Drug therapy

171 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multiple miyelom hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığıve kullanılan kemoterapötik ajanlarla ilişkisi

Amaç: Multiple miyelom (MM), immünoglobülin üreten plazma hücrelerinin monoklonal neoplastik proliferasyonu ile karakterize bir hastalıktır. Multiple Miyelom anemi, serum ve idrarda monoklonal protein varlığı, hiperkalsemi ve böbrek yetmezliği ile seyreder. Malignitelerin %1'ini ve hematolojik malignitelerin %10'unu oluşturur. Nöropatik ağrı somatosensoriyel sistemi etkileyen bir hastalık veya lezyon sonucu ortaya çıkan ağrıdır ve kanserli hastalarda sık görülür. Nöropatik ağrı geçmiş yıllarda daha çok hastalığın kendisiyle ilişkili iken günümüzde daha çok tedavi ile ilişkilidir. Multiple Miyelom hastalarında kemoterapiye bağlı gelişen nöropatik ağrı hastaların yaşam kalitesini düşürür, hastaların günlük aktivitelere katılımını kısıtlar. Bu çalışmada, MM hastalarımızda nöropatik ağrı sıklığının belirlemesi ve hastaların almakta oldukları kematerapötiklerle olan ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Multiple Miyelom tanısı ile takip edilen 50 hasta ile 50 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Her iki gruba da "LANSS", "DN-4" ve "Pain Detect" anketleri uygulandı. Elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hasta ve kontrol grubu arasında her üç anket için de puansal ortalamalarda farklılık saptandı (her biri için p=0,001). Anketler nöropatik ağrı varlığına göre karşılaştırıldığında; LANSS ve DN-4'e göre hastalarda daha fazla nöropatik ağrı varlığı tespit edildi (p=0,002, p=0,022). Pain detect'e göre hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel farklılık bulunmadı. Multiple Myelom hastaları aldıkları kemoterapi ajanlarına göre; VCD (Bortezomib- SiklofosfamidDeksametazon), VCD+RD (Revlimid- Deksametazon) ve diğer ilaçları alanlar olarak gruplandırıldı. Nöropatik ağrı anketleri bu üç grup arasında kıyaslandı, farklılık saptanmadı. Kök hücre nakli olan ve olmayan hastalarda nöropatik ağrı kıyaslaması yapıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamda farklılık saptanmadı. Sonuç: Nöropatik ağrı, MM hastalarında kontrol grubuna göre daha sık görülmektedir. Hastaların almış oldukları kemoterapi ajanları ile nöropati sıklığı arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Yeni tedavi ajanlarının kullanılmasıyla sıklığı artan nöropatik ağrı, hastaların yaşam kalitesini etkilediği için önlem alınması gereken bir durumdur. Anahtar kelimeler: MM, Nöropatik Ağrı, LANSS, DN-4, Pain Detect

AğrıKemoterapötikMultipl miyelom+3
Turgay Kutlu
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskelet osteosarkomu tanısı alan hastaların klinikopatolojik özelliklerin retrospektif değerlendirilmesi

Osteosarkomlar, mezenkimal kaynaklı hücrelerden, kemikten veya nadiren yumuşak dokudan köken alırlar. Kemiğin en sık görülen primer kemik malignitesi olan osteosarkom, osteoid ve/veya matürleşmemiş kemik üreten hücrelerin varlığı ile tanımlanır. Tedavi edilmediğinde, lokal ve sıklıkla metastatik hastalık progresyonu ile hastalar için ölümcül sonuçlar ortaya çıkarır. Tanı anında metastazları olmayanlar için, büyük kanser merkezlerinde 5 yıllık sağ kalım %20 idi. Ciddi mortalite oranı ile seyreden kemik tömörüdür. Çalışmaya aldığımız hastalarımızın 14'ü(%29,80) kadın ve 33'ü (%70,20) erkektir. Tanı hastalarımızın medyan yaşı 41 yıl idi. Hastalar ECOG evrelemesine göre değerlendirildiğinde ise en sık, %70,20'sinin evresi, 0'dır. Hastaların en sık semptomu %63,80' ile ağrıdır. AJCC evrelemesine göre değerlendirildiğinde ise en sık görülen evre %29,80'i 4A, histolojik tipe göre incelendiğinde ise hastaların %85,10'u non-osteoblastiktir. Yerleşim yerine göre değerlendirildiğinde ise hastaların %61,70'inde ise ekstremite olarak saptanmıştır. Tümör boyutuna göre incelendiğinde ise hastaların %67,40' ında ise >10 cm olduğu saptanmıştır. Yaş gruplarının ve cinsiyetin erkek/kadın oranı 2:35 olup genel sağ kalım üzerine etkisi bulunmamıştır. Tanı anında evre 4A olan hastaların genel sağkalım üzerine etkisine bakıldığında mortalite riskinin 8.23 kat daha fazla olduğu saptanmıştır. AJCC evreleme sistemine göre 2A olarak sınıflanan hastaların medyan sağkalım süresi 68,44 ay, 2B evresindekilerin 38,36 ay, 4A evresindeki hastaların 12,59 ay ve 4B evresindeki hastaların ise 41, 03 ay olduğu saptanmıştır. 4B evresinde ki hastaların da yine 4A evresindeki hastalara göre genel sağkalım sürelerinin daha yüksek (41,03 ay & 12,59 ay; p=0,007) olduğu saptanmıştır. Tanı anında akciğer metastazı olan hastaların akciğer dışı metastaz olanlara göre genel sağkalımının daha düşük olduğu saptanmıştır. Osteosarkom histolojik alt tiplerinin osteobastik ve non ve osteblastik tipleri arasında genel sağkalım üzerine anlamlı farklılığını saptanmamıştır. Hastaların aldıkları tedavi rejimlerinde neo-adjuvan ve adjuvan tedavi modaliteleri arasında genel sağ kalım üzerine iki tedavinin de birbirine üstünlüğünü saptanmamıştır. Tedavi modaliteri arasında non metastatik ve metastatik hastalarda en sık sisplatin +doxorubicin rejiminin verildiği ve bunların neo adjuvan kt sin de %41,20 sinde febril nötropeni geliştiği adjuvan kt de ise %43.5 febril nötropeni geliştiğini saptanmıştır.

Kas-iskelet hastalıklarıKemik neoplazmlarıNeoplazm metastazları+3
Abdullah Özdemir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı lösemi hastalığı nedeniyle tedavi alan hastalarda ikincil kanser ve hastalıkların araştırılması

Akut lösemi, normal lenfoid ve miyeloid kök hücrelerinin hematopoezinin spesifik bir evresinde durması ve sınırsız çoğalma özelliği kazanması ile karakterize klonal bir hastalıktır (1). Bu çalışmada, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Kliniği'nde 2005-2017 yılları arasında tanı konularak tedavileri yapılan toplam 378 akut lösemi olgusunun bilgileri geriye dönük incelenerek literatür eşliğinde değerlendirilmiştir. Bu çalışmada çocukluk çağı lösemi olgularının tedavileri tamamlandıktan en az 5 yıl geçtikten sonra gelişmiş olan ikincil maligniteler araştırılmış olup, ikincil malignitelerle kemoterapi protokolleri arasında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 378 hastanın %15,3 (n=58)'si AML, %84,3 (n=319)'ü ise ALL tanısı almış hastalardı. ALL ve AML hastalarının relaps oranları karşılaştırıldığında ALL hastalarında relaps oranı %13,2, AML hastalarında %22.4 olup anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0.070>0.05). 378 hastamızın 9'unda ikincil kanser geliştiği görüldü. ALL tanılı hastalarda sekonder malignansi gelişim oranı %2.839, AML tanılı hastalarda ise bu oran %1.724 olarak saptandı. ALL hastalarının mortalite oranı %24,3, AML hastalarının ise %44.8 olup AML hastalarının mortalite oranı istatistiksel olarak daha yüksek olarak saptandı (p=0.001<0.05). ALL/AML tanılı hastaların mortalite sebepleri değerlendirildi ve dirençli ALL (%42.157) ve dirençli AML (%18.627) en yüksek mortalite sebebi olarak saptandı. Sonuç olarak çalışmamızda verilen tedavi protokollerinden ALL için BFM-2009 ile tedavi alan hastalarda görülen relapsın istatistiksel olarak anlamlı şekilde az görüldüğü, AML hastalarının ise ALL hastalarına göre mortalitesinin yüksek olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı akut lösemileri, kemoterapi protokolleri, relaps, kemik iliği nakli, sekonder malignansi.

