Arthroplasty
105 theses under this subject heading
Total kalça protezi uygulanan hastaların kemik yoğunluk ölçümü ve femur rezeksiyon materyalinin histopatolojik sonuçlarının korelasyon açısından değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; ilk olarak tek taraflı koksartrozu olan hastalarda bilateral yapılan proksimal femur Dexa sonuçlarında artroz olan taraf ile normal tarafa kıyasla kemik mineral yoğunluğunda meydana gelen farklılıkları saptamaktı. İkinci olarak koksartroz olan proksimal femurda hangi bölgelerin daha fazla etkilendiğini ortaya çıkarmaktı. Son olarak da Total Kalça Artroplastisi (TKA) sonrasında alınan femur baş-boyun ve femoral ward örneklerinin histomorfometrik ölçümlerinin yapılarak elde edilen Dexa sonuçları ile korelasyonunu ortaya çıkarmaktı. İzlenen Methodoloji: Haziran 2021'den Ocak 2023'e kadar Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında TKA uygulanan 30 hasta dahil edildi. Hastaların bilateral proksimal femur Dexa ölçümleri Total ve bölgesel (femur boynu, trokanterik, intertrokanterik ve ward üçgeni) olarak yapıldı. Ölçümler artroplasti ameliyatından 2 hafta önce yapıldı. Proksimal femur baş ve boyun dahil olacak şekilde TKA sırasında çıkartıldıktan sonra femur başı, femur boynu ve femoral ward bölgelerinden 1 cm x 2 cm kemik numuneleri her bölgeden 3 adet olacak şekilde toplam 9 adet örnek alındı. Örnekler üzerinde histomorfometrik inceleme ile trabeküler kalınlık, trabeküler uzaklık, trabekül volümü/kemik volümü (% olarak), trabekül sayısı değerleri ortaya çıkartıldı. Normal dağılım olup olmadığının belirlenmesi için normalite testleri kullanıldı. Bilateral Dexa sonuçlarının değerlendirilmesi için Bağımlı Örneklem T- Testi kullanıldı. Histomorfometrik sonuçların ipsilateral Dexa sonuçları ile korelasyonu için Pearson korelasyon testi yapıldı. Araştırmanın Bulguları: Çalışmanın ilk aşamasında femur boyun ve femoral ward bölgesinde normal ve artroz olan kalça eklemi Dexa sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Bu verilerin güvenilirliğini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan koksartroz olan kalça ekleminin histomorfometrik değerlendirilmesinde femur boyun ve femoral ward bölgelerinde oluşan KMİ ve KMY artışının ölçülen parametrelerle korelasyon gösterdiği bulundu. Bu bölgelerde trabeküler kalınlık artışı, trabeküller arası mesafede azalma, trabekül sayısında azalma saptandı. Ayrıca trabekül kalınlığındaki artışın femoral ward bölgesinde daha fazla olduğu, trabeküller arası mesafede azalmanın ise femur boyun bölgesinde daha fazla olduğu diğer elde edilen sonuçlardır. Osteoartrit olan kadınlarda erkeklere göre histomorfometrik ölçümler değerlendirildiğinde düşük KMY, KMİ, T skoru ile sonuçlanan bulgular elde edildi. Araştırmanın Sonuçları: Osteoartritin kemik yapısında gerçekleştirdiği değişiklikler sürekli araştırılan bir konudur. Çalışmamızda koksartroz olan kalça ekleminde femur boyun ve femoral ward bölgesinde KMİ ve KMY'nun anlamlı derecede arttığı saptandı. Bu bölgelerin histomorfometrik incelemesinde osteoartrit bulgularının olduğu aynı bölgelerle korelasyon gösterdiği bulundu. Ayrıca makroskobik kemik kalitesini değerlendirme yöntemi olan Dexa'nın mikroskobik kemik değerlendirme kriteri olan kemik histomorfometrisi ile korele olduğu sonucuna ulaşıldı. Koksartrozda osteoartrit etkilerinin tam olarak ortaya çıkartılması için geniş vaka serili ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Total diz artroplastili hastalarda kinezyofobiyi tetikleyen faktörlerin incelenmesi
Total diz artroplastili (TDA) bireylerde kinezyofobiyi tetikleyen faktörleri preoperatif ve postoperatif 3. ayda incelemeyi amaçlayan bu çalışmaya, unilateral TDA cerrahisi geçirmek üzere hastaneye yatışı sağlanmış yaş ortalaması 64,16±7,50 yıl olan 45 gönüllü birey (33 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Kinezyofobiyi değerlendirmek için Tampa Kinezyofobi Ölçeği'nin (TKÖ) diz OA'li bireylerde geçerli olan (1,2,9,10,14 ve 15 nolu soruları) kullanıldı. Bireylerin diz ağrısı ve fonksiyonelliği Oxford Diz Skoru ile, psikolojik durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ile, fiziksel performansı 2- Dakika Yürüme Testi (2-DYT) ve Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ile diz eklem hareket açıklığı gonyometrik ölçüm ile yapıldı. Cerrahi sonrası kinezyofobi ile cerrahi sonrası düşme korkusu, cerrahi sonrası ekstansiyon limitasyonu, cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası ODS skorları arasında pozitif yönlü orta düzey (rs=0,336, p=0,024; rs=0,418, p=0,004; rs=0,300, p=0,045; rs=0,529, p= 0,000), boy ve cerrahi sonrası aktif fleksiyon EHA'sı arasında negatif yönlü orta düzey (rs= -0,409 , p= 0,005; rs=-0,384 , p=0,009) ilişki bulundu. TKÖ ile yaş, kilo, VKİ, ZKYT, cerrahi sonrası pasif diz fleksiyonu derecesi, cerrahi sonrası aktif ve pasif diz ekstansiyon derecesi, HAD – Anksiyete ve HAD–Depresyon ile 2–DYT arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Çalışmamızın sonuçlarına göre, kinezyofobinin erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu, cerrahi öncesi diz eklemi ekstansiyon limitasyonu varlığının, cerrahi sonrası 2-DYT ile yürünen mesafenin az olmasının ve aktif diz fleksiyonu derecelerinin az olmasının, cerrahi sonrası kinezyofobi oluşmasında %70 oranında açıklayan en etkili faktörler olarak bulundu (R2=0,70; p<0,001). Sonuç olarak, kinezyofobiyi tetikleyecek faktörlerin perioperatif dönemde fizyoterapistler tarafından dikkate alınması ve risk faktörlerine uygun bireysel fizyoterapi programları oluşturulması, TDA hastalarında postoperatif dönemde kinezyofobi gelişimini azaltıp fonksiyonelliğine katkı sağlayabilir.
Total kalça artroplastisi sonrası fizyoterapist kontrolünde ev temelli egzersiz programı sonuçlarının incelenmesi ve kontrol grubu ile karşılaştırılması
Şahinoğlu D., Total Kalça Artroplastisi Sonrası Fizyoterapist Kontrolünde Ev Temelli Egzersiz Programı Sonuçlarının İncelenmesi ve Kontrol Grubu ile Karşılaştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protez-Ortez ve Biyomekani Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2023. Bu çalışmanın amacı total kalça artroplastisi uygulanan bireylerde, ev temelli egzersizin ağrı ile ilişkili faktörler, postüral kontrol ve erken dönem fonksiyonel parametreler üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya 44 kalça osteoartritli birey dahil edildi. Bireyler çalışma grubu (n=23) ve kontrol grubu (n=21) olarak kura çekme yöntemi ile randomize edildi. Çalışma grubunda bulunan bireyler altı hafta boyunca kişiye özel planlanmış ev temelli egzersiz programı ile takip edildi. Kontrol grubunda bulunan bireyler ise egzersiz eğitim broşürü verilerek takip edildi. Çalışma grubunda bulunan bireylerin egzersiz programı iki haftalık aralıklarla kontrol edilerek egzersiz programında düzenlemeler yapıldı. Tüm bireyler ameliyat öncesinde, ameliyattan 2 hafta sonra ve ameliyattan 12 hafta sonra değerlendirilerek verileri kaydedildi. Eklem hareket açıklığı inklinometre ile, kas kuvveti el dinamometresi ile, eklem pozisyon hissi hedef açıyı bulma testi ile, ağrı görsel ağrı skalası ile, bacak boyu uzunluğu mezura ile ve son olarak Q açısı gonyometre ile ölçüldü. Bunların dışında Tampa kinezyofobi ölçeği, Oxford kalça skoru ve uluslararası fiziksel aktivite ölçeği kullanıldı. Fonksiyonel performansın değerlendirilmesi için süreli kalk yürü testi uygulandı. Dengenin değerlendirilmesi için ise dört adım kare testi ve son olarak postüral kontrolün değerlendirilmesi için tetrax postürografi cihazı kullanıldı. Elde edilen verilerden yapılan analiz sonrasında çalışma grubu ile kontrol grubu arasında ağrı, denge, postüral kontrol, kinezyofobi, eklem pozisyon hissi, kas kuvveti, fiziksel aktivite, fonksiyonel seviye ve fonksiyonel endurans parametrelerinde düzelme gözlendi (p<0.05). Her iki grupta da tüm parametrelerde iyileşme gözlendi (p<0.05). Fonksiyonel parametrelerde meydana gelen bu düzelme ile çalışmamızın sonucunda total kalça artroplastisi sonrasında fizyoterapist kontrolünde kişiye özel planlanan ev temelli egzersiz programı bireylerin optimum sürede güven içerisinde ve verimli bir şekilde toplum içerisindeki rollerine geri dönebilmesini sağlamıştır.
