Çocuk-okul öncesi
77 theses under this subject heading
18-36 aylık çocukların mizaç özellikleri ile problem davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, 18-36 aylık çocukların mizaç özellikleri ile problem davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada, tarama modelleri içerisinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu ise kartopu örnekleme yöntemi ile Edirne ili merkez ilçesinde ikamet eden 18-36 aylık çocuğu bulunan ebeveynler oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Erken Çocukluk Davranış Anketi" ve "1,5-5 Yaş Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerin analizinde Pearson korelasyon katsayısı, Hiyerarşik Regresyon analizi, Bağımsız Grup t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) teknikleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlara göre 18-36 çocukların mizaç özellikleri ile davranış problemleri arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. 18-36 aylık okul öncesi dönem çocukların duygusal ve davranışsal problemleri ile mizaçları arasından anlamlı bir ilişki olduğu davranış problemlerini mizaçları önemli derecede açıkladığı saptanmıştır. Ayrıca 18-36 aylık çocuğa sahip anne ve baba yaşları artarken çocukların içe dönük davranış problemi, dışa dönük davranış problemi ve genel davranış problemlerinin de azaldığı tespit edilmiştir. 18-36 aylık çocukların cinsiyetleri açısından genel davranış puanları ve dışa dönük davranış problemlerinde farklılık görülürken içe dönük davranış problemlerinde herhangi bir farklılık olmadığı saptanmıştır. 18-36 aylık çocukların zamanında doğup doğmama durumu, okul öncesi kuruma devam edip etmeme durumu, sosyo-ekonomik durum, çocuk sayısı ve anne baba öğrenim düzeyi açısından içe dönük davranış problemleri, dışa dönük davranış problemleri ve genel davranış puanlarında herhangi bir farklılık saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: problem davranış, mizaç özellikleri, okul öncesi
Okul öncesi kaynaştırma sınıflarında müzik etkinliklerinin kullanım durumu ve çocukların kavram gelişimleri ile akran kabullerinin incelenmesi
Araştırmada okul öncesi eğitime devam eden ve sınıflarında özel gereksinimli akranları bulunan çocukların sınıflarında müzik etkinliklerinin kullanım durumu ile çocuklarnı kavram gelişimleri ve akran kabulleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. İlişkisel tarama modeli ile tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu Kırklareli İli Merkez İlçesinde bulunan 2 bağımsız anaokulunun 6 farklı sınıfında eğitim gören yaş ortalaması 65 ay olan 103 çocuk ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında gerekli yasal izinler ve etik onaylar alınarak belirlenen çalışma grubuna ulaşılmış, katılımcı onamları alınmıştır. Öğretmenlerin sınıfta rutin olarak müzik etkinlikleri uygulama sıklıkları öğretmenlerce doldurulan bilgi formları aracılığıyla belirlenmiş, çocukların kavram gelişimleri ile akran kabullerini değerlendirmek içinse standart ölçme araçlarından faydalanılmıştır. Çocuklar hakkındaki detaylı bilgiler ise ebeveynlerince doldurulan demografik bilgi formu yoluyla elde edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler uygun bir istatistik paket programı aracılığıyla ilişki ve fark testleri kullanılarak incelenmiştir. Buna göre çalışma grubunda yer alan okul öncesi eğitim sınıflarında müziğin pek sık kullanılmadığı belirlenmiştir. Çocukların müzik etkinliklerine katılımları ile kavram gelişimleri ve akran kabulleri arasında ilişki bulunmamıştır. Çocukların müzik etkinliklerine katılımı anlamında çeşitliliğin olmamasının bu durumun nedeni olabileceği düşünülerek kavram öğretiminde ve akran ilişkilerinde kolaylaştırıcı rolü olan müzik etkinliklerinin farklı araştırma kurguları ile incelenmesi önerilmektedir.
Çocukların okul öncesi dönemdeki erken okuryazarlık becerisi ile ilkokul dönemindeki okuma becerilerinin karşılaştırılması
Bu araştırmada çocukların okul öncesi dönemdeki erken okuryazarlık becerisi ile ilkokul dönemindeki okuma becerilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma, 2022-2023 eğitim öğretim yılı güz döneminde Edirne ili Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı resmi ilkokullarda öğrenim görmekte olan, daha önce okul öncesi eğitim alan 99 ilkokul ikinci sınıf öğrencisi ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak; ilkokul ikinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin akıcı okuma ve okuduğunu anlama becerileri "Formel Olmayan Okuma Envanteri-FOOE" ve "Yanlış Analizi Envanteri" ile belirlenmiştir. Sınıf öğretmenlerinin öğrencilerin okuma performansını (akıcı okuma ve okuduğunu anlama) değerlendirmesi amacıyla "Sınıf Öğretmeni Anket Formu-SÖAF kullanılmıştır. İlkokul ikinci sınıf öğrencilerinin okul öncesi öğretmenlerinden okul öncesi dönemdeki erken okuryazarlık becerilerine yönelik görüş almak amacıyla "Erken Okuryazarlık Becerileri Değerlendirme Aracı Öğretmen Formu-EROBDA-ÖF" kullanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin okuma performansı ile ilkokul ikinci sınıftaki öğretmenlerinin ve çalışma grubundaki çocukların okul öncesi öğretmenlerinin geriye dönük görüşleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma bulgularından elde edilen sonuca göre okul öncesi dönemdeki erken okuryazarlık becerisi iyi düzeyde olan öğrencilerin bu becerisi ile ilkokul ikinci sınıfta okuma ve okuduğunu anlama becerisi arasında pozitif yönlü anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin okul öncesi dönem erken okuryazarlık becerisi ile ilkokul ikinci sınıftaki okuma süresi ve okuma hatası arasında ise negatif yönlü anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sınıf öğretmenlerinin ilkokul ikinci sınıf öğrencisinin okuma becerisi, genel akademik başarısı ve Türkçe dersindeki performansına yönelik görüşleri ile okul öncesi dönem öğretmenlerinin çocukların erken okuryazarlık becerilerine yönelik görüşleri arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlkokul ikinci sınıf öğrencilerinin okuma, okuduğunu anlama ve okuma süresi arasında pozitif yönlü anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Okuma süresi ve okuduğunu anlama performansı arasında anlamlı düzeyde negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca okuma hatası ile okuduğunu anlama performansı arasında negatif yönlü anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu, okuma hatası ile okuma süresi arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Okul öncesi dönem çocukların özel gereksinimli çocuğa karşı prososyal davranışı ile akran kabulü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada okul öncesi dönem çocukların özel gereksinimli çocuğa karşı prososyal davranışı ile akran kabulü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma yöntemiyle desenlenmiştir. Çalışma grubunu 2022-2023 Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı resmi ve özel okul öncesi eğitim kurumuna devam eden dört altı yaş arası toplam 267 çocuklar oluşturmaktadır. Çocukların %52.4'ü kız, %47.6'sı erkek; %33'ü dört yaş, %31'i beş yaş ve %36'sı altı yaştır. Çalışmada örneklem belirlemede uygun veya elverişlilik (convenience) örnekleme" yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanda veri toplama aracı "Okul Öncesi Kabul Ölçeği-OÖK" "Özel Gereksinimli Çocuğa Karşı Prososyal Davranış Ölçeği-ÖGÇKPDÖ" ve "Resimli Sosyometri Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada dağılım normalitesi sağlandığı için parametrik tekniklerin kullanılmasının uygun olduğu tespit edilmiştir. Çalışma veri analizinde Pearson korelasyon katsayısı, basit doğrusal regresyon analizi, bağımsız gruplar için t- Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulguları üç alt boyutta ele alınmıştır. Araştırma bulguları doğrultusunda çocukların özel gereksinimli çocuğa ne tür prososyal tepkiler vereceklerini bilmedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca okul öncesi dönem çocukların özel gereksinimli bir akranına karşı yardım etme eğiliminde oldukları ancak özel gereksinim konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip olmadıkların neyi nasıl yapacağını bilmediklerini söylemek mümkündür. Araştırma bulgularından elde edilen bir diğer sonuca göre okul öncesi dönem çocukların özel gereksinimli çocuğa karşı prososyal davranışı ile akran kabulü ve sosyometrik dereceleri değerlendirildiğinde; çocukların prososyal davranışının akran kabulü ve sosyometrik derecesi ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın üçüncü bulgusu doğrultusunda okul öncesi dönem çocukların cinsiyet, kardeş durumu, kardeş sırası ve kardeş sayısı gibi demografik değişkenlerine göre prososyal davranış puanları ve akran kabul puanları arasında anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur. Okul öncesi dönem çocukların daha önce okul öncesi eğitim alıp-almama durumu değişkenine göre prososyal davranışında anlamlı farklılık olduğu ancak çocukların akran kabullerinde anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiştir.
