Coping
302 theses under this subject heading
Şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp ve başa çıkma deneyimleri
Bu tez çalışmasının temel amacı; şüpheli kadın ölümlerinde annelerin kayıp sonrası sürecindeki deneyimlerini ve başa çıkma süreçlerini derinlemesine anlamaktır. Bu hedefe ulaşmak için nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışma örneklemini şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş kadınların annesi olan beş katılımcı oluşturmaktadır. Anneler ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler fenomenolojik yaklaşım temelinde çözümlenmiştir. Analizler sonucunda annelerin deneyimleri iki üst tema altında toplanmıştır. Bunlar sırasıyla (1) kayıp sonrası deneyimler ve (2) kayıp sonrası başa çıkma deneyimleridir. Söz konusu temalar ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şüpheli Kadın Ölümleri, Kayıp Sonrası Deneyimler, Başa Çıkma Süreci, Fenomenolojik Yaklaşım
Grieving schizophrenia: Impacts and coping with ambiguous loss among parents of adults diagnosed with schizophrenia
The aim of this study is to explore in depth how parents who care for their adult child with schizophrenia experience and cope with ambiguous loss, which is seen as one of the caregiver burdens experienced by caregivers. For this purpose, in-depth interviews were conducted with 10 participants, all members of the schizophrenia solidarity associations in Ankara. The data obtained from the participants with semi-structured interviews were analyzed by reflexive theme analysis, one of the qualitative methodology methods. As a result of the analysis, four superordinate themes were identified: objective burdens, subjective burdens, family & social burdens and coping. The findings showed that the participants experienced ambiguous loss and grief regarding their children and burdens in different dimensions of their own lives. In this sense, the findings are generally consistent with the relevant literature. The findings related to coping revealed the importance of functional coping strategies used by parents caring for their children in coping with ambiguous loss. The results are discussed and clinical implications and directions for future research are provided. Keywords: Schizophrenia, Caregiver Burden, Ambiguous Loss, Grief, Coping
Otizm Spektrum Bozukluğu olan bireylere çevrim içi cinsel istismarla başa çıkmada davranışsal beceri öğretiminin etkililiği
Bu araştırmada video görsel sahne sunumu ile desteklenmiş davranışsal beceri öğretiminin otizm spektrum bozukluğu tanısı olan bireylere çevrim içi cinsel istismarla başa çıkma becerisinin öğretimi üzerindeki etkililiğini incelemek amaçlanmıştır. Tek-denekli araştırma modellerinden katılımcılar arası yoklama denemeli çoklu yoklama modelinin kullanıldığı araştırmada 21-23 yaş aralığındaki üç erkek katılımcı ile çalışılmıştır. Araştırmanın başlama düzeyi ve yoklama oturumları çevrim içi ortamlarda, uygulama oturumları ise otizm spektrum bozukluğu tanısı olan bireylerin eğitim aldıkları kurumlarda gerçekleştirilmiştir. Araştırmada katılımcıların edindikleri çevrim içi cinsel istismarla başa çıkma becerisini farklı kişilere genelleyip genellemediklerini belirlemek üzere genelleme oturumları; edindikleri hedef beceriyi koruyup korumadıklarını belirlemek üzere ise öğretim oturumları sona erdikten iki ve dört hafta sonra izleme oturumları gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları tüm katılımcıların çevrim içi cinsel istismarla başa çıkma becerisini edindiklerini, edindikleri beceriyi farklı kişilere genellediklerini ve öğretim sona erdikten sonra da koruduklarını ortaya koymuştur. Araştırmada ayrıca öznel değerlendirme yaklaşımı benimsenerek katılımcılar, katılımcıların aileleri ve öğretmenlerinden sosyal geçerlilik verileri toplanmış ve hem katılımcıların hem de ailelerinin ve öğretmenlerinin hedef beceri, video görsel sahne sunumu uygulamasının model olma basamağında sunulduğu davranışsal beceri öğretimi ve elde edilen sonuçlarla ilgili genel olarak olumlu görüş bildirdikleri gözlemlenmiştir.
Kayıp veriyle başa çıkma yöntemlerinin test eşitlemeye etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada; kayıp veriyle başa çıkma yöntemlerinin, farklı koşullar altında, test eşitleme yöntemlerinin performansı üzerindeki etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada; örneklem büyüklüğü (750, 1500), kayıp veri oranı (%10, %20, %30) ve kayıp verilerin bulunduğu test formu (her iki test, eşitlenecek test) koşul olarak alınmıştır. Test eşitleme yöntemlerinin performansları; hata kareleri ortalamasının karekökü (RMSE) ve eşitleme yanlılığına (BIAS) göre değerlendirilmiştir. Araştırmada kullanılan tam veri setleri, TIMSS 2019'a elektronik uygulama (eTIMSS) ile katılan tüm ülkelerdeki, 6 ve 7 numaralı kitapçıkları alan ve iki kategorili (1-0) puanlanan maddeleri yanıtlayan öğrenci verilerinden elde edilmiştir. Tamamen rastgele kayıp veri mekanizması altında veri silinerek oluşturulan kayıp verili test formlarına sıfır atama (SA), hot deck atama (HDA) ve çoklu atama (PMM ve LOGREG) yöntemleri ile veri ataması yapılmıştır. Tamamlanmış test formları MTK'ye dayalı test eşitleme yöntemleri ile eşitlenmiştir. Araştırmadaki tüm analizler R programlama dili aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Referans değere en yakın ortalama RMSE ve BIAS değerleri üreten yöntemlerin PMM ve LOGREG olduğu, HDA yönteminin ise bu yöntemlere benzer performans gösterdiği belirlenmiştir. En hatalı ve en yanlı sonuçlar üreterek referans değere en uzak kestirimler yapan yöntemin ise SA olduğu görülmüştür. Araştırmada ele alınan örneklem büyüklüğü koşulunun tüm kayıp veriyle başa çıkma yöntemleri üzerinde, kayıp veri oranı ve kayıp verilerin bulunduğu test formu koşulunun ise sadece SA yöntemi ile elde edilen ortalama RMSE ve BIAS değerleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. PMM, LOGREG ve HDA yöntemlerinin araştırmada ele alınan tüm koşullarda, SA yönteminin ise en iyi performans gösterdiği büyük örneklemlerde ve düşük kayıp veri oranlarında tercih edilmesi önerilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlamlıkları ve pandemiyle başa çıkma stratejileri arasında iyimserliğin aracı rolü
Bu araştırmanın temel amacı COVID-19 Pandemisi'nde üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlamlıkları ile pandemiyle başa çıkma stratejileri arasında iyimserliğin aracı rolünün araştırılmasıdır. Bununla birlikte, çalışmada üniversite öğrencilerinin psikolojik sağlamlık puanları ile yaş, cinsiyet, sınıf düzeyi, pandemi sırasında algılanan sosyo-ekonomik düzeyi ve pandemi döneminde ekonomik durumun etkilenme düzeyi ve pandemi döneminde kayıp yaşama durumlarını içeren sosyodemografik değişkenler arasında anlamlı fark olup olmadığı araştırılmıştır. Mevcut araştırmanın katılımcıları 426 üniversite öğrencisinden oluşmakta olup, katılımcılar uygun örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırma korelasyonel desen takip edilerek düzenlenmiş bu bağlamda tek aracılı yapısal model kurulmuştur. Bunun yanında t testi ve ANOVA analiz yöntemleri sosyo demografik değişkenlerin analizi için kullanılmıştır. Analizler SPSS 23.00 ve AMOS kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda iyimserliğin psikolojik sağlamlık ve pandemiyle başa çıkma arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu anlaşılmıştır ve psikolojik sağlamlık, iyimserlik; iyimserlik ve pandemiyle başa çıkma; psikolojik sağlamlık ve pandemiyle başa çıkma değişkenleri arasındaki ilişkilerin olumlu yönde ve anlamlı olduğu saptanmıştır. İncelenen sosyodemografik değişkenler içinden (yaş, cinsiyet, sınıf düzeyi, pandemi sırasında kiminle yaşandığı, algılanan sosyo-ekonomik düzey ve pandemi döneminde ekonomik durumun etkilenme düzeyi, pandemi döneminde kayıp yaşama durumu) yalnızca psikolojik sağlamlık ile cinsiyet arasında erkeklerin lehine anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılarak yorumlanmış ve araştırmacılar ve uygulayıcılar için önerilerde bulunulmuştur.
Kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında ağrı ile başa çıkma stratejileri ile ağrı inançları, kinezyofobi, vücut farkındalığı ve iş tatmininin ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında, ağrı inançları, hareket etme korkusu, iş tatmini ve vücut farkındalığının ağrı ile başa çıkma stratejileri ile olan ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya, özel bir hastanede çalışan, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan, 30-65 yaşları arasındaki 116 (72 kadın, 44 erkek) gönüllü sağlık çalışanı (doktor, fizyoterapist, diyetisyen, hemşire, sağlık destek personeli) katıldı. Ağrı ile başa çıkma becerisi "Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği" ile, ağrıya dair inançları "Ağrı İnançları Ölçeği" ile, kişilerin iş tatmin seviyesi "İş Tatmini Ölçeği" ile, hareket etme korkusu "Tampa Kinezyofobi Ölçeği" ile ve vücut farkındalığı seviyesi "Vücut Farkındalığı Anketi" ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (r=0,185; p<0,05); Ağrı ile Başa Çıkmada çaresizlik hissetme alt boyutu ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,208; p<0,05); ve Ağrı ile Başa Çıkmada Tıbbi Çare Arama alt boyutu ile Ağrı İnançları Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı ilişki (r=0,200; p<0,05) bulundu. Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği çaresizlik hissetme alt boyutu ile İş Tatmini Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,239; p<0,05) bulundu. Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği ile Tampa Kinezyofobi Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki (r=0,199; p<0,05) bulundu. Vücut Farkındalığı Anketi'nin Hastalığı Başlangıcında Tahmin Etme alt boyutu ile Ağrı ile Başa Çıkma Ölçeği arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki (r=-0,237; p<0,05) bulundu. Çoklu doğrusal regresyon analizi, cinsiyet, Vücut Farkındalığı Anketi Hastalığı Başlangıcında Tahmin Etme alt boyutu, Ağrı İnançları Ölçeği Organik İnançlar alt boyutu ve cinsiyet parametrelerinin, kronik kas iskelet sistemi ağrısı olan sağlık çalışanlarında, ağrı ile başa çıkma düzeyini tahmin etmede en güçlü belirteçler olduğunu ortaya koydu (R2 = 0,302; p<0,001). Sonuç olarak; kronik kas iskelet sistemi ağrısına sahip bireylerin ağrı ile başa çıkma stratejilerinin etkilendiği göz önünde bulundurulduğunda, ağrı ile başa çıkma stratejilerini geliştirmek için kişilere tedavi süresince ağrı inançları, kinezyofobi ve vücut farkındalığının geliştirilmesine yönelik uygulamaların kullanılması önerilmektedir.
Narsisistik rekabet, hayranlık ve kırılganlık özelliklerinin bağımlılıklar ve psikolojik semptomlarla ilişkisinde başa çıkma stillerinin aracı rolü
Narsisizm kırılgan ve büyüklenmeci boyutlar ile kavramsallaştırılmış, sağlıklılık ve psikopatolojilerle ilişkili görülmüştür. Kırılgan narsisizm, nevrotik kişilik ve psikopatolojilerle ilişkili olarak raporlanırken büyüklenmeci boyut daha çelişkili bulgular sunmuştur. Büyüklenmeci narsisizmin çelişkili bulgularından hareketle hayranlık ve rekabet alt boyutları kavramsallaştırılmıştır (Back ve ark., 2013). Hayranlık statü elde etme, takdir kazanma, liderlik etme gibi davranış ve bilişler ile ilişkiliyken, rekabet daha çok tehdit algısı, kaygı, başarısızlık korkusu ve haset gibi sonuçlar ile ilişkilidir. Kişilik özelliklerinin çeşitli davranışlar ile ilişkisinden hareketle bu özelliklerde ortaya çıkan stresle başa çıkma davranışlarının incelenmesi önemli görülmektedir. Bu araştırma kapsamında Lazarus ve Folkman'ın (1984) kuramından hareketle stresle başa çıkma davranışlarının narsisistik kişilik boyutlarının alkol, madde bağımlılık riskleri, sosyal medya bağımlılığı ve psikolojik semptomları yordamasındaki aracı rolünü anlayabilmek amaçlanmıştır. Narsisizmin daha iyi anlaşılabilmesi, rekabet ve hayranlık boyutlarının klinik perspektifteki kullanımının artması ve Türkiye kültürüne özgü bir çalışmanın yürütülmesi hedeflenmiştir. Araştırmada 18-45 yaş aralığındaki 279 katılımcıya ait veriler hiyerarşik regresyon analizleri ve Hayes tarafından geliştirilen PROCESS eklentisindeki Model 4 aracılığıyla incelenmiştir. Hayranlık boyutunun psikolojik sağlıklılığa ilişkin olarak depresyon seviyesini (ß= -.14, t= -2.22, p=.028) ve davranışsal ilgiyi kesme davranışını (ß= -.22, t= -3.47, p=.001) negatif yönde yordadığı görülmüş, yadsıma davranışıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuştur (ß= .17, t= 2.94, p=.004). Aracılık hipotezi doğrulanamamıştır. Rekabet boyutu; alkol (ß= .22, t= 3.77, p<.001) ve madde bağımlılığı riskleri (ß= .20, t= 3.37, p=.001) ve sosyal medya bağımlılığıyla (ß= .18, t= 3.18, p=.002) pozitif yönde ilişkili görülmüştür. Kırılganlık boyutu anksiyete (ß= .26, t= 4.57, p<.001) ve depresyon (ß= .15, t= 2.20, p=.029) düzeylerini pozitif yönde yordamaktadır. Analizler sonucunda narsisistik rekabet ve kırılganlık boyutlarının sosyal medya bağımlılığı ve stres-anksiyete-depresyon semptom düzeylerini yordamasında davranışsal ve zihinsel ilgiyi kesme, planlama, duyguları ortaya koyma ve olumlu yeniden yorumlama davranışlarının aracı rolü olduğu görülmüştür.