Kısaltmalı kalça artroplastisi yapılan gelişimsel kalça displazili hastaların uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Gelişimsel kalça displazisi (GKD), çocukluk döneminde uygun tedavi edilmez ise erişkinlerde kalça ağrısına ve sekonder osteoartrite neden olan önemli bir hastalıktır. Özellikle yüksek kalça dislokasyonu olan hastaların tedavisi erişkin yaşta zorluklar içermektedir. Bu çalışmada Crowe 4 yüksek kalça dislokasyonu tanısıyla, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda subtrokanterik femur kısaltma osteotomisi (SFKO) ile birlikte total kalça artroplastisi (TKA) uygulanmış hastaların operasyon öncesi ile sonrası klinik ve radyolojik sonuçlarının karşılaştırılması, klinik sonuçları etkileyebilecek değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 1995-2018 yılları arasında GKD sekeli tanısıyla SFKO ile TKA yapılan 62 hastanın 77 kalçası dahil edildi. Hastaların demografik ve klinik bulguları, cerrahi komplikasyonları, Harris kalça skoru (HKS) ve unutulmuş eklem skorları (UES) hastane kayıt sisteminden retrospektif olarak değerlendirildi. Radyolojik olarak, hastaların pre-operatif ve post-operatif dönemde bakılan pelvis, kalça ve ekstremite uzunluk grafileri incelendi. Bu grafiler değerlendirilerek hastaların evrelemesi, rotasyon merkezi değişimi ve ekstremite boy farkı hesaplandı. Takip sürecindeki komplikasyonlar not edildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi IBM® SPSS versiyon 25 yazılımı kullanılarak yapıldı. Ameliyat yaşı ortalaması 45.39±9.96, ortanca takip süresi 190.6 ay (60.2-297.5 ay) olarak hesaplandı. Hastaların preoperatif HKS 32.55 (25.3-73.8)'ten son kontrolde 94 (70.55-99.85)'e yükselmesi ile cerrahi öncesi ve sonrası aksama düzeyi arasındaki fark anlamlı olarak tespit edildi. (p<0.001) Son kontrolde UES'nun ortanca değeri 91.66 (58.3-100) bulundu. UES ve son kontrol HKS arasında güçlü pozitif korelasyon olduğu görüldü. (r=0.632, p<0.001) Takip süresi boyunca sağkalım %86.4 (%95 CI: 69.4-103.4) olarak tespit edildi.Çalışmamız sonucunda proksimal 1/3 hidroksiapatit kaplı stemler ve plak fiksasyonu kullanılarak oblik subtrokanterik femur kısaltma osteotomisi yapılan total kalça artroplastisinin hastaların klinik ve fonksiyonel skorlarını önemli ölçüde arttıran başarılı ve sağ kalımı yüksek olan bir cerrahi teknik olduğu değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Gelişimsel kalça displazisi, subtrokanterik osteotomi, kalça artroplastisi
Omuz osteoartritli hastalarda artroplasti öncesi sıfır eko zaman sekanslı manyetik rezonans görüntüleme ile kemik stoğunun ve kas kalitesinin değerlendirilmesi
Omuz osteoartritinin sebeplerinden biri Rotator Manşet Artropatisidir (RMA). Tez kapsamında RMA'lı hastalarda omuzdaki morfolojik değişikliklerin, Sıfır Eko Zamanlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (Zero Time Echo MRI-[ZTE]) ile gözlemciler arası ve gözlemci içi ölçümlerin uyumunun değerlendirilmesi ve bu ölçümlerin Rotator Manşet (RM) kaslarının kesit alanları ve omuz fonksiyonel skorları ve aktif eklem hareketleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gözlemciler arası; glenoid versiyon ve Kritik Omuz Açısı (KOA) ölçümlerinde mükemmel, Humeral Sublüksasyon İndeksi (HSİ), humerus başı medializasyonu, glenoid santral ve posterior kemik kaybı ve tam uyumlu daire glenoid çapı ölçümlerinde iyi, glenoid anterior kemik kaybı, glenoid vault derinliği ve tam uyumlu daire glenoid çap kaybı oranı arasında orta uyum bulundu (p<0,05). Bu ölçümler için gözlemci içi uyum iyi ve mükemmel olarak bulundu (p<0,05). Modifiye walch sınıflandırması için gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum orta olarak bulundu(p<0,05). Subskapularis kasının kesit alanı ile aktif öne elevasyon, abdüksiyon ve internal rotasyon arasında orta derecede korelasyon bulundu (p<0,05). Anterior kemik kaybı ile öne elevasyon ve abdüksiyon arasında orta negatif korelasyon, humerus başı medializasyonu, santral kemik kaybı ve posterior kemik kaybı arasında düşük negatif korelasyon bulundu (p<0,05). Glenoid retroversiyonu ile HSİ, humerus başı medializasyonu, tam uyumlu daire çap kaybı oranı arasında düşük ve orta korelasyon bulunmaktaydı (p<0,05). Çalışmada RMA tanısı almış omuzların osseöz morfolojisinin değerlendirilmesinde ZTE MRG'nin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. RMA'lı hastalarda psödoparezi açısından subskapularis kasının kesit kalınlığının en önemli faktörlerden biri olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator manşet, Manyetik rezonans görüntüleme, Sıfır eko zamanlı görüntüleme, Rotator manşet artropatisi
Total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev programlarının etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmanın amacı osteoartrit nedeniyle total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev egzersiz programlarının etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya katılan hastalar randomize olarak video bazlı ev egzersiz programı grubu (n=20) ve broşür bazlı ev egzersiz grubu (n=20) şeklinde iki gruba ayrıldı. Her iki gruba hastanede yattığı süre boyunca araştırmacı fizyoterapist tarafından ortopedik rehabilitasyon uygulandı. Hastalar taburcu olduktan sonra atandığı gruba göre ev egzersiz programı verildi. Broşür bazlı ev egzersiz programı önerilen gruba bir broşür sayfası verilirken, video bazlı ev egzersiz programı önerilen hasta grubuna aynı egzersizlerin olduğu video link olarak verildi. Hastalar taburculuklarında, postoperatif ikinci ve altıncı haftada değerlendirildi. Ağrı değerlendirmesi için Visüel Analog Skala (VAS), Eklem Hareket Açıklığını (EHA) değerlendirmek için universal gonyometrik ölçüm ve fiziksel performansı değerlendirmek için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Fonksiyonellik düzeyi Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri İndeksi (WOMAC) ile fonksiyonel değerlendirmesinin günlük yaşam kalitesi düzeyi ise Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile sorgulandı. Cerrahi sonrası ikinci ve altıncı haftada grup içi değerlendirmede Fleksiyon EHA, VAS, 6 DYT, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Merdiven İnip Çıkma Testi ve WOMAC alt parametrelerinden ağrı ve fiziksel fonksiyondaki değişimin her iki grupta da benzer şekilde anlamlı olarak arttığı görülürken (p<0,005), gruplar arası karşılaştırmada cerrahi sonrası video bazlı ev egzersiz grubu lehine fleksiyon EHA, 6 DYT, zamanlı kalk yürü testi, merdiven inip çıkma testi ,Womac sertlik ve fiziksel fonksiyon alt parametreleri arasında anlamlı farlılıklar olduğu görülmüştür (p<0,005). Sonuç olarak total diz artroplastisi sonrası hastaya önerilen video bazlı ev egzersiz programının broşür bazlı programa göre yaşam kalitesi ve fonksiyonellik açısından daha olumlu etkilere sahip olduğu görüldü.
