Social construction

106 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkilerde kimlik: Mursi Dönemi Türkiye-Mısır ilişkileri

Türkiye ve Mısır ortak bir tarihsel geçmişe sahip olmalarına rağmen kuruldukları tarihten beri iyi ilişkiler kuramamış, iki devlet arasındaki ilişkiler genellikle rekabet ve krizlerin gölgesinde seyretmiştir. Uzun bir süre boyunca düşük bir düzeyde sürdürülen ve zaman zaman gerilimlere sahne olan ilişkiler, Arap baharı sürecinde Mısır'da yaşanan iktidar değişikliği ile farklı bir boyuta geçmiştir. Bu süreçte Müslüman Kardeşlerin Mısır'da iktidara gelmesi ile Türkiye-Mısır ilişkileri hızlı bir şekilde değişmiş, krizleri ve gerilimleri aşarak müttefik ilişkisine dönüşmüştür. Bu süreçte iki devlet arasında birçok alanda iş birliği ve ortaklıklar kurulmuş ve ikili ilişkilerin altın çağı olarak kabul edilebilecek bir döneme girilmiştir. İki devlet ilişkisinin kısa sürede hızlı bir değişim yaşaması bu araştırmanın yapılmasına kaynaklık etmiştir. Bu tezde Türkiye-Mısır ilişkilerinin değişen doğası sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. İki devletin birbirlerine yönelik algılarını ve politikalarını anlamak için iki tarafın kimliklerini ve kimliklerinin oluşum sürecini anlamak gerekmektedir. Türkiye ve Mısır tarihsel anlamda kimliklerini farklı şekilde tanımlamışlardır bu tanımlama ise birbirlerinden farklı çıkarlar belirlemeleri sonucunu doğurmuştur. Farklı kimlik ve çıkarlara sahip olmaları ise birçok alanda uyumlu eylem veya davranışlarda bulunmalarını zorlaştırmıştır. Sahip oldukları sosyal ortaklıklar sonucunda bir dönem birbirlerini algılamalarına "biz" bakış açısı hakimken ayrı devletler olarak kurulduktan sonra her iki devlet de birbirlerine göre "öteki" yi temsil etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ve bölgesel dinamiklerin de etkisiyle ikili arasındaki sistemik etkileşim karşıtlıklar üzerinden sürdürülmüştür. Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda bulunduğu Türkiye ile ilişkiler önemli ölçüde gelişme göstermiştir. Bu dönemde birbirleri ile uyumlu hale gelen kimlik yapıları ile beraber ortaya çıkan ortak kadere yönelik inanç ve bölgesel gelişmelerden kaynaklanan ortak kaygılar ilişkilerin doğasını değiştirmiştir. Bu anlatılanlar ışığında, bu tezde Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidarı döneminde Türkiye ile Mısır arasında değişen ikili ilişkiler her iki devletin kimliklerine odaklanılarak sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinden incelenmiştir.

KimlikMursi, MuhammedMüslüman Kardeşler+7
Harun Çelikcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The rise of populism and nationalism and its implications for Covid-19 pandemic: A social constructivist perspective

The rise of populism and nationalism has recently become highly observable. It has caused systemic changes in political, social and economic fields. Populist and nationalist political movements achieve varying success around the world. Populist and nationalist discourses, such as anti-immigration and anti-multiculturalism, intensify. Besides, conspiratorial thinking has become prevalent. The rise of populism and nationalism also shows its implications throughout the COVID-19 pandemic. There has been a populist resistance against mask wearing and social distancing. Moreover, several conspiracy theories have been prevalent. Finally, xenophobic and racist incidents take place, and orientalist rhetoric against Asian communities resurfaces. This thesis aims to reach conclusions that will provide a better understanding of the impact of rising populism and nationalism on COVID-19 pandemic with the help of social constructivism. As an idealist theory, social constructivism is convenient for understanding populism and nationalism, identity-related phenomena.

COVID 19NationalismPopülism+1
Mert Çetin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Engelli olan çocukların engelli olmayan kardeşleriyle ilişkileri üzerine sosyolojik bir inceleme

Kardeşlik ilişkilerini engelli ve engelli olmayan kardeşlerin gözünden incelemeyi amaçlayan bu çalışmada engelli olmanın aile ortamında kardeşlik ilişkisi üzerinde oynadığı rol hem engelli çocuklar hem de engelli olmayan kardeşlerinin bakış açısıyla betimlenmiştir. Çalışma kapsamında kardeşlik ilişkileri engellilik, engelli birey, kendini/ kardeşini engelli bir birey olarak nasıl tanımladığı; kardeşlik ilişkisinde üstlenilen görev ve sorumluluklar; kardeşlik ilişkisinin değerlendirme biçimleri ve engel durumunun kardeşlik ilişkisi üzerinde yarattığı değişimler çerçevesinde araştırılmıştır. Çalışmada engelli ve engelli olmayan kardeşlerin anlam dünyaları resmedilmek amaçlandığından nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışma bedensel, görme ve işitme engel türlerinden bir ya da birkaçına sahip engelli çocuklar (15-18 yaş grubu) ve onların birlikte yaşadıkları engelli olmayan kardeşleri (11-27 yaş aralığındaki) ile yürütülmüştür. Bu kapsamda bedensel, görme ve işitme engelli 4'er çocuk ve onların kardeşlerine ulaşılarak toplamda 24 kişi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yüz yüze yapılan görüşmelerde veriler yarı yapılandırılmış soru formları kullanılarak toplanmıştır. Ulaşılan veriler sosyal inşa yaklaşımı ve aile sistem teorisi çerçevesinde gerçekleştirilen tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Ulaşılan temalar kapsamında engellilik ve engelli birey tanımlamalarınki engelliliği açıklayan tıbbi modelin hakimiyeti dikkat çekerken engelli kardeşle ilgili tanımlamalarda sosyal model bakış açısının ortaya çıktığı görülmüştür. Kardeşlerin üstlendikleri görev ve sorumluluklara bakıldığında ise engelli olmayan kardeşlerin hem engelli kardeşlerine yardım etmek hem de evdeki işler için ailesine yardım etmek anlamında fazlaca sorumluluğu olduğu dikkati çekmiştir. Diğer taraftan kardeşlerin ilişkilerini değerlendirirken çatışmalar, kavgalar, uyum, yardımlaşma ve destek gibi hem olumlu hem de olumsuz yorumları olduğu aktarılmıştır. Son olarak da engelli olmama veya engel derecesinin daha düşük olmasının kardeşlik ilişkilerine nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. Engelli kardeşlerin yeti/işlev kaybına bağlı kısıtlamalar üzerinden değerlendirme yaparken engelli olmayan kardeşlerin hayatlarında yaşanacak değişimleri vurgulamaları dikkat çekmiştir.