Kanser hastalarıKemik iliği nakliLösemi+4
Gülden İnceoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanserli hastalarda neoadjuvan kemoterapi etkinliğinin histopatolojik moleküler subtiplerle ilişkisi

Meme kanserli hastalarda neoadjuvan kemoterapi etkinliğinin histopatolojik moleküler subtiplerle ilişkisini, prognostik faktörleri ve patolojik tam yanıtı etkileyen faktörleri incelemeyi amaçladık. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 02.02.2012-30.07.2021 tarihleri arasında meme kanseri tanısı alan ve neoadjuvan kemoterapi alan hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamız retrospektif olarak hasta dosyalarından, hastane otomasyon sisteminden ve patoloji arşivinden yararlanılarak yapıldı. Hastaların demografik verilerine, meme kanseri subtiplerine göre karakteristik özelliklerine, patolojik tam yanıtı etkileyen faktörlere, nüksüz ve genel sağkalım analizleri yapıldı. Çift merkez çalışmamızda toplam 183 hasta mevcut idi. Moleküler subtiplere göre hastalar klasik olarak; hormon reseptörü pozitif ve HER2 (human epidermal faktör reseptörü 2) negatif tümörler luminal grup olarak, HER2 pozitif olanlar HER2 grup olarak ve hormon reseptörü ve HER2 negatif tümörler triple negatif grup meme kanseri olarak alındı. Sırasıyla gruplardaki sayılar luminalde 102, HER2'de 61 ve triple negatif meme kanserli 20 hasta vardı. Çalışmamızda, triple negatif ve HER2 grupta patolojik tam yanıtoranları luminal gruba göre daha yüksek oranda bulundu. Neoadjuvan kemoterapi alan meme kanserli hastaların hormon pozitif luminal subtip hastalarda patolojik tam yanıt hormon negatif tümörlere göre düşüktü. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, neoadjuvan kemoterapi, moleküler subtip, patolojik tam yanıt

HistopatolojiMeme hastalıklarıMeme neoplazmları+3
Çiğdem Yıldırım
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalarının sağlık okuryazarlık düzeylerinin tedaviye uyum üzerine etkisinin incelenmesi

Hipertansiyon hastalarını sağlık okuryazarlık düzeylerinin tedaviye uyum üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla Çukurova Üniversitesi Balcalı Eğitim ve Araştırma hastanesi kardiyoloji polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 80 hasta ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi gerekli olan izinler alındı. Verilerin toplanmasında "Sosyo Demografik Özelikler" soru formu, "Yetişkin Sağlık Okuryazarlık Ölçeği" ve "Modifiye Morsky Ölçeği" kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro wilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan ölçek puanlarının iki kategorili değişkenlerin düzeylerinde karşılaştırılmasında Mann whitney u testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için ise Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Normal dağılmayan ölçekler arasındaki ilişkiler Spearman rank korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 62,45±11,95 yıl ve %58,8'i kadın, %21'3'ü okuryazar değildir. Hastaların %20 sinin motivasyon düzeyi, %18,8 inin ise bilgi düzeyi düşük bulunmuştur. Yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanı ortalaması 11,51 ± 5,21dir.Yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanı ile Morisky toplam puanı arasında pozitif yönde zayıf bir anlamlı korelasyon (r=0,338, P=0,002) ve Morisky bilgi düzeyi puanı arasında pozitif yönde orta şiddette bir anlamlı korelasyon saptandı (r=0,447, P=0,001). Buna karşın yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanı ile Morisky motivasyon puanı arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (r=0,011, P=0,923). Yetişkin sağlık okuryazarlık ölçek puanları ile Yaş arasında negatif yönde orta şiddetle (r=-0,430, P=0,001), SKB (r=0,316, P=0,004), DKB (r=0,340, P=0,002) değerleri arasında pozitif yönde zayıf anlamlı korelasyonlar saptandı. Sonuç olarak; Hipertansiyon hastaları tedaviye uyumsuz, sağlık okuryazarlık düzeyleri düşük, yetişkin bireylerde sağlık okuryazarlık düzeyi artıkça tedavi uyumu zayıf olarak artış göstermekle beraber tedavi bilgi düzeyi ile tedavi motivasyonu anlamlı artmaktadı

HipertansiyonSağlık okuryazarlığıTedavi+2
Fatma Koçak Oğuz
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kanserli çocuklarda kemoterapi öncesi ve kemoterapi sırasında tat alma değişikliği

Bu çalışma kanserli çocuklarda kemoterapi öncesi ve kemoterapi sırasında tat alma değişikliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi pediatri hematoloji ve onkoloji kliniğinde Şubat 2021-Eylül 2022 tarihleri arasında izlenen ve kemoterapi alan 8-18 yaş arasındaki çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü güç analizi ile 15 çocuk olarak belirlenmiştir. Verilerin toplanmasında Çocuk Tanıtım Formu, Kemoterapi Alan Çocuklar İçin Tat Alma Değişikliği Ölçeği (KAÇ-TADÖ) ve Subjektif Total Tat Keskinliği Ölçeği (STTKÖ) kullanılmıştır. Kemoterapiye başlamadan çocuklara Çocuk Tanıtım Formu, KAÇ-TADÖ ve STTKÖ uygulanmıştır. Daha sonra aynı çocuklara kemoterapinin 3. ve 6. haftasında Çocuk Tanıtım Formunun çocuğun hastalığına ilişkin bölümü, KAÇ-TADÖ ve STTKÖ uygulanmıştır. Verilerin analizinde Shapiro Wilk normallik testi, Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ), ortalama, sayı ve yüzde dağılımları, Cronbach Alfa katsayısı, Wilcoxon ve Friedman testi kullanılmıştır. Çocukların kemoterapi öncesinde %13.3'nün, kemoterapinin 3. haftasında %53.3'ünün ve kemoterapinin 6. haftasında %66.7'sinin tat alma değişikliği yaşadığı belirlenmiştir. KAÇ-TADÖ toplam puan ortalaması kemoterapi öncesinde 1.86±2.72, kemoterapinin 3. haftasında 4.40±5.77 ve 6. haftasında 5.26±6.28 olarak saptanmıştır. Kemoterapi öncesi, kemoterapinin 3. ve 6. haftasında uygulanan KAÇ-TADÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca kemoterapi öncesine göre kemoterapinin 3. ve 6. haftasında tat keskinliği kaybının daha fazla olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak çocuklarda hem tat alma değişikliğinin hem de tat keskinliğinin kemoterapi öncesine göre kemoterapinin 3. ve 6. haftasında daha fazla olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kemoterapi Öncesi, Kemoterapi Sırası, Tat Alma Değişikliği

Kanser hastalarıNeoplazmlarTat+2
Sabiha Pekmezci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Obezitede Sitagliptin tedavisinin farklı dokularda LPIN 2 ve SIRT 6 gen ifadesinin analizi

