Westernization
109 theses under this subject heading
Türk edebiyatında ve Orhan Pamuk romanlarında Doğu-Batı sorunu
Türk romanının ortaya çıkışı Batılılaşmayla gerçekleşmiştir. Çalışma toplum bilimlerinin merkezinde olan bu konuyu romanlar aracılığıyla incelemektedir. Türk edebiyatının tarihsel gelişiminde bu amaçla belirli romanlar ele alınmaktadır. Orhan Pamuk'un biyografisi ve romanları ise çalışmanın merkezindedir. İncelenen bütün romanlarda Doğu-Batı sorununun nasıl biçimlendiği araştırılmaktadır. Literatür taraması ve metin analizi ile önceden yapılmış çalışmalar derin olarak incelenmiştir. Sanatçıların konuyla ilgili yaklaşımlarının belirlenmesi çalışmanın temel ilkelerindendir. Çalışmanın sonunda elde edilen analizler yeni bir bakışla ortaya konmaktadır.
Osmanlı modernleşmesinde eğitim, sanat ve kadın: İnas Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi örneği
Bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat Fermanı (1839) ile başlayan ve II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1918) boyunca devam eden Batılılaşma girişimlerinin Osmanlı İmparatorluğu'nu kadının özgürleşmesi bağlamında 'modernleşme' hedefine ulaştırıp ulaştırmadığını sorgulamaktadır. Çalışma, 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyıl başında uygulanan eğitim reformlarının detaylı bir dökümünü sunarken Osmanlı sanat zevki ve üretiminin de Batı etkisi altında geçirdiği evrimin eleştirel bir çözümlemesini yapmaktadır. Kadın, eğitim ve güzel sanatların kesişim noktasında bulunan İnas Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi'nin örnek kurum olarak karşılaştırmalı ve ontolojik tahlilini yapılmaktadır. Çalışmanın amacı okula güncel literatürde bahşedilen yüksek nitelikleri yapısöküme uğratarak tartışmayı Osmanlı kadın tarihinin post-sömürgeci/postmodern bir okumasına doğru ilerletmektir. Bu amaçla yazar, Rozsika Parker ve Griselda Pollock'ın 1980'lerde önerdiği feminist yöntemlerden esinlenerek geliştirdiği epistemolojik sorgulamalara başvumaktadır. Araştırma sırasında ulaşılan arşiv belgeleri ve verinin analiz edilmesiyle ulaşılan sonuçların ışığında, çalışma Türk modernleşmesi bağlamında hiyerarşik sınıf ve toplumsal cinsiyet ilişkilerini tartışmaya açmayı da amaçlamaktadır.
19.yüzyıl Türk musikisine batının etkileri
Bu çalışma klasik Türk musikisinin tarihsel gelişim süreçleri ile birlikte değerlendirilerek, kavramsal olarak tanıtıldıktan sonra, Türk musikisi ve batılılaşma kavramlarını karşılaştırmak için yazılmıştır. Batılılaşma kavramının Türk müziğine etkileri 19. yüzyıl boyunca dönemleri ayrılarak ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.
Muhafazakâr basında batılılaşma (1945-1960)
Bu çalışmada, 1945-1960 yılları arasında yayınlanan muhafazakâr mecmuaların "modernleşme" ve "Batılılaşma" ile ilgili görüş ve düşünceleri ele alınmıştır. Muhafazakâr yayınlar, Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanı ile hız kazanan modernleşme ve Batılılaşma eğilimlerine şüpheyle yaklaşmıştır. Türk kültürüne ve İslami değerlere olan gözle görülür hassasiyetle bu yayınlar, aşırı Batılılaşmaya eleştirel yaklaşarak buna karşı fikri bir mücadele yürütmüştür. Nitekim bu yayınlarda, Batılılaşma kapsamındaki hareketlere ve Batı'dan gelen değerlere karşı Türk ve İslam gelenekleri ön plana alınarak karşılık verilmiştir. Muhafazakâr yayınlarca kaleme alınan görüşler, tarihsel bütünlüğü dikkate alınarak aktarılmıştır. Demokrat Parti (DP)'nin iktidara gelişinin ardından Türk matbuat hayatında beliren hürriyet ortamı ile muhafazakâr yayınlar, bilhassa Batılılaşmaya olan eleştiriyi en üst seviyeye çıkarmıştır. Batılılaşmaya olan ilginin ahlaki ve dini değerlere zarar verdiği düşüncesi, muhafazakâr basının bu kavramlara olan bakışını belirleyen en önemli faktör olmuştur
Osmanlı Devleti'nin son döneminde Avrupalı müzisyenlerin padişahlara ithafen yazdıkları marşlar
İnsanların doğadaki sesleri taklit etmesiyle başlayan ve insanoğlunun gelişmesine paralel olarak taklitten öte anlamlar ihtiva eden müzik, zaman içersinde insanlığın duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde ifade edebildikleri bir yol haline gelmiştir. Binlerce yıllık bir tarihi süreçten süzülüp gelen Türk kültüründe müzik, Türk topluluklarının vazgeçilmez bir kültür öğesine dönüşmüş, yaşamlarını anlatmanın en derin ifadesi haline gelmiştir. Müzik yaşamındaki ve anlayışındaki gelişmeler doğrultusunda Türkler, yüzyıllar boyunca ?tek sesli? müzik icra etmişlerdir. Bu büyük topluluğun bir şubesi olan Osmanlı Devleti de XIX. yüzyıla kadar bu icra biçimini benimsemiş ve devam ettirmiştir.Hiç şüphe yok ki XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti için bir dönüm noktasıdır. Bu yüzyıla kadar yaşanan olumsuzluklardan sıyrılma ve değişen dünyaya uyum sağlama kaygısıyla köklü ıslahatlar gerçekleştiren Sultan II. Mahmud (1808?1839), askeri ve siyasi alanlardaki değişiklikler ile yeni bir Osmanlı çehresi inşa etmeye çalışmıştır. Gerçekleştirilen bu değişim hareketleri ?Batılılaşma? olarak adlandırılmış ve en büyük değişim müzik alanında gösterilmiştir. Devlet eliyle başlatılan ve yürütülen Batılılaşma faaliyetleri çerçevesinde Avrupa müziğine ilgi artmış ve Avrupalı sanatçıların eserlerine daha fazla iltifat edilmeye başlanmıştır. Türk müzik kültürüne Batı tarzında müzik anlayışının tesir etmesi bu döneme rastlamaktadır.Avrupa'dan sanatçılar davet edilmiş, devlet desteği ve teşvikiyle Batı tarzında müzik eğitimi faaliyetleri hız kazanmıştır. Bir yandan devlet bünyesinde Batılı anlamda okullar (Muzıka-yı Hümayun), orkestralar, bandolar kurulmuş, öte yandan Avrupalı sanatçıların müzik eserlerini icra etmeleri için konserler tertib edilmiştir.Osmanlı Devleti, Batı müziğini Avrupalı olmanın bir şartı olarak benimsemiş ve büyük bir teveccüh göstermiştir. Bu sebeple Osmanlı Devleti'nin gösterdiği bu yoğun ilgi karşısında Avrupalı sanatçılar adeta bir yarış içerisine girmeye başlamışlardır. Sanatçıların çeşitli vesilelerle padişahlara besteler yapmaları ve bu bestelerin kabulü kendileri için büyük bir prestij haline gelmiştir.1808?1922 yılları arasını konu edinen bu çalışmada Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi taranmış, Avrupalı sanatçıların padişahlara takdim ettikleri marşlar incelenmiştir. Elde edilen veriler dönemin siyasi, askeri, sosyal şartları göz önüne alınarak özenli bir şekilde yorumlanmıştır. Böylece tarihe müzik penceresinden bakılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Muzıkâ-i Humayûn, Müzik, Marş.