Total kalça artroplasti cerrahisi sonrası kadınların ve partnerlerinin cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada, total kalça artroplasti cerrahisi geçiren kadınlarda, cer-rahi sonrasında kendilerinde ve eşlerinde cinsel yaşam kalitesinin ve performansının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Araştırmaya İstanbul'da bulunan hastanelere başvuran ve TKA cer-rahisi geçiren 60 kadın hasta ve partnerleri dahil edildi. Katılımcılardan TKA cerrahisi sonrası üç, altı ay ve bir yıl sonraki cinsel aktiviteleri Yeni Cinsel Doyum Ölçeği kullanılarak, anket yöntemiyle değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların cinsel yaşamlarındaki kolaylık yaşama düzeyleri üçüncü ayda %11.5, altıncı ayda %46.2 ve bir yılın sonunda %81.7 düzeyindeydi. Cinsel yaşam kalitesinin artmasına neden olan hareket kabiliyetindeki artış üçüncü ayda %21.4, altıncı ayda %62.5 ve bir yılın sonunda %68.4 düzeyindeydi. Ben mer-kezli ve eş/partner/cinsel aktivite merkezli cinsel yaşam kalitesinin demografik özellik gruplarına göre farkları istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Ameliyat öncesi tüm hastaların ortalama cinsel yaşam kalitesinin üzerinde olanların oranı %21.2 olup, ameliyat sonrası bu oran %61.5'e yükselmişti. Ameliyat öncesi Görsel Analog Skalaya göre 4 olan cinsel kalite düzeyi ortalaması, ameliyat sonrasında 6'ya yükselmişti. Sonuç: TKA sonrası bireylerin hareket kabiliyetlerinin artması istatistiksel ola-rak anlamlı şekilde hem cinsel yaşam kalitelerini, hem de cinsel yaşam düzeylerini olumlu yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Total kalça artroplasti cerrahisi, cinsel yaşam kalitesi, ha-reket kabiliyeti, ağrı.
Total diz artroplastili hastalarda farklı bandaj ve Kinezyo Bantlama uygulamalarının erken dönem ağrı, ödem ve fonksiyonel düzey üzerine olan etkileri
Çalışmamızın amacı total diz artroplastisi (TDA) sonrası elastik bandaj (EB), kısa gerimli bandaj (KGB) ve kinezyo bantlama (KB) uygulamalarının erken dönem ağrı, ödem, eklem hareket açıklığı (EHA) ve fonksiyonel seviye üzerine olan etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmamız tek taraflı TDA ameliyatı geçiren yaş ortalaması 67,8 ± 4,81 yıl olan 30 gönüllü birey üzerinde gerçekleştirildi. Çalışma öncesi tüm bireylere aydınlatılmış rıza onam formları imzalatıldı. Fiziksel ve sosyodemografik özellikleri preoperatif ağrı, eklem hareket açıklığı, bacak çevresi ölçümleri ve fonksiyonel skorları kaydedildi. Bireyler EB grubu (n=10), KB grubu (n=10) ve KGB grubu (n=10) olarak randomize edildi. EB ve KGB ayak parmaklarından kasığa kadar %50 üst üste gelme oranıyla ve %80 gerimle sarıldı ve her gün çözülüp tekrar sarıldı. KB bacağın ön, iç ve dış yüzeyleri boyunca lenfatik korreksiyon tekniği ile yapıştırıldı. Tüm tedaviler 8. günde sonlandırıldı. Ağrı düzeyleri Vizüel Analog Skala (VAS), eklem hareket açıklığı (EHA) universal gonyometre ile, ödem mezura ile çevre ölçümü yaparak, alt ekstremite fonksiyonel seviyesi Diz Cemiyeti Skoru (DCS) ile ölçüldü. Ameliyat öncesi alınan tüm ölçümler ameliyat sonrası 1., 3., 5., 8., 14., 28. günlerde, 6. haftada ve 3. ayda tekrarlandı. Fonksiyonel seviye ölçümleri ameliyat sonrası 6. hafta ve 3. ayda tekrarlandı. İstatistiksel analizde, parametrelerin grup içi zamana göre değişimi Friedman testi ile, gruplar arası farklılıklar ise Kruskall Wallis testi ile kıyaslandı. Tüm tedavi gruplarında başlangıç seviyesine kıyasla ağrı skorları ve ödem anlamlı şekilde azalırken, diz EHA ve DCS skoru anlamlı şekilde arttı (p<0,05). Ancak aynı parametreler için hiçbir zaman diliminde gruplar arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Sonuç olarak EB, KGB ve KB uygulamalarının tümünün TDA ameliyatı sonrası ağrı ve ödemi azaltmak için güvenilir modaliteler olduğu, KGB ve KB'nin TDA sonrası oluşan ağrı ve ödem için elastik bandaja alternatif birer tedavi seçeneği olabileceği görüşüne varıldı. Anahtar Kelimeler: TDA, Ödem, Elastik Bandaj, Kısa Gerimli Bandaj, Kinezyo Bantlama
Total diz artroplastisinde sabit insert ve hareketli insert dizaynlarının uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Total diz artroplastisi (TDA), diz osteoartritinde yüksek başarı gösteren bir prosedür olarak tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan oranda uygulanmaktadır. Diz artroplastisi uygulanan bireylerin ortalama yaşlarındaki düşüşle birlikte, protezin uzun süre sağkalımı ve cerrahinin klinik sonuçları hakkındaki hasta beklentileri son zamanlarda artmıştır. Çalışmamızda uzun dönem takip süresi sonunda, Posterior stabilize total diz protezi sisteminin sağkalım oranını, klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmeyi planladık. Haziran 2002-Ocak 2010 tarihleri arasında Anabilim Dalımızda Nexgen LPS-Flex (posterior stabilized- Posterior stabilize) diz sistemi ile total diz artoplastisi uygulanan ve en az 10 senelik takip süresi olan 248 hastanın 328 dizi incelenmiştir. Ortalama takip süresi 13.2± 2.1 yıl olan hastaların %16.9'u erkek iken ortalama yaş 67.2yıl (25-81) idi. 69 dizde hareketli insert tercih edilirken 259 dizde ise sabit insert tercih edilmişti. Amerikan Diz Cemiyeti'nin değerlendirme sistemi ve Unutulmuş Eklem Skoru'nun Türkçe Adaptasyonu kullanılarak ameliyat öncesi ve son takip dönemindeki klinik ve fonksiyonel değerlendirmeler yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti'nin Diz ve Fonksiyon Skorları yanı sıra, eklem hareket açıklığı ve tibiofemoral dizilim açısından en son takipte ameliyat öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme vardı (p<0.05). Sabit ve hareketli insert grupları arasında diğer klinik parametreler açısından anlamlı fark olmasa da son takip döneminde uygulanmış olan Unutulmuş Eklem Skoru açısından anlamlı fark vardı (p:0.026). 17 hastada revizyon cerrahisi gerekti ve tüm hastalarda ele alındığında son takip döneminde implant sağkalım oranı %94.8 idi. Sonuç: NexGen LPS-Flex diz sistemi ortalama 13.2 yılda % 94.8 implant sağkalım oranı ile tatmin edici klinik ve radyolojik sonuçlar göstermektedir. Uzun takip süresi sonunda sabit ve hareketli insert grubu kıyaslandığında Unutulmuş eklem skoru açısından sabit insert grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır.
Femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femoral anteversiyon ölçümü
Bu çalışmada, proksimal femur bilgisayarlı tomografilerinde belirlenen anatomik yapılar yardımı ile femur anteversiyon açısının ölçülüp ölçülemeyeceği araştırılmıştır. Kadavralardan elde edilmiş 61 kuru femur kemiğinin bilgisayarlı tomografisi çekilmiştir. Literatürde femur anteversiyonu ölçümünde kullanılan standart teknik (posterior kondiler aks ile caput femoris ve collum femoris orta noktalarını birleştiren izdüşümsel çizgi arasındaki açı) ile femur kemiklerinin anteversiyon açıları belirlenmiştir. Bilgisayarlı tomografi aksiyel kesitlerinde trochanter major ve trochanter minor yapılarının caput femoris ve collum femoris santral noktalarını izdüşümsel olarak birleştiren aksa göre retroversiyon açıları ölçülmüştür. Ayrıca bu anatomik yapıların aksiyel kesitlerde en belirgin kesimlerini izdüşümsel olarak birleştiren intertrokanterik aks belirlenmiştir. Epicondylus femoris medialis ve lateralis yapılarının en belirgin noktalarını birleştiren transepikondiler aks belirlenerek posterior kondiler aks ile arasındaki açı değerleri ölçülmüştür. Yapılan ölçümlerde femur anteversiyon değerlerinin ortalaması 9,4° (-8° ile 19° arası) bulunmuştur. Posterior kondiler aks ile transepikondiler aks referans alınarak yapılan femur anteversiyon ölçümleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Trochanter major retroversiyon açıları ortalaması 13,3° (7° ile 21° arası), trochanter minor retroversiyon açıları ortalaması 54,8° (40° ile 78° arası) olarak bulunmuştur. İntertrokanterik aks ile posterior kondiler aks arasında korelasyon saptanamamakla beraber trochanter minor retroversiyonu ˂50° olan femur kemiklerinde posterior kondiler aksla intertrokanterik aks arasındaki açının -3° ile +3° değerleri arasında olması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (P=0,029). Femur retroversiyonu görülen kemiklerde trochanter major retroversiyonun da oransal olarak arttığı saptanmıştır. Bu çalışma; distal kesitler kullanılmadan sadece proksimal femur bilgisayarlı tomografisi kullanılarak femur anteversiyon ölçümü yapılabileceğini ve trochanter major retroversiyonu ile femur retroversiyonunun ilişkili olduğunu göstermektedir Anahtar Kelimeler: Femur, femur anteversiyonu, trochanter major, trochanter minor, posterior kondiler aks
Total kalça artroplastili hastalarda yapay eklemi unutabilme becerisinin kinezyofobi ve fonksiyonel performansla ilişkisi
Özçadırcı A., Total Kalça Artroplastili Hastalarda Yapay Eklemi Unutabilme Becerisinin Kinezyofobi ve Fonksiyonel Performansla İlişkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ortopedik Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, 2019. Bu çalışmanın amacı, total kalça artroplastili (TKA) hastalarda yapay eklemi unutabilme becerisinin kinezyofobi ve fonksiyonel performansla ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya 40-65 yaşları arasında cerrahinin üzerinden 1-3 yıl süre geçmiş 57 gönüllü TKA'lı birey dahil edildi. Bireylerin ağrıları Vizüel Analog Skalası ile değerlendirildi. Kalça normal eklem hareketi (NEH) gonyometre ile değerlendirilirken; kas kuvveti ise el dinamometresiyle değerlendirildi. Alt ekstremite uzunluk ölçümü için mezura kullanıldı. Yapay eklemi unutabilme becerisinin değerlendirilmesi için Unutulan Eklem Skoru (UES-12), fonksiyonel performansın değerlendirilmesi için 6-Dakika Yürüme Testi (6 DYT), hareket etme korkusunun değerlendirilmesi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Son olarak fonksiyonel durumun hasta perspektifinden değerlendirilmesi için Oxford Kalça Skoru (OKS) kullanıldı. Çalışmanın sonucunda UES-12 ile TKÖ arasında negatif yönde orta kuvvette (r=-0,571; p<0,001), UES-12 ile 6 DYT mesafeleri arasında pozitif yönde orta kuvvette ilişki bulundu (r=0,408; p<0,001). Aynı zamanda UES-12 ile OKS arasında ise negatif yönde iyi derecede korelasyon vardı (r=-0,613; p<0,001). Ayrıca bireylerin sağlam ve protezli taraf kalça abduksiyon kas kuvveti ve diz ekstansiyon kas kuvveti arasında sağlam taraf lehine bir fark bulundu (p<0,05). Protezli ve sağlam taraf kalça NEH açıklıklarında ise adduksiyon hariç diğer hareket açıklıklarında sağlam taraf lehine anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak TKA'lı bireylerin yapay eklemi unutabilme becerisinin kinezyofobi ve fonksiyonel performansla ilişkili olduğu bulundu. Bu sonuçlara göre; TKA'lı bireylerin cerrahi sonrası hareket etme korkularını azaltmayı, fonksiyonel performansını ve normal eklem hareket açıklıklıklarını artırmayı hedefleyen fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamaları yapılırken kişinin yapay eklem farkındalığının da göz önünde bulundurulmasının gerekliliği ve rehabilitasyon programına yapay eklem farkındalığını azaltmaya yönelik uygulamalar eklenmesi görüşüne varıldı. Anahtar Kelimeler: Artroplasti, Kalça, Kinezyofobi, Farkındalık, Fonksiyonel Performans.
Total diz artroplastili bireylerde aktivite öz algısının Kinezyofobi ve fonksiyonel iyileşmeye etkisi
Bu çalışma total diz artroplastisi geçirmiş bireylerin aktiviteler hakkındaki algısının erken dönemde fonksiyonel iyileşme sürecine ve kinezyofobiye etkisi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 45-80 yaşları arasında en az bir dizinden artroplasti geçirmiş 40 birey katıldı. Çalışmada pre-operatif dönemde, post operatif dönem üçüncü ve altıncı haftalarda birer kez olmak üzere toplamda üç kez değerlendirme uygulandı. Bireylerin aktivite algısını değerlendirmek için Aktivite Öz Değerlendirme Ölçeği (OSA), fonksiyonel sonuçları değerlendirmek için Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru (KOOS), kinezyofobiyi değerlendirmek için TAMPA Kinezyofobi Ölçeği ve problem yaşanan aktiviteleri değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) kullanıldı. Kinezyofobisi olan ve olmayan bireylerin aktivite algı düzeyleri arasındaki farka Mann Whitney U testi ile bakıldı. Aktivite öz algısı kinezyofobisi olan ve olmayan iki grup için karşılaştırıldı. Kinezyofobisi olmayan bireylerin aktivite algı düzeylerinin istatistiksel açıdan daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Bireylerin aktivite öz algılarının fonksiyonel iyileşme üzerindeki etkisini belirlemek için, OSA testinin üç alt parametresine ait önem ve performans puanları için ayrı ayrı sınır değerler hesaplandı. Bireyler düşük ve yüksek algıya sahip olanlar olarak gruplandırıldı. Bireylerin OSA verileri ve KOOS testinin beş alt parametresi arasında tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi testi uygulandı. Aktivite algısının semptomlardaki değişimlere ve günlük yaşam aktivitelerindeki iyileşmeye pozitif etkisi bulunurken (p<0,05); bireylerin yaşam kalitesi, ağrı ve spor ve serbest zaman aktivitelerine etkisi olmadığı tespit edildi (p>0,05). Bireylerin aktivite yeterlilikleri hakkındaki öz algıları bireylerin kinezyofobi varlığını ve şiddetini etkilemektedir. Aktivite öz algısının geliştirilmesi kinezyofobiyi azaltabilir. Cerrahi öncesinde aktivite algısına yönelik konuların incelenmesi erken dönem sonuçları etkileyebilir.
