşme
İdeal vatandaş tasavvurunun inşasında politik iletişimin rolü: Adalet ve Kalkınma Partisi 2023 vizyonu örneği
Devlet olgusu, Antik Yunan'dan günümüze kadar sorgulanmış ve halen de sorgulanan bir konudur. Dolayısıyla devletin doğası, gelişimi ve geleceği üzerine birçok düşünür ve teorisyen fikir yürütmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de iktidarın ve siyasal hayatın değişimi mevcuttur. Devletin tarihsel süreç içerisindeki tahavvül süreci eş zamanlı olarak yurttaşlık kavramının da dönüşümüne neden olmuştur. Devlete bağlılığın devletin meşruiyeti açısından önem taşıması, devletlerin kendi ideal vatandaşlarını yaratma mücadelesine girişmesine neden olmaktadır. Bu çalışmada, devletin mevcudiyeti ve fiiliyatına ilişkin temel kavramlar, tanımlar ve tartışmalar Antik Yunan'dan modern devletler sürecine kadar incelenecektir. Bu bağlamda tecessüm eden yurttaşlık ve vatandaşlığa ilişkin değişimler de Avrupa ve Türkiye tarihi ile birlikte ele alınacaktır. Ayrıca devletlerin ideal vatandaş tasavvurunda etkili bir yol olarak seçtikleri politik iletişim kavramı ve Türkiye'deki örnekleri ele alınacaktır. Çalışmanın araştırma kısmında ise, Türkiye'de son yıllarda yaratılmak istenen ideal vatandaş tasavvurunu ele almak amacıyla, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2023 vizyonu ile ilgili, Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Cumhuriyet gazetelerin çevrimiçi versiyonlarında yer alan 240 haberi içerik analizi yöntemi ile incelenecektir.
Türkiye'de gençlerin siyasete katılımı: Parti gençlik kolları örneğinde bir inceleme
Temsili demokrasilerde, siyasal partilerin örgütsel yapılarındaki en önemli unsurlardan biri üyelerdir. Siyasi sistem ve partilere göre üyeliğin niteliği farklılaşsa da üyeler, partilerin hazır kıtalarıdır. Partilerin altın çağını yaşadıkları dönemde, üyelerin siyasi mesaileri sayesinde partilerle toplum arasındaki organik ilişkiler hep güçlü olmuştur. Fakat, çeyrek asırdan beri özellikle Batı Avrupa demokrasilerinde siyasi partilerin bir gerileme sürecine girdiğine tanıklık etmekteyiz. Bu veri durumun başlıca kanıtlarından biri, partilere üye olmanın cazibesini süratle yitirmesidir. Türkiye'de de 1990'ların ikinci yarısından itibaren parti üyeliği eski anlam ve önemini yitirmeye başlamıştır. Parti üyeliği mefhumunda genç üyelerin durumu ve en çok oyu alan iki partinin İzmir'deki gençlik örgütlerinde gençlerin parti üyeliği aktivizmlerinin hangi örüntülerde kristalleşmekte olduğu soruları bu çalışmanın temel sorunsalıdır. İzmir'de gençlik ve siyaset ilişkisi, gençliğin politikaya katılım boyutları, partilerin genç üyelerinin politik aktivizmleri, partilerde gençlik organizasyonlarının hukuki durumu ele alınmış ve ilgili sorunsalların Almanya örneği ile karşılaştırması üzerinden mesele uluslararası bir düzleme oturtulmuştur. Siyasal katılım ve parti üyeliği aktivizmi çatısında gençliğin siyasete parti üyeliği aracılığı ile katılımı boyutuyla meselenin teorik altyapısı oluşturulmuş ve ikinci bölümde partilerin gençlik teşkilatları hukuki ve kurumsal altyapıları ile birlikte ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Almanya örneğinde Alman Meclisinde temsil edilen siyasi partilerin gençlik örgütleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde anket sonuçları her iki partinin de üyelerini kapsayacak biçimde yansıtıldıktan sonra partiler özelinde ayrı ayrı analiz edilip değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise, İzmir'de iki parti gençliğinin siyasal katılımının söylem ve eylem boyutunda literatürde belirlenmiş ve ortaya konulmuş sorun boyutları ve motivasyonlarına ilişkin uyum ve uyumsuzlukları saptanmış ve saptanan uyumsuzlukların gelecekte alabileceği hallere dair fikirler öne sürülmüştür. Anahtar Kelimeler: siyasi parti, gençlik kolları, parti üyeliği, CHP, AK Parti, siyasal katılım, Almanya Siyasi Partileri, JUSOS, Junge Union, Linksjugend Solid, Grüne Jugend, İzmir.