1920-1930 yılları arasında yayımlanmış Türk romanlarında görülen değerler üzerine bir araştırma
Bu çalışmada 1920 ilâ 1930 dönemi Türk romanları taşıdıkları değerler açısından incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde değer kavramı, değerlendirme, değer atfetme ve değer biçme arasındaki farklar; değer kavramı konusundaki sosyal, psikolojik ve felsefî görüşler aktarılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde tespit edilen değerlerin tanımları ve seçilip incelenen romanların özellikleriyle ilgili kavramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Araştırmanın amacı, önemi, sınırlılıkları ve tanımları belirtilmiştir.Çalışmamızda, betimsel alan araştırması yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 1920-1930 yılları arasında yazılmış Türk romanları; örneklemini ise bu döneme ait ulaşabildiğimiz romanlar oluşturmuştur.Eserlerde işlenen değerler, ilgili kitaplardan fişlenerek bilgisayara aktarılmış, elde edilen veriler nitel açıdan sınıflandırıldıktan sonra, genel değer yargıları açısından yorumlanmıştır.Sonuçta söz konusu dönemde yazılan romanlarda dinî, ahlakî ve estetik değerleri yoğun olarak işlendiği, Batılılaşma anlayışının bir değer olarak yazarlar tarafından romanlarda işlendiği görülmüştür. Batılılaşmanın ortaya çıkardığı temel sorunlar dönem romanları tarafından irdelenmiştir. Asrî yaşam tarzının ahlakî değerlerde oluşturduğu yozlaşma ile aile bireyleri arasında oluşturduğu çatışma üzerinde çoğu dönem romanı durmuştur.Romanların sınıflamasında da belirttiğimiz gibi Tanzimat döneminden beri romanı, toplumu eğitme amacıyla kullanan yazarların bu niyetine yönlendirmeyi de eklediği görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Değer Kavramı, Cumhuriyet Romanı, Romanlarımızda İşlenen Değerler, Batılılaşma Sorunu
Türk ve fars şiirinde yenileşme hareketlerine karşılaştırmalı bir bakış
Bu çalışmanın çıkış noktası, on dokuzuncu asrın ortasından yirminci asrın ilk çeyreğine yakın olan bir zaman dilimine gelinene kadar Türkiye ve İran'ın Batılılaşma cereyanı bağlamında, modern Fars şiirinin oluşum sürecinde beslendiği başlıca kanallardan birisinin modern Türk şiiri oluşu fikridir. Çalışmada ele alınan verilerin başlıca membaı olan tarihsel münasebetler ve benzerlik gösteren modernleşme faaliyetleri birinci bölümde ele alınmıştır. İkinci bölümde Fars şiirine nazaran yarım asırdan daha uzun bir süre evvel Batılı şiir kaynakları ve çağdaş zihniyetle tanışan Türk şiirinin yenileşme evreleri Tanzimat ve Servet-i Fünûn devirleri olmak üzere ortaya konulmuştur. İran'da Meşrutiyet hareketinden önce ilk kıvılcımları ortaya çıkan ancak bu hareket neticesinde doruk noktasına ulaşan modern Fars şiiri ise Meşrutiyet öncesi ve Meşrutiyet devri olmak üzere çalışmanın üçüncü bölümünde ve iki devir olmak suretiyle ortaya konulmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde önceki üç bölümün hazırladığı bir zeminde Türk şiirinin modernleşme devrinde yeni Fars şiirinin beslendiği başlıca kanallardan birisi olduğu fikrini pekiştirecek şiir örnekleri ve bu örneklerin bağı irdelenmiştir. Çalışmamızda Türk şiirinin 1860-1901 yılları ve Fars şiirinin 1906-1925 yıllarının ele alınmasının nedeni esasen tespit edilen tesir cereyanının bu devire ait olmasından ileri gelmektedir. Bu devirde İran'ın Batı ve Batılı zihniyete açılan kapısı olma özelliğini taşıyan Osmanlı İmparatorluğu ve bilhassa da İstanbul, sözü geçen edebi etkilenme bağlamında önemli bir rol oynamıştır. Türk şiirinin bahsi geçen züre zarfında Fars şiirinin modernleşmesine etki edişi meselesine dair elde edilen bilgilerin tümünü doğru ve sağlam bir temele oturtmanın ve esasen çalışmanın tetkik yönteminin başat şartı olan tarih şuuru bu tetkikte önemli bir yere sahiptir. Çalışmada ele alınan şiir cereyanı on sekizinci ve on dokuzuncu asır gibi buhranlı bir devre ayna tutma ve sosyal, siyasal ve kültürel şartların bir yankısı olma özelliğini taşır. Bu yönüyle de bu çalışma, bilhassa İslam sonrasına ait olan tarihsel sürecin hemen her devrinde teamül halinde olan Türkiye ve İran'ın Batılılaşma devrine ait ortak yarım asrına ayna tutma ve bu teamülün odağında şiir türünde oluşan tesir meselesini ortaya koyma gayesiyle hazırlanmıştır.