Aile sistemleri teorisiEngelli çocuklarEngellilik+5
Seçil Sanıyaman
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital ortamda alt kültür inşası: Geek alt kültürü üzerine sosyolojik bir araştırma

Bu araştırmada, alt kültür ve sanal topluluk birleşiminde ortaya çıkan yeni/mikro aidiyet ilişkilerinin görünümleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda tezin amacı, Discord sanal topluluk oluşturma platformu ve geek kültürü kesişiminde topluluk duygusu üzerinden bireylerin kurmuş olduğu yeni/mikro aidiyet dinamiklerini anlamaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntem ve teknikleri benimsenmiş ve bu kapsamda Discord sanal topluluk oluşturma platformunda geek kültürüne yönelik içerik üreten Star Wars Türkiye-Sithpedi sunucunda yer alan 20 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarında katılımcıların sosyal hayatlarında ortak ilgiler ve değerler ekseninde yaşadıkları yalnızlığı geek kültürü ve Discord özelinde oluşturdukları topluluk duygusu ekseninde mikro bir bağlamda telafi edebildikleri bulgulanmıştır. Bu doğrultuda dijital ortamların bireylere ortak ilgiler ve değerler bağlamında yeni birliktelikler oluşturmaları için önemli bir aidiyet alanı açtığı görülmüştür. Bu kapsamda ilk olarak katılımcılar sosyal hayatlarında karşılaştıkları sorunlardan uzaklaşmak amacıyla internet tabanlı gelişen geek kültürüne yönelmekte ve geek kültürü ile dijital ortamlar üzerinden ilgisel ortaklıklar kurmaktadırlar. İkinci olarak katılımcılar bu dijital ortamlarda sadece ilgilsel ortaklıklar özelinde değil değerler, arkadaşlıklar ve kendini ifade edebilme noktasında da birliktelikler kurmakta ve yalnızlıklarını gidermektedirler.

AidiyetAltkültürGeek kültürü+4
Pınar Yener
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Devletleri Teşkilatı'nın sosyal inşacı teori çerçevesinde analizi

Bu tez çalışmasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin 1991'de dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan ile Türkiye arasında Türk kimliği etrafında geliştirilen ilişkiler ele alınmıştır. İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" ülküsü ile fikirsel altyapısını oluşturduğu ve 2009 Nahçıvan Anlaşmasıyla kurumsallaşma sürecini tamamlayan Türk Devletleri Teşkilatı bu ilişkilerin doruk noktasıdır. Bu çalışmada Türk Birliği idealinin ve bu yönde harcanan çabaların ilerleyen süreçlerde de bölgesel ve küresel ölçekte uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde önemli bir rol oynayacağı değerlendirilmektedir. Uluslararası ilişkilerin anarşik yapısından yola çıkarak, uluslararası sistemi sadece maddi yapılar üzerinden ele alan Neo-Realist kuramın aksine sosyal inşacı kuram, uluslararası ilişkilerde sosyal ve fikirsel yapıların en az maddi yapılar kadar etkili olduğunu savunmaktadır. Sosyal inşacı yaklaşıma göre sistemdeki aktörlerce paylaşılan fikir, inanç ve değerler sistemi yapısal bir özellik gösterir ve sosyal-siyasal eylemler üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Paylaşılan ortak kimlik, kültür, inanç ve değerler sayesinde bir araya gelen Türk Cumhuriyetlerinin, Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde zirveler süreciyle başlayan ve yeni kurumlarla desteklenen entegrasyon süreçleri olumlu bir yapıya evrilmektedir. Bilim, kültür, eğitim, ekonomi, diplomatik, siyasî, hukukî alanlarındaki ilişkiler ve iş birlikleri sosyal inşacı teorinin sadece maddi yapılar değil, fikirlerden ve ülkülerden doğan yapılar da uluslararası alanda egemen devletleri belli oluşumların içerisinde oynadıkları rol itibariyle ulusal çıkarlarını yeniden belirlemeye yönlendirebileceği iddiasını doğrulamaktadır. Bu tezin temel savı uluslararası ilişkilerde sosyal inşacı bakış açısından yola çıkarak, Türk Devletleri Teşkilatı'na üye olan Türk Devletleri'nin Teşkilat bünyesinde mevcut olan ve süreç içerisinde oluşturulacak iş birliği yapıları çerçevesinde uluslararası alanda ulusal çıkarlarını ortaklaşa belirleyebilecekleri bir aşamaya gelmelerinin mümkün olacağı yönündedir.

Gaspıralı İsmailMilli kimlikSiyasi tarih+7
Gizem Coşkun
Hacettepe University · Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The non-participation of ASEAN countries in the International Criminal Court: A constructivist perspective

The establishment of the International Criminal Court (ICC) was celebrated by many as international criminal justice is seen as entering into a new phase of development and anti-impunity norms being formally institutionalized. The ICC is tasked with prosecuting individuals who are accused of perpetrating genocide, crimes against humanity, war crimes, and crimes of aggression. The ICC, which derives its powers and jurisdiction pursuant to the 1998 Rome Statute, is the only permanent and independent international criminal court in the international system. However, except for Cambodia, the Member States of the Association of Southeast Asian Nations (ASEAN) are reluctant to be a part of the ICC which indicate a contestation of the norms of the ICC by the ASEAN Member States. According to the social constructivist theory, shared ideas and norms impact states' decision in a socially constructed lenses of the world. In particular, ASEAN's norms are said to be the sovereignty of states and non-interference in domestic matters as reflected in the "ASEAN Way". The purpose of this paper is to analyze the different level of participations in the ICC by the ASEAN Member States, in particular Cambodia, Malaysia, Philippines and Myanmar through contestation based on their identity.

