Commercial law
80 theses under this subject heading
Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı
6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tek madde olarak düzenlenen özel denetim isteme hakkı, uygulamada yaşanılan aksaklıklar ve doktrindeki tartışmalar sonucu 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Yürürlükten kaldırılan Kanun döneminde 348. Maddede düzenlenen özel denetim isteme hakkı, TTK'nın 438 ila 444. maddeler arasında düzenlenmiştir. Yeni Kanun ile bu hakkı kimlerin kullanabileceği, hakkın kullanımının sonuçları, özel denetçinin kimin tarafından seçileceği, özel denetim talebinin genel kurulda reddi halinde başvurulacak kanun yolları, özel denetim süreci, özel denetim raporu ve özel denetim masraflarının kim tarafından karşılanacağı ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu tez çalışması ile özel denetim isteme hakkının amacı, bu hakkın pay sahipleri açısından önemi, özel denetimin işlevi, özel denetçinin hak ve yükümlülükleri açıklanacaktır. Anonim şirketlerde özel denetim isteme hakkı, genel kurulun bu istemi kabulü ve reddi halinde ayrı ayrı incelenmiştir. Bu açıklamalara ek olarak uygulamadaki aksaklıklar ve yeni Kanun ile bu aksaklıklara bulunan çözümlere değinilmiştir. Anonim Şirketler, Azınlık Hakları, Denetim, Denetçiler, Özel Denetçi
Limited şirkette esas sermaye payının devri
Limited şirket bir sermaye şirketidir. Ancak kanun koyucu limited şirkete şahıs şirketlerinin özelliklerini de vermiştir. Bu nedenle limited şirket esas sermaye pay devri, sermaye şirketleri ile şahıs şirketleri arasında bir yerde bulunmaktadır. Limited şirket kurulduktan sonra aynı ortaklar ile uzun bir zaman devam edebileceği gibi bunlardan bir kısmı esas sermaye paylarını devretmek isteyebilirler. Limited şirket pay devri TTK m. 595 ile düzenlenmiştir. Çalışmada da bu hüküm esas alınmıştır. 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanun'nun 520 maddesi ile düzenlenen limited şirket pay devri uygulamada yaşanılan sorunlar, piyasanın ihtiyaçları, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde 6102 Sayılı TTK m. 595 ile kapsamlı bir şekilde yeniden düzenlenmiştir. Esas sermaye pay devri için taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin yapılması, tarafların imzalarının noter tarafından onanması ve genel kurulun onayı gerekir. Devir de bu onayla geçerli olur. Ancak şirket sözleşmesi ile genel kurulun onayı kaldırılabilir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ise genel kurul sebep göstermeksizin onayı reddedebilir. Şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devri tamamen yasaklanabilir. Genel kurulun esas sermaye pay devrini onaylamaması ya da şirket sözleşmesi ile esas sermaye pay devrinin yasaklanması halinde ortağın şirketten haklı sebeple çıkma hakkı söz konusu olabilir. Yeni düzenleme ile limited ortaklıkta pay devri eTTK'ya oranla önemli ölçüde kolaylaştırılmıştır.
Ödeme aracı olarak çek, çekte ''karşılıksızdır'' işlemine sebebiyet verme suçu ve sonuçları
Çek, düzenleyeni tarafından, muhatabı olan bankaya hamili lehine belirli bir tutarın ödenmesi emrini içeren bir tür havaledir. Ticari hayatta nakit yerine kullanımıyla büyük kolaylıklar sağlayan çek, kamu otoritesi tarafından da ticaretin kayıt altına alınması yönüyle teşvik edilmektedir. Çek, ticari hayatta kullanılan en önemli ödeme araçlarından biridir. Türkiye'de çekin ödeme aracı olarak kullanılmasından çok, sağlama aracı olarak kullanılması hususu yoğun olarak tartışılmaktadır. Yasa koyucu bunu açıkça ifade etmese de, uygulamada çekin kredi aracı olma özelliğiyle ilgili sorunlar bir türlü giderilememiştir. Bu konudaki yasal düzenlemeler oldukça yetersiz kalmaktadır. Tez içeriğinde öncelikle çek ile ilgili kavramsal çerçevede tanımlamalar yapılmış, kredi vasıtası olarak kullanımıyla ilgili ortaya çıkan "karşılıksız çek" konusu ve hukuki sonuçları Türk mevzuatında ilgili düzenlemeler çerçevesinde incelenmiştir. Özellikle bu konuda çekin karşılıksız kalmasına sebebiyet veren "karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme suçu" hukuki ve cezai yönlerden değerlendirilmiştir. "Karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verme suçunun cezalandırılması ve konkordato sürecindeki durumu ve sonuçları da tezde ele alınan diğer konulardır.