Batılılaşma dönemi Osmanlı mimarisinde İstanbul minareleri (1703-1922)
Bu tez çalışması Lale Devri ile başladığı kabul edilen Osmanlı Batılılaşma Dönemi mimari üslubu ve 20. yüzyılda etkili olan Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ile İstanbul'da inşa edilen minareleri konu almaktadır. Osmanlı Batılılaşma Dönemi mimarisinde Batı'dan alınan yeni yapı türleri ve mimari süsleme öğeleri bu dönem mimarisini şekillendiren başlıca unsurlardır. Avrupa etkili mimari akımlar Osmanlı mimarisini kronolojik bir sıra ile etkilemiştir. 18. yüzyılın ilk yarısından itibaren etkisini gördüğümüz Barok üslup ile ince, uzun ve süslü minareler inşa edilmeye başlanmıştır. Kaideler uzun formda ve süslemelerin yer aldığı bir bölüm olmuştur. Pabuç mimari bir gereksinimi karşılamaktan çok, süslemelerin yer aldığı bir unsur haline gelmiştir. Minare şerefelerindeki mukarnasaların yerine bilezikler, konsollar ve nadiren istiridye kabuğu biçiminde silmeler kullanılmaya başlanmıştır. Pek çok farklı tipte taş külah inşa edilmiştir. 19 yüzyıl mimarisinde, Batı etkili Barok ve Rokoko üsluplarının yanı sıra, Ampir, Neoklasik, Art Nouveau ve Oryantalizm gibi farklı akımlar da etkin rol oynamıştır. Bu üsluplar tek tek veya eklektik tarzda bir arada kullanılmıştır. Batılı etkiler 20. yüzyılda gelişen Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ile etkisini kaybetmeye başlamıştır. Bu dönem mimarisinde Osmanlı Klasik Dönemi'nin mimari form ve özellikleri örnek alınmıştır. Tez çalışması kapsamında 69 caminin minaresi ele alınmıştır. Bu minarelerin fotoğrafları çekilip, çizimleri yapılarak bir katalog bölümü oluşturulmuştur. Değerlendirme ve Sonuç bölümünde, ele alınan minareler konum, form, malzeme ve süsleme özellikleri açısından incelenmiştir. Ele alınan örnekler hem kendi içinde değerlendirilmiş hem de önceki dönem örnekleri ile kıyaslanarak minarelerin bu döneme özgü özelliklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Batılılaşma Dönemi, Osmanlı Mimarisi, Minare.
Müslüman Osmanlı kadınlarının gündelik hayatı: Hanımlara Mahsûs Gazete (1895-1908)
The creation of the concept of the Ottoman ?citizenship? paved the way for a fresh understanding of ?new identities? for the Ottoman subjects and the previously neglected parts of society such as women and children, gained more currency during this construction process. Although social transformations mainly started in the Tanzimat era, they really blossomed after the Tanzimat, especially in the reign of Sultan Abdülhamid II. In this era, the concept of modernity influenced by the West started to be internalized by the society, mostly by the upper and middle classes and the printing press becomes one of the prominent means to reflect on this transformation.Published for thirteen years (1895-1908) Hanımlara Mahsûs Gazete (Newspaper for Ladies), with its articles and news published on education, family, household, household management, child-rearing, hygiene, health, beauty, embroidery, leisure and fashion is a precious source reflecting the ?ideal? everyday life of an ?ideal? Ottoman woman of the upper and middle classes of the Ottoman society in the era of modernization and westernization as well as oppressive censorship policies of Sultan Abdülhamid II on the press.In this sense, the main argument of this thesis to examine the characteristics of an urban, upper and middle class ?ideal Ottoman Muslim woman or womanhood? and her ?attributed? everyday life during the reign of Sultan Abdülhamid II according to the articles in Hanımlara Mahsûs Gazete.
Symbols of Kemalism'in in nation state building
In the early periods of the Republic of Turkey, which was established after the War of Independence, nation building and the implementation of Western model reforms throughout the country occupied an important place in the policies of the Kemalist government. In this direction, the Kemalist founding staff wanted to transform a society, most of which lived in rural areas and where the rate of reading and writing was very low, within the scope of Kemalist reforms and according to the Western model. The Kemalist elite also aimed to bring a spirit of nationalism to this society based on Turkish ethnic elements. In this sense, the government used many methods to reach the people in a society where the literacy and writing rates were low and to make them adopt the reforms within their own ideology. These methods were sometimes educational institutions that would raise new generations within the scope of Kemalist policies, and sometimes they were different tools designed for the illiterate public and appealing to visuality. Within the scope of the subject, modern cities designed in the Western model, monuments and statues of Atatürk, banknotes of the Early Republican Period and visuals of postage stamps from this period aimed to make the illiterate people adopt the ideology of the Kemalist government and thus give legitimacy to the government. Similarly, the Kemalist government used women as a symbol of civilization and an advertising face against Western civilization within its own policies. Another reason why the government focuses on women's policies is that in the society planned to be transformed in the construction of a nation-state, the first educator to raise future generations is a woman, in her duty as a mother. Kemalism tried to achieve social transformation through music in the Western model, and in this sense, folk songs and folk songs, which were thought to be monophonic, were compiled and tried to be made polyphonic with Western musical techniques. In this regard, Kemalism, which aimed at a Westernization project in every aspect, wanted to impose its own ideology on the people. Ultimately, these tools, which were aimed at implementing the Kemalist government's own methods, became symbols of Kemalism by identifying with the Kemalist ideology.