Kanser hastalarına bakımverenlerin psikososyal sorunları ve başetme becerilerinin incelenmesi
Kanser, teşhis, tedavi, bakım ve sürekli kontrol işlemleri ile hastayı bakım ve desteğe bağımlı kılan zorlu bir süreçtir. Kişi bu süreçleri yaşarken eş, çocuk, birinci ve ikinci derece yakınlarının bakım ve desteğini almak zorundadır. Bu bakımverenler hastanın yaşadığı sorunların nesnel ve duygusal yüküne doğrudan maruz kalmaları nedeniyle birçok fiziksel, ekonomik ve psikososyal sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu araştırmanın amacı; kanser hastalarına bakımverenlerin sorunlarının tespit edilmesi ve bu sorunlarla başetmek için kullandıkları mekanizmalar hakkında bilgi edinilerek sosyal hizmet müdahalelerinin planlanmasına bilgi oluşturmaktır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada bakımverenlere yönelik genel bir kanıya ulaşmak için "genel tarama yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada bakımverenlerin yaşadığı sorunları ve başaçıkma tarzlarını etkileyen çok sayıdaki değişkenlerin varlığını ve derecesini tespit etmek için "ilişkisel tarama metodu" kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını Ankara'da Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların bakımverenleri oluşturmaktadır. Veriler, Hacettepe Üniversitesi Etik Komisyon onayından sonra, bakımverenlere yönelik hazırlanan Görüşme Formu, Beck Depresyon Envanteri ve Stresle Başaçıkma Ölçeği aracılığıyla toplam 322 bakımverenden toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda; bakımverenin sosyo-demografik özellikleri ile hasta ve hastalık sürecine ilişkin faktörlerin bakımverenin depresyon düzeyine ve stresle farklı başaçıkma tarzlarının benimsenmesinde etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında bakımverenlerin kurumsal olarak hizmet odağına alınması, ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak desteklenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar kapsamında farklı ölçeklerde önerilerde bulunulmuştur.
Dealing with consumer uncertainty: Online consumer reviews and what makes them helpful
Online shopping has become very prevalent in average consumer's daily life. Electronic retailing comes with many conveniences for consumers. Being able to share information about the purchased product is among these conveniences. This is done through writing Online Consumer Reviews. Online Consumer Reviews can decrease consumer uncertainty by providing information about the product quality. Furthermore, many online retailers implemented a "helpfulness" feature to help potential customers find valuable reviews easily. This creates an opportunity to find out what kind of information tends to decrease the consumer uncertainty, in other words, what makes a helpful review? To answer this question, consumer review data from BestBuy and IMDb was scraped and transformed. Then the data was inquired in the light of Search and Experience goods paradigm, Negativity Bias and Prospect Theory. Hypotheses were tested by Tobit Regression. The results were both expected and unexpected. It was found that information sharing for Search goods is very important and consumers need more elaboration when a review is rated negatively. Additionally, reviews with negative sentiments were found to be more helpful leading to the presence of Negativity Bias. On the other hand, such strong support for Negativity Bias were not observed for Experience goods. The implication of these results is that consumers should participate in more both writing and voting reviews at least for Search Goods. This way consumers can get the best quality products with respect to their budgets. Besides, this optimized behavior might lead to increased social welfare because of the decreased information asymmetry between producers and consumers. Keywords Natural Language Processing, Information Economics, Behavioral Economics, Web Scraping, Online Consumer Reviews
Gaziantep'te yaşayan Suriyeli tek ebeveyn kadınların annelik deneyimleri: Zorluklar, baş etme yöntemleri ve sosyal hizmet ihtiyaçları
Araştırmanın amacı, Türkiye'ye göç eden Suriyeli tek ebeveyn kadınların annelik deneyimlerinin menşe ülkelerindeki toplumsal ve kültürel dinamikler aracılığıyla nasıl şekillendiğini ve buna bağlı olarak göç deneyiminde yaşadıkları zorlukları ve güçlenme imkanlarını anlamaya yöneliktir. Buradan hareketle, araştırma kapsamında 16 Suriyeli tek ebeveyn kadın ile görüşme yapılarak annelik deneyimlerinin nasıl oluştuğu ve hangi iktidar ilişkilerince şekillendiği anlaşılmaya çalışılmış, göç öncesi ve göç sonrasındaki gündelik yaşamlarına etkisi eleştirel sosyal hizmet yaklaşımıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda elde edilen bulgular iki ana tema altında analiz edilmiştir. (1) Toplumsal Cinsiyet Rejiminde Annelik Kimliğinin Gelişimi (2) Göç ve Boşanma Deneyimleri Sonrasında Mülteci Tek Ebeveyn Annelerin Baş Etme Mekanizmaları, Güçlenme Pratikleri ve Sosyal Hizmetlere Dair Deneyimleri. Araştırma sonucunda, görüşme yapılan Suriyeli kadınların annelik rolleri ve sorumlulukları altında inşa edilen toplumsal cinsiyet kimliklerinden kaynaklı olarak menşe ülkelerinde özel alana ait olarak tanımlandıkları, erkeğe bağımlı kılındıkları ve buna bağlı olarak sosyo-ekonomik ve psikolojik olarak çeşitli zorluklarla karşılaştıkları gündeme gelmiştir. Göç deneyiminde ise mülteci aile yaşamının çok boyutlu sorunları karşısında toplumsal cinsiyet rejiminden kaynaklı, hayatlarını idame ettirebilecek temel yaşam becerilerine yeterli düzeyde sahip olamamalarına bağlı olarak zorluklar yaşadıkları görülmüştür. Göçle birlikte toplumsal alanlarda karşılaştıkları bu sorunların üstesinden gelebilmek için ise menşe ülkelerinde toplumsal cinsiyete dayalı olarak inşa edilen annelik rollerinin dışına çıkmalarına yol açacak farklı edimlerde bulunmaları gerekmiş ve buna bağlı olarak gündelik pratiklerinde değişimler yaşandığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda, kadınların Türkiye'deki gündelik yaşamlarında toplumsal cinsiyet temelinde kamusal hayatta görünür olmak, çalışma hayatına dahil olmak gibi kendi hayatlarını idame ettirebilecek kazanımlar aracılığıyla güçlendikleri tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra göç deneyiminde yerel toplum üyeleri tarafında ayrımcılığa maruz kaldıkları, boşanmış bir kadın olarak ise toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ve istismara maruz kaldıkları görülmüştür. Bu kapsamda, göç deneyiminde tek ebeveyn anne olarak karşılaştıkları çok boyutlu sorunlara ve anneliğin toplumsal cinsiyet temelinde inşasına yönelik eleştirel bir bakış açısıyla sosyal hizmet uygulamalarına dair öneriler sunulmuştur.
