Analgesia
195 theses under this subject heading
Meme kanseri nedeniyle opere edilen hastalarda postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğunun nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkisinin karşılaştırılması
Kadın meme kanseri tüm dünyada en sık tanı konulan kanserdir. Meme kanseri cerrahisi sonrası görülen nüks ve metastazın, konağın immün yanıtıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Anestezik ajanlar, cerrahi stres yanıtı modüle ederek veya doğrudan immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarını bozar. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı 'nda meme kanseri cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif analjezi için kullandığımız yöntemlerden nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve erektör spina plan bloğunun, stres yanıt biyobelirteçleri olan nötrofil/lenfosit oranı ile platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza 18-75 yaş arası, tek taraflı meme kanseri cerrahisi planlanan, kadın cinsiyette ve çalışmaya katılmayı kabul eden 100 olgu dahil edildi. Bu olgular analjezi yöntemine göre, erektör spina plan bloğu yapılanlar (Grup E) ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç uygulananlar (Grup N) şeklinde 50 'şer kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastaların operasyon öncesi ve postoperatif 2. saatte alınan hemogram örneklerinde beyaz küre, lökosit, lenfosit, trombosit, hemoglobin, hematokrit, ortalama gövde hacmi ve ortalama trombosit hacmi değerleri kaydedildi. Çıkan sonuçlara göre preoperatif ve postoperatif nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı değerleri hesaplanarak kaydedildi. Hastaların postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat vizüel analog skala puanları kaydedildi. Her iki grupta beyaz küre, lökosit, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı postoperatif dönemde istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken, lenfosit, trombosit, hemoglobin ve hematokrit değerleri anlamlı düşük bulundu. Gruplar arası laboratuvar parametrelerinin preoperatif ve postoperatif ölçüm değişimleri kıyaslandığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat VAS skorları Grup E 'de istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Postoperatif 0. saate göre 4. ve 6. saat VAS skoru değişimi, Grup N 'de istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuçta meme kanseri cerrahisinde postoperatif analjezi yönetiminde erektör spina plan bloğu ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç kullanımı kıyaslandığında, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerinin birbirlerine üstünlük sağlamadığı, ancak etkin ağrı kontrolü için erektör spina plan bloğunun üstün olduğu kanısına vardık.
Opere edilecek meme kanseri hastalarında postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğu ve buna eklenmiş pektoralis sinir bloğunun etkinliğinin karşılaştırılması
Meme kanseri, kadın cinsiyette çok sık tespit edilen bir kanser çeşidi olup cerrahi sonrası akut ağrı ve özellikle de akut ağrının kalıcı ağrıya dönüşmesi postoperatif dönemin en ciddi sorunudur. Bu çalışmada, meme kanseri cerrahisinin yapılacağı hastalarda postoperatif analjeziyi etkin kılmak, ağrının kronikleşmesini engellemek, ağrı skorlarında düşüşü sağlamak, opioid tüketimini ve opioidlere bağlı gelişen yan etkileri azaltmak amaçlanmıştır. Meme kanseri cerrahisi uygulanan 50 hasta (Kadın cinsiyet, 18-75 yaş, hematolojik hastalığı olmayan) çalışmaya dahil edildi. Hastalar erektör spina plan bloğu uygulananlar ve erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis sinir bloğu uygulananlar olarak ikiye ayrıldı. Her iki grupta da bloklar preoperatif dönemde 20 ml %0,25 bupivakain kullanılarak uygulandı. Hastaların hepsine ameliyat için genel anestezi verildi ve postoperatif dönemde de tramadol ile hasta kontrollü analjezi (HKA) (tramadol 300 mg, 100 cc serum izotonik içine 3mg/cc olacak şekilde konuldu, 3 cc/saat infüzyon, bolus doz 5 cc, kilitli kalma süresi 4 saat olacak ve 24 saat takılı kalacak şekilde) uygulandı. Tüm hastalara ekstübasyon öncesi tenoksikam yapıldı. HKA'dan tramadol talebine rağmen istirahat vizüel analog skala (VAS) skoru >4 olduğunda ek analjezik olarak iv parasetamol uygulandı. Ölçüm olarak, hastaların ameliyat sonrası postoperatif bakım ünitesi (PABÜ) 30. dakika, 1, 2, 4, 8, 12 ve 24. saatlerdeki VAS skorları, HKA ile opioid kullanımına bağlı bulantı, kusma, antiemetik ihtiyacı, kabızlık, kaşıntı, idrar retansiyonu, ağız kuruluğu gibi yan etkilerin olup olmadığı, 0-4 saat, 4-8 saat, 8-24 saat aralıklarında ve totalde; kullanılan tramadol bolus dozu miktarı, bolus ve infüzyon toplam doz miktarı ve ek analjezik olarak yapılan parasetamol miktarı kullanıldı. Erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis bloğu grubunda VAS skorları, postoperatif 24 saatlik tramadol tüketimi, opioid kullanımına bağlı gelişen yan etkiler ve ek analjezi gereksinimi erektör spina plan bloğu grubuna göre istatiksel olarak da anlamlı şekilde daha düşük bulundu. Çalışmamızda multimodal analjezinin bir parçası olarak ultrasonografi eşliğinde uygulanan erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis sinir bloğunun meme kanseri cerrahisi yapılan hastalarda postoperatif akut ağrı üzerine etkili bir analjezi sağladığı gösterilmiştir.
Elektif total abdominal histerektomi yapılan hastalarda transversus abdominis plan (TAP) blok ve transversalis fasya plan (TFP) bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması
Total abdominal histerektomi, kadınlarda en sık uygulanan cerrahi operasyonlardan olup hastalarda postoperatif dönemde belirgin ağrı ve rahatsızlığa neden olmaktadır. TAP blok abdominal histerektomi dahil olmak üzere abdominal cerrahi yapılan pek çok hastada postoperatif analjezi için sıklıkla uygulanmaktadır. TAP bloğa göre daha yeni bir alan bloğu olan TFP blok ise özellikle ilioinguinal ve iliohipogastrik sinirin duyu inervasyonunu sağladığı iliak kemik grefti, sezaryen, inguinal herni gibi T12-L1 dermatomunu içeren cerrahi geçiren hastalarda uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada amacımız; genel anestezi altında abdominal histerektomi geçiren hastalarda TFP bloğun TAP bloğa göre; analjezik etkinlik, hasta memnuniyeti, mobilizasyon ve hastanede kalış süresi açısından bir alternatif olarak rutin uygulamada kullanılabilirliğini değerlendirmektir. Etik kurul onamının alınmasının ardından araştırmaya katılmayı onaylayan ve benign uterin neoplazm tanısıyla genel anestezi altında total abdominal histerektomi uygulanan toplam 74 hastaya postoperatif analjezi sağlamak amacıyla bilateral TAP ve TFP blok uygulanılarak hastalar iv tramadol PCA cihazı ile takip edildi. Hastalara aynı zamanda multimodal analjezi yaklaşımı doğrultusunda 1 gr iv parasetamol ve 4 mg iv ondansetron uygulandı. Araştırmada değerlendirilen veriler preoperatif anestezi değerlendirme formlarından ve postoperatif hasta takibi ile elde edilmiştir. TAP ve TFP blok gruplarındaki hastaların demografik özellikleri benzerdi. Postoperatif dönemde hastaların NRS skorlarına baktığımızda ise 30. dk, 1 ve 2. saatte her iki grubun ağrı skorları benzer bulunmuştur. 12. ve 24. Saatlerdeki NRS skorlarında ise TFP blok grubu istatiksel olarak belirgin şekilde daha az ağrı skorlarına sahipti. Hastaları opioid tüketimi açısından karşılaştırdığımızda ise, 0-6 ve 6-12. Saatlerde her iki grupta da PCA opioid tüketimi benzer bulunmuştur. 12-24. Saat aralığında PCA opioid tüketimine baktığımızda ise TFP blok grubunda TAP blok grubuna göre opioid tüketimi belirgin olarak daha az bulunmuştur. Her iki grubu 24 saatlik total opioid kullanımı, kurtarıcı analjezik ihtiyacı ve tüketimi açısından değerlendirdiğimizde ise TFP blok grubunda total opioid tüketimi ve kurtarıcı analjezik kullanımı daha az olmasına karşın bu fark istatiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmamıştır. Opioid tüketimine bağlı görülebilecek yan etkilere bakıldığında ise iki grupta da sadece bulantı ve kusma görüldü. Bloğa bağlı komplikasyon hiçbir hastada görülmedi. Yapılan blok türüne göre hasta memnuniyeti ve hastanede kalış süresi arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmada genel hasta memnuniyetinin çok yüksek ve ortalama hastanede kalış süresinin 1,8±0,78 gün olduğu bulunmuştur. Total tramadol tüketimi ile hasta memnuniyeti ve hastanede kalış süresi arasındaki ilişkiye baktığımızda ise tramadol tüketiminin az olduğu hastalarda memnuniyetin çok daha yüksek ve hastanede kalış süresinin ise daha az olduğu görülmüş bu sonuç istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, abdominal histerektomi yapılan hastalarda TFP bloğun da TAP blok gibi multimodal analjezinin bir parçası olarak uygulanabileceği, postoperatif analjezide TFP bloğun en az TAP blok kadar etkin ve bazı yönlerden daha iyi bir ağrı kontrolü sağladığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Transversalis Fasya Plan blok, Transversus Abdominis Plan blok, total abdominal histerektomi, postoperatif analjezi, ultrason, opioid, ERAS protokolü.