The Turkish health system in transition: Family planning in the case of Istanbul
This thesis focuses on the institutional history of family planning in Turkey and the ways in which it was shaped as part of larger official, international and academic discourses. The thesis provides a historical background on the period starting with the end of the 1960s and coming up to 2012, but it specifically focuses on the changes that took place after the transition in the health system in 2003 until March 2012. Family planning has been used for different purposes under changing socio-economic circumstances from the establishment of the Turkish Republic until the present day. The state policy has utilized family planning for promoting reproduction, thus maintaining a certain population growth in the early decades of the Republic, while the emphasis has changed over time from a pronatalist policy to anti-natalist policy making, especially after the 1960s. In the 1960s mainly the developmentalist perspective and Neo-Malthusian approach were dominant in policy-making. To the developmentalist approach, demographic concerns such as uncontrolled population growth, urbanization, and immigration were added during the 1970s. When the 1980s arrived, the concern with health moved to the center in the family planning. In the 1990s, the rise of human rights discourse on the global scale caused reproductive health to gain further importance. Family planning began to be conceived as a part of reproductive health. In neither of these periods were feminist sensitivities and gender specific considerations not granted their due importance. During the first decade of the 2000s, the emphasis on family planning declined in the state discourse. This was a result of the transformation in the health system initiated by the AKP regime, characterized by a neoliberal attitude to health services, in accordance with the world-wide trends.
Türk İslamcılığında sosyal adalet söyleminin evrimi ve anti-kapitalist Müslümanlar
The thesis examines social justice discourse of Turkish Islamism and emergence of an anti-capitalist Muslim politics in Turkey. It looks at discourses of the Islamist parties and Islamist leaders in Turkey from 1970s to today. The research was primarily based on books of Islamist thinkers and politicians, speakings of Islamist leaders and interviews of some anti-capitalist Muslims. Additionally, articles about Islamist movement and newspaper reports were used. The conclusions reached were that the rising inequality among Muslims and AKP?s power which is neo-Islamist made an anti-capitalist Muslim politics become possible in Turkey and an Islamic liberation theology which is based on social justice discourse in Islam emerged.
Türk dış politikasında fikirlerin rolü: AKP-Davutoğlu paradigması ve 2002 yılından sonraki rolü
This dissertation posits that ideas had a role in explaining change in Turkish foreign policy during the Justice and Development Party (JDP) era. It is argued this ideational change not only altered policy goals and instruments, but also the nature of Turkish foreign policy as a whole. The assumption is that the political flux and the government's political choice gave leeway to Davutoğlu's ideas to embody the emergent JDP- Davutoğlu paradigm. A twofold theoretical framework is applied first to extract the role of ideas, second to depict the paradigmatic change. To that end, the dissertation brings in the traditional bureaucratic paradigm as a null hypothesis, which has survived the post-Cold War era through a laborious process of adjustment and overcoming anomalies under bureaucratic stewardship. Early on, the JDP developed a dual approach in foreign policy, embracing status quo and change at the same time. This was seen both as a secure and expedient way to build a power base for the incumbent government. The JDP's early term accommodationist approach went hand-in-hand with an urgent need for new ideas to realize its self-declared transformative agenda. Davutoğlu's ideas supplied this demand, which later on laid the groundwork for a gradual paradigmatic shift. The emerging paradigm got steam under the JDP's political aegis. When Davutoğlu was appointed as the Minister of Foreign Affairs, the JDP-Davutoğlu paradigm has already been operative. His appointment essentially pointed to a move towards its institutionalization. Yet this was not merely a "Davutoğlu affair." It also reflected political, bureaucratic and institutional changes within the Turkish polity. Despite growing anomalies, the overall response of Turkish foreign policy to the regional upheaval after 2011 has been shaped by adjustments within the parameters of the evolving paradigm.