Hemofili hastalarında alt ekstremite eklem artropatisinde manuel tedavinin etkinliği
Bu çalışmanın amacı alt ekstremite eklem artropatisi olan hemofili hastalarında ev egzersiz programına ek olarak uygulanan manuel tedavinin hemofili fonksiyonel bağımsızlık düzeyi, eklem sağlığı,kinezyofobi, fonksiyonel düzey, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti ve ağrı düzeyine olan etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya alt ekstremite eklemlerinden en az birinde artropati gelişmiş ve yaşları 18-30 arasında değişen 17 ağır tip hemofilik erkek dahil edilmiştir. Bireyler randomizasyon yöntemiyle Ev Egzersiz Grubu (EEG) ve Manuel Tedavi Grubu (MTG) olmak üzere 2'ye ayrılmıştır. EEG egzersiz programını evde uygularken, MTG aynı ev egzersiz programına ek olarak haftada 3 gün ve günde 1 saat aynı fizyoterapist tarafından manuel tedavi uygulanmıştır. Her iki grup toplam 5 hafta süreyle takip edilmiş ve tedavi öncesi yapılan değerlendirmeler tedavi sonrasında tekrarlanmıştır. Her iki gruptaki hemofiliklerin eklem sağlığı Hemofili Eklem Sağlığı Skorlaması (HESS) ile, kinezyofobileri Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile, fonksiyonellikleri Hemofili Fonksiyonel Bağımsızlık Skoru (HFBS) ile değerlendirilmiştir. Fonksiyonel düzey için ayrıca Fonksiyonel Uzanma, Zamanlı Kalk Yürü ve 5 Defa Otur-Kalk testleri kullanılmıştır. Eklem hareket açıklığı gonyometre ile, kas kuvveti dijital dinamometre ile, ağrı düzeyi Vizüel Analog Skalası (VAS) ile değerlendirilmiştir. Her iki grupta eklem içi kanama sayılarında azalma görülmüştür. Tedavi sonrası MTG'de eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, aktivite VAS, HESS ve HFBS'de anlamlı gelişmeler bulunmuştur (p˂0,05). Tedavi sonrası ayrıca, her iki grupta Fonksiyonel Uzanma ve 5 Defa Otur-Kalk testlerinin sonuçlarında anlamlı gelişmeler bulunurken (p˂0,05), Zamanlı Kalk Yürü Testi ve Tampa Kinezyofobi Ölçek sonuçlarında herhangi bir değişiklik olmamıştır (p>0,05). Gruplar arası karşılaştırmada, HESS-indeks eklem ve total HESS'de, Fonksiyonel Uzanma Testi'nde, Aktivite VAS'ında, diz ekstansiyon hareket açıklığında ve ayak bileği dorsi ve plantar fleksörlerinin kas kuvvetinde MTG lehine anlamlı farklar bulunmuştur (p˂0,05). HFBS, Tampa Kinezyofobi Ölçeği'nde, 5 Defa Otur-Kalk ve Zamanlı Kalk Yürü testlerinde, İstirihat VAS, diz fleksiyon hareket açıklığında, diz ekstansör ve fleksör kas kuvvetinde ise gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmanın sonucunda alt ekstremite artropatili hemofiliklere uygulanan manuel tedavinin özellikle eklem sağlığı, diz ekstansiyon eklem hareket açıklığı, aktivite VAS'ı, ayak bileği kas kuvveti ve fonksiyonel düzeyin geliştirilmesinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu sonuçlara göre hemofilik artropatili hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyon programı içerisinde genelde çok kullanılmayan manuel tedavinin özel bir öneme sahip olduğu ve bu nedenle fizyoterapi ve rehabilitasyonda kullanılmasının gerekliliği ortaya konulmuştur.
Aynı cerrah tarafından diz artroplastisi yapılan genel anestezi uygulanan hemofili hastalarında kronik ağrı gelişim sıklığının araştırılması
Giriş Postoperatif ağrı, cerrahi travmaya bağlı ortaya çıkan inflamatuvar sürecin de eşlik ettiği ve doku iyileşmesi ile giderek azalan akut bir ağrıdır. Postoperatif kronik ağrı insidansıyla ilgili literatürde farklı rakamlar söz edilmektedir (%8-50). Ve bu oran çoğunlukla %25-30'dan fazladır. Postoperatif dönemdeki ağrı 3-6 aydan daha uzun sürüyorsa kronik postoperatif ağrı ya da dirençli postoperatif ağrı olarak tanımlanmaktadır. Cerrahi yara iyileşmesini takiben persistan ağrı devam eden inflamasyonun bir sonucu olarak ya da periferik sinirlerde meydana gelen hasar kaynaklı nöropatik ağrı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Literatürde, total diz artroplastisi sonrası kronik ağrı insidansının % 9 ile % 88 arasında olduğundan söz edilmektedir. Hemofili, X kromozomuna bağlı kalıtım gösteren bir pıhtılaşma hastalığıdır. Tekrarlayan eklem içi kanamalara bağlı olarak gelişen hemofilik artropati hemofilinin en ağır, en fazla sakat bırakan ve pahalı komplikasyonudur. Hemofilik artropati, erişkin hemofili hastalarında yaşam kalitesini belirleyen en önemli etkendir. Metot Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Anabilim Dalında Mart 2015 ile Aralık 2016 tarihleri arasında diz operasyonu geçiren hemofili hastaları incelendi. Hastaları değerlendirmede Ağrı Sorgulama Formu (Tablo 1), Kısa Ağrı Envanteri (Tablo 2) ve Pain Detect Ağrı Anketi (Tablo 3) kullanıldı. Bu formlar ile kronik ağrının, şiddeti, özellikleri, ağrının günlük yaşama etkisi ve analjezik kullanımı değerlendirildi. Bulgular Çalışmamızda hemofili hastalarına uygulanan total diz artroplastisi operasyonu sonrası kronik ağrı insidansı %95,2 olarak bulunmuştur. Hastaların ağrılarının şu anki derecesi sorulduğunda %61,9' u hafif derece, %31'i orta derece, %2,4'ü şiddetli şeklinde yanıtlamıştır. Hastaların 95,2'si operasyondan sonraki dönemde ağrılarının aza hastalar %26,2'dir. Ağrı günlük yaşamınızı kısıtlıyor mu sorusuna hastaların %28,6'sı evet demiştir. Ağrısı için bir hekime başvuran hastalar %11,9 dur. Hastaların %19'unun nöropatik karakterde ağrısı olduğunu gördük. Kısa Ağrı Envanteri ve Pain Detect Ağrı anketinin sonuçlarına göre maksimum Numerik Rating Skala (NRS) değerleri nöropatik karakterde ağrısı olanlarda istatiksel olarak daha yüksek bulundu. Nöropatik karakterde ağrısı olanların olmayan gruba kıyasla istatiksel olarak daha genç olduğudu görüldü. Ağrı kesici ilaç kullananlar toplamda %26,2 iken nöropatik karakterde ağrısı olanların %87,5' i ağrı kesici kullanıyor. 6'sı (%75'i) "ağrı şuan için sizi en çok rahatsız eden sağlık sorunu mu?" sorusuna "Evet" cevabı vermiş ve 7' si "Ağrı günlük yaşamınızı kısıtlıyor mu?" sorusuna evet cevabı vermiştir (%87,5). Ağrısı için hekime başvuran 5 hastanın tamamı nöroptik karakterde ağrısı olanlardır. Tüm bu soruların yanıtları nöroopatik ağrısı olmayan hastalarla kıyaslandığında anlamlı bulundu. Sonuç Hemofili hastalığına bağlı eklem problemleri ve çok yüksek oranlarda görülen kronik ağrı; hastaların hayatını fiziksel, sosyal ve duygusal anlamda olumsuz etkilemektedir. Hastaların kanama riskleri, profilaksi tedavileri, kronik ağrıları, ortopedik problemlerinin yanı sıra ayrıca duygusal, ruhsal halleri ya da sorunları da dikkate alınıp tedavileri multidisipliner bir yaklaşımla uzmanlaşmış bir ekip tarafından gerçekleştirilmelidir. Bu ekipte özellikle bir algologun bulunmasının, hayatları boyunca ağrı ile yaşamaya alışmaya çalışan hemofili hastaları için son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.
Total diz artroplasti sonrası telerehabilitasyon ile uygulanan klasik egzersiz programı ve ilave verilen görev odaklı eğitimin ağrı, denge, fonksiyonellik ve kinezyofobi üzerine etkisi
Araştırmamızda, robotik unilateral total diz artroplastisi (TDA) uygulanan primer diz osteoartrit (OA) tanılı hastalara telerehabilitasyon (TR) programı uygulandı. Kontrol grubuna klasik egzersiz programı verilirken, çalışma grubuna programa ek olarak görev odaklı eğitim verildi. Çalışmanın amacı görev odaklı egzersiz eğitiminin ağrı, denge- koordinasyon, yaşam kalitesi, düşme, hareket etme korkusu, fonksiyonel kapasite, fiziksel aktivite üzerine etkisini incelemektir. Katılımcılara uygulanacak tedavi programı 8 hafta, haftada 3 TR ile fizyoterapist eşliğinde, diğer günler ise katılımcı tarafından bireysel olarak uygulandı. Eklem hareket açıklığını (EHA) arttırmaya yönelik devamlı pasif hareket cihazı (Continuous Passive Motion- CPM) 2 hafta ve dolaşımı arttırmaya yardımcı olmak amacıyla intermitant pnömatik kompresyon cihazı 1 hafta katılımcı tarafından uygulandı. Değerlendirmeleri pre-operatif (pre-op), post-operatif (post-op) 15. gün ve post-op 8. haftada yapıldı. Değerlendirmede kullanılan anketler, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (UFAA- Kısa Form), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), Oxford Diz Skoru, 2 dakika yürüme testi, Kısa form- 36 (KF-36), Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Düşme Etkinlik Ölçeği, Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Vizüel Analog Skalası (VAS)'dır. UFAA- Kısa Form orta düzeyde, yürüme alt ölçeği ve toplam skor sonuçlarındaki fark çalışma grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bulundu. WOMAC tüm parametrelerinde, Oxford diz skalasında, VAS ölçeğinde, BDÖ ölçeğinde sonuçlar, iki grupta da istatistiksel olarak anlamlılık gösterdi. FUT ölçeğinde, çalışma grubunda istatistiksel anlamlı değişim görüldü. KF-36 fiziksel fonksiyon, fiziksel- emosyonel rol güçlüğü, sosyal fonksiyon ve ağrı alt parametreleri çalışma ve kontrol grubunda; enerji ve ruhsal sağlık parametreleri kontrol grubunda istatistiksel anlamlı farklılık gösterdi.