Türk Düşüncesi Dergisi'nde medeniyet sorunsalı
Türk Düşüncesi Dergisi yayımlandığı dönemlerde Türk fikir hayatına yön veren pek çok yazarı ve onların görüşlerini ihtiva eden bir düşünce dergisidir. Medeniyet meselesi ve medeniyetin sahip olması gereken özellikler dergide farklı yazarlar tarafından irdelenmiş, açıklanmaya çalışılmıştır. Literatüre bakıldığında medeniyetin henüz üzerinde mutabakata varılmamış bir kavram olduğu anlaşılmaktadır. Bazı düşünürler medeniyeti bir teknolojik üstünlük, bazıları bilimde ileri olmak, bazıları ise estetiğin ve mimarinin ön plana çıktığı bir nizam olarak görmektedir. Buna ek olarak medeniyeti hukukta ve adalette ileri gitmek olarak algılayan düşünürler de mevcuttur. Türk Düşüncesi Dergisi medeniyet sorununa ilişkin eleştirel bir bakışla yapılmış tahliller içermektedir. Dergide medeniyet, medeniyet buhranı, batılılaşma, inkılap ve şahsiyet kavramları derinlemesine ele alınmış ve doğu-batı sentezi fikri üzerinde durulmuştur. İlk sayısı Aralık 1953'te çıkan Türk Düşüncesi Dergisi toplam 63 sayı basılmıştır. 1960 darbesi ile derginin yayım hayatına son verilmiştir. Derginin editörü ve sahibi Türk edebiyatının önde gelen romancılarından olan Peyami Safa'dır. Ancak Peyami Safa bu dergide hiçbir edebi yazı kaleme almayarak, düşünür kimliğiyle karşımıza çıkmaktadır. Safa Türk Düşüncesinde özellikle batılılaşma, medeniyet ve ahlak buhranı üzerine felsefi tahliller yapmıştır. Derginin fikir çerçevesini çizen diğer yazarlar İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Hilmi Ziya Ülken ve Mustafa Şekil Tunç'tur. Türk Düşüncesi Dergisinde enine boyuna masaya yatırılan medeniyet kavramı, her şeyden önce bir ahlak nizamıdır. Medeniyet bir birikimin neticesi olarak ortaya çıkar ve geçmişten alınan güçle ileriye doğru yapılan hamlelerdir. Türk Düşüncesi Dergisine göre bir medeniyetin kurulması ve ihya edilmesinde etkili olan bir takım unsurlar vardır. Bu unsurları dil, din, kültür, bilim, felsefe, sanat ve edebiyat başlıkları altında toplamak mümkündür. Bu unsurlar dergide tespit edilerek, ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Türk Düşüncesi Dergisinde yer alan temel iddialarından birine göre Batı medeniyeti bir buhran ve çöküntü içerisindedir. Özellikle Peyami Safa tarafından kaleme alınan yazılarda Batının teknolojide ileri olmasına rağmen, ahlaki olarak bir buhran yaşadığı ileri sürülmektedir. Dergiye göre medeniyet buhranı, çoğu zaman o medeniyeti oluşturan bireylerdeki ahlakın ve ardından şahsiyetin çöküşüyle birlikte gelir. Dergide medeniyet ile şahsiyet arasında benzetme yapılması dikkat çekicidir. Medeniyetlerin de bir şahsiyeti olduğu, bu şahsiyetin kendi kendini inşa ettiği üzerinde durulmaktadır. Dolayısıyla, şahsiyetin temelinde ahlak olduğu gibi, medeniyetin de temelinde ahlak olduğu belirtilmiştir. Bu çalışma Türk Düşüncesi Dergisinde ele alınan medeniyet buhranını felsefi bir bakışla tahlil emek amacı ile yapılmıştır. Bu düşünce etrafında batılılaşma, inkılap, doğu-batı sentezi ve şahsiyet meseleleri irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Düşüncesi Dergisi, Medeniyet, Batılılaşma
Atatürk'ün çağdaşlaşma anlayışı
15'inci yüzyılın ortalarından itibaren ?Cihan Devleti? konumuna ulaşan Devlet-i Ali Osman (Yüce Osmanlı Devleti), 19'uncu yüzyıla gelindiğinde, askeri gücünü büyük ölçüde kaybetmiş, Sanayi Devriminden olumsuz etkilenmiş, kapitülasyonların etkisi, tımar sisteminin bozulması ile ekonomik alanda zayıflamış ve eğitim alanında çağın gerisinde kalınması sonucu dağılmakla karşı karşıya kalmıştır. Devleti içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmaya yönelik dar kapsamlı reformlar yapılmaya çalışılmışsa da bunlar yeterli olmamıştır. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük şeklinde beliren fikir akımları realiteden uzak kalmışlardır.Birinci Dünya Savaşı sonunda ülke işgal edilmiş, denetim İtilaf Devletleri'nin eline geçmiştir. Bu ortamda Mustafa Kemal Atatürk, Türk ulusunu arkasına alarak Milli Mücadele hareketini başlatmış ve dünyada emsali olmayan bir zafer kazanmıştır.Atatürk askeri alanda kazanılan zaferi yeterli görmemiştir. O'nun için asıl hedef Türkiye Cumhuriyeti devletini çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmaktır. Çağdaşlaşma hamlesini gerçekleştirmek için siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda inkılaplar yapılmıştır. İnkılapların en büyük özellikleri birbirlerini tamamlayan yapıda olmaları ve Türk ulusuna hak ettiği insanca yaşam ortamını sunmalarıdır.Atatürkçülük, Türkiye gerçekleriyle uyuşan, Türk ulusunun yapısına uyum sağlayan, hayalcilikten uzak ve uygulanabilir bir içeriğe sahiptir. Atatürk'ün çağdaşlaşma anlayışı dönemin fikir akımlarının ve ideolojilerinin üzerinde, statükocu değil, yaşayan bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şerif Mardin'in modernlik anlayışı
Bu çalışmada Şerif Mardin'in Türk modernleşmesini algılayış ve kavramsallaştırma biçimi ele alınmıştır. Mardin, Türk modernleşmesini merkez-çevre ilişkileri ekseninde irdelemektedir. Mardin'e göre merkez-çevre kopukluğu Türk modernleşmesi sürecinin en karakteristik özelliğidir. Mardin, Türk modernleşmesinin ilk dönemlerini Batılılaşma olarak kavramsallaştırmaktadır. Mardin, bu dönemi Yeni Osmanlılar ve Jön Türkler gibi muhalif aydınların düşünceleri üzerinden değerlendirmektedir. Çünkü Mardin'e göre Türk modernleşmesinin ilk taşıyıcıları bu muhalif aydınlardır. Mardin, Atatürk devriminin de bir modernite projesi olduğunu ifade etmektedir. Ancak Mardin'e göre bu projenin bazı zaafları vardı. Bu zaaflar farklı alternatiflerin doğmasına sebep olmuştur. Nur Cemaati bu alternatiflerden biridir. Mardin'e göre bu cemaat alternatif bir modernleşme akımıdır. Mardin, Türk modernleşmesini çözümlerken Türk toplumunun tarihsel ve sosyal özgüllüğünü göz önünde bulundurur, bu süreçte yaşanan çelişki ve gerilimleri göz ardı etmez. Mardin, Türk modernleşmesini iktisadi kalkınma, teknik ilerleme gibi değişkenler üzerinden değil; daha çok sosyal ve kültürel değişkenler üzerinden irdelemektedir. Böylece, Mardin, Türk modernleşmesini kültüralist modernite kuramının içinden okumaktadır.