Muhasebe denetiminin Türk hukuk sistemindeki yerinin incelenmesi (İcra İflas Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Usul Kanunu açısından)
Muhasebe denetimi işletmelerin, mali tablolarının, mali durumuyla ilgili verilerin ve faaliyet sonuçlarının yasal düzenlemelere uygunluğunun denetlenmesidir. Bu kapsamda incelendiğinde muhasebe denetimi ve hukuk multidisipliner alanlardır. Bu alanların başlı başına birer çalışma alanı olduğu ve farklı anabilim dallarında çalışılması muhasebe denetimi ve hukuk disiplininin birbirinden nispeten soyutlanmasına neden olmuştur. Bu soyutlama neticesinde ortaya çıkan en büyük problem iyi bir hukukçunun mali denetim bilgisinin nispeten zayıf kalmasına, iyi bir mali denetimcinin ise hukuk bilgisinin nispeten zayıf kalmasına neden olmuştur. Doktora tezi kapsamında yapılan bu çalışmada muhasebe denetimi ve muhasebe denetiminin hukuki boyutu birlikte ele alınarak derinlemesine incelenmiştir. Çalışma neticesinde; Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilen muhasebe denetimi sürecinde denetlenen finansal tabloların Vergi Usul Kanunu'na göre işletme tarafından düzenlenen finansal tablolar olmadığı, bu tabloların yerine Kamu Gözetim Kurumu tarafından yayımlanmış olan muhasebe ve denetim standartları çerçevesinde hazırlanan finansal tabloların muhasebe denetiminde denetlenen tablolar olduğu, muhasebe ve finansal raporlama standartlarına göre hazırlanan finansal tablolar ticari kar (ticari bilanço) esasını benimserken Vergi Usul Kanunu'na göre hazırlanan tablolar ise mali kar (mali bilanço) esasını benimsediği, Türk Ticaret Kanunu'na göre gerçekleştirilmek istenen muhasebe denetimi Vergi Usul Kanunu kapsamında hazırlanan finansal tablolar üzerinden yapılamadığı için kanun koyucular tarafından işletmelerdeki finansal tabloların, defterlerin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Usul Kanunu açısından uyumluluğun sağlanacağı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Uluslararası inşaat sözleşmelerinde joint venture ve konsorsiyum
Son yıllarda inşaat sektöründe meydana gelen gelişmeler sonucu ülkemizde ve dünyada, inşaat firmaları yatırımlarını birbirleri ile işbirliği yaparak gerçekleştirmeye başlamışlardır. Dolayısıyla, joint venture ve konsorsiyum başta olmak üzere, bir çok ortaklık modeli, özellikle büyük yatırımları gerektiren ve yüksek risk barındıran inşaat sektöründe sıklıkla tercih edilmektedir. Bu sayede inşaat firmaları aynı zamanda kendi ülkelerinin dışında faaliyette bulunabilme ve farklı pazarları tanıyıp, buralarda iş yapabilme imkanına da sahip olmaktadır. Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde, projelerin finansmanı, uluslararası ihale prosedürleri, yabancı inşaat pazarlarına giriş engellerinin kaldırılması gibi hususlar bu modeller ile aşılabilmektedir. Türkiye'de ve dünyada, gerek inşaat alanında gerekse diğer ticari işlerde, joint venture ve konsorsiyumun bu kadar çok tercih edilmelerinin nedeni kolay kurulabilmeleri ve esnek bir hukuki yapıya sahip olmalarıdır. Değişik hukuk sistemlerine kolayca uyarlanabilen bu modeller, Türk hukuku bakımından Türk Borçlar Kanunu kapsamında adi şirket olarak değerlendirilmektedir.
Ticari işletmenin devri
Ticari işletme, ticaret hukukunun merkez kavramıdır. Ticaret hukuku bakımından bu denli önemi haiz olan ticari işletmenin sahipliğinin el değiştirmesi de, ticari hayatta oldukça önem arz etmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birlikte ticari işletmenin devri kurumu farklı bir yapıya bürünmüştür. Bu çalışmada Türk hukukunda ticari işletmenin devri, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ışığında, işlem sırasına riayet edilmek üzere, baştan sona etraflıca incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada, ticari işletmenin devrinin özel hukukun diğer alanlarına etkisine de değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticari işletme, ticari işletmenin devri, devir sözleşmesi, devreden, devralan.
Ticaret Sicili Müdürünü'nün inceleme görevi ve yetkisi"
Sürekli ve hızlı bir değişiklik içerisinde bulunan ticaret hayatının belirli bir düzen içerisine oturtulması, açık, şeffaf ve düzenli bir sistem içerisinde kaydedilerek kontrol edilmesi ile mümkün hale gelir. İşte bu noktada ticaret sicilinin önemi ortaya çıkmakta; ticaret ile iştigal eden kişilerin ticaret hayatını takip edebilmesi ile bu faaliyet alanında bulunan kişiler ile ilişki kuracak kişilerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde hareket etmesi açısından sicilin önemi büyüktür. Dolayısıyla bu sistemde kayıt altına alınacak hususların hukuka ve gerçeğe uygun olması gerekmekte olup, aksi halde sicil kayıtlarından kaynaklı zararların ortaya çıkması kuvvetle muhtemel olacaktır. Bu anlamda hukuka aykırı ve zararın meydana gelmesine sebep olacak bu kayıtların önüne geçilebilmesi amacıyla, kanun koyucu tarafından ticaret sicili müdürüne, ticaret siciline kaydedilmek istenen hususları inceleme görev ve yetkisi tanınmıştır. Bu sayede hukuka, gerçeğe, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve üçüncü kişileri yanıltabilecek hususların sicile tescil edilmesinin önüne geçilecek ve meydana çıkması muhtemel zararlar önlenmiş olacaktır. Bu anlamda konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi açısından çalışmamızın ilk bölümünde, genel olarak ticaret sicilini, tarihi gelişimini, sicilin özelliklerini ve benzer bazı sicillerle karşılaştırarak ortak ve farklı yönlerini ortaya koyduk. Tez konumuzun asıl kısmını da ihtiva eden ikinci bölümde ise, genel olarak ticaret sicili teşkilatını, ticaret sicili müdürünün konumunu, görev ile yetkilerini, yükümlülüklerini ve bunlara bağlanan hukukî sonuçları ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek ortaya koymaya gayret gösterdik. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, genel olarak ticaret sicili müdürünün sicilin tutulmasından kaynaklanan zararlardan sorumluluğu ile birlikte zararlardan doğrudan sorumlu tutulan Devlet ve ilgili odanın sorumluluğu konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticaret Sicili, Sicil Müdürü, İnceleme Yetkisi, Tescil, Sorumluluk.
Ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk
İnsanlar arasındaki etkileşim ve iletişimin hızla artması sonucu uyuşmazlıklar da artmış ve bu uyuşmazlıkların çözümü giderek karmaşık bir hal almıştır. Artan uyuşmazlıklar mahkemelerin iş yükünü de arttırmış, bu sebeple yargı yolu ile uyuşmazlıkların çözümü yetersiz kalmış ve bu durum insanları başka çözüm yolları aramaya yönlendirmiştir. Geçmişten beri insanlar uyuşmazlık çözümünde bilge, güvenilir, objektif ve tarafsız üçüncü kişiler aracılığıyla uyuşmazlık çözümünü benimsemiş ancak bu durum kurumsallaşmamıştır. Nihayet günümüzde, zaten insanlık tarihi kadar eski olan alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kurumsallaşmaya başlamıştır. Türk hukuk sistemimizde ilk kez 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile arabuluculuk, bir "alternatif uyuşmazlık çözüm" yolu olarak uygulanmaya başlanmıştır. Sonrasında bu kurum 12.10.2017 tarihinde kabul edilen ve 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile iş hukuku alanında "zorunlu" olarak uygulanmaya başlanmıştır. Alınan neticeler sonucu 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na eklenen 5/A maddesi gereğince 01.01.2019 tarihi itibariyle çalışmamızın konusu olan "ticari uyuşmazlıklarda" zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmamızda ticari uyuşmazlıklar için zorunlu hale gelen arabuluculuk kurumuna ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.
Ticari işletme kavramı ve korunması
Bu çalışmada öncelikle ticaret hukukunun Türk Hukuku'nda ve Karşılaştırmalı Hukuk'ta dayandığı temel esaslar incelenmiş (ticari iş, ticari hüküm, tacir esası), ardından ticari işletme örneklerine yer verilmiş, ticari işletmenin bütünlük ilkesine ticari işletmenin hukuki işlemlere konu olması bağlamında değinilmiş ve bu genel açıklamalardan sonra tezin ağırlık noktasını teşkil eden ticari işletmenin bir bütün olarak ve tekil unsurları yönünden (örneğin malvarlığı), yine kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde muhasebe düzeninin denetlenmesi, rekabetin kötüye kullanılmasına mâni olunması, ticari sırların muhafazası ve iflasa sürüklenmesine karşı alınabilecek tedbirler marifetiyle korunması incelenmiştir.
COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler açısından mücbir sebep değerlendirmesi
COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler kapsamında mücbir sebep kavramının sorumlunun kusurunu ortadan kaldırıp kaldırmadığı konusu önem arz etmektedir. Salgın beklenmeyen hal olmasıyla birlikte mücbir sebep teşkil edip etmediği hala tartışma konusudur. COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirler ve önemlerle ticari faaliyetleri ne yönde etkilediği, edimin ifası geçici/kalıcı olarak imkansızlaşması veya askıya alınabilmesi temerrüt hükümlerinin ne derecede uygulanıp uygulanmayacağı (uygulanamayacağı) sorusunu gündeme getirmektedir. Bu çalışma, edimin ifası imkansızlaşması/ geçici olarak imkansızlaşması COVID-19 salgını ile bir nedensellik ilişkisinin varlığı incelenmesi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, literatür taraması ile 14 Mart 2020 tarihinden bu yana Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen COVID-19 salgını neticesinde Türkiye tarafından yürürlüğe koyulan genelge, yönerge, yönetmelik, geçici madde ve kanunlar irdelenmiştir. Mücbir sebep nispi bir kavram olmasında kaynaklı olsa gerek, ispatı önem arz etmektedir. Bu anlamda, edimin ifası imkansızlaşması/kısmen imkansızlaşması veya aşırı ifa güçlüğü COVID-19 salgını ile ilişkili olduğunu ispat etmenin yanı sıra mücbir sebebin tüm karakteristiklerini taşıdığını ayrıca ispatı gerekmektedir. Bu bağlamda, peşinen COVID-19 salgınının mücbir sebep teşkil ettiği söylenemez. Oluşabilecek uyuşmazlıkları önleme adına Fransa'nın 2016 yılında yürürlüğe koymuş olduğu «öngörülemeyen durumlarda sözleşmelerin revize edilmesi» yönetmeliğin bir benzeri Kanun yapıcı tarafından ele alınması önerilmektedir. Uluslararası ticari faaliyetlerde bulunan Türk firmalarına, Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı olan Uluslararası ticaretin teşviki için Konseyi'nin sunmuş olduğu mücbir sebep sertifikasına benzer bir belge Ticaret Bakanlığı veya Ticaret Odaları tarafından düzenlenmesi Hukuki uyuşmazlıklarına çözüm olabileceğine kanaat getirilmiştir.