ASEAN countriesSocial constructionInternational Criminal Court+4
Aufa Radzi
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Ahit Tora'da yer alan ibrahim anlaşmasına göre "Vaat edilmiş topraklar" ve İsrail devlet inşası

Birleşmiş Milletler (BM) kararı kapsamında, 1948 yılında sosyal inşacılık üzerinden dini yayılmacılık işlevi ile devlet inşa ederek kurulan İsrail Yahudi Devleti'nin, Ulus / Devlet olma süreci içerisinde vaat edilmiş topraklar kavramı ele alınacak; yıllarca vatansız yaşayan Yahudi halkının neden bugünkü sınırları belli İsrail topraklarını vatan olarak seçmiş olduğuna bu çalışma çerçevesinde açıklık getirilmeye çalışılacaktır. "Kutsal toprak miti" kavramı açısından Yahudi tarihi incelenerek, Museviliğin kutsal kitabı olan Eski Ahit'te (Tora) yer alan İbrahim Sözleşmesi üzerinden konu ele alınarak; Yahudi ulusunun, yaratılıştan bu yana İbrahim peygamber ile başlayan soyunun dayandığı ve ata toprakları olarak kendilerine tarihi ve coğrafi anlamda hak gördüğü "Vaat Edilen Topraklar" a dönme çabaları ve bu topraklar üzerinde 'ulus/devlet' olma süreçleri dini, sosyolojik, tarihi, coğrafi ve siyasi anlamda bir bütün olarak düşünülecektir. "Kutsal toprak miti" çerçevesinde incelenen Yahudi tarihi, siyasi ve dini olarak ele alınırken; vaat edilmiş topraklar kavramı Eski Ahit'te (Tora) yer alan Hz. İbrahim sözleşmesine dayandırılacaktır. Eski Ahid'te Musevilik dininin, bugünkü İsrail Devleti'nin kuruluşunun "anlaşma teolojisi" kavramına dayandırılarak incelenecek olan bu çalışma içerisinde uluslararası ilişkiler teorileri kapsamında sosyal inşacı bir modele dayanarak bağımsızlık savaşı veren İsrail Devleti'nin içselleştirdiği dini bakış açısının dış politikasına da nasıl yansıdığı gösterilecektir. Sosyal inşacı teori ise yine İbrahim /Avram Sözleşmesine dayandırılacaktır. Araştırmada, Orta Doğu çalışmaları içerisinde İsrail Devleti'nin kuruluşuna, Eski Ahit içerisinde yer alan "Anlaşmalar" kavramı üzerinden analiz yapılarak bir çerçeve çizilecektir. Çünkü, İsrail Devleti'nin 1948 yılında bağımsızlığını ilan etmiş olduğu toprak parçası, Museviliğin kutsal kitabı Tora'da yer alan İbrahim Anlaşmasını referans noktası olarak ele almaktadır. Görülecektir ki İsrailoğulları için bahsi geçen seçilmiş halk soyu kavramı üzerinden dile getirilen atalar kültürü -Hz. İbrahim, Hz.İshak ve Hz. Yakup- iktidara ve devlet inşasına da destek olmaktadır. Çalışmada, İsrail Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak 1948 yılında ilan edilmesine dek geçen süre içerisinde Avrupa da şekillenen anti-semitizmin nasıl cereyan ettiği, Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde başlayan Yahudi karşıtlığının Yahudi toplumunu nereye sürüklediği farklı bakış açılarıyla anlatılacaktır. Ayrıca araştırma içerisinde, 1800'lü yılların ikinci yarısından itibaren siyasi bir çerçeveye oturtulan Siyonist düşüncenin, Theodor Herzl dönemi öncesinde ortaya nasıl çıktığı ve geliştiğine yer verilecek ve Siyonizmin, siyasi anlamda Herzl ile birlikte şekillenerek; dünya kamuoyuna Siyonistler tarafından kabul ettirme çabalarına nasıl girdiğine de yer verilecektir. Siyasi Siyonizmin penceresinden, İsrail Devleti'nin tarihi, dini ve coğrafi anlamda kendini vaat edilmiş topraklara ait görme iddiasının dayanağı olarak gösterilen İbrahim Sözleşmesi ile inşa süreci tamalanacaktır. Bu çerçevede yer alacak olan yedi anlaşmadan bahsedilecek –Adem Anlaşması, Nuh Anlaşması, İbrahim Anlaşması, Filistin Anlaşması, Musa Anlaşması, Davut Anlaşması ve Yeni Anlaşma- Tanrı'nın bir zamanlar İbrahim ile başlattığı vaat anlaşmasının Mesih ile devam edeceğinden söz edilerek bugün İsrail Devleti'nin toprak tanımlaması bu yeni anlaşmaya dayandırılacaktır. Bu anlatıları takiben Anti-Semitizm karşısında yerini almış olan Siyonizm düşüncesine yer verilerek, dini tezin dışındaki coğrafi ve toprak tezlerine değinilip; tarihsel süreç içerisinde, 1948 yılında İsrail Devleti'nin kuruluşuna giden süreç aşama aşama anlatılacaktır. Tüm bu bilgiler analiz edilerek İsrail Bağımsızlık Bildirgesi /Mayıs 1948 yazılarak sonuç bölümüyle tez bitirilecektir. Anahtar Kelimeler: Arz-ı Mev'ud, Yahudi/İbrani, Vaat Edilmiş Topraklar, Anti-Semitizm, Siyonizm

Devlet inşaasıEski AhitHz. İbrahim+7
Aynur Filiz
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Federasyonu'nun soğuk savaş sonrası dış politikasının sosyal inşacı perspektiften değerlendirilmesi

Uluslararası sistemde ülkelerin dış politikalarını etkileyen birçok faktör söz konusudur. Soğuk Savaşın bitmesiyle uluslararası teoriler arasında dış politikayı etkileyen faktörler arasında ülkelerin kimliği de yer etmeye başlamıştır. Tarihsel süreçte değişim ve dönüşüm geçiren kimlik tanımı ülkelerin çıkarlarını dolayısıyla da dış politikalarını değiştirme ve dönüştürme özelliğine sahiptir. 20. yüzyılın sonlarına doğru uluslararası sistemde ön plana çıkmaya başlayan normatif değerler arasında olan kimlik kavramı sosyal inşacı yaklaşımın ana konusu olmuştur. Tarihsel süreçte Rus kimliği göz önünde bulundurulduğunda farklı dönemlerde farklı dış politika süreçleri göze çarpmaktadır. Slav, Ortodoks, emperyal, komünist-marksist veya süper güç gibi kimliği tanımlayan kavramlar Rus dış politikasını oluşturan ve dönüştüren faktörlerdir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) dağılması ve Soğuk Savaşın sona ermesiyle uluslararası sistemin çift kutuplu yapısı da sona ermiştir. SSCB sonrası ortaya çıkan Rusya Federasyonu yeniden kimlik tanımı yaparak dış politikasını onun etrafında şekillendirmiştir. Bu çalışmada değişen yeni dünya düzeninde Rusya'nın yeni kimlik oluşturması ve dış politikasının onun etrafında nasıl şekillendiği incelenecektir.