Extracorporeal shock wave lithotripsy (ESWL) operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde erektör spina düzlem bloğu ve intramüsküler nonsteroid anti inflamatuar ilaç (NSAID) uygulama yöntemlerinin intraoperatif analjezi ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada Extracorporeal Shock Wave Lithotripsy (ESWL) operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde erektör spina düzlem bloğu(ESPB) ve intramüsküler nonsteroid anti inflamatuar ilaç (NSAII) uygulaması yöntemlerinin intraoperatif analjezi, hemodinamik parametreler ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 31.10.2022-26.04.2023 tarihlerinde, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Kliniğinin Taş Kırma Ünitesinde 3 gruptan oluşan toplam 90 olguyla yapıldı. 1. Gruba ultrasonografi eşliğinde erektör spina düzlem bloğu (ESPB), 2. Gruba intramüsküler nonsteroid anti inflamatuar ilaç (NSAII) uygulama öncesinde verildi. 3.gruba ise herhangi bir analjezik verilmeyip doğrudan ESWL işlemine alındı. ESWL işlemi sırasında hastaların ağrı değerlendirmesini yapmak için VAS (vizüel analog skala ) kullanıldı. ESWL işlemi süresince her 5 dakikada bir hemodinamik parametreler (noninvaziv sistolik-diastolik ve ortalama arter basıncı, kalp atım hızı, oksijen saturasyonu) kaydedildi. İşlem boyunca yan etkiler ( bradikardi, hipertansiyon, bulantı, kusma, hipotansiyon, deliryum, aritmi, sersemlik, kaşıntı, baş dönmesi, bulanık veya çift görme) kaydedildi. İşlem sonrası hastaların analjezik ihtiyacı ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil olan 90 olgunun tüm verileri analiz edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, ASA skoru, BKI ölçümü, sigara kullanım öyküsü, hasta memnuniyeti, ESWL süresi, KAH, OAB ve SpO2 değerlerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. VAS ölçümleri değerlendirildiğinde ilk 25 dakikada ESPB grubundaki olguların 25.dk intraoperatif VAS ölçümleri, NSAII ve kontrol grubundakilerden anlamlı olarak daha düşüktü. Kontrol grubundaki olguların başlangıçta postoperatif analjezik ihtiyacının olma oranı, ESP ve NSAII grubundakilerden anlamlı olarak daha fazlaydı (p=0,016; p<0,05). Hasta memnuniyeti gruplara göre incelendiğinde; kontrol grubunun memnuniyet düzeyi ESP ve NSAII gruplarına göre anlamlı olarak daha düşüktü (p=0,018; p<0,05). Yan etki değerlendirmesinde gruplar arasında anlamlı fark görülmedi. Sonuç: Elde edilen veriler ve hasta memnuniyeti değerlendirildiğinde böbrek taşı tedavisinde ESWL işlemi sırasında oluşan ağrının giderilmesinde ESPB'nin etkili bir işlem olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Analjezi, ESWL, Böbrek taşı, ESPB
Spinal anestezi ile sezaryenlerde, morfinin farklı dozlarının intratekal uygulanmasının dural ponksiyon sonrası baş ağrısına etkisi: randomize, çift-kör, kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmada, spinal anestezi ile sezaryen (C/S) uygulanan gebelerde, morfinin farklı dozlarının intratekal uygulanmasının dural ponksiyon sonrası baş ağrısına (PDPH) etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 18-40 yaş aralığında, ASA I-II toplam 80 gebe dahil edildi. Hastalar operasyon odasına alındıktan sonra standart şekilde monitörize edildi. Spinal anestezi altında elektif CS uygulanan gebeler randomize 4 gruba ayrıldı. Grup F25; 2 ml hiperbarik bupivakain + 25 µg fentanil intratekal Grup M100; 2 ml hiperbarik bupivakain + 100 µg morfin intratekal, Grup M150; 2 ml hiperbarik bupivakain + 150 µg morfin intratekal, Grup M200; 2 ml hiperbarik bupivakain + 200 µg morfin intratekal olarak uygulandı. Hastaların demografik özellikleri ve vital bulguları (nabız, tansiyon ve saturasyon) operasyon süreleri, intraoperatif kan kaybı ve intraoperatif transfüzyon miktarı, bebeklerin APGAR (Activity-Pulse-Grimace-Appearence-Respiration) 1 ve 5. dk skorları kaydedildi. Operasyondan sonra meydana gelen baş ağrısı, PDPH gelişimi, epidural kan yaması (EBP) gereksinimi, EBP sayısı, hastanede kalış süresi, ilk 24 saat oluşabilecek yan etkiler (ilaç alerjisi, bulantı, kusma, kaşıntı, apne, desaturasyon) takip edildi. Operasyondan sonra tüm hastalar, sonraki 7 gün boyunca vizüel analog skala (VAS) skoru ile değerlendirildi. Bulgular: PDPH, en yüksek oranda fentanil grubunda görülür iken en az Grup M200 hastalarda görüldü. Diğer gruplar PDPH sıklığı açısından anlamlı farklılık göstermemiştir. VAS değerleri arasında postop ilk 4 gün ile 6. ve 7. günlerde farklılık gözlenmemiştir. Grup F25' te bulantı-kusma ve kaşıntı oranını Grup M100, Grup M150 ve Grup M200 den anlamlı olarak daha düşük olup; Grup M100, Grup M150 ve Grup M200 arasında bulantı-kusma ve kaşıntı oranı anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: İntratekal morfin 200 µg alan grupta PDPH anlamlı derecede düşüktü. Morfin alan gruplarda dozdan bağımsız olarak fentanil alan gruba göre yan etki (bulantı-kusma, kaşıntı) insidansı anlamlı derecede yüksek bulundu.
Torakotomi sonrası ağrı yönetimi için kullanılan yöntemlerin karşılaştırılması
AMAÇ: Bu çalışmada posterolateral torakotomi operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde yapılan erektör spina plan (ESPB) bloğu, serratus anterior plan (SAPB) bloğu ve cerrahi ekip tarafından yapılan interkostal sinir bloğunun (İCNB) postoperatif ağrı skorları, opioid, ek analjezik tüketimi, postoperatif komplikasyonlar ve hastane yatış süreleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmamız için Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu 17.12.2019 tarihli ve 2019/29-10 karar numarası ile onay alınmıştır. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği'nde 1 Ekim 2019- 1 Haziran 2021 tarihleri arasında Göğüs Cerrahisi ABD tarafından cerrahi tedavi uygulanmış hastaların kayıtları incelenerek gerçekleştirilmiştir. Elektif posterolateral torakotomi yapılmış 18 yaş ve üstü, ASA skoru0.05). Postoperatif tüm saatlerde üç grup arasında istirahat VAS düzeyleri ve öksürürken VAS düzeyleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 (SAPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları post-op tüm saatlerde anlamlı fark göstermiştir (p<0.05). Grup 2 (ESPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları arasında da tüm saatlerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 ile grup 2 ağrı puanları postoperatif 1. saatte anlamlı fark göstermiştir (p=0.014). Diğer saatlerde grup 1 ile grup 2 ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Gruplar arasında farklı saatlerde alınan morfin dozları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Grupların HKA deneme sayılarına bakıldığında grup 2 ve grup 3 arasında 4. ve 6. saatlerde istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ek analjezik gereksinimi yönünden grup 3'teki hastalarda hem grup 1, hem de grup 2'ye göre daha fazla ek analjezik ihtiyacı olmuştur (p=0.034, p<0.001). Grup 1'de ek analjezik kullanımı olan hasta sayısı grup 2'deki hasta sayısına göre daha fazla bulunmuştur. Postoperatif kalp hızı, ortalama arter basıncı, SpO2 değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Gruplar arasında atelektazi gelişme sıklığı en düşük olan grup 2 olup en yüksek olanın ise grup 3 olduğu görülmüştür. SONUÇ: Çalışmamızda, multimodal analjezinin bir parçası olan erektör spina plan ve serratus anterior plan bloklarının, interkostal sinir bloğuna göre torakotomi yapılan hastalarda VAS skorlarını düşürdüğü, ek analjezik tüketimini azalttığı, postoperatif atelektaziyi de azalttığı görülmüştür. Fasiyal alan bloklarının kendi içindeki karşılaştırmasında ise VAS skorları arasında anlamlı fark olmadığı; ancak ek analjezik kullanımı ve postoperatif atelektazi gelişiminde ESPB'nin öne çıktığı görülmektedir. Bu nedenle öncelikle fasiyal alan bloklarının, fasiyal alan blokları arasında da ESPB'nin torakotomi sonrası ağrı kontrolünde iyi bir alternatif olduğu düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Torakotomi, Erektör Spina Plan Bloğu, Serratus Anterior Plan Bloğu, İnterkostal Sinir Bloğu, Post-torakotomi Ağrı