Uluslararası ticarette teslim şekillerinin damga vergisi yükümlülüğüne etkisi
Ülkemizin vergi sistemi içinde 1800'lü yıllardan itibaren yer almaya başlamış olan damga vergisi, aslen içeriğinde hukuki bir işlem yer alan kağıtları konu almaktadır. Damga vergisi, bireylerin birbirleriyle veya devlet ile gerçekleştirdikleri medeni ya da ticari alandaki yasal süreçler için hazırlanan kâğıtlarla ilgili olarak alınır. Söz konusu yasal süreçler için herhangi bir kâğıt düzenlemesi gerçekleşmezse damga vergisinden muaf olacaktır. Böylece, damga vergisinin yükümlendirdiği iktisadi öge, yani konusu yasal süreçlerin dayanağını gösteren kağıt ve belgelerdir. "Kağıtlar" teriminin herhangi bir durumun ispatı amacı ile ya da belli etme amaçlı sunulabilmesi mümkün olan belgeler olduğu ve bu yazılı kağıtlardan da damga vergisi alınmasının uygun olduğu Damga Vergisi Kanunu'nun ilk maddesinde, söz konusu yasa ile açıklanmıştır. Bu belgeler (kâğıtlar); gerek kişilerin kendi aralarındaki gerekse devletle yapmış oldukları birtakım hukuki işlemleri göstermek için düzenlenmektedir. Bu çalışmada uluslararası ticarette teslim şekillerinin damga vergisi yükümlülüğüne etkisi incelenmiştir.
Vergi Hukukunda kişilik kavramı ve kişiliğe ilişkin sorunlar
III ÖZET Vergi Hukuku vergiyi doğuran olayla muhatap olan tüm gerçek ve tüzel kişilerin muhatap olduğu kamu hukuku dalıdır. Vergiyi doğuran olayla başlayan vergilendirme süreci tüm aşamalarında vergi kanunlarıyla ilişki içindedir. Bu ilişki içinde yer alanlar ise gerçek ve tüzel kişilerdir. Vergi hukukunda kişilik kavramı bu çalışmada ele alınmıştır. Ancak vergi hukukundaki kişilik kavramı da Medeni hukukundaki kişilik kavramları üzerine inşa edilmiştir. Medeni hukuk anlamında gerçek kişilik, insanın tam ve sağ olarak doğumuyla başlamaktadır. Tüzel kişilik ise ticaret siciline tescil ve ilanla kazanılan ve medeni hukukta yer alan bir kavramdır. Medeni kanunumuz tüzel kişiliğin ne olduğu tanımlar, dernek ve vakıflara yer verir. Diğer tüzel kişilik türleri olan ticaret şirketleri ise ticaret hukukunun alanına girmektedir. Vergi hukuku tüm bu hukuk dallarındaki kişilik kavramım alarak mükellef dediğimiz kavramı yaratmıştır. İşte bu çalışmayla Türk özel hukukundan faydalanılarak vergi hukukunda kişilik kavramı ortaya konulup buna ilişkin sorunlar araştırılacaktır.
Kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatı alanında yaşanan gelişmeler
Hukuk sistemimizde, kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını kazandığı durumlar 6102 sayılı Ticaret Kanunu'nun 16. maddesi ile düzenlenmiştir. TTK madde 16 ile 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu'nun kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını düzenleyen 18.maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni düzenlemeler ve gelişmeler doğrultusunda kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatının incelenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. TTK'nın 16.maddesinin ikinci fıkrasında tacir sıfatını kazanamayacak kamu tüzel kişileri düzenlenmiştir.Maddenin ikinci paragrafında kamu tüzel kişilerinin tamamını kapsayacak şekilde geniş bir ifadeye yer verilmiştir. TTK'nın 195.maddesinde ise kamu tüzel kişileri bakımından herhangi bir ayrıma gidilmeden hâkim teşebbüsün tacir sayılacağı kabul edilmiştir. Kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını düzenleyen bu iki madde görünürde birbiri ile çelişmektedir. Çalışmamızın amacı; TTK madde 16 ve madde 195 kapsamında kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını kazandığı durumların belirlenmesidir. Ayrıca kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatının sonuçları tartışılacaktır. Anahtar kelimeler: Kamu tüzel kişisi, Tacir, Hâkim Teşebbüs, Şirketler Topluluğu.
İşletme yöneticilerinin ticari belgelerin tanzim ve hukuki süreçlerine ilişkin bilgi ve algı düzeyleri üzerine bir araştırma
Bu tez çalışması ile işletme yöneticilerinin ticari belge tanzim ve hukuki süreçlerine ilişkin bilgi ve algı düzeyleri ortaya konmaya çalışılmıştır. İşletme yöneticileri içinde faaliyet gösterdikleri ülkenin hukuki kurallarına göre iş piyasası ve iş hayatında faaliyet gösterirler. Ve bu kurallar ticari hayat içinde onlar için en önemli bağlayıcı normlardır. Bu çalışma ilgi ticaret hukukunun iş hayatında en önemli faaliyet ve uygulama alanı bulan ticari belge tanzimi ve hukuki süreçlerinin yöneticiler tarafından ne seviyede algılandığının ortaya konması amaçlanmıştır. Tez çalışma dört bölümden oluşturulmuştur. İlk bölümümüz giriş bölümüdür. İkinci bölümde yönetim konuları, ticari belgeye ilişkin hukuki argümanlara yer verilmiştir. Üçüncü bölüm uygulama bölümüdür. Dördüncü bölümde ise sonuç ve yorumlara yer verilmiştir.