Obezite en riskli hastalıklar arasında beşinci sıradadır. Tip 2 diyabet ve insülin direncine bağlı, bozulmuş glikoz toleransıyla bağlantılıdır. Pankreastaki beta hücrelerinin hasarı; iskelet kası, karaciğer ve yağ dokuları tarafından kullanılan glikozu etkileyen insülin eksikliğine yol açar. LPIN 2, hücresel lipid metabolizmasını, doğal bağışıklığı, serebellum fonksiyonunu ve bağırsak lipoprotein mekanızmasındaki fosfatidik asit fosfatazları etkileyen LPIN protein ailesinin bir üyesidir. LPIN 2 böbrek gastrointestinal kanallarında, akciğer, eritrositler, tükürük bezleri, adipoz doku ve lenfoid hücrelerinde bulunmaktadır. SIRT 6 ise DNA onarımı, telomerlerde, glikoz ve lipid metabolizmasını düzenleyerek hücresel homeostazı etkiler, böylece diyabet, obezite, kalp hastalığı, kanser gibi hastalıkları ve ayrıca enfeksiyon da dahil olmak üzere yaşlılıkla ilgili birçok metabolik yolu etkiler. Sitagliptin; DPP-4 inhibitörü olarak diyabet tedavisinde kullanılan antidiyabetik bir ilaçtır. Çalışmamızda deneysel hayvan modelleri oluşturarak Tip 2 diyabette kullanılan sitagliptini, obezite tedavisinde kullanarak farklı tedavi yöntemleri geliştirme amaçlandı. 32 wistar albino sıçanın, 16 tanesi normal yem ile beslenip 8 tanesine sitagliptin verildi, 16 tanesi yüksek yağlı diyetle obez yapılıdı ve obez yapılan sıçanların 8 tanesine sitagliptin verildi. Hayvanlar; Kontrol, Kontrol + Sitagliptin, Obez, Obez + Sitagliptin gruplarına ayrıldı. 32 wistar albino sıçanın 24'ünün karaciğer kas ve yağ dokularında LPIN 2 ve SIRT 6 genlerinin mRNA düzeylerine RT-PCR yöntemi ile bakıldı ve istatiksel olarak değerlendirldi.

Gen ifadesiObezitePolimeraz zincirleme reaksiyonu+2
Tuğba Dileç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemoterapi ve kastrasyona dirençli metastatik prostat kanseri hastalarında 177Lu-PSMA-617 radyoligand tedavisine yanıtın öngörülmesinde tüm vücut 68GA-PSMA-11 PET/BT parametrelerinin kullanımı: Ek merkezli, retrospektif çalışma

Amaç: 177Lu-PSMA-617 radyoligand terapisi almış, kastrasyona ve kemoterapiye dirençli prostat kanseri hastalarında 68Ga-PSMA-11 PET/BT'nin, moleküler yanıt veya progresyonla ilişkili prediktif değerini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Nisan 2019–Ağustos 2023 tarihleri arasında, retrospektif olarak analiz edilen 48 hastanın; demografik-klinik verileri, laboratuvar tetkikleri, tedavi öyküleri ile tedavi öncesi ve sonrasında yapılan 68Ga-PSMA-11 PET/BT görüntüleri, moleküler yanıt ve progresyonla ilişkileri bakımından analiz edilmiştir. Tedavi öncesinde yapılan görüntülemenin, eşik SUV değerlerine göre METAVOL programıyla tüm vücut segmentasyonu yapılmıştır. Total tümör yükü ve lokasyon ağırlıklı metastaz yükü, ölçülen parametrelere göre belirlenmiş ve prediktif değerleri analiz edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 programıyla gerçekleştirilmiş olup anlamlılık seviyesi için p<0,05 seçilmiştir. Bulgular: Moleküler yanıt ve moleküler progresyona göre yapılan binominal sınıflamada hastaların %58,3'ü (n=28) yanıtlı iken %41,7'si (n=20) yanıtsız olup %29,2'si (n=14) progrese iken %70,8'i ise non-progrese olarak izlenmiştir. Prostat kanseri tanı süresinin 12 ayın üzerinde olması (OR= 0,235, p= 0,049), parotis SUVmax (OR= 1,099, p= 0,047) ve SUVmean (OR= 1,137, p= 0,047) değerleri ile en yüksek miM1 evresi (OR= 0,241, p= 0,046) moleküler yanıt ile ilişkili bulunmuştur. Moleküler progresyonun ise lenf nodu metastazı varlığı (OR= 0,144, p= 0,006), sadece kemik metastazı varlığı (OR= 4,333, p= 0,030), ln/metTL-PSMA oranı (OR= 0,070, p= 0,042), k/metTL-PSMA oranı (OR= 13,085, p= 0,040) ve kemik / lenf nodu metastazı dağılımının TL-PSMA parametresine göre lenf nodu lehine baskınlık göstermesi (OR= 0,385, p= 0,044) ile anlamlı olarak ilişkili olduğu ortaya onulmuştur. Sonuç: Hastalığın temel yayılım karakteristiklerinin, PSMA ekspresyon dağılımının ve lokasyon ağırlıklı metastaz yükünün moleküler yanıt ve progresyonun ön görülmesinde potansiyel kullanımı ortaya konulmuştur. Anahtar sözcükler: 177Lu-PSMA, PET/BT, RECIP 1.0, PSMA-TV, TL-PSMA

Lutesyum-177Neoplazm metastazlarıNeoplazmlar+6
Yusuf Burak Çayırlı
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Basit kemik kistinde lokal steroid enjeksiyonlarının sonuçları

Amaç: Basit kemik kistlerinde kist içine steroid enjeksiyonu basit tedavi seçeneklerinden biridir. Bu çalışmanın amacı, basit kemik kisti tedavisinde lokal steroid enjeksiyonu sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışma planı: Basit kemik kisti saptanan 17 hasta (11 erkek, 6 kız ; ort. yaş 12.4; dağılım 2-39) iki iğne tekniği kullanılarak kist içine metilprednizolon asetat (MPA) enjeksiyonuyla tedavi edildi. Kist altı olguda humerus proksimaline, iki olguda kalkaneusa (olgulardan biri bilateral), yedi olguda proksimal femura ve iki olguda da tibiaya yerleşmişti. Üç hastada steroid enjeksiyonu öncesinde patolojik kırık oluşmuştu. Patolojik kırığı olan bu üç hastaya metilprednizolon asetat (MPA) enjeksiyonu kırıkları iyileştikten sonra yapıldı. Hastalara sekiz hafta arayla, herbiri 40-160 mg metilprednizolon asetat içeren en fazla dört enjeksiyon uygulandı. Hastalar enjeksiyon sonrasında birinci, üçüncü, altıncı aylarda ve birinci yılda çekilen düz grafiler ile takip edildi. İlk yıldan sonra hastalar yılda bir kez düz grafilerle takibe alındı. Hastaların ortalama takip süresi 22 ay (dağılım 3-48 ay) idi. Kist iyileşmesi Neer sınıflandırmasına göre değerlendirildi. Sonuçlar: Metilprednizolon asetat tedavisi on kistte (%55) tamamen, üç kistte (%17) rezidüel lezyonla iyileşme sağladı. Üç hasta (%17) steroide hiç yanıt vermedi; iki hastada kist tekrarladı (%11). Tamamen veya rezidüel lezyonla iyileşen hastalardaki sonuçlar tatminkar bulunurken (%72), beş hastada (%28) steroid tedavisi başarısız bulundu. Kistin tekrarladığı hastalar küretaj ve greftlemeyle veya küretaj ve sementleme ile tedavi edildi. İşlemle ilgili hiçbir hastada komplikasyon görülmedi. Çıkarımlar: Bulgularımız, basit kemik kistlerinde lokal steroid enjeksiyonunun tatmin edici sonuçlar sağladığını ve agresif tedaviler öncesinde düşük morbiditeli bu tedavinin denenebileceğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Kemik kisti/ilaç tedavisi; enjeksiyon, intralezyonal; metilprednizolon/terapötik kullanım; steroid/terapötik kullanım.