İnme geçiren hastalarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin fiziksel bağımlılık, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek ile ilişkisinin incelenmesi
İnmenin yol açtığı psikososyal ve psikiyatrik tablolara yönelik literatür incelendiğinde, çalışmalarda depresyona odaklanıldığı görülse de inme gibi ani gelişen klinik tabloların travma sonrası stres bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada inme geçiren bireylerde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin; sosyodemografik ve tıbbi veriler, bağımlılık düzeyi, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ankara ilindeki Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tanı ve tedavi için başvuran inme hastaları (n=218) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; Sosyodemografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek, Modifiye Barthel İndeksi, Travma ile Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'dir. Ölçeklerden elde edilen puanlar, yaş ve inme sonrası geçen süre değişkenleri arasındaki ilişki, Pearson Sıra Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan tüm ölçeklerin skor puanları ve yaş, cinsiyet, inme sonrası geçen süre ve psikolojik destek ihtiyacı duyma değişkenlerinin Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek üzerindeki yordayıcılığı ise Çoklu Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre inme geçiren hastaların %63,3'ü Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçeği'nden kesim noktasının üzerinde puan almıştır. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise çok boyutlu algılanan sosyal destekte aile alt faktörü, travma ile başa çıkabilme algısında travma alt faktörü, cinsiyet ve psikolojik destek ihtiyacı duyma durumu değişkenleri; travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin %46,8'ini açıklamaktadır. İnme vakalarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin taranması, riskli grupların göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Ergenlik döneminde ebeveynin duygusal erişilebilirliği, başa çıkma stratejileri ve sosyal problem çözme becerileri arasındaki ilişki: Yılmazlığın aracı rolü
Bu araştırmada erken ve orta ergenlik dönemindeki bireylerde sosyal problem çözme becerisi, ebeveyn duygusal erişilebilirliği ve başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkide yılmazlığın aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara il merkezinde bulunan İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ortaokullara (7. ve 8. Sınıflar, n = 147; 12-15 yaş) devam eden erken ergenler ve liselere (lise 3. ve 4. sınıflar, n = 244; 16-20 yaş) devam eden orta ergenler olmak üzere 391 ergen oluşturmuştur. Sonuçlara göre, anne ve baba duygusal erişilebilirliği yüksek olan ergenlerin algıladıkları akademik başarı da daha yüksektir. Sorunlarını anne ve babaları ile paylaşan ergenlerin anne duygusal erişilebilirliği daha yüksekken sorunlarını arkadaşları ile paylaşan ergenlerin baba duygusal erişilebilirliği daha düşüktür. Anne babası evli olan ergenlerin baba duygusal erişilebilirliğinin daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Sosyoekonomik düzeyini yüksek olarak algılayan ergenlerin baba duygusal erişilebilirliklerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Akademik başarısı yüksek olan ergenlerin sosyal problem çözme toplam puanlarının, probleme olumlu yönelmelerinin ve akılcı problem çözmelerinin de daha yüksek olduğu; akademik başarısı düşük olan ergenlerin probleme olumsuz yönelmelerinin, dikkatsiz ve kaçınmacı problem çözmelerinin ise daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Akademik başarısı düşük olan ergenlerin aktif başa çıkma tercihleri daha az; kaçınan başa çıkma tercihleri daha fazladır. Erken ergenlik dönemindeki ergenlerin yılmazlıklarının orta ergenlik dönemindeki ergenlere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Akademik başarısı yüksek olan ergenlerin yılmazlıkları daha yüksektir. Ergenlerin ebeveyn duygusal erişilebilirliği arttıkça yılmazlıkları, yılmazlıkları arttıkça da sosyal problem çözme becerilerinin arttığı gözlenmiştir. Aktif başa çıkma stratejileri kullanımı arttıkça sosyal problem çözme becerisi artarken, olumsuz ve kaçınan başa çıkma stratejilerinin kullanımı arttıkça sosyal problem çözme becerisinin azaldığı bulunmuştur. Yılmazlığın ebeveyn duygusal erişilebilirliği ve sosyal problem çözme becerisi arasındaki ilişkide tam aracı, aktif ve olumsuz başa çıkma ve sosyal problem çözme arasındaki ilişkide kısmi aracı rol oynadığı belirlenmiştir.