Acil serviste girişimsel sedasyon ve analjezi uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini ölçmede eeg monitörizasyonu ('noninvasiv yükseltilebilir parametreli hemodinamik monitörizasyon platformu' tm) patient state ındex (psı) ile ramsey sedasyon skalasının uyumluluğunun değerlendirilmesi
Acil Serviste Girişimsel Sedasyon Ve Analjezi Uygulanan Hastalarda Sedasyon Derinliğini Ölçmede EEG Monitörizasyonu (Noninvasiv Yükseltilebilir Parametreli Hemodinamik Monitörizasyon PlatformuTM) Patient State Index (PSI) İle Ramsey Sedasyon Skalasının Uyumluluğunun Değerlendirilmesi. Giriş ve Amaç: Acil servislerde ağrılı işlemler oldukça sık uygulanmaktadır. Bu işlemlerin daha konforlu ve ağrısız yapılabilmesi için sıklıkla Girişimsel sedasyon ve analjezi (GSA) uygulanmaktadır. GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliği, oluşabilecek komplikasyonları önlemek ve erken müdahale etmek için takip edilmelidir. Sedasyon derinliği klinik skalaların yanı sıra 'Patient State Index (PSI)' gibi dijital EEG monitörizasyonu ile de yapılabilmektedir. Çalışmamızda birincil sonlanım noktası olarak acil serviste ekstremite kırık veya çıkığı nedeniyle GSA uygulanan hastalarda sedasyon derinliğini takip etmede EEG monitörizasyonu (Patient State Index) ile 'Ramsey Sedasyon Skalası'nın uyumluluğunu, ikincil sonlanım noktası olarak da gelişebilecek komplikasyonları erken tanımada kullanılabilirliğini belirlemeyi amaçladık. Ayrıca acil serviste kullanımı için uygun olup olmadığının değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne Ağustos 2016- Kasım 2017 tarihleri arası başvuran hastalardan ekstremite kırık ve çıkık nedeniyle GSA uygulanan 100 vaka prospektif, analitik çalışmamıza dahil edilmiştir. Olguların sosyo-demografik verileri, GSA öncesi, Bazal (girişim başlama anı) ve sonrasında 5, 10, 15, 30. dakikalardaki vital bulguları, GKS, EtCO2.PSI ve RSS değerleri kayıt edildi. PSI ve RSS değerlerinin uyumluluğu değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 96 hastanın yaş ortalaması 52,09±15,9, kadın/erkek 1 idi. En düşük ortalama PSI ölçümleri bazal (87,4±3,9) ve 1.dakikada (74,1±8,7) gelişti. Sonrasında 5-10-15.dk'larda (60,4±8,3- 56,4±7,1-70,6±10,1) ve 30.dk'da (84,3±3,8) olarak ölçüldü. Olguların bazal,10.dk. ve 30.dk 'da PSI ve RSS bakıldığında aralarında anlamlı bir korelasyon saptanamamıştır (Bazal, 10. ve 30. dk.; r: 0,051, r: 0,126 ve r: 0,026). 1.dk, 5.dk. ve 15.dk'da PSI ve RSS değerleri arasında zayıf derecede negatif korelasyon saptanmıştır. (1., 5. ve 15. dk. sırasıyla; r-0,259, r-0,252 ve r-0,390 – p<0,05). Olguların süreye göre ETCO2ve SATO2 arasındaki ilişkisi; Bazal, 1. dk., 5. dk., 10. dk., 15. dk. ve 30. dg'larda ETCO2ve SATO2 arasında korelasyon istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Sedasyon başlangıcında zayıf düzeyde korelasyon istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (r =-0,269, p = 0,008). Olguların Süreye Göre ETCO2ve PSI Arasındaki İlişki; Bazal, 1. dk., 5. dk., 10. dk. ve 30. dakikalarda ETCO2ve SATO2 arasında zayıf ilişki istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. 15. dakikalarda istatistiksel olarak anlamlı zayıf korelasyon bulunmuştur (r=-0,207, p=0,043). Çalışma da toplam 15 (%15,6) hastada komplikasyon gelişti. En sık gelişen komplikasyon; 10 hastada (%10,5) gelişen kurtarıcı manevra ihtiyacı olmuştur. Komplikasyon görülme zamanları değerlendirildiğinde komplikasyonların 5. dk. da ve 10. dk.'da geliştiği görülmüşken, 1-15-30.dk'larda ise hiç komplikasyon gelişmediği gözlendi. Komplikasyon gelişen 15 hastanın 14'ünde (%93,3) komplikasyon öncesine göre komplikasyon geliştiği anda PSI değerinde düşüş görülmüştür. Komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastaların PSI ortalamaları arasında fark bulunmamıştır. PSI değerlerinin RSS 3-5 aralığı için, 75 – 55 aralığında kümelendiği saptanmıştır. Sonuç: Acil serviste GSA yapılan hastalarda RSS ve Patient State Index (PSI) monitörizasyonu arasında 1.5. ve 15. dakikalarda zayıf derecede korelasyon saptanmıştır. PSI komplikasyon gelişmesi için anlamlı bir değişiklik ortaya koyamamıştır. PSI'nin acil serviste bilinçli sedasyon monitörizasyonunda kullanımı bu çalışmanın verilerine göre ile klinisyene yardımcı olamamaktadır, bu kullanımın etkin olabilmesi için PSI eşik değerlerinin saptanacağı daha büyük ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ramsey Sedasyon Skalası, Patient State Index (PSI), girişimsel sedasyon analjezi, acil servis, serebral monitörizasyon
Kronik bel, bacak ağrısı ve başarısız bel cerrahisi sendromunda epiduroskopik adezyolizis ve analjezik/steroid enjeksiyonunun etkinliğinin retrospektif incelenmesi
Bu çalışma sonuçları Epiduroskopinin kronik bel ağrısı, nörojenik kladikasyo/radikülopati gibi dejeneratif durumlarda mekanik, lazer adezyolizis ve hedefe yönelik steroid, analjezik ve hiyalorunidaz gibi ajanların uygulanması gibi özelliklerine dayanarak hastalarda ciddi ağrı palyasyonu sağladığını göstermektedir. Araştırma sonucu bu prosedürün düzgün seçilmiş hasta popülasyonunda ilk haftadan itibaren başlayan ve takip süresi boyunca devam eden ağrı düzeyinde belirgin azalma sağlayan bir minimal invazif yöntem olduğunu göstermektir.
Postoperatif analjezide ne kadar başarılıyız?
Postoperatif ağrı, ameliyat sonrası kısa ve uzun dönemde morbidite ve mortaliteyi etkiyen önemli bir faktördür. Etkili bir şekilde önlenmesi ve tedavisi önemini koruyan bir tıbbi meseledir. Postoperatif ağrının belirlenmesi ve takibinin yapılması için çeşitli takip yöntemleri ortaya konulmuştur. Uygun yöntem ve ya yöntemlerin kullanılmasıyla tedavi sürecinde de objektif bir yeterlilik takibi sağlanabilir. Çalışmamızda VAS ve NRS ağrı takip yöntemlerini kullanarak kurumumuzdaki postoperatif ağrı tedavilerinde kullanılan yöntemleri ve hastaların bu yöntemlerden memnuniyetlerini inceledik. Ameliyat geçirmiş toplam 519 hasta, postoperatif 1. Ve 120. saatler arasında, toplamda 1044 defa derlenme veya servis odalarında ziyaret edilerek ağrı durumları değerlendirdik, uygulanan tedavi yöntemleri ve hastaların bu tedavilerden memnuniyetleri sorguladık. Çalışmamız sonucunda değerlendirmeye alınan hastalardan VAS ve NRS değerleri 6'dan yüksek olanlar ciddi ağrı çekiyor olarak değerlendirildi. Tüm olgular için ciddi ağrı çekenler VAS ile değerlendirmede %20.3, NRS ile değerlendirmede %19.2 olarak bulundu. Olguların uygulanan tedavilerden memnuniyetleri %51 tam memnun, %33 kısmen memnun ve %16 memnun olmadıkları şeklinde bulundu. Çalışmamızın sonucunda ortaya çıkan veriler dikkate alınarak mevcut eksikliklerin tamamlanması ve daha etkin bir postoperatif ağrı kontrolünün planlanması gerekliliğinin kurumumuz için bir ihtiyaç olduğunun kanısındayız.