EnjeksiyonlarKemik hastalıklarıKemik kistleri+5
Vahdet Uçan
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anti-oksidan doğal bileşiklerin kemoterapi ajanı paclitaxel ile birlikte nano misellere yüklenmesinin etkinlik ve toksisite profili açısından in -vitro ortamda gözlenen olası değişiklikler

Kemoterapi tedavisinde kullanılan kemorerapötik ajanlar sadece kanser tümöründe etki etmek ile kalmayıp, sağlıklı bölgelerde de toksik etkilerin oluşmasına sebep olabiliyorlar. Bu maddeler yan etkilerini zaman zaman oksidasyon ile göstermektedirler. Bu noktadan hareketle bazen kanser tedavisinde kemoterapi sırasında hastalara antioksidan doğal ürün tüketmeleri tavsiye edilmektedir. Ancak bu antioksidan maddelerin kanser tümör bölgesinde kemoterapi ajanının yarattığı oksidasyon etkisini azaltabilir ve kemoterapi ajanının tam olarak etki göstermesine engel olabilir. Bu konu aydınlığa kavuşturulmalıdır. Bu noktadan hareketle antioksidan etkisi olan curcumin, quercetin ve rosmarinik asit bileşiklerin kemoterapi ajanı paclitaxel ile birlikte kanser hücrelerine uygulanıp bu ajanın etkisini hangi yönde değiştirdiği araştırılmıştır. Bunun için adı geçen doğal antioksidanlar bileşikler nano-taşıyıcılara yüklenip paclitaxel ile birlikte meme kanseri hücreleri üzerinde ne yönde etki gösterdiği araştırılmıştır. Doğal antioksidanların nano-taşıyıcıya yüklenme sebebi ise bu maddelerin düşük sudaki çözünürlüğünün giderilerek yüksek oranda hücrelere uygulanabilmesidir. Bunun için polylactidecoglycolide (PLGA) nano-miselleri kullanılmıştır. Paclitaxel'in ise suda çözünür ticari formu hücrelere uygulanmıştır. Her antioksidan maddenin nano-formülasyonu ayrı ayrı o/w yöntemi kullanarak hazırlanmıştır. Bunun için antioksidan ile PLGA birlikte aseton içinde çözünmüş ve yüzey aktif madde içeren suya yavaşça damlatılmıştır. Organik çözücü gece boyunca karıştırılarak oda sıcaklığında uzaklaştırılmıştır. Elde edilen nano fomülasyonların boyutları DynamicLightScattering (DLS) yöntemi ile tayin edilmiştir. Anti oksidanlar artan konsantrasyonlarla nano-taşıyıcıya yüklenmiştir ve agregat gözlenmeyen en yüksek konsantrasyon yani tüm bileşiğin miselin içine yüklendiği formülasyon optimize formülasyon olarak kabul edilmiştir. Paclitaxel'in IC 50 değerine eşit miktarda konsantrasyonu nano-anti oksidanların çeşitli konsantrasyonları ile birlikte MCF-7 insan meme kanseri hücrelerine uygulanmış ve hücre canlılığındaki değişimler gözlenmiştir. Hücre canlılığı SulforhodamineB testi ile ölçülmüştür. Ayrıca nano-anti oksidan paclitaxel ile birlikte, paclitaxel'den 1 saat önce ve paclitaxel'den 1 saat sonra hücrelere uygulanmış ve böylece uygulama zamanının sonuçlarda ne gibi değişiklik yaratabileceği de incelenmiştir. Sonuç olarak kürkümin'in Paclitaxel'in anti-tumor etkisini büyük oranda azalttığı gözlenmiştir. Quercetin ise doza bağlı bir şekilde paclitaxel'in anti-tumor etkisini azaltmıştır. Rosmarinik asitin ise belirgin bir etkisi tespit edilmemiştir. Uygulama zamanının ise bu etkilerin değişimi üzerinde bir fonksiyonu olmadığı gözlenmiştir. Nihai olarak anti oksidanın biyo-yararlanımı ve kandaki konsantrasyonu bilinmediği müddetçe tümör bölgesinde hangi oranda bulunacağı da meçhul kalacaktır denebilir. Bu da xii doğal anti oksidanın kemoterapinin etkisini tümör bölgesinde hangi yönde etkileyeceğinin bilinmemesine sebep olacaktır. Buradan yola çıkarak, anti oksidanların kemoterapi ajanının etkisi ve nihai olarak kanser tümörünün büyümesi üzerindeki olumsuz etkisi tam anlaşılmadan kanser tedavisi süresince kullanılmaması gerektiği kanısına açıkça varılabilir.

Antineoplastik ajanlarAntioksidanlarMisel+5
Burcu Öztenekeci
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aktif tedavi alan kanser hastalarında COVİD-19 görülme sıklığı ve mortaliteye etkisi

Giriş ve Amaç: Şiddetli Akut Solunum Sendromu Koronavirüsü-2'nin sebep olduğu koronavirüs hastalığı 2019 (Covid-19) tüm dünyayı etkileyerek kısa sürede pandemi olarak ilan edildi. Covid-19 asemptomatik hastalıktan, ciddi pnömoni hatta ölüme kadar ilerleyebilen farklı klinik tablolara neden olmaktadır. Hastalığın prognozunu etkileyen faktörler; ileri yaş, aşı durumu, komorbid hastalıklar ve immunsupresif tedaviler ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Bu komorbiditeler arasında kanser ve onkolojik tedaviler de yer almaktadır. Özellikle pandeminin başlarında kanser hastalığı ve aktif onkolojik tedaviler, Covid-19 prevalansı ve mortalitesi açısından yüksek riskli olarak kabul edildi. Ancak yapılan çalışmalarda net fikir birliği sağlanamamıştır. Çalışmamızdaki amaç aktif tedavi alan kanser hastalarında Covid-19 sıklığını, mortaliteye etkisini ve mortalite üzerinde etkisi olabilecek yaş, cinsiyet, metastaz durumu, Covid-19 aşı durumu ve tedavi çeşitlerini tespit etmektir. Materyal ve Metot: Retrospektif olarak yapılan çalışmamıza, pandemi döneminde (01 Nisan 2020- 31 Ekim 2021) Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümü kemoterapi ünitesine tedavi almak üzere başvuran 1369 kanser hastası dahil edildi. 1369 hastalanın yaş, cinsiyet, kanser türü, kanser evre (metastatik, metastatik olmayan) bilgilerine ulaşıldı. Covid-19 dışı sebepler ile ex olan hastaların verilerine ulaşılaması nedeni ile 924 hastada; Covid-19 aşı bilgileri, Covid-19 öyküsü olup olmaması, öyküsü var ise semptom durumu ( asemptomatik, semptomatik, yoğun bakım yatışı, ex), Covid-19 tanısına en yakın olan onkolojik tedavi alma tarihi ve hangi tedavi protokolünü aldığı verileri kaydedildi. Covid-19 sıklığı ve mortalitesi üzerinde etkisi olabilecek bu faktörler karşılaştırıldı. Bulgular: 1369 hastanın yaş ortalamasının 59,6 ve %50,7'sini kadınların oluşturduğu görülmüştür. En sık görülen 3 kanser türü sırası ile meme, akciğer ve kolorektal kanserdir. Hastaların %65,1'inde uzak metastaz mevcuttur ve %95'i kemoterapi tedavisi alırken %5'i immunoterapi tedavisi almaktaydı. Covid-19 verileri elde edilen 924 hastadan 317'sinde (%34,2) Covid-19 öyküsü vardı. Covid-19 pozitif hastaların %80'i yoğun bakım ihtiyacı olmadan semptomatik olarak geçirmişlerdi. 317 hastadan 33'ü (%10,4) ise Covid-19'a bağlı ex olmuştur. İleri yaş, cinsiyet, kanser türü, kanser evresi ve onkolojik tedavi çeşitleri ile Covid-19 sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Covid-19'a bağlı ex olan hastaların asemptomatik, semptomatik ve yoğun bakımı yatışı olan hastalara kıyasla yaşları daha yüksek bulunmuştur (p=0.031). Metastazı olan hastaların mortalitesinin ile metastazı olmayan hastalara göre anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür (p<0.001). Akciğer kanseri olan hastaların mortalite oranı diğer kanser türlerine göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001). Covid-19 pozitif hastalar, Covid-19 tanılarına en yakın onkolojik tedavi sürelerine göre kıyaslandıklarında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Covid-19 aşı durumları incelendiğinde 1.doz aşılanma oranı %80, 2.doz aşılanma oranı %78 bulunmuştur. Covid durumu asemptomatik olan hastaların aşı ortalaması diğer gruplara kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Ex olan hastaların olduğu aşı dozu ile asemptomatik (p<0.001), semptomatik (p<0.001) ve yoğun bakım yatışı olan hastalar (p<0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç: Kanser hastalarında yapılan bu çalışma, aktif onkolojik tedavinin Covid-19 mortalitesi ile ilişkili olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte ileri yaş, uzak metastaz, akciğer kanseri Covid-19 enfeksiyonunda kötü prognoz ile ilişkili saptanmıştır. Ex olan hastaların olduğu aşı dozunun diğer Covid-19 pozitif hastalara göre anlamlı şekilde düşük olması aşının hastalığın ciddi seyrini önlemedeki etkinliğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçların, onkolojik tedavi gerektiren kanser hastalarının yönetimine yardımcı olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: Kanser, Covid-19, kemoterapi, immunoterapi, aşı, mortalite