Batı Trakya'da yaşayan okul öncesi dönem çocukların öğrenme güçlüğü erken belirtileri ile yürütücü işlev becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Batı Trakya'da yaşayan okul öncesi çocukların öğrenme güçlüğü riski erken belirtisi ile yürütücü işlev becerisi arasındaki ilişkidir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışma 2025 yılında Yunanistan'ın Batı Trakya Bölgesi, Gümülcine şehrinde yaşayan beş ve alt yaş okul öncesi dönemdeki çocuklar ile yürütülmüştür. Katılımcılar kartopu örnekleme yöntemi ile belirlenmiş, aileler üzerinden zincirleme şekilde ulaşılarak veriler toplanmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Öğrenme Güçlüğü Erken Belirtileri Tarama Ölçeği ve Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlevler Envanteri kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde etik kurul izni alınmış, ardından gönüllü ailelere Veli Katılım Onam Formu verilmiştir. Her aileye ölçekler dağıtılmış tüm ölçme araçları iyi derecede Türkçe bilen ebeveynler tarafından doldurulmuştur. Veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Dağılım normalliği çarpıklık ve basıklık değerleri ile test edilmiştir. Dağılımın parametrik olduğu tespit edilmiştir. İlişkileri incelemek için Pearson korelasyon katsayısı ve Basit Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Cinsiyet, yaş, sosyoekonomik durum gibi değişkenlere göre farklılıkları belirlemek için Bağımsız Örneklem t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Anlamlı farklılıkların etki büyüklükleri için Cohen's d ve eta-kare (η²) değerleri hesaplanmıştır. Çalışmada okul öncesi dönemde öğrenme güçlüğü riski taşıyan çocukların oranı belirlenmiş, bu riskin yürütücü işlevlerin alt boyutları olan çalışan bellek ve ketleme becerileriyle nasıl ilişkilendiği değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularından elde edilen sonuca göre çocukların yaklaşık %4'ünün öğrenme güçlüğü riski yaşadığı, %5'lik grubun yüksek risk altında, %19-36 arasındaki oranın ise orta düzeyde risk altında olduğu tespit edilmiştir. Öğrenme güçlüğü riski ile yürütücü işlevler arasında güçlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Özellikle çalışan bellek ve ketleme sorunları, öğrenme güçlüğü erken belirtilerinin önemli yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Çocukların öğrenme güçlüğü riskinin yaklaşık üçte birinin yürütücü işlev sorunlarıyla açıklanabildiği bulunmuştur. Cinsiyet açısından bakıldığında, erkek çocukların bilişsel beceri alanında öğrenme güçlüğü riskinin kızlara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak genel risk düzeyinde anlamlı bir cinsiyet farkı olmadığı saptanmıştır. Yaş açısından ise, beş yaşındaki çocukların dil, iletişim, psikomotor ve sosyal-duygusal becerilerde altı yaş grubuna kıyasla daha yüksek risk taşıdığı bulunmuştur. Sonuçlar, okul öncesi dönemde yürütücü işlev becerilerinin desteklenmesinin öğrenme güçlüğü riskinin azaltılmasında önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Araştırma, erken tanı ve müdahale programlarının önemini vurgulamakta; öğretmenler ve ebeveynler için bilgilendirme çalışmalarının yapılmasını önermektedir.
Okul öncesı dönemdeki çocuklar içim gürültüde sözcük tanıma testı
Günlük yaşamda konuşma, öğrenme ve sosyalleşme çoğunlukla yoğun gürültü varlığında gerçekleşir. Bu nedenle gürültüde konuşma algısının değerlendirilmesi her yaş grubu için önemli bir unsurdur. 6 yaş üzeri çocuklar ve yetişkinler için gürültüde konuşma tanıma performansını değerlendiren Türkçe testler mevcut olmasına rağmen, okul öncesi dönemdeki çocuklara uygun gürültüde konuşmayı tanıma testi bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Okul Öncesi Dönemdeki Çocuklar için Gürültüde Sözcük Tanıma Testi 'nin oluşturulması ve yaşa özgü konuşmayı tanıma eşiklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç ışığında 3-6 yaş arası çocuklar için çocuk kitapları incelemiş ve tanınabilirliği yüksek olanlar seçilmiş bu kelimeler çocukların yaşına ve bilişsel düzeyine uygun olacak şekilde resimler ile eşleştirilmiştir. Her listede 24 kelime olacak şekilde listeler oluşturulmuş ve tablet tabanlı test yazılımına aktarılmıştır. 1.grup 3 yaş-3 yaş 11 ay (26 kız, 20 erkek), 2. grup 4 yaş-4 yaş 11 ay (26 kız, 25 erkek) ve 3. grup 5 yaş-5 yaş 11 ay (15 kız,26 erkek) 138 katılımcıya, 15 gün ara ile test-tekrar test şeklinde 2 kez uygulanmıştır. Her yaş grubu için gürültüde konuşma tanıma eşiği Sinyal-Gürültü Oranı (SGO) belirlenmiştir. Çalışma sonucunda Okul Öncesi Dönemdeki Çocukları İçin Gürültüde Sözcük Tanıma Testi' nin SGO değerleri 1.,2. ve 3. grup için sırasıyla -8,1 dB, -8,9 dB ve -10,7 dB elde edilirken, tekrar test SGO değerleri sırayla -8,0 dB, -9,3 dB ve -11,1 dB elde edilmiştir. Bu bulgular, 3-6 yaş arasındaki okul öncesi dönem çocuklar için yapılan gelişimsel ve gürültüde konuşma algısı çalışmaları ile benzer olduğu belirlenmiştir. Test-tekrar test SGO değerleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p=0,102). Okul Öncesi Dönemdeki Çocuklar İçin Gürültüde Sözcük Tanıma Testi' nin, küçük çocuklarda gürültüde sözcük tanıma becerisini değerlendirmek için güvenilir bir değerlendirme testi olduğu sonucuna varılmıştır.