KimlikMilli kimlikRusya+3
Gurbet Onal Erez
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Posthuman; bedenin toplumsal inşasının sonu bio - konstrüktif sanat

Posthuman (insansonrası), hümanizma karşıtı temeller üzerine kurulu yapısı ile türlerin ittifakının gerçekleştiği, normal bedenleri belirleyen normların bioteknolojiler sayesinde yıkılarak, doğa ile barışık bir yaşamın paylaşıldığı geleceğin öznesidir. Posthuman, evrim sürecinde oluşan bedenin üzerinde toplumsal müdahaleler ile şekillenen cinsiyetlenmiş bedenleri, farklılıklar üzerinden kurgulanan aidiyetleri ve toplumsal beden müdahalelerini, insanın kendi bedeni üzerinde müdahale inisiyatifini ele alması sayesinde sonlandırma potansiyeline sahiptir. Biokonstrüktif beden günümüz teknoloji çağında bir Postmodern meta ve iktidar mücadelesinin verildiği platform olmaktan çıkarak, insansonrası öznenin inisiyatifinde nesnelleşmektedir. Bio-teknolojilerin beden üzerinde gerçekleştirdiği yapısal yıkım ve dolayısıyla gelen toplumsal inşanın yıkımı, teknolojik beden tezahürleri, bedenin ve insanın nesnelleşerek türler arası ittifak ile gezegeni kapsayan yaşamın yüceltilmesi, insansonrası sanat yapıtlarına da sirayet etmektedir. Sanat ile ileri teknolojilerin içiçeliği beraberinde sanatçı ile bilimadamı arasındaki sınırı da muğlaklaştırmaktadır. Böylelikle, yaşadığımız teknoloji ve bilişsellik çağında, Biokonstrüktif sanatın ilgi alanı yaşayanın tekrardan yapılandırılması olarak özetlenebilir. Anahtar Kelimeler: Posthuman, Transhümanizma, Bio-konstrüktif Sanat, Toplumsal beden, Teknolojik beden

BedenBeden sosyolojisiBiyoteknoloji+7
Gökhan Balkan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Teknoloji toplumunun inşası ve sinema: Beş kült postmodern Hollywood filmi üzerinden bir görsel analiz

Bu çalışma bilgisayar teknolojilerinin kullanımının yükseldiği; yaşamsal her alanda dijitalleşmenin yaşandığı, yapay zekânın ve robotların yaygın olarak kullanıldığı teknoloji toplumunda sinemanın sosyal işlevlerini anlamayı hedeflemiştir. Bu amaçla geniş kitlelere ulaşmış popüler kült postmodern Hollywood filmleri incelenmiştir. Bu bağlamda, önce sosyal bilimler literatüründe tartışılan teknoloji toplumunun yapısal özellikleri araştırılmıştır; özellikle değişen üretim/emek süreçleri (postfordizm), filizlenen yeni kültürel değerler (postmodernizm) ve farklılaşan denetim ve kontrol mekanizmaları üzerine yapılan tartışmalar aydınlatıcı olmuştur. Bu kapsamda, temalar oluşturulmuş ve teknoloji konulu postmodern Hollywood filmleri içinden araştırma kriterlerine uygun olduğu tespit edilen beş film (Westworld, Blade Runner, Truman Show, Simone, Blade Runner 2049) seçilmiştir. Sonrasında oluşturulan temaların bu beş filmdeki karşılıkları aranmıştır. Bu amaçla çalışmada nitel araştırma deseni temelinde görsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular üzerinden sinemanın geleceğin toplumuna ilişkin bir hipermetin yazdığı ve bunun üzerinden bir hipergerçeklik inşa ederek adeta geleceğin toplumunun bir öngösterimini yaptığı tespit edilmiştir. Bu eksende, sinemanın kitleler üzerinde geleceğe ilişkin bir algı, bir görsel dışlaşma yaratarak bir anlamda hipermetinlerin nesnelleşmesine yol açtığı kanaatine varılmıştır. Böylelikle sinemanın bir ideolojik aygıt olarak işe koşulduğu, yeni değer ve normların oluşumuna endüstriyel kültürel varlık alanlarının somutlaştırılmasına hizmet ettiği sonucu çıkarılmıştır. Anahtar Sözcükler: Postmodernizm, teknoloji, sinema, hipergerçeklik, görsel analiz.

FilmHollywoodPostmodernizm+4
Selen Koçak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

A constructivist analysis of Egypt-Israel relations during Nasser and Sadat periods

One of the important results of the establishment of the State of Israel in 1948 is the emergence of the Arab-Israeli conflict and the Palestinian question. The Arab soil which was already populated by an Arab community, namely Palestinians, became a destination for the Israeli settlements which triggered hatred and anger of the Arab states in general. Conception of Israel as the main enemy of the Arab states reached the highest level following the Suez Crisis of 1956 that made Gamal Abdel Nasser the charismatic leader of the suppressed Arab world, and thus born and shone pan-Arabic ideology of the late 1950s and 1960s. Nasser became the epitome of the struggle against the imperialist West and its extension Israel in the Middle East. Then came Anwar Sadat and put the Egyptian interests in front of the Arab concerns, making Egypt the first Arab state having officially recognized Israel. Foreign policy of Egypt towards Israel took a steep turn from pan-Arab nationalism to Egyptian nationalism. Egypt and Israel signed a peace treaty that ended military confrontations on the battlefields which continues even today. How and why that policy shift took place is the main research item of this study, and it is researched based on the tenets of social constructivism focusing on the concept of identity. After examining historical flow of the events and analyzing foreign policy behaviors and discourse of the leaders, this thesis argues that the Egyptian state identity changed from Nasser to Sadat, and that change was rooted in the inherent domestic and international factors. This study concludes that state identity of Egypt is relevant in its relations with Israel during Nasser's and Sadat's tenure. Keywords: Egypt, Israel, state identity, foreign policy, constructivism