Osmanlı Devleti'nin batılılaşma sürecinde klarnetin konumu
Bu çalışmada 1690 yılında Alman çalgı yapımcısı J. C. Denner‟in chalumeau‟dan (şalümo) geliştirmiş olduğu tahta üfleme çalgılar üyesi olan klarnetin, Osmanlı Devletindeki Muzıka-ı Humayun‟dan sonraki gelişimi irdelenmektedir. Batı devletleri ile gelişen ikili ilişkileri sonucunda yaşanan değişimler ve Osmanlının batılılaşma süreci bu değişimi koşutlayan en önemli faktörlerdir. Klarnetin Mehterhane‟den Muzıka-ı Humayun‟a uzanan tarihsel süreç içindeki konumu ve önemi, bu çalgının Osmanlı dönemindeki değişimine ışık tutacak nitelikleri göz önüne sermektedir. Anahtar Kelimeler Chalumeau, Klarnet, Mehterhane, Muzıka-ı Humayun
Türkiye'de modernleşme süreci'nde basın: Ulus Gazetesi'nin modernleşme söylemi
Bu çalışmada, ilk olarak 14 Eylül 1919 yılında İrade-i Milliye adıyla, ardından 10 Ocak 1920 yılında Hakimiyet-i Milliye adıyla ve daha sonrasında dil devrimine uygun olarak 28 Kasım 1934 yılında Ulus adıyla yayımlanmaya başlayan gazetede yer alan haberlerin "Türk Modernleşmesi"ne olan etkileri tartışılmıştır. İktidarın görüşlerini topluma aktaran ve yeni demokrasi ilkelerini topluma sunan Ulus Gazetesi'nde, 1935-1938 yılları arasında modernleşme söylemi içeren haberler eleştirel söylem analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, modernleşme-batılılaşma kavramı üzerine odaklanılmış ve modernleşme olgusunun tarihsel dinamikleri ele alınmıştır. XVI. ve XVII. yüzyılda Rönesans ve Reform, sonrasında Sanayi Devrimi'ne dayanan modernleşme hareketleriyle birlikte Batı'nın ilerleme kaydetmesi, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gerilemenin ardından başlayan modernleşme denemeleri ve bu denemelerin cumhuriyet dönemine kadar uzanan tarihi söz konusu bölümün temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Osmanlı-Türkiye modernleşme süreci söz konusu bölümde incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, genel hatlarıyla Cumhuriyet Dönemi modernleşmesi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, Cumhuriyet Dönemi modernleşmesinin siyasal, ekonomik, hukuki, toplumsal ve kültürel gelişmeleri söz konusu bölümde ele alınmıştır. Öte yandan, 1930'lu yılların genel durumu ve yaratılmak istenen ulusal kimlik olgusuna da bu bölümde değinilmiştir. Ayrıca, ikinci bölümde modernleşme sürecinde basının rolüne genel hatlarıyla yer verilmiştir. Çalışmanın çözümleme bölümünde ise, Ulus Gazetesi'nin tarihi, yayın amacı ve yayın politikası dönem koşulları göz önünde bulundurularak irdelenmiştir. Ulus gazetesinde 1935-1938 yılları arasında yayımlanan ve modernleşme söylemi içeren haberler eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, çalışmanın birinci ve ikinci bölümünde yer alan kuramsal arkaplan bağlamında değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, tek parti hükümetinin resmi yayın organı niteliği taşıyan Ulus gazetesinde yer alan haberlerin ulusal bir bilincin yansıtılmasında, modernleşme bağlamında Türkiye'nin gelişmesi ve kalkınmasında ve yapılan devrimlerin heyecanının yansıtılmasında önemli bir rol oynadığı ortaya konulmuştur. Bununla birlikte, gerçekleştirilen devrimlerde ve modernleşme hareketlerinde Atatürk'ün öneminin vurgulanması, Osmanlı geçmişinin reddedildiği söylemlerin ön plana çıkarılması, Türk modernleşmesinin olumlanması ve iktidar söyleminin yeniden üretilmesi bağlamında Ulus gazetesinde yer alan modernleşme söylemi içeren haberlerin önemli bir ölçüde belirleyici olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, batılılaşma, basın, Kemalizm, Ulus Gazetesi.