Servikal dejeneratif disk hastalığı vakalarında uyguladığımız servikal disk artroplastisinin klinik ve radyolojik orta dönem sonuçları
Bu retrospektif çalışmanın amacı Kliniğimizde 2004 yılında ASD ve FASD ye alternatif olarak uygulamaya başladığımız servikal disk artroplastisi yaptığımız olguların orta dönem radyolojik ve klinik sonuçlarını detaylı irdelemek ve artrodez için alternatif bir yöntem olduğunu kanıtlamaktır.Metod: Çalışmamıza ortalama 2,08 yıl takibi olan 59 hastanın 86 seviyesi dahil edildi. Konservatif tedaviye yanıt vermeyen klinik (radikülopati veya geri dönüşümlü myelopati varlığı) ve radyolojik olarak servikal dejeneratif disk hastalığı saptanmış olan olgularda faset eklem artrozu olmaması ve disk yüksekliğinin %50'den fazlasının korunmuş olması cerrahi endikasyon kriterleri arasındaydı. Radyolojik değerlendirmede; Global ve segmental lordoz, global ve servikal ROM, opere ve komşu segment disk yüksekliği, heterotropik ossifikasyon varlığı, komşu segment hastalığı gelişimi ve subsidence değerlendirildi. Hastalar tek merkezde ve tek cerrah tarafından opere edildi. Hastalara postoperatif 3 hafta yumuşak boyunluk ve proflaktik olarak Meloxicam (15 mg/gün) verildi.Sonuç: ortalama yaş 39,5 (27-56) ve ortalama takip süresi 108 (12 hafta- 6 yıl) hafta. Operasyon seviyeleri C3-4 (%4,6), C4-5 (%16,3), C5-6 (%48,8), C6-7 (%26,8), C7-T1 (%3,5). Tüm hastalarda klinik iyileşme vardı.NDI 46'dan 9'a, VAS değerleri 7,4'ten 2,1'e iyileşme gösterdi. Orta dönem takiplerinde segmental kifoz ve global lordoz değerlerinde iyileşme saptanırken, opere disk yüksekliğinde değişiklik saptanmadı. Radyolografik olarak opere ve komşu segmentlerde faset eklem artrozu saptanmazken, 4 (%6,7) hastada kranyal 5 (%8,4) hastada kaudal komşu segmentte komşu segment hastalığı bulguları saptandı. 4 (%6,7) hastada heterotropik osssifikasyon saptanırken 1 hastada Evre 4 (tam füzyon) şeklindeydi.Tartışma: Servikal artroplasti segmental mobilite ve dizilimi koruduğu gibi komşu segmentler için ilerleyen dönemde bir risk teşkil etmemektedir. Preoperatif dönemde yapılan klinik ve radyolojik değerlendirmeler sonucu uygun endikasyon uzun dönem başarıda önemlidir.
Total eklem artroplastisi geçiren hastalarda akut böbrek hasarı risk faktörlerinin araştırılması
Total Eklem Artroplastisi Geçiren Hastalarda Akut Böbrek Hasarı Risk Faktörlerinin Araştırılması" Amaç: Bu çalışmanın primer amacı, total eklem artroplastisi geçiren hastalarda postoperatif akut böbrek hasarı ile ilişkili risk faktörlerini belirlemektir. Bu hasta grubunun çoğunlukla ileri yaş ve komorbid hastalardan oluştuğu göz önünde bulundurulduğunda hastalarda postoperatif komplikasyonlar gelişmeden, ön görülebilir risk faktörleriyle riskli hastaları belirlemek ve bu hastaların preoperatif optimizasyonlarını yapabilmek için yol çizebilmek çalışmanın sekonder amacıdır. Gereç Yöntem: 2015-2020 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda opere edilerek eklem artroplastisi geçirmiş hastalar dahil edildi. Çalışma kapsamında hastaların cinsiyet, yaş, kilo, boy, vücut kitle indeksi değerleri, sigara kullanımı, American Society of Anesthesiologist (ASA) skoru, Charlson-Comorbidity Index skoru (CCI), geçirdiği operasyon türü, cerrahi süre, introperatif hipotansiyon varlığı, anestezi yöntemi, diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, konjestif kalp yetmezliği varlığı, preoperatif anemi varlığı, preoperatif ürik asit ve albümin düzeyi, perioperatif dönemde nefrotoksik ajan kullanımı, bazal kreatinin ve glomerüler filtrasyon hızı (GFR) değerleri, perioperatif dönemde trombosit süspansiyonu, eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma transfüzyonu miktarları, postoperatif 24. saat - 48. saat - taburculuktaki kreatinin, GFR değerleri ve Kidney Disesae Improving Global Outcomes (KDIGO) skorları, hastanede yatış süresi ve yoğun bakım ünitesinde yatış süreleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 1781 hasta ile başlanmış, 113 hasta kronik böbrek yetmezliği hastası olması nedeniyle, 108 hasta akut böbrek yetmezliğinde olması nedeniyle, 648 hasta verilerine ulaşılamadığı için çalışma dışı bırakılmış ve çalışmaya 912 hasta dahil edilmiştir. Çalışma sonucunda 134 hastada (%14,6) ise akut böbrek hasarı (AKI) gelişimi tespit edildi. AKI'ye etki eden risk faktörlerine bakıldı, ileri yaş, ASA, CCI, diyabet ve hipertansiyon varlığı, nonsteroidal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ), vankomisin, kontrast madde kullanımı ve preoperatif anemi varlığı anlamlı risk faktörleri olarak bulundu (p<0,05). Demografik verilerde yaş, CCI, ASA ve operasyon türü için AKI olan ve olmayan gruplar arasında anlamlı fark bulundu (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001 ve p=0,002). Komorbidite ve ilaçlar bakımından farklara bakıldı, diyabet, hipertansiyon varlığı, vankomisin, kontrast madde kullanımı ve preoperatif anemi varlığı için iki grup arası anlamlı fark bulundu (sırasıyla p=0,003, p<0,001, p<0,001, p<0,001 ve p=0,014). Değişkenler bakımından farklara bakıldı, preoperatif albümin düzeyi, bazal GFR, eritrosit süspansiyonu transfüzyonu ve yatış süresi için iki grup arası anlamlı fark bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışmamız sonucunda ileri yaş, ASA ve CCI skorunun yüksekliği, diyabet ve hipertansiyon varlığı, NSAİİ, vankomisin ve kontrast madde kullanımı ve preoperatif anemi varlığı tek değişkenli lojistik regresyon analizi ile bağımsız risk faktörleri olarak ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: postoperatif AKI, artroplasti, komorbidite, anemi
Revizyon kalça artroplastisinin etyolojisi ve maliyet etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Ankara Üniversitesi Ankara Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı bölümünde ameliyat olan primer ve revizyon kalça artroplastisi vakalarının nedenlerini, bu hastaların maliyet profillerini karşılaştırmayı ve hastanede kalış süresi, ek hastalıklar, septik ve aseptik revizyon oranlarının maliyete etkisini değerlendirmeyi hedefledik. Gereç ve Yöntem: Ocak 2017- Aralık 2022 yılları arasındaki hastanemizde opere edilen Sosyal Güvenlik Kurumu ameliyat kodlarından P612480 (kalça revizyon artroplastisi, total) ve P612470 (kalça artroplastisi, asetabular liner değiştirilmesi, total), P612471 (kalça asetabular revizyonu, parsiyel), p612472 (kalça femoral stem revizyonu, parsiyel) ve P12340 (kalça eklem total protezi) no'lu kod girilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Revizyon kalça artroplastisi (RKA) yapılan 205 hasta ve primer total kalça artroplasti (PTKA) yapılan 737 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastanemizin bilgi işlem sistemindeki faturalama bölümünden hastaların bilgilerine ve revizyon ve primer kalça artroplasti operasyonlarındaki maliyet dokümantasyonuna ulaşılmıştır. Bulgular: 6 yıldaki revizyon vakalarının median maliyeti 15069,77 türk lirası (TL) iken, primer kalça artroplastilerinde bu miktar 8716,47 TL ve bu oran istatiksel açıdan anlamlıydı (p˂0.001). Yıllara göre karşılaştırıldığında ise her yılda revizyon vakalarının maliyetleri daha fazla olmakla birlikte istatiksel olarak anlamlılık değişiklik göstermekteydi (2017 için p:0.335, 2018 için p˂0.001, 2019 için p˂0.001,2020 için p˂0.001,2021 için p:0.238, 2022 için p˂0.001). Septik sebepler ile aseptik sebepler arasında (p˂0.001) ve periprostetik kırıklar ile aseptik sebepler arasında (p:0.02) maliyet açısından anlamlı derecede fark çıkmıştır. Sonuç: Revizyon kalça artroplastisinin, primer total kalça artroplastisine göre mali yükü daha fazladır. Bu nedenle preoperatif riskleri saptamak ve artroplasti ömrünü arttırmak önemlidir. Bu çalışmanın mali konuda bilinç yaratması, ulusal kayıt sisteminin geliştirilmesine yardımcı olmasını umuyoruz.