Annelik bekçiliği öncülleri, baba katılımı ve çocuk davranış yapısına dair bir modelleme
Bu tez çalışmasında, anne bekçiliği davranışlarını tetiklediği düşünülen bireysel ve ailesel faktörleri test etmek, bekçilikle ilişkili öncüllerin baba katılımına etkisini belirlemek ve son olarak bekçilik öncüllerinin baba katılımı yoluyla çocukların sosyo-duygusal sonuçlarını nasıl etkilediğini sınamak amaçlanmıştır. Çalışmada anneler (n=1013) olası bekçilik öncülleri olan kişilik yapıları, bekçilik davranışları, cinsiyet normlarına uyum, kendi annelerinin bekçilik uygulamaları, eş desteği ve ebeveynlik öz yeterliliği ile çocuk sosyo-duygusal durumu hakkında bilgi verirken, babalar (n=1013); katılım düzeyleri, ebeveynlik öz yeterlilikleri ve algıladıkları bekçilik hakkında bilgi vermiştir. Analizde, Pearson ki-kare, ANOVA, bağımlı gruplar t-testi, hiyerarşik regresyon analizi ve modeller için yapısal eşitlik modellemesinden faydalanılmıştır. Babaların hissettiği bekçilik düzeylerinin ortalamaları annelerin bildirdiğinden daha yüksek bulunmuştur. Bekçiliği açıklayan değişkenler; nevrotiklik (kişiliğin alt boyutu), eş desteği, cinsiyet normlarına uyum, annenin annesinin bekçilik düzeyi ve ebeveyn öz yeterliliği olarak elde edilmiştir. Bekçiliğin, öncülleri ile baba katılımı arasındaki ilişkide aracı bir rol oynadığı kaydedilmiştir. Ebeveyn öz yeterliliği dışındaki öncüllerle çocuk sosyoduygusal durumları arasında ise, baba katılımı üzerinden, bekçiliğin aracı rolü oynadığı nihai modellerde görülmüştür. Buna yönelik erken çocuklukta problem davranışlarla başa çıkmak ve sosyal becerileri geliştirmek için ailelerin bütüncül olarak ele alınması tartışılmış, uygulamaya yönelik öneriler sunulmuştur.
ICF Temelli İletişim Tarama Ölçeği (İTÖ)'nin geliştirilmesi
Dil ve/veya konuşma bozuklukları, her yaştan çocuğu etkileyen ve çocuklarda en sık görülen gelişimsel problemler arasındadır. Okul öncesi dönemde erken tanı ve müdahale kritik bir öneme sahip olduğu için tarama araçları ve programlarının kullanılması, erken tanı ve müdahale için fırsat yaratmaktadır. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlık Uluslararası Sınıflandırması (ICF), dil konuşma ve iletişim bozukluklarının araştırılmasına çok boyutlu bir yaklaşım sağlamaktadır. Çalışmanın amacı, ICF temelli ebeveyn görüşüne dayalı bir tarama ölçeğinin geliştirilmesidir. Araştırmacılar tarafından tarama ölçeğinin amaç ve kapsamına uygun 54 farklı ikinci basamak ICF kodu belirlenmiştir. Belirlenen ICF kodları 4 uzman tarafından değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler ve incelenen üçüncü ve dördüncü basamak kodlarının sonucunda belirlenen 26 ICF kodu temel alınarak 46 maddelik madde havuzu oluşturulmuştur. Beş uzmanın görüşü alınarak kapsam geçerliği incelenmiş, 3 madde çıkarılmış ve kapsam geçerlik indeksi 0,88 bulunmuştur. Elde edilen maddelere yönelik pilot uygulama yapılarak 2 madde çıkarılmıştır. 41 maddelik form ile 105 dil ve/veya konuşma bozukluğu olan çocuk, 105 tipik gelişen akranları ve birer ebeveynleri çalışmaya dahil edilerek veri toplanmıştır. Elde edilen verilere göre, yapı geçerliği için uygulanan açımlayıcı faktör analizi sonuçlarına göre 4 alt faktör (dil becerileri, iletişim, konuşma anlaşılırlığı, dikkat) ve 23 maddeden oluşan nihai ölçek formu elde edilmiştir. Bilinen grup geçerliğinde "dikkat" alt faktörü dışında çalışma ve kontrol grubunu ayırt edebildiği tespit edilmiştir. Veri toplama sürecinde ebeveynlerden doldurmaları istenen FOCUS-34-TR'nin alt ölçekleri ile ölçüt geçerliği incelenmiş ve -0,282 ile -0,717 değerleri arasında negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Ölçek alt faktörlerinin güvenirlik düzeyleri 0,730-0,933 arasında bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre geliştirilen ölçekten elden edilen puanlar, geçerli ve güvenilirdir. Gelecek çalışmalarda ölçeğin kullanılabileceği tarama programlarının geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Farklı eğitim kurumlarında çalışan okul öncesi eğitim öğretmenlerinin öğrenilmiş güçlülük seviyeleri ile problem çözme becerilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı okul öncesi eğitim öğretmenlerinin problem çözme becerileri ile öğrenilmiş güçlülük düzeyleri arasındaki ilişkiyi saptamak ve problem çözme becerilerinin bazı demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Betimsel tarama modelinde olan araştırmanın evrenini, 2013-2014 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Avrupa yakasında görev yapan okul öncesi eğitim öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Beşiktaş, Güngören, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Beylikdüzü, Sarıyer, Zeytinburnu, Bakırköy, Küçükçekmece, Şişli, Bağcılar, Esenler, Bahçelievler, Esenyurt, Kağıthane ilçelerindeki okullarda görev yapan okul öncesi eğitim öğretmenlerinden tesadüfî örnekleme yöntemi ile seçilen 308 öğretmen oluşturmaktadır. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu" "Problem Çözme Envanteri" ve "Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde t-testi, ANOVA, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Regresyon istatistik teknikleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre, öğretmenlerinin problem çözme becerileri alt boyutlarından sadece planlı yaklaşımda cinsiyete göre anlamlı bir fark vardır. Diğer yandan öğretmenlerin problem çözme becerileri alt boyutlarından aceleci yaklaşımda yaşa, mezuniyete, kıdeme göre anlamlı bir fark vardır. Bunun yanı sıra öğretmenlerin problem çözme becerileri alt boyutlarından sadece kendine güvenli yaklaşımda okul türüne göre anlamlı bir fark vardır. Son olarak öğretmenlerin problem çözme becerileri alt boyutlarından sadece kaçıngan yaklaşımda medeni duruma göre anlamlı bir fark vardır. Okul öncesi eğitim öğretmenlerinin öğrenilmiş güçlülük düzeylerinde cinsiyete, yaşa, mezuniyete, kıdeme, okul türüne ve medeni duruma göre anlamlı bir fark yoktur. Problem çözme becerilerinin tüm alt boyutlarıyla öğrenilmiş güçlülük düzeyleri arasında düşük düzeyde negatif anlamlı bir ilişki vardır. Problem çözme becerileri tüm alt boyutlarıyla birlikte, öğrenilmiş güçlülükteki toplam varyansın % 10'unu açıklamaktadır. Anahtar Kelimeler 1. Okul Öncesi Eğitim 2. Problem Çözme Becerileri 3. Öğretmen 4. Öğrenilmiş Güçlülük
Doğa temelli eğitim yaklaşımının erken çocuklukta değer kazanımına ilişkin durum çalışması
Bu araştırma, doğa temelli eğitim yaklaşımının erken çocuklukta değer kazanımına etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması esas alınarak yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu doğa temelli eğitim veren, İstanbul ilinde bulunan iki anaokulu, Kocaeli ilinde bulunan bir anaokulu ve Yalova ilinde bulunan bir anaokulundaki veliler ve öğretmenlerden oluşturmaktadır. Her okuldan 3 öğretmen ve 3 veli olmak üzere toplam 12 öğretmen ve 12 veli ile çalışma yürütülmüştür. Verilerin toplanması amacıyla nitel ölçme araçlarından görüşme türü tercih edilmiştir. Araştırmacı tarafından doğa temelli eğitimin değer kazanımıyla ilişkisini ortaya çıkarmak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Veriler İstanbul, Kocaeli ve Yalova ilinden seçilen doğa temelli eğitim veren anaokullarındaki öğretmen ve veliler ile yüz yüz görüşülerek elde edilmiştir. Görüşmeler okullar ziyaret edilerek yüz yüze gerçekleştirilmiş ve katılımcıların izni dahilinde kayıt altına alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş; analiz sürecinde MAXQDA nitel veri analiz programından yararlanılmıştır. Görüşme sonucundan elde edilen bulgular alt problemler göz önüne alınarak kategorileştirilmiş; öğretmen ve velilerin görüşleri iki ayrı başlık altında incelenmiştir. Araştırma bulguları, doğa temelli eğitimin, çocuklarda sosyal-duygusal, fiziksel, bilişsel alanları kapsayan bütüncül bir gelişimi desteklediğini ortaya koymaktadır. Öğretmen ve veli görüşleri, bu eğitim modelinin değer aktarımında geleneksel yöntemlere kıyasla daha kalıcı ve içselleştirilmiş deneyimler sunduğunu göstermektedir. Bu durumun temel nedeni, doğanın, soyut kavramların somutlaştırılabildiği uygun ortamı sağlayarak, çocukların değerleri doğrudan deneyimleyerek kazanmaları için önemli bir fırsat sunmasıdır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, doğa temelli eğitim yaklaşımının erken çocukluk dönemi değer kazanımında etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın sonucu doğrultusunda, anaokulu bahçelerinin doğal unsurlar barındırmasına özen gösterilmesi ve çocukların okul ortamında da doğayla doğrudan temas kurabilecekleri doğal öğrenme alanları oluşturulması önerilmektedir.
Gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren okul öncesi çocukların sosyal beceri ve davranış problemlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, okul öncesi dönemde gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ço- cuklar ile tipik gelişim gösteren akranları arasında davranış problemleri ve sos- yal beceri alanları arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Kadıköy ilçesindeki uygunluk örneklemine göre belirlenmiş yedi ma- hallede bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ilk okullarda ve bağımsız anaokullarının okul öncesi sınıflarında okumakta olan çocuklardan oluşmaktadır. Araştırmaya 23'ü erkek, 17'si kız; toplam 40 çocuk katılmıştır. Katılımcıların yaş- ları 36 aylık ile 72 aylık arasında değişmektedir. Araştırmanın verileri, örnekleme dahil edilen çocukların ebeveynleri ve gittikleri okullardaki anasınıfı öğretmenleri tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile toplanmıştır. Bu çalışmada Sosyo- demografik Bilgi Formu, İletişim, Dil ve Konuşma Gelişimi Değerlendirme Ölçeği, Conners Ebeveyn Dereceleme Ölçeği ve Conners Sınıf Öğretmeni Dereceleme Öl- çeği, Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği'nin Sosyal Beceri Ölçeği ve Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik Bozukluğu Değerlendirme Listesi veri toplama araç- ları olarak kullanılmıştır. Conners Ebeveyn ve Öğretmen Ölçeği ile Sosyal Beceri Ölçeği ve bu ölçeklerin her bir alt ölçeği için gruplar arası anlamlı bir fark olup olmadığı Mann-Whitney U testi yapılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuç- ları beklenene uygun şekilde davranış problemleri ve sosyal beceriler açısından gruplar arası bir fark olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgulara göre, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocuklarda dil-konuşma alanında normal gelişim gös- teren akranlarına göre karşı gelme, bilişsel problemler/dikkatsizlik, hiperaktivite, sosyal problemler, huzursuzluk ve duygusal değişkenlik gibi davranış problemleri daha çok görülmektedir. Ayrıca, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocukların Sosyal bağımsızlık ve Sosyal etkileşim alanlarında sosyal beceriler açısından daha zayıf becerilere sahip oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonucu ilgili literatür ışığında tartışılmış, araştırma ve uygulama açısından ileride yapılabilecek gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.
Okul öncesi dönem çocuğu olan ebeveynlerin kendi ebeveynlik tutumlarına ilişkin değerlendirmeleri
Bu araştırmanın temel amacı, okul öncesi dönem çocuğu olan ebeveynlerin kendi ebeveynlik tutumlarına ilişkin değerlendirmelerinin incelenmesidir. Bu amaç kapsamında öncelikle, ebeveynlerin sahip oldukları tutumların ebeveyn tutum ölçeğiyle belirlenmesi ve ardından ebeveynlerin kendi ebeveynlik tutumlarını nasıl değerlendirdiklerinin görüşme yoluyla ortaya koyulması hedeflenmiştir. Ayrıca ebeveynlerin ebeveynlik tutumları demografik değişkenler açısından incelenmiştir. Açıklayıcı karma araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmanın çalışma grubunu Kars İli Sarıkamış İlçesinde yaşayan ve okul öncesi dönem çocuğu olan 429 ebeveyn oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Ebeveyn Tutum Ölçeği", "Ebeveyn Görüşme Formu" ve "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Toplanan nicel veriler SPSS-26 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel veriler için ise içerik analizi yapılmıştır. Ebeveyn Tutum Ölçeğinden elde edilen verilere göre, çalışmaya katılan ebeveynlerin hiçbiri demokratik ebeveynlik tutumunu benimsemezken büyük çoğunluğu, otoriter tutuma sahiptir. Bunu sırasıyla, izin verici ve aşırı koruyucu ebeveynlik tutumları izlemiştir. Ebeveynlerin kendi değerlendirmelerine göre ise, çoğu ebeveyn demokratik bir tutuma sahipken, bunu sırasıyla izin verici, aşırı koruyucu ve otoriter ebeveynlik tutumlarının takip ettiği belirlenmiştir. Bu durumda ebeveynlerin, Ebeveyn Tutum Ölçeğine göre belirlenen ebeveynlik tutumlarıyla kendi değerlendirmelerine göre ortaya çıkan tutumları arasında farklılıklar olduğu görüşmüştür. Ebeveynlerin ebeveynlik tutumları, çocuğa yakınlık durumlarına, çocuğun cinsiyetine ve yaşına, annenin ve babanın yaşına, çocuk sayısına, anne ve baba eğitim durumuna göre Ebeveyn Tutum Ölçeğinin bazı alt boyutlarında anlamlı farklılık göstermiştir
Okul öncesi dönem çocuklarının karşıt olma karşı gelme bozukluğu ile ebeveynlerinin ebeveynlik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada okul öncesi dönem çocuklarının Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu ile ebeveynlerinin ebeveynlik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tarama modelinde hazırlanmış olan bu nicel araştırmanın örneklemini Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden çocuklar ve bu çocukların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırmada Ebeveyn Bilgi Formu, Erken Çocukluk Envanteri- 4 Ebeveyn Formu (EÇE-4: EF) ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) kullanılmıştır. Çalışmanın verileri, SPSS-26 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Toplanan 1002 veri içerisinden Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu olan 74 çocuk belirlenmiş ve analizler bu 74 çocuğa ait veriler üzerinden yürütülmüştür. Yapılan analizler sonucunda Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu ile demokratik ebeveynlik tutumu arasında negatif yönlü, Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu ile otoriter ebeveynlik ve izin verici ebeveynlik tutumları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu ile aşırı koruyucu ebeveynlik tutumu arasında ise anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmamıştır. Ebeveynlerin benimsediği "otoriter tutum" ve "izin verici tutum" düzeylerinin düşük olduğu; "demokratik tutum" ve "aşırı koruyucu tutum" düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin ebeveynlik tutumlarının çocuğa yakınlık durumlarına göre demokratik ebeveynlik ve otoriter ebeveynlik tutumlarında; çocuk sayılarına göre demokratik ebeveynlik tutumunda ve anne eğitim durumuna, baba eğitim durumuna, annenin çalışma durumuna, çocuğun okul öncesi eğitim alma süresine ve çocuğun doğum sırasına göre aşırı koruyucu ebeveynlik tutumunda anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Okul öncesi dönem çocuklarının Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu ortalamalarının düşük ve orta düzey sınırında olduğu saptanmış ve çocukların Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğunun baba eğitim durumuna ve ailenin aylık gelirine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Oyun temelli hareket eğitimi uygulamalarının okul öncesi çocukların motor beceri ve dikkat becerisine etkisi