Eğitim sürecinde Tıp fakültesi öğrencilerinin psikolojik özelliklerinin mühendislik fakültesi öğrencileri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada, tıp ve mühendislik fakülteleri öğrencilerinde temel kişilik özelliklerinin, duygusal zekâ faktörlerinin, yaşam doyumlarının düzeyleri ve sorunlarla başa çıkma yöntemleri incelenmiştir. Farklı iki alan olan sağlık ve teknoloji alanlarında ki bu iki fakülte eğitim süreçleri ve eğitimde kullanılan materyaller olmak üzeri birçok anlamda birbirinden ayrışmaktadır. Bu araştırmada farklı fakültelerde eğitim alan benzer bilişsel özelliklere sahip bu öğrencilerin psikolojik özelliklerinin düzeyleri ve eğitim sürecinin bu özelliklere olası etkileri açısından farklılıklar olup olmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca öğrencilerin psikolojik özelliklerinin okul başarıları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu doğrultuda farklı iki fakülte eğitimi ile öğrencilerin psikolojik özelliklerinin ilişkisi ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tarama modelinde olan araştırma Hacettepe Üniversitesi'nde 2021-2022 eğitim öğretim yılında Tıp Fakültesi 1. ve 5. sınıf ile Mühendislik Fakültesi'ne bağlı Bilgisayar, Elektrik-Elektronik ve Yapay Zekâ Mühendisliği bölümlerinde öğrenim görmekte olan 1. ve 4. sınıf öğrencilerini kapsamaktadır. Çalışma 1563 öğrenciden 341'inin gönüllü katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Temel Kişilik Özellikleri Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Duygusal Zekâ Özellik Ölçeği, Baş Etme Yolları Ölçeği kullanılmıştır. Veriler anket yöntemiyle, elektronik olarak toplanmıştır. SPSS programı ile yapılan analizlerin değerlendirmelerinde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre tıp fakültesi öğrencilerinin öz denetim, nevrotizm, yaşam doyumu, iyi oluş düzeyleri ile duygusal başa çıkma ve sosyal destekle başa çıkma ölçek puanları mühendislik fakültesi öğrencilerinden yüksektir. Tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin yaşam doyumu ve duygusal başa çıkma düzeyleri mühendislik fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre yüksektir. Tıp fakültesi 5. sınıf öğrencilerinin dışa dönüklük, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik düzeyleri tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerine; öz denetim ve duygusallık düzeyleri ise mühendislik fakültesi 4. sınıf öğrencilerine göre daha yüksek iken olumsuz değerlik ve sorunlarla duygusal başa çıkma puanları ise tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre daha düşüktür. Mühendislik fakültesi 4. sınıf öğrencilerinin sorun odaklı başa çıkma düzeyleri mühendislik fakültesi 1. sınıf öğrencilerine göre yüksektir. Tıp fakültesi 1. sınıfta düşük not ortalamasına sahip olan öğrencilerin özdenetim ve yaşam doyumu düzeyleri aynı sınıfta daha yüksek not ortalamasına sahip öğrencilere göre düşüktür. Tıp fakültesi 5. sınıfta ise düşük not ortalamasına sahip olan öğrencilerin özdenetimleri daha yüksek not ortalamasına sahip öğrencilere göre düşük iken sosyallik düzeyleri daha yüksektir. Mühendislik fakültesi öğrencilerinin not ortalamalarına göre psikolojik özelliklerinin puanları anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır. Çalışmaya katılan tüm tıp fakültesi öğrencilerinde öz denetim ve nevrotizm, tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerinde ise öz denetim, olumsuz değerlik ve yaşam doyumu özelliklerinin başarı puanları üzerinde anlamlı yordayıcılar oldukları tespit edilmiştir. Bu özelliklerin düzeyleri arttıkça okul başarılarının da arttığı görülmektedir. Bu öğrencilerde başarıyı etkileyen en önemli değişkenin ise öz denetim olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadaki diğer gruplarda (sınıflar düzeyinde tıp fakültesi 5. sınıf, mühendislik fakültesi 1. ve 4. sınıflar ve fakülteler düzeyinde tüm mühendislik fakültesi öğrencileri) öğrencilerinin başarı düzeyleri üzerinde psikolojik özelliklerin yordayıcı etkisi tespit edilmemiştir. Bu bulgular eşliğinde tıp eğitimi ile çalışma kapsamında incelenen psikolojik özelliklerin ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Trans bireylerin intihar girişiminde bulunma nedenleri ve baş etme yolları
Çalışmada intihar girişiminde bulunan trans bireylerin intihara girişim nedenleri ve bunlarla baş etme yollarının neler olduğu sorgulanmıştır. Araştırma, intihar girişiminde bulunan trans bireylerin intihar girişim nedenlerini tespit etmek ve intihar sonrası yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda intihar girişiminde bulunan 12 (on iki) trans bireyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sırasında sorulan sorularla; trans bireylerin açılma deneyimlerinin, aldıkları tepkilerin, kendilerini çevrelerine ve ailelerine kabul ettirme çabalarının, geçiş süreçlerinin, intihar teşebbüsünün altında yatan nedenlerin, kendi bedenleriyle ilgili karar alma süreçlerinin, intihar girişiminden sonra hayatlarını devam ettirmek için ne gibi stratejiler geliştirdiklerinin açığa çıkarmayı hedeflemiştir. Hegemonik erkeklik üzerinden ötekileştirilmeye maruz kalan LGBTİ+ bireyler, özellikle de trans bireyler için hayat şartları daha da zorlaşmaktadır. Bu zorluk toplumdaki nefret söylemi kapsamında kendini bulmaktadır ve bu da bir çok farklı sosyal alanları etkilemektedir. Bu sosyal alanlar trans bireylerin toplumsal hayata katılımında, sosyal dışlanmaya sebebiyet vermekte ve dışlanma sonucunda onların eğitim, çalışma ve istihdam, barınma ve sağlık haklarından faydalanmalarını engellemekte ve yaşadıkları güçlükler nedeniyle toplumda sorunlu kişiler olarak algılanmalarına neden olmaktadır Farklı cinsel yönelimleri olan bireyler sosyal dışlanmaya maruz kalmakta, sosyal dışlanma ise dolaylı olarak intihara neden olabilmektedir. LGBT gençlerin dünya genelinde ve Türkiye'de sosyal dışlanmaya maruz kalma ve intihar davranışında bulunma oranlarının yüksekliğine bakıldığında bu durum açıkça görülmektedir. (Köten, Erdoğan, 2015, s.143). Bu kapsamda intihar girişiminde bulunan 12 trans bireyin hayatlarının bazı dönemlerinde ister baskılardan, ister karşılaştıkları zorluklardan ya da kendini yalnız hissetme isterse de kabullenememe düşüncesi nedeniyle intihar girişiminde bulundukları görülmüştür. Yaşamla mücadelede trans bireylerin geliştirdikleri baş etme yollarının toplumda kendilerine yer edinmek adına cinsiyet değişimi için heteroseksüel toplumun kabul gördüğü 'erkeklik' ve 'kadınlık' kalıplarına kendilerini dahil etme çabaları, kendilerini soyutlayarak yaşamaları, sosyal hayatlarının sadece kendi trans çevrelerinden oluşturduklarını, ya da kimlik değişiminden sonra hayatlarında önceki kimliklerini bilen, anlayışsız davranan insanları hayatlarından çıkarmaları, bunlara benzeyen başka korunma mekanizmaları olduğu tespit edilmiştir.
Meme kanseri hastalarında cerrahi müdahele öncesi ve sonrası evrede gestalt temas biçimlerinin başa çıkma biçimlerine etkisi
Meme kanseri hastalarında kullanılan Gestalt terapi, diğer hümanistik terapi türlerinde olduğu gibi yalnızca hastalık kavramı üzerinde yoğunlaşmak yerine bireyin sahip olduğu potansiyeli kullanarak sağlığı yani bedensel ve ruhsal iyilik halini ortaya çıkarmak ister. Çevre ile temasa geçerken ortaya çıkan ilişki çarpıtmaları veya temasın yön değiştirmesi temas engellemeleri olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmada, Gestalt temas biçimleri ve engelleri kapsamında meme kanseri tanısı almış kadınların, tedavi süreci boyunca üç farklı dönemde kullandıkları temas engellerine dair dönüşümlerinin saptanması amaçlanmıştır.