Milli Edebiyat Dönemi Türk Romanında batı algısı
II. Meşrutiyet'in ilanı büyük bir açlıkla beklenen hürriyet fikrini getirmesi bakımından Osmanlı Batılılaşması için oldukça önemli bir aşamadır. II. Meşrutiyet'in akabinde milliyetçi isyanlar ve savaşlar neticesinde oluşmaya başlayan Milliyetçilik fikri oluşur. Özgürleşen Batılılaşma cereyanı ile milliyetçilik akımının fikrî sentezinden oluşan Milli edebiyat dönemi romanları bu iki zıt fikrin işlenmesi bakımından önemli bir yere sahip olmaktadır. Bu bakımdan Milli edebiyat romanları Batı'nın eleştirisi ve gerekliliği konusunda zengin verilere sahiptir. Bu çalışmamızda Milli edebiyat romancılarından Peyami Safa, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay'dan seçtiğimiz romanların barındırdığı Batılı unsurları inceleyerek Milli edebiyat döneminde mevcut olan Batı algısını tespit etmeye çalışacağız.Anahtar Sözcükler: Milli edebiyat, roman, kültürel değişim, Batılılaşma
Alev Alatlı'nın fikirlerinin sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Türkiye'de edebiyat, Batı'daki değerinin aksine uzun yıllar sosyal bilimlerin odak noktasının dışında kalmıştır. Oysaki edebiyat disiplini, felsefe ve sosyal bilimler, özellikle de sosyoloji için çok değerli bulguların yer aldığı bir bilgi deryasıdır. Türkiye'de, romancı kimliğiyle tanınan Alev Alatlı, ülkemizdeki çoğu sosyal bilimcinin aksine, toplumsal konuları ve sorunları tahlil ederken, edebiyat alanından önemli ölçüde istifade etmiştir.Alatlı, Aristoteles mantığının tek düzeliğine karşın "saçaklı mantık"ın önemine vurgu yapan, bütüncül düşünce biçimini öne çıkaran, anti-pozitivist, gerçekçi bir romancıdır. Alatlı, Doğu-Batı ayrımı hakkındaki düşüncelerini, coğrafyadan ayrı olarak, biyofilik ve nekrofilik yönden kâinatı algılama tarzındaki farklılıkların üzerine kurmuştur. Alatlı'ya göre, Türk toplumu, Doğu ve Batı arasında arafta kalmış, ahlâk yapısı kapitalist sistemin zorlamasıyla göreceli ahlâka kurban gitmiş, değerler dünyasında büyük karmaşalar yaşamış, genç nüfusu cehalete yenik düşmüş, insanları Batılılaşmanın tesiriyle çeşitli açmazlarla karşı karşıya kalmış, kimlik bunalımı yaşamış, fertleri birbirine yabancılaşmış bir toplum haline gelmiştir.Alatlı, Türk toplumunun Batılılaşma süreciyle nekrofilik bir ruha büründüğünü, kendi yapısına ve dokusuna ters düşen bir yabancılaşma yaşadığını iddia etmiştir.Alatlı, Türk insanının derin kültürel bağlarında yatan özgürlük ruhuna vurgu yapmıştır. Alatlı, dünyayı tahakküm altına alan yağma düzenine eleştirel bakmıştır. Türk toplumunu dünyanın emniyet supabı olarak görmüştür. Alatlı, Türk toplumunun sahip olduğu değeri ve önemi fark etmiştir. O, Türk toplumunun özünü bulması için eserler kaleme almıştır.Tezimiz, Alatlı'nın kaleme aldığı yazıların ışığında, Türk toplumunu hangi dinamikler açısından nasıl değerlendirdiğini konu edinmiştir. Bunun yanı sıra tezimizde, Alatlı'nın toplum sorunlarına bakışını, Doğu-Batı ayrımına, Türk toplumuna ve insanına dair fikirlerini tahlil etmeyi amaçladık. Türkiye'de edebiyat dünyası ve sosyal bilimlerde önemli bir yere sahip olan Alatlı'nın görüşlerini genel ivbir çerçeveye oturtmaya çalıştık. Tezimiz, genellikle edebi yönüyle ele alınmış olan Alatlı'yı, sosyolojik bir perspektifle bütün yönlerini incelemiş olan ilk çalışmadır.Anahtar SözcüklerAlev Alatlı, Aydınlanma, Modernizm, Postmodernizm, Pozitivizm, Oryantalizm, Yabancılaşma, Biyofili, Nekrofili, Batılılaşma, Türk Toplumu, Türk İnsanı, Aydın, Bütüncül Düşünce, Kavram Kargaşası, Saçaklı Mantık, Rölativistik Ahlâk, Murat
Ulus devletin bazı Avrupa ülkelerinde ve Türkiye'de oluşumu ve sorunları: Ötekileştiren ulus mu, ötelenen ulus mu?
Araştırmada, ulus devlet ve milliyetçiliğin yanı sıra, küreselleşme ve ulus devletin etkileşimi hakkında bilgi verilmesi; ulus devletin seçilmiş Avrupa ülkelerinde (İngiltere, Fransa ve Almanya) oluşumu ve sorunlarının ortaya konması; uluslaşma süreci sancılı ve sorunlu bir ülke olan Türkiye?nin ulus devlet konusundaki deneyimlerinin, eksiklerinin ve yanlışlarının ortaya konması ve bunlara dönük çıkarsamalarda bulunulması amaçlanmıştır. Ulus devletin doğuşundan günümüze kadar geçirmiş olduğu tarihsel gelişim süreci, temel nitelikleri, milliyetçilik, küreselleşme ve ulus devletin etkileşimi konusunda bilgi verilen bu çalışmada; seçilmiş Avrupa ülkelerinde ve Türkiye?de ulus devletin dünü ve bugünü, sorunları ele alınmıştır. Kapsam bakımından genişliği, seçilmiş Avrupa ülkeleriyle Türkiye?nin ulus devlet ve uluslaşma eğilimlerini, ulus devletin sorunlarını ve buna dönük çözüm önerilerini ele alması, ulus devlet konusuna `ekonomi cephesinden? yaklaşılması yönünden bu çalışmanın önem taşıdığı düşünülmektedir. Tarihsel ve betimsel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı çalışmada, öncelikle ulus devlet ve küreselleşme hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda ulus devlet ve milliyetçiliğin tarihsel gelişimi, ulus devletin temel nitelikleri, milliyetçilik türleri, küreselleşme ve ulus devletin etkileşimi hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra da, seçilmiş Avrupa ülkelerinde ve Türkiye?de ulus devletin oluşumu ve sorunlarına değinilmiştir. Bu bağlamda, Almanya, Fransa, İngiltere ve Türkiye?de ulus devlet profili, ulus devletin tarihsel gelişimi ve sorunları ele alınmıştır. Seçilmiş Avrupa ülkeleriyle Türkiye?de ulus devletin oluşumu ve sorunları konusu işlendikten sonra, çalışmada ele alınan ülkelerin ulus devlet macerası karşılaştırılmıştır. Çalışmanın son kısmında da çalışmaya ilişkin sonuca yer verilerek, çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Almanya, Batılılaşma, Burjuvazi, Fransa, Đngiltere, Kapitalizm, Küreselleşme, Milliyetçilik, Modernleşme, Ulus Devlet, Türkiye