Arabian-İsrael relationsEgyptNasır, Cemal Abdül+5
Sevim Börklüce
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The evolution of Arab political identity in the context of Arab Spring: A social constructivist perspective

Arab political identity, despite its different paths of development, has emerged and evolved depending on the social and historical context and manifested through discourse. Among different ideological currents, Arab national identity, which developed as a reaction to the late Ottoman rule and the advance of Western influence in the region, dominated the course of events in the Arab world from the late 19th to the second half of the 20th century. In the interwar (1918-1939) and in the post-1945 periods, it turned out to be an anti-colonial and pan-Arab national movement, culminating with Nasserism led by nationalist and socialist figures in the 1950s and 1960s. After 1967, a variety of reasons led to the decline of pan-Arabism and the rise of Islamism in the region. However, the changing context and world order with globalization brought about the split of Islamism into different forms and a revival of Arab liberal thought dating back to the 18th century. At the beginning of the 21st century, a youth-led wave of pro-democracy uprisings shook the region, demanding an inclusive and accountable political leadership, a functioning economic system, and a just and stable social order upon the overthrow of authoritarian regimes. At this point, considering the role of identity in political and social mobilization in the Arab world, this thesis aims to examine the evolution of Arab political identity in the context of the Arab Spring. The study relies on Discourse Analysis (DA) as a research method, while the theory of Social Constructivism is used to evaluate the research findings. Consequently, this thesis argues that Arab political identity has evolved from an Islamist ideology toward a post-Islamist and liberal thought, despite its failure to dominate current Arab politics, in the context of the Arab Spring upon the reconstruction of social reality and perceptions through language-in-use.

The Arab SpringArabsIdentity+3
Emine Alp
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın bakışından namusa atfedilen anlam ve sosyal kontrol inşası

Namus, ataerkilliğin devamlılığının sağlanmasında kullanılmaktadır. Namus kavramı vasıtasıyla, ataerkil toplumlarda kadınlar erkekler tarafından kontrol edilmektedir ve namus, erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünün bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılmaktadır. Namus, en uç noktası kadınların öldürülmesi olmak üzere fiziksel şiddet, psikolojik şiddet ve ekonomik şiddete yol açabilmektedir.

KadınlarNamusSosyal inşaa+2
Gizem Yazlı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Thematic and discursive construction of homosexual movement in Turkey through Kaos GL magazine

This dissertation aims at investigating thematic and discursive construction of homosexuality through texts published in Kaos GL Magazine, the first and longest-standing alternative gay and lesbian publication in Turkey. More specifically, the research is an attempt to unearth two discursive-linguistic aspects of texts: (1) thematic distribution and thematic relation patterns of the texts; (2) discursive strategies and linguistic means and forms of realisation on which the construction of homosexual movement is based. To this end, 6 texts in the first five-year of the magazine (between the years 1994 and 1999) were purposively selected at the end of a preliminary inventory research, and included into grounded thematic analysis and Critical Discourse Analysis (CDA). In the former analytical procedure, based on Grounded Theory (Glaser and Strauss, 1967; Corbin and Strauss, 2008), a systematic coding process was carried out, eventually finding out two most frequent thematic categories which describe the social order and the way homosexuals positioned themselves in the specific period of time. Textual segments pertaining to the categories obtained through the coding process were finally included into CDA. This analysis was based on the framework of the Discourse-Historical Approach, a well-established tradition in CDA studies. In accordance with this model and an added 'insider' perspective (Wodak, 2011), textual segments were diachronically analysed to find out the ways the social actors are represented (van Leeuwen, 1996 & Wodak et al., 2000). The findings of grounded thematic analysis show that, within five years, homosexuals' description of the social order was mostly and consistently based on the themes heterosexism and homophobia while a strong emphasis on constructing a collective and unifying action was observed in the second half of the period as a way of self-description. In a parallel sense CDA findings demonstrate that, in the context of the socio-historical background of the period, homosexuals construct a counter negative-othering discourse to describe the society in the early texts of the period while a positive-self presentation comes to the forefront towards the end of the period based on the goal of forming group solidarity. The study is significant for revealing that it is not always the marginalised groups that are negatively presented in dominant discourses but also marginalised in-groups can identify themselves with out-groups by making use of similar negative-other presentation strategies. In this sense this study has implications for researchers, particularly in the field of Queer Linguistics, who aim at investigating in-group discourses. Also, the findings of the study can serve as a basis for further research on the construction of homosexuality not only through texts but also other discursive practices. Keywords Critical Discourse Analysis, Queer Linguistics, social constructivism, homosexual movement, group identity, Kaos GL Magazine

MagazinesGrammarLinguistics+7
Cihan Alan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz, yüzleşme, yeniden inşa: Behzat Ç.'de erkeklik anlatıları

Ataerki, erkeklerin kadınlardan (ve 'ötekilerden') üstün olduğunu söyleyen, gündelik hayat pratiklerinde devam eden, içselleştirdiğimiz temel sosyal yapıdır. Üstünlüğe sahip görünen erkeklik, gündelik hayatlarımızın tam ortasında, bundan dolayı normalleştirilmesi kolay, tartışılması zor bir konudur. Fakat toplumdaki iktidar ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini analiz edebilmek için önemli veriler sağlar. Popüler kültür ürünleri ise, yaygın kanıda ''ucuz'' ve değersiz addedilmekle birlikte toplumdaki değişimleri, çatlakları ve arzuları takip etmeye imkân veren bir direniş alanı sunar. Buradan hareketle, değişimi (ya da değişmiş/öteki erkeklikleri) popüler kültür üzerinden takip etmek mümkündür. Bu tez çalışmasında, erkeklik temsilleri açısından verimli bir alan sunan Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi incelenecektir. Hegemonik erkeklik açısından tartışmalı temsiller barındıran metnin incelenmesiyle erkeklik krizi ve antikahramanlık meselesi odağa alınarak erkek(lik)lerin nasıl temsil edildiğine, bu temsilinin neye karşılık geldiğine bakılacak, erkekliklerin yaşadığı kriz olarak adlandırılan değişimler ve erkeklik söyleminin yeniden inşası çözümlenecektir. Örneklem olarak, Behzat Ç. İle ilgili üretilen dizi, kitaplar ve filmler metinlerarasıkla ele alınacaktır. Çalışmada, söylem analizi üzerinden karakterler ve karakterlerin birbirleriyle ilişkileri tartışılarak, bir popüler kültür ürününün eleştirel okumasıyla, erkeklik çalışmaları literatürüne katkı yapılması hedeflenmektedir.