Halka açık anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu
Anonim ortaklıklarda yönetim ve temsil organı yönetim kuruludur. Yönetim kurulu oldukça geniş yetkilere sahip bir organdır. Bu nedenle yönetim kurulu üyeleri için yetkileriyle orantılı olarak sorumluluk öngörülmesi gerekir. Aksi halde yönetim ve temsil yetkisinin kötüye kullanımı söz konusu olabilir. Bu çerçevede Türk Ticaret Kanunu'nda ve Sermaye Piyasası mevzuatında yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektiren hükümlere yer verilmiştir. Biz de üç bölümden oluşan bu çalışmamızda anonim ortaklığın bir türü olan halka açık anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluklarından bahsedeceğiz.Çalışmamızda Yeni Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası mevzuatı ve Kurumsal Yönetim İlkeleri esas alınmıştır. Bununla birlikte Yeni Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan düzenlemelerden bahsederken söz konusu hükümlerin Eski Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan karşılıklarına ve arada farklılıklar söz konusu ise bu hususlara değinilecektir.Çalışmamızın birinci bölümü iki ana başlıktan oluşmaktadır. Birinci ana başlıkta sorumluluğun nedenlerinin anlaşılabilmesi için bir kurul organ olarak yönetim kurulundan, yönetim kurulu üyelerinin görev ve yetkilerinden bahsedeceğiz. İkinci ana başlıkta ise yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğun hukuki temelleri üzerinde duracağız.Çalışmanın ikinci bölümünde ise yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluğunu gerektiren halleri ile hukuki sorumluluğun şartlarından bahsedilecektir.Yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu bakımından uygulamada bir takım özel durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu nedenle çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümünde söz konusu özel durumlarda yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu ele alınacaktır. Bu bölümde son olarak halka açık anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunu sona erdiren nedenler ele alınacaktır.Yönetim kurulu üyelerinin kanun ve esas sözleşmede öngörülen şartları taşıyan kimseler arasından seçilmesi gerekir. Üyeler kanun ve esas sözleşme ile kendilerine yüklenmiş görevleri yerine getirmek zorundadır.Hukukumuzda yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu akdi sorumluluktan ya da haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanabilir. Üyelerin sorumluluğuna ilişkin çok sayıda düzenleme yer almaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin yönetim ve temsil görevini yerine getirirken birçok nedenden dolayı hukuki sorumluluğu söz konusu olabilir.Sorumluluğu gerektiren hallerin varlığında, ortaklık tüzel kişiliği, pay sahipleri, alacaklılar, katılma intifa senetleri sahipleri ile oydan yoksun pay senedi sahiplerinin ve ortaklığın iflası halinde iflas idaresinin dava açma hakkı vardır. Yönetim kurulu üyelerinin zamanaşımı, sulh sözleşmesi, ibra, hak düşürücü süre ya da sigorta yapılmış olması nedeniyle sorumluluktan kurtulması mümkündür.Anahtar Kelimeler:1. Halka Açık Anonim Ortaklık2. Yönetim Kurulu Üyeleri3. Hukuki Sorumluluk4. Ticaret Kanunu5. Sermaye Piyasası Mevzuatı.
Avrupa Birliği hukukunda elektronik ticaretin regülasyonu ve Türk hukukuna regülasyon önerileri
Dijital dönüşümün merkezinde yer alan platform ekonomisi; ağ etkileri, veri temelli pazar gücü ve sınır aşan yapısıyla geleneksel hukuk mekanizmalarını işlevsiz kılmakta ve "hukukun teknolojiye ayak uyduramaması" (pacing problem) sorununu derinleştirmektedir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'nin Dijital Piyasalar Yasası (DMA) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile geliştirdiği yeni nesil kurallar, regülasyon teorisi ışığında analiz edilerek Türk hukuku ile karşılaştırmalı bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Çalışmada öncelikle siber özgürlükçülük, siberpaternalizm ve ağ komüniteryanizmi teorileri incelenmiş; emir ve kontrol, piyasa temelli, mutabakata dayalı ve sözleşme ile tasarım yoluyla regülasyon yöntemlerinin dijital piyasalardaki etkinliği tartışılmıştır. Bu kapsamda DMA'nın, rekabet hukukunun ex-post müdahale yetersizliğini gidermek amacıyla eşik bekçisi kavramı üzerinden kurguladığı ex-ante düzenleme modeli ile DSA'nın sorumluluktan hesap verebilirliğe geçişi sağlayan risk temelli ve çok katmanlı denetim mimarisinin, hibrit bir regülasyon anlayışını temsil ettiği tespit edilmiştir. Türk hukuku incelendiğinde, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve 5651 sayılı Kanun'da yapılan değişikliklere rağmen, yaklaşımın büyük ölçüde parçalı, reaktif ve katı nicel eşiklere dayalı bir emir ve kontrol mekanizmasına sıkıştığı görülmektedir. Tezin temel argümanı, Türk hukukunun dijital piyasalarda rekabet edilebilirliği ve temel hakları güvence altına almak için, salt yasaklamalara dayalı rejimden; sistemsel risk yönetimine, algoritmik şeffaflığa ve tasarım yoluyla regülasyon ilkelerine dayalı bütüncül bir modele evrilmesi gerektiğidir. Çalışma sonucunda, bu dönüşüm için güvenilir işaretçi mekanizması, bağımsız denetim ve iç uyum birimi içeren somut de lege ferenda öneriler üzerinden somut bir reform haritası sunulmaktadır.
Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortalarında tazminat hakkından vazgeçilmesi
İcat edildiği tarihten bu yana hayatımızın vazgeçilmez birer parçası haline gelen motorlu taşıtlar, karayolunda işletilirken bir kişinin ya da bir şeyin zarara uğramasına neden olabilmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca işletenlerin Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırması zorunlu tutulmuştur. Gerçekleşen trafik kazası nedeniyle zarar görenin, sigorta ettiren ile sigortacı arasında akdedilen zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinde belirlenen sigorta tutarıyla sınırlı olmak üzere sigortacıya doğrudan doğruya talep ve dava hakkı bulunmakta olup zararının giderilmesi amacıyla tazminat talep edebilmesi mümkündür. Ancak zarar gören çeşitli sebeplerle tazminat talep etme hakkından vazgeçebilmekte, zararına karşılık gelen tutardan daha azına razı olmak suretiyle sorumluları ibra edebilmekte yahut bazı hukuki kurumların doğurduğu sonuçlarla tazminat hakkından vazgeçmiş sayılabilmektedir. Hukuki açıdan çeşitli yansımaları bulunan bu gibi durumlar kimi zaman haksız sonuçlar doğurabilmekte ve bazı tartışmaları gündeme getirmektedir. Bu çalışmada öncelikle sigorta türleri içerisinde karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasının yeri ve hukuki niteliği ele alınacak, ardından karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasında sorumluluğa ve tazminat hakkına ilişkin esaslar incelenecektir. Son olarak karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamıyla sınırlı olmak üzere tazminat hakkından vazgeçilmesi yahut vazgeçilmiş sayılması sonucu doğuran haller ele alınacaktır. Bu hallerden özellikle uzlaştırma kurumu üzerinde durulacak; trafik kazası sonucunda üçüncü kişinin yaralanmasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca taksirle yaralama suçuna vücut vermesi sebebiyle, tarafların uzlaşmaları halinde bir daha tazminat davası açılmasının mümkün olup olmadığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253/19 ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 111 hükümleri de göz önüne alınmak ve çeşitli yargı kararlarına da yer verilmek suretiyle tartışılmaya çalışılacaktır.
Marka lisansı sözleşmeleri
Marka lisansı sözleşmesi, lisans verenin sözleşme hükümleri çerçevesinde markadan doğan kullanma hakkını lisans alana verdiği ve buna karşılık lisans alanın ise bir bedel ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği bir sözleşmedir. Tarafların yükümlülükleri süreye yayılmış olduğundan, marka lisansı sözleşmesi taraflar arasında sürekli borç ilişkisi kurmaktadır. Marka lisansı sözleşmesinde, marka hakkının devri değil, bu hakkın kullanılmasının devri söz konusu olduğu için, sözleşmenin borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.Tescilli veya tescilsiz bir markanın ya da bir marka tescil başvurusunun lisans sözleşmesine konu olması mümkündür. Bugün yürürlükte olan yasal mevzuatta, tescilli bir markanın lisansa verilebileceği öngörülmüş ve buna ilişkin çeşitli hükümler sevk edilmiştir. Buna karşın, lisans sözleşmesi bir bütün olarak düzenlenmemiştir. Bundan dolayı, lisans hakkının ve marka lisansı sözleşmesinin hukuki niteliği doktrinde tartışılmış, ancak görüş birliği sağlanamamıştır.Marka lisansı sözleşmesi isimsiz sözleşmeler arasında yer alan, kendine özgü yapısı olan bir sözleşmedir. Doktrinde baskın görüş, lisans hakkını nispi bir hak olarak değerlendirmektedir. Marka lisansı sözleşmesinin, sözleşmenin tarafları arasında nispi nitelikte hak ve borç yaratan, üçüncü kişilere karşı etki doğurmayan, marka hakkının sağladığı korumadan lisans alana yararlanma imkânı vermeyen ancak kanunda öngörüldüğü ölçüde hakkı ihlal eden herkese karşı ileri sürülebilecek sözleşmesel bir ilişki olduğu kabul edilmektedir.Bu çalışmada, marka lisansı sözleşmesinin tanımı, unsurları, türleri, şekli ve tescili, hukuki niteliği ve benzer sözleşmelerle arasındaki ilişki üzerinde durulmak suretiyle, sözleşmenin yapısına ve sözleşme hukuku içerisindeki yerine açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
İpotek teminatlı konut finansman sözleşmesinin hukuki niteliği
5582 sayılı yasa ile bir çok kanunda değişiklikler ve eklemeler yapılarak ülkemizdeki konut finansman sistemine ilişkin esaslı düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelere ile bir taraftan konut finansmanına kaynak sağlamak için ipotek teminatlarıyla bir havuz oluşturulmak suretiyle özel amaçlı fonun (ipotek teminatlı menkul kıymetler ve ipoteğe dayalı menkul kıymetler) oluşumuna ve yatırımcının korunmasına ilişkin düzenlemeler getirilirken, diğer taraftan ise konut finansman sözleşmesinin tarafı olan finans kurumu ile tüketici arasındaki ilişki düzenlenmiştir.