Sırât-ı Müstakîm dergisinde garbiyatçı söylem
Bu çalışmada, esas olarak II. Meşrutiyet Döneminde (1908-1918) Osmanlı aydınlarının Batı algılamaları üzerine yoğunlaşılmıştır. Konu, batı, batılılaşma ve batı emperyalizmin en etkin ve baskın olduğu tarihsel konjonktür göz önüne alınarak Batı eleştirileriyle sınırı tutulmuştur. Araştırmanın sahası, o dönemin önde gelen yayın organlarından olan Sırat-i Müstakim (1908-1912) dergisi ve onun İslamcı yazar kadrosu olarak sınırlandırılmıştır. Yapılan çalışma, tarihi bir belge olarak duran ve bir dönemin en önemli dergilerinden biri olan Sırât-ı Müstakîm 'in yayınlandığı dönemin tarihsel özellikleri dikkate alınarak incelenmiştir. Sırat-i Müstakim Dergisi'nin yayınlandığı dönemde Osmanlı Devleti'nin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik durumu göz önüne alınarak irdelenmiş, derginin çıktığı dönemin genel özellikleri gözler önüne serilmiştir. Bu çalışma, tarihi belgeleri incelemekle birlikte sosyolojinin sağlamış olduğu bakış açısı ile ele alınmış, belirli bir kesiti incelemeye alarak derginin o dönemin genel havasında neye tekabül ettiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız, sosyolojik bakış açısıyla tarihi bir dönemi, sosyal, siyasal ve fikri zeminde irdelemeyi amaç edinerek "garbiyatçı söylem"i odak noktası olarak seçmiştir. Derginin genel yayın ilkesi doğrultusunda yayınlanan yazıların içerik incelemeleri yapılmış, bu dergide yazan yazanların genel düşünceleri irdelenerek "garbiyatçı düşüncenin" izlekleri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Avrupa, Garbiyatçılık, Japonya, Oksidentalizm, Oryantalizm, Sırât-ı Müstakîm
Doğulu iki aydının karşılaştırılması: Sâdık Hidâyet ve Cemil Meriç
Cemil Meriç ve Sâdık Hidâyet değerleri ve anlaşılmaları zaman almış iki yazardır. Türkiye ve İran'ın Batılılaşmalarının hemen hemen aynı döneme denk gelmesi, iki yazarın bu zorlu süreçten nasıl etkilendikleri sorusunu akla getirmiştir. Sorunun cevabı da Cemil Meriç'in, Bu Ülke; Sâdık Hidâyet'in, Kör Baykuş eserleri üzerinden verilmeye çalışılmıştır. Çalışma yapılırken, yazarların sadece edebi yönleri değil, sosyal ve toplumsal bakış açıları da dikkate alınmıştır. Sâdık Hidâyet'te daha çok sosyal değişimlerin gözlemleri görülürken; Cemil Meriç'te çözümlemeler ön plana çıkmaktadır. Bunda herhalde Cemil Meriç'te denemelerin, Sâdık Hidâyet'te ise roman, hikâye ve mektup gibi anlatıların ağır basması etkili olmuştur. Tez, iki yazar üzerinden Türkiye ve İran'ın Batılılaşma süreçlerine karşılaştırmalı bir bakışı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler: Batılılaşma, Bu Ülke, Kör Baykuş, Cemil Meriç, Sadık Hidayet.
Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun Türk imajı ile batılılaşmaya verdiği destek ve Türkiye'ye kazandırdıkları (1923-1942)
Çağdaş, bilim ve sanata önem veren bir toplum yapısında olmak tüm Dünya ülkelerinin en temel hedefleridir. Bu hedefler sayesinde toplumun refahı ve eğitim düzeyi artar. Türk Milletini bu hedefler üzerinde yükseltmek için hayatını adamış olan Mustafa Kemal, yaptığı devrimler ile Türk Milletinin Dünya karşısında kaybetmiş olduğu itibarını tekrardan daha güçlü bir şekilde geri kazanmasını sağlamış, bu kazanım Avrupa ve Dünya ülkeleri tarafından da takdirle karşılanmıştır.İslamiyet'in kabulünden önce kadını erkekle eşit kılan Türklerde, Devletin başı Hakan, eşi Hatun ile birlikte devleti temsil ederlerdi. İslamiyet'in kabulünden sonra Arap ve İran kültürünün zamanla yerleştiği Osmanlı İmparatorluğunda bu durum değişmiş, kadının toplumdaki yeri kaybolmuştur. Medeniyetlerin itibarını ve saygınlığını sarsan bu durumun yeniden iyileştirilmesi, bilim, fen, sanat ve ekonomik gelişmeleri sağlayan yeni Türk devrimleri sayesinde oluşmuştur. Bu devrimlerin öncülüğünü 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen Cumhuriyet üstlenmiş, mütakibinde teşkil edilmiş bazı kurumlar desteklemiştir. Bunların ilki Cumhuriyet'in kurulmasından 1 hafta sonra, 6 Kasım 1923 tarihinde Mustafa Kemal'in emriyle Kocaeli Mebusu Reşit Saffet ATABİNEN'E kurdurduğu, adı daha sonra Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu olarak değişecek Türk Seyyahın Cemiyeti'dir. Bu Kurum, çağdaş Türk toplumunu, Avrupa ve Dünya'ya nasıl tanıtırız çabasına girişmiş, Türk devrimlerini destekleyerek elde ettiği milli başarılarla bazı Dünya Ülkelerinin kafasında yer etmiş kötü Türk imajını değiştirmeyi başarmıştır.1939 tarihinde patlak veren 2'nci Dünya Savaşına kadar başarıları devam eden Kurum, bu dönemde faaliyetlerini durdurmuştur. Uzun süre durağan yaşamına devam ettikten sonra, Kurum'a yaşamını adayan ve 2002- 2003 tarihleri arasında Başkanlık yapan Çelik GÜLERSOY, Kurum'u şaha kaldırmış, Türk Yurduna layık eserler kazandırmıştır. Günümüzde de varlığını devam ettiren Kurum'un üstlendiği sorumluluklar zamanla her ne kadar azaltılsa da, Kemalist düşüncesinden sapmadan faaliyetlerini icra etmek için tüm varlığıyla çalışmaya devam etmektedir.