Bu araştırmanın amacı, oyun temelli hareket eğitimi uygulamalarının okul öncesi dönem çocuklarının motor becerileri ve dikkat düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmada ayrıca cinsiyet, doğum sırası ve ekran süresi gibi demografik değişkenlerin bu beceriler üzerindeki olası etkileri de değerlendirilmiştir. Araştırma, İstanbul ilinde MEB'e bağlı bir anaokulunda öğrenim gören 60-72 aylık çocuklardan oluşan toplam 40 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar deney (n=21) ve karşılaştırma (n=19) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Deney grubuna 8 hafta boyunca haftada iki gün, 45 dakikalık oturumlar hâlinde oyun temelli hareket eğitimi programı uygulanırken; karşılaştırma grubu, standart okul öncesi eğitim programı doğrultusunda eğitimine devam etmiştir. Araştırmada öntest-sontest denkleştirilmemiş kontrol gruplu deneysel desen kullanılmış; veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formunun yanı sıra motor becerileri ölçmek için Büyük Kas Motor Gelişim Testi-2 (TGMD-2) ve dikkat becerisini ölçmek için Beş Yaş Çocuklar için Frankfurter Konsantrasyon Testi (FTF-K) kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, deney grubunun hem motor beceriler hem de dikkat becerilerinde olumlu yönde gelişme gösterdiğini ortaya koymuştur. Karşılaştırma grubunda ise bazı beceri alanlarında gerileme gözlenmiştir. Cinsiyet değişkeni dikkat ve motor becerilerinde anlamlı fark yaratmasa da kız çocuklarının yer değiştirme; erkek çocuklarının ise nesne kontrol becerilerinde daha yüksek ortalamalara sahip olduğu belirlenmiştir. Doğum sırası ve ekran süresi değişkenlerinin motor beceriler ve dikkat becerisi üzerindeki etkisi anlamlı bulunmamakla birlikte ilk doğan çocukların ise motor beceri ortalamalarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, oyun temelli hareket eğitimi uygulamaları, 60-72 aylık çocukların motor becerilerini anlamlı düzeyde geliştirirken, dikkat becerileri üzerinde sınırlı fakat olumlu yönde etkiler göstermiştir. Cinsiyet, doğum sırası ve ekran süresi gibi bireysel farklılıklar genel olarak anlamlı bir etki yaratmasa da bazı becerilerde dikkat çekici farklılıklar gözlenmiştir.
Çocuklarda inhaler tedavi sırasında oyuncak kullanımının anksiyete ve duygusal durum üzerine etkisi
Araştırma inhaler tedavi sırasında oyuncak kullanımının çocuğun anksiyetesi ve emosyonel durumuna etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarımda yapıldı. Araştırma evrenini Kasım 2024–Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesi çocuk acil ünitesine başvuran ve inhaler tedavi alması gereken 4-6 yaş arası çocuklar oluşturdu. Örneklem seçim kriterlerine uyan 72 çocuk ise örneklemi oluşturdu. Deney grubundaki çocuklar inhaler tedavi alırken oyuncağa da inhaler tedavi uygulandı. Veri toplama öncesinde gerekli kurum, etik kurul izinleri ve katılımcıların onamı alındı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Çocuklarda Duygusal Dışa Vurumu Değerlendirme Ölçeği (ÇDDVDÖ)", "Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk (ÇAS-D)" ve "Hasta Takip Formu" kullanıldı. Çocukların ve ebeveynlerinin tanıtıcı özellikleri ve inhaler tedavi deneyimleri benzerdi (p>0,05). Araştırma gruplarının inhaler tedaviden 5 dk. öncesindeki "ÇDDVDÖ" ve "ÇAS-D" puan ortancaları benzerken (p>0,05), inhaler tedavi sırasında ve inhaler tedaviden 5 dk sonraki puan ortancaları deney grubunda anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,001). Deney grubundaki çocukların tamamı (%100) inhaler tedavi sırasında nebül maskesini yüzlerinden çıkartmak istemezken, kontrol grubundaki çocukların %80,60'ı maskeyi çıkartmak istedi. Sonuç olarak, inhaler tedavi sırasında oyuncak kullanımının çocuğun anksiyetesini azalttığı, duygusal durumunu olumlu yönde etkilediği ve tedavi sırasında maske reddini engellediği belirlendi. 4-6 yaş grubu çocuklarda inhaler tedavi sırasında çocuğun dikkatini başka yöne çeken ve kendini iyi hissetmesini sağlayan yaşına uygun girişimlerin uygulanması ve gelecek araştırmalarda aktif-pasif dikkati başka yöne çekme yöntemlerinin karşılaştırılması önerilir.
Okul öncesi eğitimde aile uyumunun çocukların okul performansına etkisi
Bu araştırma Niğde ili merkezinde bulunan anaokullarında yapılmak üzere, ebeveynlerin aile içerisindeki uyumlarının, çocuğun okuldaki başarı ve performansına etkisinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2024-2025 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Niğde ili merkezinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ve özel anaokullarına devam eden 36-60 ay yaş grubundan oluşan 193 öğrenci adına 24 öğretmene ve 193 ebeveyne uygulanmıştır. Araştırmaya ilişkin verilerin toplanabilmesi amacıyla; anne-babalara yönelik bilgileri içeren "Kişisel Bilgi Formu", anne-babaların aile içindeki uyumlarını ölçmek amacıyla "Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği" çocukların sosyal uyum becerilerini ölçmek ve okul içerisindeki başarısını ölçmek amacıyla "Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Bilgisayar ortamında SPSS paket programı ile çözümlenen verileri frekans ve yüzde değerleri hesaplanmıştır. Verilerin bir faktöre göre farklılaşması üzerine yapılacak istatistik için önce verilerin normal dağılım gösterip göstermediklerine bakılmıştır. Çocuğun başarısını belirleyen "Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği" ile çocuğun ailesinin uyumunu belirleyen "Yenilenmiş Çift Uyumu Ölçeği" nin karşılaştırılmalı analizini yapmak üzere yapısal eşitlik modeli analizi gerçekleştirilmiştir. Aile çift uyumu, bir çiftin birbirleriyle olan ilişkilerindeki doyum, uzlaşma ve görüş birliği düzeyini ifade eder. Araştırma sonucunda, aile uyumu ile çocuğun okul içerisindeki başarısı arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Evlilik ve aile dinamikleri çocukların gelişimi üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Ebeveynlerin birbirleriyle olan uyumları ve çocuklarıyla olan ilişkileri, çocukların psikolojik ve fiziksel gelişimini doğrudan etkiler. Evlilikteki uyum ve uyumsuzluklar çocukların sosyal becerilerinden duygusal durumlarına, okul içerisindeki başarılarına kadar pek çok alanı etkilediği tespit edilmiştir. Duygusal uyuma sahip ebeveynlerin çocuklarının okul içerisindeki sosyal iş birliği becerileri, sosyal bağımsızlık ve sosyal kabul becerileri, sosyal etkileşim becerileri ve dışa yönelimleri yüksek düzeydeyken içe yönelimleri, antisosyal davranışları, ben merkezci yapıları düşük olduğu belirlenmiştir.