Non-malign ağrılarda fentanil kullanımının değerlendirilmesi
Bu çalışmayla yatarak takip edilen non-malign ciddi ağrılı hastalarda analjezi amacıyla kullanılan fentanilin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Non-malign ağrılı 32 hastanın tekrarlayan yatışlarındaki fentanil kullanımları da ayrı ayrı incelenerek toplam 138 uygulama çalışmaya alındı. Hastaların yaş, tanı, fentanil uygulanma doz ve yolu, uygulanan gün sayısı, fentanil uygulaması öncesi alınan analjezik tedavi ve süresi, fentanil uygulanırken birlikte kullanılan ilaçlar (opioid/nonopioid), fentanil ilaç kullanımı başlamadan önceki VAS değeri, fentanil kullanım yolu (IV, dilaltı, TTS), yan etkiler, hemoglobin, hematokrit, böbrek (üre/kreatinin) ve karaciğer (ALT/AST) fonksiyon test sonuçları ve orak hücreli hastalar için fentanil uygulanması sırasında yapılan eritrosit süspansiyonu ve/veya kan transfüzyonu kaydedildi. İstatistiksel olarak p<0,05 anlamlı kabul edildi. Hastaların yaş ortalaması 27,0 ± 11,2 idi. Hastaların %65,6'sı (n:21) erkek ve %34,3'ü (n:11) kadındı. Cinse göre bolus fentanil dozlarının erkeklerde daha yüksek uygulandığı saptandı (p<0,002). Yaş gruplandırmasında 21-44 yaş arası hasta sayısının fentanil uygulanan en yüksek hasta grubu olduğu (%58,6 n:81) belirlendi. Yaş aralığı 21-44 arasında olanların, kullanılan TTS fentanilin dozu en yüksek grup olduğu saptandı (p<0,01). Yaş gruplarına göre TTS formun bir yatış süresince uygulanan en düşük doz ve en yüksek dozu yine 21-44 yaş grubunda daha yüksek bulundu (sırasıyla p<0,01; p<0,01). Fentanil kullanımı öncesi VAS ortanca değeri 6,0 ± 0,1 bulundu. Hastaların VAS değerleri ile bir yatış süresindeki takipte uygulanan TTS fentanilin en yüksek doz değeri arasında korelasyon anlamlı bulundu (p<0,033). Hastalara uygulanan bolus fentanilin ortanca değeri 200 ± 42,9mcq ve TTS fentanil ortanca değeri 25 ± 2,9mcq idi. Hastalara uygulanan bolus fentanilin ve TTS fentanilin hastaya ilk uygulama doza göre tekrarlayan uygulamalardaki dozların daha yüksek olduğu belirlendi (sırasıyla p<0,026; p<0,01). OHA tanılı hastaların fentanil kullanımı tüm formlarında diğer tanılı hastalara göre daha yüksek bulundu (p<0,001). Hastaların %42'si (n:58) ek opioid kullanımına, %7,2'si (n:10) ek non-opioid analjezik kullanımına ve %14,5'i (n:20) ko-analjezik kullanımına ihtiyaç duyduğu belirlendi. Ek opioid ihtiyacı olan hastaların TTS kullanım miktarı ihtiyacı olmayanlara göre istatiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu (p<0,01). Ek non-opioid ihtiyacı olan hastaların takip süresince en yüksek doz TTS miktarı ihtiyacı olmayanlara göre daha yüksek bulundu (p<0,033). Karaciğer fonksiyon testleri normal olan hastaların, takip süresince en düşük ve en yüksek doz TTS miktarı patolojik olanlara göre daha yüksek bulundu (sırasıyla p<0,003; p<0,039). Sonuç olarak; Non malign ağrılarda özellikle OHA tanılı hastalarda fentanilin bolus ve transdermal formlarının ağrının kontrol altına alınmasında etkin olduğu belirlendi. Hastanın altta yatan hastalıkları da göz önüne alınarak ciddi ağrılarda fentanil uygulanmasının yaşam kalitesinin kısa sürede arttırabileceği kanısına varıldı.
Kısa süreli opioit uygulamasının epigenetik mekanizmalar üzerine etkisi
Morfin, şiddetli ağrıların tedavisinde kullanılan güçlü analjezik etkiye sahip bir opioit alkaloiddir. Morfinin kötüye kullanımı; beyin nöronlarında meydana gelen adaptasyon ile nöron fonksiyonlarını değiştirmektedir. Morfin bağımlılığını açıklamaya yönelik bazı teoriler ileri sürülmüştür, ancak henüz kesin olarak ispatlanmamıştır. Morfin ve diğer opioitlerin epigenetik etkilerini ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır. Farklı transkripsiyon faktörlerini etkileyerek ve dolaylı epigenetik modifikasyonlar sonucunda bazı genlerin ifadesinde değişikliğe neden olabilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı; kısa süreli opioit uygulamasının miRNA biyogenez yolagı ve metilasyon profili üzerine etkili DNMT (DNA metil transferaz) genlerinin ifadeleri üzerine etkisinin in vitro ve in vivo model kullanılarak araştırılmasıdır. İn vivo morfin bağımlılığı ve çekilmesi sıçan modelinde; kontrol (K), 7 gün 10 mg/kg morfin (M) ve 10 mg/kg morfin bağımlılığı + 1 mg/kg nalokson (M+N) grubu sıçanların hipotalamus dokuları kullanılmıştır. İn vitro modelde ise sinir bilim çalışmalarında altın standart olarak tercih edilen SH-SY5Y insan nöroblastom hücre hattı kullanılmıştır. Kontrol, en yüksek toksik olmayan morfin (10 µM), 10 µM nalokson ve 10 µM morfin +10 µM nalokson grubu oluşturulmuştur. Doku ve hücre örneklerinden total RNA izolasyonu ve cDNA sentezi gerçekleştirilmiştir. miRNA biyogenezi yolağı ve DNMT genlerin ifadesi qPZR ile tespit edilmiş ve gruplar arası farklar istatistiksel analizler ile karşılaştırılmıştır. XTT analizi sonucunda SH-SY5Y hücrelerinde en yüksek toksik olmayan morfin dozu 10 µM olarak tespit edilmiş ve in vitro bağımlılık modelinde kullanılmıştır. Morfin uygulamasının DNMT1 DNMT2 ve DNMT3B genlerinin ifadesini artırdığı, nalokson uygulamasının ise baskıladığı gözlenmiştir. TRBP2 hariç, miRNA biyogenez yolağında bulunan genlerin morfin grubunda artmış ifadesinin nalokson uygulaması ile baskılandığı gözlenmiştir. İn vitro ve in vivo bağımlılık modellerinde gen ifadesi düzeyleri genel olarak benzer bulunmuştur. DNMT genlerinin ifadesinin M grubuna ait hipotalamus dokusunda artmış, M+N grubunda ise baskılanmıştır, ancak yalnızca DNMT3A geninde anlamlı fark tespit edilmiştir. Morfin grubunda artmış DGRC8, XPO5 ve AGO1 ifadesinin nalokson uygulaması ile baskılandığı gözlenmiştir Morfin ve nalokson uygulamasının epigenetik düzeyde çalışmaya konu olan genlerin ifadesini genel olarak etkilediği tespit edilmiştir. Bu tez projesi kapsamında; in vivo ve in vitro subkronik opioit bağımlılık modellerinin etkinliğinin karşılaştırılması gerçekleştirilmiştir. İn vitro modelin etkin bulunması; farklı farmokojik uygulamalar ve opioit bağımlığın fizyopatolojisinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Deney hayvan modellerine olan gereksinime alternatif olarak, sağlayacağı etik ve teknik kolaylıklar nedeniyle translasyonel düzeyde benzer çalışmaların gerçekleştirilmesine olumu yönde etkisi beklenmektedir.
İnfraklavikuler brakial pleksus blokajında bupivakain-lidokain kombinasyonunun farklı doz ve konsantrasyonlarda karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı; infraklaviküler brakial pleksus blokajı ile gerçekleştirilen el cerrahisi operasyonlarında, farklı doz ve konsantrasyonlardaki Bupivakain-Lidokain kombinasyonlarının etkinlik sürelerini saptamak ve ideal ilaç dozunu belirlemektir. Etik kurul onayı ve hasta onamlarını takiben hastalar randomize olarak üç gruba ayrıldı (n=20). Birinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain (Grup I), ikinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain-30 ml Serum Fizyolojik (Grup II), üçüncü gruba 10 ml %0,5 Bupivakain-10 ml %2 Lidokain- 40 ml serum fizyolojik uygulandı (Grup III). Gruplar yaş, ağırlık ve ASA (American Society of Anesthesiologists) skorları, blok sonrası operasyona başlama süresi, cerrahi süre, turnike süresi, peroperatif ve postoperatif ortalama arter basıncı, kalp tepe atımı ve SpO2 değerleri bakımından benzerdi. Grup I'de duyusal blok başlama süresi grup II ve grup III'den; grup II'de duyusal blok başlama süresi grup III'den; grup I'de motor blok başlama süresi grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha uzundu. Grup II ve grup III'de motor blok başlama süresi anlamlı farklılık göstermedi. Grup I'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II ve grup III'den; grup III'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II'den anlamlı olarak daha kısaydı. Grup I'de ek analjezi ihtiyacı ve VAS [Görsel Analog Skala (Visual Analogue Scale)] skoru grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0,05). Grup II ve grup III'de ek analjezi ihtiyaçları benzerdi (p > 0,05). Sonuç olarak lokal anestezik solüsyon hacminin artırılıp konsantrasyonlarının azaltılmasıyla blok başlangıcının hızlandırılabildiği, süresinin uzatılabildiği, postoperatif hastalarda daha düşük VAS skorları ve daha az ek analjezik gereksinimi sağladığı ortaya konulmuştur.