A late-modern story of Argentinean tango: The case of 21st century Istanbul
This study presents the contemporary story of tango in Istanbul. Nevertheless, it is the story of late-modern way of being in a Westernized culture. It asks the question of how is it possible that a 19th century lower class urban product of a culture and society that is different than 21st century Istanbul exists, circulates and is being practiced in the 21st century urban Istanbul. To answer this question, the study presents a contemporary story with three protagonists in the context of Istanbul tango: The rational capitalism; the emotional social; and the modern powerful progress seeker. It shows that contemporary tango in Istanbul is a symbol which presents the story of the modern individuals who I believe to have these three protagonists as one in themselves to different extents and in different equilibriums. I propose that tango as a practice and a dance form has become the symbol of the complex world order and late-modern conditions of life which shapes and is shaped by the educated late-modern individual in Istanbul in the late 20th and early 21st century. The modern social actors of tango use the practice and the community to reflect themselves when constructing their self identities. They deal with their identities on global and local scales, constantly adapting new information produced in social life to present, understand, define and redefine themselves, with his / her two basic modes of existence, from his / her point of view: Having and Being. Their reflection concentrates on possessions of power, progress, possibilities of self-creativity on the one hand and needs of sharing, love, socialization into a community and getting involved in productive activities on the other hand. The modern social actors use tango as a symbol of their increased interest in the search for intellectual capital/ new information, their desire / need to consume it and compete around it in their leisure times. They create and get involved in a culture industry in urban Istanbul, which has a strong tendency for commodification of various aspects of social life and art. These modern individuals use tango as one way to shape and reflect a Westernized urban middle and upper-middle class culture in their leisure times with their attempts to combine local and global scenes of life as well as reproducing a contemporary secular understanding of Turkish self in relation to newness, claims to Europe and global connectivity.To realize this study, I was involved in a fieldwork with participant observation, in depth interviews and qualitative content analysis. I chose to study with the first generation tango instructors, organizers and experienced practicioners of tango in the community. I chose to study with three particular tango schools in Istanbul and I participated various classes, milongas and festivals to have an understanding of the community and its social actors.
Atatürk Dönemi Türk kadınının değerlendirilmesine İngiliz basınından örnekler (1923-1938)
29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle Mustafa Kemal Atatürk'ün "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" olarak tanımladığı Çağdaşlaşma, bir başka deyişle Türk toplumunda zihinsel ve kültürel değişim hedeflenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Toplumsal yapılarda meydana gelen değişiklikler, aileyi şekillendiren temel unsur olan Türk kadınının toplum içerisindeki konumunu da etkilemiştir. Çalışmada İngiliz gazetelerinden yararlanmak suretiyle, Türk kadınının modernleşme sürecinde geçirdiği yapı değişikliğinin İngiliz basını tarafından nasıl algılandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada; nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmış ve Cumhuriyet dönemi bazı İngiliz gazeteleri incelenmiştir. Sonuç olarak; İngiliz Basınında Türk Kadınının gelişimi "Batılılaşma" olarak tanımlanırken; İngiliz politikasının, dönemin Türk Kadınını anlama boyutunda etkili olduğu görülmüştür.
Asker kökenli ressamların Türk resim ve grafik sanatına etkisi
Batılı anlamda Türk Resmi, manzara resmi ile başlar. Doğa görünümleri, özellikle orman resimleri en çok rastlanan konulardır. Kent görünümleri arasında da İstanbul manzaraları sıklıkla yer almıştır. Ve Türk Resim Sanatının başlangıcını araştırdığımızda bulduğumuz bilgiler bizi asker ressamlar konusunu da araştırmaya yöneltir. Bunun sebebi, Türk Resminin ilk örneklerini veren sanatçıların asker ressamlar olmasıdır.Osmanlı Devleti'nin batılılaşma hareketleri, ordudaki yeni düzenlemelerin bir sonucu olarak gündeme gelen teknik çizim ve topografi dersleriyle başlayan bu süreç günümüze kadar artarak ve gelişerek devam etmiştir. Osmanlı Padişahı III. Selim döneminde açılan Mühendishane-i Berri-i Hümayun ve Mühendishane-i Bahri-i Hümayun okullarının müfredatlarına resim derslerinin dahil edilmesi çok büyük bir adım olmuştur ve bu okullarda resim sanatımızın ilk temsilcileri yetişmiştir. Bu batılılaşma hareketlerini sivil okullar da takip ederek, bazılarının programlarına da resim dersleri konulmuştur.Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında bu araştırmada Asker Kökenli ressamların Türk Resim ve Grafik sanatların etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma genel tarama modellerinden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir.Araştırma iki bölümde incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, Türk Resim Sanatı nasıl başlamıştır?, Kimler öncü olmuşlardır?, Hangi evrelerden geçmiştir? Sorularına cevap aramaya çalışılmıştır. Ayrıca Türk Ordusunun kendi bünyesindeki askeri okullarındaki yenilik hareketleri ile Türk Resim sanatına etkileri araştırılmıştır.Askeri düzenin batılılaşma eğilimi ile yeniden organizasyonu askeri okulların kurulmasını sağladığı araştırmada elde edilen sonuçlardan biridir. Diğeri Bu okullarda yetiştirilen subaylara daha çok stratejik amaçlarla resim eğitiminin verilmesiyle subayların yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda sanata yönelmeleri dünyada benzerine rastlanmayan bir asker ressamlar olgusunun ortaya çıkmış olmasıdır.Araştırmanın İkinci Bölümünde ise Osmanlının son döneminden başlayarak batılılaşma hareketleri sonucunda batılı anlamda resim sanatına geçişte en önemli rol alan Askeri ressamların kimliklerinin tespiti, hayatları ve eserleri ile Türk resim sanatına olan katkıları kronolojik sırayla anlatılmıştır. Askeriyenin batılılaşma hareketleriyle başlayan ve Türk Askeri eğitim programına resim dersinin ilave edilmesi ve sarayın teşvikleri ile Avrupa'ya eğitim için gönderilen Asker ressamların öncülüğü ile Asker ressamlar olgusu oluşmuştur. Zamanla askeri okulları sivil okullar izleyerek Batılı anlamda resim sanatı yayılarak günümüze kadar gelmiştir. İstanbul'un coğrafi yapısı içinde Osmanlı kimliğinin anıtsal kuruluşları olan mimari yapılar içinde dolaşarak resimler çalışan bir asker sanatçı grubunun oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Asker Ressamlar Kuşağı sadece resim sanatı ile ilgili değil diğer sanat dallarıyla da (heykeltıraş, bestekâr, illizyonist, karikatürist v.s. gibi) ilgilenmiştirler.Anahtar Kelimeler: Asker, Ressam, Osmanlı, Türk, Resim Sanatı, Grafik Sanatı