The dilemma of amnesty politics in the AKP era: Balancing the questions of legitimacy and instrumentality
The Ankara Bar Association Human Rights Commission (Ankara Barosu İnsan Hakları Komisyonu) underlines that 158 amnesties in total, except for the 1999 Conditional Release Law, were legislated in Turkey before the AKP period, and 12 of these laws were general amnesties. Regarding the content of these laws, the Turkish state has tended to release the prisoners who commit petty crimes having a non-political character. However, the continuity in the use of amnesty mechanism in Turkey was broken at a certain historical moment: the beginning of the Justice and Development Party (AKP) era. For the first time, the ruling party has officially declared its disapproval of general amnesty, especially for crimes against individuals. This thesis aims to examine why general amnesty, as a long-term phenomenon in Turkey, has not been applied during the AKP period. Following the introductory Chapter One, Chapter Two looks into how three premises of neoliberal penality are used in the AKP era for an effective struggle against crime: punitiveness, responsibilization and managerialism. Chapter Three examines the ways in which the AKP government copes with the problems facing the judicial system of Turkey, i.e. high incarceration rates, and the high workload of the judiciary, without the amnesty option. Chapter Four explores the controversial debate on the legitimacy of amnesty by interrogating the AKP's alternative moral stance on amnesty, whereas Chapter Five concludes the thesis. Briefly, this thesis develops insight into the AKP's policy on amnesty circumscribed by both the questions of legitimacy and instrumentality, as well as by the dynamics of political conjuncture.
Educational strategies of the conservative bourgeoisie: Cultural capital, family and schooling
Over the past decades, the rise of the conservative bourgeoisie has been discussed in many aspects; however, the relation between such upward social mobility and education has not been problematized. This study is concerned with the conservative bourgeois families' cultural capital formation process and the educational strategies being developed in this respect. The findings of the study are based on a field work composed of twelve semi-structured interviews and participant observation. Plus, to observe these emerging groups' impact on the private education sector, the websites of private schools in Istanbul has been browsed and schools with a conservative identity have been identified. Within this scope, it can be said that AKP has pursued a neo-conservative educational policy in recent years by articulating neoliberal values such as competition, competence and creativity with religious and national ones. Secondly, it is seen that the number of conservative private schools has increased since the second half of 1990s, many of them having affiliations with conservative investment groups, associations and foundations. Thirdly, a significant intergenerational difference has been observed regarding families' engagement with the cultural capital in terms of their rising educational levels and increasing involvement in their children's educational life. This transformation of parenting, or more precisely mothering, can be accepted as an important basis on which the interviewees construct their subjectivities as "good mothers". Finally, it is examined that aesthetics and religion-based morality are two main grounds through which families distinguish themselves both from lower class conservative families and from the secular bourgeoisie.