Ev kadınlarının stresle başa çıkma tarzlarının incelenmesi
Batı ülkelerinde yaşayan ve çalışan kadınlar çalışmayan kadınlara göre daha fazla stres yaşamaktadır. Bunun sebebi olarak çalışan kadınların daha fazla sorumluluk almaları, evliliğe uyum sağlamakta ve ev ile ilgili sorumlulukları yerine getirmekte bir takım güçlükler yaşamaları örnek verilebilir. Ancak doğu ülkelerinde bu durumun tam tersinin olduğu görülmüştür. Doğu ülkelerinde böyle bir durumun yaşanmasına daha fazla ataerkil bir yapının olması örnek verilse bile aslında çalışmayan insanların erkeklere bağlı kaldıkları, kendi benliklerini yaşayamadıkları ve çalışmadıklarında kendilerini erkeklere karşı güçsüz hissine kapıldıkları için çalışan kadınlara göre daha fazla strese girmektedirler. Bu araştırmada ev kadınlarının stresle başa çıkma tarzlarının sosyal karşılaştırma benlik saygısı ve bazı değişkenler açısında incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada özellikle çalışan ve çalışmayan kadınların stresle baş etme becerileri üzerine literatür taraması yapılmış ve anket ile stresle baş etme tarzlarında nelere dikkat ettikleri açıklanmıştır. Araştırma kapsamında İstanbul ili sınırları içerisinde ikamet eden 200 ev kadını ile 2019 yılı haziran ayında görüşülmüştür. Araştırma kapsamında kullanılan ölçekler Rosenberg Öz Saygı Ölçeği, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ve Stresle Başa çıkma tarzları ölçeğidir. Bu amaç doğrultusunda, araştırma kapsamında görüşülen kadınların öz saygılarının ve yapmış oldukları sosyal karşılaştırmaların stresle başa çıkma tarzlarını yordayıp yordayamadığı regresyon analizi kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Stresle başa çıkma tarzları, benlik saygısı ve sosyal karşılaştırma puanlarının kişisel ve aileye ait özelliklere göre farkı için parametrik verilerde T-Testi ve ANOVA, nonparametrik verilerde ise Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Fark analizi sonuçlarına göre benlik algısı, stresle mücadele yöntemleri ve sosyal karşılaştırma ev kadınlarının demografik özelliklerine göre anlamlı farklılıklar göstermiştir (p<0.05). Korelasyon analizi sonuçlarına göre benlik saygısı ile stresle mücadele yöntemlerinin kendine güvenli yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, sosyal desteğe uyma arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçlarına göre sosyal karşılaştırma üzerinde en fazla yordayıcı etkisi olan stresle mücadele yöntemi çaresiz yaklaşım olup bunu iyimser yaklaşım ve benlik saygısı izlemektedir. Çalışmanın kısıtı olarak erken yaşlarda evlenen ev hanımlarının neden boyun eğici yaklaşımı benimsemek zorunda kaldıklarının incelenmesi için nitel araştırmalar gerçekleştirilerek bu grup ile yarı yapılandırılmış görüşmelerin gerçekleştirilmesinin yararlı olacağı ve bu bağlamda, elde edilen bulgular literatür eşliğinde tartışılarak yeni çalışmalara ışık olacağı düşünülmektedir.
Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğu ile ilişkisine bakılmıştır. Alt problemler doğrultusunda katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzlarının karşılaştırma analizleri yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 22-65 yaş arasında İstanbul, İzmir ve Bursa ilinde yaşayan 252'si kadın, 48'i erkek olmak üzere toplam 300 psikolog oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına kapsamında, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda stresle başa çıkma tarzlarının eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcı etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcılığı olduğu bulunmuştur. Ayrıca örneklemin sosyo-demografik özelliklerine göre yapılan incelemelerde; eşduyum yorgunluğu düzeylerinin cinsiyet ve meslekte çalışma sürelerine göre farklılık gösterdiği, stresle başa çıkma tarzlarının ise cinsiyet, meslekte çalışma süresi, meslek içi eğitim alma ve psikiyatrik tanısı olma durumuna göre farklılaştığı bulguları tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Sigara kullanan bireyler ile kullanmayan bireylerin stresle başa çıkma becerileri ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı sigara kullanan bireyler ile kullanmayan bireylerin stresle başa çıkma becerileri ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada bireylerin cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, sigara kullanma durumları gibi değişkenlerin stresle başa çıkma becerileri ile anksiyete düzeyleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde yaşayan sigara içen ve sigara içmeyen bireyler arasından rastlantısal olarak seçilen 225 birey alınmıştır. Aynı zamanda bireylerin demografik özelliklerini öğrenmek adına Kişisel Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Stresle Baş Etme ve Beck Anksiyete ölçekleri uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis H ve Spearman Koreslasyon Testleri kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; sigara içmeyen bireylerin iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama puanları sigara içen bireylerin iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama puanlarına oranla daha yüksek olduğu, sigara içen erkeklerin kendine güvenli yaklaşım puanları sigara içen kadınların kendine güvenli yaklaşım puanlarına oranla daha yüksek olduğu, sigara içen ve gelir düzeyi orta ve alt olan bireylerin anksiyete puanları sigara içen ve gelir düzeyi iyi olan bireylerin anksiyete puanlarına oranla daha yüksek olduğu gibi sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan bireylerin yaş, medeni durum, meslek gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Ayrıca; sigara içen bireylerin sigara içme süreleri arttıkça bireylerin sosyal destek arama yaklaşım düzeylerinin düşmekte olduğu ve sigara içen bireylerin günde içtikleri sigara miktarları arttıkça bireylerin çaresiz yaklaşım düzeylerinin artmakta olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara ve alanda çalışan psikolojik danışmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Stres, Stresle Başa Çıkma Becerileri, Anksiyete
Algılanan ebeveynlik biçimleri ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide başa çıkma biçimlerinin aracı rolü
Bu araştırmada, yetişkin bireylerde anne ve babaya yönelik algılanan ebeveynlik biçimlerinin duygusal yeme davranışıyla olan ilişkisinde kaçınma ve telafi başa çıkma biçimlerinin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 204 kadın 97 erkek olmak üzere toplam 301 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada yer alan değişkenlerin ölçülmesi amacıyla Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ), Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (TDYÖ), Young – Rygh Kaçınma Ölçeği (YR-KÖ), Young Telafi Ölçeği (YTÖ) ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Gerçekleştirilen çalışma doğrultusunda elde edilen sonuçlara göre, duygusal yeme davranışının yaş, babanın hayatta olup olmaması ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) değişkenleri açısından anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Ayrıca duygusal yeme alt boyutlarından uyaran karşısında kontrol davranışının da medeni durum ve eğitim durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşmaya sahip olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte duygusal yemenin anneye