Anonim şirket ortağının kar payı
Bu çalışma, anonim şirket pay sahibinin kâr payının sınırlarını ve bunun verdiği hakları ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.Birinci bölümde kâr ve kâr payı kavramlarına ana hatlarıyla ve konumuz açısından mihenk taşı olan kâr payının müktesep hak niteliği ile kâr payı hakkının doğumu konularına değinilmiştir.İkinci bölümde, pay sahiplerine kâr payı dağıtımı halka açık anonim şirketlerde ve halka kapalı anonim şirketlerde olmak üzere ayrı ayrı incelenmiş, bunun yanında ikinci bölümde 6102 sayılı Kanunla halka açık olmayan anonim şirketlerde de uygulama alanı bulacak olan kâr payı avansı konularına değinilmiştir.Üçüncü ve son bölümde kâr payı dağıtılmasını kısıtlayan unsurlar ile kâr payı hakkının sona ermesi konuları ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler1.Kâr Payı2.Pay Sahibi3.Anonim Şirket
Varlık yönetim şirketleri
Varlık yönetim şirketleri, bankalar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve diğer finansal kuruluşların sorunlu varlıklarını satın alıp çözümleyen, ya da bu varlıkların çözümlenmesi amacıyla söz konusu kuruluşlara danışmanık ve aracılık hizmeti veren; sermaye piyasası mevzuatının öngördüğü izinleri aldığı takdirde sermaye piyasasında da faaliyet gösterebilecek finansal kuruluşlardır. Şirketin anonim şirketi statüsünde kurulması sonucu, Bankacılık Kanunu ve Varlık Yönetim Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin özel hükümleri yanında Türk Ticaret Kanunun anonim şirketi düzenleyen hükümleri de uygulama alanı bulacaktır.Şirketin kuruluş ve faaliyete geçme aşamaları ayrılmış; kuruluşları ile ana sözleşme değişiklikleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, faaliyete geçmesi ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu iznine bağlanmıştır. Ayrıca şirket ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu arasındaki ortaklık ilişkisi de düzenlenmiştir. Bu kapsamda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun paylarının en az yüzde yirmisine sahip bulunduğu varlık yönetim şirketinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'dan devraldığı alacaklarla ilgili Bankacılık Kanunu m.132/8 ve 138/5 hükümlerinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na tanınan hak ve yetkilerden yararlanacağını da öngörülmüştür. Hüküm ile hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğmaması için bu alacakların fon alacağı olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir.İlgili düzenlemelerde varlık yönetim şirketlerin faaliyet konusu sorunlu varlıklar ile sınırlanmamıştır. Uygulamada hangi alacakların ne ölçüde sorunlu hale geldiği Bankalarca Kredilerin ve Diğer Alacakların Niteliklerinin Belirlenmesi ve Bunlar İçin Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ve banka ve diğer finansal kuruluşlar tarafından benimsenen karşılık ayırma ilkeleri çerçevesinde anlaşılabilecektir. Varlık yönetim şirketlerinin Yönetmelik ile sınırlı olarak sayılan faaliyetleri genel olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve diğer finansal kuruluşların varlıklarının satın alınması, tahsil edilmesi, yeniden yapılandırılması ve satılması ile bu hususlarda aracılık ve danışmanlık yapılmasıdır. Anılan faaliyetler kapsamında gerçekleştilebilecek işlemlerin hukuki nitelikleri ise oldukça çeşitli olup, tipik sözleşmeler yanında atipik sözleşme türlerine de dahil olabilmektedir. Hukuki niteliği ne olursa olsun söz konusu ilişkiler bakımından ortaya çıkabilecek hukuki sorunlar ise, sözleşme öncesi ve sonrası aydınlatma yükümlülüğü ile bankacılık sırrının korunması konuları etrafında toplanabilecektir.
Anonim ortaklıklarda sermaye payının iadesi yasağı
Anonim ortaklıklar alacaklılarına karşı yalnızca malvarlığı ile sorumludur. Alacaklılar alacaklarını ortaklık malvarlığından alamadıkları takdirde pay sahiplerine başvuramazlar. Bu sebeple Kanunda malvarlığının eksiksiz şekilde ortaklığa koyulması ve ortaklık bünyesinde muhafazasını sağlamaya yönelik çeşitli hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerle bazı malvarlığı değerleri üzerinde ortaklığın ve pay sahiplerinin tasarruf yetkisi sınırlandırılmıştır. Sermayenin iadesi yasağı da anonim ortaklıklarda esas sermayenin eksiksiz teşekkülü ve ortaklık bünyesinde muhafaza edilmesi amacıyla konulmuş düzenlemelerden biridir. Bu hükümle ortaklık esas sermayesinin pay sahiplerine iadesi önlenir.