Bürokrasi-siyaset ilişkilerinin parlamenter ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemleri üzerinden değerlendirilmesi (2002-2022)
Kamu yönetimi alanında en önemli ve temel tartışmalardan birini siyaset ve bürokrasi gibi devletin idari olarak işletilmesinde görevli kurumlar arasındaki ilişkilerin ne şekilde olduğu oluşturmaktadır. İlişkilerin boyutu hükümet sistemleri, yönetim biçimleri gibi birçok faktöre göre farklılık arz etse de genel olarak bürokrat ve siyasetçilerin birbirlerine üstünlük kurma ya da idari gücü daha fazla kendi elinde tutmaya dayanmaktadır. Bu iki önemli kurumun görev alanları anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik gibi mevzuatlar çerçevesinde belirlenmiş olsa da işlerlik noktasında keskin sınırlar çizilememektedir. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat dönemine kadar padişah, devletin yönetiminde mutlak iradeye sahip olarak yürütme, yasa koyma ve yargısal görevleri kendisine sadakatle bağlı "kul statüsü" anlayışına dayalı bürokratların yardımıyla üstlenmekteydi. Tanzimat'a kadar padişaha mutlak bağlılık arz eden bürokrasi, devlet idaresinde padişahın yanında ikinci bir güç olarak ortaya çıkamamıştır. Tanzimat Fermanı ile başlayan modernleşme ve sonrasında yürürlüğe giren Meşrutiyet Dönemleri bürokrasiyi ve bürokratları devlet yönetiminde önemli bir konuma getirmiştir. Bu durumun ortaya çıkışında hükümetlerin görev alanlarının artması, bilgi ve uzmanlığın ön plana çıkması, modern devlet yapılarının ortaya çıkışı ve "tekil irade" anlayışına dayalı yönetimlerin yerini demokrasiyle idare edilen yönetimlerin alması gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti birçok alanda olduğu gibi bürokratik anlayışı da Osmanlıdan devralmış ve kamu yönetimine dair birtakım geleneksel uygulamaları devam ettirmiştir. Kuruluş yıllarında tek parti yönetimi ve anlayışıyla birlikte bürokrasinin etkinliği fazlayken, Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle bürokratik etkinlik giderek azalmış ve siyasi iradeye bağlı hareket etmeye başlamıştır. Siyasal iradeyi tek partinin elinde tuttuğu dönemlerde bürokrasinin etkinliği azalırken koalisyonlar döneminde ise bürokratik etkinlik artmıştır. 2002 yılında tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, her zaman bürokrasinin idareyi yönlendiren bir unsur olmaktan ziyade iktidarın verdiği görevleri uygulayan ve kamuya hizmet eden bir araç olması için uğraşmıştır. 2002-2018 yılları arasında parlamenter hükümet sistemi döneminde siyasal iradede tek söz sahibi olan Adalet ve Kalkınma Partisi, bürokrasiyi tam anlamda kendine bağlı kılamasa da 2018 yılında yürürlüğe giren cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi modeliyle cumhurbaşkanının tüm üst düzey yöneticileri atama, görevden alma gibi görev alanlarında tam yetkili kılınması sonrasında bürokrasi siyasal iradeye bağlı bir unsur haline getirilmiştir. Bu çalışma Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Parlamenter ve cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dönemlerinde bürokrasinin ve bürokratik vesayetin siyasi irade eliyle nasıl ve ne şekilde dönüşüme uğradığı, siyasetin bürokrasiyi idari anlamda rakip olan bir konumdan kendisine bağlı hareket eden bir konuma nasıl getirdiğini ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Bürokrasi, Siyaset, İktidar, Türkiye'de Yönetim.
AK Parti hükümetleri döneminde kadın politikaları
AK Parti hükümetleri, kadın politikaları alanında önemli adımlar atmış ve çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Bu politikaların temel amacı, kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasi hayata aktif katılımlarını sağlamak ve kadın haklarını güçlendirmektir. Kadın politikaları çerçevesinde, eğitim alanında yapılan düzenlemelerle kadınların okuryazarlık oranı artırılmış, eğitim imkanlarına erişimleri kolaylaştırılmıştır. Ayrıca, kadınların istihdam edilebilirliklerini artırmak için istihdam politikaları geliştirilmiş ve iş dünyasında kadın istihdamı teşvik edilmiştir. Kadınların siyasi temsilini artırmak amacıyla seçim yasalarında değişiklikler yapılmış ve kadınların siyasi partilerde daha etkin roller üstlenmeleri teşvik edilmiştir. Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almaları hedeflenmiş ve kadın temsilinin artırılması için çeşitli kotalar uygulanmıştır. Ayrıca, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda da önemli adımlar atılmıştır. Kadına karşı şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddetle mücadelede etkin bir hukuki çerçevenin oluşturulması için yasal düzenlemeler yapılmış ve kadınların güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Kadın politikaları alanında yapılan bu düzenlemeler, kadınların toplumsal ve ekonomik hayatta daha aktif rol almalarını desteklemekte ve kadın haklarının korunmasına yönelik önemli adımlar olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu politikaların etkinliği ve uygulamadaki sonuçları konusunda daha derinlemesine çalışmaların yapılması gerekmektedir. AnahtarAnahtarAnahtar Anahtar Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler: Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler: Ak Parti,Parti,Parti, Parti,Parti, Kadın Kadın Kadın Kadın Kadın Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Kadın Kadın Kadın Kadın Hakları Hakları Hakları Hakları Hakları Hakları
Turkey-Saudi Arabia relations since the establishment of the Saudi Kingdom
This thesis adresses the relations between Turkey and Saudi Arabia from the late 19th century to today. It examines the issue under three historical period: First one begins with the late 19th century -when Saudi Kingdom was established- and continues until 1980, year of the September 12 military coup. Second one begins with the year 1980, and examines the relations between two countries until 2002, when Justice and Development Party came into power. Third one begins with 2002 and analyzes Turkish-Saudi relations until 2015. Main argument of the thesis is that the main parameter which shapes the relations between Turkey and Saudi Arabia is the course of relations between Turkey and the Arab world.