Behzat ÇDizilerErkekler+7
Merve Ayşe Köseoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Türkiye'de çocukluğun yeniden inşası: Oyun ve oyuncak üzerinden bir okuma

1980'li yıllar, Türkiye'de sosyal, ekonomik ve kültürel gibi birçok alanlarda köklü değişimlerin yaşandığı bir zaman dilimine denk gelmektedir. 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül Askeri darbesi ile birlikte ekonomik yapı bütünüyle değişmiş, darbe yönetimi siyasal hayatı silbaştan dizayn etmiş, gündelik hayat ve kültür büyük ölçüde değişmiş ve olumlu/olumsuz yönleriyle birlikte önceki on yıldan çok farklı bir Türkiye, oldukça kısa zaman içinde ortaya çıkmıştır. Bu çalışma anılan dönüşüm sürecinin çocuklar ve çocukluk üzerindeki etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. 1980 sonrasında Türkiye, yönünü tam olarak Batılı kapitalist sisteme dönüp, neo-liberal politikaların da etkisi neticesinde hızlı ve hareketli bir döneme girmiştir. Modernleşmenin serbest piyasa ekonomisi ile bütünleştiği bu yıllarda ülkemize yoğun bir şekilde giriş yapan ürünlerden birisi de oyuncaklardır. Oyuncaklar 1980 sonrasında modernleşmenin simgelerinden birisi halini almıştır. İşte bu tezin konusu 1980 sonrasında küresel ekonomik piyasa içinde yer alan Türkiye'de, çocukların oyuncaklar üzerinden nasıl tüketim ekonomisine dâhil edildiği, yerel çocukluk kültüründen küresel boyutlara ulaşan çocukluk anlayışına nasıl geçildiği, modernleşme ile birlikte çocukluğa dair anlayışın 1980 sonrasında nasıl boyutlandırıldığı ve oyuncakların bir ideolojik araç ve kültürel bir meta olarak işlev gördüğü bu tezin konusunu oluşturmaktadır

1980 sonrasıOyuncakOyunlar+6
Fatih Diler
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Jacques Lacan'da iktidarın biçimsel inşası: Sembolik olan

Lacan düşüncesinde "sembolik olan", iktidarın gündeliğin her alanında hâkimiyetini belirleyen yapısal çerçeveyi ifade eder. Sembolik olan üzerinden iktidar, bireyleri özneler olarak inşa etmenin yapısal ilişkilerinin belirleyicisidir. Sembolik işlev, özneye kendini tanıması ve ötekiler tarafından tanınması için gerekli olan temeli kurar. Bu temel, öznenin ilk olarak aile içerisinde evlat, daha sonra toplum içerisinde birey ve iktidarla girdiği ilişkide de vatandaş olarak inşa edilmesine imkân sağlar. Özne bu konumlara Öteki'nin alanı olarak dilin içerisinden bağlanır. Dille beraber sembolik yasaya tabi oluşun sonucu olarak bastırılmış olanın geri dönüşü, yani Lacancı "artı keyif", iktidarın biçimsel inşa pratiklerinde belirleyici bir rol oynar. İdeolojik süreçlerdeki ve iktidar tabiyetlerindeki biçimsel inşanın başarısı bu artı keyfin harekete geçirilebilmesinde yatar. "Artı keyif" ise her zaman bir kaybın geri kazanılacağı fantezisi ile ilişkilidir. Bu fantezi siyasal olanın her defasında yeniden tanımlanmasına imkân sağlayarak öznenin biçimsel inşasında belirleyici bir nitelik arz eder. Bu çalışma, özne olarak bireyin sembolik olanla ilişkisini, iktidar tabiyetlerindeki ve ideolojik süreçlerdeki biçimsel inşa pratikleri ve kaybın geri kazanılacağı fantezisi ile beraber ele almaktadır.

Lacan, JacquesSosyal inşaaİdeoloji+3
Ali Görken Paliçko
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hegemonik erkekliğin akademide yeniden inşası

Çalışma, Türkiye'de erkek akademisyenlerin hegemonik erkeklik kavramını, aldıkları eğitimle beraber nasıl yeniden inşa ettiklerini ve oğullarına nasıl aktardıklarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırma feminist bakış açısıyla hegemonik erkeklik, patriyarka ve sosyal inşa kavramları etrafında tasarlanmıştır. Nitel yaklaşımla incelenen çalışma kapsamında, Ege Üniversitesi'nde görev yapan 15 erkek akademisyenle yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma, eğitim seviyesinin artmasıyla erkek akademisyenlerin, toplumsal geçiş aşamalarını oğullarına ne derece aktardıkları ve babalıkları üzerinde betimsel analiz yapmayı hedeflemektedir.

