Atatürk, Mustafa Kemal
Bu konu başlığı altında 78 tez
Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'daki Faaliyetleri (13 Kasım 1918-16 Mayıs 1919)
Emperyalizme karşı ilk savaşını Trablusgarp Cephesi'nde veren, tarih sahnesine çıkışı ise Çanakkale Savaşı'na rastlayan Mustafa Kemal Paşa, Birinci Dünya Savaşı'nda gösterdiği üstün başarı sayesinde uluslararası arenada tanınmaya başladı. Savaşı kaybeden Osmanlı'nın çaresizlik içerisinde kıvrandığı ve İtilaf Devletlerinin işgal emellerine boyun eğdiği bir dönemde, yıldızı henüz parlamış genç bir komutan bütün sorumluluğu üstüne almış ve bir ulusun kaderini değiştirecek faaliyetlere girişmişti. Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesiyle İstanbul'a dönen ve yaklaşık altı ay boyunca çeşitli girişimlerde bulunan Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Devleti yöneticilerinin çaresiz bir şekilde olacakları kabul ettikleri süreçte fikirleriyle ve yapmak istedikleriyle tarihin akışını değiştirmeye kararlıydı. İstanbul'daki faaliyetlerine barışçı yollar deneyerek başlayan Mustafa Kemal Paşa, amacına ulaşamayınca farklı arayışlara başvurdu. İstanbul Hükümeti'ne çeşitli yollarla müdahil olma amacını güttüğü girişimleri başarısızlıkla sonuçlanan Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya geçmeyi, işgalci ve teslimiyetçi güçlere karşı Anadolu'dan bir direniş başlatmayı hedefledi. Osmanlı topraklarındaki stratejik yerleri işgal etme amacında olan İtilaf Devletlerinin 1919 yılı Nisan ayında Osmanlı'ya verdikleri ültimatom, aynı zamanda yeni bir dönemin de kapısını aralamış oldu. Osmanlı'da yaşanan bu gelişmeleri lehine çeviren, aynı zamanda kendisi gibi düşünen ve işgallere karşı direnmeyi tek kurtuluş yolu olarak gören kişilerle bir kadro oluşturmayı başaran Mustafa Kemal Paşa, Samsun Limanı'na 19 Mayıs'ta attığı adım ile Türk ulusunu bağımsızlığa eriştirecek kıvılcımı yakmayı başardı.
27 Mayıs darbesinden 12 Mart muhtırasına Türk basınında Atatürk ve Atatürkçülük (1960-1971)
Bu çalışma, 1960-1971 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan yazılı basın örnekleri üzerinden Atatürk ve Atatürkçülük konulu köşe yazılarını incelemeyi hedefler. Bu kapsamda tez çalışmasının kavramsal çerçevesini ve köklerini sunan bir girişle beraber ilk bölümde 27 Mayıs 1960 darbesinden hemen önceki birkaç yılda yaşanan hadiseler anlatılmıştır. Bu bölümün içeriğinde iktidar ve muhalefetin temel konulara bakışlarındaki farklılıklar ve gerginlikleri meydana getiren başlıklar açıklanmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Türk basınının genel görünümü, darbeye mahalli ve ulusal çapta yaklaşım tarzı ile darbe sonrası yapılan yargılamalara ilişkin açıklamaları ele alınmıştır. Üçüncü bölüm ise bu tez çalışmasının yazılı basın arşivine ait incelemelerin yer aldığı kısımdır. Atatürk ve Atatürkçülük bağlamında yapılan ideoloji benzetmeleri, siyasi yelpazede Atatürk ve Atatürkçülüğü bir yere konumlandırma girişimleri bu bölümde aktarılmıştır. Dördüncü ve son bölümde mezkur dönemin kapanışını yapan 12 Mart Muhtırasının Türk basınındaki yankılarına bakılarak, tez çalışması bir sonuç ile tamamlanmıştır.
Atatürk Döneminde çocuk algısı
Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurduğu zaman sadece rejimi değil aynı zamanda geleneksel anlayışı ve toplum hayatına etki eden konuları da değiştirme ve medenileştirme yoluna gitmişti. Cumhuriyet rejimi ile beraber yeni Türk kimliği yaratılmış ve rejimin kalıcılığını sağlamak amacıyla bazı çalışmalar yürütülmüştü. Çalışmaların odağına bakıldığında bu konuların daha çok, ülkenin geleceğini temsil eden çocuklar ve çocukları da kapsayan gençlik üzerine doğrudan veya dolaylı olarak ele alındığı görülmektedir. Geçmişte böyle bir anlamdan mahrum olan, diğer bir deyişle ihmal edilen çocuk olgusu, cumhuriyet ile beraber kendisine ülkede bir yer edinecek, görünür olacak ve toplumun çocuk algısında yeni bir kavram oluşturmaya başlayacaktı. Cumhuriyet'in yeni ulus-devlet kimliğini taşıyacak ideal vatandaşını çocukluktan yetiştirmesi gerekmekteydi.