AşılamaAşılarCOVID 19+7
İrem Abdulhayoğlu Erim
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rutin laboratuar parametreleri, ilaç tedavileri ve cinsiyetin akut kalp yetmezliğinde görülen anemi ile ilişkisi

Amaç : Akut kalp yetersizliğindeki anemi ile rutin laboratuar parametreleri, ilaç tedavileri ve cinsiyet arasındaki ilişkiyi araştırmak.Gereç ve Yöntem : Akut kalp yetersizliği nedeniyle ardışık olarak hastanemize yatan 234 hasta(114 kadın,120 erkek) çalışmaya alındı.Anemi yapan comorbiditesi olanlar, kan transfüzyonu yapılanlar,anti-anemik tedavi alanlar dışlandı.Çalışma hastaları anemik ve non-anemik olarak iki guruba ayrıldı.Bu iki gurup demografik özellikler, hastaneye yatmadan önceki 3 ay boyunca kullanmakta olduğu ilaçlar, transtorasik ekokardiografi, hemogram, sCRP, eritrosit sedimantasyon hızı, proBNP,D-dimer ve rutin biyokimya analizleri açısından karşılaştırıldı. Ayrıca bu hastalar içerisinden rastgele seçilen 50 hastada ilave olarak hemosiderinuri, retikulosit sayımı ve direct coombs testi yapıldı. Anemik ve nonanemik gurup arasında anlamlı olarak farklı bulunan tum değişkenler, Binary Logistik Regresyon Analizi'ne(BLRA) tabii tutuldu.Bulgular : Çalışmamızda araştırdığımız parametrelerden 25 tanesi anemik ve nonanemik gurup arasında anlamlı olarak farklı bulundu.Bu parametrelerle yapılan BLRA sonucu 11 parametre birbirinden bağımsız ve anlamlı olarak AKY de görülen anemi ile ilişkili idi.Kadın cinsiyette 2.6 kat, kalsiyum kanal blokeri (KKB) kullananlarda 2.6 kat,Kronik renal yetmezliklilerde (KBY) 3.1 kat, daha düşük serum AST si olanlarda 3.6 kat, daha düşük düzeltilmiş serum kalsiyumu olanlarda 3.0 kat, daha düşük LDL kolesterolu olanlarda 2.6 kat, daha düşük ortalama corpuscular volume (MCV)'lilerde 2.5 kat,daha düşük ortalama corpuscular hemoglobine konsantrasyon (MCHC)lularda 2.5 kat, serum magnezyum düzeyi daha yüksek saptananlarda 2.6,daha yüksek pro BNP'lilerde 3.5 kat daha fazla anemi olduğu görüldü. Digoxin kullananlarda ise 4.2 kat daha az anemi görüldüğü saptandı.Hemosiderinüri 13 hastada pozitif olup, anlamlı olmayarak anemik grupta sıktı.Retikulosit indeksi anemik gurupta anlamlı olmayarak daha düşüktü.Direkt coombs testi hemoliz bulguları olmayan 3 hastamızda pozitif bulundu.Sonuç : Anemik akut kalp yetmezliği hasta gurubunda non anemik guruba göre kadın cinsiyet, KBY varlığı, KKB kullanımı anlamlı olarak daha sıktı.Yine anemik gurupta düzeltilmiş serum kalsiyumu, serum AST'si, LDL kolesterol, MCV, MCHC anlamlı olarak daha düşük, serum magnesiumu, proBNP anlamlı olarak daha yuksekti.Digoxin kullanımı ise anemik olmayan gurupta anemik guruba göre anlamlı olarak daha sıktı.Anahtar kelimler : Kalp yetmezliği, anemi

AnemiCinsel kimlikKalp yetmezliği+1
Diğdem Dikerdem
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of chemotherapy treatment on quality of life in patients with leukemia

Background: Leukemia is a type of cancer with high malignancy that develops in the stem cells of the hematological system. Chemotherapy is frequently preferred in the treatment of leukemia. Chemotherapy treatment is a treatment option with intense side effects as well as positive effects. The symptoms caused by leukemia and chemotherapy completely change the way of life of individuals. Changing adverse conditions can also negatively affect the quality of life of individuals. Decreased quality of life causes individuals to feel the burden of the disease more, makes it difficult to comply with treatment, and therefore negatively affects the healing process. For this reason, it is important to determine the quality of life of individuals and to plan nursing interventions accordingly. Objective: To evaluate the quality of life of individuals receiving chemotherapy treatment for leukemia. Method: A descriptive and cross-sectional research design was used. The study was conducted from March 2022 to November 15, 2022 at an Oncology Center located in the city of Holly Karbalaa. The sample consisted of 200 leukemia patients receiving chemotherapy treatment. As a data collection tool; Sociodemographic Form, World Health Organization Quality of Life Scale - Short Form 26 (WHOQOL-BREF 26) was used. The data were collected by face-to-face interview method. In the analysis of data; Mann-Whitney U test and Kruskal Wallis Test were used in the analysis of descriptive statistics (number, percentage, mean, standard deviation) and quantitative data. Results: Of the participants, 38.5% were in the 20-29 age range, 52% were male, 81% were literate, 51.5% lived in rural areas, 40% were single, 39% had acute lymphoblastic leukemia, 47%, She receives 5 induction treatments. WHOQOL-BREF 26 sub-dimension mean scores are as follows; general health status was 12.31±6.32, physical health 5.95±5.43, psychological health 22.08±4.52, social relations 13.37±6.25, environment 17.45±6.92. There was a significant difference between the participants' gender, education, region of residence and marital status and WHOQOL-BREF 26 physical, psychological, social relations and environmental areas (p<0.05). Conclusion and Recommendation: It was determined that the quality of life of leukemia patients who received chemotherapy treatment in Iraq was low. In nursing care, it can be suggested that individuals plan care content that will increase their quality of life.