AkademiAkademisyenlerCinsel kimlik+3
Duygu Altınoluk Düztaş
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel yaşamda fiziksel engellilerin aile inşa süreci: İzmir örneği

Bu araştırmanın temel amacı, kentsel yaşamda fiziksel engellilerin aile inşa sürecini analiz etmektir. Söz konusu süreç, kavramsal ve kuramsal çerçeve ile fiziksel engellilerin anlatılarından elde edilen verilerin birbiriyle ilişkilendirilmesi ile oluşturulmuştur. Fiziksel engelli olma durumunun toplumdaki gündelik hayatı, davranış ve zihniyet kalıpları üzerinden neleri nasıl değiştirdiği, dönüştürdüğü ve anlamlandırdığı sosyal inşacı yaklaşım benimsenerek Peter L. Berger ve Thomas Luckmann'ın perspektifinden sosyolojik olarak değerlendirilmiştir. Saha araştırması kapsamında, İzmir merkez ilçelerinde faaliyet gösteren engelli derneklerine üye fiziksel engellilerle derinlemesine yapılandırılmamış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırmada mülakatlar, bekar, nişanlı, evli, boşanmış ve dul fiziksel engellilerden oluşmak üzere 26 kadın ve 25 erkek, toplam 51 kişi ile yapılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, toplanan veriler incelenerek temalar belirlenmiştir. Verilerin analizi ve yorumlanmasında, betimsel analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Saha araştırmasının koşulları ve araştırmacıda bıraktığı izlenimler raporlanmıştır. Sonuç olarak araştırma, evliliğe bakış, evlilik süreci, evliliğin sonlandırılması ve aile ilişkileri, tekrar evlenme eğilimi olarak belirlenmiş temaların ve bu temalara bağlı alt temaların kentsel yaşamda fiziksel engellilerin aile inşa süreci üzerindeki etkilerini göstermeyi hedeflemiştir. Anahtar Kelimeler: Kentsel Yaşam, Fiziksel Engelliler, Aile İnşa Süreci, Sosyal İnşacı Yaklaşım

AileBedensel engellilerEvlilik+4
Ayşegül Demir
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Geek kültürü üzerinden sosyal medyada öznelliklerin inşası

Günümüzde internet bir etkileşim alanı olarak birbirine yakın ilgi alanlarına sahip bireylerin iletişimini kolay hale getirerek alt kültürlerin şekillenmesine aracılık etmektedir. Bu çalışma internet üzerinde varlık gösteren bir alt kültür olarak Geek kültürünün sosyal medya ortamındaki mevcudiyetini ortaya koyarak bu yolla Geeklerin iktidar ile ilişkisini nasıl kurduğunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Geeklerin sosyal medyada inşa ettikleri öznellikleri aracılığı ile iktidara karşı bir mücadele ortaya koydukları varsayımından yola çıkılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde bir internet alt kültürü olarak Geek Kültürünün oluşmasına olanak sağlayan süreçler genelden özele doğru gidilerek ele alınmıştır. Kültürel Çalışmalar alanına göre alt kültürlerin önemi, internetin ve sosyal medyanın bu alt kültürlerin topluluk işlevi göstermesindeki rolü ve Geek Kültürünün gelişimi ile ilgili aşamalar, kavramlar ve süreçler birinci bölümün ana odaklarını oluşturmuştur. Çalışmanın ikinci kısmı iktidar kavramı, iktidar ilişkileri ve mücadele alanları bağlamında öznellikleri ele almıştır. Araştırma dâhilinde Geek Kültürünün egemen olduğu bir Facebook grubunda farklı tarihlerdeki iki hafta boyunca yapılan paylaşımlar incelenerek yapısal bir analiz ortaya konulmuştur. Paylaşımlar arasında yoğun tepki alanlar ve bu paylaşımlara yapılan yorumlar seçilerek sanal ortam etkileşimlerindeki çatışmalar üzerine söylem analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonucu olarak Geeklerin sosyal medyada kendilerine ait öznellikler inşa ettikleri fakat bu öznelliklerin iktidar ile mücadeleden çok bireycilikle doğrudan ilgili olduğu saptanmıştır. Bu çalışma ile Türkiye'de sosyal medyada Facebook grupları ile varlık gösteren Geek Kültürünün öznellik alanlarını etkileşimler yoluyla nasıl oluşturduklarını görmek mümkün olmuştur.

AltkültürEtkileşimFacebook+7
Selvi Şenel Şentürk
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

Ontoparadigms: A de-struction of social constructionism in the context of Heidegger's conception of truth

This thesis de-constructs social constructionism in the context of Heidegger?s conception of truth and develops the concept of ontoparadigm as a result of this de-struction in order to deal with some basic problems arising within Heidegger?s philosophy as well as within contemporary constructionist philosophy. While its main goal is a de-struction of social constructionism, in a Heideggerian sense, the thesis also develops a critique of the traditional sociology of science and a critique of Rorty?s neopragmatism, presenting these two critiques as two moments serving the main goal.The relation between nature and society is interpreted by social constructionism in a way that covers up and makes invisible the onto-logical structure lying behind the so called ?constructive? interactions between nature and society. This thesis uncovers this ontological structure through the introduction of the concept of ontoparadigm while it employs a threefold phenomenological methodology taken from Heidegger: (1) Phenomenological reduction, (2) phenomenological destruction, and (3) phenomenological construction. In the first moment, the concept of construction as encountered in social constructionism is reduced to the concept of constitution in a Kantian sense by being bracketed and traced back to its Kantian source. Behind social constructionism, there is an implicitly presupposed and degenerated form of Kantian metaphysics, which the thesis brings to light. This phenomenological reduction of ?construction? to ?constitution? happens necessarily in the form of a destruction of the traditional concept of construction as well as the doctrine of social constructionism, which cover the ontological structure of ontoparadigm. The third moment of the threefold methodology appears as the positive moment, which is the phenomenological construction of the concept of ontoparadigm on the basis of Heidegger?s conception of truth as A-letheia within the context of his interpretation of Plato?s allegory of the cave. After the construction of the concept and the phenomenon of ontoparadigm, the thesis applies the concept to the historical case of ?the Galileo affair?. Through this case study, the conflict of the modern/Galilean ontoparadigm with the Aristotelian/Ptolemaic ontoparadigm is studied as an example of how ontoparadigms function as coersive onto-ethical/onto-political regimes of Being and how ontological norms of ontoparadigms intertwine with social, political, legal norms and constitute certain conceptions and conflicting models of nature, which result in socio-political conflicts.The task of the thesis appears as the uncovering of the structure of ontoparadigm neutrally without defending it as a legitimate structure in a philosophically normative sense. It marks a phenomenon belonging to the metaphysical tradition, which Heidegger criticizes sharply and characterizes as ?inauthenticity? and ?the forgottenness of Being? (Seinsvergessenheit). Following Heidegger, the thesis also de-constructs the concept of ontoparadigm after constructing it. Such a second destruction aims to reach the ontological source out of which its Being arises. In this last step, ?onto-paradigm? is reduced to the more original concept of Seinsfuge ?which Heidegger introduces in his late philosophy? and reaches the original (ursprünglich) temporality of Being, in which the possibility of an alternative, authentic way of thinking is pointed out. In such a way of thinking, the ontoparadigmatic forgottenness of Being is overcome.