Meme kanseri tanısıyla modifiye radikal mastektomi uygulanan hastalarda torakal paravertebral blok uygulamasının postoperatif analjeziye ve analjezik kullanımına etkileri
Meme kanseri tanısıyla modifiye radikal mastektomi ve aksiller disseksiyon uygulanan 20 hastaya preoperatif 150mg levobupivakain ile T4 seviyesinden torakal PVB uygulanmış, 20 hasta ise kontrol grubuna alınarak intraoperatif 100mg tramadol ve 20mg tenoksikam verilerek 2 grup arasındaki postoperatif 0, 1, 6, 12,24. Saatlerdeki ağrı durumu VAS ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gruplar arasındaki postoperatif opioid kullanım miktarı da ölçülmüştür.Torakal PVB grubunda kontrol grubuna göre tüm zamanlarda VAS değerleri anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Ayrıca torakal PVB grubunda kontrol grubuna göre postoperatif analjezi ihtiyacı daha az olmuştur. Meme kanseri operasyonlarında tek doz torakal PVB postoperatif 24 saat boyunca etkin analjezi sağlamış ve opioid ihtiyacını anlamlı oranda azaltmıştır.
Ovariohisterektomi yapılan köpeklerde preoperatif firocoxib ve meloksikam uygulamalarının postoperatif ağrı ve stres üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Sunulan çalışmada köpeklerde ovariohisterektomi operasyonu öncesi uygulanan farklı analjeziklerin postoperatif ağrı ve stres yönetimindeki etkisinin ortaya konulması amaçlandı. Planlanan çalışmada 30 adet köpek boyutlarına göre 3 eşit gruba ayrıldı. Firocoxib (5 mg/kg, n=10) veya Meloksikam (0.2 mg/kg, n=10) grubundaki köpeklere operasyondan 1 saat önce analjezik uygulanırken, Kontrol (n=10) grubundaki köpeklere preoperatif dönemde analjezik uygulanmadı. Tüm köpeklerin ovariohisterektomi operasyonu tecrübeli aynı veteriner hekim tarafından ve median hat üzerinden gerçekleştirildi. Tüm köpeklerde preoperatif 1. saat ile postoperatif 1, 2, 4 ve 24. saatlerde kalp atım sayısı, kapillar dolum zamanı ve rektal sıcaklık ölçüldü. Aynı saatlerde Glasgow, Melbourne ile Colorado ağrı skorlaması yapılarak, serum kortizol konsantrasyonun belirlenmesi amacıyla kan örnekleri de toplandı. Bununla birlikte preoperatif dönemde ve postoperatif 24. saatte tam kan analizi yapıldı. Rektal sıcaklık, kalp atım hızı, Glasgow ağrı skoru, serum kortizol düzeyi ve bazı kan parametrelerinde gruplar arasında istatistiki farklılık görülmemesine (p>0.05) rağmen zamansal farklılığın olduğu belirlendi (p<0.05). Perioperatif döneme göre, postoperatif 1. saatte rektal sıcaklığı ve kalp atım hızının en düşük seviyede olduğu, Glasgow ağrı skorunun ve serum kortizol konsantrasyonunun arttığı belirlendi. Serum kortizol konsantrasyonunun postoperatif 2. saatte artmaya devam ettiği, postoperatif 4. saatte yine düştüğü tespit edildi. Postoperatif 24. saatte fizyolojik parametreler, ağrı skoru ile serum kortizol düzeyindeki artışın preoperatif dönem seviyelerine gerilemesine rağmen tam kan analizinde stres lökogramı tespit edildi. Nötrofil/lenfosit oranı, kontrol grubunda diğer gruplara göre daha yüksek bulundu. Sonuç olarak, postoperatif ilk saatlerde ağrının daha şiddetli olduğu tüm gruplarda tespit edilmesine rağmen postoperatif dönem ağrı üzerine tedavi grupları ve kontrol grubu arasında istatistiki farklılık belirlenmedi. Preoperatif dönemde analjezi kullanımı ve postoperatif ağrı ve inflamatuar yanıtın izlenmesinin ovariohisterektomi operasyonu geçiren köpeklerde önemli olduğu kanaatine varıldı.
Kedilerde ovariohisterektomi operasyonu anestezisinde kullanılan medetomidin, ketamin, isofluran ve medetomidin, butorfanol, isofluran kombinasyonlarının postoperatif analjezik etki yönünden karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, kedilerin sağlıklı yaşam sürelerini uzatmak için yapılan ovariyohisterektomi işleminde kullanılan farklı analjezik ve anestezik madde kombinaslarının operasyon sonrası analjezik etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Kedilerin ovariohisterektomi operasyonu sıklıkla yapılan bir operasyondur. Bu operasyon sonucunda hayvanlarda hafif-orta şiddetli ağrı oluşmaktadır. Hayvanların ağrıya karşı verdiği tepkiler ve davranışlar değişkenlik göstermektedir. Bu tepkileri ve davranışları gözlemlemek uzmanlık gerektirir. Ağrı kesici ilaç kombinasyonlarının karşılaştırılabilmesi için hayvanların post operatif olarak çok iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Ağrı mutlaka sağaltılması gereken bir durumdur. Günümüzde operasyon öncesi ve sonrası kullanılabilecek birçok ağrı kesici ajan mevcuttur. Bu ağrı kesiciler tek başlarına kullanılabileceği gibi birbirleri ile kombine olarak kullanıldıklarında daha etkili sonuçlar elde edilmektedir. Yapılan tez çalışmasının amacı, ovariohisterektomi operasyonu uygulanan kedilerde medetomidin, ketamin, isofluran, meloxicam ve medetomidin, butorfanol, isofluran, meloxicam ilaçlarının kombinasyonlarının postoperatif ağrı kesici etkileri yönünden karşılaştırılmasıdır. Çalışma materyalini Edrevet Veteriner Hekim Muayenehanesi' ne kısırlaştırılmak üzere getirilen farklı ırk ve en az 6 aylık yaşa sahip sağlıklı dişi kediler (n=20) oluşturmuştur. Operasyon için uygun olan kedilerin kiloları ölçülerek tüm kedilere preanestezik olarak 80μg/kg dozda medetomidin kas içi, analjezik olarak ilk gruba ketamin 0.5mg/kg dozda deri altı olarak, ikinci gruba ise 0.4mg/kg deri altı butorfanol uygulanacak ve anestezinin indüksiyon (%5) ve idamesi (%2) inhalasyon anestezisi(isofluran) ile sağlanmıştır. Göbek deliği ve pubis arasındaki mesafe üçe bölünerek bölgenin orta üçte birinden ensizyon yapılarak operasyonlar gerçekleştirildi. Operasyon sonrasında oluşturulan gruplar arasındaki ağrı farklılıklarını ölçmek amacıyla kedilerin postoperatif 0, 1, 2, 3, 4, 6 ve 12. saatlerde kalp atımı, solunum sayısı ve vücut ısıları ölçülerek ayrıca vücut dilleri 'Colorado State Universitesi Kedilerin Akut Ağrı Skalası'na göre değerlendirildi. Ağrı skorları butorfanol grubunda post operatif birinci ve ikinci saatlerde ketamin grubuna göre daha yüksek bulundu. Gruplar arası nabız ve vücut sıcaklıkları benzer değerlerdeyken solunum sayıları gruplar arasında farklılık gösterdi. Ketamin deri altı subanestezik ve analjezik dozunun butorfanolun analjezik dozuna kıyasla daha etkilidir.