Atatürk'ün meclis açış konuşmalarının muhteva analizi metoduyla incelenmesi
Muhteva analizi metodu, metinlerin sistematik bir biçimde incelenmesiyle, verilmek istenen mesaj, yazarı, hatta metnin yazıldığı dönem hakkında açıklayıcı bulgular elde etmeye yarayan bir metottur. Aynı amaçla söylenmiş birden çok konuşma metnine tatbik edildiğinde, konuşmacının mesajlarında var olan ortak duygu ve düşüncelerin meydana çıkarılmasını sağlayabilmektedir. Bu yolla, konuşmacının dinleyenler üzerinde yarattığı etki ve onların söylenenlerden aldıkları mesajları bulmak mümkün olabilmektedir. Çalışmamız, Türkiye Büyük Millet Meclisi?nin açılışından itibaren, Atatürk?ün her yıl yaptığı meclis açış konuşmalarının, muhteva analizi metoduyla incelenmesi üzerinedir. Söz konusu konuşmalar, Meclis?in çalışma yılı başlangıcında yapılmaları nedeniyle, diğer zamanlardaki konuşmalardan ayrı bir amaç ve öneme sahiptirler. Her konuşma metni, meclis çalışmalarının ve dolayısıyla hükümet işlerinin, geçmişi ve geleceğine ilişkin mesajlar içermektedir. Atatürk?ün üzerinde durduğu konularla, ülkedeki gelişmeleri şekillendiren meclis faaliyetleri bir arada değerlendirilmek suretiyle, konuşma metinlerinin etkileri araştırma konusu olarak seçilmiştir. Hedefimiz, konuşma metinlerinin vizyon çizmeye yönelik olup olmadıklarını ortaya koymaktır. Böylelikle, Atatürk?ün liderlik özelliğinin bir parçası olan, kitleleri yönlendirme becerisi, ayrı bir açıdan değerlendirilmiş olacaktır. Yapılan inceleme, 1920-1938 yılları arasını kapsamaktadır. Bu dönem, Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin kuruluşuna giden yol ile gelişiminin başlangıç sürecini ihtiva etmektedir. Ülkede halk egemenliğinin tam manasıyla tesis edilmesinin de temel taşlarının oluşturulduğu yılları tarif eder. Bu açıdan, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarıyla başlayan ve günümüz Türkiye?sine uzanan yolda, Atatürk?ün işaret ettiği konuların ne ölçüde anlaşıldığı ve benimsendiği de gözlemlenebilecektir. Ayrıca konuşma metinlerinin içerdiği konulara ayrılan zaman ve söz söylenirken izlenen sıra, dönemin ülke açısından önceliklerine önemli bir gösterge olarak görülebilecektir. Konuşma metinlerinin aynı konu üzerine söylenen bölümleri ayrı ayrı analize tabi tutularak, bütünü üzerinde yorum ve değerlendirmelere ulaşılmıştır. Yani, küçük parçalardan başlanarak tümevarım yolu izlenmiştir. Söz konusu parçalar, kendi konu başlıkları üzerine yapılacak çalışmalara da veri sunma özelliği taşıyabileceklerdir. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine hazırlanan birçok eserde benzer konu başlıklarıyla tasnif edilerek sunum yapılmaktadır. Dolayısıyla, Atatürk?ün meclis açış konuşmaları bir anlamda döneminin özeti gibidir. Bu yüzden, diğer söylev ve demeçlerinde rastlanamayacak kadar geniş zaman dilimleri üzerine düşüncelerinin topluca meclis açış konuşmalarına yansıdığı kabul edilebilir. Atatürk, hayatın her sahasında olduğu gibi, meclis açış konuşmalarında da öğreticilik yönünü elden bırakmamıştır. O?nun sözleriyle hareketini şekillendirenler, körü körüne değil, inanarak adım atmışlardır. Kendisinin, hükümet işleri ile alakası ve yol göstericiliği sayısız örneklerle gözler önündedir. Bu çalışma ise, milletvekillerini yönlendirmedeki başarısı ve çizdiği vizyonu ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Meclis, Muhteva Analizi, Vizyon, Meclis Açış Konuşmaları.
Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok'un hayatı ve kişiliği (1881-1941)
Selanik'li Cafer Bey'in oğludur. Annesi Hatice Hanım, eşi Nuriye Hanımdır. Selanik Askeri Rüştiyesini ve İdadisini bitirdikten sonra İstanbul Harp Okuluna geçmiştir. 1903'te Harp okulunda teğmen olarak diploma almıştır. Harbiyeyi bitirince önce Muratpaşa'da Bulgar sınırında bir karakola atanmıştı. Mustafa Kemal ile Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı idi. Uzaktan akrabalıkları da vardı. İlk subaylık yıllarında beraber bulundular. 1908'de Hürriyetin ilanından sonra yolları yine Selanik'te buluşmuştu. Mustafa Kemal, onu bu yıllardan itibaren yoldaş olarak seçmişti. İlk gençlik yıllarında hep " Salih, senden hiç ayrılmayacağım, seni kendime yaver yapacağım." demişti. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak için Anadolu'ya geçmeden önce ve Suriye Cephesinde bulunduğu sırada Salih Bey'i Başyaver olarak yanına getirtti ve sürekli beraberlik bu şekilde başladı. Salih Bey yarbaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra bile hep Mustafa Kemal'in yakınında kaldı. 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM'nin toplanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığa seçilmesinden sonra'da Başkanlık Başyaverliğine atanmıştı. Kurtuluş savaşı boyunca Mustafa Kemal Paşa'nın yanında oldu. Kıdemi nedeni ile önce binbaşılığa daha sonrada yarbaylığa terfi etti. Büyük Zaferden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın yanında İzmir'e geldi. Daha sonra onun Latife Hanımla evlenmesi sırasında O'nun şahidi olarak bulundu. Latife Hanım, Salih Bey için "ikinci babamdır." deyimini kullanırdı. TBMM'nin 2. Dönemi için yapılan seçimde Mustafa Kemal Paşa tarafından, tarihi ismi Bozok olan Yozgat'tan namzet gösterilerek Milletvekilliğine seçilmiş ve Başyaverlikten ayrılmıştır. Milletvekilliği sırasında da Atatürk'ün adeta sivil başyaverliğini yapmış. O'nun 10 Kasım 1938'de vefatı üzerine "Başkomutan Yaversiz gidemez." diye intihara teşebbüs etmişse de müdahale sonunda kurtarılmıştır. Milletvekilliği devam ederken, İstanbul'da bulunduğu sırada 25 Nisan 1941'de vefat etmiş ve cenazesi Ankara'ya nakledilerek büyük bir törenle Cebeci Şehitliğine defnedilmiştir. Anahtar Kelimler; Salih Bozok, Atatürk, Milli Mücadele, TBMM, Başyaverlik
Atatürk şiirleri ve Atatürk şiirleri antolojileri: Tür, içerik, imgelem
Mehmet Emin Yurdakul'un 1915'te kaleme aldığı "Ordunun Destanı"ndan günümüze, tam olarak 100 yıldır, Atatürk şiirleri yazılmaktadır. Bu süre boyunca binlerce şiir yazılmış, onlarca antoloji derlenmiştir. Bu tez, Atatürk şiirleri antolojileri aracılığıyla Atatürk şiirlerini tür, içerik ve imgelem özelliklerine odaklanarak inceler. Bu şiirler ve bu alan hakkında akla gelebilecek ilk soruları cevaplamaya çalışır. Atatürk şiirlerinin nasıl ortaya çıktığını, neyi anlattığını, ne zaman yayımlandığını, zamanla neden değiştiğini ve nasıl alımlandığını açıklamak amacıyla şiirlerin tarihsel gelişiminin izini sürer. Bunlarla beraber, Atatürk şiirlerinin belirli konular etrafında ve yaygın türsel özelliklerle yazıldıklarını ileri sürerek bu alanda daha önce yapılmış çalışmalardan farklı bir şiir dönemselleştirmesi ve içerik tasnifi önerir. Bu tez ayrıca, Atatürk şiirlerinin, Kemalist ideolojiyle yazıldığını ya da yazılması için teşvik edildiğini, şiirler ve şiirler hakkında yazılmış ikincil metinler üzerinde düşünerek sorgular. Atatürk şiirlerinin, resmî ideolojinin izleksel sınırlarında üretildiğini, propaganda amacı yüklendiğini ve zamanla yerleşen kalıplarla bir alt tür haline gelerek yazıldığını iddia eder.