Bilişsel oyun temelli dil gelişim programının ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı"nın ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni okul öncesi dönem çocuklarının ikinci dil (Türkçe) edinimi, bu değişkene etkisi araştırılan bağımsız değişkeni ise Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı oluşturmaktadır. Araştırmada ön-test/son-test kontrol gruplu yarı deneysel model kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Mardin İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı okullar bünyesinde okul öncesi eğitimi alan ve ana dili Türkçe olmayan okul öncesi dönem çocukları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme tekniğiyle seçilerek Mardin ili Dargeçit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı iki köy okulunda okul öncesi eğitimi alan 22'si deneme grubunda, 22'si kontrol grubunda olmak üzere 44 adet çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" ve çocukların alıcı dil yaşlarını ölçebilmek amacıyla "Peabody Resim Kelime Testi" kullanılmıştır. Uygulama sürecinde araştırmacı tarafından hazırlanan "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" deney grubundaki 22 çocuğa 10 hafta boyunca haftada dört gün 30 dakika olarak toplamda 20 saat uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise sadece Okul Öncesi Eğitim Programı'na uygun hazırlanan etkinlikler uygulanmıştır. Kişisel Bilgi Formu ile toplanan çocuk ve ebeveynlerle ilgili veriler frekans ve yüzde değerleri kullanılarak sunulmuştur. Peabody Resim Kelime Testi ile elde edilen veriler SPPS paket programıyla analiz edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarının parametrik testler için yeterli sayıda olduğu durumlarda, ikili karşılaştırmalarda Bağımsız Gruplar için t-Testi, grup içi ön test-son test karşılaştırmalarında Eşleşmiş Örneklemler t-Testi kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının parametrik testler için yeterli sayıda olmadığı durumlarda, ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U Testi, alt boyutlar arasındaki ilişkileri incelemek için ise Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Bütün analiz sonuçları için anlamlılık düzeyi p < .05 olarak belirlenmiştir. Veriler analiz edildiğinde "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" uygulanmadan önce deneme grubu çocuklarının ve kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmadığı belirlenmiştir. Deneme grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamaları ile kontrol grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmadığı tespit edilmiştir. Hem Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı uygulanan deneme grubu çocukların dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma hem de Okul Öncesi Eğitim Programı'na ilave bir eğitim uygulanmayan kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılaşma saptanmıştır. Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı uygulanan deneme grubu çocuklarının dil becerileri son-test puan ortalamalarında okul öncesi eğitimi alma durumu, cinsiyet, anne ve baba eğitim durumu, ailenin ekonomik düzeyi, ebeveynlerin günlük rutinde kitap okuma durumuna göre anlamlı bir farklılaşma olmadığı ve çocukların dil becerileri son-test puan ortalamaları ile ebeveynlerin çocuklarına kitap okuma sıklığı arasındaki ilişkinin anlamsız olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda deneme grubu çocuklarının ön-test/son-test puan ortalamalarının, kontrol grubu çocuklarının dil becerileri ön-test/son-test puan ortalamalarından yüksek olması "Bilişsel Oyun Temelli Dil Gelişim Programı" ile açıklansa da programın ana dili Türkçe olmayan çocukların ikinci dil (Türkçe) edinimlerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Oyun, İkinci Dil, Ana Dil, Dil Gelişimi, Dil Edinimi
Okul öncesi dönem çocuklarının yabancı dile yönelik metaforik algılarının incelenmesi
Araştırmanın temel amacı, okul öncesi dönem çocuklarının yabancı dile yönelik metaforik algılarının incelenmesidir. Araştırmada olgu bilim (fenomenoloji) deseni tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Ankara Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında yabancı dil eğitimi alan 195 okul öncesi dönem çocuğundan oluşmaktadır. Araştırma verileri yabancı dil eğitimi alan okul öncesi dönem çocuklarına "Yabancı dil … gibidir, çünkü …" metafor anketi uygulanarak toplanmıştır. Okul öncesi dönem çocukları tarafından üretilen metaforlardan 32 tanesi geçersiz bulunmuş, araştırma verilerine geçerli olan 163 metafor dahil edilmiştir. Üretilen geçerli metaforlardan 64 tanesi 4 yaş grubuna, 99 tanesi 5 yaş grubuna aittir. Bu metaforlardan 83'ü erkekler, 80'i kızlar tarafından geliştirilmiştir. Araştırmada toplam 101 farklı metafor üretildiği belirlenmiştir. Katılımcılar tarafından üretilen metaforlar önce olumlu ve olumsuz olmak üzere 2 ana kategori altında daha sonra 11 farklı kavramsal alt kategori altında incelenmiştir. Bu kavramsal kategoriler; "Dil", "İnsanlar ve Karakterler", "Eylemler", "Ülke", "Bitki ve Hayvan", "Nesne", "Yabancı", "Etkinlik", "Sayılar", "Öğretmen" ve "Şehir" olarak belirlenmiştir. En fazla metafor üretilen kavramsal kategorinin "Dil" kavramı kategorisi olduğu belirlenmiştir. Tüm metaforlar arasında en çok "İngilizce" (f:21) kavramının tercih edildiği tespit edilmiştir. Cinsiyete göre kategori tercihleri incelendiğinde, "dil", "yabancı", "nesne", "sayılar", "bitki ve hayvan" ve "öğretmen" kavramı kategorilerinde kız çocuklarının erkek çocuklardan daha fazla metafor ürettikleri; "insanlar ve karakterler", "ülke", "eylemler", ve "etkinlik" kavramı kategorilerinde erkek çocuklarının kız çocuklarına göre daha fazla metafor ürettikleri belirlenmiştir. "Şehir" kavramı kategorisinde kız ve erkek çocuklarının aynı sayıda metafor ürettikleri tespit edilmiştir. Üretilen metaforlardan toplam 16 tanesi olumsuz gerekçelerle açıklanmıştır. Bunlardan 8 tanesi erkek çocuklar tarafından, 8 tanesi kız çocuklar tarafından üretilmiştir. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde, 5 yaş grubu çocuklar metafor geliştirme ve gerekçesini açıklama konusunda 4 yaş grubu çocuklara göre daha başarılı bulunmuştur. Genel olarak bakıldığında, okul öncesi dönem çocuklarının yabancı dile yönelik 147 olumlu, 16 olumsuz metafor ürettikleri belirlenmiştir. Bu durum okul öncesi dönem çocuklarının büyük bir kısmının "yabancı dil" algılarının olumlu olduğunu ortaya koymaktadır.