Orta hat laparotomi uygulanan hastalarda ultrasonografi eşliğinde yapılan bilateral transversus abdominis plan bloğu ile bilateral quadratus lumborum bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
"Orta Hat Laparotomi Uygulanan Hastalarda Ultrasonografi Eşliğinde Yapılan Bilateral Transversus Abdominis Plan Bloğu İle Bilateral Quadratus Lumborum Bloğunun Postoperatif Analjezi Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması" Amaç: Abdominal cerrahisi sırasında orta hat kesisi birçok prosedür için uygulanmaktadır. Postoperatif dönemde ağrının önlenmesi ve opioid tüketiminin azaltılması için multimodal analjezinin bir parçası olarak periferik sinir blokları sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada orta hat insizyonu ile yapılan laparotomilerde ultrasonografi eşliğinde yapılan bilateral oblik subkostal TAPB ile bilateral QLB2 ve QLB3'ün postoperatif ilk 24 saatteki ağrı düzeyine, toplam opioid ihtiyacına ve yan etkiler üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanelerinde orta hat kesisi ile laparotomi yapılan 18-70 yaş arası ASA1-3 olan hastalar dahil edildi. Genel anestezi altında laparotomi yapılan hastalara cerrahi bitiminde hasta uyandırılmadan önce her bir tarafa 0.3 ml/kg %0.25 bupivakain ile bilateral QLB2-QLB3 veya bilateral oblik subkostal TAPB uygulandı. Hastalar uyandırıldıktan sonra morfin içeren 1mg bolus 10 dk kilit süreli İV HKA cihazı hazırlandı ve uygulandı. Operasyon sonrası 15. dakikada, 2, 4, 8,12,16,24. saatlerde hastaların VAS skorları, bulantı/kusma skorları, kaşıntı skorları, ilk kurtarıcı analjezik ihtiyacının olduğu zaman, alt ekstremite motor gücü, postoperatif ilk 24 saat boyunca kullanılan toplam opioid miktarı ve toplam ek analjezik ihtiyacı kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda QLB grubunda 62 hasta, TAPB grubunda 60 hasta yer aldı. QLB grubunda 2 hasta veri eksikliği nedeniyle istatistiksel analize dahil edilmedi. Hastaların demografik verileri (ASA skoru haricinde), cerrahi tipleri, kullanılan lokal anestezik ilaç miktarı, postoperatif bulantı-kusma varlığı, kaşıntı, antiemetik ilaç ihtiyacı, yoğun bakımda kalış süreleri, postoperatif komplikasyonlar, postoperatif ilk ek analjezik ihtiyacının olduğu zamanlar değerlendirildiğinde iki grup arasında anlamlı fark izlenmedi. ASA skorlarına bakıldığında iki grup arasında anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). QLB grubunda ilk 24 saatte toplam kullanılan morfin miktarı anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,001). Dinlenme ve hareket VAS değerleri tüm saatlerde QLB grubunda anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). Tüm zamanlarda TAPB grubunda ek analjezik kullanımı QLB grubundan daha yüksekti. Ek analjezik kullanımına gruplar arası zaman trendi bakımından bakıldığında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Sonuç: Orta hat kesisi ile laparotomi yapılan hastalarda postoperatif akut ağrının kontrolünde visseral ağrıya da etkili olduğundan QLB, TAPB'a göre daha etkin bir ağrı kontrolü sağlar, postoperatif opioid kullanımını TAPB'a göre önemli derecede azaltır ve hasta memnuniyetini artırır. Anahtar kelimeler: Quadratus lumborum bloğu, Transversus abdominis plan bloğu, Postoperatif ağrı
Elektif torakotomi cerrahisi geçirecek hastalarda preemptif ve cerrahi bitiminde uygulanan erektör spina plan bloğunun nosisepsiyon düzey indeksi (NoL) rehberliğinde intraoperatif opioid tüketimi ve postoperatif analjezi üzerine etkisinin karşılaştırılması
Amaç: Toraks cerrahileri bilinen en ağrılı cerrahiler arasındadır. Postoperatif dönemde analjezi yönetiminin başarıyla gerçekleştirilmesi, operasyona sekonder pulmoner komplikasyonların, morbiditenin ve hastanede kalış süresinin azalmasında önemli role sahiptir. Son yıllarda Erektör Spina Plan Bloğu (ESPB), torakotomi cerrahilerinin analjezi yönetiminde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada ESPB'nin preemptif veya cerrahi bitiminde uygulanmasının, Nosisepsiyon Düzey İndeksi (NoL) monitörizasyonu eşliğinde intraoperatif opioid tüketim miktarına etkisini tespit etmek, postoperatif dönemdeki analjezik ihtiyacı ve ağrı skorları üzerinde etkisini kıyaslamak, opioid tüketimi ilişkili yan etkileri karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif, randomize kontrollü bir çalışmadır. Yaşları 18-65 arasında, vücut kitle indeksi (VKİ) 30'un altında olan, ASA I-III olan 52 hasta çalışmaya dahil edildi. Preemptif ESPB uygulanan grup, Grup I ve cerrahi bitiminde ESPB bloğu uygulanan grup, Grup II olarak isimlendirildi. Nosisepsiyon Level İndeks (NoL) değeri 25 üzerine çıktığında kurtarıcı analjezik olarak 25 mikrogram (mcg) fentanil intravenöz bolus olarak uygulandı. Hastaların demografik özellikleri, geçirdikleri cerrahiler, cerrahi süreleri, intraoperatif tüketilen fentanil miktarı, postoperatif 1., 2., 6., 12. ve 24. saatteki Vizüel Ağrı Skalası(VAS) değerleri, bulantı, kusma ve kaşıntı şikayetleri, ek analjezik ihtiyaçları, postoperatif fentanil tüketimleri, göğüs tüpü çekilme günü ve taburculuk günleri verileri toplandı. Bulgular: Çalışmaya 25 (%48,1) kadın, 27 (51,9) erkek olmak üzere toplam 52 hasta dahil edildi. Gruplar demografik özellikler bakımından benzerdi. Gruplar arasında NoL değeri baz alınarak yapılan kurtarıcı analjezik ihtiyacı değerlendirildiğinde intraoperatif fentanil tüketimi açısından gruplar arasında fark görüldü (p=0,006). Grup I'de intraoperatif toplam fentanil tüketimi 143,27±39,723 mcg olarak bulunurken Grup II'de bu miktar 179,23±49,350 mcg idi. Gruplar arasında postoperatif dönemde VAS skorları karşılaştırıldığında, dinlenim durumunda 2.ve 6. saatte Grup I'de istatistiksel olarak anlamlı düşüklük görüldü (sırasıyla p=0,007 ve p=0,003). Hareket durumunda ise 1., 2., ve 6. saatlerde Grup I'de VAS skorları anlamlı olarak düşüktü (sırasıyla p=0,009, p=0,004 ve p=0,011). Öksürük durumunda ise 1., 2., ve 6. saatlerde Grup I'de VAS skorları anlamlı olarak düşüktü (sırasıyla p=0,003, p=0,005 ve p=0,006). Hasta kontrollü analjezi cihazından analjezik talep sayısı tüm zamanlarda Grup II'de yüksek bulundu (sırasıyla p=0,049, p=0,002, p=0,019, p=0,022 ve p=0,022). Hastaların ek analjezik talebi ise Grup I'de 1. ve 2. saatte anlamlı olarak daha düşük bulundu (sırasıyla p<0,001 ve p<0,001). Sonuç: Torakotomi cerrahilerinde preemptif uygulanacak ESPB ile intraoperatif opioid kullanımı azaltılabilir. Ayrıca cerrahi bitiminde uygulanan ESPB ile kıyaslandığında postoperatif dönemde daha düşük ağrı skorları, postoperatif opioid tüketimi ve diğer ek analjeziklere ihtiyaçta azalma sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: preemptif analjezi, erektör spina plan bloğu, nosisepsiyon düzey (NoL) indeksi, torakotomi, opioid tüketimi
Serratus anterior düzlem bloğu (SAPB) ve rhomboid interkostal düzlem bloğunun (RİPB) meme kanseri cerrahisi uygulanan hastalarda analjezi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Meme kanseri kadınlarda rastlanan kanser çeşitleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Buna paralel olarak meme kanseri cerrahileri de sık uygulanan girişimlerdir. Bu operasyonlarda postoperatif analjezi amaçlı uygulanabilirliği kolay ve güvenli olan interfasyal plan blokları giderek yaygınlaşmaktadır. Çalışmamızda meme kanseri cerrahisi uygulanan hastalarda serratus anterior düzlem bloğu ile rhomboid interkostal düzlem bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkilerini karşılaştırmayı hedefledik. Materyal ve metod: Çalışma, etik kurul onayı sonrası hastalardan yazılı onam alınarak, meme kanseri cerrahisi uygulanacak, 18-70 yaş arasında, ASA (American Society of Anesthesiologists) skoru I-III olarak değerlendirilen 40 hastada gerçekleştirildi. Çalışma çift kör, prospektif, randomize ve olarak planlandı. Tüm hastaların anestezi indüksiyonu aynı şekilde sağlandı ve entübe edildi. Hastalar SAPB (Grup S) ve RİPB (Grup R) olarak ikiye ayrıldı. İki gruba da postoperatif ekstübasyon öncesi 20ml %0.25 bupivakain 10ml %0,5 lidokain ve 10ml salinden oluşan lokal anestezik karışım solüsyonu enjekte edildi. Postoperatif dönemde intravenöz morfin kullanılarak hasta kontrollü analjezi (HKA) kullanıldı. Postoperatif 20., 40., 60.dakika, 3.saat, 6.saat, 12.saat, 18.saat ve 24.saat NRS (numerik ağrı skoru) skorları ve opioid tüketimleri kaydedildi. İlk analjezi gereksinimine kadar geçen süre analjezi zamanı olarak tanımlandı ve kaydedildi. Eş zamanlı olarak komplikasyonlar da (bulantı/kusma, pnömotoraks, hematom, kaşıntı) kaydedildi. Bulgular: Ultrasonografi eşliğinde yapılan serratus anterior düzlem bloğu ve rhomboid interkostal düzlem bloğu karşılaştırıldığında postoperatif tüm zamanlarda NRS skorları istatistiksel açıdan benzer idi(p>0.05). 24 saatte toplam morfin tüketim ortalaması Grup S de 3,05mg Grup R de 1,75mg olup opioid tüketimlerinin ortanca viii değerleri istatistiki yönden farklı bulunmadı(p>0.05). Hastalar analjezi süresi, komplikasyonlar ve kurtarıcı analjezik ihtiyacı yönünden incelendiğinde iki grupta fark tespit edilmedi(p>0.05). Sonuç: Çalışmamız sonucunda meme kanseri cerrahisinde serratus anterior plan bloğu ile rhomboid interkostal plan bloğunun opioid tüketimlerinin benzer olduğunu saptadık. Meme kanseri cerrahisinde postoperatif analjeziyi sağlamak amacıyla her iki düzlem bloğu da multimodal analjezinin bir elemanı olarak tercih edilebilir.