ilişkin algılanan aşırı koruyucu/evhamlı ve aşırı izin verici/sınırsız ebeveynlik biçimleri ve babaya yönelik algılanan kötümser/endişeli ve cezalandırıcı ebeveynlik biçimleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Duygusal yeme ile kaçınma başa çıkma biçimlerinden psikosomatizm ve aktiviteyle zihinden uzaklaştırma arasında; telafi başa çıkma biçimlerinden ise statü düşkünlüğü, asilik, kendi yönelimlilik ve eleştiriye tahammülsüzlük arasında ilişkili olduğu bulgulanmıştır. Öte yandan, gerçekleştirilen aracı değişken analizleri sonucunda, anneye yönelik algılanan aşırı koruyucu evhamlı ebeveynlik ile duygusal yeme davranışı arasında psikosomatizm ve aktiviteyle zihinden uzaklaştırma kaçınma başa çıkma biçimlerinin, anneye yönelik algılanan aşırı izin verici/sınırsız ebeveynlik biçimi ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide psikosomatizm kaçınma başa çıkma biçimimin ve eleştiriye tahammülsüzlük telafi başa çıkma biçiminin aracı rolü olduğu görülmüştür. Babaya yönelik algılanan kötümser/endişeli ebeveynlik biçimi ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide psikosomatizm kaçınma başa çıkma biçiminin, babaya yönelik algılanan cezalandırıcı ebeveynlik biçimi ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişkide ise psikosomatizm kaçınma başa çıkma biçimimin ve eleştiriye tahammülsüzlük telafi başa çıkma biçiminin aracı rolü olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak anneye ve babaya yönelik algılanan ebeveynlik biçimlerinin kaçınma ve telafi başa çıkma biçimleri aracılığıyla duygusal yeme davranışını yordadığı, başa çıkma biçimlerinin (psikosomatizm ve aktiviteyle zihinden uzaklaştırma kaçınma başa çıkma biçimleri, eleştiriye tahammülsüzlük telafi başa çıkma biçimi) bu ilişkide aracı rolünün olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Duygusal yeme, algılanan ebeveynlik biçimleri, kaçınma başa çıkma biçimleri, telafi başa çıkma biçimleri
20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin anlamlı olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın alt amaçları ise; depresif belirtilerin yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, ortalama gelir, annenin çalışma durumu, annenin eğitim düzeyi, babanın eğitim düzeyi, anne kaybı ve baba kaybı şeklindeki demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, yaşları 20 ile 40 arasında değişen lisans ve lisansüstü eğitim gören/görmekte olan 726 (377 kadın ve 349 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Depresif belirtilere ait veriler "Beck Depresyon Ölçeği", ebeveyn (anne-baba) kabul-red algısına dair veriler "Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Form", psikolojik dayanıklılığa dair veriler "Ego Sağlamlığı Ölçeği", stresle başa çıkma stillerine ait veriler "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" ve demografik bilgilere ait veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; katılımcıların % 34, 2'si (N=248) depresif belirti göstermektedir. Anne ve babadan red algılayan katılımcıların depresif belirti düzeyleri, anne ve babadan red algılamayan katılımcıların depresif belirti düzeyine göre yüksektir. Depresif belirtilere sahip bireyler duygu odaklı başa çıkma tarzlarını, depresif belirtileri olmayan bireyler ise problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha fazla kullanmaktadır. Depresif belirtileri olmayan grubun psikolojik dayanıklılık puanları depresif belirtileri olan gruba göre daha yüksektir. Bireylerin depresif belirti puanları arttıkça anne red algısı, baba red algısı, stresle duygu odaklı başa çıkma (çaresiz ve boyun eğici yaklaşım) puanları artmaktadır. Öte yandan depresif belirti puanları arttıkça psikolojik dayanıklılık, stresle problem odaklı başa çıkma(iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım, sosyal destek arama) puanları azalmaktadır. Bireylerin depresif belirtileri ile psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, problem odaklı stresle başa çıkma stilleri ve duygu odaklı stresle başa çıkma stilleri arasındaki çoklu korelasyon katsayısı 0,644 bulunmuş olup bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Bireylerin psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, duygu odaklı stresle başa çıkma tarzları ve problem odaklı stresle başa çıkma tarzlarının tamamının depresif belirtilerin %42'sini açıklamakta olduğu gözlenmiştir. Bireylerin depresif belirtilerinin, anne reddi, çaresiz yaklaşım, iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal destek arama değişkenlerinden anlamlı düzeyde etkilendiği görülmüştür (p<0,05). Beta katsayılarına göre bu değişkenlerden en önemli etkileyici değişkenin çaresiz yaklaşım olduğu söylenebilir. Bireylerin yaşına, cinsiyetine, sosyoekonomik durumuna ve anne kaybına göre depresif belirti düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Ebeveyn kabul-red algısı, depresif belirtiler, psikolojik dayanıklılık, stresle başa çıkma tarzları, anne kabul-red algısı, baba kabul-red algısı, problem odaklı başa çıkma, duygu odaklı başa çıkma
İkincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolü
Bu araştırmanın amacı ikincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolünün incelenmesidir. Aynı zamanda bu üç değişkenin bireylerin demografik özelliklerine bağlı olarak farklılık gösterip göstermediği de incelenecektir. Araştırmanın çalışma grubu 18 yaş üstü 408 kadın ve 173 erkek olmak üzere 581 bireyden oluşmaktadır. Bu çalışmada Demografik Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği, Mizah Yoluyla Başka Çıkma Ölçeği ve Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Verilerin analizleri yapılırken IBM SPSS 26.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Bağımsız Örneklem t-Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi ve Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda ikincil travmatik stres ve mizah yoluyla başa çıkma arasındaki ilişkide kaygının aracı rolü olduğu bulunmuştur. Ayrıca yaşa göre istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamalarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. 18-24 yaş grubunda bulunan katılımcıların istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamaları en yüksek, 25-44 ve 65+ yaş gruplarında bulunan katılımcıların puan ortalamaları ise en düşüktür. Çocuk sahibi olma durumuna göre istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık, ikincil travmatik stres puan ortalamaları anlamlı bir farklılık göstermektedir. Çocuk sahibi olmayan katılımcıların istemsiz etkilenmeler, kaçınma, uyarılmışlık ve ikincil travmatik stres puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksektir. İstemsiz etkilenmeler puanları ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkilerin bulunmuştur. Kaçınma puanları ile mizah yoluyla başa çıkma, durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında düşük ve orta düzeyde pozitif ve negatif yönlü ilişkiler olduğu bulunmuştur. Uyarılmışlık puanları ile durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkilerin olduğu bulunmuştur. İkincil travmatik stres puanları ile mizah yoluyla başa çıkma, durumluk kaygı ve sürekli kaygı puanları arasında sırasıyla düşük ve orta düzeyde negatif ve pozitif yönlü ilişkilerin bulunduğu gözlenmiştir. Mizah yoluyla başa çıkma, durumluk ve sürekli kaygının birlikte istemsiz etkilenmeler, kaçınma ve uyarılmışlık ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: İkincil travmatik stres, mizah yoluyla başa çıkma, kaygı