AccuracyHeidegger, MartinOntology+1
Özgür Aktok
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern Türkiye'de resmî hâfızanın inşâsı: Îcat edilen gelenekler ve hâfıza mekânları

Bir kültürel oluşumun varlığından söz edebilmek için, o kültürün toplumsal, ahlâkî, siyâsî, iktisâdî bütün boyutlarını; yapısal, pratik ve ritüel vb. bütün yönlerini kapsamına alacak şekilde niteleyen, belirleyen ve temellendiren, kutsal ve kurucu nitelikli bir hâfızanın zorunlu olduğudur. İnsan doğasının ayrılmaz bir parçası olan toplumsallık, insanın bireysel varlığını toplumsal varlığına bağımlı hâle getirmiştir. Bununla birlikte insanın hayatta kalmak için zorunlu olduğu diğerleriyle iş birliği yapma ihtiyâcından doğan toplumlar, insanın biyolojik ve zihinsel yapısını da değiştirmiştir. İlk tarım toplumlarında yazı ve diğer sembol sistemlerinin îcâdıyla yönetici seçkinlerle yönetilenler arasındaki eşitsizliği kurumsallaştıran kültürel topluluklara dönüşmüşlerdir. Bir kültür, maddî ve mânevî özellikleriyle kendi başına bir gerçeklik evreni, varoluştan yokoluşa topyekûn bir dünya tasavvurudur. İnsan dâima bir toplumsal kültürün ürünü, bir toplumsal kültürün parçasıdır. Bir toplumsal kültür, ortak olağanlar ve olağanüstülerden oluşan bir hâfıza üzerine kurulur. Toplumsal yaşamın olağan ve olağanüstü yanlarını birleştiren zaman, mekân, beden düzeni arasındaki uyuşmaya bağlıdır. Kurucu mitoloji, kültürün kurucu esaslarını felâket, kurtuluş ve kuruluş olmak üzere üç temel mit üzerinden yapılandırır. Bu üç temel mit Karanlık Çağ ve Altın Çağ olmak üzere iki temel referans mitiyle desteklenir. Kurucu mitolojinin esasları ve tanımları törensel geleneklerde temsil edilir. Kurucu mitolojideki her türlü değişiklik törensel temsillerde de ifâde edilir. İktidârın kurumsallaşması için kültürün kurucu mitolojisiyle ve gelenekleriyle bütünleşmesi gerekir. Modern dönemlerde îcat edilen törenler, kurucu nitelikli bir hâfıza inşâsını amaçlar. Îcat edilen kurucu törenler, modern iktidârın kurumsal başlangıç anının döngüsel tekrarlarla yeniden canlandırılışıdır. Îcat edilen geleneğin temsil ettiği resmî mitolojinin, tutarlı ve net ilkelerle süreklilik kazandığı orada resmî hâfıza tutarlı ve istikrarlı bir gerçeklik evreni kurmayı başarır. Modern Türkiye'nin ilk bayramı, 23 Nisan Bayramı'dır. Cumhuriyet'in îlânından önce kurulan Büyük Millet Meclisinin kuruluş günü olan 23 Nisan günü, 1921 yılında kutlanmaya başlamıştır. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyetinin iktidârının dayandığı mitolojiyi temsil eder. 1930- 1950 arasında kutlanan 23 Nisan Bayramları, modern Türkiye'nin inşâ ettiği resmî hâfızayı ifâde eder. Anahtar Kelimeler: Resmî Hâfıza, Kurucu Hâfıza, Kurucu Gerçeklik, Hâfıza Çarkı, Hâfıza İnşâsı, Kurucu Mitoloji, Geleneğin Îcâdı, Hâfıza Mekânları, Millî Hâkimiyet, 23 Nisan

BellekBellek mekanlarıGelenekler+6
Onur Aycan
Pamukkale University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish conservatives and Cyprus in foreign policy in the context of constructivist theory and identity; 1960-1980 era

Nearly all analysis of Turkish Foreign Policy in Cold War era has been made with rational approaches which are Realist/neo-realist power politics-based, up until today. Analyses are excluded from social factors as culture, value and history etc… However, Constructivist Theory of International Relations make an analysis by giving meaning to rational parameters as power, structure, anarchy, interest etc… by emphasising social construction process and putting forward Identity concept. Constructivist Theory claim that it is true way to evaluate realities with their all social aspects in contrary to rational theories. Besides, when Alexander Wendt, who is the most important name of theory, examines state acts in international politics, he uses state identity internationally. He does not evaluate internal-external connection of state identity. In this point, thesis tries to put forward existence of internal sub-identities of states and their impacts on state acts. Within this framework Turkish Conservatism is a main actor of thesis as a sub-identity of Turkish Republic state identity. Cyprus Question which has taken part in both domestic and foreign politics of Turkey for long years, is an analysis ground. In this context, Cyprus Question policy in 1960-1980 era which belongs to Conservative identity that is one of important component of Turkish Republic state identity is dealt.

IdentityTurkish Republic of Northern CyprusCyprus+7
Burak Bınarcı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessEN

The state theatre in Turkish nation building: A content analysis on Turkish playscripts

Identity building is a project to rebuild the cultural heritage, history and the vision of the nation states. After the First World War, young Turkey starts a cultural change after the pioneering of the elites. This change has a vision of "Westernization" and nation building. The State Theater of Turkey is an institution for meeting these purposes founded during the period of transition to democracy; repealing one-party government which is not a sudden process. Therefore, it is possible to see the vision of nation building and the eagerness of Westernization in the repertory of the State Theater still. Yet the institution is used as a nation's showcase during the convergence to the West block after the Second World War. In this study, I cover the repertory of the State Theater from the foundation of the institution (1949) until the first military intervention (1960). I support the research by using discourse analysis at first section to analyze the context referring identity; referring the meaning rather than words. This study finds out that as expected the nation building process in Turkish Republic continues in the 1950s with a variety, rather than havin one-dimensional indoctrination of certain national identity.

State theatresIdentity constructionNational identity+7
Başak Akar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Related subjects