Türkiye'de Ak Parti dönemi yerel yönetim reformlarının hanehalkı yoksulluğu üzerine etkileri
Türk siyasi yaşamında yirmi yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi yoksulluk problemini her daim gündeminde bulundurmuş, seçim beyannamelerinde, parti iç tüzüğünde yoksulluk sorununu çözmeye çalışacağını belirtmiştir. Günümüz dünyasında nerdeyse tüm iktidarlarının mücadele içinde olduğu hanehalkı yoksulluğuna; Ak Parti hükümetinin uygulamış olduğu yerel yönetim reformlarının ne şekilede etki ettiği bu tez çalışmasında incelenecektir. Yerel yönetim birimleri olan il özel idaresi, belediye ve köylerin uygulanan reformlarla yoksulluk çalışmalarındaki değişim tespit edilmeye çalışılacaktır. Ak Parti'nin iktidarda kaldığı onsekiz yıl (2002-2020) TÜİK verileriyle karşılaştırmalı olaral ele alınıp yoksulluk sorunu istatistiksel veriler ışığında değerlendirilecektir. Bu çalışma yoksulluk sorununa yapılan müdahaleler, değişen ve gelişen sorunlara cevap verebilmesi açısından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Hanehalkı Yoksulluğu, Ak Parti, Reform, Sosyal Politika
Türkiye'de sosyal konutun neoliberalleşmesi: Kayaşehir örneği
This thesis investigates the transformations in the realm of social housing in Turkey in the AKP era. Using the theoretical framework provided by critical urban geographers, which asserts that neoliberalization processes include both commodifying and marketizinig and context-specific properties, it sets to decipher the properties of neoliberalization of social housing in Turkey. It finds that the transformations in the realm of social housing in the AKP era include the demise of the housing cooperatives and gecekondus, and the rise of urban transformation projects in the gecekondu areas on the one hand, and the initiation of the social housing program of TOKİ on the other. While investigating these transformations, it finds three properties of neoliberalization of social housing in Turkey, namely commodification and marketization, increasing power and capabilities of the state and redistribution. Finally, it traces the manifestations of these three properties of neoliberalization of social housing in the largest social housing project of TOKİ, namely Kayaşehir.
The impact of policy-making on tourism development: The case of Uzungöl
In 2007, the Justice and Development Party developed a tourism strategy as a part of its "Turkey's 2023 Vision" to be applied all throughout the country. The promising strategy is grounded on sustainable development, requiring environment-friendly and region-based policy-making. However, in the small district of Trabzon, Uzungöl, it failed. Over the past 30 years, Uzungöl acquired four "special statuses" due to its environmental qualifications and historical significance, consequently becoming a popular choice for a variety of state led plans and projects. However, despite these statuses, due to increasing tourism demand, today, the region is far from what was projected. The Justice and Development Party's sustainable tourism strategy was not effectively carried out in Uzungöl because state regulations met neither the region's needs nor the locals' expectations, ultimately resulting in the locals' damaging the environment through excessive use of resources in order to meet the region's tourism demand. Focusing on this dilemma between the projected and attained results of tourism policy-making in Uzungöl, this thesis aims to analyze the shortcomings of such policy-making in the region, and understand the how and why the state not being able to apply its objectives, through the examination of state documents and interviews conducted with locals, state bureaucrats, and civil society members.