Total diz artroplastisi uygulanan hastaların postoperatif dönemde ağrılarının tedavisinde tramadol etkinliğinin CYP2D6 gen polimorfizmi ile ilişkisi
Total diz artroplastisi uygulanan hastaların postoperatif ağrılarının tedavisinde kullanılan Tramadol diğer opioidlerin eş değer dozlarına göre daha az solunum depresyona sebep olmakta, daha düşük bağımlılık ve tolerans gelişime sahip olmakta ve suistimal olasılığı düşük olduğu için tedavide sık kullanılan bir opioiddir. Tramadol sentetik bir opiat olup; sitokrom p450 enzim sistemine ait polimorfik bir enzim olan CYP2D6 enzimi ile metabolize edilmektedir. Diz artroplastisi uygulanan hastalarda ağrı insidansının incelenmesi Post-op opioid uygulamasının hasta üzerine etkisini incelediğimiz bu çalışmada CYP2D6 enziminin taşıyıcılar üzerinde metabolik etkisini ve VAS skoruna etkisini araştırmayı amaçladık. Bu çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda servisimize total diz antroplastisi uygulanan 110 hasta ve kontrol grubu olarak şikayeti olmayan sağlıklı 100 kişi dahil edildi. Her hastaya intravenöz yoldan 100 mg Tramadol (contramal) uygulandı. Hastaların port-op 0-15-30-45-60.dk VAS skorları kaydedildi. Sosyodemografik özellikler, ekstremite yönü, laboratuvar verileri kayıt altına alındı. Hasta grubundaki 110 hastanın 15'i (%13,6) erkek, 95'i (%86,4) kadındır. Kontrol grubunun 54 (%54) erkek, 46 (%46) kadınlardan oluşmaktadır. Yaş ortalamaları Hasta grubu ortalama 67,19 yaşında ve kontrol grubunda ortalama 57,05 yaşındaydı. Hasta ve kontrol gruplarında CYP2D6*2-*3-*4-*10 allellerine bakıldığında; hasta grubunda CYP2D6*2 allel frekansı 34 allel (%30,9), CYP2D6*3 alel frekansı 31 alel (%28,2), CYP2D6*4 alel frekansı 29 allel (%26,4), Kontrol grubunda ise CYP2D6*2 alel frekansı 14 alel (%14,0), CYP2D6*3 alel frekansı 25 alel (%25), CYP2D6*4 alel frekansı 17 alel (%17) vardı (p<0,050). CYP2D6*3 ve CYP2D6* allel frekansı ise her iki grupta benzerdir (p>0,050). Bu hastalarda birden fazla allelde genotipik heterozigot olduğunu gördük. Fenotiplerine göre VAS değişimleri incelendğinden VAS 0. Dakikada EM 91,57, VAS 15. Dakikada IM 75,00, VAS 30. Dakikada IM 55,21, VAS 45. Dakikada EM 34,71, VAS 60. Dakikada IM 26,67 olarak hesaplanmıştır. Fenotiplerine göre VAS değişimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık sadece 60. Dakikada vardı (p=0,019). Çalışmamızda sonuç olarak hastaların yaygın olarak kabul edilen CYP2D6 alellerinin hasta grubunda bulunmasından ve heterozigot (*3/3/, *4/*4, *10/*10) genomlarının taşıyıcılarının bulunmamasından dolayı tramadol idamesindeki rolü sınırlı şekilde değerlendirildi. Çalışmamızda TDA sonrası tramadol uygulanan tüm hastalarda 60. dakikada ağrı eşiği olarak kabul edilen VAS 50 altına inmesine rağmen EM grubunda daha az ağrı hissi olduğunu gördük. Daha geniş bir çalışma grubunda CYP2D6 enzim grubu farklı metabolizer grupları ile analizin yenilenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Elektif primer total diz ve kalça artroplastisi öncesinde yapılan rutin enfeksiyon taramasının sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu retrospektif çalışmanın amacı unikondiler diz, total diz, total kalça artroplastisi cerrahileri öncesi preoperatif değerlendirmede rutin olarak uygulanan idrar ve burun kültürlerinin ve tam idrar tetkiki taramasının periprostetik enfeksiyonu tespit etmede ve önlemede etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya yerel etik kurul onayı alındıktan sonra Pamukkale Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 01.01.2015 - 01.01.2021 tarihleri arasında diz veya kalça eklem osteoartriti tanısı nedeniyle elektif unikondiler diz artroplastisi, total diz artroplastisi veya total kalça artroplastisi cerrahisi geçirmiş, uygun kriterleri karşılayan 650 hasta dahil edildi. Hastaların preoperatif tam idrar tetkik, idrar ve burun kültür sonuçları hastane yazılım sistemi üzerinden kaydedildi. Hastalar telefonla sorgulanarak periprostetik enfeksiyon gelişiminde hastaya bağlı risk faktörleri ve demografik veriler toplandı. Elde edilen veriler SPSS 28.0 yazılımı kullanılarak analiz edildi. Tüm analizlerde p değeri < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen 650 hastanın 136'sı (%20.9) erkek, 514'ü kadındı (%79.1). 9 hastada periprostetik enfeksiyon saptandı. Periprostetik enfeksiyon etkeni patojen bakteriler çift aşamalı revizyon cerrahilerinde alınmış kültürlerde üreyen etkenler olarak kaydedildi. Sonuç olarak erkek cinsiyet periprostetik enfeksiyon gelişimi için anlamlı bir risk faktörü olarak bulundu. Preoperatif dönemde alınan idrar kültürü, burun kültüründe izole edilen bakteriler, tam idrar tetkikindeki lökosit ve nitrit değerleri ile periprostetik enfeksiyon gelişimi arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Bu tetkiklerin preoperatif taramada periprostetik enfeksiyonu tespit etmede ve önlemede etkisinin olmadığı gösterilmiştir.
Diz artroplastisi uygulanan hastalarda komponent yerleşiminin üç boyutlu analizi ve klinik sonuçlarla ilişkisinin değerlendirilmesi
Total diz protezi (TDP) imalatçıları kemik implant uyumu artırmak için tibia ve femurda uyumu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Istirahatte ve günlük yaşam faaliyetleri sırasında rezidüel ağrı TDA sonrası hastanın memnuniyetsizliği önemli bir nedenidir. Hiçbir belirgin bir klinik veya radyolojik açıklaması olmadan ağrının kaynağının tespiti için daha sensitif görüntüleme yöntemleri ile daha fazla araştırma gerektirmektedir. Bizim hipotezimiz tibia ve femoral komponentin, koronal, sagital ve aksiyal Hizalama hataları ve rotasyonel dizilimi TDA sonrası sonuçları etkilediği ve özellikle simetrik komponentlerde asimetrik tibia platosunda posterolateralden taşma yapması ve buna bağlı ağrı ve klinik skorlarda azalmaya neden olmasıdır . Genellikle bunlar daha karmaşık ve pahalı tıbbi muayenelerden ağrının düzeyini belirlemek hekim için zordur. TDA postoperatif ağrı dolayısıyla temel bir öneme sahiptir. Yüz kırk altı 146 TDA uygulanan hastalanın verileri retrospektif olarak TDA sonrası 45.2 ± 9.5 ayda femoral ve tibial komponent koronal sagital ve aksiyel dizilimi BT'de ölçüldü ve hastaların sonuç skoru ile karşılaştırıldı. 101 hastada tibia posterolateral çıkıntısı olduğu ve 76 hasta femur lateralde çıkıntı olduğu ve öellikle tibia posterolateral taşmanın fonksiyonel sonuç ve ağrı skorunu azalltığı bulundu. Bu çalışma aşırı boyutlandırma ve malingmentın TDA kötü klinik sonuçlara yol açabilileceğini klinik olarak doğruluyor ve özellikle posterolateralde taşma yapılmamamsına dikkat çekmektedir. Klinik sonuçları cerrahların implantasyon sırasında implantları büyük boy değil dikkat etmelidir ve bu normalden fazla sözde açıklanamayan ağrı durumunda ekarte edilmesinde fayda vardır.