Okul öncesi dönemde sosyal bilgiler eğitimi: Resimli çocuk kitaplarına yönelik inceleme
Bu araştırmanın amacı, ülkemizde sosyal bilgiler ile ilgili konulara yer veren okul öncesi döneme (3-6 yaş) yönelik yerli ve çeviri resimli kitaplarını incelemek ve sosyal bilgilere ait konuların yeterlik düzeyini ortaya koymaktır. Nitel bir araştırma olan bu çalışmada doküman analizi modeli kullanılmıştır. Araştırmada örnekleme türü kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ve ayrıca ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklemi belirlerken ölçüt olarak; okul öncesi yaş grubuna (3-6 yaş) uygun olması, resimli öykü olması, sosyal bilgiler ile ilgili konuları doğrudan veya dolaylı içeriyor olması özellikleri baz alınmıştır. Buna göre araştırmanın örneklemini 2005-2023 yılları arasında basılan yerli ve çeviri 220 kitap oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Resimli Çocuk Kitaplarını Sosyal Bilgiler Açısından Ön İnceleme Formu" ile "Resimli Kitapları Sosyal Bilgiler Temaları Açısından Değerlendirme Rubriği" olmak üzere 2 araç kullanılmıştır. Geliştirilen araçlar için toplamda 5 uzman görüşüne başvurulmuştur. Uzman görüşü sonrası son haline getirilen araçlar ile içerik analizi yöntemi kullanılarak resimli kitaplar değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler betimsel olarak sunulmuştur. Resimli Çocuk Kitaplarını Sosyal Bilgiler Açısından Ön İnceleme Formu" kullanılarak kitaplar belirli kategorilere göre kodlanmış, geliştirilen rubrik ile kitaplar puanlanmıştır. "Resimli Kitapları Sosyal Bilgiler Temaları Açısından Değerlendirme Rubriği"nden en çok 16 puan olmak üzere incelenen kitaplar değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre incelenen kitapların fiziksel özellikleri yönünden eksikleri olduğu, dil anlatım özelliklerinin çoğunlukla olumlu olduğu saptanmıştır. Kitapların sosyal bilgiler alanından en çok birey ve toplum ile üretim, dağıtım ve tüketim öğrenme alanlarına ağırlık verdiği belirlenmiştir. Bulgular sonucunda kitaplarda coğrafya, hukuk ve sosyoloji alanlarına daha fazla yer verilmesi gerektiğine ulaşılmıştır. Resimli çocuk kitaplarını sosyal bilimlerin her alt dalı özelinde detaylı inceleyen çalışmaların yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler, Resimli Çocuk Kitapları, Okul Öncesi Dönem
Okul öncesi dönem çocukların doğaya yakınlık (Biyofili) seviyeleri ile ebeveyn ve öğretmenlerinin doğaya bağlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, okul öncesi dönem çocukların doğaya yakınlık (biyofili) seviyeleri ile ebeveyn ve öğretmenlerinin doğaya bağlılıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma örneklemini, Balıkesir İl Merkezi'nde bulunan bağımsız anaokulu ve ilkokula bağlı anasınıflarına devam eden 60-66 aylık 162'i kız çocuk, 136'si erkek toplam 298 çocuk, bu çocukların anne-babaları ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında veri toplamak için Aile Demografik Bilgi Formu, Öğretmen Demografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Biyofili Ölçeği ve Doğaya Bağlılık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre sadece öğretmenlerin doğaya bağlılık puanları ile çocukların biyofili puanları arasında ilişki olduğu bulunmuş, ancak anne ve babaların doğaya bağlılıkları ile çocukların doğaya yakınlıkları arasında ilişki bulunmamıştır. Öğretmenlerin doğaya bağlılık düzeylerinin, çocukların biyofili düzeylerinin yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Çocukların biyofili puan ortalamalarının cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği fakat anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi ve kardeş sayısına göre farklılaşmadığı görülmüştür. Çocukların biyofili düzeylerinin ve öğretmenlerin doğaya bağlılık düzeylerinin okul türü değişkenine göre istatistiksel olarak farklılaşmakta olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Doğaya Yakınlık (Biyofili), Doğaya Bağlılık, Okul Öncesi Eğitim
Adım Adım İyilik Okul Öncesi Eğitim Setinin Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş öğretim programına göre incelenmesi
Okul öncesi eğitim, erken çocukluk dönemindeki çocukların bilişsel, duyuşsal ve psiko-motor gelişim alanlarının desteklenerek eğitim-öğretime hazırlandığı bir süreçtir. Bu süreçte din ve değerler eğitimini dahil etmek, bireyin gelişiminde büyük bir önem taşımaktadır. Bu dönemde verilecek olan din ve değerler eğitimi, diğer eğitim alanlarıyla beraber verilmelidir. Aksi takdirde, ileride telafi edilemeyecek manevi eksikliklere yol açabilir, bu nedenle erken çocukluk dönemi din eğitiminin eğitim öğretim sürecine entegre edilmesi son derece önemlidir. Okul öncesi din ve değerler eğitimi konusunda kullanılan materyallerin başında kitaplar gelmektedir. Bu bağlamda çalışmada Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 yaş grubu Kur'an Kursları Öğretim Programı kapsamında Adım Adım İyilik Okul Öncesi Eğitim Seti'nin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel yöntemden yararlanılmıştır. Ayrıca, Karabük il genelinde 4-6 yaş grubu Kur'an kurslarında görev yapan 20 öğretici ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Öğretici görüşlerinin alınmasında fenomenolojik desen kullanılmış ve araştırmada toplanan verilerde içerik analizi yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda Adım Adım Okul Öncesi Eğitim Seti'nin 4-6 yaş grubu Kur'an kursları öğretim programında yer alan "Değerler Eğitimi Alanı" ve "Tamamlayıcı Kazanımlar Alanı" kazanımlarını desteklediği fakat 4-6 yaş grubu genelinin gelişim özelliklerine uygun olmadığı tespit edilmiştir. 4-6 yaş öğretim programına tamamlayıcı kazanımların eklenmesi sonucunda yardımcı materyal ihtiyacını karşılamak için bu tarz eğitim setlerinin çocukların gelişim özellikleri dikkate alınarak güncellenmesi ve materyal seçeneklerinin arttırılmasının gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.
Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ailelerden gelen çocuklara sunulan okul öncesi eğitim hizmetinin çocukların yürütücü işlev becerileri ile bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimleri üzerindeki etkisi
Bu araştırma, sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı ailelerden gelen çocuklara sunulan okul öncesi eğitim hizmetinin, çocukların yürütücü işlev becerileri ile bilişsel ve sosyal-duygusal becerilerinin gelişimi üzerindeki etkisini boylamsal olarak incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada, nicel veri toplama yöntemlerinden biri olan tarama (survey) modeli kullanılmıştır. Araştırma verileri çocuklardan doğrudan değil, ebeveynler, öğretmenler ve araştırmacı gözlemleri yoluyla elde edilmiştir. Çalışmanın başlangıcında, ailelerin sosyoekonomik gelir düzeylerini belirlemek amacıyla hazırlanan "Demografik Bilgi Formu" ebeveynler tarafından doldurulmuştur. Veri Toplama Araçları arasında yer alan "Bilişsel ve Sosyo-Duygusal Gelişim Ölçeği", Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2013 yılında yayınladığı "Okul Öncesi Eğitim Programındaki 36-72 aylık çocuklara yönelik kazanım ve göstergeler" temel alınarak araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Bu araçla çocukların bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimleri ve kazanımlarını belirlemesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında öğretmenlere "48-72 aylık çocuklar için Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlevler Envanteri Türkçe Formu", ebeveynlere ise "Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlevler Envanteri (ÇDYİE) Ebeveyn Formu" uygulanmıştır. Bu iki ölçekle çocukların yürütücü işlevleri, planlama, dikkat kontrolü, çalışma belleği, esneklik ve davranış inhibisyonu gibi bilişsel süreçleri belirlenmeye çalışılmıştır. Tüm ölçekler, 161 çocuk için akademik yıl boyunca üç farklı zaman noktasında (dönem başı, ortası ve sonu) uygulanmıştır. Elde edilen veriler, karışık desenler için varyans analizi kullanılarak analiz edilmiş ve çocukların akademik yıl boyunca gösterdikleri gelişim eğilimleri incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları öğretmen ve ebeveyn görüşlerinin örtüşmediğini koymuştur. Çocukların bilişsel, sosyo-duygusal ve yürütücü işlev becerilerine yönelik öğretmenlerden toplanan veriler her üç alanda da çocukların gelişim gösterdiğini ortaya koymuştur. Ebeveynlerin sağladığı ölçümlerde de zaman içinde doğrusal bir artış olduğu gözlense de bu gelişimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Öğretmen görüşlerine göre çocuklarda bilişsel, sosyo-duygusal ve yürütücü işlev alanlarında gözlenen gelişimin çocukların cinsiyet ve sosyo-ekonomik düzeylerinden bağımsız oldukları görülmüştür. Yalnızca bilişsel gelişim alanında yaşı büyük çocukların daha fazla fayda sağladığı bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları sosyoekonomik açıdan dezavantajlı çocuklara sunulan okul öncesi eğitim hizmetinin çocukların bilişsel ve sosyo-duygusal gelişimleri ile yürütücü işlev becerileri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi eğitim, sosyoekonomik dezavantaj, bilişsel gelişim, sosyo-duygusal gelişim ve yürücü işlevler
Okul öncesi eğitime devam eden çocukların anne istismar potansiyeli ve baba çocuk ilişkisinin problemli davranışlara etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi eğitime devam eden 36-72 aylık çocukların anne istismar potansiyeli ve baba çocuk ilişkisinin problemli davranışlara etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Balıkesir ilinde yer alan Karesi ve Altıeylül ilçelerinde okul öncesi eğitime devam eden, problemli davranış gösteren 157 çocuk (67 kız, 90 erkek) ile bu çocukların anneleri, babaları ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, çocukların davranışsal problemlerini belirlemek amacıyla Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği (Kanlıkılıçer, 2005), annelerin çocuk istismarı farkındalık düzeylerini belirlemek amacıyla İstismar Farkındalık Ölçeği (Pekdoğan, 2016), baba ile çocuk arasındaki ilişki düzeyini değerlendirmek amacıyla Çocuk Ebeveyn İlişkisi Ölçeği – Baba Formu (Uzun ve Baran, 2015) ve kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; annelerin istismar potansiyeli ile çocukların sergilediği problemli davranışlar arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. İstismar potansiyeli yüksek olan annelerin çocuklarında problemli davranışların (örneğin saldırgan-düşmanca davranışlar, kaygı-endişe ile dikkatsizlik ve aşırı hareketlilik) daha yoğun şekilde gözlemlendiği belirlenmiştir. Diğer yandan, baba-çocuk ilişkisi ile çocukların problemli davranışları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Baba ile olan ilişkinin sıcak, ilgili ve destekleyici olduğu durumlarda çocukların davranışsal uyumlarının daha güçlü olduğu, buna karşın çatışmalı ve ilgisiz baba tutumlarının problemli davranışları artırdığı görülmüştür. Çoklu regresyon analizine göre, anne istismar potansiyeli ve baba-çocuk ilişkisi birlikte ele alındığında, çocukların problemli davranışlarının %29.1'lik kısmını açıkladığı saptanmıştır. Bu sonuç, çocukların sosyal-duygusal ve davranışsal gelişiminde her iki ebeveynin tutum ve yaklaşımlarının belirleyici olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular, aile içi etkileşimlerin çocukların davranış gelişiminde belirleyici rol oynadığını ortaya konmuştur.
Okul öncesi eğitimde dış mekan etkinliklerine ilişkin ebeveyn tutumlarının çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Erken çocukluk eğitiminde dış mekânlar, çocukların çok yönlü gelişimini destekleyen kritik bir işleve sahiptir. Doğal ve özgür bir öğrenme ortamı sunarak, çocukların sosyal, duygusal, bilişsel, fiziksel ve psikolojik gelişimlerine katkı sağlamaktadır. Okul öncesi öğretmenleri tarafından hazırlanan eğitim programlarında dış mekân etkinliklerine ne ölçüde yer verileceği, büyük oranda ebeveynlerin konuya ilişkin görüşleriyle şekillenmektedir. Okul öncesinde ebeveyn tutumlarını inceleyen çalışmaların yeterli olmaması veya yapılan çalışmalarda nitel veri toplama yöntemlerinin kullanılmış olması bu konuda kapsamlı araştırmaların yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu çalışma, okul öncesi eğitim kurumlarında uygulanan dış mekân etkinliklerine yönelik ebeveyn tutumlarının çok boyutlu olarak incelenmesi amacıyla nicel araştırma yöntemleri çerçevesinde kesitsel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırma evrenini okul öncesi eğitime devam eden çocuğu bulunan ebeveynler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise Google Formlar aracılığıyla çevrim içi hazırlanan "Genel Bilgi Formu ve DME-ETÖ'yü yanıtlayan 372 ebeveyn oluşturmaktadır. Bu çalışmada kullanılan "Okul Öncesi Eğitimde Dış Mekan Etkinliklerine İlişkin Ebeveyn Tutumları Ölçeği" (α=.90) Güçhan-Özgül ve Avcı (yayımda) tarafından geliştirilmiştir. Ölçek 20 maddeden oluşan, dörtlü likert tipi bir ölçme aracıdır. 36-72 aylık okul öncesine devam eden çocuğu olan ebeveynlerin okul öncesinde dış mekan etkinliklerine yönelik algılarını tutum ve değerlerini sistematik olarak ölçmeyi amaçlayan bu ölçme aracı Gelişimsel-Eğitsel boyut (α=.95) ve Fiziksel Ortam-Güvenlik boyutu (α=.76) olmak üzere iki boyutta değerlendirilmektedir. Çalışma kapsamında elde edilen verilere araştırmanın alt problemlerine yanıt aramak amacıyla Doğrulayıcı Faktör Analizi, Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı hesaplamaları ve Regresyon Analizi uygulanmıştır. DME-ETÖ'nün DFA sonuçlarına göre, ölçeğin belirtilen yaş (36-72) grupları dışında, 20 aydan 80 aya kadar anaokulu/anasınıfı eğitime devam eden çocukları içeren örneklem için de uygun sonuçlar ürettiğini göstermektedir. Ölçeğe ilişkin güvenirlik katsayısı analizlerinden elde edilen puanlar DME-ETÖ'nün yüksek düzeyde güvenirlik (α=.913) düzeyine sahip olduğunu göstermektedir. Regresyon analizine ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde ise SED, dış mekan oyun alanında zaman geçirme, okul dışı dış mekanda geçirilen süre ve anaokulu/anasınıfı dış mekan için ideal süre, DME-ETÖ toplam puanlarındaki varyansın anlamlı bir açıklayıcısı olduğu görülmektedir (p<.05). Kurulan modelin etki büyüklüğü ise geniş düzeyde etki olarak hesaplanmıştır (Cohen f^2: .293). Bu çalışmada ele alınan değişkenlerin sınırlılıkları dikkate alındığında, farklı değişkenlerin de ebeveynlerin tutumlarını etkileme olasılığı bulunmaktadır. Sonraki çalışmalar farklı değişkenlerin ebeveynlerin okul öncesi eğitimde dış mekan etkinliklerine ilişkin tutumları ile ilişkisini incelemesi önerilmektedir. Aynı zamanda bu çalışmanın sonuçları, ebeveynlerin dış mekan kullanımları arttıkça eğitim ortamındaki dış mekan etkinliklere karşı olumlu tutumlara sahip olabildiklerini göstermiştir. Buradan hareketle, ebeveynlerin okul dışı zamanlarda da çocukları ile birlikte dış mekan kullanımlarını desteklemek, onların okul öncesi eğitimde dış mekan etkinliklerine karşı olumlu tutumlarının gelişmesini sağlayabilir.