TreatmentPatientsChemotherapy-adjuvant+3
Marwan Najı Abdulhadı Ghanımı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Irak'daki meme kanserli kadınlarda sosyal destek algılaması ve ilişkili faktörlerinin incelenmesi

Objective:Thisresearchaimstoevaluateandexaminetheperceptionofsocial supportanditsassociatedfactorsinwomendiagnosedwithbreastcancer. StudyMethodology:A cross-sectional,descriptivestudywasconductedat AnbarSpecialized CancerCenterin Ramadi,Iraq,in the period between 09/03/2021 -25/7/2021 theresearchscientistconsistsofbreastcancer patientsinthiscenter.Thesamplenumberwasdeterminedtobenolessthan 150breastcancerpatientsfromDuringthesamplecalculationmethodincases wheretheuniverseisunknown.Datawerecollectedface-to-faceA"personal informationmodel"andamultidimensionalscaleofperceivedsocialsupport wereusedtocollectdata. Results:Thestudysampleconsistedoffemalesdiagnosedwithbreastcancer over35yearsold.Thesocialsupportprovidedtothemajorityofthestudy samplewasbyaprivateperson17.6±8.3,itwasdeterminedthatthereisa positive,statisticallysignificantrelationshipbetweensocialsupportandhaving children,income,familyhistoryofcancer,surgicaltreatment,chemotherapy, hormonaltherapy,targetedtherapy,familystructureatsignificancelevelp<.05 Conclusion:Itwasdeterminedthatthedegreesofsocialsupportforbreast cancerpatientswerehighfortheprivilegedperson,followedbythefamilyand finallyfriends,andithadapositiveimpactonthesepatients. KeyWords:Breastcancer,socialsupport,chemotherapy,hormonetherapy, targetedtherapy

Perceived social supportHormone replacement therapyIraq+7
Mokhles Ghalıb Ahmed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Curing impacts of natural honey ingestion to various liver enzymes in rats

Recent studies have confirmed the curing impact of the natural honey onto affected cellular structures of hepatocytes in mice and other experimental animals caused by Doxorubicin, assessment of the liver enzymes can be carried out by measuring the amount of enzymes leaked from liver cells in laboratory. The natural honey mixed with drinking water (4mL/L) was used in drinking water and the DOX 5 mg/kg body weight mixed in normal saline was administrated subcutaneously on weekly basis once a week, for 9 weeks treatment. Blood smears stained with Leishmanie stain was carried out blindly by two individuals using compound microscope. The biochemical assessments revealed significant elevation (p≤0.05-0.01) in the amount of enzymes ALT, AST and GGT in DOX treated rats, except for ALP where the elevation was insignificant. The amounts of the above enzymes showed significant decreases in the G4 in comparison with G3. The results confirms the potency impact of the natural honey in improving the levels of the above enzymes following administration of Doxorubicin. Regular ingestion of the natural honey could provide the body a natural cure on general health.

Alanine transaminaseAlkaline phosphataseAspartate transaminase+4
Maan Jowad Zraow Zraow
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Nurses' knowledge about giving chemotherapy to cancer patients in Al-Diwaniyah Teaching Hospital

The nurse has played a significant part in the care of cancer patients and survivors throughout the course of human history. In addition to physical exams and treatment of the patient's symptoms, these treatments often included counseling and education on the disease's symptoms. Oncology nurses are responsible for giving chemotherapy to cancer patients.The study's goal is to evaluate the knowledge of oncology nurses in Al-Diwaniyah city on safe chemotherapy administration. Descriptive research was carried out from February 15th to May 15th of 2022 An outlandish case study (appropriate example). The sample was chosen by the use of sampling. One hundred and ten oncology nurses from Al-Diwaniyah city are included in the study. A questionnaire was devised for the study's purposes. In this study, participants self-administered the survey instruments. The data was gathered between the dates of February 15th, 2022, and March 1st, 2022 for this study. The SPSS program version was used to examine the data.The results showed that 49% of the participants were between the ages of 24 and 29; 56.9% were men; 65.1% had earned a nursing diploma; 37.6% had 1 to 6 years of experience; and 50.5% had no training sessions. According to the findings of the study, nurses' knowledge of safe chemotherapy delivery and general information on chemotherapy drugs was lacking. Nurses working in oncology centers should be subject to special safety and administration regulations when administering chemotherapy. 2022, 102 pages Keywords: Knowledge, chemotherapy drug, safe chemotherapy administration, oncology.

Level of knowledgeHospitalsNurses+7
Alı Husseın Jebur Al-fatlawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

İdiyopatik epilepsili hastalarda ilk ilaç tedavisine cevabı belirleyen faktörler

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, yeni tanı konulan sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı ve çocukluk çağı absans epilepsisi hastalarda ilk antiepileptik ilaç tedavisine cevabı belirleyen faktörleri saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada yüz otuz bir hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışma grubu 79 sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsili hasta ve 52 çocukluk çağı absans epilepsili hastadan oluşmaktaydı. Bulgular: Sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsili hastalarda ortalama nöbet başlama yaşı 89.44 ± 25.59 ay (36-143 ay) ve 50?si (% 63,3) erkek idi. İlk antiepileptik ilaç tedavisiyle 68 (% 86,1) hastada nöbet kontrolü sağlandı. Nöbet başlama yaşı, nöbet sıklığı, nöbet tipi ve EEG?deki deşarj noktası ilk ilaç tedavisine cevabı belirleyen önemli bir faktör olmasına rağmen, cinsiyet, yenidoğan nöbet varlığı, febril nöbet, ailede epilepsi öyküsü, nöbet zamanı, Todd paralizisi varlığı, ZB düzeyi, davranış sorunlarının varlığı, EEG?de jeneralizasyon ve lokalizasyon bulguları tedaviyi belirlemede etkisiz faktörlerdi. Çocukluk çağı absans epilepsili hasta grubunda nöbet başlama yaşı ortalama 78.38 ± 26.09 ay (30-142 ay) ve 32?si (% 61,5) kız idi. Kırk iki (% 80,8) hasta ilk antiepileptik ilaçla başarılı bir şekilde tedavi edildi. Cinsiyet, yenidoğan nöbeti varlığı, febril konvülziyon, akrabalık, ailede epilepsi öyküsü, ZB seviyesi, tedaviye başlangıç zamanı ve EEG?deki deşarj şekli ile ilk ilaç tedavisine cevap arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Ancak, nöbet başlama yaşı, eşlik eden nöbet tipi ve EEG?de fotik yanıt varlığı başlangıç tedavisine cevabı belirlemede önemli faktörler olarak bulunmuştur. Sonuç: Nöbet başlama yaşı, nöbet tipi, nöbet sıklığı ve EEG'de deşarj noktası sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsisi olan hastalarda önemli faktörler olarak bulunmuştur. Çocukluk absans epilepsili hastalarda, nöbet başlama yaşı, eşlik eden nöbet tipi ve EEG?de fotik yanıt varlığı başlangıç tedavisine yanıt için önemli risk faktörleridir. Anahtar Sözcükler: Sentrotemporal dikenli benign çocukluk çağı epilepsisi, çocukluk çağı absans epilepsisi, ilk AEİ tedavisi, cevap.