Lokal ve genel anestezi altında kifoplasti uygulanmış hastaların erken dönem sonuçlarının karşılaştırılması
AMAÇ: Çalışmamızın amacı günümüzde yaygın olarak kullanılan peruktan kifoplasti uygulamasında genel anestezi ve lokal anestezi yöntemlerinde ağrı değerlerini karşılaştırmaktır. MATERYAL VE METOD: Bu retrospektif çalışma Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda Ocak 2021 ile Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar arasında basit randomizasyon yöntemi ile 13'ü çalışma (lokal anestezi) 15'i kontrol (genel anestezi) grubu olarak iki grup oluşturulmuştur. Hastaların preoperatif ve postoperatif VAS skorları kaydedilmiş ve karşılaştırılmıştır. Hastaların sosyal yaşam kalitesi bilgileri toplanarak ODS skorları belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Ayrıca her iki grubun ameliyat süreleri kaydedilerek karşılaştırılmıştır. BULGULAR: İki grup arasında preoperatif VAS değerleri anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşük bulunmuştur. Kontrol grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerleri preoperatif döneme göre anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşüktü. Çalışma grubunda postoperatif VAS değerlerinin düşüşü kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak bulunmuştur. Kontrol grubunda ameliyat süresi çalışma grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksekti. SONUÇ: Bu çalışmada lokal ve genel anestezi altında yapılan kifoplasti yönteminde preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri bulunarak karşılaştırılmıştır. Gruplar arasında preoperatif VAS ve ODS değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Preoperatif ve postoperatif VAS ve ODS değerleri karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma grubu hastalarında anlamlı olarak daha düşük VAS ve ODS değerleri tespit edilmiştir. Çalışma grubunda ameliyat süresinin genel anestezi grubundan %50 oranda daha kısa süreye sahip olduğu bulunmuştur.
Ultrason rehberliğinde transversus abdominis plane(US-TAP) bloğu ve laparoskopi rehberliğinde transversus abdominis plane(LS-TAP) bloğunun laparoskopik üst batın cerrahisi uygulanan hastalarda post-op analjezi üzerine etkinliklerinin araştırılması
Amaç: Laparoskopik üst batın cerrahisi uygulanan hastalarda genel anestezi altında, ultrasonografi rehberliğinde TAP blok ve laparoskopi rehberliğinde TAP blok uygulamasının operasyon sonrası ilk 24 saatte hastanın analjezi yönetimine katkısını değerlendirmeyi ve her iki yöntemin etkinliklerini kıyaslamayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışma; etik kurul onayı alındıktan sonra, hastalardan yazılı onam alınarak, genel cerrahi kliniği tarafından laparoskopik üst batın cerrahisi planlanan, American Society of Anesthesiology (ASA) preoperatif fizyolojik değerlendirme skoru I-III olan, 18-70 yaş aralığında 60 hasta dahil edilerek yürütüldü. Çalışma; çift kör, prospektif, randomize olarak planlandı. Hastalar iki gruba ayrıldı. Tüm hastalara anestezi indüksiyonu aynı şekilde uygulandı. İki gruba da ekstübasyon öncesi; 30 ml %0,5 bupivakain ve 10 ml %2 lidokain ile TAP blok uygulandı. Operasyon bitiminde hastalar ekstübe edilip, derlenme odasına alındıkları andan itibaren ilk 1 saat boyunca 20 dakika ara ile, takiben ise 1.-3.-6.-12.-18.-24. saatlerde ağrı düzeyleri Numeric Rating Scale (NRS) sistemi ile belirlenerek kayıt altına alındı. Komplikasyon gelişip gelişmediği, hastanede kalış süresi, ek analjezik ihtiyacı ve ne zaman uygulandığı, opioid tüketimi, tüketilen parasetamol miktarı, bulantı ve kusma durumu, ayağa kalkma süresi ve gaz/gaita çıkış süresi kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 60 hastanın (%66,7 kadın) yaş ortalaması 48,45±14,96 yıldır. Her iki grup karşılaştırıldığında; postoperatif NRS skorlarında, 20.dakika, 40.dakika, 3.saat, 12.saat, 18.saat ve 24.saat ağrı düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Gruplar arasında; 1.saat ağrı düzeyleri ve 6.saat ağrı düzeyleri incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmış olup; L-TAP grubunun ağrı skorları U-TAP grubundan yüksek bulunmuştur. Hastanede kalış süresi, komplikasyon gelişimi, ayağa kalkma süresi, gaz/gaita çıkış süresi, tüketilen parasetamol miktarı, ek analjezik ihtiyacı ve ne zaman uygulandığı, ek opioid ihtiyacı ve postoperatif bulantı ve kusma parametrelerinin benzer olduğunu saptadık. Sonuç: Laparoskopik üst batın cerrahilerinde, laparoskopi veya ultrasonografi eşliğinde TAP blok uygulamaları, postoperatif analjezi yönetiminde multimodal analjezinin parçası olarak kullanılabilirler. Anahtar Sözcükler: Analjezi; Transversus Abdominis Plan Blok; Ultrasonografi; Laparoskopi, Kolesistektomi.
Torakoskopik cerrahide ultrasonografi kılavuzluğunda erektör spina ve yüzeyel serratus anterior plan bloklarının hasta kontrollü analjezi yöntemi ile karşılaştırılması
Video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) sonrası analjezi yönetiminde kullanılan rejyonel tekniklerden erektör spina plan bloğu (ESPB) ile serratus anterior plan bloğu (SAPB); paravertebral blok (PVB) ve torakal epidural analjeziye (TEA) kıyasla komplikasyon oranı düşük, uygulaması basit, ultrasonografi (USG) eşliğinde yapılan interfasyal plan bloklarıdır. ESPB ilk olarak Forero ve ark. tarafından 2016 yılında tanımlanmıştır. Torakal bölgede analjezi sağlamak için T5 vertebra seviyesinden uygulanmaktadır. SAPB ilk olarak Blanco ve ark. tarafından 2013 yılında tanımlanmıştır. Beşinci kosta seviyesinden uygulanan bu blok esas olarak lateral göğüs duvarının üst ve orta torasik dermatomlarını bloke eder. Bu çalışmanın amacı, VATS sonrası analjezi yönetiminde ESPB ve SAPB'nin analjezik etkinliklerini karşılaştırmaktır. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurul onayı (08.02.2022 tarihli 3 karar no.lu) ve hasta onamları alındıktan sonra genel anestezi altında elektif VATS cerrahisi planlanan 50 hasta (18-70 yaş arası) çalışmaya dahil edildi. Hastalar bilgisayar randomizasyon programı yardımıyla Grup ESPB (n=25) ve Grup SAPB (n=25) olmak üzere iki gruba ayrıldı. ESPB grubundaki hastalara indüksiyon sonrası cerrahi öncesi T5 seviyesinden kateter yerleştirilerek 30 ml % 0.25 bupivakain verildi. SAPB grubundaki hastalara indüksiyon sonrası cerrahi öncesi beşinci kosta seviyesinden serratus kasının yüzeyel fasyasına kateter yerleştirilerek 30 ml % 0.25 bupivakain verildi. Her iki gruptaki hastalara, postoperatif dönemde NRS skoru ≥3 olduğunda, ESPB ve SAPB kateterlerinden hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazı ile %0,125'lik bupivakain infüzyonu başlandı. İntraoperatif fentanil kullanımı, postoperatif ilk 24 saatte her iki grubun NRS skorları, kurtarma analjezisi olarak morfin kullanımı, HKA cihazına bağlanma zamanı ve komplikasyonlar kaydedildi. ESPB grubunda intraoperatif fentanil tüketimi anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). İki grup HKA cihazına bağlanma zamanı açısından karşılaştırıldığında arada istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Her iki grupta da istirahat ve öksürükle postoperatif NRS skorları zamanla azalmıştır (p<0.05). Postoperatif NRS skorları ve kurtarma analjezisi kullanımında iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Her iki grupta işlem sırasında herhangi bir komplikasyon görülmedi. Sonuç olarak; yaptığımız çalışma ESPB uygulamasının intraoperatif analjezi yönetiminde SAPB'den daha etkin olduğunu, postoperatif analjezi yönetiminde her iki bloğun benzer etkinlikte analjezi sağladığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: postoperatif analjezi yönetimi; hasta kontrollü erektör spina plan bloğu; hasta kontrollü yüzeyel serratus anterior plan bloğu; video yardımlı torakoskopik cerrahi
Cerrahi hemşirelerinin postoperatif ağrı yönetiminde lüzum halinde analjezik istemine yönelik bilgi ve uygulamada klinik karar verme durumunun belirlenmesi
Cerrahi Hemşirelerinin Postoperatif Ağrı Yönetiminde Lüzum Halinde Analjezik İstemine Yönelik Bilgi ve Uygulamada Klinik Karar Verme Durumunun Belirlenmesi Çalışma cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin postoperatif ağrı yönetiminde lüzum halinde analjezik (LHA) istemine yönelik bilgi ve uygulamada klinik karar verme durumunun incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma Mardin ilinde bulunan dört hastanede 146 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri literatür doğrultusunda hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 22 programına aktarılarak analiz edilmiştir. Kategorik değişkenler için frekans (n,%) verilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için ise Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Çalışmamızda yer alan hemşirelerin %61'i lisans mezunu olup, %52.1'i 0-5 yıllık mesleki deneyime sahiptir. Hemşirelerin, %69.2'sinin LHA istemi hakkında eğitim almadığı saptanmıştır. Hemşirelerin (%61.0) LHA'yı ağrı oldukça uyguladığı, LHA uygulama amacını daha çok hastanın ağrısının artmasını önlemek (%59.6) ve mümkün olduğunca az ilaç uygulamak (%45.2) olarak düşündüğü ve yeterli ağrı yönetimi sağladığı (%52.4) görüşünde olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda "LHA uygulama" hakkında hemşirelerin yeterli bilgiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda hemşirelik lisans eğitimi sırasında ve hizmet içi eğitimlerde postoperatif ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve uygulamalara geniş yer verilmeli ve LHA uygulamasında standartların oluşması için yazılı ya da sözlü protokoller geliştirilmelidir.