Yöneticilik ile liderlik arasındaki temel farklar ve Atatürk'ün liderliği üzerine bir çalışma
İnsanlık tarihi kadar eski bir geçmişe dayanan, yüzyıllardır üzerinde tartışılan liderlik ve yöneticilik kavramları üzerine belki binlerce kitap yazılmıştır. Günümüzde liderlik ve yöneticilik kavramları genellikle birbiri ile karıştırılan, zaman zaman ise eş anlamlı olarak kullanılan, genelde birbirine yakın ancak temelde birbirinden farklı kavramlardır. Yakın geçmişte revaçta olan yöneticilik kavramı popülaritesini liderlik kavramına bırakmıştır. Başarılı liderlerin sahip oldukları özellikler tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar tetkik ve araştırma konusu olmuştur. 20. Yüzyıldan itibaren liderlik konusu üzerine çok sayıda kitap yazılmıştır. Çünkü askeri, siyasi ve ekonomik başarılarda liderin çok önemli bir yeri olduğu herkesçe kabul görmüştür. Günümüzde bu denli önemli olan liderlik kavramı üzerine yüzyıllardır araştırma yapılmaktadır, bu araştırmalar sonucunda liderlik kavramıyla ilgili pek çok tanım yapılmış ve farklı liderlik yaklaşımları geliştirilmiştir. Bu tez çalışmasının temel amacı, geçmişten günümüze kadar var olan liderlik yaklaşımlarını inceleyerek, liderlik ve yöneticilik kavramlarına ilişkin genel bilgiler ışığında liderlik ve yöneticilik kavramlarının birbirleri ile olan farklı ve benzer yönlerini ortaya çıkarmaktır. Ayrıca bu çalışmada uyguladığı liderlik tarzlarının temel özelliklerinden yola çıkarak, Türk Milletinin tarihine yön vermiş ve yaşadığı çağa damgasını vurmuş olan Türk lider Mustafa Kemal Atatürk'ün, O'nu tüm dünya tarafından büyük bir lider olarak kabul edilmesini sağlayan liderlik özellikleri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Liderlik, Yöneticilik, Liderlik Yaklaşımları, Atatürk
Atatürk döneminde Ankara Belediyesi (1923-1938)
Tanzimat'ın ilanından sonra ortaya çıkan modern belediyelerin kökeni 1854 yılına dayanmaktadır. Kırım Savaşı'ndan sonra Şehremaneti'nin kurulmasıyla başlayan belediyecilik faaliyetleri, Cumhuriyet'e kadar birçok kanun ile değişikliğe uğramış ve tüm vilayetlere yayılmıştır. 1857 yılında Paris modelli Altıncı Daire-i Belediye'yi emsal alarak oluşturulan ve 1864 Tuna Vilayeti Nizamnamesi ile yaygınlaşan belediye teşkilatları arasında Ankara Belediyesi'nin varlığı da 1866 yılından beri bilinmektedir. Ankara Belediyesi, Cumhuriyet'in ilanına kadar geçen süre zarfında mali imkansızlıklardan dolayı kısıtlı hizmetlerde bulunabilmiştir. Ankara'nın başkent olması ve Cumhuriyet'in ilanından sonra Ankara'nın çehresini değiştirmek için belediye teşkilatında düzenlemelere gidilmiştir. 1924 yılında yürürlüğe giren Ankara Şehremaneti Kanunu ile Ankara'nın fiziki ihtiyaçları, devlet güvencesi altında karşılanmaya çalışılmıştır. 1930 yılında çıkarılan Belediye Kanunu ile Ankara Şehremaneti kaldırılmış, yerine Ankara Belediye Başkanlığı kurulmuştur. Cumhuriyet'in ilk yıllarına nazaran plan ve programlı bir çalışma metodunu şiar edinen Ankara Belediyesi, Atatürk'ün talimatları, Tandoğan'ın uygulayıcılığı ile Ankara'yı modern bir başkent haline getirmek için çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışma, Ankara Belediyesi'nin tarihsel süreçte geçirdiği değişimler doğrultusunda Ankara'nın yaşadığı büyük dönüşümü inceleyecektir.
Behçet Kemal Çağlar'ın eserlerinde Atatürk imgesi
18. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan Türk modernleşmesi, 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle yeni bir evreye girmiştir. Bu süreç içerisinde Türk toplumuna önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk, Türk toplumunun tarihinin en önemli figürlerinin başında gelmektedir. Zira Atatürk, fikirleriyle ve devrimleriyle modernleşme hareketinin somut adımlarını atmakla kalmamış aynı zamanda giyinişi, davranışı ve günlük hayatı ile hayalindeki modern Türk kimliğinin yaşayan bir örneğini ortaya koymuştur. Atatürk'ün Türk toplumu için örnek bir kişilik teşkil etmesi, Türk edebiyatını da önemli ölçüde etkilemiştir. Bu bağlamda Cumhuriyet'in ilanı ile ivme kazanan yeni fikirler ve değerler, Türk edebiyatında Atatürk'ün şahsı ile bağdaştırılarak işlenmiş ve aktarılmıştır. Bu eğilim Atatürk'ün sağlığında ortaya çıktığı gibi Atatürk'ün vefatından sonra da çeşitli değişiklikler geçirmek kaydıyla etkisini sürdürmüştür. Böylece Türk şiirinde Atatürk'ü konu alarak Türk halkına seslenmek isteyen Atatürk şiirleri adında bir şiir türü doğmuştur. Behçet Kemal Çağlar, 1930'lu yıllarda sesini duyurmayı başarmış bir şair olarak Atatürk şiirleri türünün en bilinen şairlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Öyle ki şair, kendi döneminde çağdaşları tarafından Atatürk'ün Şairi, Ata'nın Şairi veya Devrimin Şairi unvanları ile anılmıştır. Çağlar'ın şiirleri incelendiğinde şairin bu unvanlar ile anılmasının tesadüfi bir sonuç olmadığı anlaşılmaktadır. Zira bu çalışmada da görüldüğü gibi Çağlar, sanatını tamamen Atatürk'e ve Atatürkçülüğe adamış bir edebi kariyer izlemiştir. Şairin bu tercihi birçok edebiyat araştırmacısı tarafından defalarca vurgulandığı gibi Çağlar, zaman zaman bu adanmışlığının aşırıya kaçtığı yorumuyla eleştirilmiştir. Çağlar'ın sanatının Türk edebiyatındaki yeri ve önemi hakkındaki görüşler değişiklik gösterse de araştırmacılar, şairin Atatürkçülüğe olan yaklaşımı konusunda hemfikirdir. Atatürk'ün sağlığında eserlerini vermeye başlayan Çağlar, bu dönemde Atatürk'ü yeni Türk devletinin faaliyetlerini Türk halkına aktarmak için bir aracı olarak kullanmaktadır. Şairin bu tercihindeki amacı şüphesiz ki Anadolu'da yaşayan Türk halkı ile Cumhuriyet arasında bir köprü görevi görmektir. Zira Çağlar'ın şiirleri incelendiğinde şairin oldukça sade bir dil kullandığı gibi Türk halk şiiri unsurlarını da modern Türk şiirine kazandırmaya çalışmaktadır. Atatürk ile kişisel bir yakınlığı bulunan Çağlar, Atatürk'ün vefatından oldukça derinden etkilenmiştir. Bu etki, şairin eserlerine de yansımıştır. Zira Atatürk'ün vefatını izleyen süreçte Çağlar'ın Atatürk imgesini kullanma yöntemlerinde değişikliğe gittiği görülmektedir. Atatürk'ün hayatını kaybetmesi ve 1950'li yıllar arasında Çağlar, Atatürk imgesini Cumhuriyet'in ilk yıllarına duyduğu özlemi ifade etmek için kullanmıştır. Bu dönemde kaleme alınan şiirlerde şair, Atatürk'ten sonra gelen hükûmetlere yönelik eleştirinde siyasetçileri Atatürk gibi olamamakla veya onun mirasına sahip çıkmamakla eleştirmiştir. Demokrat Parti'nin 1950-1960 yılları arasındaki iktidarı sırasında Çağlar'ın derin bir umutsuzluk içerisine düştüğü hissedilmektedir. Zira Demokrat Parti de Atatürk'ün devrimlerine ve fikirlerine bağlı kalmak konusunda şairi hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu dönemde yazılan şiirlerde Atatürk, Türk milletini tekrar kurtarması beklenen bir figür olarak işlenmiştir. Bu şiirlerde şair, Atatürkçülüğün Türk milleti için tek çıkar yol olduğunu sık sık vurgulamıştır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile Demokrat Parti'nin iktidardan uzaklaştırılmasını olumlu bir gelişme olarak karşılayan Çağlar'ın darbeyi takip eden birkaç yıl için umut dolu bir dil kullandığı görülmektedir. Zira şair, bu gelişme neticesinde Atatürkçülüğün tekrar hâkim ideoloji olacağı fikrine kapılmıştır. Şair bu şiirlerinde Atatürk'ü muzaffer bir kişilik olarak yansıtmıştır. Ancak Çağlar'ın söz konusu umutları boşa çıkmış olmalı ki şair, bir süre sonra tekrar umutsuzluk dolu üslubuna geçiş yapmıştır. Bu gelişme neticesinde 1960'lı yılların ortalarından 1969 yılındaki vefatına kadar Çağlar, Atatürk'e yönelik özlem yüklü ve Atatürk'ün başarılarını işleyen şiirler yazmaya devam etmiştir. Çağlar'ın şiirlerindeki Atatürk imgesi dönemin şartlarından ve siyasi ikliminden yoğun olarak etkilenmiştir. Ancak şairin genel üslup özellikleri olarak Çağlar'ın şiirlerinde Atatürk'ün fiziksel olarak güzelliği ile öne çıkan bir insan, ilahi özelliklerle bezeli üstün bir figür ve bütün dünyada ses getirmiş etkili bir devrimci lider olarak yer aldığını belirtmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Behçet Kemal Çağlar, Atatürk, İmge, Şiir, İçerik Analizi
İngiliz yıllık raporlarında Kemalist Türkiye ve nasyonal sosyalist Almanya (1933-1938)
1933'te Adolf Hitler'in Almanya'da yönetimi ele geçirmesiyle Avrupa aşamalı olarak iki kampa bölündü: Birinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan Versailles sisteminin yıkılmasını isteyen revizyonistler ve statükonun ve barışın korunmasını hedefleyen anti- revizyonistler. Nazi Almanyası revizyonist devletlerin başını çekiyordu, çünkü nasyonal sosyalizm çatışmayı yücelten ve savaş üreten ırkçı ve yayılmacı bir ideolojiydi. Almanya'nın Birinci Dünya Savaşı'ndaki müttefiki Türkiye de aynı dönemde bağımsız ve saygın bir devlet olarak hem Almanya'yla, hem de Avrupa'da statükonun öncüsü İngiltere'yle yakın ilişkiler kuruyordu. Bu tezin amacı, İngiltere'nin Ankara'daki büyükelçilik personelinin hazırladığı yıllık raporlar temelinde, Türk belgelerinden, gazetelerden ve ikincil kaynaklardan da yararlanarak; Türkiye'nin nasyonal sosyalist Almanya ile kurduğu diplomatik ve ideolojik ilişkilerin irdelenmesi, revizyonizm ve anti-revizyonizm ayrışmasında Türkiye'nin konumunun saptanması ve ulusçu bir devrim olan Kemalizm'in nasyonal sosyalizmle hangi alanlarda örtüşüp hangi alanlarda ayrıştığının incelenmesidir. Türkiye'nin 1930'larda Almanya'yla kurduğu yoğun ekonomik ilişkilere karşın nasyonal sosyalizmin ayrıksı örnekler dışında Atatürk Türkiyesinde geniş ilgi görmediği, Türkiye'nin kendini anti-revizyonist devletlerle hizaladığı, İngiltere ile ve Cumhuriyet'in diplomatik geleneklerine uygun olarak Rusya ile dostluğuna önem verdiği saptanmıştır. İngiliz yıllık raporlarında da 1933-1938 arasında Türkiye'nin devlet politikasında ya da kamuoyu tutumunda anlamlı nasyonal sosyalizm yanlılığı bulgusu bulunmamaktadır. Kemalist ilkelerin yüzeysel bazı koşutluklar dışında nasyonal sosyalizmle yapısal benzerlik koşutluk ya da amaç birlikteliği taşımadığı bulgusuna ulaşılmıştır. 1938 itibariyle Türkiye rotasını diplomatik ya da ideolojik olarak çatışma, nasyonal sosyalizm ve faşizmden değil, demokrasiden ve barıştan yana çizmiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Halkevlerinde kadın
29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Cumhuriyetin amacı muasır medeniyetler seviyesine ulaşabilmekti. Bu amaca ulaşabilmek için gerçekleştirilen inkılapların, halka ulaştırılması gerekiyordu. Bu doğrultuda hayata geçirilen inkılâplar yeni bir devlet ve toplum düzeni yaratmıştır. Yeni Türkiye'de Halkevleri de bu gelişime ciddi bir destek sağlamıştır. 1931'de kapatılan Türk Ocaklarının yerine kurulmuş ve resmi olarak 19 Şubat 1932'de açılmış olan Halkevleri; genç cumhuriyetin kültür atılımları, laikleşme ve çağdaşlaşma politikaları içinde özgün yapısıyla önemli bir yer tutmaktadır. Halkevlerinin cumhuriyetin ilk yıllarında üstlendiği önemli rol, içinde kadın üyelerin varlığı, kurumsal yapı içindeki çalışmaları, ortaya koydukları misyon oldukça anlamlıdır. Bu tez çalışmasında cumhuriyetin kadın konusunda sosyal, siyasal kazanımlarla ortaya koyduğu irade çerçevesinde kadının Halkevlerindeki konumu ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırma ortaya konulurken, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, CHP Halkevleri Yayınları, 1990- 2020 yılları arasında yapılmış 50 adet tez çalışması, 61 adet Halkevi dergisi, dönemin ulusal ve yerel gazeteleri, araştırma ile ilgili kitaplar, makaleler incelenmiştir. Literatürde bu başlıkta bir çalışmanın olmaması araştırmayı özgün kılmaktadır. Bunun dışında Halkevleri literatüründe, kadın merkezli bir tez çalışması olarak önemli bir boşluğu dolduracaktır. Aynı zamanda dönemin şartlarını göz önünde tutan, tarafsız bakış açısıyla, ileride yapılacak çalışmalar için özgün ve bağımsız bir kaynak olarak yararlı olacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: CHP, Halkevleri, Kadın, Mustafa Kemal ATATÜRK, Türkiye Cumhuriyeti,
Cevat Abbas Gürer (Hayatı, askeri ve siyasi faaliyetleri)
Manastır Harp Okulu'ndan Teğmen rütbesiyle mezun olan Cevat Abbas Bey Balkan Savaşları'nda yer almış ve I. Dünya Savaşının başlamasının ardından Çanakkale Cephesi'nde Anafartalar'da daha önce tanışıklığı bulunan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak vazifelendirilmiştir. Anafartalar'dan sonra da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak görevini sürdürmüş ve önemli bir tarihi şahsiyetin yaptığı işlere refakat etmiştir. Çanakkale Cephesinden sonra Kafkasya Cephesinde 16. Kolordu Komutanlığı'nda görevlendirilen Gazi Mustafa Kemal Paşa'yla birlikte Diyarbakır, Bitlis, Muş gibi Doğu vilayetlerinde bulunmuş ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya yaverlik vazifesini sürdürmüştür. Buradan sonra Suriye-Filistin Cephesinde kurulan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nda vazifelendirilen komutanıyla birlikte Adana, Halep ve Şam dolaylarında bulunmuş burada birçok başarıya muvaffak olmuştur. Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılmasının ardından İstanbul'a dönerken Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yanında bulunmuştur. İstanbul'da kurmuş olduğu temaslar sayesinde Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Anadolu'ya geçmiş ve Milli mücadele meşalesini yakan mücahitlerden biri olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile birlikte askerlik vazifesinden istifa edip Mebussan Meclisine Bolu vilayetinden vekil seçilmiş ve Misak-ı Millînin kabul edilmesinde önemli bir rol oynamıştır. İstanbul'un işgale uğramasının ardından Ankara'da açılan TBMM'ye gelerek Bolu Mebusu olarak görevine devam etmiştir. TBMM adına Sofya'da diplomatlık yapmış ve aziz vatanın işgallerden temizlenmesi adına var gücüyle çalışmalar yapmıştır. Cumhuriyet'in kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yaverliği gibi ulu bir görevde bulunan Cevat Abbas Bey 4 Temmuz 1943 yılında hayata veda etmiştir.
Atatürk'ün çağdaşlaşma anlayışı
15'inci yüzyılın ortalarından itibaren ?Cihan Devleti? konumuna ulaşan Devlet-i Ali Osman (Yüce Osmanlı Devleti), 19'uncu yüzyıla gelindiğinde, askeri gücünü büyük ölçüde kaybetmiş, Sanayi Devriminden olumsuz etkilenmiş, kapitülasyonların etkisi, tımar sisteminin bozulması ile ekonomik alanda zayıflamış ve eğitim alanında çağın gerisinde kalınması sonucu dağılmakla karşı karşıya kalmıştır. Devleti içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmaya yönelik dar kapsamlı reformlar yapılmaya çalışılmışsa da bunlar yeterli olmamıştır. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük şeklinde beliren fikir akımları realiteden uzak kalmışlardır.Birinci Dünya Savaşı sonunda ülke işgal edilmiş, denetim İtilaf Devletleri'nin eline geçmiştir. Bu ortamda Mustafa Kemal Atatürk, Türk ulusunu arkasına alarak Milli Mücadele hareketini başlatmış ve dünyada emsali olmayan bir zafer kazanmıştır.Atatürk askeri alanda kazanılan zaferi yeterli görmemiştir. O'nun için asıl hedef Türkiye Cumhuriyeti devletini çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmaktır. Çağdaşlaşma hamlesini gerçekleştirmek için siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda inkılaplar yapılmıştır. İnkılapların en büyük özellikleri birbirlerini tamamlayan yapıda olmaları ve Türk ulusuna hak ettiği insanca yaşam ortamını sunmalarıdır.Atatürkçülük, Türkiye gerçekleriyle uyuşan, Türk ulusunun yapısına uyum sağlayan, hayalcilikten uzak ve uygulanabilir bir içeriğe sahiptir. Atatürk'ün çağdaşlaşma anlayışı dönemin fikir akımlarının ve ideolojilerinin üzerinde, statükocu değil, yaşayan bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Lübnan neden Atatürk Türkiyesinden örnek alamadı?
Birinci Dünya Savaşına kadar Osmanlı İmparatorluğu yönetiminde bulunan Lübnan, 1920 yılında Fransız yönetimine geçmiştir. Bağımsızlığını ancak II. Dünya Savaşından sonra kazanan Lübnan için bağımsızlık süreci tam anlamıyla gerçekleşememiş ve ülke yabancı güçlerin müdahaleleri sonucu hiç bitmeyen iç çekişmelerle günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Bununla birlikte yapısında oldukça fazla sayıda dinsel, kültürel ve mezhepsel farklılıkları barındıran Lübnan'da, siyasal yaşam ideolojiden ziyade mezhepsel farklılıklara dayanmakta ve bu farklılıklar çerçevesinde ve aileler düzeyinde gerçekleşen iktidar kavgası ülkedeki istikrarsızlığı daha da artırmaktadır.Lübnan, Orta Doğu'da yaşanan sorunların önemli bir parçası ve tipik bir örneği durumundadır. Özellikle 1970'li yılların başlarından itibaren ortaya çıkan Lübnan sorununun temelinde, ülkenin siyasal ve sosyal yapısındaki karmaşıklık yatmaktadır. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Maruniler, Sünniler ve Şiiler ile birlikte Lübnan'da çok farklı etnik köken ve mezhep mensubu topluluklar bulunmaktadır. Bu etnik ve dini mozaiğe, 1970 yılında Ürdün İç Savaşı sırasında bu ülkeye bir anlamda sürülen Filistinliler de katılmıştır. Lübnan Fransız sömürgesi iken dini bölünmeler temel alınarak oluşturulan yönetim yapısının, Katolik Maruni mezhebi mensuplarına ülke yönetiminde demografik oranların üzerinde bir ağırlık vermesi ve sonraki yıllarda demografik göstergelerin Maruniler aleyhine değişmiş olmasına rağmen yönetim yapısında bir değişiklik yapılamaması, ülkede gerilimi tırmandırmıştır. Bu durumun yarattığı karmaşa ile birlikte çeşitli koşullar da bir araya gelmiş ve iç savaş patlak vermiştir. Filistinli gerillalar ile Maruni denetimindeki ordu arasında başlayan çatışmalar ülkenin bütününe yayılarak, önce bir iç savaş sonra da çok taraflı bir bunalım başlatmıştır. Bu dönemde başlayan çatışmalar ülkede etnik-dinsel temele dayalı mücadelenin ve ülke topraklarının fiilen bu kesimler arasında bölünmüşlüğünün başlangıcı olmuştur.Günümüze kadar çeşitli şekillerde devam eden Lübnan İç Savaşının temelinde mezhepsel ayrımlara dayalı iktidar mücadelesinin yanı sıra, yabancı güçlerin ülke üzerindeki çıkarları doğrultusunda mücadeleye taraf olmaları sorunu yatmaktadır. Lübnan'ın stratejik konumu ve diğer çeşitli özellikleri dolayısıyla burada söz sahibi olmak isteyen çeşitli devletler kendilerine yakın olan öbeği destekleyerek ya da kışkırtarak sorunların daha da karmaşık bir hal almasına sebep olmaktadırlar. Lübnan'ın mevcut yönetim sistemi, ülkeyi müdahaleye açık hale getirdiği için soruna müdahil devletler tarafından korunmakta ve ülkedeki çatışma süreci devam ettirilmektedir.Bu çalışma ile yayılmacı güçlerin çeşitli çıkarları doğrultusunda bir ülkede söz sahibi olmak için uyguladıkları böl-parçala-yönet taktiğinin Lübnan'da nasıl uygulandığı ve sözde sorun çözme bahanesiyle ülkede karmaşa düzeninin nasıl korunduğu incelenmiştir. Atatürk'ün önderliğindeki Türk milletinin bu sömürü düzenine karşı mücadelesi ile Atatürk Devriminin başarısı Lübnan örneği ile kıyaslanarak ortaya konulmuştur.Öneriler kısmında Lübnan'ın içinde bulunduğu karmaşık yapı ve yönetim sorunlarına Atatürkçü devlet modeli ışığında öneriler sunulmuştur. Sonuçta Türkiye ve Lübnan'ın kuruluş süreçleri ile devlet ve yönetim yapıları karşılaştırmalı olarak incelenerek Atatürk Türkiyesinin başarıları gözler önüne serilmiştir.
I. Dönem TBMM Mersin Milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1920-1923)
İtilaf Devletleri; I.Dünya Savaşı'nın ardından Anadolu topraklarını işgale başlamışlardır. Mersin şehri de 4 yıl kadar işgal altında kalmıştır (17 Aralık 1918- 3 Ocak 1922). Bu durumdaAnadolu halkı; Mustafa Kemal önderliğinde işgale karşı direnişe geçecek, Kuvâ-yi Milliye hareketiyle vatanını savunacaktır. Mustafa Kemal'in, düşündüğü kurtuluş çaresi;bir an önce Anadolu'ya geçmek, işgalden uzak yerde bir meclis açmak, bu mecliste bir hükümet ve ordu kurarak ülkeyi işgalden kurtarmak düşüncesidir. Mustafa Kemal, aynı zamanda milli egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmayı amaçlamaktadır. Böylece 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anadolu'da yeni bir Türk devletinin de temeli olmuştur. Anadolu'da açılan bu ilk meclis, ülkede yeniden yapılan seçimle belirlenen ve yine İstanbul'dan Ankara'ya kaçıp gelebilen Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinden oluşmuştur. Bu çalışmada; bu mecliste yer alan Mersin Milletvekillerinin özgeçmişleri ile birlikte, siyasi faaliyetleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Yüksek lisans tezi olarak ele aldığımız bu çalışmada ilgili kaynak ve literatür taranarak yeni bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın konusu; Mersin Milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri olduğu için, milletvekillerinin meclis konuşmalarının tamamı tezin içerisinde yer almıştır. Bu bağlamda TBMM'nin kurulmasından önceki ve sonraki gelişmeler, TBMM'de görev alan Mersin Milletvekillerinin özgeçmişleri, meclis konuşmaları, kanun teklifleri ve takrirleriele alınmış ve milletvekilleri hakkında geniş bilgiler verilmeye çalışılmıştır.
II. TBMM Urfa milletvekilleri ve siyasi faaliyetleri (1923-1927)
Osmanlı Devletinin ağır ve yorucu geçen Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu toprakları, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Anadolu halkı, işgallere karşı yerel direnişlerde bulunmuştur. Bu dönemde, en büyük tepki ve topyekün bağımsızlık mücadelesini, Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya geçip milletle bütünleşerek verecektir. Milli Mücadele'nin hazırlık aşamaları çerçevesinde; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongrelerini düzenleyen Mustafa Kemal Paşa, bağımsızlık fikrini ateşlemiştir. Düşmana karşı bir taraftan bağımsızlık savaşı başlatılırken, bir taraftan da milli birlik ve milli mücadele adına önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunlardan birisi de; Mebusan Meclisi'nin yeniden açılmasıdır. Ancak İtilaf Devletleri, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul'u işgal edecek ve Mebusan Meclisi'nin dağıtacaklardır. Osmanlı Mebusan Meclisi'nin dağılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara'da yeni bir meclis kurmak için hemen harekete geçmiştir. 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da yeni bir meclis açılmıştır. Egemenliğin halka dayandırıldığı yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli kurtuluş mücadelesinin kazanılması ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması gibi iki onurlu ve önemli görevi başarıyla tamamlamıştır. Savaştan sonra, Birinci TBMM seçim kararı almış, 11 Ağustos 1923 tarihinde İkinci TBMM açılmıştır. II. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Urfa'dan; Yahya Kemal Bey (BEYATLI), Ali Fuat Bey (BUCAK), Hüsrev Bey (GEREDE), Saffet Kemalettin Bey (YETKİN), Mehmet Refet Bey (TOPÇUOĞLU) ve Mehmet Refet Bey (ÜLGEN) isimlerinde altı milletvekili katılmıştır. II. TBMM, Cumhuriyeti ilan eden meclis olmuştur. Halifeliğin Kaldırılması, Medeni Kanun, 1924 Anayasası ve daha birçok önemli gelişme, 1923-1927 arasında faaliyet gösteren II. TBMM döneminde alınan önemli kararlardır. Bu çalışmanın amacı; yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin inşasında; Urfa Milletvekillerinin, üstlendikleri görevleri ele almaktır. II. TBMM Döneminde Kurtuluş Savaşını sona erdiren Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, Halifelik kaldırılmış, 1924 Anayasası'nın yürürlüğe konması gibi pek çok önemli gelişme yaşanmıştır. Ayrıca bir diğer amaç; Urfa Milletvekillerinin, Urfa şehrinin kalkınması, sorunlarının çözülmesi adına yürüttükleri faaliyetleri ortaya çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler: TBMM, Urfa, Milletvekili, Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele.
Çanakkale Savaşı'nda Arıburnu Muharebeleri
25 Nisan günü başlayan çıkarmalar ile Anzak kolordusu Arıburnu'na ayak bastılar. Binlerce can kaybına rağmen çıktıkları hiçbir yerde ufak bir köprübaşından daha ileriye gidemediler.Türk askerinin inatçı direnişi, Anzakların karaya çıkar çıkmaz karışıklık yaşamaları ve ilerlemekte gösterdikleri zafiyet sonucu müttefikler durdurulabildi. Müttefikler ilk gün hedeflerini savaş boyunca hiçbir zaman ele geçirmeyi başaramadılar. Savaş siper savaşına dönüştükten sonra karşılıklı yapılan çılgınca taarruzlarda binlerce insan öldü veya yaralandı. Bu taarruzlarda da hiçbir sonuç elde edilemedi.Sonuçta vatanını savunan Türk askeri, ülkesini işgale gelen işgalcilerin ilerlemesi hayatı pahasına durdurmuş ve müttefiklerin yarımadayı terk etmelerini sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: I.Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Arıburnu Muharebeleri, Mustafa Kemal, Liman von Sanders, Arıburnu, Conkbayırı, Anzak.
Mustafa Kemal Atatürk'ün strateji uygulamaları
1881 yılında Selanik'te doğan Mustafa Kemal Atatürk; sırasıyla Selanik Askeri Rüştiyesi'ni, Manastır Askeri İdadisi'ni, Mekteb-i Harbiye'yi ve Mekteb-i Harbiye Erkan-ı Harp Sınıfını okuyarak 1905 yılında kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıldığını gören ve çareler arayan bir neslin üyesiydi. O yıllar imparatorlukların parçalatıldığı, bütün dünyada devletlerce silaha sıkça başvurulan ve isyanların yaygın şekilde görüldüğü bir dönemdi. Atatürk, 1910 Arnavutluk İsyanı'nın bastırılmasına katıldı. Ardından 1911-1922 yılları arasında Türk milletinin bir savaştan çıkıp diğer bir savaşa girdiği dönemde katıldığı tüm cephelerde parlak başarılar elde etti. 1919 yılında Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. 1921 yılında da TBMM kararıyla önce Başkomutanlık makamına getirildi, sonrasında Mareşal rütbesine yükseltildi. Bu çalışmada Atatürk'ün dönemine kadar stratejinin gelişimi, Atatürk'ün eğitimi, katıldığı muharebelerdeki uygulamaları ve askerliğin temel kavramlarına bakışı incelenmiş, bu şekilde Mark Twain Enstitüsünce Büyük İskender, Jül Sezar ve Napolyon'la mukayese edilen Atatürk'ün kurmay subay olarak olgunlaşma sürecinde "büyük stratejilerinin" ayak izlerinden yürüyerek, kendini yetiştirmesi analiz edilmeye çalışılmıştır.
Perceiving the committee of union and progress: Two authors, two approaches
The continuity and discontinuity thesis has a major place in the reading of Turkish political history. Two prominent researchers, Ahmad and Zürcher have analyzed the modernization of Turkish society and institutions from two different perspectives. While Ahmad has advocated the discontinuity thesis, Zürcher has underscored continuity in this process. In this study, the changes, transformations and legacies to Turkish political, cultural and social life are examined chronologically on the basis of the continuity and discontinuity perceptions of these two authors. The enlightenment movements starting with the Reform era lighted the blue touch paper of social and political movements – the effects of which are still felt today – by importing many ideas from the West under the leadership of Turkish intellectuals. These groups including the New Ottomans and the Young Turks, leaded the ideology of the enlightenment and modernization movement, while they touched the lives of people in a way that has extended up to today. Along with the Constitutional Monarchy proclaimed in 1908, these streams of thought transformed into mass movements and recorded in our social history. The Committee of Union and Progress left its mark from the end of the 19th century to the early 20th century and is critical in understanding this period comprehensively as a determining factor shaping this study. Built on a great intellectual legacy, state tradition and political cadre, the Republic of Turkey continued its modernization by turning reform movements into state policies. The Republican cadres, most of whom had a Unionist background, radicalized revolutions and carried out several activities to serve for the integration of Turkish society's political, economic and social life with the West through great efforts. From the time when Mustafa Kemal rose in the stage of history to the early period of the Republic of Turkey, Mustafa Kemal's passionate and idealist attitude to build the Turkish state and Turkish society is also elaborated from the perspective of the continuity and discontinuity thesis.
Mustafa Kemal'in dış politika anlayışı ve 19 Mayıs 1919'dan Lozana gelinen süreçte Türk dış politikası
20. Asır, sanayi inkılâplarını tamamlamış batılı devletler için, 17. yüzyıldan beri süregelen emperyalist hedeflerinin, yeni bir boyut kazandığı bir asır olarak başlamıştır. Bu asrın başında batılı devletler, kendi aralarında, uluslarının refahı adına dünyayı paylaşma yarışına girişmişlerdir. Bu yarış, doğal olarak çıkar çatışmalarına ve sonunda da I. paylaşım savaşının çıkmasına neden olmuştur.Osmanlı İmparatorluğunun hükümran olduğu, merkezi dünya olarak da ifade edilen bölge batılı devletlerin aralarındaki paylaşım savaşının ana hedefi konumunda idi. Osmanlı Devletinin de müdahil olduğu bu savaşın sonucunda, Osmanlı Devleti şartları çok ağır olan bir anlaşmaya taraf olmak zorunda bırakılmıştı.Çalışmamızda, işte bu anlaşma döneminin şartları içerisinde, Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan ve 1919'dan 1923'e kadar sürecek bu mücadelede ulusal ve uluslar arası durumun oluşturduğu şartları doğru bir şekilde analiz ederek, mücadeleyi Misak-ı Milli çerçevesinde yönlendiren Mustafa Kemal'in gün be gün çalışma arkadaşları ile oluşturdukları stratejiler doğrultusunda bağımsız, egemen bir devlet kurmak için giriştikleri dış politik ilişkiler incelenmiştir.Yüksek lisans tez çalışmamın hazırlanmasında katkı ve desteğini esirgemeyen değerli hocam ve danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR'a, bu süre içerisinde ilgi ve yardımlarını esirgemeyen bütün öğretmenlerime teşekkür ederim.Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Dış Politika, Uluslararası İlişkiler, Mustafa Kemal.
Türkiye'nin modernleşmesinde Atatürk'ün kurduğu kurumların (eğitim, kültür ve sanat) önemi
Atatürk döneminde toplumu modernleştirmek amacıyla gerçekleştirilendevrimlerin topluma kazandırılması ve hiçbir ayrım yapılmadan tüm halka verilmesiiçin uğraşılmış, bu amaçla halk eğitimi çalışmaları yapılmıştı. Köylere eğitimgötürmenin yolları aranmış bu amaçla Millet Mektepleri ve Halkevleri kurulmuştur.Eğitim ile ilgili faaliyetler yapılan kültür ve sanat inkılâplarıyla desteklenmiş Harf İnkılâbı, Tarih ve Dil İnkılâbı, hem eğitimi hem de kültürü etkilemiştir. Dil ve Tarih tezleriyle Türk dilinin bağımsızlığı korunmuş, Türk ulusunun dünya ulusları arasındaki yeri belirlenmişti. Atatürk, Osmanlı eğitim sistemi içinde yüksek öğretim kurumu olan Darülfünunun düzeltilmesinin olanaksız olduğuna inandığı için yeni ve çağdaş ilkelere dayanan bir üniversite kurarak, bilginin topluma aktarılması ve yeni bilgiler üretilmesisağlamıştı.
Atatürk' ün kamu kurumlarında sergilenmiş olan sözlerinin tipografik açıdan incelenmesi ve bir uygulama örneği
Bu araştırmanın amacı Atatürk'ün kamu kurumlarında sergilenmiş olan sözlerini tipografik açıdan incelemek, buna yönelik örnek uygulamalar yapmak ve bu yapılanlarla varolan önceki uygulamalara ilişkin izleyici görüşlerini değerlendirmektir.Araştırmada, kaynak tarama modeli ve nitel yöntemlerden görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Bu araştırmada kuramsal olarak tipografi, tipografinin özellikleri, tipografik karakterlerin sınıflandırılması ve harfler hakkında literatür taraması yapılmıştır. Kütahya ilindeki beş kamu kurumundaki Atatürk köşelerinden çekilen fotoğraflar freehand programında tekrar tasarlanmış ve izleyicilerin görüşüne sunulmuştur. Araştırmanın nitel verileri 25 kişiyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşme formları ile elde dilmiştir. Bu kapsamda izleyicilere beş adet soru yöneltilmiştir. Görüşme sorularına verilen yanıtlar değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır:Atatürk'ün kamu kurumlarında sergilenen sözlerinin çoğunlukla okunduğu fakat dikkat çekici olursa daha çok okunabileceği anlaşılmıştır. Yapılan yeni tasarımların eski tasarımlarla karşılaştırıldığında, yeni tasarımların daha dikkat çekici olduğu saptanmıştır. Okunabilirlik, renk, yazı karakteri ile ilgili sorularda ise yeni tasarımların varolan önceki uygulamalara göre daha etkili oldukları görülmüştür.Araştırmada elde edilen sonuçlara dayanılarak öneriler geliştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tipografi, Grafik Tasarım, İletişim Tasarımı, Yazı, Görsel İletişim
Kafkas Cephesi'nde 16'ncı Kolordu Komutanlığı ve Mustafa Kemal Paşa
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı coğrafyasının her köşesinde mücadeleler verilmiş, açılan cephelerde şiddetli muharebeler yapılmıştır. Çanakkale Cephesi ve Kafkas Cephesi, stratejik ve askerî açıdan çok önem verilen cepheler olmuştur. Çanakkale Muharebelerinin sona ermesi üzerine 16'ncı Kolordu Komutanlığı yeni verilecek görevlere hazırlanması maksadıyla Edirne'ye gönderilmiştir. Kafkas Cephesi'nde ise öncelikle 3'üncü Ordu Komutanlığı birlikleri görev almış, Rusların Erzurum, Van, Bitlis, Muş gibi yerleri işgal etmesi üzerine Başkomutanlık Vekâletince karargâhı Edirne'de olan 2'nci Ordu Komutanlığının bazı birlikleri ve Albay Mustafa Kemal Bey komutasında 16'ncı Kolordu Komutanlığının karargâhı bölgeye gönderilerek aynı isimle Kafkas Cephesi'nde yeniden teşkilatlandırılmasına karar verilmiştir. Zor şartlarda yapılan bir intikalden sonra Kafkas Cephesi'nde görev alan 16'ncı Kolordu, Bitlis ve Muş'u Rus işgalinden kurtarmış, Rusların geri çekilmesini sağlamış ve onların Irak Cephesi'nde İngiliz kuvvetleriyle birleşmesini engellemiştir. Bu çalışmada 16'ncı Kolordu Komutanlığının kuruluşundan itibaren lağv edilinceye kadar faaliyetleri, Mustafa Kemal Paşa'nın silah arkadaşlarıyla icra ettiği muharebeler, daha önceki cephelerdeki edindiği tecrübeler ışığında Kafkas Cephesi'ndeki uygulamaları, bölgedeki halkla kurduğu sıcak ilişkileri, gönüllü müfrezeler ve bu cephede edinilen tecrübelerin de İstiklal Harbi'ne yansıtılması konuları ele alınmıştır. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın Edirne'de bulunduğu süreçteki faaliyetleri de incelenerek literatüre önemli katkı sağlanmıştır.
Sosyal bilgiler öğretimi programındaki değerler bağlamında Atatürk'ün nutkunun incelenmesi
Sosyal bilgiler öğretimi programlarında değerler eğitimi özellikle 2005 yılından itibaren daha önemsenerek yer almaktadır. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığı resmi ideoloji ile birlikte evrensel değerlerinde nesillere benimsetilmesi amaçlanmaktadır. Edebi metinler değerler eğitiminde etkili bir şekilde kullanılan araçlardır. Nutuk'ta hem edebi hem de tarihi bir eser olması sebebiyle sosyal bilgiler öğretimi programlarında etkili bir biçimde kullanılabilecek bir eserdir. Nutuk, yakın Türk tarihinin Türk milletinin kurtuluş destanını ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşunu tüm sosyal, siyasi ve askeri yönleriyle bizzat kurtuluş mücadelesini organize eden ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi kalemiyle ele aldığı eserdir. Nutuk Atatürk tarafından yazıldığı tarihte çok akıcı bir Türkçe kullanılarak ele alınmıştır. Nutuk Atatürk'ün şahsi hayatını karıştırmadan sadece siyasi ve askeri hatıralarını vesikalarıyla birlikte ortaya koyduğu tarihi ve edebi bir metin olma özelliği taşımaktadır. Bu çalışmada veri toplama tekniği olarak doküman incelemesi kullanılmıştır. Nutuk içinde Milli Eğitim Bakanlığı Sosyal Bilgiler Öğretimi programlarında tanımlanan on sekiz adet değerin işlenip işlenmediği araştırılmış, bu incelemeyle Nutuk içinde yer alan bu değerlerin sosyal bilgiler öğretiminde kullanımının artırılması hedeflenmiştir. Araştırmanın sonucunda bu değerlerden en çok vurgulananlardan başlayarak sırasıyla bağımsızlık, özgürlük, vatanseverlik, barış, dayanışma, sorumluluk, eşitlik, çalışkanlık, bilimsellik, aile birliğine önem verilmesi değerlerinin olduğu görülmüştür. Dürüstlük, yardımseverlik, estetik, duyarlılık, sevgi, saygı ve tasarruf değerlerinin ise Nutuk'un genel ruhu içinde varolmakla birlikte ayrıca işlenmedikleri tespit edilmiştir. Bunun sebebi vatanın ve milletin zor durumda olduğu bir milli mücadele ortamında öncelikle bağımsızlık, özgürlük ve vatanseverlik değerlerinin ön plana çıkmış olması olduğu düşünülmektedir.