Brüksel tüzüğü bağlamında derdestlik
Bu tez, temelleri Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının 220. Maddesine dayanan, Avrupa Medeni Usul Hukukunun yeknesaklaştırma çalışmalarının en önemli adımlarından birisi olan, ?Özel Hukuk ve Ticaret Hukuku Konularında Yargı Yetkisi, Yargı Kararlarının Tanınması ve Tenfizine Dair 22 Aralık 2000 tarih ve 44/2001 sayılı Avrupa Topluluğu Konsey Tüzüğü? (Brüksel Tüzüğü) bağlamında derdestlik kurumunu incelemek amacıyla hazırlanmıştır.Tezin birinci bölümünde, derdestlik kavramı, iç hukukta derdestlik ve yabancı derdestlik kavramları incelenmiş, derdestlik kurumuna ilişkin doktrinsel tartışmalara değinilmiştir. İkinci bölümde, Avrupa Birliği hukukunda özel hukuk ve ticaret hukuku alanında derdestliğe ilişkin hükümler içeren düzenlemeler incelenmiştir. Bu düzenlemeler sırasıyla, ?Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Brüksel Sözleşmesi?, ?Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Lugano Sözleşmesi? ve Brüksel Tüzüğüdür. Tezin üçüncü bölümünde ise, Brüksel Tüzüğünde derdestliğe ilişkin hükümler incelenmiş ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı kararlarında Brüksel tüzüğünde derdestliğe ilişkin önemli görülen bazı davalar özetlenmek suretiyle tüzükteki derdestlik kurumunun uygulamaya nasıl yansıdığı incelenmiştir.Avrupa Birliği Usul hukukunun yeknesaklaştırılması çalışmalarının en önemli aşamalarından birisi olan Brüksel Tüzüğünde öngörülen derdestlik kurumu, Avrupa Toplulukları Adalet Divanının yorumlarıyla daha da güçlenmiş ve uygulamadaki belirsizlikler azalmıştır. Bu sayede topluluğa üye ülkeler arasındaki karşılıklı güven artmış, çelişkili yargı kararlarının ortaya çıkması riski de azaltılmıştır. Farklı üye ülke mahkemelerinde verilen mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi için ortaya çıkması muhtemel çelişkili yargı kararları azaltılmak suretiyle, özel hukukta adli işbirliği ve mahkeme kararlarının serbest dolaşımına dair önemli bir adım atılmıştır.
Mevduatın çekilmesine engel haller
Mevduat sahiplerinin bankalardaki mevduatlarını geri alma haklarının hiçbir şekilde sınırlandırılamayacağına, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 61. maddesinde emredici olarak yer verilmiştir. Aynı nitelikte hükme, 5411 sayılı Kanundan önceki bankalar kanunlarında da yer verilmiştir.Mevduatın hesap sahipleri tarafından istenildiği zaman çekilebilmesi kural olandır. Bu kurala ilişkin bazı istisnalara, diğer bir deyişle mevduatın çekilmesine engel teşkil eden hallere Bankacılık Kanununda yer verilmiştir. Bankacılık Kanununda yer verilen haller, uygulamada en sık karşılaşılan hallerdendir. Ancak mevduatın çekilmesine engel haller, Bankacılık Kanununda sayılan sebeplerle sınırlı değildir. Başka kanunlarda düzenlenip de Bankacılık Kanunundan sayılmayan ancak mevduatın çekilmesine engel teşkil eden haller mevcuttur. Mevduatın çekilmesine engel hallerin incelendiği bu çalışmada konu üç bölüm olarak incelenmiştir.Birinci bölümde, mevduatın tarifi yapılarak unsurları tek tek ele alınmıştır. Bu unsurlardan en önemlisinin, tezimizin konusunu ilgilendiren mevduatın iade edilmesi olduğu vurgulanmıştır. Daha sonra doktrinde yer alan tartışmalarla birlikte yargı kararlarına da atıf yapılmak suretiyle mevduatın hukuki niteliğine ilişkin görüşlere ve en son da kendi görüşümüze yer verilmiştir. Mevduatın vade ve türleri de bu bölümde ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Son olarak mevduatın bankadan çekilebilme serbestîsi incelenmiştir. Mevduatın bankadan çekilme şekilleri başlıklar altında incelenmiştir. ikinci bölümde, Bankacılık Kanununun 61. maddesinde zikredilen ve tezimizin konusunu teşkil eden mevduatın çekilmesine engel hallere ayrı başlıklar altında yer verilmiştir. Bu haller gerek yasal dayanakları gerekse örnek yargı kararlarıyla ele alınarak incelenmiştir. Bankacılık Kanununun 62. maddesinde düzenlenen mevduatın zamanaşımına uğramasına da, tasarruf sahiplerinin mevduatlarına kavuşmasını engelleyen diğer bir hal olarak ikinci bölümde yer verilmiştir. Tezimizin üçüncü bölümünde, Bankacılık Kanununda yer almayıp da diğer kanunlarda yer alan ve mevduatın çekilmesine ve tasarruf sahibinin hesapta tek başına hareket etmesine engel teşkil eden haller ayrı başlıklar altında ve yine örnek yargı kararlarıyla ele alınarak incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Banka2.Mevduat3.Mevduat hesabı4.Mevduatın çekilmesi5.Hesapta tasarruf yetkisi