Tavşanlarda orşiektomi öncesinde kullanılan ketoprofen, meloksikam ve buprenorfin inintraoperatif analjezik etkilerinin karşılaştırmalı olarak araştırılması
Amaç: Bu çalışmada tavşanlarda cerrahi bir prosedür olan orşiektomi öncesinde kullanılan ketoprofen, meloksikam ve buprenorfinin intraoperatif analjezik etkilerinin karşılaştırılmalı olarak araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma materyalini 8 ay-3 yaş arası, 2.5-5.5 kg ağırlığında, 24 adet erkek, Yeni Zelanda Beyaz tavşanı (Oryctolagus cuniculus) oluşturmuştur. Tavşanlar dört gruba ayrılmıştır. Birinci grup kontrol grubu olup herhangi bir analjezik madde kullanılmamıştır. İkinci gruptaki hayvanlara orşiektomiden 30 dakika önce meloksikam (1 mg/kg), üçüncü gruptaki hayvanlara ketoprofen (3 mg/kg) ve dördüncü gruptaki hayvanalara buprenorfin (0,025 mg/kg) kas içi olarak uygulanmıştır. Tavşanlar her bir analjezik maddelerin enjeksiyonundan 10 dakika sonra im olarak, 0.25 mg/kg dozunda medetomidin ve 35 mg/kg dozunda ketaminin kombine olarak uygulanmasıyla anesteziye alınmıştır. Çalışmada preoperatif, intraoperatif ve postoperatif olarak kalp frekansı(dakika-1), solunum frekansı (dakika-1), vücut sıcaklığı (°C) ve periferal oksijen satürasyonu (SpO2 (%)) ölçümlerinin yanında ağrı skorlaması da yapılmıştır. Çalışma sırasında ayrıca tavşanların marjinal kulak veninden, preoperatif olarak herhangi bir analjezik ve anestezik madde verilmeden önce, ketamine-medetomidine anestezisinden 10 dakika sonra, orşiektomi bitimini takiben ve postoperatif olarak 2., 4. ve 6. saatlerde ependorf tüplere yaklaşık 0,5-1 ml kan örnekleri alınmış ve serum kortizol düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular: Kalp frekanslarında meydana gelen değişimlerin her bir operasyon ölçüm zamanı açısından gruplar arasında farklılık göstermediği bununla birlikte her bir uygulama grubunda operasyon zamanlarına göre meydana gelen değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Solunum frekansının gruplar arasında her bir zaman diliminde anlamlı yönde değişim göstermediği buna karşın meloksikam uygulanan tavşanlarda preoperatif dönemde gerçekleşen ölçümlerin intraoperatif döneme kıyasla anlamlı derecede (p=0,008) düşük olduğu tespit edilmiştir. Buprenorfin uygulanan gruptaki tavşanlarda preoperatif ölçümlere göre intraoperatif ve postoperatif dönemdeki ölçümlerin sırasıyla (p=0,020) ve (p=0,015) düzeylerinde anlamlı olarak farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir.Vücut sıcaklığında her bir ölçüm zamanı için gruplar arasında farklılığın bulunmadığı belirlenmiştir. Her bir grup için operasyonun farklı zamanlarında yapılan ölçümlerde ise meloksikam uygulanan grupta preoperatif-postoperatif ve intraoperatif-postoperatif dönemler arasında istatistiksel olarak anlamlı değişimlerin bulunduğu, buprenorfin grubunda ise preoperatif-postoperatif dönem arasında anlamlı değişimlerin bulunduğu belirlenmiştir. SpO2 değerleri açısından intraoperatif dönemde uygulama grupları içerisinde ketoprofen ve kontrol grubu ölçümlerinin buprenorfin ölçümlerine kıyasla anlamlı derecede düşük seyir ettiği belirlenmiştir. Her bir grubun kendi zaman diliminde meydana gelen değişimlerde kontrol grubu hayvanlarının preoperatif döneme kıyasla intraoperatif ve postoperatif dönemlerde SpO2 seviyelerinin daha düşük olduğu, ketoprofen uygulanan grupta ise preopoperatif dönem SpO2 seviyesinin postoperatif döneme göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte postoperatif dönemde meloksikam uygulanan hayvanların SpO2 değerleri ile ketoprofen ve buprenorfin uygulanan hayvanlar ile anlamlı düzeyde farklı olduğu belirlenmiştir. Preoperatif dönemde analjezik madde uygulaması ile orşiektomi operasyonu uygulanan hayvanların kortizol seviyelerindeki değişimlerin zaman, grup ve grup-zaman ilişkilerinin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklı olduğu belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan hayvan gruplarındaki ağrı skorları baz alındığında kontrol grubunda bulunan hayvanların ağrı skorunun ortanca değerinin 2, meloksikam ve ketoprofen grubunda ağrı skorunun ortanca değerinin 1, buprenorfin grubunda ağrı skorunun ortanca değerinin 0 olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Erkek tavşanlarda orşiektomi operasyonunun preemptif analjezi çalışmaları için uygun bir çalışma modeli olabileceği kanısına varılmıştır. Meloksikam ve buprenorfin gruplarındaki tavşanlarda rektal yoldan ölçülen preoperatif ve intraoperatif vücut sıcaklıkları değerlerinde ortalama 0,5°C istatistiksel olarak azalma gözlenmiş, çalışma sırasında tavşanlarda kalp frekansı ve solunum frekansında anesteziye bağlı bazı değişiklikler gözlemlenmiştir. Ağrı ve ağrıya verilen yanıtta akut bir biyobelirteç olan serum kortizol düzeyi baz alınarak tavşanlarda orşiektomi operasyonlarında çalışmada belirtilen doz ve uygulama yollarında buprenorfinin en kuvvetli ketoprofenin de en zayıf analjezik etkiye sahip analjezik madde olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ağrı, Analjezi, İntraoperatif, Orşiektomi, Tavşan.
Lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyat olan hastalarda postoperatif analjezi için ultrason eşliğinde yapılan erektör spina plan bloğu ile yara yerine uygulanan lokal infiltrasyon analjezi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada; lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan hastalarda preemptif olarak uygulayacağımız LİA ya da ESP blok yöntemlerinin; hastalarımızın intraoperatif remifentanil tüketimine etkisini gözlemlemek ve postoperatif sayısal değerlendirme skalası (NRS), morfin talep ve tüketimleri ile ağrı derecelerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma prospektif, randomize kontrollü, çift kör olarak yürütüldü. Standart anestezi indüksiyonundan sonra preemptif olarak; 30 hastaya LİA, 30 hastaya ise ESP blok uygulandı. İntraoperatif dönemde tüketilen remifentanil dozu ile hemodinamik parametreler her 5 dakikada ölçüldü. Postoperatif HKA ile morfin bolus tedavisi ve parasetamol ile kurtarma analjezisi planlandı. Postoperatif morfin ve ek analjezi tüketimi, NRS skorları, hemodinamik parametreler ve komplikasyonlar 48 saat süreyle kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. İntraoperatif ESPB grubu remifentanil tüketimi ortalaması 455±165,23 mcg, LİA grubu ise 296,67±110,59 mcg olarak ölçülerek istatistiksel fark gözlendi (p=0,001). Postoperatif takiplerde ise ESPB grubu ilaç tüketimi ve NRS skor ortalamalarıda tüm zamanlarda anlamlı olarak düşük çıktı (p=0,01) (PCA-morfin 41,93±14,47 mg karşılık 57,23±15,5 mg, Ek analjezik-parasetamol 2,1±1,06 gr karşılık 4,27±1,14 gr). Grupların ilk kurtarma ek analjezik alım zamanları ortalamaları LİA grubunda 10,6±8,1 ESPB grubunda 19,33±8,87 olarak anlamlı çıktı. Hasta memnuniyet anketide ESPB lehine anlamlıydı (p=0,05). Sonuç: Flank insizyon ile gerçekleştirilen operasyonlarda oluşan ağrının kontrolünde intraoperatif LİA yönteminin remifentanil tüketimi açısından daha etkin olduğu ancak postoperatif takiplerde ESPB yönteminin daha uzun ve etkin ağrı kontolü sağladığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Flank (lumbotomi) insizyon, erektör spina plan blok, lokal infiltrasyon analjezisi,