AntikonvülsanlarEpilepsiEpilepsi-temporal lob+2
Faruk İncecik
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hematolojik maligniteli hastalarda kullanılan farklı solüsyonların oral mukoziti önlemede etkisi

Çalışma hematolojik maligniteli hastalara uygulanan farklı solüsyonların oral mukozite etkisini değerlendirmek amacıyla; randomize, kontrollü, deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Hasta sayısını belirlemek için power analizi yapıldı. Birinci gruba klorheksidin glukonat ve benzidamin klorür (29 hasta), ikinci gruba kalsiyum ve fosfat (28 hasta) ve üçüncü gruba karadut şurubu içeren solüsyon (24 hasta) uygulandı. Tedavileri başlamadan bir gün önce uygulamaya başlanıp, hastalar nötropeniden çıkana kadar uygulamaya devam edildi. Araştırmanın verileri soru formu ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün "Mukozit Evreleme Skalası" ile toplandı. Hastaların mukozit düzeyleri her gün değerlendirilip kayıt edildi ve elde edilen veriler ki-kare ile analiz edildi. 7. günde tüm gruplarda Evre 3 ve 4 mukozit görülmediği, Evre 0, 1 ve 2 açısından fark olmadığı belirlendi. 14. günde; üçüncü grupta Evre 2 mukozit %8,0 oranında görülürken, bu oranın ikinci grupta %17.9, birinci grupta %16.7 olduğu; Evre 3 mukozit ise birinci grupta %6.7 oranında görülürken, ikinci ve üçüncü grupta hiç görülmediği tespit edildi. 21. günde; Evre 3 mukozitin üçüncü grupta %8.0, ikinci grupta %7.1, birinci grupta ise %13.3 olduğu saptandı (p>0.05). Birinci gruba göre ikinci ve üçüncü gruptaki hastalarda mukozit sıklığının daha az olduğu belirlendi. Bu nedenle oral mukoziti önleme ve tedavisinde özellikle karadut ve kalsiyum-fosfat içeren solüsyonların kullanılması önerilebilir.

Ağız mukozasıBenzidaminKan hastalıkları+7
Merve Harman
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tip 1 tanılı hastalarda uzun salınımlı intramuskuler enjeksiyon şeklinde uygulanan antipsikotik tedavisinin tedavi uyumu üzerine etkisi

Bipolar bozukluk tanısı olan hastalarda ilaç uyumsuzluğu, yaşam kalitesinin düşmesine, hastaneye yatış oranlarının artmasına, bakım masrafları ve mortalitenin yüksek olmasına, depresif ataklara, intiharlara, tedavi sonuçlarının olumsuz etkilenmesinin yanı sıra fonksiyonel durumun bozulmasına ve semptomların artmasına neden olmaktadır.Biz de bu çalışmamızda uzun etkili intramüsküler (UEİ)antipsikotik ve oral antipsikotik kullanan bipolar bozukluk tip 1 hastalarını tedavi uyumu açısından karşılaştırmayı planladık.

Bipolar bozuklukEnjeksiyonlar-intramuskülerHasta uyumu+4
Cansu Doğan
Gaziantep University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastaların fonksiyonel durumu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma; kemoterapi tedavisi alan kanser hastalarının fonksiyonel durumunu ve kemoterapinin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla, Mart–Haziran 2017 tarihleri arasında, Gaziantep onkoloji hastanesine başvuran hastalar ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Örneklemi belirlemek için yapılan güç analizi sonucu 305 kanser hastası araştırma kapsamına alındı. Veri toplama aracı olarak literatür bilgisine dayalı hazırlanan soru formu, (EORTC QLQ-C30) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Fonksiyonel Yaşam Ölçeği kullanıldı. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metotların (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi kullanıldı. Hastaların %50,5'inin erkek, %93,8'inin evli, %71,1'inin eşi ve çocukları ile yaşadığı, %42,6'sının ilköğretim mezunu olduğu, %76,1'inin çalışmadığı ve %36,1'inin gelirinin gideri kısmen karşıladığı, %73,4'ünün hastalığını bildiği, %92,2'sinin bu bilgiyi doktordan aldığı, %66,2'sının 4.evrede olduğu, %74,4'ünün başka bir kronik hastalığının bulunmadığı, %68,5'nin ailesinde kanser tanısı alan birisinin olmadığı, %87,5'inin hastalığı nedeniyle sorumluluklarını yerine getiremediği ve %48,2'sinin aldığı tadavinin yaşamını olumsuz etkilediği saptandı. Hastaların yaş, cinsiyet, birlikte yaşadığı bireyler, medeni durum, eğitim durumu ve mesleğinin yaşam kalitesini etkilemediği tespit edildi. Hastaların EORTC QLQ-C30 ölçeği toplam puanının ve ölçeğin tüm alt boyut puan ortalamalarının düşük olduğu, en yüksek üç semptom skorunun ağrı, bulantı-kusma ve yorgunluk olduğu, fonksiyonel yaşam ölçeği toplam puan ortalamalarının ve özellikle sosyal fonksiyonlar ve gastrointestinal semptomlar alt boyut puan ortalamalarının oldukça düşük bulunduğu ve hastaların fonksiyonel durumlarının istendik düzeyde olmadığı belirlendi. Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda kemoterapi alan kanser hastalarının yaşam kalitesinin ve fonksiyonel durumunun değerlendirilerek uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Kanser, kemoterapi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi, hemşirelik.

NeoplazmlarYaşam kalitesiÖlçekler+1
Halime Satan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit C hastalarında paritaprevir/ ritonavir/ ombitasvir +dasabuvir ve ledipasvir/ sofosbuvir tedavilerinin etkinliği, güvenliği ve klinik sonuçlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kronik hepatit C (KHC) enfeksiyonunun tedavisinde pegile interferon (Peg-IFN) ve ribavirin uzun yıllar kullanılmıştır. Son zamanlarda hepatit C virüsü (HCV) hakkındaki bilgilerin artması, yeni direkt etkili antiviral ajanların (DAA) geliştirilmesine ve % 95'i aşan kalıcı virolojik yanıt oranlarına (KVY) ulaşılmasını sağlamıştır. Çalışmamızın amacı, DAA ajanlardan oluşan paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir (PrOD) ve ledipasvir/sofosbuvir (Led+Sof) içeren tedavilerin etkinliğini ve güvenirliğini araştırmaktır. Materyal ve Metod:Çalışmaya retrospektif olarak Haziran 2016 - Şubat 2017 tarihleri arasında Gastroenteroloji, Hepatoloji veya Enfeksiyon polikliniğine başvuran KHC'li PrOD, PrO, Led+Sof veya Sof tedavisi alan 203 hasta çalışmaya alındı. KHC tanısı serolojik ve moleküler incelemeler ile kondu. Hastalara 12 veya 24 hafta mevcut tedavi rejimlerinden biri verildi. Bulgular:Çalışmaya 203 hasta alındı.Hastaların 20'si (%9.9) genotip 1a, 181'i (%89.2) genotip 1b, 1'i (%0.5) genotip 2a ve 1'i (%0.5) genotip 4a olarak saptandı. Led+Sof 12 hafta alan 10 (%4.9), Led+Sof 24 hafta alan 57 (%28.1), Led+Sof+R 12 hafta alan 26 (%12.8), Sof 12 hafta alan 1 (%0.5), PrOD 12 hafta alan 101 (%49.8), PrOD+R 12 hafta alan 7 (%3.4) ve PrO+R 12 hafta alan 1 (%0.5) hasta vardı.Led+Sof±R alan hastalarda KVY oranı %97.9 saptanırken, PrOD±R alan hastalarda %100 saptandı. Siroz KVY'yi etkileyen tek faktör olarak saptandı. KVY' ye ulaşamayan 2 hastada da siroz mevcuttu. Hastaların 73'ünde (%37.4) en az 1 yan etki görüldü. Tedaviyi bıraktıracak yan etki 2 (%1) hastada görüldü. 2 hasta da PrOD±R alan gruptaydı. Sonuç:KHC hastalarında, paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir ve ledipasvir/sofosbuvir tedavileri,günümüzde etkin ve güvenilir tedaviler olup, büyük umutlar vadetmektedir. Anahtar kelimeler:Kronik hepatit C enfeksiyonu,paritaprevir/ritonavir/ombitasvir+dasabuvir, ledipasvir/sofosbuvir, kalıcı virolojik yanıt.