Stresle başa çıkmanın yordayıcıları olarak erken dönem uyumsuz şemaları ve öz anlayış
Erken dönem uyumsuz şemalar, çocukluk döneminde yaşanan ve etkileri hayat boyunca gözlenen olumsuz olaylar ya da travmaları içermekte, stresle başa çıkma becerisi gibi hayatın içinde yer alan konularda etkisini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı stresle başa çıkmanın yordayıcıları olarak erken dönem uyumsuz şemaları ve öz anlayışı araştırmaktır. Bu çalışma 2020 yılında İstanbul ilinde eğitim-öğretime devam eden kolaylı örnekleme yöntemiyle belirlenen 381 üniversite öğrencisinin (224 kadın - 157 erkek) katılımıyla gerçekleşmiştir. Öğrenci Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin analizleri için, 'Korelasyon Analizi', 'Çoklu Regresyon Analizi', 'Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)' , 'Bağımsız Örneklem T-Testi' kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; ''Dine Sığınma'' stresle başa çıkma tutumunun negatif yönde yordayıcıları olarak 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' ve 'Tehditler Karşısında Dayanıksızlık' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Dış Yardım Arama'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Onay Arayıcılık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' , 'Tehditler Karşısında Dayanıksızlık' , 'Duygusal Yoksunluk' , 'Kendini Feda' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Aktif Planlama'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Sosyal İzolasyon/Güvensizlik' , 'Cezalandırılma' ve 'Yüksek Standartlar' erken dönem uyumsuz şemaları ve Öz-Anlayış olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' ve 'Duygusal Yoksunluk' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kaçma (Duygusal-Eylemsel)'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Karamsarlık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Duyguları Bastırma' , 'Kusurluluk' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kaçma (Bio-Kimyasal)'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Duygusal Yoksunluk' , 'Ayrıcalıklılık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Onay Arayıcılık' ve 'Cezalandırılma' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kabul-Bilişsel Yeniden Yapılanma'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Cezalandırılma' erken dönem uyumsuz şeması ve Öz-anlayış bulunmuştur. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin verdiği yanıtlar aracılığıyla bu sonuçlara ulaşılması, çalışmanın sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erken dönem uyumsuz şemalar, Stres, Stresle Başa Çıkma, Öz anlayış
Konversiyon bozukluğunda psikolojik dayanıklılığın ve başa çıkma tarzlarının etkisi
Amaç: Konversiyon bozukluğu tanısı alan ve almayan kişilerde psikolojik dayanıklılık düzeyinin ve kullanılan stresle başa çıkma tarzlarının farklı olup olmadığını incelemektir. Yöntem: Araştırmaya; DSM 5 tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı alan 36 kişi ve herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı almayan 36 kişi olmak üzere toplam 72 kişi katılmıştır. Psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının konversiyon bozukluğu tanısı alanlarda faklı olup olmadığı, bağımsız örneklem t test analiz tekniği kullanılarak araştırılmıştır. Bulgular: Hasta grubu 32 kadın ve 4 erkek katılımcıdan oluşmaktadır ve yaş ortalamaları 35,94±10,65 olarak hesaplanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan 32 kadın ve 4 erkek katılımcının yaş ortalaması ise 36,17±10,72 olarak hesaplanmıştır. Konversiyon bozukluğu tanısı alan kişiler ve herhangi bir tanı almayan kontrol grubu arasında psikolojik dayanıklılık düzeyi ve stresle başa çıkmada kullanılan tarzlar bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada; konversiyon bozukluğu tanısı alan kişilerin psikolojik dayanıklılıklarının tanı almayanlara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzlarının kullanımına yönelik elde edilen sonuçlar ise; konversiyon bozukluğu tanısı alanların duygusal odaklı (kaçınmacı) yöntemleri daha fazla tercih ettikleri, problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha az kullandıkları yönündedir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Çocukluk dönemi travmatik yaşam olaylarına maruz kalmış yetişkin bireylerin benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada, çocukluk döneminde ebeveyn kaybı yaşamış yetişkin bireyler ile ebeveyn kaybı yaşamamış yetişkin bireylerin benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini, yetiştirme yurdu geçmişi olan çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşayan ve yetiştirme yurdu geçmişi olan çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan iki grup oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan 80 kişinin 52' sini ebeveyn kaybı yaşayan araştırma grubu, 28' ini ise ebeveyn kaybı yaşamayan kontrol grubu katılımcıları oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyo-Demografik Özellikler ve Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği (KİTO) ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Araştırmada, frekans analizi, tanımlayıcı istatistikler, ikili gruplar için bağımsız t-testi, oneway anova, Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmamızda iki grup arasında benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde ölçeklerin toplam puanları üzerinde anlamlı bir fark saptanmazken alt boyutlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan kişilerin, kişilerarası ilişkilerinde besleyici alt boyutun daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyn kaybı yaşayan ve yaşamayan iki grup arasında demografik değişkenlere bakıldığında, erkeklerin benlik saygısının kadınlara oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ebeveyn kaybı yaşamayan grupta ise kadınların kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde daha olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, ebeveyn kaybı yaşamayan grupta kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerileri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda, çocukluk dönemi ebeveyn kaybı yaşamayan kişilerin ebeveyn kaybı yaşayanlara göre kişilerarası ilişkilerinde besleyici ilişkiler kurdukları ve daha olumlu bir tutum sergiledikleri belirlenmiştir. Erkeklerin benlik saygısının kadınlara göre daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Ebeveyn kaybı yaşamayan kadınların, kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinde daha iyi oldukları gözlenmiştir. Ölçekler arasında kişilerarası ilişki tarzları ve baş etme becerilerinin birbiri ile ilişki içerisinde olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların kişilerarası ilişki tarzları olumlu yönde geliştikçe baş etme becerilerinin de olumlu yönde arttığı belirlenmiştir. Bu alanda yapılacak çalışmalar için uzun süreli, takip çalışması kullanılarak yapılacak olan araştırmalar önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Travma, çocukluk travması, benlik saygısı, kişilerarası ilişki tarzları, baş etme becerileri, yetiştirme yurdu