Periprostetik eklem enfeksiyonlarında maliyet
Amaç: Hastanemizde primer veya aseptik revizyon artoplasti uygulanmış, takibinde PEE gelişen ve gelişmeyen hastaların maliyetlerini birbiri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmek, yapılan harcamaları kategorize ederek iki grup arasındaki maliyet farklılıklarını analiz etmektir. Gereç ve Yöntemler: Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi'nde, Ocak 2014- Ocak 2018 tarihleri arasında, kalça veya diz eklemine primer artroplasti veya aseptik revizyon artroplasti uygulanan ve Ocak 2014- Haziran 2018 tarihleri arasında PEE tanısı ile hospitalize edilen, Ocak 2019 tarihine kadar PEE tedavi süreci tamamlanmış olan hastalar PEE çalışma koluna dahil edildi. Kontrol grubu ise 1:2 oranında belirlenerek çalışmaya dahil edildi. Tüm süreçler boyunca hastalar için yapılan harcamalar tespit edildi ve her bir harcama, harcamanın yapıldığı yılın ortalama döviz kuruna göre dolar ($) cinsine çevrildi. Bulgular: Diz ve kalça artroplastisi uygulanan toplam 4321 hastanın 87'sinde PEE tespit edildi, kontrol grubuna 174 hasta dahil edildi. PEE grubundaki hastaların yaşlarının ortancası 70 (38-87) olarak bulundu ve hastaların 27'si (%31) erkek, 60'ı (%69) da kadındı. Kontrol grubunda da hastaların yaşlarının median değeri 67 (30-94), 60'ı (%34,5) erkek, 114'ü (%65,5) kadın olarak tespit edildi. PEE ve kontrol grubunda sırasıyla 32-58 (%36,8- %33,3) hastaya kalça, 55-116 (%63,2- %66,7) hastaya diz artoplastisi yapıldığı belirlendi. İki grupta komorbid durumlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Hastanede yatış süresince yapılan harcamalar değerlendirildiğinde; PEE grubunda kişi başı 1.677 $ (554,4$- 13.605,2$), kontrol grubunda 494 $ (269,3$- 3.790,9$) olduğu tespit edildi (p<0,001). PEE grubunda, kontrol grubuna göre hastanede yatış, YBÜ yatış, kan merkezi, laboratuvar, mikrobiyoloji, radyoloji, konsültasyon, antibiyotik harcamalarında istatistiksel olarak anlamlı artış izlendi (p<0,001). Primer operasyon harcamaları ve primer protez maliyeti iki grupta benzer bulundu, revizyon operasyon harcamaları ve revizyon protez/spacer maliyeti ise kontrol grubunda olmadığı için istatistiksel değerlendirme yapılamadı. PEE grubundaki kişi başı harcamanın, kontrol grubundan 3,4 kat fazla olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: PEE gelişimi, eklem artroplastisi sonrası istenmeyen bir komplikasyon olup, maliyette belirgin artışı da beraberinde getirmektedir. Bu artış ciddi bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Bu nedenle PEE gelişimi durumunda oluşan harcamalar ayrı ayrı analiz edilmeli, bunları etkileyen faktörler belirlenmeli ve harcamaların en fazla olduğu gruptan başlayarak, oluşan maliyetin azaltılması için neler yapılabileceği değerlendirilmelidir. Ama daha öncelikli olarak PEE'nin azaltılması amaçlanmalı, zemin hazırlayan faktörler iyi analiz edilmeli ve önlem alınmalıdır. Mevcut çerçevede, PEE gelişimini etkileyen ve PEE maliyetine etki eden faktörlerin analiz edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Protez eklem enfeksiyonu, artroplasti, maliyet, harcama
Total diz artroplastisi sonrası postoperatif analjezi için intravenöz düşük doz ketamin infüzyonunun kullanımı: Morfin tüketimini azaltan en uygun doz hangisi?
Amaç: Bu çalışmada TDA planlanan hastalara postoperatif analjezi amacı ile iki gün farklı dozlarda sürekli i.v. ketamin infüzyonu yapılması sonucu morfin tüketimini azaltan optimal dozun bulunması ve bununla beraber yan etkiler, taburculuk süresi, hasta memnuniyeti ve derlenmenin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, TDA planlanan ASA I-III, 18 yaş üzeri 75 kadın çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör yürütüldü. Spinal anestezi sonra Grup I, Grup II ve Grup III'teki 25'er hastaya sırasıyla 2 μg, 4 μg, 6 μ/kg/dk i.v. başlanan ketaminin cerrahi bitiminde yarıya düşürülerek postoperatif 48. saate kadar uygulandı. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Uygulama boyunca vitaller, komplikasyonlar, morfin tüketimi, VAS, taburculuk süresi, aktif diz fleksiyonunun 90° olduğu günle hasta memnuniyeti kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. Bu çalışmada Grup III (38,96 ± 6,08 mg), Grup II (45,52 ± 8,23mg) ve Grup I'in (53,92 ± 5,49 mg) 48 saatlik kümülatif morfin tüketimleri arasındaki farklılık anlamlıydı (p=0,001). Grup III; Grup II ve Grup I'e kıyasla %27; Grup II, Grup I'e göre %15 daha az morfin kullandı. Postoperatif takip süreçlerinde grupların hareketsiz VAS<40mm. Hareketli VAS 12. saatteki ve taburculuk süresi Grup II'de Grup I'e göre daha etkili ve anlamlı bulunurken, postoperatif 6, 12, 24, 48. sa. ve 6.haftada hareketsiz VAS, 6 ve 12. saatte hareketli VAS, taburculuk süresi ve aktif diz fleksiyonu sadece Grup III dozunda Grup I'e göre daha etkindi (p≤0,05). Sonuç: Bu çalışmada TDA'nın postoperatif yönetiminde yan etki görülmeden optimal analjezi ve rehabilitasyon sağlayacak morfin tüketimini azaltan optimal ketamin dozunun Grup III olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, ketamin, morfin, postoperatif analjezi
Spinal anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastalara USG eşliğinde yapılan adduktor kanal bloğu, IPACK blok ve geniküler sinir bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Total diz artroplastisi (TDA) sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı olmaktadır. Bu durum hasta memnuniyetini azaltmakta, mobiliteyi geciktirmekte ve hastanede kalış süresini uzatmaktadır. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada adduktor kanal bloğu (AKB), popliteal arter ve diz kapsülü arası infiltrasyon bloğu (IPACK) ve geniküler sinir bloğunun (GSB); postoperatif VAS skoru, opioid tüketimi ve mobilite üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Spinal anestezi altında primer TDA planan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar üç gruba (n=30) ayrıldı. Hastalara AKB (grup A), IPACK blok (grup I) ve GSB (grup G) uygulandı. Periferik sinir blokları 15 mL %0,375 bupivakain ile spinal anestezi uygulamasından önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde VAS skoru, opioid tüketim miktarı ve mobilizasyon testleri karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar ASA skorları ve demografik özellikler açısından benzerdi. VAS skorları 4., 6. ve 12. saatte grup G'de diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (sırasıyla; P=0,006, P=0,040, P=0,041). Postoperatif ilk 12 saatte VAS skorları grup G'de grup A ve grup I'ya göre daha düşük bulundu. Ameliyat sonrası ilk 24 saatte tüketilen toplam opioid miktarı grup G'de diğer iki gruba göre istatiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşüktü (P=0,014). Hastaların üç metre yürüme testini tamamlama süresi GSB uygulanan grupta AKB ve IPACK blok uygulanan gruplara göre daha kısaydı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuçlar: Geniküler sinir bloğu TDA'da postoperatif VAS skorlarında belirgin düşme sağladığı ve opiod tüketimini azalttığı için postoperatif analjezide AKB ve IPACK blok yerine tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, adduktor kanal bloğu, IPACK blok, geniküler sinir bloğu