Antiviral ajanlarHepatitHepatit C+5
Mustafa Seyyar
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Panik bozukluk hastalarında ilaç tedavisi ve ilaçla birlikte bilişsel davranışçı terapinin; Yaşam doyumu, iş doyumu ve tükenmişlik açısından karşılaştırılması

Panik bozukluk; madde bağımlılığı, özkıyım girişimleri ve fonksiyon kaybına neden olan, yaygın olarak görülen bir bozukluktur. Bu çalışmanın amaçları; panik bozukluk hastalarının iş doyumu, yaşam doyumu ve tükenmişlik düzeylerine bakmak ve bu hastaların ilaç veya ilaçla birlikte bilişsel davranışçı terapiyle tedavisi sonrası iş doyumu, yaşam doyumu ve tükenmişlik düzeylerindeki değişimi karşılaştırmak ve anlamlı bir farkın olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya dahil edilen 76 panik bozukluk hastası iki buçuk yıl içerisinde değerlendirildi. Hastalar çalışma başlangıcında, Sosyo demografik Veri Formu, Panik Bozukluğu Şiddeti Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI I ve STAI II) ve Beck Anksiyete Ölçeği ile değerlendirildi. Tedavi öncesi ve sonrasında hastalara Yaşam Doyumu Ölçeği, İş Doyum Ölçeği (JSS), Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Panik Bozukluğu Şiddeti Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI I ve STAI II) ve Beck Anksiyete Ölçeği uygulandı. İlaçla tedavi gören hastalarla, ilaç ve bilişsel davranışçı terapiyle tedavi gören hastalar arasında; yaşam doyumu, iş doyumu ve tükenmişlik açısından (p=0.00) anlamlı farklılık görüldü. Çalışmanın sonuçları, bilişsel davranışçı terapinin ilaçla birlikte kullanılmasının, yaşam doyumu, iş doyumu ve tükenmişlik düzeyine anlamlı katkısının olduğunu ve tedavide terapinin göz önünde bulundurulması gerekebileceğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: panik bozukluk, iş doyumu, yaşam doyumu, tükenmişlik, bilişsel davranışçı terapi

Bilişsel tedaviDavranış tedavisiPanik bozukluk+5
Funda Özelsancak
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epitelyal over kanserli platin'e sensitif ve resistan hastalarda tekrarlayan kemoterapi rejimlerinin sağkalım süresine etkileri

Amaç: Over kanserleri tüm dünyada en sık ölüme neden olan jinekolojik malignitelerden biridir ve over kanserleri içinde en sık görülen epitelyal over kanserleridir. Hastaların büyük kısmı ileri evrelerde tanı almaktadır. Epitelyal over kanserlerinde birincil tedavi yaklaşımı cerrahidir. Ardından adjuvan kemoterapi verilir. Çalışmada platine duyarlı ve dirençli hastalarda paklitaksel ve platin kombinasyonu, doxorubicin, gemsitabin ve topotekan verilerek hangi rejimin sağkalım üzerine daha etkili olduğu ve yan etki profili açıklanmaya çalışılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında 05 Ocak 2005 ve 20 Mayıs 2014 tarihleri arasında opere edilmiş ve over kanseri tanısı almış hastalar dahil edilmiştir. Araştırmada Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi arşiv bölümünden 92 hastanın bilgileri elde edilip retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların tümüne cerrahi yapılıp tanısı kesinleştirilmiştir. Nüks zamanına göre platin sensitif saptanan hastalara tekrar platin ve paklitaksel kombinasyonu, resistan olanlara doxorubicin, gemsitabin ve topotekan üçlüsünden biri tercih edilmiştir. Tekrar nüks izlenen hastalara yine bu üçlüden biri verilerek tekrarlayan rejimlere devam edilmiştir. Çalışmada over kanseri üzerine sosyodemografik özellikler, nüksler arasındaki zaman ve hematolojik yan etki profilleri araştırılmıştır. Bulgular: Sosyodemografik verilere baktığımızda 45 yaş altında olan hastalar, evre 3b ve altında olanlar, multipar hastalarda sağkalım süreleri daha uzun izlenmiştir. Second line verilen kemoterapi rejimleri içinde platin ve paklitaksel kombinasyonu bir sonraki nüks zamanını 11 ay, gemsitabin 15 ay, doxorubicin 12 ay uzatmıştır. Third line rejimleri içerisinde ise gemsitabin bir sonraki nüks zamanını 17 ay, doxorubicin 21 ay, topotekan 23 ay uzatmıştır. Hastaların totalde % 45'inde lökopeni, % 44'ünde eritropeni, % 42'sinde trombositopeni görülmüştür. Sonuç: Sonuçlara baktığımızda verilen kemoterapiler arasında sağkalım süresine etkileri açısından birbirlerine oranla anlamlı bir farklılık görülmemektedir. Ancak doxorubicin alan hastalarda hematolojik yan etki profili daha az görülmüştür. Paklitaksel ve platin kombinasyonu alan hastaların tolerabilitesi diğer rejimlerden daha iyi izlenmiştir. Neoadjuvan kemoterapi verilen hastalarda, hasta seçiminde komorbiditesi artmış ve tümör volümü yüksek olan hastalar tercih edildiği için sağkalım süreleri daha az izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Epitelyal over kanseri, doxorubicin, gemsitabin, topotekan, platin sensitif, resistan

Antineoplastik ajanlarDoksorubisinEpitel+7
Ali Berk Ölke
Çukurova University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Prediyabetik hayvan modelinde metformin tedavisinin BDNF gen ifadesi ve bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi

Prediyabet, Dünya'da sıklığı artmakta olan bir hastalıktır. Makro ve mikrovasküler komplikasyonlar, glukoz toksisitesi, hiperinsülinemi prediyabette kognitif bozukluklara neden olabilmekte, ayrıca prediyabete sıklıkla eşlik eden obezite gibi hastalıklar da bu duruma katkıda bulunmaktadır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar merkezi sinir sisteminin vücut kitlesinin düzenlenmesindeki rolüne dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, prediyabetik hayvan modelinde; hipokampus bölgesinde beyin türevi nörotrofik faktör (BDNF) gen ifadesi ile öğrenme arasındaki olası ilişkinin metformin tedavisi ile karşılaştırmalı olarak analizi yapıldı. Çalışmada 32 Wistar albino rat kullanıldı. Deneysel prediyabet oluşturmak için denekler yüksek yağlı diyet (HFD) ile beslendi. Prediyabetik model oluşturulduktan sonra bir gruba metformin tedavisi uygulandı. Kontrol, prediyabet ve metformin uygulanmış olan deney gruplarına Morris su tankı ile öğrenme testi uygulandı. Deneylerin sonunda hayvanlar sakrifiye edildi ve hipokampus bölgeleri izole edildi. Real-Time PCR kullanılarak hipokampal örneklerde BDNF gen ifadesi analizi yapıldı. Deney sonuçları istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, HFD diyet ile indüklenmiş ratlarda kontrol gruplarındaki ratlara kıyasla öğrenme performanslarının daha düşük olduğu ve BDNF gen ifadesinin azaldığı tespit edilmiştir (p=0.044). Metformin uygulanan grup ile kontrol grubu karşılaştırıldığında öğrenme performansları ve BDNF gen ifadelerinde artış görülmüştür (p=0.042). Metformin uygulanan prediyabetik grup ile ilaç uygulanmayan prediyabetik grup karşılaştırıldığında ise öğrenme performansları ve BDNF gen ifadelerinde artış saptanmıştır (p=0.044). Bu araştırma sonucunda, BDNF geninin prediyabetik hayvanlarda öğrenme performansı ve enerji dengesini düzenlediğine işaret eden bulgular saptandı. Bu çalışma BDNF geninin bilişsel fonsiyonlar ve enerji metabolizmasını düzenlemedeki rolünü inceleyen ilk çalışmadır, BDNF ve ilişkili moleküllerle yapılacak olan diğer araştırmalar için yol gösterici sonuçların elde edildiği düşünülmektedir.

BellekBilişGen ifadesi+7
İbrahim Halil Çitçi
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects